Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Özen Borcu

“6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ortaklık işlerini görürken özenli bir anonim şirket yöneticisi gibi hareket etmelerini aramıştır. Özen borcu, hem yönetim kurulu üyelerinin işlem ve eylemlerinde kusurlu olup olmadıklarını saptamaya yarayan bir ölçü hem de yönetim kurulu üyelerine kanun ya da esas sözleşmenin öngördüğü sair görevler yanında yüklenmiş bağımsız bir borçtur. Özen borcunu gereği gibi yerine getirmeyen yönetim kurulu üyesi; ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklarına karşı akde aykırılık sebebiyle sorumlu olurlar. 

Yönetim kurulu üyelerinin özen borcunu düzenleyen 6762 sayılı TTK’nın 320. maddesine göre; “İdare meclisi azalarının şirket işlerinde gösterecekleri dikkat ve basiret hakkında Borçlar Kanununun 528 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü tatbik olunur.” TTK’nın 320. maddesinin atıf yaptığı ve adi şirket ortağının özen borcunu düzenleyen 818 sayılı Borçlar Kanunun 528/2. maddesine göre şirket işlerini ücretle gören ortağın özen borcu vekilin özen borcu hususundaki hükümlere tabidir. Vekilin özen borcu ile ilgili BK’nın 390. maddesi de işçinin özen borcunu düzenleyen BK’nın 321. maddesine atıf yaptığı için yönetim kurulu üyesinin işçinin göstermekle yükümlü olduğu özeni göstermek zorunda olduğu sonucuna varılmaktadır. BK’nın 321. maddesine göre “İşçi, taahhüt ettiği şeyi ihtimam ile ifaya mecburdur. Kasıt veya ihmal ve dikkatsizlik ile iş sahibine iras ettiği zarardan mesuldür. İşçiye terettüp eden ihtimamın derecesi, akde göre tayin olunur ve işçinin o iş için muktazi olup iş sahibinin malümu olan veya olması icabeden malümatı derecesi ve mesleki vukufu kezalik istidat ve evsafı gözetebilir.” Görüldüğü üzere BK’nın 321. maddesi esas itibariyle objektif bir özen ölçüsü koymakta, bir yandan da bazı sübjektif unsurlara önem atfetmektedir. 
Özen yükümlülüğünün belirlenmesinde ölçü, ortalama bilgi ve yeteneğe sahip bir yöneticinin aynı şartlar altında seçeceği hareket tarzına uygun davranan bir yönetim kurulu üyesinin kendinden beklenen özeni göstermesidir. Özen ölçüsü aynı nitelikteki anonim şirket yöneticileri için aynıdır. Aynı nitelik ve büyüklükteki bir anonim şirket yöneticisinin aynı somut olayda göstermesi gereken özeni göstermeyen yönetim kurulu üyesi hem davranışlarında kusurlu sayılır hem de özen borcunu ihlal etmiş olur. (Poroyy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2009, s.337 vd.).

Öte yandan kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, 6762 sayılı TTK yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim 6762 sayılı TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. 

Dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları anılan yasa maddelerine göre belirlenmelidir. 
Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında: davalıların dava dışı Gökay Soğuk Hava Tesisleri San. ve Tic. A.Ş.’ye ait Aşağısöğütönü Köyü 1352 parselde kayıtlı taşınmazı 10.05.2006 tarihinde 1.300.000,00 TL bedelle sattıkları, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazın satış tarihindeki değerinin 1.623.618,00 TL olduğunun tespit edildiği, her ne kadar davalılar, şirketin içinde bulunduğu maddi sıkıntı ve nakit ihtiyacı dikkate alındığında dava konusu taşınmazın satılmasının doğru bir karar olduğunu, şirketin daha vahim duruma gelmesini ve icra takiplerine uğramasını önlemek amacıyla taşınmazı en uygun fiyata satarak dava dışı şirketi iflastan kurtardıklarını, keyfi şekilde hareket etmediklerini ve basiretli bir tacir gibi hareket ettiklerini iddia etmiş iseler de dava dışı şirketin maddi sıkıntı içinde olduğu ve nakit ihtiyacı bulunduğu dolayısıyla dava konusu taşınmazın acil ihtiyaçları karşılamak ve iflastan kurtarmak için satıldığını ispatlayamamışlardır. Bu durumda şirketin yöneticileri olan davalılar özen yükümlülüğünü yerine getirmemeleri ve dava dışı şirketin zarara uğramasına sebep olmaları nedeniyle kusurludurlar. 6762 sayılı TTK’nın 338. maddesi gereğince kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri için dava dışı şirketin uğradığı zarardan davalılar sorumludurlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2017/4, K:2017/1051, T:31.05.2017

6762 sayılı TTK’nın 320’nci maddesinden ayrılan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 369. maddesini ve gerekçesini incelemek için tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir