Anonim Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğu – Defter ve Kayıtlara Yansımayan Harcamalar – Kusur Karinesi – İspat Külfeti

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararı
Esas No:2010/747, Karar No:2011/17294, Tarih: 20.12.2011

  • Anonim Şirket                                                        
  • Yöneticilerin Sorumluluğu
  • Defter ve Kayıtlara Yansımayan Harcamalar
  • Kusur Karinesi
  • İspat Külfeti

             İlgili maddeler: 6762 sayılı ETTK 309, 336, 338 ve 341. Bkz. ve karş. 6102 sayılı YTTK 553 ve 555.

Özet:

  • Yöneticiler için kusur karinesi söz konusu olup, kusursuzluklarını ispat külfeti yönetim kurulu üyelerine yüklenmiştir. Burada önce zararın varlığını bunu iddia eden davacı ispat etmeli, zararın varlığı bu şekilde ispat edildikten sonra, davalı yönetim kurulu üyesi tarafından, kendisinin bu zarardan sorumlu bulunmadığı kanıtlanmalıdır.
  • Defter ve kayıtlara yansımamakla birlikte, şirket için yapılmış gerçek bir borç ödemesi varsa veya alınan bir mal veya hizmet, şirketin ihtiyaçları için kullanılmışsa, davalı yöneticinin  bundan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu noktada dava dışı şirket ile iş yapan diğer kişi veya şirketlerin defter ve kayıtlarından da yararlanılabilir.
  • Yöneticinin sorumluluğuna ilişkin olarak ceza mahkemelerinde verilecek kararın işbu davayı doğrudan etkilemesi söz konusu olabileceğinden, mahkemece ceza davalarının sonucunun beklenmesi ve o davalarda sunulan delillerin işbu davada incelenmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekir.

————O————

DAVA: Davacı vekili, müvekkilinin H… Un A.Ş’nin 1/10 hissesine sahip ortağı, davalının ise anılan şirketin eski yöneticilerinden olduğunu ve hukuka aykırı işlemleri ile şirkete zarar verdiğini,; davalının görevde bulunduğu 2006 yılı genel kurul toplantısında müvekkilinin dava açılması talebine rağmen şirket denetçileri tarafından davanın açılmaması üzerine yeterli paya sahip azınlık adına işbu davanın açıldığını ileri sürerek, davalının şirkete verdiği zararın şimdilik (20.400) TL’nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 22.10.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini (184.308) TL’na yükseltmiştir.

Davalı vekili, şirket muhasebesinin tüm ortakların haberdar olduğu kasa defteri ile tutulduğunu, müvekkiline isnat edilen eylemlerin doğru olmadığının kasa defteri ve ödeme makbuzları incelendiğinde anlaşılacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının şirketi zarara uğrattığı, sorumlu bulunduğu meblağın (44.398) TL olduğu, bu zararın davacının şahsi zararı olmadığından davalıdan şirket adına tahsilinin istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (44.398) TL’nın davalıdan alınarak yasal faiziyle birlikte davacı şirkete verilmesine karar verilmiştir.

Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

KARAR: 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve her ne kadar davanın TTK.’nun 341. maddesinde düzenlenen azlık hakkına dayanılarak denetçiler yerine davacı ortakça açılması doğru değilse de, davacı vekilince sunulan 26.10 2009 tarihli dilekçe ile davalarının TTK.’nun 336, 340 ve 309. maddesine dayanılarak, davalı eski yönetici tarafından verilen zararın şirkete ödenmesi istemine ilişkin olduğunun belirtilmiş ve davalı vekilince de davacının bu dilekçesinin tebliğine rağmen, davanın başlangıçta açıldığı şeklin sonradan değiştirilmesine açıkça karşı çıkılmamış olmasına, yine mahkemece her ne kadar infazda tereddüt yaratacak şekilde hükmedilen tazminatın “davacı şirkete” verilmesine karar verilmişse de, mahkemece kurulan bu hükümden, tazminatın dava dışı şirkete verilmesi gerektiğinin anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Ancak dava, TTK.’nun 340. maddesi yollamasıyla 309. maddesi uyarınca, davalı eski yöneticinin fiilleri sonucunda dava dışı şirketin zarara uğradığı, bundan da davacı ortağın dolayısıyla zarar gördüğü iddiasına dayalı olarak, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmesi istemine ilişkindir.

TTK.’nun 338. maddesi uyarınca yöneticiler için kusur karinesi söz konusu olup, kusursuzluklarının ispat külfeti yönetim kurulu üyelerine yüklenmiştir. Burada önce zararın varlığını bunu iddia eden davacı ispat etmeli, zararın varlığı bu şekilde ispat edildikten sonra, davalı yönetim kurulu üyesi tarafından, kendisinin bu zarardan sorumlu bulunmadığı kanıtlanmalıdır.

Somut uyuşmazlıkta ise dava dışı şirketin banka hesaplarından davalı tarafından para çekildiğine veya şirket kasasından üçüncü kişilere ödemeler yapıldığına dair davacı iddiaları, davalının da kabulünde olduğuna göre, davalının bu paraların nereye harcandığını ispatlaması gerekmektedir. Mahkemece bu konuda dava dışı şirketin yasal defterleri incelenmişse de, görüşüne başvurulan bilirkişi raporundaki tespitlerden, yapılan tüm işlemlerin şirketin yasal defterlerine yansıtılmadığı da anlaşılmaktadır. Ancak Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre, defter ve kayıtlara yansımamakla birlikte, şirket için yapılmış gerçek bir borç ödemesi varsa veya alınan bir mal veya hizmet, şirketin ihtiyaçları için kullanılmışsa, davalının bundan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu noktada dava dışı şirketle iş yapan diğer kişi veya şirketlerin defter ve kayıtlarından da yararlanılabilir. Mahkemece yapılan inceleme ise bu konuda bir karar verilebilmesi için yeterli olmadığı gibi, taraflarca bilirkişi raporuna karşı yapılan esaslı itirazlar da karşılanmamıştır.

Bu durum karşısında mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi, tarafların bilirkişi raporuna itirazlarının karşılanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.

3- Yine davalı hakkında ceza davalarının açıldığı, bu davalarda dava dışı şirketle iş yapan üçüncü kişilerce, işbu davanın da konusu oluşturan bir kısım ticari ilişkinin kabulüne dair yazı ve tutanaklar sunulduğu da savunulmakta olup, ceza mahkemelerinde verilecek kararın işbu davayı doğrudan etkilemesi söz konusu olabileceğinden, mahkemece ceza davalarının sonucunun beklenmesinin ve o davalarda sunulan delillerin işbu davada incelenmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmemesi de doğru görülmemiştir.

4- Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava dışı şirketçe yine dava dışı TC. Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine, Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2008/40 E. numarası ile açılan davada, şirket hesaplarından usulsüz çekildiği ileri sürülen paraların, bu usulsüzlüğe engel olmayan davalı bankadan tahsilinin istendiği, bu davada usulsüz olduğu ileri sürülen ödemeler ve havaleler ile işbu davanın konusunu oluşturan bir kısım işlemlerin aynı olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durum karşısında mahkemece, Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2008/40 E. numarası ile görülen davada verilecek kararın, işbu dava yönünden mükerrer tahsile ve sebepsiz zenginleşmeye neden olup olmayacağının incelenmemesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) no’lu bentlerde açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına bozulmasına, takdir edilen 825.00 TL duruşma vekillik ücretinin taraflardan alınarak yekdiğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 20/12/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir