Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Kar Payı Alma Hakkı – Aslı Elif Gürbüz Usluel

Yrd. Doç.Dr. Aslı Elif GÜRBÜZ USLUEL tarafından hazırlanan “Anonim Şirketlerde  Pay Sahibinin Kâr Payı Alma Hakkı” adlı eser, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanmıştır.

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

GİRİŞ
Pay sahibinin, anonim şirkete (AŞ) ödediği sermaye karşılığında şirketten beklentilerinden biri de kâr elde etmektir. Gerçekten de, birikimini ya da herhangi bir malvarlığı değerini AŞ’ye yatıran pay sahibinin en önemli hakkı, şirket tasfiye sürecine girmediği sürece, yıllık kazanca katılmak ve kâr payını almaktır. Dolayısıyla, AŞ’lerde kâr payı alma hakkı pay sahiplerinin en önemli mali hakları arasında yer alır.

Şirket bakımından ise, ticaret hayatında kredibilitesinin yüksek olması ve şirketin piyasada güvenilirlik sağlaması oldukça önemlidir. AŞ’nin piyasada bu güveni sağlamasının bir yolu, iyi girişimlerde bulunup, bunun sonuçlarını alması ve pay sahiplerine bunu kâr olarak da- ğıtmasıdır. Şirketin uzun süreler kâr dağıtmaması, bu şirkete yatırım yapmak isteyecek yatırımcıların sayısını azaltır. Bu nedenle, özellikle şirket yöneticilerinin kâr payı dağıtımına ilişkin olarak, gerekli kârı da- ğıtmak suretiyle mevcut yatırımcılarını koruma ile şirket için gerekli yedek akçeleri ayırma konusunda dengeyi iyi sağlamaları gerekmektedir (Steiger K.: Der Anspruch des Aktionärs auf die Dividende, Bern 1947, s. 4.). Zira pay sahiplerine şirket kaynaklarını aşan kâr payı dağıtımı yapılması sermayenin iadesi yasağını ihlal ederken, şirketin kazancının tümünün sürekli olarak yatırımlara ayırması ise pay sahibinin kâr payı alma hakkını ihlal edecektir.

Türk Ticaret Kanunu (TTK), kâr dağıtımında ve kâr payı alma hakkında önceliği genel kanuni ve esas sözleşmesel yedek akçelere vermekte, pay sahibine kâr payı dağıtılmasını ikinci plana atmakta ve söz konusu yedek akçelerle pay sahibinin kâr payı alma hakkını sınırlandırılmaktadır. Esasen özellikle finans öğretisinde (Bu konuya ilişkin bkz. aşa. Dördüncü Bölüm/§6/VII/A/1.a.) ileri sürülen görüşlerden bazılarına göre, şirketin kâr dağıtımının sınırlandırması ve kazancını yatırımlarına yöneltmesi, şirket değerini arttıracağından, pay sahiplerine kâr dağıtılmasından çok daha büyük bir getiri sağlamaktadır. Dolayısıyla, özellikle büyümekte olan şirketler açısından kâr dağıtımı yapmak yerine yıllık kârın yatırımlara odaklanması ve şirket değerinin arttırılması önerilmektedir. Ancak ortaklık kontrolünün, ortaklardan birisi veya birkaçının elinde olması halinde ya da Türkiye’deki gibi halka açıklık oranının düşük olduğu HAAŞ’de, kârın yedek akçeye ayrılması, hakim ortağın suistimallerine açık bir yapıyı da oluşturabilir. Öte yandan, vergi, muhasebe, finans alanlarının da kapsamına giren kâr payı ve dağıtımında, pay sahibinin anılan hakkının ihlal edilmesi halinde yasal düzenlemelerle gündeme gelecek yaptırımlar, konunun önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, pay sahibinin kâr payı alma hakkının TTK ve özel düzenlemeler kapsamında hukuki açıdan ayrıntılı olarak değerlendirilmesi önemlidir.

I. KÂR PAYI KAVRAMI
Kâr payı esas olarak, kârın, pay sahibine şirket tarafından ödenebilen ve miktarı belli edilmiş, dağıtılmasına genel kurul tarafından karar verilen kısmını oluşturur (Birsel, M.: Yargıtay Kararlarının Işığı Altında Şirket Kârı Konusunda Anonim Şirket ile Pay Sahibi Arasındaki Menfaat Çatışması, Ankara 1971, s. 10.). Başka bir ifadeyle kâr payı, payın hukuki semeresi ve belli dönemlerde ona bağlı olarak ortaya çıkan mali nitelikteki geliridirArslanlı, H.: Anonim Şirketler, C. IV-V, İstanbul 1960, s. 212.). Diğer bir tanıma göre ise kâr payı, paydan doğan ve şarta bağlı bir taleptir. Zira bir faaliyet dönemi sonunda şirketin kâr elde edip etmeyeceği belirsizdir. Dolayısıyla kâr payı alma hakkı açısından şart, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 170/1’e göre geciktirici niteliktedir (Pulaşlı, H.: Şirketler Hukuku Şerhi, C.II, Ankara 2015, § 37 N. 10.).

Kâr payı, faiz, kira gibi bir yatırım geliri olmakla birlikte, özellikle faiz ve kâr payının birbirinden çok farklı kavramlar olduğu belirtilmelidir (Bu konuya ilişkin bkz. Birsel, M.T.: Ekonomik Yönden İşletme Kârı ve Önemi, İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Dergisi 1966, S. 3, s. 47.). Zira bir AŞ faaliyet dönemi sonunda kâr elde etmediyse, serbest yedek akçesinde kâr payı dağıtmak için yeterli miktar bulunmuyorsa ya da şirket genel kurulunda o sene için kâr dağıtmama kararı alınmışsa, kâr dağıtılmaz (Bu konuya ilişkin aksi görüşler için bkz. aşa. İkinci Bölüm/§ 2./II.). Buna karşın, faaliyet döneminde kâr elde edilmemiş olsa dahi AŞ şartların gerçekleşmiş olması halinde faiz ödeyecektir (Ateşağaoğlu, E.: Vergi Hukuku Bakımından Anonim Şirketlerde Kâr Payı Dağıtımı, İstanbul 2012 s. 21.). Ayrıca, belirlenen kâr payı miktarı her sene için değişmekle birlikte, faiz belirli bir oranda ödenir (Ateşağaoğlu, s. 21 dn. 46’da anılan yazar.).

Pay sahiplerinin kâr payı, ancak ayrılması gerekli yedek akçeler ayrıldıktan sonra, esas sözleşmede belirlenen ya da genel kurulda kararlaştırılan oran üzerinden dağıtılır. Kâr payının dağıtılmasında, esas sözleşmede aksi öngörülmediği sürece, payın itibari değeri değil, pay sahibinin şirkete payıyla ilgili yaptığı ödemeler dikkate alınır.

Kâr payı kavramı ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, bunun özellikle pay sahipleri, alacaklılar ve şirket açısından farklı anlamlar ifade ettiği görülür. Gerçekten de özellikle küçük pay sahipleri açısından şirketin yönetim faaliyetine katılmak çok önemli olmayabilir. Genellikle bu pay sahipleri için sene sonunda, yatırımları karşılığında alacakları kâr payı önem taşır. Dolayısıyla bu pay sahipleri, yatırım yapacakları şirketleri seçerken özellikle hangi şirketin, hangi oranda kâr dağıttığını göz önünde bulundururlar (Steiger, s. 2).

Bunun yanında, şirketin faaliyetlerinin olumlu yönde devamı, alacaklılar açısından da güvence oluşturur. Alacaklı bakımından elde edilen net dönem kârının pay sahiplerine kâr payı olarak dağıtılması yerine, bu kârın yedek akçelere ayrılması, tercih edilen bir durumdur (Steiger, s. 6).

Pay sahiplerine kâr payı dağıtımı yaklaşık üç yüz yıl önce başlamış ve o günden bugüne kabul edilen bir uygulama haline gelmiştir. İlk önceleri sermaye ve kârdan yapılan kâr dağıtımları daha sonraları hukuk sistemlerinin büyük bir bölümünde net dönem kârı ile sınırlandırılmıştır (Frankfurter, G.M./ Wood, B.G.: Dividend Policy, Theory and Practice, San Diego 2003, s. 11.).

II. SORUNLAR
Kâr dağıtımı ve pay sahibinin kâr payı alma hakkı ile ilgili gündeme gelebilecek hukuki sorunlar şunlardır:

1. 6102 sayılı TTK ile kâr dağıtımı ve pay sahibinin kâr payı alma hakkına ilişkin hükümlerde esaslı değişiklikler yapılmamış, hü- kümlerde bazı ifadeler değiştirilmiştir. Ancak özellikle TTK m. 519/2- c’de yapılan “ayrıldıktan sonra” yerine “ödendikten sonra” ifadesinin kullanılması, artık her AŞ’nin, kâr dağıtma zorunluluğunun olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir. Dolayısıyla ilk sorun bir AŞ’nin her faaliyet dönemi sonunda kâr dağıtmak zorunda olup olmadığını tespit etmektedir.

2. Dağıtılacak kâr oranın belirlenmesinde, şirketin finansal tablolarının işlevi büyüktür. 6102 sayılı TTK yürürlüğe girmeden önce, TTK’da 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası, AŞ’lerin finansal tablolarının hangi mevzuat hükümlerine göre tutulacağı belirsiz hale gelmiştir. Bunun yanında, özellikle Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun (KamuGK) bu konuya ilişkin verdiği kararlar Sermaye Piyasası Kanunu (RG, 30.12.2012, S. 28513.) (SerPK) ve ikincil düzenlemeleri ile çelişir niteliktedir. Dolayısıyla, kâr dağıtımında esas alınması gereken finansal tabloların hangi mevzuat hükümlerine göre hazırlanması ve kâr dağıtım oranının hangi mevzuat hükümlerine tabi tablolara göre yapılması gerektiği cevaplanması gereken sorulardan biridir.

3. Pay sahibinin kâr payı alma hakkının hukuki niteliği, eski TTK (eTTK) m. 385 hükmü kapsamında nisbi bir müktesep hak olarak nitelendirilmiştir. Bununla birlikte, 6102 sayılı TTK’da, eTTK m. 385’in karşılığı olan m. 452’de, eTTK m. 385’in aksine müktesep haklar tanımlanmamış, yalnızca müktesep ve vazgeçilmez haklar saklı tutulmuştur. Yapılan bu değişiklik, 6102 sayılı TTK hükümleri çerçevesinde kâr payı alma hakkının hukuki niteliğinin belirlenmesi gereğini doğurmaktadır.

4. 6102 sayılı TTK ile kâr payı avansı, ilk kez TTK’ya tabi AŞ’ler açısından düzenlenmiştir. TTK hükümleri bu konuyu ayrıntılı olarak düzenlememiş, bunun yerine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Tebliğ ile anılan konuya ilişkin usul ve esaslar hükme bağ- lamıştır. Bu Tebliğ kapsamındaki, kâr payı avansının dağıtılma koşullarının ayrıntılı olarak incelenmesi, ödemenin ne şekilde yapılması gerektiği, genel kurul ve yönetim kurulu üyelerinin kâr payı avansındaki yetki ve görevlerinin irdelenmesi gereklidir. Bunun yanında, SerPK m. 20 ve ikincil düzenlemelerdeki kâr payı avansına ilişkin hükümlerle karşılaştırma yapılması yoluyla, düzenlemeler arasındaki farklılıkların saptanması önemlidir.

5. Kârdan yalnızca pay sahiplerinin pay almaması, bunun yanında, AŞ’lerde kâra katılacak diğer kişilerin de bulunması, özellikle TTK m. 348 hükmü çerçevesinde kurucu intifa senedi sahiplerine dağıtılacak kâr bakımından ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasını, diğer menfaat sahiplerinin kârdan pay almasının, pay sahibinin kâr payı alma hakkı karşındaki durumunun belirlenmesini ve sınırların çizilmesini gerektirmektedir.

6. TTK’da şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemenin yer alması, özellikle karşılıklı iştirakte hakların donması halinde, pay sahibinin kâr payı alma hakkının bu durumdan nasıl etkileneceği cevaplanması gereken sorunlardan biridir.

7. Halka açık anonim şirketler (HAAŞ) açısından, SerPK ve ikincil düzenlemelerin öngördüğü sistem, bu şirketlerde birinci kâr payının dağıtılmasının zorunlu olup olmadığı, örtülü kazanç aktarım yasağı gibi konuların açıklığa kavuşturulmasını ve kâr payı alma hakkı karşısındaki durumunu değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

III. YÖNTEM
Kâr payı kavramı ve kâr dağıtımı vergi, muhasebe, finans alanlarının da kapsamına girmektedir. Bununla birlikte bu çalışmanın içeri- ği özellikle TTK hükümleri ve AŞ’lere ilişkin özel düzenlemelerle ile sınırlı tutulmuştur. AŞ şeklinde kurulan bankalar ve sigorta şirketlerine ilişkin düzenlemeler konunun sınırlandırılması açısından dar kapsamda incelenmiştir. Bununla birlikte, kâr dağıtımına ilişkin SerPK ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) yayınladığı ikincil düzenlemeler, TTK’ya tabi AŞ’lerle olan bağlantısı nedeniyle gerek metin içinde yeri geldikçe, ayrıca bağımsız bir bölüm halinde de ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir.

TTK’da yer alan kâr payı ve dağıtımına ilişkin hükümlerin kaynağını İsviçre Borçlar Kanunu (İBK) hükümleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla, çalışmanın genelinde bu hukuk sisteminde yer alan düzenleme ve görüşlere yer verilmiş, ancak konuyla bağlantılı olan diğer hukuk sistemlerinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) düzenlemelerine de yeri geldikçe değinilmiştir.

Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümünde, kâr payı alma hakkının omurgasını oluşturan kâr kavramına ve bunun dağıtımına yer verilmiş, TTK hükümleri açısından bu kavram ve dağıtımı irdelenmiş, kâr dağı- tımının kaynakları olan net dönem kârı ve yedek akçe kavramları ortaya konulmaya çalışılmış, dağıtılacak kârın ne şekilde belirleneceği, kâr dağıtımının AŞ’nin çeşitli ilkeleriyle ilişkisi ve çeşitli hukuk sistemlerinde kâr dağıtımına ilişkin düzenlemeler ele alınmıştır. Böylece kâr ve kâr dağıtımı ana hatlarıyla tanıtılarak, ileri bölümlerde ayrıntılarıyla işlenecek olan pay sahibinin kâr payı alma hakkına ilişkin temelin oluş- turulması amaçlanmıştır.

Çalışmanın ikinci bölümünde, kâr payı alma hakkının, diğer pay sahipliği hakları arasındaki yeri incelenmiş, eTTK m. 385’te yapılan değişiklik sonrası kâr payı alma hakkının hukuki niteliğinin belirlenebilmesi için vazgeçilmez ve müktesep haklar irdelenmiş ve daha sonra bu kapsamda kâr payı alma hakkının hukuki niteliği tespit edilmiştir. Bu bölüm de ayrıca, TTK m. 509/3 ile TTK’da ilk defa düzenlenen kâr payı avansı ile pay sahipleri dışında kârdan pay alabilecek diğer kişiler ve bunlara ilişkin düzenlemeler değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, temel olarak kâr payı alma hakkının kullanılması incelenmiş, bu kapsamda, kârdan yararlanma ölçüsü ve sınırı, kâr payına imtiyaz tanınması, imtiyazın tanınma koşulları ve yöntemi irdelenmiştir. 6102 sayılı TTK’da ilk defa düzenlenen şirketler topluluğuyla ilgili hükümler arasında yer alan karşılıklı iştirak, özellikle de karşılıklı iştirakte hakların donması bakımından kâr payına bağlanan sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu bölümde ayrıca, kâr payının muacceliyeti ve kâr payı alma hakkının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ile TTK m. 512 ve 513 kapsamında kâr ve kazanç payının iadesi hükümleri incelenmiştir.

Çalışmanın dördüncü bölümünde, özel düzenlemeler de yer alan kâr payı ve kâr dağıtımına ilişkin hükümler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde özellikle, diğer mevzuat hükümleri tanıtılmaya çalışılırken, SerPK ve ikincil düzenleme hükümleri ayrıntılarıyla incelenmiş, birinci kâr payı dağıtımı, kârın taksitle dağıtılması, nakit ve hisse kâr dağıtımı, örtülü kazanç aktarım yasağı, bağışlar ve halka açık bankalar üzerinde durulmuştur. Bölümde son olarak, SerPK ve ikincil düzenlemeler kapsamında kâr payı avansı irdelenmiş ve TTK ve Kâr Payı Avansı Tebliğ hükümleri ile farklılıkları ortaya konulma çalışılmıştır. Diğer mevzuat hükümleri, SerPK ve ikincil düzenlemelerinde yer alan kâr payı ve kâr dağıtımına ilişkin hükümlerle karşılaştırıldığında daha dar kapsamlı olduğu için, bunlar açısından yapılan değerlendirmeler de daha sınırlı tutulmuştur.

Çalışmanın son bölümü ise kâr dağıtımında sorumluluğa ayrılmıştır. Kâr dağıtımının hukuka aykırı yapılması halinde sorumlulukları gündeme gelecek olanlar, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerdir. Öte yandan, bu konuya ilişkin özel bir sorumluluk hükmü öngörülmemiştir. Bu nedenle, genel hükümler çerçevesinde yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin sorumluluğuna yol açabilecek görev ve yetkileri değerlendirilmiş, genel hatlarıyla sorumluluk şartları ve sorumluluk davasında taraflar incelenmiştir. Bu inceleme kapsamına TTK hükümlerinin yanı sıra, SerPK ve Bankacılık Kanunu (BanK) hükümleri de kısaca ele alınmıştır. Bu bölümün en son kısmı ise kâr dağıtımından doğan cezai sorumluluğa ayrılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir