Tasfiyede Kalan Varlığın Dağıtılması İçin Beklenecek Süre

T.C. 

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI

İç Ticaret Genel Müdürlüğü

 

Sayı: 50035491-431.04

Konu: Tasfiyede Kalan Varlığın Dağıtılması İçin Beklenecek Süre

……………….. TİCARET SİCİLİ MÜDÜRLÜĞÜNE

6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 68 inci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 543 üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak, tasfiyede kalan varlığın dağıtılabilmesi için alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı ilanından itibaren geçmesi gereken bir yıllık süre altı aya indirilmiştir. Bu sayede şirketlerin tasfiyelerini altı ay gibi bir sürede tamamlamaları imkanı getirilmiştir.

Son dönemde Bakanlığımıza intikal eden muhtelif yazılardan, mezkur düzenlemenin yürürlüğe girdiği 09.08.2016 tarihinden önce tasfiye haline giren şirketleri kapsayıp kapsamadığı hususunda ticaret sicili müdürlüklerince tereddüt yaşandığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 6102 sayılı Kanunun 541 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, tasfiye haline giren şirketlerde, alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilerek, alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılmakta ve 543 üncü maddede düzenlenen süre üçüncü çağrı ilanından itibaren başlamaktadır.

Bu itibarla;

  • 6728 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 09.08.2016 tarihinden önce tasfiye halinde olduğu tescil edilen şirketlerde, kalan varlığın bir yıl geçmeden dağıtılmasına yetki tanıyan mahkeme kararı bulunmadıkça ve şirket sözleşmesinde aksine daha uzun süre öngörülmemişse üçüncü çağrı ilanından itibaren bir yılllık sürenin tamamlanmasının ardından kalan varlık dağıtılarak tasfiyenin sonlandırılması,
  • 09.08.2016 tarihinden sonra tasfiye halinde olduğu tescil edilen şirketlerde ise, şirket sözleşmesinde veya alacaklılara yapılan çağrı ilanında aksine daha uzun süre öngörülmemişse üçüncü çağrı ilanından itibaren 6728 sayılı Kanunun 68 inci maddesi ile değişik 543 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık sürenin tamamlanmasının ardından kalan varlık dağıtılarak tasfiyenin sonlandırılması
  • Şirket sözleşmelerinde kalan varlığın dağıtılması için bir yıl veya daha uzun süre beklenmesi öngörülen şirketlerde, tasfiyenin 6728 sayılı Kanunun 68 inci maddesi ile değişik 543 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık sürede tamamlanmasının istenmesi durumunda, şirket sözleşmesinin ilgili hükmünün Kanunda yapılan değişikliğe uygun olarak değiştirilmesi,

Gerekmektedir.

Bilgi ve gereğini rica ederim.

Adnan YANKIN

Bakan a.

Genel Müdür V.

Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Geçici Madde 11

GEÇİCİ MADDE 11 – (Ek: 15/7/2016-6728/72 md.)

(1) 31/12/2016 tarihinden sonra bankalarca çek hesabı sahiplerine 780 inci maddeye bu Kanunla eklenen hüküm gereğince bulunması gereken karekod ve seri numarası unsurlarını içermeyen çek yaprağı verilemez. 31/12/2016 tarihinden önce basılan çeklerde bu unsurlar aranmaz.

Geçici Madde 10

GEÇİCİ MADDE 10 – (Ek: 10/9/2014-6552/134 md.)

14/2/2014 tarihine kadar Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yapılması gereken sermaye artırımlarını herhangi bir nedenle yapmamış olan şirketler hakkında asgari sermaye şartını bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yapmaları hâlinde fesih işlemi uygulanmaz. Sermaye artırımında bulunmaması nedeniyle ticaret sicili kaydı silinenlerin de bu süre içinde sermaye artırımı için başvurmaları hâlinde kayıtları resen yeniden oluşturulur.

Halka Açık Şirketlerde TTK 376 Uygulaması

Anonim şirketlerde sermaye kaybı ve borca batıklık durumunu ve alınması gereken önlemleri düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376. maddesinin halka açık şirketler açısından uygulanması ile ilgili esaslar, Sermaye Piyasası Kurulu’nun 10.04.2014 tarih ve 11/352 sayılı kararı ile belirlenmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun 10.04.2014 tarih ve 2014/11 sayılı bülteninde yayınlanan söz konusu karar aşağıda yer almaktadır.

Halka Açık Şirketler Bakımından 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 376’ncı Maddesinin Uygulaması 

Kurulumuzun 10.04.2014 tarih ve 11/352 sayılı Kararı’nda;
A. TTK’nın 376’ncı maddesinin birinci fıkrasının uygulaması ile ilgili olarak; 
  1. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının yarısının karşılıksız kaldığına ilişkin tespitin, Kurulumuzun II-14.1 sayılı “Sermaye Piyasasında Finansal Raporlamaya İlişkin Esaslar Tebliği” (II-14.1 Tebliği) çerçevesinde hazırlanıp kamuya açıklanan yıllık finansal durum tablolarından (bilanço) yapılmasına,
  2. Sermaye kaybının tespitinde II-14.1 Tebliği uyarınca hazırlanan finansal durum tablosunda (bilanço) yer alan kalemler dikkate alınarak, [((Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler) – Özkaynaklar) / (Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler)] formülünün uygulanmasına, (Özkaynaklar tutarı, konsolide finansal tablo düzenleyenler için “Ana Ortaklığa Ait Özkaynaklar” kalemi değil özkaynakların tamamı olarak dikkate alınacaktır.)
  3. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının yarısının karşılıksız kaldığının tespiti halinde, şirket yönetim kurulunun genel kurulu derhal toplantıya çağırmak ve iyileştirici önlemleri genel kurula sunmakla yükümlü olduğuna,

B- TTK’nın 376’ncı maddesinin ikinci fıkrasının uygulaması ile ilgili olarak; 

  1. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığına ilişkin tespitin, Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde hazırlanıp kamuya açıklanan yıllık finansal durum tablolarından (bilanço) yapılmasına,
  2. Sermaye kaybının tespitinde II-14.1 Tebliği uyarınca hazırlanan finansal durum tablosunda (bilanço) yer alan kalemler dikkate alınarak, [((Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler) – Özkaynaklar) / (Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler)] formülünün uygulanmasına, ( Özkaynaklar tutarı, konsolide finansal tablo düzenleyenler için “Ana Ortaklığa Ait Özkaynaklar” kalemi değil özkaynakların tamamı olarak dikkate alınacaktır.)
  3. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığının tespiti halinde, şirket yönetim kurulunun, genel kurulu derhal toplantıya çağırmak ve bu genel kurulda sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanması kararlarından birinin alınması amacıyla gündeme madde eklemekle yükümlü olduğuna,
  4. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığının tespiti halinde, şirket yönetim kurulunun, şirketin borca batıklık durumunu da incelemesi gerektiğine,

C- TTK’nın 376’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının uygulaması ile ilgili olarak; 

  1. Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde ara dönem finansal rapor hazırlama yükümlülüğü bulunan şirketler için;
    i.  İşletmenin devamlılığı esasına göre hazırlanacak ara bilanço olarak Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde hazırlanan periyodik finansal tabloların dikkate alınmasına,
    ii. Aktiflerin muhtemel satış fiyatları esas olmak üzere hazırlanacak ara bilançonun (TTK 376 bilançosu) ise, Kurulumuzun II-14.1 Tebliği hükümlerine tabi olmaksızın ancak Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde hazırlanan periyodik finansal tablolar ile aynı tarihli olmak üzere borca batıklık şüphesinin çıkmasını takiben en çok 30 gün içerisinde tanzim edilmesine,
  2. Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde ara dönem finansal rapor hazırlama yükümlülüğü bulunmayan işletmeler için ise; borca batıklık şüphesinin çıkmasını takiben 30 gün içerisinde hem Kurulumuzun II-14.1 Tebliği hükümlerine uygun olarak devamlılık esasına göre hem de TTK 376 bilançosu tanzim edilmesine,
  3. Devamlılık esasına uygun olarak hazırlanan finansal durum tablosu sermayenin tamamının kaybını gösteriyorken, TTK 376 bilançosu aktiflerin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılaması durumunda, aksini açıkça ortaya koyan durumların ortaya konamaması halinde, TTK’nın 376’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen tedbirlerin alınmasına gerek bulunmadığına,
  4. TTK 376 bilançosunda yer alan duran varlıklardan gayrimenkul niteliğinde olanların Kurulumuzun yetkilendirdiği “Gayrimenkul Değerleme Şirketleri”nden biri tarafından, geri kalan maddi ve maddi olmayan duran varlıkların ise Kurulumuzun 17.07.2003 tarih ve 37/875 sayılı Kararında belirtilen şirketlerden biri tarafından Kurulumuzun değerlemeye ilişkin düzenlemeleri kapsamında değerleme yapılmış olması gerektiği ve konuya ilişkin dipnotlarda değerlemesi yapılan duran varlığın cinsi, uygulanan değerleme metodolojisi ve değerleme yapan şirketin ticaret unvanı başta olmak üzere gerekli açıklamalara yer verilmesi gerektiğine,
  5. TTK 376 bilançolarının, Kurulumuzun II-14.1 Tebliği hükümlerinden tümüyle bağımsız olduğu ve bunların yerine geçemeyeceğine ilişkin olarak alınacak bir yönetim kurulu kararı ile birlikte Kurulumuzun özel durumların açıklanmasına ilişkin düzenlemeleri kapsamında kamuya duyurulması gerektiğine,
  6. Aktiflerin muhtemel satış fiyatları esas alınarak hazırlanan bilançolarda yer alan varlıkların değerlerinin Kurulumuzun II-14.1 Tebliği uyarınca düzenlenen finansal raporlama dönemleri itibariyle gözden geçirilmesi; esas alınan aktiflerde satış, genel ekonomik durum, şirkete özel gelişmeler ve benzeri nedenlerle değişme olmadığı ve değerleme sonucunda oluşan fon gelecek dönemlerde oluşan/oluşacak sermaye kaybını karşılamaya yeterli olduğu sürece, yeni bir TTK 376 kapsamında ara bilanço düzenlenmesi gerekmediğine; ancak varlıkların değerinde yeniden değerlemeyi gerektirecek önemli bir değişikliğin olmadığı ve yeniden değerleme sonuçları ile oluşan fona ilişkin olarak, periyodik finansal tabloların kamuya açıklandığı tarihler itibarıyla TTK 376 bilançosunun ilk yayımlandığı özel durum açıklamasının tarihinin de belirtildiği bir özel durum açıklamasında bulunulması gerektiğine,
  7. Faaliyet konusu sportif faaliyetler veya söz konusu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin yönetilmesi olan halka açık ortaklıkların, TTK 376 bilançosunda yer alan varlıklarını her durumda en çok 2 yıllık, diğer halka açık ortaklıkların ise 5 yıllık periyotlarla yeniden değerlemesini yaptırmalarının zorunlu olduğu ve yeniden değerleme sonuçları ile oluşan fona ilişkin olarak periyodik finansal tabloların kamuya açıklandığı tarihler itibarıyla özel durum açıklamasında bulunulması gerektiğine,
D- 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 136’ncı maddesi uyarınca banka ve sigorta şirketleri ile 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktöring ve Finansman Şirketleri Kanunu uyarınca finansal kiralama, faktöring ve finansman şirketlerinin, TTK’nın 376’ncı maddesine ilişkin özel mevzuatlarında yer alan hükümleri uygulamaları, yukarıda yer verilen TTK’nın 376’ncı maddesine ilişkin olarak öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesi hükmünde olup, konuya ilişkin olarak kamuya yapılacak açıklamalar hususunda bu Karara tabi olduklarına,
E- TTK’nın 376’ıncı maddesi kapsamında yapılan/yapılacak işlemlerin yönetim kurulunun veya yerine geçecek müessesenin sorumluluğunda olduğuna,
karar verilmiştir. 

Bakanlar Kurulu Kararı – 2014/5973

Bakanlar Kurulu Kararı
Resmi Gazete Tarih ve No: 14.03.2014 – 28941

Karar Sayısı : 2014/5973

Ekli “Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar”ın yürürlüğe konulması; Maliye Bakanlığının 6/1/2014 tarihli ve 34 sayılı yazısı üzerine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 397 nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 10/2/2014 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 BAĞIMSIZ DENETİME TABİ OLACAK ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE DAİR KARARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KARAR

MADDE 1- 19/12/2012 tarihli ve 2012/4213 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan ‘‘Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Karar’’ın 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘‘a) Aktif toplamı yetmişbeşmilyon ve üstü Türk Lirası

b) Yıllık net satış hasılatı yüzellimilyon ve üstü Türk Lirası

c) Çalışan sayısı ikiyüzelli ve üstü’’

MADDE 2- Aynı Karara ekli (I) sayılı listenin birinci sırasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

‘‘i) Nitelikli yatırımcılara satılmak üzere pay hariç sermaye piyasası aracı ihraç eden anonim şirketler’’

MADDE 3- Aynı Karara ekli (I) sayılı listenin dördüncü sırasında yer alan ‘‘İstanbul Altın Borsasında üye olarak’’ ibaresi ‘‘Borsa İstanbul piyasalarında’’ şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4- Aynı Karara ekli (II) sayılı listenin altıncı sırasının (a), (b) ve (c) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘‘a) Aktif toplamı yetmişbeşmilyon ve üstü Türk Lirası’’

b) Yıllık net satış hasılatı yüzellimilyon ve üstü Türk Lirası

c) Çalışan sayısı ikiyüzelli ve üstü’’ 

MADDE 5- Bu Karar 1/1/2014 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 6- Bu Karar hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Bakanlar Kurulu Kararının Yayımlandığı Resmi Gazetenin

Tarihi

Sayısı

23/1/2013

28537

Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete tarih ve no: 29 Haziran 2013 – 28692

ANONİM ŞİRKETLERİN GENEL KURULLARINDA UYGULANACAK

ELEKTRONİK GENEL KURUL SİSTEMİ HAKKINDA

TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA

DAİR TEBLİĞ

MADDE 1 – 29/8/2012 tarihli ve 28396 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Elektronik ortamda oyların gönderilmesi iki dakika ile sınırlıdır.”

MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

 

Ticari Defterlere İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 6 Haziran 2013 – 28669

TİCARİ DEFTERLERE İLİŞKİN TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

MADDE 1 – 19/12/2012 tarihli ve 28502 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ticari Defterlere İlişkin Tebliğin 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 15 – (1) Kapanış onayı yapılacak defterlerin onay zamanı ve şekline ilişkin hususlar aşağıda belirtilmiştir.

a) Yevmiye defterinin, izleyen hesap döneminin altıncı ayının sonuna kadar notere ibraz edilip son kaydın altına noterce “Görülmüştür” ibaresi yazılarak mühür ve imza ile onaylanması zorunludur.

b) Yönetim kurulu karar defterinin, izleyen hesap döneminin birinci ayının sonuna kadar notere ibraz edilip son kaydın altına noterce “Görülmüştür” ibaresi yazılarak mühür ve imza ile onaylanması zorunludur.”

MADDE 2 – Bu Tebliğin 1 inci maddesiyle değiştirilen 15 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi 1/1/2013tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, (b) bendi ise yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı ile Maliye Bakanı birlikte yürütür.

Yevmiye Defteri ve Yönetim Kurulu Karar Defterinin Kapanış Onayı Tarihleri Değiştirildi

Özel hesap dönemi bulunmayan şirketlerde yevmiye defterinin kapanış onayı,30 Haziran’a kadar yaptırılacak. Yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise, özel hesap dönemi bulunmuyorsa 31 Ocak’a kadar yaptırılmalı.

Gümrük Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı‘nın konu ile ilgili 78. maddesi şu şekilde;

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yevmiye defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar, yönetimkurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar notere yaptırılır.”

Söz konusu düzenleme, 28.03.2013 tarihli TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Genel Kurul’da yapılan görüşmede verilen bir önerge ile Tasarının 90.maddesinin (b) bendi değiştirildi ve 2013 yılında yapılacak yevmiye defteri kapanış onayının 6. ay sonuna kadar yapılması mümkün hale getirildi.

İlgili Önerge: 
Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı “Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 90 ıncı maddesinin (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“b) 78 inci maddesi ile değiştirilen 6102 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan yevmiye defterinin kapanış onayına ilişkin hüküm 1/1/2013 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,”

Önerge Gerekçesi: Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinde yapılan değişiklikle yevmiye defterinin üçüncü aya kadar olan kapanış onay tarihi altıncı aya uzatılmaktadır. Bu yıl yapılacak defter kapanışlarında da bu hükmün uygulanabilmesi için geçerlilik tarihi öne alınmıştır.

Değişiklik öncesi: TTK 64/f.3, c.4’ün değişiklikten önceki hali şu şekildeydi;

”Yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin üçüncü ayının sonuna kadar notere yaptırılır.”

BATİDER – Cilt: XXVIII – Sayı:4 – Aralık 2012

Makaleler

Dr. Rona Serozan, Profesör
Atipik Trampa Sözleşmeleri……………………………………………………………… 5-26

Dr. Veliye Yanlı, Profesör
Şirketin Kendi Paylarını Edinmesinde Finansal Destek Yasağı…………….. 29-44

Dr. Kemal Şenocak, Profesör
Hayatı Sigorta Edilecek Kişi (Riziko Şahsı) (TTK m. 1490) ……………….. 47-82

Dr. Mustafa S. Özbek, Doçent
Dr. İlhami Öztürk
İcra-İflâs ve Kamu İcra Hukuku Açısından Merkezî Kayıt
Kuruluşunun Mallarının Haczedilebilirliği………………………………………… 85-142

Dr. Negahan Kırkbeşoğlu, Yardımcı Doçent
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ile Getirilen Faiz Sınırları
Üzerine Bir Değerlendirme …………………………………………………………… 145-172

Dr. Başak Şit, Yardımcı Doçent
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Karşısında Banka Anonim Şirketi…… 175-205

Çiğdem Yatağan, Araştırma Görevlisi
Avrupa Birliği’nde Topluluk Patenti Sürecinde Yaşanan Sorunlar………. 209-240

Görüşler
Dr. Korkut Özkorkut, Doçent
Avrupa Komisyonu’nun 2012 Yılı Türkiye İlerleme Raporunun
Şirketler Hukuku Faslını Finansal Raporlama ve Denetim
Açısından Doğru Okumak …………………………………………………………….. 243-246

Murat Gürel, Araştırma Görevlisi
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın “Siciller Arası İşbirliği” ile
“İzne Tabi Şirketler” Tebliğlerinin Denetime İlişkin
Hükümleri Hakkında Bir İnceleme…………………………………………………. 247-253

 

Karar İncelemesi
Dr. Levent Börü
Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu ile Takipte İmzaya
İtirazın Takibi Durdurup Durdurmayacağının Değerlendirilmesi………… 257-265

Karar Çevirisi
Sami Aksoy, Araştırma Görevlisi
“Sánchez and Others v. Iberia Airlines” C-410/11 Sayılı
Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararı 3. Daire – 22 Kasım 2012………….. 269-277

Kararlar – Seçilmiş Mevzuat
Murat Gürel, Araştırma Görevlisi……………………………………………………….. 281-325
Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları (2010-2012)………. 327-328

Limited Şirket Hükümleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun
LİMİTED ŞİRKET HÜKÜMLERİ

İKİNCİ KİTAP
ALTINCI KISIM

BİRİNCİ BÖLÜM

Tanım ve Kuruluş

A) Kavram (TTK 573)

B) Ortakların sayısı (TTK 574)

C) Şirket sözleşmesi

I – Şekil (TTK 575)

II – İçerik

1. Zorunlu kayıtlar (TTK 576)

2. Şirket sözleşmesinde öngörülmeleri şartıyla bağlayıcı olan hükümler (TTK 577)

3. Ayni sermaye, ayni devralmalar ve özel menfaatler (TTK 578)

4. Emredici hükümler (TTK 579)

D) Sermaye

I – En az tutar (TTK 580)

II – Ayni sermaye (TTK 581)

III – Mal bedelleri ve kurucu menfaatleri (TTK 582)

E) Esas sermaye payları (TTK 583)

F) İntifa senetleri (TTK 584)

G) Kuruluş

I – Kurulma anı (TTK 585)

II – Tescil

1. İstem (TTK 586)

2. Tescil ve ilan (TTK 587)

III – Tüzel kişilik (TTK 588)

İKİNCİ BÖLÜM

Şirket Sözleşmesinin Değiştirilmesi

A) Genel olarak (TTK 589)

B) Özel değişiklikler

I – Esas sermayenin artırılması

1. İlke (TTK 590)

2. Rüçhan hakkı (TTK 591)

II – Esas sermayenin azaltılması (TTK 592)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Ortakların Hak ve Borçları

A) Esas sermaye payının işlemlere konu olması

I – Genel olarak (TTK 593)

II – Pay defteri (TTK 594)

III – Esas sermaye payının geçişi hâlleri

1. Devir (TTK 595)

2. Miras, eşler arasındaki mal rejimi ve icra (TTK 596)

3. Gerçek değerin belirlenmesi (TTK 597)

4. Tescil (TTK 598)

IV – Birden fazla ortağa ait esas sermaye payı, bu pay üzerinde çeşitli haklar

1. Paylı mülkiyet (TTK 599)

2. İntifa ve rehin hakkı (TTK 600)

B) Geri verme yasağı (TTK 601)

C) Ortakların sorumluluğu (TTK 602)

D) Ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri

I – Ek ödeme yükümlülüğü

1. Kural (TTK 603)

2. Yükümlülüğün sürmesi (TTK 604)

3. Geri ödeme (TTK 605)

II – Yan edim yükümlülüğü (TTK 606)

III – Sonradan öngörülme (TTK 607)

E) Kâr payı ve ilgili diğer hükümler

I – Kâr payı ve yedek akçeler (TTK 608)

II – Faiz yasağı ve hazırlık dönemi faizi (TTK 609)

III – Finansal tablolar ve yedek akçeler (TTK 610)

IV – Haksız alınan kâr paylarının geri verilmesi (TTK 611)

F) Şirketin kendi esas sermaye paylarını iktisabı (TTK 612)

G) Bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağı (TTK 613)

H) Bilgi alma ve inceleme hakkı (TTK 614)

I) Özkaynakların yerini tutan ödünçler (TTK 615-Mülga)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Şirketin Organları

A) Genel kurul

I – Yetkiler (TTK 616)

II – Genel kurulun toplanması

1. Çağrı (TTK 617)

2. Oy hakkı ve hesaplanması (TTK 618)

3. Oy hakkından yoksunluk (TTK 619)

III – Karar alma

1. Olağan karar alma (TTK 620)

2. Önemli kararlar (TTK 621)

IV- Genel kurul kararlarının butlanı ve iptali (TTK 622)

B) Yönetim ve temsil

I – Müdürler

1. Genel olarak (TTK 623)

2. Müdürlerin birden fazla olmaları (TTK 624)

II – Görevler, yetkiler ve yükümlülükler

1. Devredilemez ve vazgeçilemez görevler (TTK 625)

2. Özen ve bağlılık yükümü, rekabet yasağı (TTK 626)

3. Eşit işlem (TTK 627)

III – Müdürlerin yerleşim yeri (TTK 628-Mülga)

IV – Temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması (TTK 629)

V – Görevden alma, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınması ve sınırlandırılması (TTK 630)

VI – Ticari mümessiller ve ticari vekiller (TTK 631)

VII – Haksız fiil sorumluluğu (TTK 632)

C) Sermaye kaybı ve borca batıklık

I – Bildirim yükümlülüğü (TTK 633)

II – İflasın bildirilmesi veya ertelenmesi (TTK 634)

D) Denetçi (TTK 635)

BEŞİNCİ BÖLÜM

Sona Erme ve Ayrılma

A) Sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçları (TTK 636)

B) Tescil ve ilan (TTK 637)

C) Çıkma ve çıkarılma

I – Genel olarak (TTK 638)

II – Çıkmaya katılma (TTK 639)

III – Çıkarma (TTK 640)

IV – Ayrılma akçesi

1. İstem ve tutar (TTK 641)

2. Ödeme (TTK 642)

D) Tasfiye (TTK 643)

E) Uygulanacak hükümler (TTK 644) 

 

Anonim Şirket Hükümleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun
ANONİM ŞİRKET HÜKÜMLERİ

İKİNCİ KİTAP
DÖRDÜNCÜ KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler, Kuruluş ve Temel İlkeler

     A) Genel Hükümler

     I – Tanım (TTK 329)

     II – Özel kanunlara bağlı anonim şirketler (TTK 330)

     III – Amaç ve konu (TTK 331)

     IV – En az sermaye tutarı (TTK 332)

     V – Devletin gözetimi

     1. İzin (TTK 333)

     2. Kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulunda temsili (TTK 334)

     B) Kuruluş

     I – Kurucu işlem (TTK 335)

     II – Kuruluş belgeleri  (TTK 336)

     III – Kurucular

     1. Tanım (TTK 337)

     2. Asgari sayı (TTK 338)

     IV – Esas sözleşme

     1. İçerik (TTK 339)

     2. Emredici hükümler (TTK 340)

     V – Taahhüdün onaylanması (TTK 341-Mülga)

     VI – Ayni sermaye

     1. Ayni sermaye konulabilecek malvarlığı unsurları (TTK 342)

     2. Değer biçme (TTK 343)

     VII – Pay bedellerinin ödenmesi

     1. Nakdi sermaye (TTK 344)

     2. Ödeme yeri (TTK 345)

     3. Halka arzedilecek paylar  (TTK 346)

     VIII – Primli paylar (TTK 347)

     IX – Kurucu menfaatleri (TTK 348)

     X – Kurucular beyanı (TTK 349)

     XI – Halka arz taahhüdü (TTK 350)

     XII – İşlem denetçisi raporu (TTK 351-Mülga)

     XIII – Kuruluştan önce pay taahhüdünün devri (TTK 352)

     XIV – Fesih davası (TTK 353)

     XV – Şirketin tescili ve ilanı (TTK 354)

     XVI – Tüzel kişiliğin kazanılması (TTK 355)

     C) Kanuna karşı hile  (TTK 356)

     D) Temel ilkeler

     I – Eşit işlem ilkesi (TTK 357)

     II – Pay sahiplerinin şirkete borçlanma yasağı (TTK 358)

İKİNCİ BÖLÜM
Yönetim Kurulu

     A) Genel olarak

     I – Atama ve seçim

     1. Üyelerin sayısı ve nitelikleri (TTK 359)

     2. Belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesi (TTK 360)

     3. Sigorta (TTK 361)

     4. Görev süresi (TTK 362)

     II – Üyeliğin boşalması (TTK 363)

     III – Görevden alma  (TTK 364)

     B) Yönetim ve temsil

     I – Genel olarak

     1. Esas  (TTK 365)

     2. Görev dağılımı (TTK 366)

     3. Yönetimin devri (TTK 367)

     4. Ticari mümessil ve vekiller (TTK 368)

     5. Özen ve bağlılık yükümlülüğü (TTK 369)

     II. Temsil yetkisi

     1. Genel olarak (TTK 370)

     2. Kapsam ve sınırlar (TTK 371)

     3. İmza şekli (TTK 372)

     4. Tescil ve ilan  (TTK 373)

     III – Görevler ve yetkiler

     1. Genel olarak (TTK 374)

     2. Devredilemez görev ve yetkiler (TTK 375)

     3. Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu

     a) Çağrı ve bildirim yükümü  (TTK 376)

     b) İflasın ertelenmesi  (TTK 377)

     4. Riskin erken saptanması ve yönetimi (TTK 378)

     5. Şirketin kendi paylarını iktisap veya rehin olarak kabul etmesi

     a) Genel olarak (TTK 379)

     b) Kanuna karşı hile  (TTK 380)

     c) Yakın ve ciddi bir kaybın önlenmesi (TTK 381)

     d) İstisnalar  (TTK 382)

     e) İvazsız iktisap (TTK 383)

     f) Elden çıkarma (TTK 384)

     g) Aykırı iktisap halinde elden çıkarma (TTK 385)

     h) Sermayenin azaltılması (TTK 386)

     ı) Saklı tutulan hükümler  (TTK 387)

     i) Kendi paylarını taahhüt yasağı (TTK 388)

     j) Hakların kullanılması (TTK 389)

     IV – Yönetim kurulu toplantıları

     1. Kararlar  (TTK 390)

     2. Batıl kararlar  (TTK 391)

     3. Bilgi alma ve inceleme hakkı (TTK 392)

     4. Müzakereye katılma yasağı (TTK 393)

     V- Yönetim kurulu üyelerinin mali hakları (TTK 394)

     VI – Şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı (TTK 395)

     VII – Rekabet yasağı (TTK 396)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Denetleme

     A) Genel olarak  (TTK 397)

     B) Konu ve kapsam  (TTK 398)

     C) Denetçi

     I – Seçim, görevden alma ve sözleşmenin feshi (TTK 399)

     II – Denetçi olabilecekler (TTK 400)

     D) İbraz yükümü ve bilgi alma hakkı (TTK 401)

     E) Denetim raporu (TTK 402)

     F) Görüş yazıları (TTK 403)

     G) Denetçilerin sır saklamadan doğan sorumluluğu (TTK 404)

     H) Şirket ile denetçi arasındaki görüş ayrılıkları (TTK 405)

     I) Topluluk ilişkileri için özel denetçi denetimi (TTK 406)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Genel Kurul

     A) Genel olarak  (TTK 407)

     B) Görev ve yetkileri (TTK 408)

     C) Toplantılar  (TTK 409)

     D) Çağrı

     I – Yetki

     1. Yetkili ve görevli organlar  (TTK 410)

     2. Azlık

     a) Genel olarak (TTK 411)

     b) Mahkemenin izni (TTK 412)

     II – Gündem (TTK 413)

     III – Çağrının şekli

     1. Genel olarak  (TTK 414)

     2. Genel kurula katılmaya yetkili olan pay sahipleri (TTK 415)

     3. Çağrısız genel kurul (TTK 416)

     E) Toplantının yapılması

     I – Hazır bulunanlar listesi (TTK 417)

     II – Toplantı ve karar nisabı (TTK 418)

     III – Toplantı başkanlığı ve iç yönerge  (TTK 419)

     IV – Toplantının ertelenmesi (TTK 420)

     V – Esas sözleşme değişikliklerinde toplantı ve karar nisapları (TTK 421)

     VI – Tutanak (TTK 422)

     VII – Kararların etkisi (TTK 423)

     VIII – Bilançonun onaylanmasına ilişkin karar (TTK 424)

     F) Pay sahibinin kişisel hakları

     I – Genel kurula katılma

     1. İlke  (TTK 425)

     2. Şirkete karşı yetkili olma (TTK 426)

     3. Pay sahibinin temsili (TTK 427)

     a) Genel olarak

     b) Organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilci  (TTK 428)

     c) Tevdi eden temsilcisi (TTK 429)

     d) Bildirge (TTK 430)

     e) Bildirim (TTK 431)

     4. Birden çok hak sahibi (TTK 432)

     II – Yetkisiz katılma (TTK 433)

     III – Oy hakkı

     1. İlke (TTK 434)

     2. Oy hakkının doğumu (TTK 435)

     3. Oydan yoksunluk (TTK 436)

     IV – Bilgi alma ve inceleme hakkı (TTK 437)

     V – Özel denetim isteme hakkı

     1. Genel kurulun kabulü (TTK 438)

     2. Genel kurulun reddi (TTK 439)

     3. Atama (TTK 440)

     4. Görev (TTK 441)

     5. Rapor (TTK 442)

     6. İşleme konulma ve açıklama (TTK 443)

     7. Giderler (TTK 444)

     G) Genel kurul kararlarının iptali

     I – İptal sebepleri (TTK 445)

     II – İptal davası açabilecek kişiler (TTK 446)

     H) Butlan

     I) Çeşitli hükümler (TTK 447)

     I – İlan, teminat ve kanun yolu (TTK 448)

     II – Kararın yürütülmesinin geri bırakılması (TTK 449)

     III – Kararın etkisi (TTK 450)

     IV – Kötüniyetle iptal ve butlan davası açanların sorumluluğu (TTK 451)

BEŞİNCİ BÖLÜM
Esas Sözleşmenin Değiştirilmesi

BİRİNCİ AYIRIM
Genel Olarak

     A) İlke (TTK 452)

     B) Usul

     I – Sanayi ve Ticaret Bakanlığının izni ve genel kurul kararı  (TTK 453)

     II – İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu (TTK 454)

     III – Tescil (TTK 455)

İKİNCİ AYIRIM
Özel Değişiklikler

     A) Sermayenin artırılması

     I – Ortak hükümler

     1. Genel olarak (TTK 456)

     2. Yönetim kurulunun beyanı (TTK 457)

     3. Denetleme raporu (TTK 458-Mülga)

     II – Sermaye taahhüdü yoluyla artırım

     1. Esas sermaye sisteminde (TTK 459)

     2. Kayıtlı sermaye sisteminde (TTK 460)

     3. Rüçhan hakkı (TTK 461)

     III – İç kaynaklardan sermaye artırımı (TTK 462)

     IV – Şarta bağlı sermaye artırımı

     1. İlke (TTK 463)

     2. Sınırlar (TTK 464)

     3. Esas sözleşmedeki dayanak (TTK 465)

     4. Pay sahiplerinin korunması (TTK 466)

     5. Değiştirme veya alım hakkını haiz bulunan kişilerin korunması (TTK 467)

     6. Sermaye artırımının gerçekleştirilmesi

     a) Hakların kullanılması, sermaye taahhüdü (TTK 468)

     b) Uygunluğun doğrulanması (TTK 469-Mülga)

     c) Esas sözleşmenin uygun duruma getirilmesi (TTK 470)

     d) Ticaret siciline tescil (TTK 471)

     7. Esas sözleşmeden çıkarma (TTK 472)

     B) Esas sermayenin azaltılması

     I – Karar  (TTK 473)

     II – Alacaklılara çağrı (TTK 474)

     III – Kararların yerine getirilmesi (TTK 475)

ALTINCI BÖLÜM
Pay ve Sermaye Koyma Borcu

BİRİNCİ AYIRIM
Pay

     A) Genel hükümler

     I – Asgari itibari değer (TTK 476)

     II – Payların bölünememesi (TTK 477)

     B) İmtiyazlı paylar

     I – Tanım (TTK 478)

     II – Oyda imtiyazlı paylar  (TTK 479)

İKİNCİ AYIRIM
Pay Bedelini İfa Borcu ve İfa Etmemenin Sonuçları

     A) İlke (TTK 480)

     B) Ödemeye çağrı (TTK 481)

     C) Temerrüt

     I – Sonuçları (TTK 482)

     II – Iskat usulü (TTK 483)

YEDİNCİ BÖLÜM
Menkul Kıymetler

BİRİNCİ AYIRIM
Pay senetleri

     A) Ortak Hükümler

     I – Türler

     1. Şartlar  (TTK 484)

     2. Dönüştürme  (TTK 485)

     II – Pay senedi bastırılması (TTK 486)

     III – Pay senetlerinin şekli (TTK 487)

     IV – Yıpranmış pay senetleri (TTK 488)

     B) Hamiline yazılı pay senetlerinin devri (TTK 489)

     C) Nama yazılı payların ve pay senetlerinin devrinde ilke (TTK 490)

     D) Devrin sınırlandırılması

     I – Kanuni sınırlama (TTK 491)

     II – Esas sözleşmeyle sınırlama

     1. İlkeler  (TTK 492)

     2. Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar

     a) Red sebepleri (TTK 493)

     b) Hükümleri (TTK 494)

     3. Borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar

     a) Red sebepleri (TTK 495)

     b) Bildirme yükümü (TTK 496)

     c) Hakların geçişi (TTK 497)

     d) Red süresi (TTK 498)

     III – Pay defteri

     1. Kayıt (TTK 499)

     2. Kaydın silinmesi (TTK 500)

     3. Bedellerinin tamamı ödenmemiş nama yazılı paylar (TTK 501)

İKİNCİ AYIRIM
İntifa Senetleri

     A) Çıkarılması (TTK 502)

     B) Hükümleri (TTK 503)

ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Borçlanma Senetleriyle Alma ve Değiştirme Hakkını İçeren Menkul Kıymetler

     A) Genel kurul kararıyla (TTK 504)

     B) Yönetim kurulu kararıyla (TTK 505)

     C) Sınır (TTK 506)

SEKİZİNCİ BÖLÜM
Kar, Kazanç ve Tasfiye Payı

      A) Kar ve tasfiye payı hakkı

     I – Genel olarak (TTK 507)

     II – Hesaplama biçimi (TTK 508)

     B) Kar payı, hazırlık dönemi faizi ve kazanç payı

     I – Kar payı (TTK 509)

     II – Hazırlık dönemi faizi (TTK 510)

     III – Kazanç payları (TTK 511)

     C) Geri alma hakkı

     I – Kötüniyet halinde (TTK 512)

     II – Şirketin iflası halinde (TTK 513)

DOKUZUNCU BÖLÜM
Şirketin Finansal Tabloları, Yedek Akçeler

      A) Anonim şirketlerin finansal tabloları ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu

     I – Hazırlama yükümü (TTK 514)

     II – Dürüst resim ilkesi (TTK 515)

     III – Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu (TTK 516)

     B) Şirketler topluluğunun finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporu

     I – Uygulanacak muhasebe standartları (TTK 517)

     II – Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu (TTK 518)

     C) Yedek akçeler

     I – Kanuni yedek akçe

     1. Genel kanuni yedek akçe (TTK 519)

     2. Şirketin iktisap ettiği kendi pay senetleri için ayrılan yedek akçe ve yeniden değerleme fonları (TTK 520)

     II – Şirketin isteği ile ayırdığı yedek akçe

     1. Genel olarak  (TTK 521)

     2. Çalışanlar ve işçiler lehine yardım akçesi (TTK 522)

     III – Kar payı ile yedek akçeler arasında ilgi (TTK 523)

     D) Çeşitli hükümler

     I – İlan (TTK 524-Mülga)

     II – Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri (TTK 525-Mülga)

     III – Özet finansal tabloları  (TTK 526-Mülga)

     IV – Sır saklama yükümü  (TTK 527)

     E) Özel hükümler (TTK 528)

ONUNCU BÖLÜM
Sona Erme ve Tasfiye

     A) Sona erme

     I – Sona erme sebepleri

     1. Genel olarak (TTK 529)

     2. Özel haller

     a) Organların eksikliği (TTK 530)

     b) Haklı sebeplerle fesih (TTK 531)

     II – Hükümleri

     1. Tescil ve ilan (TTK 532)

    2. Sonuçlar (TTK 533)

     III – İflas halinde tasfiye (TTK 534)

     IV – Şirket organlarının durumu (TTK 535)

     B) Tasfiye

     I – Tasfiye memurları

     1. Atama (TTK 536)

     2. Görevden alma (TTK 537)

     3. Aktifleri satma yetkisi (TTK 538)

     4. Yetkilerin sınırlandırılması ve genişletilmesi (TTK 539)

     II – Tasfiye işleri

     1. İlk envanter ve bilanço (TTK 540)

     2. Alacaklıların çağrılması ve korunması (TTK 541)

     3. Diğer tasfiye işleri (TTK 542)

     4. Tasfiye sonucu dağıtma (TTK 543)

     5. Defterlerin saklanması (TTK 544)

     III – Şirket unvanının sicilden silinmesi (TTK 545)

     IV – Uygulanacak diğer hükümler (TTK 546)

     C) Ek tasfiye (TTK 547)

     D) Tasfiyeden dönülmesi (TTK 548)

ONBİRİNCİ BÖLÜM
Hukuki Sorumluluk

     A) Sorumluluk halleri

     I – Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması (TTK 549)

     II – Sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi (TTK 550)

     III – Değer biçilmesinde yolsuzluk (TTK 551)

     IV – Halktan para toplamak (TTK 552)

     V – Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu (TTK 553)

     VI – Denetçinin sorumluluğu (TTK 554)

     B) Şirketin zararı

     I – Genel olarak (TTK 555)

     II – İflas halinde (TTK 556)

     III – Teselsül ve başvuru (TTK 557)

     IV – İbra

     1. İbranın etkisi (TTK 558)

     2. Kuruluş ve sermaye artırımında ibra (TTK 559)

     V – Zamanaşımı (TTK 560)

     VI – Yetkili mahkeme (TTK 561)

ONİKİNCİ BÖLÜM
Cezai Sorumluluk

     A) Suçlar ve cezalar  (TTK 562)

     B) Soruşturma ve kovuşturma usulü (TTK 563-Mülga)

Çek Kanununda Düzenlenen Yeni Sisteme Göre İleri Tarihli Çekler Üzerine Bir Değerlendirme – Muharrem Gençtürk

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Muharrem GENÇTÜRK’ün Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XV, S. 1–2 (2011), s. 119-159′da yayınlanan ”Çek Kanununda Düzenlenen Yeni Sisteme Göre İleri Tarihli Çekler Üzerine Bir Değerlendirme” adlı makalesine buradan ulaşabilirsiniz.

Çek Kanununda Düzenlenen Yeni Sisteme Göre İleri Tarihli Çekler Üzerine Bir Değerlendirme

ÖZET
Türk Ticaret Kanununun çeklere ilişkin hükümleri, Cenevre Yeknesak Kurallarına uygun olduğundan dolayı Türkiye’de çekler görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir” (YTK 795). Bununla birlikte 5941 sayılı Çek Kanununda düzenlenen yeni sisteme göre üzerindeki düzenleme tarihinden önce ödeme için ibraz edilen çek, düzenleyenin hesabında karşılık varsa ibraz günü ödenir. Üzerindeki düzenleme tarihinden önce ödeme için ibraz edilen çek için düzenleyenin hesabında yeterli karşılık bulunmazsa düzenleyen veya çekten dolayı sorumlu olan diğer kişiler hakkında herhangi bir hukuki işlem yapılamaz. Hamil kanuni süreler içinde çeki ödeme için tekrar ibraz etmek zorundadır; aksi halde düzenleyene, cirantalara ve sorumlu diğer kişilere karşı müracaat haklarını kullanamaz.

 

Genel Kurulda Oy Hakkı, Oy Hakkının Kısıtlamaları ve Oy Kullanma Şekli

Her pay sahibinin genel kurulda en az bir oy hakkı vardır.

Pay sahipleri oy haklarını, paylarının toplam itibarî değeriyle orantılı olarak fiziki veya elektronik ortamda kullanırlar. Ancak her durumda oy hakkının doğabilmesi için, esas sözleşmede daha yüksek bir miktarın ödenmesi öngörülmüşse bunun, öngörülmemişse pay tutarının dörtte birine karşılık gelen miktarın ödenmesi şarttır.

TTK 479 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca esas sözleşme ile paylara oy hakkında imtiyaz tanınmış ise;

  • Esas sözleşme değişikliğinde,
  • Yönetim kurulunun ibrasında ve yönetim kurulu aleyhine sorumluluk davası açılmasında,

imtiyazlı oy kullanılamaz.

Pay sahiplerinden hiçbiri; kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargıkurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz.

Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler veya bunların temsilcileri, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. Ancak anılan kişiler, yönetim kurulu üyesi olmayan diğer pay sahiplerinin oy haklarını temsilen kullanabilirler.

Özel mevzuatında, şirket esas sözleşmesinde, iç yönergede yer alan özel hükümler ve genel kurulda alınacak kararlar saklı kalmak kaydıyla, genel kurul toplantısında oylama açık ve el kaldırmak suretiyle yapılır. Elektronik ortamda yapılan genel kurullarda oy kullanımına ilişkin hükümler saklıdır.

Genel Kurul Toplantısına Katılma Zorunlu Olanlar ile Toplantıya Katılma Hakkı Olanlar

Genel kurul toplantılarında bulunması zorunlu olan kişiler şu şekildedir;

  • murahhas üyeler
  • en az bir yönetim kurulu üyesi (diğer yönetim kurulu üyeleri de genel kurul toplantısına katılabilirler).
  • denetime tabi olan şirketlerin genel kurul toplantılarında denetçi de hazır bulunur.

Genel kurul toplantısına katılma hakkına sahip kişiler şu şekildedir;

Genel kurul toplantısına yönetim kurulu tarafından hazırlanan genel kurula katılabilecekler listesinde yer alan bütün pay sahiplerinin katılma hakkı vardır. Bu pay sahipleri genel kurul toplantılarına bizzat kendileri katılabileceği gibi üçüncü bir kişiyi de temsilcisi olarak genel kurula gönderebilir. Temsilcinin pay sahibi olması şartınıöngören esas sözleşme hükmü geçersizdir.

Gerçek kişi pay sahipleri, genel kurula katılabilecekler listesini kimliklerini ibraz etmek suretiyle, tüzel kişi pay sahipleri ise tüzel kişiyi temsil ve ilzama yetkili olan kişilerin kimlikleriyle beraber yetki belgelerini ibraz etmek suretiyle imzalarlar. Gerçek veya tüzel kişi pay sahiplerini temsilen genel kurula katılacakların ayrıca temsil belgelerini de ibraz etmeleri zorunludur.

Hamiline yazılı pay senedi sahipleri genel kurul toplantı gününden en geç bir gün önce, bu senetlere zilyet olduklarını ispatlayarak giriş kartı almak ve ibraz etmek suretiyle genel kurul toplantısına katılabilirler.

Hamiline yazılı pay senedini, rehin, hapis hakkı, saklama sözleşmesi veya kullanım ödüncü sözleşmesi ve benzeri sözleşmeler sebebiyle elde bulunduran kimse, pay sahibi tarafından bu Yönetmelik hükümleri uyarınca yetkilendirilmişse genel kurula katılıp oy kullanabilir.

Bir payın üzerinde intifa hakkı bulunması halinde aksi kararlaştırılmamışsa genel kurula katılma ve oy hakkıintifa hakkı sahibi tarafından kullanılır. Bu durumda genel kurul toplantısına katılan kimse intifa hakkı sahibi olduğunu belgelendirmek zorundadır.

Bir pay birden çok kişinin ortak mülkiyetinde ise, bunlar ancak kendi içlerinden veya dışarıdan seçecekleri bir temsilci vasıtasıyla genel kurula katılıp oy kullanabilirler.

Halka açık olmayan şirketlerde gerek nama gerek hamiline yazılı pay senetleri sahiplerinin vekilleri vasıtasıyla toplantıda temsil edilebilmeleri için vekâletnamenin Ek-3’teki örneğe uygun olarak noter onaylı şekilde düzenlenmesi veya noter onaylı olmayan vekaletnamelerde noter huzurunda düzenlenmiş imza beyanının eklenmesi gerekir. Elektronik Genel Kurul Sisteminden yapılan temsilci tayinlerine ilişkin olarak Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik hükümleri ve Sermaye Piyasası Kurulunun halka açık şirketlerde genel kurula vekâleten katılma ve oy kullanılmasına ilişkin düzenlemeleri saklıdır.

Her pay sahibinin genel kurulda sadece bir kişi tarafından temsil edilmesi esastır. Ancak birden fazla kişiye temsil yetkisinin verilmesi veya tüzel kişi pay sahiplerini temsil ve ilzama yetkili birden fazla kişinin genel kurula katılması durumlarında ise bunlardan ancak birisi tarafından oy kullanılabilir. Oy kullanmaya kimin yetkili olduğunun yetki belgesinde gösterilmesi şarttır. Bu fıkra hükmü Kanunun 429 uncu maddesi uyarınca payların birden fazla kişiye tevdi edildiği durumda her biri oy hakkı sahibi olan tevdi eden temsilcilerine uygulanmaz.

Pay sahiplerinin genel kurulda kanuni temsilciler vasıtasıyla temsil edilebilmesi bu durumun belgelendirilmesine bağlıdır.

Genel Kurul Toplantı Başkanlığı

Esas sözleşmede aksine herhangi bir düzenleme yoksa toplantıyı yönetecek başkan ve gereğinde başkan yardımcısı genel kurul tarafından seçilir.

Genel kurul toplantı başkanı, tutanak yazmanı ile gerek görürse oy toplama memurunu tayin ederek başkanlığı oluşturur. Ayrıca tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmemişse, bunlara ait görevler toplantı başkanı tarafından yerine getirilir. Elektronik Genel Kurul Sistemindeki teknik işlemlerin toplantı anında yerine getirilmesi için toplantı başkanıtarafından uzman kişiler de görevlendirilebilir. Tek pay sahipli şirketlerde tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmesi zorunlu değildir.

Genel Kurul Toplantısında Hazır Bulundurulacak Belgeler

Genel kurul toplantı yerinde;

a) Şirketin esas sözleşmesi,

b) Pay defteri,

c) Toplantıya çağrının yapıldığını gösteren gazete ve diğer belgeler,

ç) Yönetim kurulunca hazırlanan yıllık faaliyet raporu,

d) Denetçi raporu,

e) Finansal tablolar,

f) Gündem,

g) Gündemde esas sözleşme değişikliği varsa, izne tabi şirketlerde Bakanlıktan alınan izin yazısı ve eki değişiklik tasarısı, diğer şirketlerde ise yönetim kurulunca hazırlanmış değişiklik tasarısı,

ğ) Hazır bulunanlar listesi,

h) Genel kurul erteleme üzerine toplantıya çağrılmışsa bir önceki toplantıya ilişkin toplantı tutanağı,

fiziki ve/veya elektronik ortamda hazır bulundurulur.

Olağan Genel Kurul Toplantısı Gündemi

Olağan genel kurul toplantısının gündeminde sırasıyla şu hususlar bulunur:

a) Açılış ve toplantı başkanlığının oluşturulması.

b) Yönetim kurulunca hazırlanan yıllık faaliyet raporunun okunması ve müzakeresi.

c) Denetçi raporlarının okunması.

ç) Finansal tabloların okunması, müzakeresi ve tasdiki.

d) Yönetim kurulu üyelerinin ibrası.

e) Kârın kullanım şeklinin, dağıtılacak kâr ve kazanç payları oranlarının belirlenmesi.

f) Yönetim kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi hakların belirlenmesi.

g) Faaliyet yılı içinde yönetim kurulu üyeliklerinde eksilme meydana gelmiş ve yönetim kurulunca atama yapılmış ise atamanın genel kurulca onaylanması.

ğ) Görev süreleri sona ermiş olan yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi, şayet esas sözleşmede görev süreleri belirtilmemişse görev sürelerinin tespiti.

h) Denetçinin seçimi.

ı) Lüzum görülecek sair hususlar.

Lüzum görülen sair hususlar gündeme açıkça yazılmalıdır. Görüşülecek konu önceden tespit edilip gündeme yazılmadan, “lüzum görülecek sair hususlar” şeklinde bir gündem maddesi belirlenemez.

Kanun ve esas sözleşme gereği genel kurulun yetkisinde olan ve olağanüstü genel kurul toplantı gündemini oluşturan her türlü konu, olağan genel kurul toplantı gündemine yazılabilir.

Azlığın süresi içinde müracaat etmesi halinde, görüşülmesini istediği konular yönetim kurulu tarafından gündeme alınır.

Yapılan denetim sonucunda veya herhangi bir sebeple Bakanlıkça, şirket genel kurulunda görüşülmesi istenen konuların gündeme konulması zorunludur.

Gündem, genel kurulu toplantıya çağıran tarafından belirlenir.

Çağrısız Genel Kurul Toplantısı

Çağrısız genel kurul toplantısı, bütün pay sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, çağrı usulüne uyulmaksızın toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alınabilir. Genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklıdır.

Genel Kurulu Toplantıya Çağrı İlanının İçeriği

Genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin ilanlarda ve pay sahiplerine gönderilecek mektuplarda;

a) Toplantı günü ve saati,

b) Toplantı yeri,

c) Gündem,

ç) Gündemde esas sözleşme değişikliği var ise değişen maddenin/maddelerin eski ve yeni şekilleri,

d) Çağrının kimin tarafından yapıldığı,

e) İlk toplantının herhangi bir nedenle ertelenmesi üzerine genel kurul yeniden toplantıya çağrılıyor ise, erteleme sebebi ile yapılacak toplantıda yeterli olan toplantı nisabı,

f) Olağan toplantı ilanlarında; finansal tabloların, konsolide finansal tabloların, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun, denetleme raporunun ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisinin şirket merkez ve şube adresleri belirtilmek suretiyle anılan adreslerde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulduğu,

g) Kanunun 428 inci maddesinde tanımlanan temsilcilerin kimlikleri ve bunlara ulaşılabilecek iletişim bilgileri,

belirtilir.

Yapılacak ilanda, genel kurul toplantısında kendisini vekil vasıtasıyla temsil ettirecekler için vekâletname örneklerine de yer verilir.

Genel Kurulu Çağrı Usulü

Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede belirtilen şekilde, internet sitesi açmakla yükümlüolan şirketler internet sitelerinde ve her halde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan ile çağrılır. Çağrı, toplantıya elektronik ortamda katılma sistemini uygulayan şirketlerde elektronik genel kurul sisteminde de yapılır. Ayrıca, pay defterinde yazılı pay sahipleri ile önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adresini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. 2499 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü saklıdır.

Genel kurulun toplantıya çağrısı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki haftaönce yapılır.

Çağrısı yapılan ilk toplantıda nisabın temin edilememesi halinde, genel kurul aynı usulle yeniden toplantıyaçağrılır. İlk toplantının ilan metnine, nisabın sağlanamaması halinde yapılacak ikinci toplantının çağrısına dair konulan hükümler geçersizdir.

Azlığın istemi üzerine, Kanunun 420 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca genel kurul toplantısının, toplantıbaşkanının kararıyla bir ay sonraya ertelenmesi halinde, erteleme kararı, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir ve internet sitesi açmakla yükümlü olan şirketlerin internet sitelerinde karar tarihinden itibaren en geç beş gün içinde yayımlanır. Ertelenen genel kurul bir ay sonra yapılmak üzere, çağrı usulüne uyularak tekrar toplantıya çağrılır.

Genel Kurulu Çağrıya Yetkili Olanlar

Olağan ve olağanüstü genel kurullar ile imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır.

Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, Kanunun 410 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Şirket sermayesinin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan veya esas sözleşmede öngörülmesi halinde daha az sayıdaki pay sahiplerince oluşturulan azlık pay sahipleri, yönetim kurulundan, gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulun toplantıya çağrılmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri hususların gündeme konulmasını yazılı olarak noter aracılığıyla isteyebilirler. Gündeme madde konulması isteminin, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılmasıtarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmış olması gerekir.

Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin yönetim kuruluna yaptıkları başvurunun kabul edilmesine rağmen kırkbeş gün içerisinde toplantı çağrısının yönetim kurulu tarafından yapılmaması halinde azlık pay sahipleri, genel kurulu toplantıya çağırabilir. Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin talebinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi veya yedi iş günü içerisinde olumlu cevap verilmemesi üzerine Kanunun 412 nci maddesi gereğince mahkemece atanmış kayyım tarafından genel kurul toplantıya çağrılabilir.

Tasfiye halinde olan şirketlerde tasfiye memurları, görevleri ile ilgili konular için genel kurulu toplantıya çağırabilirler.

Süresi içerisinde yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılmaması üzerine, Kanunun 454 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkeme tarafından yetkilendirilen imtiyazlı pay sahiplerinden her biri, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunu toplantıya çağırabilir.

Genel Kurul Toplantı Yeri

Genel kurul toplantı yeri, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça, şirketin merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları içindeki yerdir. Şirket merkezinin bulunduğu yerde toplantının hangi adreste yapılacağı esas sözleşmede özel olarak belirtilmemişse, bunu belirleme yetkisi toplantı çağrısı yapanlara aittir.

Toplantının, şirket merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları dışındaki başka bir yerde veya yurt dışında yapılabilmesi için bunun esas sözleşmede açıkça düzenlenmesi gerekir.

Çağrı ilanında; toplantı yerinin doğru, anlaşılır ve ayrıntılı biçimde belirtilmesi gerekir.

Genel Kurul Toplantı Zamanı

Genel kurul toplantıları aşağıda belirtilen zamanlarda yapılır:

Olağan genel kurul toplantısı, her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde toplantılar yılın ilk üç ayı içinde, özel hesap dönemi olan şirketlerde ise, hesap döneminin bittiği günü izleyen ilk üç ay içinde yapılır.

Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için toplantının yapılmasını gerektiren durumların ortaya çıktığızamanlarda yapılır.

İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu; imtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde genel kurul tarafından imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek mahiyette esas sözleşme değişikliğine karar verilmesi halinde, anılan karar tarihinden itibaren en geç bir ay içinde toplantıya çağrılır. Bu süre sonuna kadar imtiyazlı pay sahipleri toplantıya çağrılmazsa, her imtiyazlı pay sahibi yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere onbeş gün içinde, bu kurulun toplantıya çağrılmasını mahkemeden isteyebilir. Çağrıya rağmen süresi içinde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplanamazsa, genel kurul kararı onaylanmış sayılır.

Esas sözleşme değişikliği Bakanlık iznine tabi olan şirketlerde bu amaçla yapılacak genel kurul toplantıları, ancak bu izin alındıktan sonra yapılır.

Genel Kurul Toplantı Çeşitleri

Şirketlerde aşağıda sayılan genel kurul toplantıları ve imtiyazlı pay sahipleri özel kurul toplantısı yapılır:

  • Olağan genel kurul toplantısı: Şirket organlarının seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kuruluüyelerinin ibraları ile faaliyet dönemlerini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakereler yapmak ve karar almak üzere her hesap dönemi için yapılan toplantılardır.
  •  Olağanüstü genel kurul toplantısı: Şirket için lüzumu halinde veya zorunlu ve ivedi sebepler çıktığı takdirde yapılan ve gündemini toplantı yapılmasını gerektiren sebeplerin oluşturduğu toplantılardır.
  • İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplantısı: İmtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde, genel kurulun imtiyazlıpay sahiplerinin haklarını sınırlayacak tarzda esas sözleşmeyi değiştirmeye karar vermesi halinde, Kanunun 454 üncü maddesine göre esas sözleşme değişikliği kararını onaylamak için sadece imtiyazlı pay sahiplerinin katılımıyla yapılan toplantılardır.
  • İmtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikteki esas sözleşme değişikliğinin görüşüleceği genel kurul toplantısında, imtiyazlı payları temsil eden sermayenin en az yüzde altmışına sahip olan imtiyazlı pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ve bunların çoğunluğunun genel kurulda esas sözleşme değişikliğine olumlu oy vermeleri halinde, ayrıca özel kurul toplantısı yapılmaz.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı

Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için lüzumu halinde veya zorunlu ve ivedi sebepler çıktığı takdirde yapılan ve gündemini toplantı yapılmasını gerektiren sebeplerin oluşturduğu toplantılardır.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Zamanı
Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için toplantının yapılmasını gerektiren durumların ortaya çıktığı zamanlarda yapılır.

Olağanüstü Genel Kurulu Çağrıya Yetkili Olanlar
Olağan genel kurullar, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır. Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, TTK m. 410/2’ye göre, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısının Gündemi
Olağanüstü genel kurul toplantısının gündemini, toplantı yapılmasını gerektiren sebepler oluşturur.

Olağan Genel Kurul Toplantısı

Olağan genel kurul toplantısı;

  • Şirket organlarının seçimine,
  • Finansal tablolara,
  • Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporuna,
  • Kârın kullanım şekline,
  • Dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine,
  • Yönetim kuruluüyelerinin ibraları ile faaliyet dönemlerini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakereler yapmak ve karar almak üzere

her hesap dönemi için yapılan toplantılardır.

Olağan Genel Kurul Toplantı Zamanı
Olağan genel kurul toplantısı, her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde toplantılar yılın ilk üç ayı içinde (31 Mart’a kadar), özel hesap dönemi olan şirketlerde ise, hesap döneminin bittiği günü izleyen ilk üç ay içinde yapılır. Esas sözleşme değişikliği Bakanlık iznine tabi olan şirketlerde bu amaçla yapılacak genel kurul toplantıları, ancak bu izin alındıktan sonra yapılır.

Olağan Genel Kurulu Çağrıya Yetkili Olanlar
Olağan genel kurullar, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır. Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, TTK m. 410/2’ye göre, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Olağan Genel Kurul Toplantısının Gündemi 

Olağan genel kurul toplantısının gündeminde sırasıyla şu hususlar bulunur:

a. Açılış ve toplantı başkanlığının oluşturulması.

b) Yönetim kurulunca hazırlanan yıllık faaliyet raporunun okunması ve müzakeresi.

c) Denetçi raporlarının okunması.

ç) Finansal tabloların okunması, müzakeresi ve tasdiki.

d) Yönetim kurulu üyelerinin ibrası.

e) Kârın kullanım şeklinin, dağıtılacak kâr ve kazanç payları oranlarının belirlenmesi.

f) Yönetim kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi hakların belirlenmesi.

g) Faaliyet yılı içinde yönetim kurulu üyeliklerinde eksilme meydana gelmiş ve yönetim kurulunca atama yapılmış ise atamanın genel kurulca onaylanması.

ğ) Görev süreleri sona ermiş olan yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi, şayet esas sözleşmede görev süreleri belirtilmemişse görev sürelerinin tespiti.

h) Denetçinin seçimi.

ı) Lüzum görülecek sair hususlar. Lüzum görülen sair hususlar gündeme açıkça yazılmalıdır. Görüşülecek konu önceden tespit edilip gündeme yazılmadan, “lüzum görülecek sair hususlar” şeklinde bir gündem maddesi belirlenemez.

Kanun ve esas sözleşme gereği genel kurulun yetkisinde olan ve olağanüstü genel kurul toplantı gündemini oluşturan her türlü konu, olağan genel kurul toplantı gündemine yazılabilir. Azlığın süresi içinde müracaat etmesi halinde, görüşülmesini istediği konular yönetim kurulu tarafından gündeme alınır. Yapılan denetim sonucunda veya herhangi bir sebeple Bakanlıkça, şirket genel kurulunda görüşülmesi istenen konuların gündeme konulması zorunludur.

Gündem, genel kurulu toplantıya çağıran tarafından belirlenir.

Kurumsal Risk Yönetimi – Cumhur Bilgili

İMKB ve SPK desteğiyle Kurumsal Risk Yönetimi Derneği’nin 09 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirdiği “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Kurumsal Risk Yönetimine İlişkin Düzenlemelerinin, Şirketlerdeki Uygulamalar ve Ekonomik İstikrar Üzerindeki Yansımaları” başlıklı seminerin “Kurumsal Risk Yönetimi Uygulamaları, Faydaları ve Zorlukları” konulu panel bölümünde Brisa Risk Yönetimi Müdürü Dr.Cumhur Bilgili’nin konuşması..

Dr.Cumhur Bilgili hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Anonim Şirketlerde Nama Yazılı Pay Senedi Devri ve Devrin Sınırlandırılması – Levent Yaralı

I.   Anonim Şirketlerde Pay, Pay Senetleri ve İlmühaber
Anonim şirket ortaklığı paya bağlı olarak gerçekleşmektedir. Pay nama ya da hamiline yazılı pay senedine bağlanabileceği gibi (6102 sayılı Türk Ticaret KanunuTTK” m. 484/1), senede bağlanmamış anonim ortaklık payları da söz konusu olabilmektedir.

Anonim şirketlerde henüz çıkarılmamış pay senetlerini temsil etmek üzere ‘‘ilmühaberler’’ de çıkarılabilir. İlmühaberler, hak sahibine tüm pay sahipliği haklarını (payın devri dâhil) sağlar. İlmühaberlere kıyas yoluyla nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanır(TTK 486/2).

II.  Nama Yazılı Pay Senedi Devri ve Sınırlandırılması

A.    Devir serbestisi
Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler (TTK 490/1).

B.    Ciro ve teslim ile devrin gerçekleşmesi
Nama yazılı pay senetlerinin devri, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle gerçeklestirilir (TTK 490/2).

C.     Pay defterine kayıt
Nama yazılı pay senedinin usulüne uygun olarak devredildiği ispat edilmediği sürece, devralan pay defterine yazılamaz (TTK 499/2). Şirketle ilişkilerde, sadece pay defterinde kayıtlı bulunan kimse pay sahibi olarak kabul edilir(TTK 499/4, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ”eTTK” 417/4).

D.    Devrin tamamen yasaklanamaması
Limited şirketlerden farklı olarak(TTK 595/4), anonim şirket payının ve pay senetlerinin devri tamamen yasaklanamaz.

E.     Pay devrinin sınırlandırılması
Anonim şirket esas sözleşmesinde, nama yazılı payların ancak şirketin onayıyla devredilebileceği öngörülebilir(TTK 492/1). Bununla beraber, nama yazılı pay senetlerinin devrinde esas sözleşmede yer alan hükme dayanarak ve sebep göstermeksizin devrin kaydedilmesinden kaçınabilme imkânı(”eTTK’’ 418/2), TTK’da yer almamaktadır.  Diğer bir ifadeyle, sebep göstermeksizin devrin reddedilmesi imkânı TTK uyarınca söz konusu olmayacaktır.

Şirket ancak esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek devre onay vermeyi reddedebilecektir. Şirket rakiplerine yapılan pay devirlerini şirket onayına bağlama ya da payların sadece kurucu aile pay sahiplerine veya belirli bir mesleğe mensup bulunan kişilere devredebilmesi önemli sebeplere örnek olarak verilebilir.

F.     Devrin Sınırlandırıldığı Durumlarda Şirket Onayının Pay Senedi Devrine Etkisi
eTTK döneminde pay devri açısından şirketin onayı ve bu çerçevede pay defterine kaydı kurucu etkiye sahip değildi. Pay üzerindeki mülkiyet, şirket onaylamasa da devralana geçiyordu, ancak devralan pay defterinde kayıtlı olmadığı için yalnızca şirkete karşı ortak sıfatını kazanamıyor ve buna bağlı hakları da kullanamıyordu(eTTK 417/4).

Nama yazılı pay devrinin şirket esas sözleşmesi ile sınırlandırıldığı durumlarda, devre şirket tarafından verilen onayın kurucu etkiye sahip olduğu TTK 494/1 ile düzenlendi. Dolayısı ile, anonim şirket pay devrinin esas sözleşme ile sınırlandırıldığı ve şirket onayına bağlandığı durumlarda, şirket onayı (yönetim kurulu onayı) pay devrinin kurucu bir unsuru olacak, onayın bulunmadığı durumlarda mülkiyet de geçmeyecektir.

Levent Yaralı – 4.1.2013

Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 28 Ağustos 2012 – 28395

ŞİRKETLERİN YILLIK FAALİYET RAPORUNUN ASGARİ İÇERİĞİNİN BELİRLENMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1  (1) Bu Yönetmeliğin amacı, yönetim organı tarafından düzenlenecek yıllık faaliyet raporunun asgari içeriğini belirlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre kurulan ve faaliyet gösteren anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin yıllık faaliyet raporlarını ve şirketler topluluğunda ana şirketin yıllık faaliyet raporunu kapsar.

(3) Özel kanunlara tabi şirketlere, özel hükümler dışında bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.

Dayanak

MADDE 2  (1) Bu Yönetmelik, 6102 sayılı Kanunun 516 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına, 518 inci maddesine, 565 inci maddesinin ikinci fıkrasına ve 610 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3  (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Finansal tablolar: Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülmüş bulunan finansal tabloları,

c) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

ç) Ortak: Anonim şirketlerde pay sahiplerini, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ortakları,

d) Sözleşme: Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde esas sözleşmeyi, limited şirketlerdeşirket sözleşmesini,

e) Şirket: Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketi,

f) Üst düzey yönetici: Şirket yönetim organı üyeleri dışında, yönetim organınca şirketin faaliyetlerini doğrudan veya dolaylı olarak planlama, yönetme ve kontrol etme yetkisi ve sorumluluğu verilen kişileri,

g) Yıllık faaliyet raporu: Yönetim organı tarafından Kanuna ve bu Yönetmeliğe göre düzenlenen, şirketin ilgili yıla ilişkin faaliyetlerinin akışı ile her yönüyle finansal durumunun doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtıldığı, şirketin gelişmesinin ve karşılaşılması muhtemel risklerin belirtildiği raporu,

ğ) Yönetim organı: Anonim şirketlerde yönetim kurulunu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticiyi veya yöneticileri, limited şirketlerde müdürü veya müdürler kurulunu,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Yıllık Faaliyet Raporunun Hazırlanması

Genel ilkeler

MADDE 4  (1) Yıllık faaliyet raporu, şirketin ilgili hesap dönemine ait iş ve işlemlerinin akışını, her yönüyle finansal durumunu, şirketin hak ve yararını da gözetecek şekilde, doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtır. Yıllık faaliyet raporunda, yanıltıcı, abartılı ve yanlış kanaat uyandırıcı, gerçeğe aykırı ifadelere yer verilemez.

(2) Yönetim organı, yıllık faaliyet raporunu, ortakların şirketin faaliyetleri hakkında her türlü bilgiye tam ve doğru bir şekilde ulaşmasını sağlayacak ayrıntıda hazırlar. Yıllık faaliyet raporunda mümkün olan en basit kavram ve terimler kullanılır, tereddüde neden olabilecek belirsiz ifadelerden kaçınılır. Teknik terim kullanılması gereken yerlerde, herkesin kolayca anlamasına imkan verecek şekilde açıklamalar yapılır.

(3) Şirketin, finansal performansı ile finansal durumunun genel özellikleri ve karşı karşıya bulunduğu temel riskler yıllık faaliyet raporunda değerlendirilir. Şirketin finansal durumuna ilişkin bu değerlendirmeler finansal tablolara dayandırılır. Ayrıca finansal olmayan risklere de faaliyet raporunda yer verilir.

(4) Yıllık faaliyet raporunda; şirket faaliyet ve hizmetlerinin etkin, güvenilir ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesini, muhasebe ve mali raporlama sisteminden sağlanan bilgilerin bütünlüğünü, tutarlılığını, güvenilirliğini, zamanında elde edilebilirliğini ve güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan iç kontrollerin etkinliği, yeterliliği ve uyumluluğu konularında açıklamalara yer verilir.

(5) Yıllık faaliyet raporunda gerekli olması halinde istatistiki bilgilere ve grafiklere de yer verilebilir.

Geleceğe yönelik tahminlerin yıllık faaliyet raporunda belirtilmesi

MADDE 5  (1) Yıllık faaliyet raporunda şirketin gelişmesine ve karşılaşması muhtemel risklere açıkça işaret olunur ve bu konulara ilişkin yönetim organının değerlendirmesine yer verilir. Yıllık faaliyet raporunda, geleceğe yönelik bilgi verildiği veya tahminlerde bulunulduğu durumlarda, bunların dayandığı gerekçelere ve istatistiki bilgilere de yer verilmesi zorunludur.

(2) Yıllık faaliyet raporunda yer verilen geleceğe yönelik bilgi ve tahminler şirketin finansal durumu ve faaliyet sonuçları ile uyumlu olmalıdır.

Yıllık faaliyet raporunda yer verilebilecek ilave bilgiler

MADDE 6  (1) Yıllık faaliyet raporunda, bu Yönetmelikte yer verilen asgari içeriğe ve şirketin niteliği ve konumu itibariyle ortakların haklarını kullanabilmesi için bilmeleri gereken diğer bilgilere yer verilmesi zorunludur. Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yıllık faaliyet raporlarında yönetim organının uygun gördüğü ilave bilgilere yer verilebilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yıllık Faaliyet Raporunun İçeriği

Yıllık faaliyet raporunun bölümleri

MADDE 7  (1) Yıllık faaliyet raporu aşağıda gösterilen bölümlerden oluşur:

a) Genel bilgiler,

b) Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar,

c) Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları,

ç) Şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler,

d) Finansal durum,

e) Riskler ve yönetim organının değerlendirmesi,

f) Diğer hususlar.

Genel bilgiler

MADDE 8  (1) Yıllık faaliyet raporunun genel bilgiler bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer almasızorunludur:

a) Raporun ilgili olduğu hesap dönemi,

b) Şirketin ticaret unvanı, ticaret sicili numarası, merkez ve varsa şubelerine ilişkin iletişim bilgileri ile varsa internet sitesinin adresi,

c) Şirketin organizasyon, sermaye ve ortaklık yapıları ile bunlara ilişkin hesap dönemi içerisindeki değişiklikler,

ç) Varsa imtiyazlı paylara ve payların oy haklarına ilişkin açıklamalar,

d) Yönetim organı, üst düzey yöneticileri ve personel sayısı ile ilgili bilgiler,

e) Varsa; şirket genel kurulunca verilen izin çerçevesinde yönetim organı üyelerinin şirketle kendisi veya başkasıadına yaptığı işlemler ile rekabet yasağı kapsamındaki faaliyetleri hakkında bilgiler.

Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar

MADDE 9  (1) Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Sağlanan huzur hakkı, ücret, prim, ikramiye, kâr payı gibi mali menfaatlerin toplam tutarları,

b) Verilen ödenekler, yolculuk, konaklama ve temsil giderleri ile ayni ve nakdi imkânlar, sigortalar ve benzeri teminatların toplam tutarlarına ilişkin bilgiler.

Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları

MADDE 10  (1) Bu bölümde şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları ile bunların sonuçlarına ilişkin bilgilere yer verilir.

Şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler

MADDE 11  (1) Yıllık faaliyet raporunun şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Şirketin ilgili hesap döneminde yapmış olduğu yatırımlara ilişkin bilgiler,

b) Şirketin iç kontrol sistemi ve iç denetim faaliyetleri hakkında bilgiler ile yönetim organının bu konudaki görüşü,

c) Şirketin doğrudan veya dolaylı iştirakleri ve pay oranlarına ilişkin bilgiler,

ç) Şirketin iktisap ettiği kendi paylarına ilişkin bilgiler,

d) Hesap dönemi içerisinde yapılan özel denetime ve kamu denetimine ilişkin açıklamalar,

e) Şirket aleyhine açılan ve şirketin mali durumunu ve faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikteki davalar ve olasısonuçları hakkında bilgiler,

f) Mevzuat hükümlerine aykırı uygulamalar nedeniyle şirket ve yönetim organı üyeleri hakkında uygulanan idari veya adli yaptırımlara ilişkin açıklamalar,

g) Geçmiş dönemlerde belirlenen hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığı, genel kurul kararlarının yerine getirilip getirilmediği, hedeflere ulaşılamamışsa veya kararlar yerine getirilmemişse gerekçelerine ilişkin bilgiler ve değerlendirmeler,

ğ) Yıl içerisinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmışsa, toplantının tarihi, toplantıda alınan kararlar ve buna ilişkin yapılan işlemler de dâhil olmak üzere olağanüstü genel kurula ilişkin bilgiler,

h) Şirketin yıl içinde yapmış olduğu bağış ve yardımlar ile sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde yapılan harcamalara ilişkin bilgiler,

ı) Şirketler topluluğuna bağlı bir şirketse; hâkim şirketle, hâkim şirkete bağlı bir şirketle, hâkim şirketin yönlendirmesiyle onun ya da ona bağlı bir şirketin yararına yaptığı hukuki işlemler ve geçmiş faaliyet yılında hâkimşirketin ya da ona bağlı bir şirketin yararına alınan veya alınmasından kaçınılan tüm diğer önlemler,

i) Şirketler topluluğuna bağlı bir şirketse; (ı) bendinde bahsedilen hukuki işlemin yapıldığı veya önlemin alındığıveyahut alınmasından kaçınıldığı anda kendilerince bilinen hal ve şartlara göre, her bir hukuki işlemde uygun bir karşıedim sağlanıp sağlanmadığı ve alınan veya alınmasından kaçınılan önlemin şirketi zarara uğratıp uğratmadığı, şirket zarara uğramışsa bunun denkleştirilip denkleştirilmediği.

Finansal durum

MADDE 12  (1) Yıllık faaliyet raporunun finansal durum bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer almasızorunludur:

a) Finansal duruma ve faaliyet sonuçlarına ilişkin yönetim organının analizi ve değerlendirmesi, planlanan faaliyetlerin gerçekleşme derecesi, belirlenen stratejik hedefler karşısında şirketin durumu,

b) Geçmiş yıllarla karşılaştırmalı olarak şirketin yıl içindeki satışları, verimliliği, gelir oluşturma kapasitesi, kârlılığı ve borç/öz kaynak oranı ile şirket faaliyetlerinin sonuçları hakkında fikir verecek diğer hususlara ilişkin bilgiler ve ileriye dönük beklentiler,

c) Şirketin sermayesinin karşılıksız kalıp kalmadığına veya borca batık olup olmadığına ilişkin tespit ve yönetim organı değerlendirmeleri,

ç) Varsa şirketin finansal yapısını iyileştirmek için alınması düşünülen önlemler,

d) Kâr payı dağıtım politikasına ilişkin bilgiler ve kâr dağıtımı yapılmayacaksa gerekçesi ile dağıtılmayan kârın nasıl kullanılacağına ilişkin öneri.

Riskler ve yönetim organının değerlendirmesi

MADDE 13  (1) Yıllık faaliyet raporunun riskler ve yönetim organının değerlendirmesi bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Varsa şirketin öngörülen risklere karşı uygulayacağı risk yönetimi politikasına ilişkin bilgiler,

b) Oluşturulmuşsa riskin erken saptanması ve yönetimi komitesinin çalışmalarına ve raporlarına ilişkin bilgiler,

c) Satışlar, verimlilik, gelir yaratma kapasitesi, kârlılık, borç/öz kaynak oranı ve benzeri konularda ileriye dönük riskler.

Diğer hususlar

MADDE 14  (1) Yıllık faaliyet raporunun diğer hususlar bölümünde, faaliyet yılının sona ermesinden sonraşirkette meydana gelen ve ortakların, alacaklıların ve diğer ilgili kişi ve kuruluşların haklarını etkileyebilecek niteliktekiözel önem taşıyan olaylara ilişkin açıklamalara yer verilmesi zorunludur.

(2) Bu bölümde ayrıca, bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yönetim organının uygun gördüğüilave bilgilere de yer verilebilir.

Şirketler topluluğunda ana şirketin faaliyet raporları

MADDE 15  (1) Şirketler topluluğunda ana şirketin faaliyet raporlarında, bu Yönetmelikte yer alan diğer hükümlere ek olarak aşağıda belirtilen hususların da yer alması zorunludur:

a) Bir sermaye şirketinin sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmi beşini, otuz üçünü, ellisini, altmış yedisini veya yüzde yüzünü temsil eden miktarda paylarına sahip olunduğu veya payları bu yüzdelerin altına düştüğü takdirde bu durum ve gerekçesi,

b) Topluluğa dâhil işletmelerin ana şirket sermayesindeki payları hakkında bilgiler,

c) Konsolide finansal tabloların hazırlanması süreci ile ilgili olarak topluluğun iç denetim ve risk yönetimi sistemlerine ilişkin açıklamalar,

ç) Yönetim organı üyelerinden birinin talep etmesi halinde, Kanunun 199 uncu maddesinin dördüncü fıkrasındaöngörülen raporun sonuç kısmı.

Yıllık faaliyet raporunun sunumu

MADDE 16  (1) Yıllık faaliyet raporu ilgili olduğu hesap döneminin bitimini izleyen iki ay içinde hazırlanır.Şirketin yönetim organı başkanı ve üyeleri tarafından imzalanarak onaylanır. Yönetim organı üyelerinden herhangi birinin yıllık faaliyet raporunda yer alan bilgilerle ilgili farklı görüşte olması halinde, itiraz ettiği hususlar gerekçeleri ile birlikte yıllık faaliyet raporunda belirtilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Geçiş hükmü

GEÇİCİ MADDE 1  (1) 2012 yılı hesap dönemine ait yıllık faaliyet raporunda yer verilecek finansal bilgiler, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca düzenlenen mali tablolara dayandırılır.

Yürürlük

MADDE 17  (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 18  (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Münfesih Olmasına veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:
Resmi Gazete Tarih ve No: 30 Aralık 2012 – 28513

MÜNFESİH OLMASINA VEYA SAYILMASINA RAĞMEN TASFİYE EDİLMEMİŞ ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLER İLE KOOPERATİFLERİN TASFİYELERİNE VE TİCARET  SİCİLİ KAYITLARININ SİLİNMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ

Amaç

MADDE 1  (1) Bu Tebliğin amacı; münfesih olmasına veya sayılmasına rağmen tasfiye edilmemiş anonim velimited şirketler ile kooperatiflerin, ilgili kanunlardaki tasfiye usullerine uyulmaksızın tasfiyelerine ve ticaret sicili kayıtlarının silinmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2  (1) Bu Tebliğ, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanununda sayılan sebeplerle münfesih olan veya sayılan anonim ve limited şirketleri;  13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun yürürlük tarihinden itibaren iki yıl içinde münfesih olacak anonim ve limited şirketler ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılıKooperatifler Kanunu uyarınca halen münfesih olan veya 1/7/2014 tarihine kadar münfesih olacak kooperatifleri kapsar.

Dayanak

MADDE 3  (1) Bu Tebliğ, 6102 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4  (1) Bu Tebliğde geçen:

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Genel Müdürlük: İç Ticaret Genel Müdürlüğünü,

c) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

ç) Müdürlük: Ticaret sicili müdürlüklerini,

d) Oda: Ticaret ve sanayi odaları veya ticaret, sanayi ya da deniz ticaret odalarını,

e) Sicil Gazetesi: Türkiye Ticaret Sicili Gazetesini,

f) Şirket: Anonim ve limited şirketleri,

g) TOBB: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini,

ifade eder.

Müdürlüklerce kapsama giren şirket ve kooperatiflerin belirlenmesi

MADDE 5  (1) Kendi kayıtları üzerinden aşağıdaki hallerden en az birinin varlığının tespit edilebildiği durumlarda, Müdürlüklerce aşağıdaki sebeplerle münfesih olan veya sayılan şirket ve kooperatifler 31/3/2013 tarihine kadar resen belirlenir:

a) Sermayelerini, 31/12/1998 tarihine kadar 5.000 TL’ye çıkarmayan anonim şirketler ile 500 TL’ye çıkarmayanlimited şirketler.

b) Kanunun yürürlük tarihinden önce münfesih olan veya sayılan anonim ve limited şirketler.

c) Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle dağılmış olan kooperatifler.

ç) Sebebi ne olursa olsun aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatifler.

d) 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 10 ve 32 nci maddelerine göre adreslerinin ve durumlarının tespit edilememesi nedeniyle ilgili odadaki üyelikleri askıya alınan ve oda yönetim kurulu kararını takip eden yılbaşından itibaren iki yıl sonunda oda kaydı silinerek, sicil kaydı silinmeküzere Müdürlüklere bildirilen şirketler ve kooperatifler.

(2) Birinci fıkra uyarınca resen yürütülen çalışmalar sırasında;  herhangi bir kişi, kurum ya da kuruluş tarafından yukarıdaki durumları kanıtlarıyla Müdürlüğe bildirilen şirket ve kooperatifler de belirlemeye dahil edilir. Ancak bu bildirim sırasında ilgili kişiler tarafından yapılan bildirimlerde şirket veya kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunmadığına ilişkin yazılı beyanın da Müdürlüğe verilmesi zorunludur.

(3) Birinci fıkrada öngörülen süreden sonra 1/7/2014 tarihine kadar tespit edilecek kapsam dahilindeki şirket ya da kooperatiflere ilişkin bu Tebliğde öngörülen işlemler de müdürlükler tarafından aylık olarak yerine getirilir.

(4) Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 1/7/2014 tarihine kadar münfesih olacak veya sayılacak şirket ve kooperatifler için herhangi bir kişi, kurum ya da kuruluş tarafından kanıtlarıyla yapılacak başvurular da bu madde hükümlerine göre değerlendirilecektir.

(5) 1/7/2014 tarihine kadar münfesih olunduğuna dair kanıtlayıcı belgeler ile şirket ya da kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunmadığına ilişkin yazılı beyanla birlikte;

a) Şirket veya kooperatif ortaklarından herhangi birinin veya ticaret siciline kayıtlı en son yetkililerinin, kendilerini,

b) Şirket veya kooperatif ortaklarından herhangi birinin veya ticaret siciline kayıtlı en son yetkililerinin; kendileri yerine, başka bir ortağı veya başka bir yetkiliyi ya da görevi kabul ettiklerine ilişkin yazılı beyan da eklenmek suretiyleüçüncü şahısları,

tasfiye memuru olarak bildirmeleri halinde, sicil kayıtları üzerinden gerekli tespitlerin yapılmasından sonra, 6 ncımaddeye göre ayrıca ihtar yapılmaksızın Müdürlükçe 10 uncu ve 11 inci maddeye göre işlem yapılır.

Müdürlüklerce yapılacak ihtar ve ilan

MADDE 6  (1) Müdürlüklerce resen ya da yapılacak bildirim üzerine tespit edilen şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilinde kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmişkişilere 7 nci maddeye göre hazırlanacak ihtar gönderilir. Bu ihtar, sermayelerini 31/12/1998 tarihine kadar 5.000 TL’yeçıkarmayarak münfesih olan anonim şirketlerin ayrıca en son tescil edilmiş denetçisine de gönderilir.

(2) Gönderilen ihtarlar, ilan edilmek üzere Müdürlükler tarafından Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir.

(3) Sicil Gazetesinde yapılan ilan, ilgili odanın internet sitesinde 7 nci maddeye uygun olarak aynen yayımlanır.İlgili odanın internet sitesinin bulunmaması durumunda ilan TOBB’un internet sitesinde yayımlanır.

İhtarın içeriği

MADDE 7  (1) Müdürlüklerce;

a) Sermayelerini 31/12/1998 tarihine kadar 5.000 TL’ye çıkarmayarak münfesih olan anonim şirketler ile 500 TL’ye çıkarmayarak münfesih olan limited şirketler için yapılacak ihtarda; tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde ticaret sicili kayıtlarından unvanının silineceği, şirkete ait malvarlığının, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır. (Ek-1)

b) Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilenlerin dışındaki şirketler ile kooperatiflere yapılacak ihtarda tebliğtarihinden itibaren iki ay içinde; münfesih olma sebepleri de gösterilerek, bu sebepleri ortadan kaldıran işlemlerin yapılıp ispat edici belgelerin Müdürlüğe verilmesi ya da tasfiye memurunun Müdürlüğe bildirilmesi gerektiği, bildirimde bulunulmaması halinde ise bu sürenin sonunda ticaret sicili kayıtlarından unvanının silineceği, şirkete/kooperatife ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır. (Ek-2)

c) Bu madde uyarınca yapılacak ihtarlarda şirket ya da kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunup bulunmadığının yazılı şekilde beyan edilmesi de istenir.

İhtarın sonuçları

MADDE 8  (1) 6 ncı madde uyarınca Müdürlüklerce yapılan ihtar; ilgilisine ulaştığı durumlarda tebliğ tarihi itibariyle, ulaşmadığı durumlarda ise ihtarın sicil gazetesinde yayımlandığı tarihten itibaren otuzuncu günün akşamıitibariyle 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış sayılır.

(2) İlgili odaların veya TOBB’un internet sayfasında yayımlanan ilanlar bildirici niteliğe sahiptir.

Tasfiye memurlarının bildirilmesi

MADDE 9  (1) Tasfiye memurunun bildirimi, ortaklardan herhangi biri veya ticaret siciline kayıtlı en son yetkilileri tarafından yapılabilir. Bu bildirim, sermayelerini 31/12/1998 tarihine kadar öngörülen miktara çıkarmayan anonim ile ortak sayısı yirmiyi aşan limited şirketlerin denetçileri tarafından da yapılabilir.

(2) Tasfiye memurunu bildirmeye yetkili olanlar; kendilerini, diğer bir ortağı veya ticaret siciline kayıtlı en son diğer yetkililerden birini yahut üçüncü bir şahsı tasfiye memuru olarak bildirebilirler. Pay sahibi olmayan denetçiler, sadece şirket ortaklarını veya yetkililerini tasfiye memuru olarak bildirebilir.

(3) Tasfiye memurunu bildirmeye yetkili olanların, kendileri dışında başka birisini tasfiye memuru olarak bildirmeleri halinde, bu kişilerin görevi kabul ettiklerine dair beyanının söz konusu bildirime eklenmesi şarttır.

(4) Tasfiye memuru olarak üçüncü şahısların bildirilebilmesi için ortakların veya yöneticilerin hiçbirinin tasfiye memuru olarak bildirilmemiş olması şarttır. Ortaklar ve/veya yöneticiler ile birlikte üçüncü şahısların bildirilmesi halinde,üçüncü şahıslar tasfiye memuru olarak bildirilmiş sayılmazlar.

(5) Tasfiye memurunu bildirmeye yetkili olanlarca, farklı ortakların veya yöneticilerin ayrı ayrı ya da birlikte tasfiye memuru olarak bildirilmeleri halinde, bunların tamamı tasfiye memuru olarak bildirilmiş kabul edilir.

Tasfiye memurlarının tescili

MADDE 10  (1) Bu Tebliğ hükümlerine göre bildirilen tasfiye memurunun/memurlarının adı, soyadı, yerleşim yeri ile tasfiye adresi tescil edilir.

(2) Tasfiye memuru olarak bildirilen ortakların veya yöneticilerin tamamı tasfiye memuru olarak tescil edilir.

(3) Ortaklardan veya yöneticilerden en az birinin tasfiye memuru olarak bildirilmesi halinde üçüncü bir şahıs tasfiye memuru olarak bildirilse dahi üçüncü şahıs tasfiye memuru olarak tescil edilemez.

(4) Tasfiye memuru olarak sadece üçüncü bir şahsın bildirilmesi halinde, bu kişi tasfiye memuru olarak tescil edilir.

(5) Tasfiye memurlarının birden fazla olması halinde bunlar birlikte hareket ederler.

İlan

MADDE 11  (1) Tasfiye memurlarının tesciline ilişkin hususlar, sicil gazetesinde ve ilgili odanın veyaTOBB’un internet sayfasında ilan edilir.

(2) İlanda ayrıca;

a) Şirket veya kooperatifin alacaklıları, ilan tarihinden itibaren iki ay içinde alacaklarını tasfiye memurlarına kanıtlarıyla birlikte bildirmeye davet edilir.

b) Anonim şirketler ile kooperatiflerin yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerine, limited şirketlerde ise müdürlerine; ilan tarihinden itibaren bir ay içerisinde şirket veya kooperatifin mevcut malvarlığı ile alacak ve borçlarınıgösterir listenin tasfiye memuruna verilmesi gerektiği ihtar edilir.(Ek-3)

(3) Bu madde gereğince yapılacak ilan 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer.

Tasfiye memurlarınca yapılacak işlemler

MADDE 12  (1) Tasfiye memurları, alacaklıların alacaklarını bildirmeleri için öngörülen iki aylık sürenin sonunda, şirket veya kooperatifin durumunu gösterir bir bilanço hazırlar.

(2) Tasfiye memurunca hazırlanan bilançoya göre şirket veya kooperatifin varlığının borçlarından fazla olmasıhalinde, tasfiye memuru tasfiyeyi altı ay içerisinde sonuçlandırır. Gerekli hallerde tasfiye süresi altı ayı aşmamak üzere, tasfiye memurunun müracaatı halinde Bakanlıkça bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.

(3) Yapılacak tasfiye işlemleri sırasında ilgili Kanunlardaki ve esas sözleşmelerdeki genel kurul kararı alınmasınızorunlu kılan hükümler uygulanmaz.

(4) Şirket veya kooperatif borçları ödendikten sonra kalan mal mevcudu ortakların payları oranında ortaklara dağıtılır.

(5) Tasfiye tamamlandıktan sonra tasfiye memurunca hazırlanacak kesin bilançoda ibraz edilmek suretiyle Müdürlüğe başvurulur. Müdürlükçe şirket veya kooperatife ait unvan ticaret sicilinden silinir ve durum Sicil Gazetesinde ilan edilir.

(6) Tasfiye memuru, hazırlanan bilançoya göre şirket veya kooperatifin borçlarının varlığından fazla olmasıhalinde durumu derhal alacaklılara bildirir. Yapılacak bildirimde şirket veya kooperatifin iflasına karar verilmesi için mahkemeye başvurmaları da istenir.

(7) Bildirimde ayrıca, bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin tasfiye memuruna bildirilmemesi halinde şirket veya kooperatifin ticaret sicili kaydının silineceği ihtar olunur.

(8) Alacaklıların başvurusu üzerine mahkemece iflasın açılmasına karar verilir ve tasfiye 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ilgili hükümlerine göre yürütülür.

(9) Tasfiye memurunun ihtarına rağmen süresi içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi halinde, tasfiye memurlarının başvurusu üzerine şirket veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Sicil Gazetesinde ilan edilir.

(10) Tasfiye memurlarına 11 inci maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen bilgi ve belgelerin verilmemesi veya tasfiye memurlarınca da bu bilgi ve belgelere erişilememesi halinde, durum Müdürlüğe bildirilerek, başka bir işleme gerek kalmaksızın unvan ticaret sicilinden silinir ve bu durum Sicil Gazetesinde ilan edilir.

İhtar ve ilana cevap verilmemesi halinde yapılacak işlemler

MADDE 13  (1) Müdürlük tarafından 6 ncı madde uyarınca yapılan ihtara ve ilanlara rağmen iki ay içerisinde cevap vermeyen veya tasfiye memurunu bildirmeyen yahut durumunu Kanuna uygun hale getirmeyen veya faaliyette bulunduğunu adres ve kanıtlarıyla birlikte bildirmeyen şirket veya kooperatiflerin unvanı ticaret sicilinden resen silinir.

(2) Resen unvanı silinen şirket veya kooperatifler Sicil Gazetesinde ve ilgili odanın veya TOBB’un internet sitesinde ilan edilir.

Tasfiye işlemlerine başlanmış şirketler

MADDE 14  (1) Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanmış ve tasfiyesi tamamlanmış olmasına rağmen kesin bilançonun genel kurula sunulamaması nedeniyle unvanları sicilden silinemeyenşirket ve kooperatiflerin, bu Tebliğ hükümlerine göre kayıtlarının silinebilmesi için tasfiye memurlarının ilgili Müdürlüğe başvurmaları gerekmektedir.

(2) Tasfiye memurları tarafından; genel kurulun Kanunun öngördüğü asgari süre ve şartlara uygun olarak toplantıya çağrılmış olmasına rağmen iki defa üst üste toplanamadığını ispatlayıcı belgelerin ve kesin bilanço ile şirket ya da kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunmadığına ilişkin yazılı beyanın Müdürlüğe verilmesi gerekmektedir.

(3) Müdürlüklerce; başvuru üzerine, tevdi edilen belgeler ve kendi kayıtları üzerinden gerekli inceleme yapıldıktan sonra, bu maddede öngörülen şartların varlığının tespiti halinde unvana ilişkin kayıtlar silinir ve bu durum Sicil Gazetesinde ilan edilir.

Borçlu olan şirketlerin unvanlarının silinmesi

MADDE 15  (1) Müdürlük tarafından 12 nci maddenin dokuzuncu ve onuncu fıkraları ile 13 üncü madde uyarınca ticaret sicilinden unvanları silinecek şirket veya kooperatiflerin borçları unvanların silinmesine engel teşkil etmez.

Çeşitli hükümler

MADDE 16  (1) Bu Tebliğin ilgili hükümlerine göre ticaret sicilinden kaydı silinen anonim şirketler ve kooperatiflerin kanuni temsilcileri ile limited şirket ortaklarının, unvanlarının sicilden silindiği tarihten önceki kamu borçlarından doğan sorumlulukları 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun kapsamında devam eder.

(2) Bu Tebliğ hükümlerine göre, ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatiflerin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.

(3) Bu Tebliğ hükümleri uyarınca tasfiye işlemlerini yürüten tasfiye memurlarının sorumlulukları hakkında, özel kanunlardaki buna ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla Kanun ve Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanacaktır.

(4) Bu Tebliğ hükümleri uyarınca yapılacak tescil ve kayıt silme işlemleri her türlü harçtan, bu işlemler için düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden müstesnadır.

(5) Bu Tebliğ hükümleri uyarınca Sicil Gazetesinde yayımlanacak olan ilanlardan ücret alınmaz.

Yürürlük

MADDE 17  (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 18  (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

  

Ek-1

Ticaret Sicili Müdürlüğünce Şirketin Temsil Ve İlzamı İle Yetkilendirilmiş Kişiler İle Denetçilere Yapılacak İhtar Örneği

Ticaret Sicil No: …………………….

Ticaret Unvanı

………………………………………………………………………….

……………………………………………………………………………………………

 

Adresi: ……………………………………………………………………………………

 

Müdürlüğümüzün ……………….. sicil numarasında kayıtlı bulunan ve ticaret sicili kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde; şirketinizin ….. tarihine kadar … TL’ye çıkarmayarak münfesih duruma düştüğü tespit edilmiştir.

 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun geçici 7 nci maddesi uyarınca, şirketinizin tasfiye işlemlerine başlanılabilmesi için, şirketiniz ortakları, yöneticileri veya denetçileri ya da müdürleri tarafından iki ay içinde, tasfiye memurunun bildirilmesi gerekmekte olup, tasfiye memurunun süresi içerisinde bildirilmemesi halinde Şirketin unvanı ticaret sicilinden silinecek olup, şirkete ait malvarlığının kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu ihtar olunur.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun geçici 7 nci maddesi uyarınca, şirketinizin iş bu tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi ayrıca şirket ya da kooperatifin davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davasının bulunup bulunmadığına ilişkin yazılı beyanın Müdürlüğümüze verilmesi gerekmektedir.

Belirtilen süre içerisinde, tasfiye memurunun bildirilmemesi halinde şirketinin/kooperatifinizin unvanı ticaret sicilinden silinecek olup, şirketinize ait malvarlığının kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu ihtar olunur.

 

Ticaret Sicili Müdürü

 

Not            :

1. Bu ihtarın şirket veya kooperatifin ticaret silinde kayıtlı son adresine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere ulaşmaması durumunda, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilanın yayımlandığı tarihten itibaren otuzuncu günün sonunda ihtar yapılmış sayılır.

2. Tasfiye memurunun üçüncü şahıslar arasından seçilmesi durumunda, bunların görevi kabul ettiklerine dair beyanlarının da Müdürlüğe başvuru sırasında ibrazı gerekmektedir.

 

Ek-2

 

Ticaret Sicili Müdürlüğünce Şirketin Temsil Ve İlzamı İle Yetkilendirilmiş Kişilere Yapılacak İhtar Örneği

Ticaret Sicil No: …………………….

 

Ticaret Unvanı

………………………………………………………………………….

…………………………………………………………………………………………………

 

Adresi: …………………………………………………………………………………..

 

Müdürlüğümüzün ………………..sicil numarasında kayıtlı bulunan şirketinizin/kooperatifinizin, ticaret sicili kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde; aşağıda sayılan sebeplerden ötürü münfesih durumda olduğu anlaşılmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun geçici 7 nci maddesi uyarınca, şirketinizin/kooperatifinizin infisah sebeplerinin iş bu tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde münfesih olma sebeplerinin ortadan kaldırılarak buna ilişkin ispat edici belgelerin Müdürlüğümüze ibraz edilmesi ya da şirket/kooperatifin faaliyetinin devamına mümkün olmaması halinde aynı süre içerisinde tasfiye memurunun bildirilmesi, ayrıca şirket ya da kooperatifin davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davasının bulunup bulunmadığına ilişkin yazılı beyanın Müdürlüğümüze verilmesi gerekmektedir.

Belirtilen süre içerisinde münfesih olma sebeplerini ortadan kaldıran işlemlerin yerine getirildiğinin ispatlayıcı belgelerle birlikte bildirilmemesi ya da tasfiye memurunun bildirilmemesi halinde şirketinizin/kooperatifinizin unvanı ticaret sicilinden silinecek olup, şirketinize/kooperatifinize ait malvarlığının kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu ihtar olunur.

İnfisah sebepleri:

 

Bu bölümde şirket ya da kooperatifin münfesih olma sebepleri açıkça belirtilecektir.

Ticaret Sicili Müdürü

Not         :

1. Bu ihtarın şirket veya kooperatifin ticaret silinde kayıtlı son adresine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere ulaşmaması durumunda, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilanın yayımlandığı tarihten itibaren otuzuncu günün sonunda ihtar yapılmış sayılır.

2. Tasfiye memurunun üçüncü şahıslar arasından seçilmesi durumunda, bunların görevi kabul ettiklerine dair beyanlarının da Müdürlüğe başvuru sırasında ibrazı gerekmektedir.

 

Ek-3

 

Tasfiye Memurlarının Tesciline Dair İlan Örneği

 

Ticaret Sicil No: …………………….

 

Ticaret Unvanı

………………………………………………………………………….

…………………………………………………………………………………………………

 

Adresi: …………………………………………………………………………………..

 

Yukarıda bilgileri verilen şirketin/kooperatifin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun geçici 7 nci maddesi uyarınca tasfiye işlemlerini yürütmek üzere tasfiye memuru olarak bildirilen aşağıdaki kişi/kişiler ile tasfiye adresinin …/…/….tarihinde tescil edildiği ilan ve aşağıdaki hususlar ilgililere ihtar olunur.

1-       Şirketin/kooperatifin yönetim kurulu üyelerinden her birinin ve denetçilerinin, müdür ya da müdürlerinin şirket ya da kooperatifin malvarlığı ile alacak veya borçları gösterir listeyi, belgeleri ile birlikte işbu ilan tarihinden itibaren en geç bir ay içinde,

2-       Şirketin/kooperatifin borçlu ve alacaklılarının, alacaklarını kanıtlarıyla birlikte, işbu ilan tarihinden itibaren en geç iki ay içinde,

6102 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesi uyarınca aşağıda adı, soyadı ve adresi belirtilen tasfiye memuruna bildirmeleri gerekmekte olup, bu bilgi ve belgelerin belirtilen süre içinde tasfiye memuruna verilmemesi veya tasfiye memurunca da bu bilgi ve belgelere ulaşılamaması  durumunda, tasfiye memurunun bildirimi üzerine Müdürlüğümüzce başka bir işleme gerek kalmaksızın, şirketin/kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinecektir.

 

Ticaret Sicili Müdürü

 

 

Tasfiye Heyeti/Memuru         :

 

Adı ve Soyadı                        :

Tasfiye Adresi        :

SPK Madde 12

Sermaye piyasası araçlarının satışı

MADDE 12- (1) İhraç olunan payların bedellerinin tamamen ve nakden ödenmesi şarttır. Kurul, satış süresi içinde satılamayan payların tamamının satın alınacağının ve bedellerinin ödeneceğinin ortaklığa karşı taahhüt edilmesini isteyebilir. Kurul, birleşme, bölünme, hisse değişimi ve benzeri şirket yapılandırmalarında yapılacak sermaye artırımları gibi pay bedellerinin nakden ödenmesinin zorunlu olmadığı durumları belirlemeye yetkilidir.

(2) Kurul, payların piyasa fiyatı veya defter değerinin nominal değerinin üzerinde olması hâlinde, ihraç olunacak payların primli fiyattan satılmasını ve yeni pay alma haklarının primli fiyattan kullanılmasını isteyebilir. Kurul, payların piyasa fiyatı veya defter değerinin nominal değerinin altında olması durumunda, payların nominal değerinin altında bir fiyatla ihraç edilmesine izin verebilir. Buna ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir.

(3) Sermaye piyasası araçlarının satış esnasında alıcıya teslimi şarttır. Kurulun, esas sermaye sisteminde yapılacak ihraçlara, sermaye piyasası araçlarının kaydileştirilmesine ve takas işlemlerine ilişkin düzenlemeleri saklıdır.

(4) Kurul, sermaye piyasası araçlarının halka satışında, yatırımcıların bunları almalarını kolaylaştırıcı, hak ve yararlarını koruyucu tedbirlerin alınmasını ihraççıdan, halka arz edenlerden, satışı yapanlardan ve ilgili borsalardan isteyebilir.

(5) Sermaye artırımı nedeniyle Kurula yapılan başvurularda Kurulda geçen inceleme süresi, 6102 sayılı Kanunun 456 ncı maddesindeki sermayenin tescil edilmesine ilişkin sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaz.

(6) 6102 sayılı Kanunun 346 ncı maddesi ile 462 nci maddesinin üçüncü fıkrası halka açık ve halka açılmak üzere Kurula başvuran ortaklıklara uygulanmaz.

Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üye Sayısı – Levent Yaralı

Aşağıda yer alan makale, Yaklaşım Dergisi’nin Ekim 2012 TTK Özel Sayısı’nda yayınlanmış olup, dergide yayınlanan metne buradan ulaşabilirsiniz.

ANONİM ŞİRKET YÖNETİM KURULU ÜYE SAYISI
Levent Yaralı

I- GİRİŞ

Anonim şirket yönetim kurulu üye sayısını düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) md. 359/1, c.1 düzenlemesi şu şekildedir;

“Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.”

Anonim şirket yönetim kurulunun asgari üç üyeden oluşması zorunluluğu(1) TTK’ya alınmayarak, tek pay sahipli anonim şirket gibi tek üyeli yönetim kuruluna da izin verilmiştir. Yönetim kurulu üyeliği görevine başlamak açısından pay sahibi olma zorunluluğunun da kaldırılması ile birlikte, tek pay sahipli bir anonim şirketin birden fazla yönetim kurulu üyesinin olması mümkün hale getirilmiştir.

Tek kişilik yönetim kurulu, anonim şirketler hukukumuzun kaynağı sayılabilecek İsviçre Borçlar Kanunu(2)  ve Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu’nda(3) da tanınmıştır. Benzer şekilde, Amerika’da sermaye ve yatırım çekmede %50’yi aşan şirket oranı ile birinci sırayı alan ve “şirket cenneti” olarak nitelendirilen Delaware eyaletinin şirketler hukukunda da, yönetim kurulunun bir veya daha fazla gerçek kişiden oluşabileceği düzenlenmiştir(4). İngiliz Şirketler Kanunu da, halka açık anonim şirketler dışındaki anonim şirketlerin tek yönetim kurulu üyesinden oluşabileceğini düzenlemektedir(5).

II- ÜYE SAYISINA İLİŞKİN ESAS SÖZLEŞME DÜZENLEMELERİ

Anonim şirket esas sözleşmesinde yer alması zorunlu olan kayıtlara ilişkin TTK’nın 339/2-g bendi, yönetim kurulu üye sayısının esas sözleşmede yer alması gerektiğini düzenlemektedir(6).

Anonim şirket esas sözleşmesi, anonim şirket kuruluş belgeleri arasında sayılan (TTK md. 336) ve şirketin anayasası konumunda olan temel bir belgedir. Esas sözleşmede yer alması zorunlu içerik, esas itibarıyla TTK md. 339’da sayılmıştır.  “Emredici Hükümler” başlıklı TTK md. 340 ile de, zorunlu unsurlar dışında esas sözleşmede yapılabilecek düzenlemelerin tabi olacağı esas belirlenmiştir(7). TTK md. 340 şu şekildedir;

Esas sözleşme, bu Kanun’un anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanun’da buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Diğer Kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar”.

Anonim şirketlerde geçerli olan sözleşme özgürlüğünü katı bir şekilde sınırlayan söz konusu hüküm tartışmaya ve eleştiriye açıktır(8). Söz konusu düzenleme uyarınca, Kanun’da buna açıkça izin verilen durumlarda anonim şirketlere ilişkin hükümlerden sapma söz konusu olabilecektir. Diğer bir ifade ile, anonim şirketlere ilişkin olarak kanunda düzenlenen ancak aksinin kararlaştırılmasına izin verilmeyen hususlar esas sözleşme ile düzenlenemeyecektir.

Anonim şirketlere ilişkin olarak kanunda düzenlenmeyen konulara ilişkin esas sözleşmede düzenleme yapılıp yapılmayacağı ise tartışmaya açıktır. KARASU, bir konu tahdidi bir şekilde düzenlenmediği sürece, konu hakkında tamamlayıcı nitelikteki esas sözleşme hükümlerinin kararlaştırılabileceği görüşündedir(9). PASLI ise, özel olarak düzenlenmeyen konularda ek şartlar/kurallar getirilmesinin mümkün olduğunun kabul edilmesi gerektiği görüşündedir(10). Kanaatimizce, anonim şirket yönetim kurulu üye sayısına ilişkin olarak TTK’da sınırlayıcı ve dolayısıyla sapmanın söz konusu olacağı bir hüküm bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile yönetim kurulu üye sayısı ile ilgili olarak TTK; üye sayısının tek ya da çift olması, belirli bir aralık öngörülerek seçim yetkisinin genel kurula bırakılması, alt ya da üst sınır öngörme gibi konularda herhangi bir düzenlemede bulunmadığı için, bu hususların esas sözleşme ile düzenlenmesi mümkündür.

III- ÜYE SAYISI

A- TEK ÜYELİ YÖNETİM KURULU

1- Kavram

TTK 359/1, c.1 düzenlemesinde yönetim kurulu kavramı, bir üyeyi kapsayacak şekilde de kullanılmıştır.

Tek üyeden oluşan yönetim kurulu kavram düzeyinde çelişkili ve eleştiriye açıktır(11).

TTK md. 359 gerekçesinde; tek kişi ile kurul ifadesinin çelişki yaratabileceğinin düşünülmemesi, 359. maddede geçen “kurul” kelimesinin birden ziyade kişiden çok, “organ”a işaret ettiği, modern şirketler hukuku anlayışında kurulun birden çok kişi anlamının gün geçtikçe vurgusunu yitirdiği ve tek üyeli yönetim kurulunun birçok komite ve komisyonla birlikte çalışıp bir yönetim örgütü oluşturabileceği vurgulanmıştır(12).

TEKİNALP, tek kişilik “kurul” olamayacağı, yeniliğin kurul kavramı ile çeliştiği şeklindeki genel kanının Türkiye’ye özgü olduğunu ve hukuki açıdan da doğru olmadığını, tek üyeli yönetim kurulunun da “kurul” olarak çalıştığını; yönetim kurulu kararının gerekli olduğu hallerde karar alındığını, karar yazıldığını, imzalandığını, karar defterine geçirildiğini ve gereğinde tarihin üçüncü kişiye ispat edildiğini, tek kişilik yönetim kurulunu yıllardan beri uygulayan ülkelerde öğretide “kurul” bulunmadığı itirazının ileri sürülmediğini, “kurul” kelimesinin üye sayısına değil, organ kavramına, yazılı karara, kararın karar defterinde sabitlenip, somutlaşmasına, kanıtlanmasına, tarihinin üçüncü kişilere ileri sürülmesine göndermede bulunduğunu ifade etmektedir(13).

PULAŞLI, yönetim kurulunun bir veya birden fazla üyeden oluşan ve devamlı faaliyette bulunan bir kurul-organ olduğunu, yönetim kurulunun tek üyeden oluşmasının onun “kurul-organ” niteliğini etkilemeyeceğini, çünkü “kurul”un hukuki bir kavram olup, üye sayısının önemli bir unsur olmadığını ifade etmektedir(14).

MOROĞLU ise aksi görüşte olup, TTK md. 359/1’de, yönetimin bir üyeden oluşması halinde de “kurul”dan söz edilmesini eleştirmiş(15) ve şu düzenlemeyi önermiştir(16).

“Anonim şirketin anasözleşmesiyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, gerçek veya tüzel kişi bir yöneticisi veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.”

YAVUZ da, TTK md. 359 ve devamındaki maddelerin dahil olduğu bölümün başlığının “yönetim organı” olması gerektiğini, tek kişi kurul olmayacağını, tek kişi olunca “yönetim kurulu”  değil “yönetici” denileceğini, nasıl ki denetim kurulu ya da denetçi deniyorsa, burada da yönetici ya da yönetim kurulu denilmesi gerektiğini belirtmiştir(17).

BAHTİYAR ise, maddede tek kişilik kuruldan söz eden düzenlemenin anlamsız olduğunu, bu durumda yöneticiden veya yönetim organından söz etmenin daha doğru olduğunu ifade ederek düzenlemeyi eleştirmiştir(18).

Kanaatimizce, yönetim kurulunun kavram düzeyinde geçmişten bugüne ilgili kesimlerde yarattığı algı ve öğretideki eleştiriler dikkate alınarak, tek kişi için “yönetim organı” ve birden fazla kişi için “yönetim kurulu” ifadelerinin madde metninde kullanılması daha isabetli olurdu.

2- Tek Üyeli Yönetim Kuruluna İzin Verilme Nedenleri

Tek üyeli yönetim kuruluna izin verilmesinin sebebi, 359. madde gerekçesinde; AB hukuku ile uyum sağlanması ve küçük anonim şirketler ile ana şirketlerde, daha kolay yönetme yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanınması şeklinde belirtilmiş, bu kuralın esneklik ve kolaylık sağlayacağı ve özellikle topluluk oluşturulmasında, kurumsallaşmada ve hatta profesyonelleşme ile bölünmelerde yararlı olacağının düşünüldüğü ifade edilmiştir(19).

TEKİNALP, tek kişilik yönetim kurulunun Avrupa’da yoğun uygulamasının bulunma nedeni olarak, tek kişilik yönetim kurulunun; pratik, kolay karar alıp uygulayan, ucuz, görüş ayrılıklarına yer vermeyen, kilitlenmeyen, kolay talimat alıp veren nitelikte olmasını göstermektedir(20).

Tek kişilik yönetim kurulu ile tek kişilik anonim şirketini(21) etkin ve tek elden yönetmek isteyen pay sahibi, deyim yerindeyse “saman üyeler”e(22)muhtaç kalmaksızın, kendisi ya da seçeceği yönetim kurulu üyesi vasıtasıyla şirketinin yönetim ve temsilini sağlayabilecektir.

B- ÜYE SAYISININ ALT VE ÜST SINIRI

1- Asgari Üye Sayısı

TTK uyarınca anonim şirket yönetim kurulu asgari bir üyeden oluşur.

Bununla beraber, banka yönetim kurullarının, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem gören halka açık anonim şirketlerin, sigorta ve reasürans şirketlerinin, varlık yönetim şirketlerinin yönetim kurullarının en az beş üyeden oluşacağı ilgili mevzuatlarında öngörülmüş olup(23), söz konusu yasal düzenlemelerin aksine ve altında bir üye sayısı esas sözleşme ile öngörülemez.

İngiliz Şirketler Kanunu da, halka açık anonim şirketler için en az iki yönetim kurulu üyesini zorunlu tutmuştur(24).

Yönetim kurulu için asgari üye sayısı öngören mevzuata aykırı şekilde asgari üye sayısından daha düşük sayıda bir seçimin yapılması (örneğin; banka yönetim kuruluna 3 üye seçilmesi)  durumunda, yasal organlardan birinin var olmaması nedeniyle şirketin feshi (Bkz. TTK md. 530, eTTK md. 435) gündeme gelebilir(25).

2- Üye Sayısı İçin Alt-Üst Sınır Öngörülmesi

TTK, eTTK’ya ve İsviçre Borçlar Kanunu’na paralel şekilde(26) yönetim kurulu üye sayısı için herhangi bir üst sınır öngörmemiştir.

Yönetim kurulu üye sayısı, yönetim kurulu üyelerinin verimli ve yapıcı çalışmalar yapmalarına, hızlı ve rasyonel kararlar almalarına ve komitelerin oluşumu ve çalışmalarını etkin bir şekilde organize etmelerine olanak sağlayacak şekilde belirleneceği ve bu gereklilik sebebiyle kanun koyucunun TTK’da yönetim kurulunun azami üye sayısı konusunda bir sınırlama getirmediği ifade edilmektedir(27).

Anonim şirket esas sözleşmesinin asgari zorunlu içeriğini gösteren TTK md. 339/2-g hükmü uyarınca, esas sözleşmede, yönetim kurulu üyelerinin sayıları ve bunlardan şirket adına imza koymaya yetkili olanlar gösterilir. Yönetim kurulu üye sayısının esas sözleşme ile kararlaştırılabileceği TTK md. 339/2-g’de açıkça belirtildiği için, kurucular ve pay sahipleri yönetim kurulu üye sayısına ilişkin düzenlemeleri esas sözleşmede serbestçe yapma imkanına sahiptirler.

Esas sözleşmede üye sayısı, seçeneklere olanak verecek şekilde değişken olarak belirlenebilir(28). Bu çerçevede, esas sözleşmede bir taban ve bir tavan rakam verilip, bu alt ve üst sınır arasında ortaklığın gereksinimine göre bir esneklik oluşturularak genel kurulda her seçim devresi değişik sayıda yönetim kurulu üyesi seçilmesini sağlamak mümkündür(29).

Örneğin şu düzenlemenin esas sözleşmeye konulması mümkün ve geçerlidir.

“Yönetim kurulu, şirketin gereksinimlerine göre genel kurul tarafından seçilecek 3 ila 7 üyeden oluşur.”

İlk yönetim kurulu üyelerinin esas sözleşme ile atanması ve esas sözleşmede üyelerin sayıları ile bunlardan şirket adına imza koymaya yetkili olanların gösterilmesi zorunludur. Esas sözleşmeyi incelemekle yükümlü olan sicil müdürü, kanunda ya da esas sözleşmede öngörülen asgari üye sayısının altında üyenin esas sözleşme ile atandığını tespit ederse, tescil talebini reddetmelidir(30).

Esas sözleşmede öngörülen azami üye sayısını aşacak şekilde üye seçilmesi mümkün değildir. Esas sözleşmede öngörülen azami üye sayısından fazla üyenin seçilmesi gerekiyorsa, öncelikle esas sözleşmenin yasal prosedüre uyularak değiştirilmesi gerekir. Örneğin; esas sözleşmede yönetim kurulunun üç üyeden oluşacağı düzenlenmişse ve genel kurul yönetim kuruluna beş üye seçmek istiyorsa, öncelikle esas sözleşme değiştirilmeli ve yönetim kuruluna beş üyenin seçilebilme imkânı esas sözleşme ile mümkün hale getirilmelidir.

Yargıtay, eTTK döneminde, konu ile ilgili kendisine yansıyan bir olayda şu emsal Kararı vermiştir;

TTK’nın 312. maddesi ile yönetim kurulunun ne suretle seçileceği ve en az kaç üyeden teşekkül edeceği gösterilmiş bulunmaktadır. Buna göre, anonim ortaklıklarda en az üye sayısı üç kişi olarak öngörülmüş olup, en fazla kaç üye olabileceği hususunda yasaca bir düzenleme yapılmadığından, bu konuda anasözleşme ile şirketlere üçten az olmamak üzere bu sayıdan fazla üye seçme imkanı tanındığı gibi, bir taban ve bir tavan rakamı gösterilmek suretiyle, bu sınırlar arasında şirketin ihtiyacına göre genel kurulca her seçim dönemi için değişik sayıda üye seçebilme imkanı da tanınmıştır.

Davalı şirketin anasözleşmesinde ise, yönetim kurulunun beş kişiden oluşacağı denetçilerin ise, iki kişi olduğu belirtildiği halde, 26.04.1985 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, anasözleşme hükümlerine aykırı olarak yönetim kurulu üyeliğine yedi kişi, denetçiliğe ise bir kişi seçilmiş bulunmaktadır. Genel kurulun aldığı bu karar, anasözleşmenin değiştirilmesi niteliğindedir. Oysa, anasözleşmenin değiştirilebilmesi için yasaca öngörülen prosedürün takip edilmesi … gerekir.

Genel kurul, esas sözleşmede düzenlenen azami yönetim kurulu üye sayısını aşacak şekilde üye seçerse, söz konusu genel kurul kararının esas sözleşme hükümlerine aykırı olduğu ve yasal prosedüre uyulmadan esas sözleşmenin değiştirildiğinden bahisle iptali(31) dava edilebilir(32).

Genel kurul, esas sözleşmede öngörülen asgari üye sayısından daha az sayıda üye seçerse, söz konusu genel kurul kararı da esas sözleşme hükümlerine aykırı olacağı için iptali dava edilebilir. Böyle bir durumda ayrıca, anonim şirketin organsız kaldığı ileri sürülerek fesih davası açılması da gündeme gelebilir(33). Yönetim kuruluna Kanun’da öngörülen asgari üye sayısı kadar üye seçilmek şartı ile esas sözleşmede öngörülenden daha az sayıda üye seçilmesi ve geri kalan üyelerin bir sonraki genel kurulda bizzat genel kurul tarafından doldurulması mümkün değildir(34).

Genel kurul kararının mahkemece iptaline karar verilmesi durumunda, iptal hükmü geriye etkili olarak sonuç doğuracağından, esas sözleşmede gösterilenden daha az ya da fazla sayıdaki üyeden oluşan yönetim kurulunun aldığı tüm kararlar da geçersiz olacaktır.

Genel kurulun esas sözleşmeyi değiştirmeden azami üye sayısını aşan sayıda üye seçmesine ilişkin kararı, üç aylık iptal davası açma süresi içerisinde ilgililerce iptal davasına konu edilmemişse, esas sözleşmede belirtilen azami sayıyı aşan yönetim kurulu üyelerinin üye olamayacağı ve esas sözleşmeye aykırılık artık ileri sürülemez. Bu durumda, esas sözleşmenin yasal prosedüre uyulmaksızın genel kurul kararı ile değiştirilmiş olmasına dair hukuka aykırılığın artık dava konusu edilememesi söz konusudur.

Esas sözleşmede yönetim kurulu üye sayısı için bir alt ve üst sınır öngörülmüşse, söz konusu sınırlar çerçevesinde üye sayısının ne olacağına karar verme yetkisi genel kuruldadır. Genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerini düzenleyen TTK md. 408/2-b hükmünde yönetim kurulu üyelerinin seçimi de öngörüldüğü için, bu yetkinin yönetim kuruluna devri mümkün değildir. TTK 408/2-b hükmünde düzenlenen yönetim kurulunun seçimi yetkisi, esas sözleşmede üye sayısı için belirli bir aralık öngörülmüşse bu aralık içerisinde yönetim kurulu üye sayısına karar verme yetkisini de kapsar. Yönetim kurulu esas sözleşmede öngörülen alt ve üst sınır arasında bir üyeyi bizatihi seçerse, seçime ilişkin böyle bir karar, genel kurulun devredilemez yetkilerine giren bir konuda alındığı için batıldır (TTK md. 391/d)(35). Bu itibarla, DOĞAN’ın, yönetim kurulu üye sayısının esas sözleşmede belirli bir sayı aralığı (3 ila 5 gibi) olarak belirlendiği durumlarda, yönetim kurulunun bu aralık içerisinde kalmak şartıyla düzenleyeceği bir iç yönergede şirketin en iyi şekilde çalışması için gerekli üye sayısını belirleyebileceği ve yönetim kurulunun bu yetkisinin, devredilemez ve devralınamaz bir yetki olan şirket yönetiminin organizasyonu yetkisinin bir gereği olduğu şeklindeki görüşüne katılmamaktayız(36). Esas sözleşmede yönetim kurulu üye sayısının belirli  bir sayı aralığı olarak belirlendiği bir durumda, üst sınırın altında bir üye sayısına iç yönergede yönetim kurulunca yer verilerek genel kurulun bu konudaki seçim yetkisinin sınırlanmasının, genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerine müdahale taşımasından dolayı mümkün olmadığı görüşündeyiz.

C- ÜYE SAYISININ TEK/ÇİFT OLMASI

Yönetim kurulu üye sayısının tek ya da çift sayı olması gibi bir zorunluluk gerek eTTK’da(37) gerekse TTK’da bulunmamaktadır. Uygulamada yaygın eğilim yönetim kurulu üye sayısının tek sayıdan oluşmasıdır.

TTK sisteminde yönetim kurulu, esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır (TTK md. 390/1).

Örneğin, aksine esas sözleşmede ağırlaştırıcı bir hüküm yoksa;

● Üç kişilik bir yönetim kurulu; iki üye ile toplanıp, iki üye ile karar verebilir [Üye sayısının asgari % 66’sı ile toplanılıp, %66’sı ile karar verilebilir. Üç üye toplantıya katılırsa, iki üyenin oyu (% 66) kararın alınması için yeterlidir].

● Dört kişilik yönetim kurulu; üç üye ile toplanıp, iki üye ile karar verebilir [Üye sayısının asgari % 75’i ile toplanılıp, %50’si ile karar verilebilir. Dört üye toplantıya katılırsa, üç üyenin oyu (% 75) kararın alınması için yeterlidir].

● Beş kişilik yönetim kurulu; üç üye ile toplanır, iki üye ile karar verebilir [Üye sayısının asgari %60’ı ile toplanılıp, % 40’ı ile karar verilebilir. Beş üye toplantıya katılırsa, üç üyenin oyu (% 60) kararın alınması için yeterlidir].

● Altı kişilik yönetim kurulu; dört üye ile toplanır, üç üye ile karar verebilir [Üye sayısının asgari %67’si ile toplanılıp, %50’si ile karar verilebilir. Altı üye toplantıya katılırsa, dört üyenin oyu (% 67) kararın alınması için yeterlidir].

Yukarıdaki örneklerden de görüldüğü üzere, çift sayı ile belirlenen yönetim kurullarında toplantı/karar yeter sayıları ve oranları tek sayı ile belirlenen yönetim kurullarına göre daha ağırlaşmaktadır. Bu açıdan eTTK döneminden yansıyan eğilim ve TTK sistemindeki toplantı ve karar yeter sayılarının, yeni dönemde de yönetim kurulu üye sayısının yaygın şekilde tek sayılardan oluşmasına neden olacağı söylenebilir.

Oylarda eşitlik halinde anonim şirket yönetiminin kilitlenmesi muhtemel olup, böyle bir durumun önüne geçilmesi amacıyla uygulamada yaygın şekilde, yönetim kurulu üye sayısı olarak çift sayı yerine tek sayıların seçildiği görülmektedir(38). Uygulamada görülen eğilimin haklılık payı bulunmaktadır. Esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, oylarda eşitlik halinde başkanın oyunun üstün tutulup tutulamayacağı konusundaki belirsizlik de üye sayısının tek olmasının yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır. Oyların eşit olması halinde başkanın üstün oy hakkının bulunup bulunmayacağına yönelik öğretideki tartışmalar(39), oyların eşit olması halinde yönetim kurulu başkanının oyunu üstün saymayarak(40) sonlandırılmıştır. Esas sözleşmeye konulacak bir hükümle yönetim kurulu başkanına üstün oy hakkı tanınması ve yönetim kurulu başkanının “kuvvetli adam”(41) haline getirilmesi imkânının TTK’da tanınması kanaatimizce daha isabetli olurdu. Örneğin; çift üye sayılı yönetim kurulunda, oylarda eşitlik halinde başkanın oyunun üstün sayılacağının esas sözleşmede düzenlenmesi mümkün olmalıydı.

D- TÜZEL KİŞİ ÜYENİN TEMSİLCİ SAYISI

eTTK tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olamayacağını düzenlemişti(42). eTTK sisteminde, anonim şirket ortağı olan tüzel kişi değil, tüzel kişinin temsilcisi olan gerçek kişi yönetim kurulu üyesi seçilebiliyordu. TTK md. 359/2 hükmü ile tüzel kişilerin anonim şirket yönetim kurulu üyesi olabileceğini düzenlemiş ve tüzel kişilerin organ olabilme bakımından hak ehliyetleri konusundaki hukuk düzenlerinde ve öğretideki tartışmaya, yürürlükteki hukukumuz açısından son verilmiştir.

Tüzel kişinin yönetim kuruluna üye seçilmesi durumunda, tüzel kişi üyenin temsilcisi olan sadece bir gerçek kişi, tüzel kişi adına, ticaret siciline tescil ve ilan edilecektir. Tüzel kişi adına tescil edilen gerçek kişi toplantılara girebilecektir (TTK md. 359/2). Diğer bir ifade ile tüzel kişi üyenin seçebileceği temsilcisi sayısı sadece bir olup, birden fazla temsilcinin tüzel kişi adına seçilerek ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

TTK md. 359’da tüzel kişi üye adına sadece bir gerçek kişinin tescil ve ilan edilebileceği belirtildiği için, birden fazla temsilcinin asıl ve yedek olmak üzere sicile tescil ve ilan edilmesi kanaatimizce mümkün değildir. Bu itibarla örneğin, tüzel kişi üyenin temsilcisi gerçek kişi (A)’dır ve (A)’nın olmadığı durumlarda gerçek kişi (B), tüzel kişiyi temsil edebilir şeklindeki bir kararın ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmemesi gerekir.

E- ÜYE SAYISINA YÖNELİK ÖZEL DÜZENLEMELER

Anonim şirket yönetim kurulu üye sayısının asgari sınırına ilişkin olarak eTTK ve TTK dışındaki ilgili mevzuatta da düzenlemeler bulunmaktadır.

1- Banka, Sigorta ve Varlık Yönetim Şirketleri Yönetim Kurulu Üye Sayısı

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca, banka yönetim kurulları beş kişiden az olamaz(43).

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 4. maddesi de sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin yönetim kurullarının genel müdür dâhil beş kişiden az olamayacağını düzenlemektedir.

Varlık Yönetim Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliğin 8. maddesi de benzer bir hüküm taşımakta ve varlık yönetim şirketlerinin yönetim kurullarının beş kişiden az olamayacağını öngörmektedir.

Yukarıda yer verilen mevzuat ilgili alanda özel düzenleme olduğu için, sonra yürürlüğe giren TTK’nın bahsedilen özel düzenlemeleri ve bu kapsamda beş kişilik yönetim kurulu zorunluluğunu ortadan kaldırması söz konusu değildir.

2- Borsa Şirketleri Yönetim Kurulunda Bağımsız Üye Sayısı

SPK’nın Kurumsal Yönetim İlkelerinin Belirlenmesine ve Uygulanmasına İlişkin Seri: IV, No: 56 sayılı Tebliği’nin 4.3.1 hükmü uyarınca,  İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem gören halka açık anonim şirketlerin yönetim kurulu üye sayısı da beş üyeden az olamaz(44). İMKB’de işlem gören halka açık anonim şirketlerin yönetim kurulunda bağımsız üyelerin yer alma zorunluluğu da aynı Tebliğ’de düzenlenmiştir (Seri: IV, No:56 sayılı Tebliğ m. 5/1, 4.3.3).

Yönetim kurulu içerisindeki bağımsız üye(45) sayısı toplam üye sayısının üçte birinden az olamaz. Bağımsız üye sayısının hesaplanmasında küsuratlar izleyen tam sayı olarak dikkate alınır ve bağımsız üye sayısı her durumda ikiden az olamaz (Seri: IV, No:56 sayılı Tebliğ’in 4.3.4)(46).

Tebliğ ekinde yer alan Kurumsal Yönetim İlkelerinden zorunlu olarak uygulanacak olanların belirlenmesi ve gözetiminde, Borsa Şirketleri, sistemik önemlerine göre piyasa değerleri ve fiili dolaşımdaki payların piyasa değerleri dikkate alınarak üç gruba ayrılmıştır. Piyasa değeri ile fiili dolaşımdaki payların piyasa değerinin hesaplanmasında, Mart, Haziran,  Eylül ve Aralık ayları itibarıyla son işlem günlerinde oluşan ikinci seans kapanış fiyatlarının ve fiili dolaşımdaki pay oranlarının ortalaması esas alınmaktadır. Söz konusu hesaplama her yıl Ocak ayında Kurul tarafından yapılarak, ortaklıklarındahil oldukları gruplar yeniden belirlenmekte ve liste Kurul tarafından Haftalık Bülten aracılığıyla ilan edilmektedir. Buna göre gruplandırmada kullanılacak rakamsal eşikler;

a) Birinci Grup: Piyasa değerinin ortalaması 3 milyar TL’nin ve fiili dolaşımdaki payların piyasa değerinin ortalaması 750 milyon TL’nin üzerinde olan ortaklıklar,

b) İkinci Grup: Birinci grup dışında kalan şirketlerden, piyasa değerinin ortalaması 1 milyar TL’nin ve fiili dolaşımdaki payların piyasa değerinin ortalaması 250 milyon TL’nin üzerinde olan ortaklıklar,

c) Üçüncü Grup: Gelişen İşletmeler Piyasasında ve Gözaltı Pazarında işlem gören ortaklıklar ile birinci ve ikinci gruba dahil olan ortaklıklar hariç olmak üzere, Borsa Şirketlerinin tamamıdır.

Fiyat ya da fiili dolaşımdaki pay oranının değişmesi sonucu üst gruplara yükselen şirket, hesaplamanın ait olduğu yılı takip eden yıldan itibaren yeni gruba ilişkin Kurumsal Yönetim İlkelerine tabi olacaktır. Aksi durum, tabi olunan Kurumsal Yönetim İlkelerinde değişiklik gerektirmez. Yeni gruba ilişkin İlkelere, yeni gruba dahil edilme kararını izleyen ilk olağan genel kurul toplantısına kadar, hesap döneminin sonunu takip eden 6. ayın sonunu geçmemek üzere, gerekli uyumun sağlanması zorunludur.

Örneğin; 3. gruba giren ve yönetim kurulu 9 kişiden oluşan bir anonim şirketin yönetim kurulunda 2 bağımsız üyenin bulunması yeterlidir. Söz konusu şirketin bir üst grup olan 2. gruba yükselmesi durumunda ise, yönetim kurulunda 3 bağımsız üyenin bulunması zorunlu hale gelecek olup, böyle bir durumda bağımsız üye sayısının artırılmasına ilişkin zorunluluk (2 bağımsız üyeyi 3’e çıkarmak) hesaplamanın takip ettiği yıldan itibaren zorunlu olacaktır.

IV- SONUÇ

Yönetim kurulu üyesi olarak göreve başlayabilmek için pay sahibi olma zorunluluğunun kaldırılması ve tek üyeden oluşan yönetim kuruluna izin verilmesi, şüphesiz yerinde bir düzenlemedir. Söz konusu düzenleme, yönetim kurulu üyeliği ile şirket pay sahibi olma arasında bir anlamda kader birliği içerisine girmeyi sağlama şeklindeki yaklaşımı terk etmiş(47), profesyonel yönetim kurulu üyeliğinin önünü açmış ve şirket yönetimi ile hiçbir ilgisi olmayan kişilerin sırf asgari sayıya ulaşma amacıyla yönetim kuruluna üye yapılması gibi gereksiz bir zorunluluğu ortadan kaldırmıştır.

TTK uyarınca, yönetim kurulu üye sayısına ilişkin düzenlemelere esas sözleşmede yer verilmesi mümkün olacak ve bu kapsamda; yönetim kurulu üye sayısı için belirli bir aralık veya alt ya da üst sınır öngörülmesi, tek ya da çift üye zorunluluğu gibi hususlar esas sözleşme ile düzenlenebilecektir.

…………………………………………………………
Levent Yaralı tarafından yazılan bu makale, Yaklaşım Dergisi, Ekim 2012, S. 238’de yayımlanmıştır.

(1)         6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK) md. 312/1 hükmü şöyleydi; ‘‘Anonim şirketlerin esas mukavelesiyle tayin veya umumi heyetçe intihap edilmiş en az üç kişiden ibaret bir idare meclisi bulunur.’’

(2)         İsviçre Borçlar Kanunu md. 707/f.1

(3)         Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu 76. paragraf/f.2

(4)         Delaware Eyalet Kanunu, Başlık 8, Bölüm 1: Şirketler Genel Hukuku, 141.

(5)         İngiliz Şirketler Kanunu 2006, 154.

(6)         Paslı, ETTK sisteminde hemen tüm esas sözleşmelerde üye sayısına ilişkin olarak rakam yazılı olsa da, bu yönde genel bir belirlemenin yapılmasının şart olup olmadığının belli olmadığını, TTK sisteminde üye sayısının açıkça esas sözleşmede yer alması gerekli asgari içeriğe dahil edilmesinin isabetli olduğunu ancak üye sayısının esas sözleşmede belirli aralıklar şeklinde belirlenip, nihai belirlemenin seçimi yapacak genel kurula bırakılmasının mümkün olup olmadığının tartışmaya açık hale geldiğini ifade etmektedir (Ali PASLI, Yeni Türk Ticaret Kanunu Anonim Ortaklık Hükümlerinin Tanıtılması (II) YTK Kitap 2- Kısım 4- Bölüm 1 ‘‘Kuruluşa İlişkin Sisteme Yönelik Temel Değişiklikler ve Kuruluş İşlemleri’’, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Haziran 2012, Cilt: XXVIII, S. 2, s. 168-169).

(7)         Bkz. Rauf KARASU, Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi, Yetkin Yayınları, Ankara 2009.

(8)         TTK md. 340’ın düzenlenişi ve eleştirisi bu çalışmanın konusunu teşkil etmemektedir. Bu konuda ayrıntılı bilgi ve değerlendirmeler için bkz. KARASU, age, 87-115; Mehmet BAHTİYAR, Türk Ticaret Kanunu Tasarısının Dili İle Bazı Hükümlerinin Değerlendirilmesi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara 2005, Sayı:61, s. 70-72; PASLI, age, s. 169-173; Hasan PULAŞLI, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt I, Adalet Yayınevi, Ankara 2011, s. 24, 30, 31, s. 570-572; Abuzer KENDİGELEN, Yeni Türk Ticaret Kanunu Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler, XII Levha Yayınları, İstanbul 2011, s. 195-196; PASLI, age, 170-173.

(9)         KARASU, age, s. 133. Anonim şirketlerde ilişkin kanun hükümlerini tamamlayıcı esas sözleşme hükümlerinin geçerliliği konusu için Bkz. KARASU, age, s. 53-55

(10)       PASLI, age, s. 172

(11)       Tek kişi ortaklığı, tek kişilik anonim şirket/ortaklık, tek kişilik limited şirket/ortaklık gibi kavramlar da kendi içinde çelişkilidir. Tek kişi ortaklığının kavramsal çelişkisi, eleştiriler ve tercih edilme sebepleri hakkında ayrıntılı açıklamalar için şu monografik esere bakılabilir. Fatih AYDOĞAN, Tek Kişi Ortaklığı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, s. 5-13.

(12)       Bkz. TTK md. 359 gerekçesi www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-359

(13)       Ünal TEKİNALP, Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku İle Tek Kişi Ortaklığının Esasları, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, N.12-12.

(14)       PULAŞLI, age, s. 30, 65

(15)       Erdoğan MOROĞLU, Türk Ticaret Kanunu İle Yürürlük ve Uygulama Kanunu Tasarıları, Değerlendirme ve Öneriler, Genişletilmiş 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, s. 159-160

(16)       MOROĞLU, age, s. 160

(17)       Cevdet YAVUZ, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı Toplantıları I-II-III, Türkiye Barolar Birliği, Yayın No:138, Ankara 2008, s. 631.  Aynı yayında toplantılar sonucu ulaşılan genel görüş olarak da şu ifadeler kullanılmaktadır; “Tasarının 359. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulunun tek kişiden oluşabileceği öngörülmüştür. Tek kişiden oluşan yönetim kurulu, her şeyden önce “kurul” kelimesinin anlamına aykırıdır. Kurul, “bir işi yapmak veya yönetmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk” anlamındadır. Yönetim tek kişiden oluşuyorsa, bu bir kurul değildir.’’ (age,  s. 70).

(18)       Mehmet BAHTİYAR, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısının Dili İle Bazı Hükümlerinin Değerlendirilmesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı: 61, Ankara 2005, s. 73

(19)       Bkz. TTK md. 359. madde gerekçesi: www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-359

(20)       TEKİNALP, age, N.12-12

(21)       Anonim şirketin kuruluşu için, şirkette pay sahibi en az beş kurucunun bulunması şartını öngören eTTK’nın m. 277 düzenlemesi TTK’ya alınmamış, TTK md. 338 düzenlemesi ile tek kişilik anonim şirketin kurulmasına ve devamına izin verilmiştir.

(22)       “Saman adam” terimi, gerçekte ortak olmayıp asgari sayı şartını gerçekleştirmek amacıyla kendilerine pay verilen görünüşte ortaklar için kullanılmaktadır (Bkz. Reha POROY – Ünal TEKİNALP – Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, N. 45). Yönetim ve temsil konusunda gerçekte söz sahibi olmayan ancak asgari sayı şartını gerçekleştirmek amacıyla yönetim kurulu üyesi yapılan üyeler için “saman üyeler” terimini kullandık.

(23)       Aşağıda Bkz. ‘‘E. Üye Sayısına Yönelik Özel Düzenlemeler’’.

(24)       İngiliz Şirketler Kanunu, 2006, 154 (2).

(25)       Bkz. Ömer TEOMAN,  Ticaret Hukukunun Güncel Sorunları VI, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Anasözleşmede Gösterilen Sayıda Yönetim Kurulu Üyesini Seçmek Zorunda Mıdır?, Otuz Yıl Ticaret Hukuku, Tüm Makalelerim, Cilt II, 1982-2001, Beta Yayınları, İstanbul 2001, s. 430. Anonim şirket organlarından yönetim kurulunun yokluğu hakkında ayrıntılı bilgi için şu monografik esere bakılabilir; İsmail Cem SOYKAN, Anonim Ortaklıklarda Organ Yokluğu, XII Levha Yayınları, İstanbul 2012, s. 84-195

(26)       İsviçre Borçlar Kanunu’nda yönetim kurulu üye sayısı ile ilgili olarak bir alt ya da üst sınırın öngörülmediği, Fransız Ticaret Şirketleri Kanunu’nda ise, yönetim kurulu üyelerinin sayısının alt sınırı olarak üç, üst sınır olarak da on iki üyenin öngörüldüğünü belirtilmektedir (Necla AKDAĞ GÜNEY, Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2008, s. 13, dpn. 16).

(27)       Beşir Fatih DOĞAN, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Anonim Şirket Yönetim Kurulunun Organizasyonu ve Yönetim Yetkisinin Devri, 2. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2011, s. 143

(28)       Halil ARSLANLI, Anonim Şirketler (II-III Anonim Şirketin Organizasyonu ve Tahviller), 2. Bası, İstanbul 1960, s. 95; ÇAMOĞLU(POROY-TEKİNALP), age, N. 521c; Hayri DOMANİÇ, Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, TTK Şerhi II, Temel Yayınları, İstanbul 1988, s. 465; TEKİNALP, age, N.12-11; TEOMAN,  age, s. 430; PULAŞLI, age, s  30, 68; DOĞAN, age, s. 143; SOYKAN, age, s. 37

(29)       Oğuz İMREGÜN, Anonim Ortaklıklar, Yenilenmiş 4. Bası, Yasa Yayınları, İstanbul 1989, s. 195.

(30)       TEOMAN’ın, yönetim kurulu üyelerinin seçim olgusunu ticaret siciline tescil etmekle yükümlü bulunan sicil müdürünün öncelikle esas sözleşmeyi inceleyerek orada gösterilen üye sayısını belirlemesi ve ancak genel kurulca bu sayıda üye seçildiğini saptadıktan sonra ilgili kararı tescil, aksi takdirde tescil istemini re’sen reddetmesi gerektiği yönündeki görüşü için bkz. TEOMAN,  age, s. 434

(31)       Genel kurul, esas sözleşmede düzenlenen azami yönetim kurulu üye sayısını aşacak şekilde üye seçmeye yönelik kararı kanaatimizce “Butlan” başlıklı TTK md. 447’de batıl (başlangıçtan itibaren geçersiz) olduğu belirtilen genel kurul kararları arasında sayılamaz. Genel kurulun azami yönetim kurulu üye sayısını aşacak şekilde üye seçmeye yönelik kararı, kanaatimizce iptal edilebilir bir karardır. İptal edilebilir bir genel kurul kararı, şekil ve özü bakımından sakat olsa bile, iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir (Erdoğan MOROĞLU, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, Güncellenmiş ve Genişletilmiş Beşinci Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, s. 20).

(32)       Bkz. ARSLANLI, age, s. 95; PULAŞLI, age, s. 29, 402; TEOMAN,  age, s. 433

(33)       Bkz. TEOMAN,  age, s. 433

(34)       Bkz. TEOMAN,  age, s. 433

(35)       Batıl bir hukuki işlem unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla beraber konusu veya içeriği bakımından amaçlanan hukuki hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana getirememektedir (MOROĞLU, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, s. 21). Batıl kararlar başlıklı TTK md. 391 uyarınca, diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararları batıl (kesin hükümsüz) olup, kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Yönetim kurulu kararının bir hukuki işlem olması nedeniyle, hukuki işlemlerin geçerliliğini düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kesin Hükümsüzlük” başlıklı 27. maddesi yönetim kurulu kararları hakkında da uygulanır. Borçlar Kanunu m. 27/1 şu şekildedir;  ‘‘Kanun’un emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.’’

(36)       DOĞAN, age, s. 143-144

(37)       Bkz. ÇAMOĞLU – POROY – TEKİNALP, age, N. 521c; TEOMAN,  age, s. 430.

(38)       TEOMAN konu ile ilgili olarak şu ifadeleri kullanmaktadır; “…uygulamada özellikle oyların eşitliği durumunda karar alabilmeyi kolaylaştırabilmek bakımından genellikle üye sayısının çift rakamlı olarak belirlenmesinden kaçınılır.’’ (TEOMAN,  age, s. 430).

(39)       Bkz. Yaşar KARAYALÇIN, “Anonim Şirket Yönetim Kurullarında Başkanın Üstün Oyu”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. V, S. 3, Mart 1970, s. 520-530

(40)       TTK md. 390/3 şu şekildedir; ‘‘Oylar eşit olduğu takdirde o konu gelecek toplantıya bırakılır. İkinci toplantıda da eşitlik olursa söz konusu öneri reddedilmiş sayılır.’’. Söz konusu maddenin gerekçesinde, öğretide tartışmalı bulunan bu konuya yönelik herhangi bir açıklama maalesef yer almamaktadır.  Söz konusu düzenlemenin aksi, diğer bir ifade ile oyların eşitliği halinde yönetim kurulu başkanının üstün oy hakkı TTK md. 340’dan dolayı düzenlenemez.

(41)       KARAYALÇIN, age, s. 527. KARAYALÇIN konu ile ilgili şu ifadeleri aynı yerde kullanmaktadır; ‘‘Yönetim kurulu başkanının durumu -kurul ile anonim şirketlerin yönetildiği ülkelerde bile- kurul üyelerinin durumundan farklıdır. Şirketin yüksek sevk ve idaresinde kurul başkanından beklenen hizmet ve sorumluluklar onun yönetim kurulu içinde üstün bir durumda olmasını da gerektirmektedir. Başkana tanınan üstün oy hakkının mesnedi ve sebebi, başkanlık görev ve sorumluluklarında aranmalıdır. Tek yönetici esasının caiz olmadığı memleketimizde kurul başkanını ‘kuvvetli adam’ haline getirme imkânı anonim şirketleri zayıf yönetim çıkmazından kurtarır. Buna karşılık üstün oy hakkının kullanıldığı hallerde başkanın hukukî sorumluluğu elbette daha ağırlaşmış olacaktır.’’

(42)       Konu ile ilgili eTTK md. 312/2-c.3-4 hükmü şöyleydi; “Pay sahibi olan hükmi bir şahıs idare meclisi azası olamaz. Fakat hükmi şahsın temsilcisi olan hakiki şahıslar idare meclisine aza seçilebilirler.”

(43)       Banka yönetim kurulunun asgari 5 üyeden oluşacağına yönelik farklı düzenlemenin nedeni olarak, bankanın sevk ve idaresinin daha fazla sayıda yönetici gerektirmesi gösterilmektedir (Necla AKDAĞ GÜNEY, age, s. 13, dpn. 16).

(44)       Seri:IV, No:56 sayılı Tebliğ’in 4.3.1 hükmü uyarınca, yönetim kurulu üye sayısı, her durumda beş üyeden az olmamak koşulu ile, yönetim kurulu üyelerinin verimli ve yapıcı çalışmalar yapmalarına, hızlı ve rasyonel kararlar almalarına ve komitelerin oluşumuna ve çalışmalarını etkin bir şekilde organize etmelerine imkan sağlayacak şekilde belirlenir.

(45)       Bağımsız üye; ‘‘anonim şirket yönetim kurulu üyesi olup, görevini hiçbir etki altında kalmaksızın yapabilme niteliğine sahip olan üye’’ şeklinde tanımlanabilir.

(46)       Seri:IV, No:56 sayılı Tebliğ’in 4.3.4 hükmü, 11.02.2012 tarih ve 28201 sayılı Seri IV, No:57 Tebliğ’in 3. maddesi ile değiştirilmiştir. Seri:IV, No:56 sayılı Tebliğ’in 4.3.4’ün değiştirilmeden önceki hâli şu şekildedir; ‘‘Yönetim kurulu içerisindeki bağımsız üye sayısı toplam üye sayısının üçte birinden az olmamak üzere en az fiili dolaşımdaki pay oranını temsil edecek kadar olmalıdır. Şu kadar ki, ortaklık genel kurulu tarafından yönetim kurulu içerisindeki bağımsız üye oranı %50 ile sınırlandırılabilir. Bağımsız üye sayısının hesaplanmasında küsuratlar izleyen tam sayı olarak dikkate alınır. Her durumda, bağımsız üye sayısı ikiden az olamaz.’’

(47)          Bkz. Mehmet HELVACI, Anonim Şirketlerde İdare Meclisi, 40. Yılında Türk Ticaret Kanunu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı ile Deniz Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri ve Araştırma Görevlilerinin Değerlendirmeleri, İstanbul 1996, s. 109; DOĞAN, age, s. 52

Yazar: LEVENT YARALI

Güvenli Elektronik İmza

Güvenli Elektronik İmza, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun ”Güvenli Elektronik İmza” başlıklı 4. maddesinde şöyle tanımlanmıştır;

Güvenli elektronik imza;

a) Münhasıran imza sahibine bağlı olan,

b) Sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan,

c) Nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan,

d) İmzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan,

Elektronik imzadır.

 

Elektronik Genel Kurul Sistemi (EKGS)

Elektronik Genel Kurul Sistemi (EKGS), Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik’in ”Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 4. maddesi’nin 1. fıkrasının c) bendinde şöyle tanımlanmıştır;

”Genel kurullara elektronik ortamda katılmayı teminen 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesi uyarınca payları Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketler için Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından sağlanacak elektronik platformu ve diğer şirketlerin 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kuracakları veya destek hizmeti alabilecekleri bilişim sistemi..”

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından çıkarılan “Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik”  28.08.2012 tarih ve 28395 sayılı Resmi Gazete’de, elektronik genel kurul sisteminin kuruluşunu, işleyişini, teknik hususlar ile güvenlik kriterlerine ilişkin usul ve esaslarını düzenleyen ”Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğ” ise 29.08.2012 tarih ve 28396 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Söz konusu düzenlemelerin yürürlük tarihi 01.10.2012 olarak belirlenmiştir. Genel kurul çağrısını 01 Ekim 2012 tarihinden sonra yapacak olan borsaya kote şirketler Yönetmelik hükümlerine tabi olacaklardır. Bu tarihten önce genel kurul çağrısını yapmış olan şirketler ise genel kurul tarihine bakılmaksızın Yönetmelik hükümlerine tabi olmayacaklardır.

Elektronik Genel Kurul Sistemi ile ilgili olarak, Merkezi Kayıt Kuruluşu(MKK) sayfasına buradan MKK genel müdür yardımcısı Ümit Yayla tarafından hazırlanan çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Ticaret Şirketlerinde Anonim Şirket Genel Kurulları Dışında Elektronik Ortamda Yapılacak Kurullar Hakkında Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 29 Ağustos 2012 – 28396

TİCARET ŞİRKETLERİNDE ANONİŞİRKET GENEL KURULLARI DIŞINDA ELEKTRONİK ORTAMDA YAPILACAK KURULLAR HAKKINDA TEBLİĞ

Amaç

MADDE 1  (1) Bu Tebliğin amacı; elektronik ortamda yapılacak yönetim kurulu, müdürler kurulu, ortaklar kurulu ve genel kurul toplantılarına ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.

Kapsam

MADDE 2  (1) Bu Tebliğ; sermaye şirketlerinde yönetim kurulu ve müdürler kurulu toplantılarına, kollektif, komandit, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ortaklar kurulu veya genel kurul toplantılarına, elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama, oy kullanma ve Elektronik Toplantı Sisteminin işleyişine, denetimine ilişkin usul ve esaslar ile şirket sözleşmesi hükmünün örneğini içerir.

Dayanak

MADDE 3  (1) Bu Tebliğ, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesinin altıncı fıkrasına dayanılarak düzenlenmiştir.

Tanımlar

MADDE 4  (1) Bu Tebliğde geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) CISA (Certified Information Systems Auditor): Bilgi sistemleri denetçi sertifikasını,

c) Elektronik ortamda katılma: Bu Tebliğ kapsamındaki toplantılara elektronik ortamdan katılmayı, görüşvermeyi, öneride bulunmayı ve oy kullanmayı,

ç) Elektronik Toplantı Sistemi:

1) Sermaye şirketlerinde yönetim kurulu ve müdürler kurulu toplantılarına,

2) Kollektif, komandit, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ortaklar kurulu veya genel kurul toplantılarına,

elektronik ortamda katılmayı, öneride bulunmayı, görüş açıklamayı ve oy vermeyi teminen 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca şirketlerin kuracakları veya bu konuda hizmet alımı yapabilecekleri bilişim sistemini,

d) Güvenli Elektronik İmza: 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde tanımlanan elektronik imzayı,

e) Hak sahibi: Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerini, limited şirketlerde ortakları ve müdürleri, kollektif, komandit ve sermayesi paylara bölünmüş şirketlerde ortakları ve yöneticileri,

f) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

g) Kayıtlı Elektronik Posta (KEP): 25/08/2011 tarih ve 28036 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin (i) bendinde tanımlanan kayıtlı elektronik postayı,

ğ) KEP hesabı: 25/08/2011 tarih ve 28036 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin (l) bendinde tanımlanan kayıtlı elektronik posta hesabını,

h) Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS): Ticaret sicili işlemlerinin elektronik ortamda yürütüldüğü, ticaret sicili kayıtları ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı ve elektronik ortamda sunulduğu merkezi ortak veri tabanını da içeren, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan ve yönetilen uygulamayı,

ı) Sermaye şirketi: Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketi,

i) Şirket sözleşmesi: Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde esas sözleşmeyi; kollektif, komandit ve limited şirketlerde şirket sözleşmesini,

ifade eder.

Sermaye şirketlerinde yönetim kurulu ve müdürler kurulu toplantılarına elektronik ortamda katılım

MADDE 5  (1) Sermaye şirketlerinde yönetim kurulu ve müdürler kurulu toplantılarına isteyen hak sahipleri Elektronik Toplantı Sistemi aracılığıyla elektronik ortamda katılabilirler. Üyelerden herhangi birinin toplantıya fiziken katılacağını beyan etmemesi halinde toplantı tamamen elektronik ortamda da yapılabilir.

Yönetim kurulu ve müdürler kurulu toplantılarına ilişkin şirket sözleşmesi örneği

MADDE 6  (1) Kanunun 1527 nci maddesi uyarınca yönetim kurulu veya müdürler kurulu toplantısına elektronik ortamda katılma ve oy kullanma sistemini uygulayacak sermaye şirketlerinin şirket sözleşmesinde aşağıda belirtilen hükmün yer alması zorunludur:

Şirket sözleşmesi hükmü:

“Şirketin yönetim kurulu/müdürler kurulu toplantısına katılma hakkına sahip olanlar bu toplantılara, Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesi uyarınca elektronik ortamda da katılabilir. Şirket, Ticaret Şirketlerinde Anonim Şirket Genel Kurulları Dışında Elektronik Ortamda Yapılacak Kurullar Hakkında Tebliğ hükümleri uyarınca hak sahiplerinin bu toplantılara elektronik ortamda katılmalarına ve oy vermelerine imkan tanıyacak Elektronik Toplantı Sistemini kurabileceği gibi bu amaç için oluşturulmuş sistemlerden de hizmet satın alabilir. Yapılacak toplantılarda şirket sözleşmesinin bu hükmü uyarınca kurulmuş olan sistem üzerinden veya destek hizmeti alınacak sistem üzerinden hak sahiplerinin ilgili mevzuatta belirtilen haklarını Tebliğ hükümlerinde belirtilen çerçevede kullanabilmesi sağlanır.”

Kollektif, komandit ve limited şirketlerde elektronik ortamda ortaklar kurulu veya genel kurul toplantıları

MADDE 7  (1) Kollektif, komandit, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ortaklar kurulu veya genel kurul toplantılarına isteyen hak sahipleri Elektronik Toplantı Sistemi aracılığıyla katılabilirler.

Ortaklar kurulu veya genel kurul toplantılarına ilişkin şirket sözleşmesi örneği

MADDE 8  (1) Kanunun 1527 nci maddesi uyarınca ortaklar kurulu veya genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılma ve oy kullanma sistemini uygulayacak şirketlerin şirket sözleşmesinde aşağıda belirtilen hükmün yer alması zorunludur:

Şirket sözleşmesi hükmü:

“Şirketin ortaklar kurulu/genel kurul toplantısına katılma hakkına sahip olanlar bu toplantılara, Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesi uyarınca elektronik ortamda da katılabilir. Şirket, Ticaret Şirketlerinde Anonim Şirket Genel Kurulları Dışında Elektronik Ortamda Yapılacak Kurullar Hakkında Tebliğ hükümleri uyarınca hak sahiplerinin bu toplantılara elektronik ortamda katılmalarına ve oy vermelerine imkan tanıyacak Elektronik Toplantı Sistemini kurabileceği gibi bu amaç için oluşturulmuş sistemlerden de hizmet satın alabilir. Yapılacak toplantılarda şirket sözleşmesinin bu hükmü uyarınca kurulmuş olan sistem üzerinden veya destek hizmeti alınacak sistem üzerinden hak sahiplerinin ilgili mevzuatta belirtilen haklarını Tebliğ hükümlerinde belirtilen çerçevede kullanabilmesi sağlanır.”

Elektronik ortamda katılım isteğinin bildirimi

MADDE 9  (1) Bu Tebliğ kapsamındaki toplantılara elektronik ortamda katılmaya imkan tanıyan şirketlerdeki toplantı çağrıları ilgili düzenlemeleri uyarınca yapılır. Çağrı ile birlikte elektronik ortamda toplantıya katılma ve oy kullanmaya ilişkin bilgi ve belgeler şirketin internet sitesinde erişime hazır bulundurulur.

(2) Toplantıya katılma hakkı bulunanlar, şirketin internet sitesinde birinci fıkra uyarınca hazır bulundurulacak elektronik ortamda toplantıya katılma talepnamesini, toplantı tarihinden bir gün öncesine kadar güvenli elektronik imza ile imzalayarak şirketin KEP hesabına iletirler.

(3) Şirket, iletilen bu talepleri aldıktan sonra talepte bulunan kişinin toplantı anında Elektronik Toplantı Sistemine erişmesi için gerekli tanımlamaları yapar ve hak sahibinin KEP hesabına bu durumu bildirir.

(4) Şirketler, yönetim kurulu veya müdürler kurulu toplantılarına ilişkin olarak bu maddenin diğer fıkralarında belirtilen usuli işlemlerden farklı esaslar da belirleyebilirler. Bunun için şirket yönetim kurulu veya müdürler kurulunun bu yönde karar alması zorunludur.

Toplantının idaresi

MADDE 10  (1) Elektronik Toplantı Sistemi, toplantıya elektronik ortamda katılmayı beyan eden hak sahiplerinin girebilmesi için toplantı çağrısında belirtilen gün ve saatten bir saat önce erişime açılır. Elektronik ToplantıSisteminin açılması ile birlikte toplantıya elektronik ortamda katılmayı beyan eden hak sahipleri güvenli elektronik imzalarıyla sisteme giriş yaparlar.

(2) Hak sahibi, elektronik ortamda katıldığı toplantıda ilgili gündeme ilişkin görüşlerini Elektronik ToplantıSistemi üzerinden yazılı veya sesli olarak iletir.

(3) Toplantıya elektronik ortamda katılan kişiler, toplantı başkanının ilgili gündem maddesine ilişkin oylamaya geçildiğini bildirmesinden sonra ilgili gündem maddesini Elektronik Toplantı Sistemi üzerinden oylarlar. Oylama sonucu ve varsa muhalefet beyanları Başkan tarafından toplantı tutanağına ve/veya ilgili karara eklenir.

(4) Kanunun 390 ıncı maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinden hiçbiri toplantı yapılması isteminde bulunmadığı takdirde kurul üyelerinden birinin belirli bir konuda yaptığı karar şeklinde yazılmış önerisine üyelerce Elektronik Toplantı Sisteminden de güvenli elektronik imza ile onay verilebilir. Bunun için söz konusu önerinin Elektronik Toplantı Sisteminde erişime açılması şarttır.

Şirketlerin yükümlülükleri

MADDE 11  (1) Bu Tebliğ hükümleri çerçevesinde hak sahiplerinin toplantılara elektronik ortamda katılıp, haklarını kullanabilmeleri amacıyla şirketler;

a) Elektronik Toplantı Sisteminin bu Tebliğ ve Kanun hükümlerine uygunluğunu bu Tebliğin 14 üncü maddesine uygun olarak tespit ettirip tescil ve ilan ettirmekle,

b) Bu Tebliğ ve Kanun hükümlerine uygun olarak Elektronik Toplantı Sistemine ilişkin kullanım koşullarınıinternet sitesinde yayımlamakla,

c) Elektronik Toplantı Sisteminde yaşanabilecek sorunlara ilişkin olarak bu Tebliğin 15 inci maddesine uygunönlemler almakla,

ç) Elektronik Toplantı Sistemini kendi kurduğu veya hizmet alımı yaptığı her iki durumda da tescili gerekli olan kararları MERSİS’e aktarmakla,

d) Elektronik Toplantı Sisteminde yapılan tüm işlemlere ilişkin kayıtları, toplantıya elektronik ortamda katılan hak sahiplerinin ve temsilcilerinin kimlik bilgilerini, elektronik ortamda, bunların gizliliğini ve bütünlüğünü sağlayarak on yıl süreyle saklamakla,

yükümlüdür.

Toplantıyı yönetecek kişinin yükümlülükleri

MADDE 12  (1) İlgili mevzuat uyarınca toplantıyı yönetecek kişi; Elektronik Toplantı Sisteminin bu Tebliğhükümlerine uygun olarak işletildiğini gözetmekle yükümlüdür.

Destek hizmeti alımı

MADDE 13  (1) Şirketler, bu Tebliğ hükümleri uyarınca kurup işleteceği Elektronik Toplantı Sistemine ilişkinüstlenmiş olduğu her türlü işlemi ve yükümlülüğü yerine getirmek amacıyla destek hizmeti alımı yapabilir.

(2) Toplantıyı yapan şirket ve destek hizmeti aldığı şirket, Elektronik Toplantı Sisteminden kaynaklanan nedenlerle hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında sorumludur.

Elektronik toplantı sisteminin tescil ve ilanı

MADDE 14  (1) Şirketler, Kanunun 1527 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre kendilerinin kuracaklarıElektronik Toplantı Sisteminin, bu Tebliğ ve Kanun hükümlerine uygunluğunu, bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen kurumlara tespit ettirmek ve söz konusu kurumlar tarafından düzenlenecek teknik raporu ticaret sicili müdürlüğüne tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür.

(2) Elektronik Toplantı Sistemi hizmetini sağlayacak olan şirketler ise sistemin bu Tebliğ ve Kanun hükümlerine uygunluğunu, bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen kurumlara teknik bir rapor ile tespit ettirmek zorundadırlar. Hizmet sağlayıcı şirketler bu teknik raporu, Bakanlığın uygun görüşünü aldıktan sonra kayıtlı bulundukları ticaret sicili müdürlüğüne tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür. Yükümlülük yerine getirilmeden şirketler destek hizmeti veremez.

(3) Teknik rapor; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu veya bünyesinde asgari CISA sertifikası bulunan personele sahip ve bu alanda denetim yapmaya yetkilendirilmişşirketlerden alınabilir. Bu raporun iki yılda bir yenilenerek, birinci ve ikinci fıkrada öngörülen işlemlerin tekrarlanmasızorunludur. Ancak Bakanlık gerekli gördüğü hallerde bu teknik raporun daha kısa bir sürede de alınmasını isteyebilir.

(4) Yukarıdaki fıkrada belirtilen Kurumların düzenleyecekleri teknik raporda, Elektronik Toplantı Sisteminin asgari olarak;

a) ISO 27001’e uygun bir bilgi güvenliği ve kişisel verilerin korunması alt yapısına sahip olduğu,

b) Güvenli elektronik imza oluşturma ve doğrulama uygulamalarının, 5070 sayılı Kanuna ve ikincil düzenlemelerle belirlenen standartlara uygun olduğu,

c) 5070 sayılı Kanun ve ikincil düzenlemelerle belirlenen standart ve kriterlere uygun olarak verilerin uzun dönemli arşivlenmesine imkan tanıdığı,

ç) Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından ve diğer destek hizmeti veren şirketler tarafından oluşturulan platform veya bilişim sisteminin MERSİS’e ve ilgili diğer veri tabanlarına entegrasyonu sağlayacak yeterlikte olduğu, şirketlerin kendilerinin kurdukları bilişim sisteminin ise tescili gerekli belgeleri bu veri tabanlarına iletebilecek nitelikte olduğu,

gibi hususların tespitini içerir.

Elektronik toplantı sisteminin güvenlik kriterleri ve teknik özellikleri

MADDE 15  (1) Elektronik Toplantı Sisteminin, asgari olarak bu Tebliğde belirtilen tüm işlemlerin yapılabilmesini sağlayan tasarım ve kapasiteye, yedekleme ve felaketten kurtarma planlarına, yetkisiz erişimlere ve saldırılara karşı gerekli ağ ve sistem güvenliğine sahip olmalıdır.

(2) Elektronik Toplantı Sistemi, toplantı yerinden elektronik ortamda ses ve görüntü aktarımını sağlayacak, mesajlaşma gerçekleştirecek, birden çok güvenli elektronik imzanın seri ve paralel olarak atılabilmesini destekleyecek, sisteme erişim taleplerine mümkün olan en kısa sürede cevap iletebilecek ve bu Tebliğ hükümlerinde belirtilen güvenli elektronik imzayla imzalanacak işlemleri destekleyecek alt yapıya sahip olmalıdır.

Sorumluluk

MADDE 16  (1) Elektronik Toplantı Sisteminden kaynaklanan nedenlerle hak sahiplerinin uğrayacağızararlardan doğacak sorumluluk genel hükümlere göre belirlenir.

Yürürlük

MADDE 17  (1) Bu Tebliğ 1/10/2012 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 18 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 29 Ağustos 2012 – 28396

ANONİŞİRKETLERİN GENEL KURULLARINDA UYGULANACAK ELEKTRONİK GENEL KURUL SİSTEMİ HAKKINDA TEBLİĞ

Amaç ve kapsam

MADDE 1  (1) Bu Tebliğin amacı ve kapsamı, anonim şirketlerin genel kurullarına elektronik ortamda katılmaya, öneride bulunmaya, görüş açıklamaya ve oy kullanmaya imkan tanıyan elektronik genel kurul sisteminin kuruluşunu, işleyişini, teknik hususlar ile güvenlik kriterlerine ilişkin usul ve esaslarını belirlemektir.

Dayanak

MADDE 2  (1) Bu Tebliğ, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 210 uncu ve 1527 nci maddesine dayanılarak düzenlenmiştir.

Tanımlar

MADDE 3  (1) Bu Tebliğde geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Borsaya kote şirket: İstanbul Menkul Kıymetler Borsası düzenlemeleri uyarınca borsaya kote olan anonimşirketleri,

c) CISA (Certified Information Systems Auditor): Bilgi sistemleri denetçi sertifikasını,

ç) Elektronik Genel Kurul Sistemi (EGKS): Anonim şirketlerin genel kurullarına elektronik ortamda katılmayıteminen 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesi uyarınca payları Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketler için Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından sağlanacak elektronik platformu ve diğer şirketlerin 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesinin üçüncüfıkrası uyarınca kuracakları veya destek hizmeti alabilecekleri bilişim sistemini,

d) Elektronik ortamda katılma: Anonim şirket genel kurul toplantılarına Elektronik Genel Kurul Sisteminden katılmayı, görüş açıklamayı, öneride bulunmayı ve oy kullanmayı,

e) Güvenli Elektronik İmza: 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde tanımlanan elektronik imzayı,

f) Hak sahibi: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun hükümleri uyarınca anonim şirket genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılma ve oy kullanma hakkı olan gerçek veya tüzel kişiyi,

g) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

ğ) Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK): 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesi uyarınca kurulmuş olan Merkezi Kayıt Kuruluşunu,

h) Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS): Ticaret sicili işlemlerinin elektronik ortamda yürütüldüğü, ticaret sicili kayıtları ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı ve elektronik ortamda sunulduğu merkezi ortak veri tabanını da içeren, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan ve yönetilen uygulamayı,

ı) Tevdi eden temsilcisi: Kanunun 429 uncu maddesinde belirtilen temsilciyi,

i) Toplantı başkanlığı: Kanunun 419 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca oluşturulan başkanlığı,

j) Yönetmelik: Kanunun 1527 nci maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen Yönetmeliği,

ifade eder.

Genel kurul toplantısına katılışeklinin bildirimi

MADDE 4  (1) Anonim şirketin genel kurul toplantısına elektronik ortamda şahsen veya temsilcileri aracılığıyla katılmak isteyen hak sahipleri, bu tercihlerini genel kurul tarihinden iki gün öncesine kadar EGKS’den bildirmek zorundadırlar. Bu süre, payları MKK tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketlerde bir gün olarak uygulanır.

(2) Şirket, genel kurula katılma taleplerini en geç iki iş günü içinde kontrol ederek EGKS’den kabul veya reddeder. Bu süre içinde reddedilmeyen talepler kabul edilmiş sayılır. Bu hüküm, payları MKK tarafından kayden izlenen borsaya kote şirket genel kurullarında uygulanmaz.

(3) Genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılacağını bildiren hak sahibi bu tercihini genel kurul tarihinden bir gün öncesine kadar EGKS’de geri alabilir.

Elektronik genel kurul sistemine giriş süresi

MADDE 5  (1) Anonim şirket genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılım için sisteme giriş, genel kurulun ilan edilen başlama saatinden bir saat öncesinde başlar, genel kurulun başlama saatinden beş dakika öncesine kadar sürer.

Elektronik ortamda görüş açıklama

MADDE 6  (1) Anonim şirketin genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılan hak sahibi, görüşülmekte olan gündeme ilişkin görüşünü EGKS’de yazılı olarak iletebilir. Hak sahibi her bir gündem maddesi için en fazla iki adet görüş iletebilir. Her bir görüş en fazla 600 karakter olabilir.

Oy verme ve oy süresi

MADDE 7  (1) Anonim şirketin genel kurul gündeminde yer alan her bir gündem maddesine ilişkin olarak oylama, toplantı başkanı tarafından fiziki ve elektronik ortamda katılan hak sahipleri için aynı anda başlatılır. Elektronik ortamda oyların gönderilmesi iki dakika ile sınırlıdır. (*)

Elektronik genel kurul sisteminin tescil ve ilanı

MADDE 8  (1) Şirketler, Kanunun 1527 nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre kendilerinin kuracaklarıEGKS’nin bu Tebliğ, Yönetmelik ve Kanun hükümlerine uygunluğunu, bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen kurumlara tespit ettirmek ve söz konusu kurumlar tarafından düzenlenecek teknik raporu ticaret sicili müdürlüğüne tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür.

(2) EGKS hizmeti sağlayacak olan şirketler ise; sistemin, bu Tebliğ, Yönetmelik ve Kanun hükümlerine uygunluğunu, bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen kurumlara teknik bir rapor ile tespit ettirmek zorundadırlar. Hizmet sağlayıcı şirketler bu teknik raporu, Bakanlığın uygun görüşünü aldıktan sonra kayıtlı bulundukları ticaret sicili müdürlüğüne tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür. Yükümlülük yerine getirilmeden şirketler destek hizmeti veremez.

(3) Teknik rapor; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu veya bünyesinde asgari CISA sertifikası bulunan personele sahip ve bu alanda denetim yapmaya yetkilendirilmişşirketlerden alınabilir. Bu raporun iki yılda bir yenilenerek,  birinci ve ikinci fıkrada öngörülen işlemlerin tekrarlanmasızorunludur. Ancak Bakanlık gerekli gördüğü hallerde bu teknik raporun daha kısa bir sürede de alınmasını isteyebilir.

(4) Üçüncü fıkrada belirtilen Kurumların düzenleyecekleri teknik raporda, EGKS’nin asgari olarak;

a) ISO 27001’e uygun bir bilgi güvenliği ve kişisel verilerin korunması alt yapısına sahip olduğu,

b) Güvenli elektronik imza oluşturma ve doğrulama uygulamalarının, 5070 sayılı Kanuna ve ikincil düzenlemelerle belirlenen standartlara uygun olduğu,

c) 5070 sayılı Kanun ve ikincil düzenlemelerle belirlenen standart ve kriterlere uygun olarak verilerin uzun dönemli arşivlenmesine imkan tanıdığı,

ç) Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından ve diğer destek hizmeti veren şirketler tarafından oluşturulan platform veya bilişim sisteminin MERSİS’e ve ilgili diğer veri tabanlarına entegrasyonu sağlayacak yeterlikte olduğu, şirketlerin kendilerinin kurdukları bilişim sisteminin ise tescili gerekli belgeleri bu veri tabanlarına iletebilecek nitelikte olduğu,

gibi hususların tespitini içerir.

Elektronik genel kurul sisteminin güvenlik kriterleri ve teknik hususlar

MADDE 9  (1) EGKS, asgari olarak Yönetmelikte belirtilen tüm işlemlerin yapılabilmesini sağlayan tasarım ve kapasiteye, yedekleme ve felaketten kurtarma planlarına, yetkisiz erişimlere ve saldırılara karşı gerekli ağ ve sistem güvenliğine sahip olmalıdır.

(2) EGKS, toplantı yerinden elektronik ortamda ses ve görüntü aktarımını sağlayacak, mesajlaşma gerçekleştirecek, birden çok güvenli elektronik imzanın seri ve paralel olarak atılabilmesini destekleyecek, sisteme erişim taleplerine mümkün olan en kısa sürede cevap iletebilecek, genel kurul öncesi hak sahipleri tarafından elektronik genel kurul sistemine yapılacak kayıtların gizliliğini sağlayacak, toplantı başkanı ve bakanlık temsilcisi tarafından Yönetmelik hükümlerinde belirtilen güvenli elektronik imzayla imzalanacak işlemleri destekleyecek alt yapıya sahip olmalıdır.

Yürürlük

MADDE 10  (1) Bu Tebliğ hükümleri 1/10/2012 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 11 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

……………………………………………………………..

(*) 29/8/2012 tarihli ve 28396 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının ”Elektronik ortamda oyların gönderilmesi beş dakika ile sınırlıdır.” şeklindeki  ikinci cümlesi, 29/06/2013 tarih ve 28692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile değiştirilmiştir.

Halka Açık Olmayan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Birikimli Oy Kullanımına İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 29 Ağustos 2012 – 28396

HALKA AÇIK OLMAYAN ANONİŞİRKETLERİN GENEL KURULLARINDA BİRİKİMLİ OY KULLANIMINA İLİŞKİN ESASLAR HAKKINDA TEBLİĞ

Amaç

MADDE 1  (1) Bu Tebliğin amacı, çoğunluğa sahip olmayan pay sahiplerinin, şirketin yönetim kuruluna üye seçtirebilmelerine imkan sağlayacak birikimli oy kullanımına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2  (1) Bu Tebliğ, halka açık olmayan anonim şirketlerin genel kurullarında, yönetim kuruluna üye seçiminde birikimli oy kullanılmasına ilişkin hususları kapsar.

Dayanak

MADDE 3  (1) Bu Tebliğ, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 434 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Birikimli oyun hesaplanması

MADDE 4  (1) Birikimli oy, genel kurula katılan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin kullanmaya yetkili olduğu oy sayısının, seçimi yapılacak yönetim kurulu üye sayısı ile çarpılması suretiyle hesaplanır.

Birikimli oyda uygulanacak esaslar

MADDE 5  (1) Genel kurulda birikimli oyun kullanılabilmesi için esas sözleşmede;

a) Oy hakkı veren tüm payların sahiplerinin, yönetim kurulu üye seçiminde oylarını bir veya daha fazla aday için birikimli olarak kullanabileceklerine ilişkin açık bir hükmün bulunması,

b) 6102 sayılı Kanunun 360 ıncı maddesi uyarınca yönetim kurulunda belirli grupların temsil edilmesine ve/veya yönetim kurulu üyeliğine aday önerme hakkına ilişkin hükümlerin bulunmaması,

c) 6102 sayılı Kanunun 479 uncu maddesi uyarınca paylara oyda imtiyaz tanınmasına ilişkin hükümlerin bulunmaması,

ç) Yönetim kurulu üye sayısının üçten az olmayacak şekilde sabit bir rakam olarak belirlenmiş olması,

gerekir.

(2) Birikimli oy kullanacak pay sahiplerinin veya temsilcilerinin, genel kurul tarihinden en az bir gün önce, birikimli oy kullanma isteklerini şirkete yazılı olarak bildirmeleri zorunludur. Genel kurulda birikimli oy yönteminin uygulanması için bir pay sahibinin veya temsilcisinin bildirim yapması yeterlidir. Ancak genel kurulda bütün pay sahiplerince oybirliği ile karar alınmış olması şartıyla bildirim zorunluluğu aranmadan birikimli oy kullanılabilir.

(3) İkinci fıkra gereğince bildirimde bulunulması halinde, yönetim kurulu seçiminde birikimli oy yönteminin uygulanması zorunludur.

(4) Birikimli oy kullanma yöntemini kabul eden şirketler genel kurul toplantılarına ilişkin ilanlarda ve internet sitesinde bu yönteme ilişkin açıklamalara yer vermek zorundadır.

(5) Gündeminde yönetim kurulu seçimi de bulunan genel kurul toplantılarında, birikimli oy yöntemi ile genel hükümlere göre oy kullanımı birlikte uygulanır.

(6) Yönetim kurulu üyelerinin tamamı aynı genel kurulda seçilir.

(7) Bu şekilde hesaplanacak birikimli oy sayısı yönetim kurulu seçiminde tek bir aday için veya birden fazla adaya bölünerek kullanılabilir. Oyunu birikimli olarak kullanan kişi oylarını oy dağılımı belirtmeksizin birden fazla aday için kullanmış ise oyların bu adaylara eşit olarak dağıtıldığı kabul edilir.

(8) 6102 sayılı Kanunun 363 üncü maddesi anlamında boşalmanın veya 364 üncü maddesine göre görevden almanın meydana gelmesi durumunda; görev süresini tamamlayamayan üye, çoğunluk pay sahibinin olumlu oyu ile seçilmemiş ise, diğer üyeler de görevden alınmış sayılır ve tüm üyeliklere yönelik yeni seçim yapılır. 6102 sayılıKanunun 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası anlamında yönetim kurulu üyeliğinin kendiliğinden sona ermesi suretiyle meydana gelecek boşalma durumunda ve 364 üncü madde anlamındaki görevden almanın, mahkemece kabul edilen haklıbir sebebe dayalı olması durumunda, bu kural uygulanmaz.

Birikimli oyun kullanılma şekli

MADDE 6  (1) Birikimli oy, yazılı oy pusulaları ile kullanılır. Bu pusulalarda birikimli oyun dağılımı gösterilir ve oy kullanan kişinin sahip olduğu oy sayısı, adı ve soyadı ile imzası yer alır. Yazılı oy pusulaları genel kurul toplantıbaşkanına sunulur. Başkan, birikimli kullanılan oy sayısını kontrol etmek ve mükerrer oy kullanılmasını önleyecek tedbirleri almakla yükümlüdür. Elektronik ortamda yapılacak genel kurul toplantılarında, 6102 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılmış mevzuat hükümleri saklıdır.

Birikimli oyun temsilen kullanılması

MADDE 7  (1) Temsil belgesinde birikimli oy kullanımı yönünde bir talimat olmasa dahi, diğer pay sahiplerinin veya temsilcilerinin talebi üzerine genel kurulda birikimli oy kullanılmasının zorunlu olduğu durumlarda temsilci birikimli oy kullanır.  Temsil belgesinde temsilciye toplam birikimli oy sayısının dağılımı konusunda özel bir talimat verilmediyse dağılım miktarını temsilci belirler.

Sorumluluk

MADDE 8  (1) Bu Tebliğ hükümlerine riayet etmeyerek veya başka bir şekilde, yönetim kurulu üyeliği seçimlerinin yapılacağı genel kurul öncesinde veya toplantı sırasında birikimli oy kullanımının etkisini azaltmak amacıyla yapılacak iş ve işlemler nedeniyle yönetim kurulu pay sahiplerine karşı sorumludur.

Yürürlük

MADDE 9  (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 10 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 28 Ağustos 2012 – 28395

ANONİM ŞİRKETLERDE ELEKTRONİK ORTAMDA YAPILACAK GENEL KURULLARA İLİŞKİN YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1  (1) Bu Yönetmeliğin amacı, anonim şirket genel kurul toplantılarına elektronik ortamda katılma,öneride bulunma, görüş açıklama ve oy kullanmaya ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.

Kapsam

MADDE 2  (1) Bu Yönetmelik, anonim şirket genel kurullarına elektronik ortamda katılmaya, öneride bulunmaya, görüş açıklamaya ve oy kullanmaya ilişkin usul ve esasları, genel kurullara elektronik ortamda katılmaya ve oy vermeye ilişkin esas sözleşme hükmünün örneğini, oyun hak sahibi veya temsilcisi tarafından kullanılmasının esaslarını, Elektronik Genel Kurul Sisteminin işleyiş esaslarını ve bu sistemin katılımcılarının yükümlülüklerini kapsar.

Dayanak

MADDE 3  (1) Bu Yönetmelik, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesinin beşinci fıkrasına dayanılarak düzenlenmiştir.

Tanımlar ve kısaltmalar

MADDE 4  (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Borsaya kote şirket: İstanbul Menkul Kıymetler Borsası düzenlemeleri uyarınca borsaya kote olan anonim şirketleri,

c) Elektronik Genel Kurul Sistemi (EGKS): Genel kurullara elektronik ortamda katılmayı teminen 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesi uyarınca payları Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketler için Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından sağlanacak elektronik platformu ve diğer şirketlerin 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kuracakları veya destek hizmeti alabilecekleri bilişim sistemini,

ç) Elektronik ortamda katılma: Anonim şirket genel kurul toplantılarına EGKS’den katılmayı, görüş açıklamayı,öneride bulunmayı ve oy kullanmayı,

d) Güvenli Elektronik İmza: 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde tanımlanan elektronik imzayı,

e) Hak sahibi: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca anonim şirket genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılma hakkı olan gerçek veya tüzel kişiyi,

f) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununu,

g) Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK): 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesi uyarınca kurulmuş olan Merkezi Kayıt Kuruluşunu,

ğ) Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS): Ticaret sicili işlemlerinin elektronik ortamda yürütüldüğü, ticaret sicili kayıtları ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı ve elektronik ortamda sunulduğu merkezi ortak veri tabanını da içeren, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan ve yönetilen uygulamayı,

h) Tevdi eden temsilcisi: Kanunun 429 uncu maddesinde belirtilen temsilciyi,

ı) Toplantı başkanlığı: Kanunun 419 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca oluşturulan başkanlığı,

ifade eder.

Genel kurula elektronik ortamda katılmaya ve oy vermeye ilişkin esas sözleşme hükmü örneği ve uygulama

MADDE 5  (1) Kanunun 1527 nci maddesi uyarınca EGKS’yi uygulayacak şirketlerin esas sözleşmesinde, aşağıda belirtilen hükmün genel kurul toplantılarının düzenlendiği maddelerden biri içerisinde yer alması zorunludur:

“Genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılım

Şirketin genel kurul toplantılarına katılma hakkı bulunan hak sahipleri bu toplantılara, Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesi uyarınca elektronik ortamda da katılabilir. Şirket, Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik hükümleri uyarınca hak sahiplerinin genel kurul toplantılarına elektronik ortamda katılmalarına, görüş açıklamalarına, öneride bulunmalarına ve oy kullanmalarına imkan tanıyacak elektronik genel kurul sistemini kurabileceği gibi bu amaç için oluşturulmuş sistemlerden de hizmet satın alabilir. Yapılacak tüm genel kurul toplantılarında esas sözleşmenin bu hükmü uyarınca, kurulmuş olan sistem üzerinden hak sahiplerinin ve temsilcilerinin, anılan Yönetmelik hükümlerinde belirtilen haklarını kullanabilmesi sağlanır.”

(2) Hak sahipleri ve temsilcilerinin elektronik ortamda genel kurul toplantısına katılma ve oy kullanmasına imkan tanıyacak şirketler, yukarıda belirtilen esas sözleşme hükmünde herhangi bir değişiklik yapmadan bu metni esas sözleşmelerine aktarmak zorundadır. Esas sözleşmelerinde bu maddede belirtilen esas sözleşme hükmü bulunan şirketler, yapacakları her genel kurul toplantısında hak sahiplerinin ve temsilcilerinin genel kurula elektronik ortamda katılabilmelerini ve oy verebilmelerini sağlamak zorundadır.

(3) Payları MKK tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketlerin yapacakları genel kurul toplantılarına elektronik ortamda katılma, temsilci tayin etme, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme işlemleri MKK tarafından sağlanan EGKS üzerinden yapılır.

İKİNCİ BÖLÜM

Genel Kurul Öncesi İşlemler

Genel kurula ilişkin bilgi ve belgelere erişimin sağlanması

MADDE 6  (1) Kanunun 1527 nci maddesi uyarınca EGKS’yi uygulayacak şirketlerin, genel kurul toplantılarına ilişkin Kanun ve esas sözleşme gereği yapılması zorunlu olan çağrıları, genel kurul öncesi hak sahiplerinin incelemesine sunulması zorunlu olan belgeleri ve toplantı gündemine ilişkin belgeleri güvenli elektronik imzalı olarak Kanunda öngörülen süreler içinde EGKS’de hak sahiplerinin erişimine hazır bulundurmaları zorunludur.

Genel kurula elektronik ortamda katılma bildirimi

MADDE 7  (1) Genel kurula elektronik ortamda şahsen veya temsilcileri aracılığıyla katılmak isteyen hak sahipleri bu tercihlerini EGKS’den bildirmek zorundadır.

(2) Genel kurula hak sahibi yerine temsilcinin katılacağı durumda temsilcinin kimlik bilgisinin EGKS’ye kaydedilmesi zorunludur. Temsilcinin toplantıya fiziki katılacağı durumlarda da yetkilendirme bu şekilde yapılabilir. Hak sahibi temsilci tayin ederken temsilcisini genel olarak yetkilendirebileceği gibi her bir gündem maddesine ilişkin ayrı ayrıda yetkilendirebilir. Katılma haklarını temsilci olarak kullanan kişi, temsil edilenin talimatına uygun oy kullanır.

(3) Tüzel kişi hak sahipleri adına, birinci ve ikinci fıkra uyarınca EGKS’de yapılacak bildirimlerin tüzel kişi imza yetkilisince Kanunun 1526 ncı maddesinin dördüncü fıkrası gereğince şirket namına kendi adlarına üretilen güvenli elektronik imzayla imzalanması gerekir.

(4) Bildirimler, hak sahibinin talimatına uygun olarak payların tevdi edildiği kuruluş tarafından da yapılabilir.

(5) Genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılacağını bildiren hak sahibi bu tercihini EGKS’de geri alabilir. Elektronik ortamda katılma yönündeki bu talebini geriye almayan hak sahibi veya temsilcisi genel kurul toplantısına fiziken katılamaz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Genel Kurul Anındaki İşlemler

Toplantıya katılım

MADDE 8  (1) Genel kurula elektronik ortamda katılım, hak sahiplerinin veya temsilcilerinin güvenli elektronik imzaları ile EGKS’ye girmeleriyle gerçekleşir.

(2) Toplantıya elektronik ortamda katılan hak sahipleri ve temsilcilerine ilişkin liste toplantı başlamadan önce EGKS’den alınır. Bu liste, Kanunun 407 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca çıkarılacak Yönetmelik hükümleri çerçevesinde hazır bulunanlar listesinin oluşturulmasında kullanılır.

Toplantının elektronik ortamda açılması

MADDE 9  (1) Genel kurul toplantısı fiziki ve elektronik ortamda aynı anda açılır. Toplantının açılabilmesi için ilgili mevzuattaki şartların yerine getirildiğinin Bakanlık temsilcisince de tespiti zorunludur. EGKS’deki teknik işlemlerin toplantı anında yerine getirilmesi için toplantı başkanı tarafından uzman kişiler de görevlendirilebilir.

Elektronik ortamda görüş iletme

MADDE 10  (1) Hak sahibi veya temsilcisi, elektronik ortamda katıldığı genel kurul toplantısında görüşlerini elektronik olarak iletir.

Oy verme

MADDE 11  (1) Genel kurul toplantılarına elektronik ortamda katılanlar, toplantı başkanının ilgili gündem maddesine ilişkin oylamaya geçildiğini bildirmesinden sonra, oylarını EGKS üzerinden kullanır.

(2) Her gündem maddesinin toplantı başkanının oylamaya geçildiğini bildirmesinden sonra ayrı ayrı oylanmasızorunludur. Hak sahibi veya temsilci ilgili gündem maddesine ilişkin olarak verdiği oyu değiştiremez. Oylama sonucu, EGKS üzerinden toplantı başkanına iletilir. Toplantı başkanı bu sonucu ve varsa elektronik ortamda gönderilen muhalefet beyanını tutanağa işletir.

Tutanak

MADDE 12  (1) Hazır bulunanlar listesi ve toplantı tutanağı toplantı bitiminde Bakanlık temsilcisine elektronik belge taşımaya ve saklamaya elverişli bir ortam içerisinde de teslim edilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve son hükümler

Şirketlerin yükümlülükleri

MADDE 13  (1) Kanunun 1527 nci maddesi uyarınca genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılma ve oy kullanma sistemini uygulayacak şirketler ile bu amaçla destek hizmeti sunacak şirketler, bu Yönetmeliğin diğer maddelerinde belirtilen yükümlülüklerin yanında aşağıda belirtilen yükümlülükleri de yerine getirmek zorundadır:

a) Şirketler, EGKS’nin bu Yönetmelik ve Kanun hükümlerine uygunluğunu Bakanlık tarafından çıkarılacak Tebliğde belirlenen esas ve usullere uygun olarak tespit ettirip tescil ve ilan ettirmek zorundadır.

b) Şirketler, varsa organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilcilerin bilgilerini EGKS’de hak sahiplerinin bilgisine sunar.

c) Şirketlerin kendisi veya destek hizmeti aldıkları şirketler, EGKS’de yapılan tüm işlemlere ilişkin kayıtları, genel kurula elektronik ortamda katılan hak sahiplerinin ve temsilcilerinin kimlik bilgilerini, elektronik ortamda, bunların gizliliğini ve bütünlüğünü sağlayarak on yıl süreyle saklamak zorundadır. Borsaya kote şirketler için söz konusu saklama zorunluluğu MKK tarafından yerine getirilir.

ç) Payları MKK tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketler, kendileri veya destek hizmeti aldıklarıkuruluşlar aracılığıyla genel kurul toplantısına ilişkin görüntü ve ses naklini EGKS’ye aktarmak ve sistemin işleyişine ilişkin olarak Bakanlık tarafından çıkarılacak Tebliğle belirlenecek işleyiş esaslarına uymak zorundadır.

d) Şirketlerin EGKS’yi kurmak yerine destek hizmeti alımını tercih etmeleri durumunda destek hizmeti alınanşirketler için de birinci fıkranın (a) bendi hükmü uygulanır. EGKS’den kaynaklanan nedenlerle hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan gerek destek hizmeti alan gerek destek hizmeti veren şirketin sorumluluğu genel hükümlere göre belirlenir.

Elektronik genel kurul sistemindeki işlemler

MADDE 14  (1) Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca hak sahiplerinin elektronik ortamda genel kurula katılabilmeleri için EGKS’ye güvenli elektronik imza ile giriş yapmaları gereklidir.

(2) EGKS üzerinden oluşturulan belgeler; toplantı başkanlığını oluşturan üyeler, şirket yöneticileri ve Bakanlık temsilcisi tarafından güvenli elektronik imza ile de imzalanabilir.

Bakanlığın düzenleme yetkisi

MADDE 15  (1)Bu Yönetmeliğin uygulanmasına ve EGKS’nin taşıması gereken teknik ve güvenlik kriterlerine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak bir Tebliğ ile düzenlenir.

Geçiş hükmü

GEÇİCİ MADDE 1  (1) 5 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen esas sözleşme değişikliğinin, paylarıMKK tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketlerce, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra yapacakları ilk genel kurul toplantısında yapılması zorunludur. Bu esas sözleşme değişikliğinin ilk genel kurulda yapılacak olması, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle hak sahiplerinin genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılmaları için gerekli olan sistemin kurulması ve hak sahiplerine elektronik ortamda katılma imkanının sağlanması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

(2) Bakanlıkça, genel kurula ilişkin belgelerin EGKS tarafından MERSİS’e elektronik ortamda aktarılmasıuygulamasının başlatılmasına kadar genel kurul belgeleri toplantı bitiminde, toplantı başkanı tarafından, Bakanlık temsilcisinin kurumsal elektronik posta adresine veya Kayıtlı Elektronik Posta hesabına gönderilir veya elektronik belge taşımaya ve saklamaya elverişli bir ortam içinde Bakanlık temsilcisine teslim edilir.

(3) Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce, çağrısı yapılmış genel kurullara bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.

Yürürlük

MADDE 16  (1) Bu Yönetmelik 1/10/2012 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 17  (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 28 Ağustos 2012 – 28395

ŞİRKETLERİN YILLIK FAALİYET RAPORUNUN ASGARİ İÇERİĞİNİN BELİRLENMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1  (1) Bu Yönetmeliğin amacı, yönetim organı tarafından düzenlenecek yıllık faaliyet raporunun asgari içeriğini belirlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre kurulan ve faaliyet gösteren anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin yıllık faaliyet raporlarını ve şirketler topluluğunda ana şirketin yıllık faaliyet raporunu kapsar.

(3) Özel kanunlara tabi şirketlere, özel hükümler dışında bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.

Dayanak

MADDE 2  (1) Bu Yönetmelik, 6102 sayılı Kanunun 516 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına, 518 inci maddesine, 565 inci maddesinin ikinci fıkrasına ve 610 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3  (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Finansal tablolar: Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülmüş bulunan finansal tabloları,

c) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

ç) Ortak: Anonim şirketlerde pay sahiplerini, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ortakları,

d) Sözleşme: Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde esas sözleşmeyi, limited şirketlerdeşirket sözleşmesini,

e) Şirket: Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketi,

f) Üst düzey yönetici: Şirket yönetim organı üyeleri dışında, yönetim organınca şirketin faaliyetlerini doğrudan veya dolaylı olarak planlama, yönetme ve kontrol etme yetkisi ve sorumluluğu verilen kişileri,

g) Yıllık faaliyet raporu: Yönetim organı tarafından Kanuna ve bu Yönetmeliğe göre düzenlenen, şirketin ilgili yıla ilişkin faaliyetlerinin akışı ile her yönüyle finansal durumunun doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtıldığı, şirketin gelişmesinin ve karşılaşılması muhtemel risklerin belirtildiği raporu,

ğ) Yönetim organı: Anonim şirketlerde yönetim kurulunu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticiyi veya yöneticileri, limited şirketlerde müdürü veya müdürler kurulunu,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Yıllık Faaliyet Raporunun Hazırlanması

Genel ilkeler

MADDE 4  (1) Yıllık faaliyet raporu, şirketin ilgili hesap dönemine ait iş ve işlemlerinin akışını, her yönüyle finansal durumunu, şirketin hak ve yararını da gözetecek şekilde, doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtır. Yıllık faaliyet raporunda, yanıltıcı, abartılı ve yanlış kanaat uyandırıcı, gerçeğe aykırı ifadelere yer verilemez.

(2) Yönetim organı, yıllık faaliyet raporunu, ortakların şirketin faaliyetleri hakkında her türlü bilgiye tam ve doğru bir şekilde ulaşmasını sağlayacak ayrıntıda hazırlar. Yıllık faaliyet raporunda mümkün olan en basit kavram ve terimler kullanılır, tereddüde neden olabilecek belirsiz ifadelerden kaçınılır. Teknik terim kullanılması gereken yerlerde, herkesin kolayca anlamasına imkan verecek şekilde açıklamalar yapılır.

(3) Şirketin, finansal performansı ile finansal durumunun genel özellikleri ve karşı karşıya bulunduğu temel riskler yıllık faaliyet raporunda değerlendirilir. Şirketin finansal durumuna ilişkin bu değerlendirmeler finansal tablolara dayandırılır. Ayrıca finansal olmayan risklere de faaliyet raporunda yer verilir.

(4) Yıllık faaliyet raporunda; şirket faaliyet ve hizmetlerinin etkin, güvenilir ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesini, muhasebe ve mali raporlama sisteminden sağlanan bilgilerin bütünlüğünü, tutarlılığını, güvenilirliğini, zamanında elde edilebilirliğini ve güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan iç kontrollerin etkinliği, yeterliliği ve uyumluluğu konularında açıklamalara yer verilir.

(5) Yıllık faaliyet raporunda gerekli olması halinde istatistiki bilgilere ve grafiklere de yer verilebilir.

Geleceğe yönelik tahminlerin yıllık faaliyet raporunda belirtilmesi

MADDE 5  (1) Yıllık faaliyet raporunda şirketin gelişmesine ve karşılaşması muhtemel risklere açıkça işaret olunur ve bu konulara ilişkin yönetim organının değerlendirmesine yer verilir. Yıllık faaliyet raporunda, geleceğe yönelik bilgi verildiği veya tahminlerde bulunulduğu durumlarda, bunların dayandığı gerekçelere ve istatistiki bilgilere de yer verilmesi zorunludur.

(2) Yıllık faaliyet raporunda yer verilen geleceğe yönelik bilgi ve tahminler şirketin finansal durumu ve faaliyet sonuçları ile uyumlu olmalıdır.

Yıllık faaliyet raporunda yer verilebilecek ilave bilgiler

MADDE 6  (1) Yıllık faaliyet raporunda, bu Yönetmelikte yer verilen asgari içeriğe ve şirketin niteliği ve konumu itibariyle ortakların haklarını kullanabilmesi için bilmeleri gereken diğer bilgilere yer verilmesi zorunludur. Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yıllık faaliyet raporlarında yönetim organının uygun gördüğü ilave bilgilere yer verilebilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yıllık Faaliyet Raporunun İçeriği

Yıllık faaliyet raporunun bölümleri

MADDE 7  (1) Yıllık faaliyet raporu aşağıda gösterilen bölümlerden oluşur:

a) Genel bilgiler,

b) Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar,

c) Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları,

ç) Şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler,

d) Finansal durum,

e) Riskler ve yönetim organının değerlendirmesi,

f) Diğer hususlar.

Genel bilgiler

MADDE 8  (1) Yıllık faaliyet raporunun genel bilgiler bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer almasızorunludur:

a) Raporun ilgili olduğu hesap dönemi,

b) Şirketin ticaret unvanı, ticaret sicili numarası, merkez ve varsa şubelerine ilişkin iletişim bilgileri ile varsa internet sitesinin adresi,

c) Şirketin organizasyon, sermaye ve ortaklık yapıları ile bunlara ilişkin hesap dönemi içerisindeki değişiklikler,

ç) Varsa imtiyazlı paylara ve payların oy haklarına ilişkin açıklamalar,

d) Yönetim organı, üst düzey yöneticileri ve personel sayısı ile ilgili bilgiler,

e) Varsa; şirket genel kurulunca verilen izin çerçevesinde yönetim organı üyelerinin şirketle kendisi veya başkasıadına yaptığı işlemler ile rekabet yasağı kapsamındaki faaliyetleri hakkında bilgiler.

Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar

MADDE 9  (1) Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Sağlanan huzur hakkı, ücret, prim, ikramiye, kâr payı gibi mali menfaatlerin toplam tutarları,

b) Verilen ödenekler, yolculuk, konaklama ve temsil giderleri ile ayni ve nakdi imkânlar, sigortalar ve benzeri teminatların toplam tutarlarına ilişkin bilgiler.

Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları

MADDE 10  (1) Bu bölümde şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları ile bunların sonuçlarına ilişkin bilgilere yer verilir.

Şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler

MADDE 11  (1) Yıllık faaliyet raporunun şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Şirketin ilgili hesap döneminde yapmış olduğu yatırımlara ilişkin bilgiler,

b) Şirketin iç kontrol sistemi ve iç denetim faaliyetleri hakkında bilgiler ile yönetim organının bu konudaki görüşü,

c) Şirketin doğrudan veya dolaylı iştirakleri ve pay oranlarına ilişkin bilgiler,

ç) Şirketin iktisap ettiği kendi paylarına ilişkin bilgiler,

d) Hesap dönemi içerisinde yapılan özel denetime ve kamu denetimine ilişkin açıklamalar,

e) Şirket aleyhine açılan ve şirketin mali durumunu ve faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikteki davalar ve olasısonuçları hakkında bilgiler,

f) Mevzuat hükümlerine aykırı uygulamalar nedeniyle şirket ve yönetim organı üyeleri hakkında uygulanan idari veya adli yaptırımlara ilişkin açıklamalar,

g) Geçmiş dönemlerde belirlenen hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığı, genel kurul kararlarının yerine getirilip getirilmediği, hedeflere ulaşılamamışsa veya kararlar yerine getirilmemişse gerekçelerine ilişkin bilgiler ve değerlendirmeler,

ğ) Yıl içerisinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmışsa, toplantının tarihi, toplantıda alınan kararlar ve buna ilişkin yapılan işlemler de dâhil olmak üzere olağanüstü genel kurula ilişkin bilgiler,

h) Şirketin yıl içinde yapmış olduğu bağış ve yardımlar ile sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde yapılan harcamalara ilişkin bilgiler,

ı) Şirketler topluluğuna bağlı bir şirketse; hâkim şirketle, hâkim şirkete bağlı bir şirketle, hâkim şirketin yönlendirmesiyle onun ya da ona bağlı bir şirketin yararına yaptığı hukuki işlemler ve geçmiş faaliyet yılında hâkimşirketin ya da ona bağlı bir şirketin yararına alınan veya alınmasından kaçınılan tüm diğer önlemler,

i) Şirketler topluluğuna bağlı bir şirketse; (ı) bendinde bahsedilen hukuki işlemin yapıldığı veya önlemin alındığıveyahut alınmasından kaçınıldığı anda kendilerince bilinen hal ve şartlara göre, her bir hukuki işlemde uygun bir karşıedim sağlanıp sağlanmadığı ve alınan veya alınmasından kaçınılan önlemin şirketi zarara uğratıp uğratmadığı, şirket zarara uğramışsa bunun denkleştirilip denkleştirilmediği.

Finansal durum

MADDE 12  (1) Yıllık faaliyet raporunun finansal durum bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer almasızorunludur:

a) Finansal duruma ve faaliyet sonuçlarına ilişkin yönetim organının analizi ve değerlendirmesi, planlanan faaliyetlerin gerçekleşme derecesi, belirlenen stratejik hedefler karşısında şirketin durumu,

b) Geçmiş yıllarla karşılaştırmalı olarak şirketin yıl içindeki satışları, verimliliği, gelir oluşturma kapasitesi, kârlılığı ve borç/öz kaynak oranı ile şirket faaliyetlerinin sonuçları hakkında fikir verecek diğer hususlara ilişkin bilgiler ve ileriye dönük beklentiler,

c) Şirketin sermayesinin karşılıksız kalıp kalmadığına veya borca batık olup olmadığına ilişkin tespit ve yönetim organı değerlendirmeleri,

ç) Varsa şirketin finansal yapısını iyileştirmek için alınması düşünülen önlemler,

d) Kâr payı dağıtım politikasına ilişkin bilgiler ve kâr dağıtımı yapılmayacaksa gerekçesi ile dağıtılmayan kârın nasıl kullanılacağına ilişkin öneri.

Riskler ve yönetim organının değerlendirmesi

MADDE 13  (1) Yıllık faaliyet raporunun riskler ve yönetim organının değerlendirmesi bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Varsa şirketin öngörülen risklere karşı uygulayacağı risk yönetimi politikasına ilişkin bilgiler,

b) Oluşturulmuşsa riskin erken saptanması ve yönetimi komitesinin çalışmalarına ve raporlarına ilişkin bilgiler,

c) Satışlar, verimlilik, gelir yaratma kapasitesi, kârlılık, borç/öz kaynak oranı ve benzeri konularda ileriye dönük riskler.

Diğer hususlar

MADDE 14  (1) Yıllık faaliyet raporunun diğer hususlar bölümünde, faaliyet yılının sona ermesinden sonraşirkette meydana gelen ve ortakların, alacaklıların ve diğer ilgili kişi ve kuruluşların haklarını etkileyebilecek niteliktekiözel önem taşıyan olaylara ilişkin açıklamalara yer verilmesi zorunludur.

(2) Bu bölümde ayrıca, bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yönetim organının uygun gördüğüilave bilgilere de yer verilebilir.

Şirketler topluluğunda ana şirketin faaliyet raporları

MADDE 15  (1) Şirketler topluluğunda ana şirketin faaliyet raporlarında, bu Yönetmelikte yer alan diğer hükümlere ek olarak aşağıda belirtilen hususların da yer alması zorunludur:

a) Bir sermaye şirketinin sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmi beşini, otuz üçünü, ellisini, altmış yedisini veya yüzde yüzünü temsil eden miktarda paylarına sahip olunduğu veya payları bu yüzdelerin altına düştüğü takdirde bu durum ve gerekçesi,

b) Topluluğa dâhil işletmelerin ana şirket sermayesindeki payları hakkında bilgiler,

c) Konsolide finansal tabloların hazırlanması süreci ile ilgili olarak topluluğun iç denetim ve risk yönetimi sistemlerine ilişkin açıklamalar,

ç) Yönetim organı üyelerinden birinin talep etmesi halinde, Kanunun 199 uncu maddesinin dördüncü fıkrasındaöngörülen raporun sonuç kısmı.

Yıllık faaliyet raporunun sunumu

MADDE 16  (1) Yıllık faaliyet raporu ilgili olduğu hesap döneminin bitimini izleyen iki ay içinde hazırlanır.Şirketin yönetim organı başkanı ve üyeleri tarafından imzalanarak onaylanır. Yönetim organı üyelerinden herhangi birinin yıllık faaliyet raporunda yer alan bilgilerle ilgili farklı görüşte olması halinde, itiraz ettiği hususlar gerekçeleri ile birlikte yıllık faaliyet raporunda belirtilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Geçiş hükmü

GEÇİCİ MADDE 1  (1) 2012 yılı hesap dönemine ait yıllık faaliyet raporunda yer verilecek finansal bilgiler, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca düzenlenen mali tablolara dayandırılır.

Yürürlük

MADDE 17  (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 18  (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Ticaret Şirketlerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 28 Ağustos 2012 – 28395

TİCARET ŞİRKETLERİNİN GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞINCA DENETLENMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1  (1) Bu Yönetmeliğin amacı, ticaret şirketlerinin denetime tabi işlemlerini belirlemek ve bu işlemlerin Bakanlıkça denetlenmesine ilişkin ilkeleri ve usulü düzenlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre kurulan ve faaliyet gösteren ticaret şirketleri ile kuruluşları ve faaliyetleri diğer kanunlarla düzenlenen ticaret şirketlerinin, Kanuna tabi işlemlerinin denetlenmesini kapsar.

Dayanak

MADDE 2  (1) Bu Yönetmelik, 6102 sayılı Kanunun 210 uncu maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3  (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Başkanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığını,

c) Denetim elemanı: Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi, Gümrük ve Ticaret Müfettişi ile Gümrük ve Ticaret Müfettiş Yardımcısını,

ç) Denetim kanıtı: Ticaret şirketlerine ait ticari defterler, finansal tablolar, raporlar ve muhasebe kayıtları da dahil olmak üzere tüm yazışmalar, kayıtlar ve belgeler ile denetim kapsamında diğer gerçek ve tüzel kişilerden elde edilen bilgi ve belgeleri,

d) Genel kurul: Anonim, limited, sermayesi paylara bölünmüş komandit ve kooperatif şirketlerdeki genel kurulu, kollektif ve komandit şirketlerdeki ortaklar kurulunu ve gereğinde ortakların tümünü,

e) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

f) Ortak: Anonim şirketlerin pay sahiplerini, diğer ticaret şirketlerinin ortaklarını,

g) Şirket sözleşmesi: Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde esas sözleşmeyi, kollektif, komandit ve limited şirketlerde şirket sözleşmesini ve kooperatiflerde ana sözleşmeyi,

ğ) Ticaret şirketi: Kollektif, komandit, anonim, limited, sermayesi paylara bölünmüş komandit ve kooperatifşirketi,

h) Yönetim organı: Anonim şirketler ve kooperatif şirketlerde yönetim kurulunu, limited şirketlerde müdürü veya müdürler kurulunu, kollektif, komandit ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticiyi,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Denetimin Amacı, Denetime Konu İşlemler ve Denetim İlkeleri

Denetimin amacı

MADDE 4  (1) Bakanlıkça yapılacak denetimin amacı; ticaret şirketlerinin Kanuna ve Kanuna dayanılarakçıkarılan düzenleyici işlemlere uygun işlem yapmalarını sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, Bakanlıkça ticaretşirketlerinin kuruluşundan sona ermesine kadar gerçekleşen tüm işlemlerinin Kanuna ve Kanuna dayanılarak çıkarılan düzenleyici işlemlere uygunluğu denetlenir, uygunsuzlukların giderilmesi için rehberlik edilir, cezai sorumluluğu tespit edilenler yetkili makamlara, hukuki sorumluluğu tespit edilenler de genel kurul gündemine alınıp görüşülmek üzereşirketin yönetim organına bildirilir ve uygulamada ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesine yönelik tedbirler alınır.

Denetime konu işlemler

MADDE 5  (1) Ticaret şirketlerinin, Bakanlığın denetimine konu işlemleri aşağıda gösterilmiştir:

a) Kuruluş işlemleri,

b) Ticaret siciline tescil ve ilan işlemleri,

c) Ticaret unvanına ve işletme adına ilişkin işlemler,

ç) Ticari defterlere ilişkin işlemler,

d) Birleşme, bölünme ve tür değiştirme işlemleri,

e) Şirketler topluluğuna, bağlılığa ve hakimiyete ilişkin işlemler,

f) Genel kurulun çağrılmasına, toplanmasına, karar almasına, görevlerine ve yetkilerine ilişkin işlemler,

g) Yönetim organının oluşumuna, toplanmasına, karar almasına, sorumluluğuna, görev ve yetkilerine yönelik işlemler,

ğ) Denetçinin seçilmesine ilişkin işlemler,

h) Şirket sözleşmesinin değiştirilmesine ilişkin işlemler,

ı) Paya ve sermaye koyma borcuna ilişkin işlemler,

i) Menkul kıymet işlemleri,

j) Sermayenin artırılması, azaltılması ve tamamlanması işlemleri,

k) Finansal tablolara, yıllık faaliyet raporlarına ve yedek akçelere yönelik işlemler,

l) Kâr, kazanç ve tasfiye payına ilişkin işlemler,

m) Elektronik ve bilgi toplumu hizmetlerine ilişkin işlemler,

n) Sona erme ve tasfiyeye yönelik işlemler,

o) Kanuna dayanılarak çıkarılan düzenleyici işlemlere konu işlemler.

(2) Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan işlemler, her bir ticaret şirketinin türüne göre ve bu türe bağlıözellikleri göz önünde bulundurularak denetlenir.

(3) Kuruluşları ve faaliyetleri diğer kanunlarla düzenlenen ticaret şirketlerinin, bu maddenin birinci fıkrasında sayılan ancak ilgili kanunları uyarınca münhasıran yetkili bakanlık, kurul, kurum veya kuruluş tarafından denetlenmesi hüküm altına alınmayan işlem veya işlemleri Bakanlığın denetimine tabidir.

Denetim ilkeleri

MADDE 6  (1) Ticaret şirketlerinin işlemleri; tarafsızlık, eşitlik, dürüstlük, gizlilik ve mesleki özen ilkeleri başta olmak üzere aşağıdaki esaslara göre denetlenir.

a) Denetim kanıtlarının toplanmasında, önyargısız ve tarafsız davranılır.

b) Toplanan kanıtlar, adil ve nesnel şekilde değerlendirilir.

c) Ulaşılan sonuçlar, yeterli ve uygun kanıtlara dayandırılır ve bu konuda azami mesleki özen ve dikkat gösterilir.

ç) Gerektiğinde denetlenenlerin incelenen işlemler hakkındaki görüşleri alınır.

d) Denetim faaliyetleri yerine getirilirken kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket edilir.

e) Denetim çalışmaları dürüstlük ve sorumluluk duygusu içinde yürütülür.

f) Denetim faaliyetlerinin yürütülmesi ve raporlanması aşamalarında gizliliğe riayet edilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Denetim Teknikleri, Denetim Usulü ve Düzenlenecek Raporlar

Denetim teknikleri

MADDE 7  (1) Denetim elemanları, yeterli ve gerekli denetim kanıtlarını, aşağıdaki tekniklerin hepsini veya bir kısmını ya da bunlara benzer diğer denetim tekniklerini kullanarak toplarlar.

a) Varlık incelemesi: Ticaret şirketlerinin bilançosunda kayıtlı dönen ve duran varlıkların, fiilen mevcut bulunup bulunmadığının ve mevcudiyeti saptanan varlıkların ticaret şirketine ait olup olmadığının doğrulanması işlemidir.

b) Gözlem: Bazı denetim kanıtlarının elde edilmesi sürecinde, denetim elemanının hazır bulunması ve bu sürece nezaret etmesidir.

c) Doğrulama: Denetim elemanının, ticaret şirketi dışındaki kaynaklardan doğrudan doğruya ya da Başkanlık aracılığıyla yazılı bilgi almasıdır.

ç) Bilgi toplama: Denetim elemanının, denetim sürecinde ilgililerden yazılı veya sözlü olarak bilgi almasıdır.

d) Kayıt sisteminin kontrolü: Örneklemeler yoluyla kaynak belgelerin seçilmesi ve bu belgelerden hareketle muhasebe kayıt ortamında detaylı inceleme yapılarak işlemlerle ilgili kayıtların doğruluğunun araştırılmasıdır.

e) Hesaplama: Ticaret şirketine ait hesaplamaların denetim elemanı tarafından doğrulanmasıdır.

f) Belge incelemesi: İşlemlerle ilgili tüm kayıt ve belgelerin ayrıntılı olarak incelenmesidir.

g) Örnekleme: İşlemler grubu içerisindeki kalemlerin bütünü hakkında bilgi edinilebilmesi için bu grup içerisinde yer alan bazı kalemlerin seçilerek incelemeye alınmasıdır.

(2) Denetim kanıtları, ticaret şirketlerine ait tüm varlık, kaynak, gelir ve giderlerin gerçek olduğunu ve bunlara ilişkin bütün işlemlerin doğru tutarlarıyla ve gerçeğe uygun olarak kaydedildiğini, hakların ve yükümlülüklerin gerçek olduğunu, yapılan işlemlerin Kanuna ve Kanuna dayanılarak çıkarılan düzenleyici işlemlere uygunluğunu tespit etmek amacıyla toplanır.

Denetim usulü

MADDE 8  (1) Ticaret şirketlerinin işlemleri, Bakanlık denetim elemanlarınca denetlenir.

(2) Bakanlık, ticaret şirketlerinin denetimine resen veya ortakların yahut üçüncü kişilerin istem, ihbar veşikayetleri üzerine karar verebilir.

(3) Ticaret şirketlerinin işlemleri, şirketin merkezinde ve gerektiğinde şubelerinde veya ticari işletmesinde denetlenir. Ancak, denetimin belirtilen yerlerde yürütülmesine ilişkin koşulların yeterli ve uygun olmaması halinde denetim çalışmaları, denetim elemanının belirleyeceği yerde sürdürülür.

(4) Denetim çalışmaları, ticaret şirketine ait teknolojik alt yapının yeterli ve güvenli olması, denetim elemanıncaşirket merkezinde denetim yapılmasına gerek görülmemesi ve Başkanlığın da uygun görüşü üzerine kayıt ve belgelere elektronik ortamda erişim sağlanması suretiyle de gerçekleştirilebilir.

(5) Denetim elemanları, denetledikleri ticaret şirketiyle iştirak, hakim yahut bağlı şirket ilişkisi içinde olan ve bu Yönetmelik kapsamına giren ticaret şirketlerinin de denetime dahil edilmesini gerekli görürlerse, durumu gerekçesiyle birlikte Başkanlığa bildirirler ve bu konuda izin isterler.

Düzenlenecek raporlar

MADDE 9  (1) Bakanlık denetim elemanlarınca yapılan denetimler sonucunda aşağıdaki raporlar düzenlenir.

a) Teftiş Raporu: Ticaret şirketlerinin belli bir döneme ait işlemlerinin, örnekleme ve amaca uygun diğer denetim teknikleri kullanılarak, Kanuna ve Kanuna dayanılarak çıkarılan düzenleyici işlemlere uygunluğunun incelenmesi sonucunda düzenlenen rapordur.

b) Soruşturma Raporu: Denetim sırasında, kamu adına soruşturmayı ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğinin öğrenilmesi durumunda yetkili makamlara bildirilmek üzere düzenlenen rapordur.

c) İnceleme Raporu: Teftiş ve soruşturma raporlarına konu olmayan hususlarda düzenlenen rapordur.

(2) Denetim elemanlarınca, birinci fıkra uyarınca düzenlenen raporlar Başkanlık bünyesinde oluşturulan Rapor Değerlendirme Komisyonlarınca değerlendirilmek üzere Başkanlığa sunulur.

(3) Ticaret şirketlerinin, kamu düzenine veya işletme konusuna aykırı işlemlerde veya bu yönde hazırlıklarda ya da muvazaalı iş ve faaliyetlerde bulunduğunun Bakanlık denetim elemanlarınca tespit edilmesi halinde Bakanlıkça fesih davası açılabilmesi için inceleme raporu düzenlenir.

(4) Denetim çalışmaları sonucunda aşağıdaki hususlara ilişkin yapılan tespit ve önerilere teftiş veya inceleme raporlarında yer verilir.

a) İlgililerin hukuki sorumluluğunu gerektiren durumların genel kurul gündemine alınarak ortakların bilgisine sunulması.

b) İdari para cezalarının uygulanması.

c) Diğer bakanlık, kurul, kurum ve kuruluşların görev alanına giren ve bunlar tarafından tedbir alınmasını veya denetim yapılmasını gerektiren durumların yetkili birimlere bildirilmesi.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Denetlenenlerin ve Diğer Gerçek ve Tüzel Kişilerin Yükümlülükleri

Denetlenenlerin yükümlülükleri

MADDE 10  (1) Ticaret şirketlerinin yönetim organlarının üyeleri, yönetimle görevlendirilen kişiler, komiteler ve şirket çalışanları; gizli dahi olsa yazılı veya elektronik ortamda tutulan her türlü defter, kayıt, dosya, tutanak ve belgeleri denetim elemanlarının talebi üzerine uygun süre içinde vermekle, incelemelerine hazır bulundurmakla veya gösterecekleri yere getirip denetim elemanınca gerekli görülmesi halinde tutanak karşılığında teslim etmekle, onaylıörneklerini vermekle, tutanakları imzalamakla, tüm bilgi işlem sistemini denetim amaçlarına uygun olarak açmakla, elektronik ortamda tutulan kayıtları okunabilir hale getirmekle, sözlü veya yazılı olarak sorulan hususlara ilişkin bilgileri ve cevapları vermekle, para ve para hükmündeki evrakı ve ayniyatı ilk talep halinde göstermekle, sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmakla, denetimin gereği gibi yürütülebilmesi için denetim elemanlarına görevleri süresince uygun bir çalışma yeri sağlamakla, gereken yardımı ve kolaylığı göstermekle ve diğer önlemleri almakla yükümlüdürler.

(2) Birinci fıkrada geçen uygun süre iki iş gününden az on iş gününden fazla olamaz. Bu süre, ticaret şirketinin işlem hacmi, organizasyon yapısı ve denetimin kapsamı göz önünde bulundurularak denetim elemanınca belirlenir ve yazılı veya sözlü olarak ilgililere bildirilir. Haklı sebeplerin varlığı halinde bu süre denetim elemanınca uzatılabilir.

(3) Denetim elemanlarınca istenilen defter, kayıt ve belgeler ile bunlara ilişkin bilgilerin belirlenen sürede verilmemesi veya eksik verilmesi ya da denetim elemanlarının görevlerini yapmalarının engellenmesi halinde bu fiillerden sorumlu olanlar denetim elemanlarınca yazılı olarak uyarılır. Uyarı yazısında, verilen süre içinde yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin Kanunun 562 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca cezai sorumluluk gerektirdiği belirtilir. Söz konusu yazıyı tebellüğ etmekten kaçınan veya uyarı yazısına rağmen verilen süre içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyenler hakkında ise kamu adına soruşturma ve kovuşturma yapılması için soruşturma raporu düzenlenir.

Diğer gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri

MADDE 11  (1) Kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamuya yararlıdernekler, noterler, bankalar, sigorta şirketleri ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, denetimin gereği olarak, denetim elemanıtarafından istenilen bilgileri, belgeleri, kayıtları ve raporları gerek elektronik ortamda gerekse de yazılı olarak vermekle ve gerekli yardımı sağlamakla yükümlüdürler.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Denetim elemanlarının görevlendirilmeleri ve diğer hususlar

MADDE 12  (1) Denetim elemanlarının görevlendirilmeleri, çalışma biçimleri,  düzenlenen raporların değerlendirilmesi ve raporlar üzerine yapılacak işlemler, 3/6/2011 tarihli ve 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesi uyarınca Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte düzenlenir.

Ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğinin sona ermesi halinde denetim

MADDE 13  (1) Tüzel kişiliği sona eren ticaret şirketlerinin işlemleri, defterlerin ve belgelerin saklanma süresi göz önünde bulundurularak bu Yönetmelik hükümlerine göre Bakanlıkça denetlenebilir.

Yürürlük

MADDE 14  (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 15  (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Yeni TTK ve Yürürlüğe İlişkin 3 Temmuz 2012 tarihli Genelgesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile ilgili olarak, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından 3 Temmuz 2012 tarihinde yayınlanan ve Tüm Ticaret Sicili Müdürlüklerine gönderilen genelge aşağıda yer almaktadır.

T.C. 
GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI
İç Ticaret Genel Müdürlüğü 

Sayı: B.21.0.İTG.0.03.00.00.433.99 – 4880
Konu: Genelge
Tarih: 3 Temmuz 2012

TİCARET SİCİLİ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bilindiği üzere, 13.1.2011 tarihli 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 14.1.2011 tarihli 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 1.7.2012 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir.

Kanunların geriye yürümezliği ilkesinin ve 6103 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin gereği olarak, bir hukuki eylem veya ilişki meydana geldiği dönemdeki kanun hükümlerine tabi kalmaya devam etmektedir. Bu nedenle, 1.7.2012 tarihinden önce 29.6.1956 tarihli 6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu henüz yürürlükte iken gerçekleşmiş hukuki eylem veya ilişkiye dayanan ancak Müdürlüğünüze başvurusu henüz gerçekleştirilmemiş işlemler ile 1.7.2012 tarihinden önce Müdürlüğünüze başvurulmakla başvuru sonucu herhangi bir sebeple Müdürlüğünüzce sonuçlandırılmayan işlemlerde 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Ayrıca, 24.6.1995 tarihli 559 sayılı Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince, sermayelerini 19.1.2002 tarihli 24645 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 22.12.2001 tarihli 2001/3500 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen asgari sermaye miktarına 1.7.2012 tarihine kadar yükseltmeyen anonim ve limited şirketler, 6103 sayılı Kanunun 20 nci maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde sermayelerini, anılan Kanunun 332 ve 580 inci maddelerinde öngörülen tutarlara yükseltmesi gerekmekte olup, bu süre zarfında sermaye artırımını gerçekleştirmeyen şirketler infisah etmiş sayılacaktır.

Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca görev, yetki ve sorumluluğu Bakanlığımıza ait olan yönetmelik ve tebliğler yayımlanıncaya kadar, mülga 6762 sayılı Kanun uyarınca çıkarılan;

  • Ticaret Sicili Tüzüğü,
  • 7.8.1996 tarihli ve 22720 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sermaye Şirketlerinin Genel Kurul Toplantıları ve Bu Bu Toplantılarda Bulunacak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Komiserleri Hakkında Yönetmelik,
  • 25.7.2003 tarihli 25179 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anonim ve Limited Şirketlerin Kuruluş ve Ana Sözleşme Değişikliği İşlemlerine İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ (İç Ticaret 2003/3)
  • 1.4.2009 tarihli ve 27187 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ticaret Şirketlerinin Tüzel Kişiliği Bulunmayan Bir Ortaklık Yapısı İle İşlettikleri Ticari İşletmelerin Ticaret Sicillerine Tescili Hakkında Tebliğ (İç Ticaret 2009/2)’in

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edilecektir.

Bilgi ve gereğini rica ederim.

İsmail YÜCEL
Bakan a.
Genel Müdür V.

 

Dağıtım:
– Tüm Ticaret Sicili Müdürlüklerine

 

Genelgeye buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Özel Sektörde Şeffaflık Konferansı – 6 Temmuz 2012

Kadir Has Üniversitesi ve Şeffaflık Derneği işbirliği ile düzenlenen ”Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Özel Sektörde Şeffaflık Konferansı” 6 Temmuz 2012 tarihinde ve saat 13:30-17:30 arasında Kadir Has Üniversitesi Fener Salonu’nda gerçekleştirilecektir.

PROGRAM

  • 13:30  Açılış Konuşmaları
  • 13:45  Açılış Sunumu: Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Değişiklikler (Prof. Dr. Hüseyin ÜLGEN)
  • 14:00 Panel: Yeni TTK’da Şeffaflık ile İlgili Hükümler ve Şirketlere Sağlayacağı Yararlar
    Moderatör: E. Oya ÖZARSLAN, Şeffaflık Derneği
    Panelistler
    – Prof. Dr. Veliye YANLI, İstanbul Bilgi Üniversitesi
    – Ali ÇİÇEKLİ, Deloitte Türkiye
    – Av. Pelin BAYSAL, Gün Avukatlık Bürosu
  • 15:30 Kahve Molası
  • 15:45 Panel: Şirketlerin YTTK’ya Yönelik Algısı ve Öngörüleri
    Moderatör: İdil GÜRDİL, KPMG Türkiye Risk Yönetimi Danışmanlığı Bölüm Başkanı
    Panelistler
    – Murat DOĞU, TÜSİAD Kurumsal Yönetim Çalışma Grubu Başkanı – Doğan Holding Mali İşler Başkan Yardımcısı
    – Deniz Reha ÖZİLHAN, BP Hukuk Başmüşaviri
    – Av. Ertuğrul ONUR, Coca-Cola İçecek Hukuk Direktörü
    – Manolya TAŞER, Chronos Consulting, Yönetici-Partner
  • 17:30 Kapanış
Toplantı herkesin katılımına açıktır.
İletişim: Burcu Boy, (212) 240 52 81
Konferans afişine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Acentelik İle İlgili Yenilikler – Prof. Dr. Arslan Kaya

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ticaret hukuku kürsüsü profesörü Prof. Dr. Arslan KAYA’nın, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 25-26 Kasım 2011 tarihlerinde gerçekleştirilen ”Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Ticari İşletme Hukuku Alanında Getirdiği Yenilikler”  adlı sempozyumda sunduğu ”Acentelik İle İlgili Yenilikler” adlı tebliği, ilgili maddelerin altına işlenmiştir.

”Acentelik İle İlgili Yenilikler” adlı tebliğin işlendiği maddeler;
TTK 102
TTK 103
TTK 104
TTK 105
TTK 106
TTK 107
TTK 108
TTK 113
TTK 114
TTK 121
TTK 122
TTK 123

Tebliğin künyesi:
Arslan KAYA, ‘‘Acentelik İle İlgili Yenilikler’’, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Ticari İşletme Hukuku Alanında Getirdiği Yenilikler Sempozyumu, 25-26 Kasım 2011, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, İstanbul 2012, s. 53-69

6335 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

TÜRK TİCARET KANUNU İLE TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

Kanun No: 6335 – Kabul Tarihi: 26.06.2012

MADDE 1- 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesinin üst başlığı “IV- Ticari davalar, çekişmesiz yargı işleri ve delilleri” şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasında yer alan “doğan hukuk davaları” ibarelerinden sonra gelmek üzere “ve çekişmesiz yargı işleri” ibareleri ve  “ticari dava” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 2- 6102 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin başlığı “2. Ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler” şeklinde, birinci fıkrasında yer alan “davalara” ibaresi ise “davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine” şeklinde, üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(3) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.

(4) Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder.”

MADDE 3- 6102 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(4) Ticaret sicili kayıt işlemlerinin elektronik ortamda yapılması için toplanması ve işlenmesi gerekli olan kişisel veriler, kişisel verilerin korunması ve bilgi güvenliğinin sağlanmasına ilişkin mevzuata uygun bir şekilde korunur.”

MADDE 4- 6102 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Sicil müdürünce verilen süre içinde tescil isteminde bulunmayan ve kaçınma sebeplerini de bildirmeyen kişi, sicil müdürünün teklifi üzerine mahallin en büyük mülki amiri tarafından bin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.”

MADDE 5- 6102 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Tescil ve kayıt için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, ikibin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.”

MADDE 6- 6102 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Tescil edilen ticaret unvanı, ticari işletmenin görülebilecek bir yerine okunaklı bir şekilde yazılır. Tacirin işletmesiyle ilgili olarak düzenlediği ticari mektuplarda ve ticari defterlere yapılan kayıtların dayandığı belgelerde tacirin sicil numarası, ticaret unvanı, işletmesinin merkezi ile tacir internet sitesi oluşturma yükümlülüğüne tabi ise tescil edilen internet sitesinin adresi de gösterilir. Tüm bu bilgiler şirketin internet sitesinde de yayımlanır. Bu  sitede ayrıca,  anonim  şirketlerde yönetim kurulu başkan ve üyelerinin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı, limited şirketlerde müdürlerin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticilerin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı yayımlanır.”

MADDE 7- 6102 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ticaret sicili müdürüne ve Cumhuriyet savcılığına” ibaresi “makamlara” şeklinde, ikinci fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(2) 39 ilâ 45 inci veya 48 inci maddeleri ihlal edenler, ikibin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.”

“(3) 46 ncı maddeyi ihlal edenler veya 49 uncu maddeye aykırı olarak ticaret unvanını devredenlerle devralan ve kullananlar, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.”

MADDE 8- 6102 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.”

“(3) Fiziki ortamda tutulan yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri ile dördüncü fıkrada sayılan defterlerin açılış onayları, kuruluş sırasında ve kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından yapılır. Bu defterlerin izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları, defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar notere yaptırılır. Pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen faaliyet dönemlerinde de açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir. Yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin üçüncü ayının sonuna kadar notere yaptırılır. Ticaret şirketlerinin ticaret siciline tescili sırasında defterlerin açılışı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da onaylanabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hâllerde noter, ticaret sicili tasdiknamesini aramak zorundadır. Ticari defterlerin elektronik ortamda tutulması hâlinde bu defterlerin açılışlarında ve yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanışında noter onayı aranmaz. Fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin nasıl tutulacağı, defterlere kayıt zamanı, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılan tebliğle belirlenir.”

“(5) Bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişiler, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanunun 175 inci ve mükerrer 257 nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymak zorundadır. Bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümleri 213 sayılı Kanun ile diğer vergi kanunlarının   aynı   hususları   düzenleyen  hükümlerinin  uygulanmasına,  vergi  kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmez.”

MADDE 9- 6102 sayılı Kanunun 88 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“VII- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun yetkisi

MADDE 88- (1) 64 ilâ 88 inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara uymak ve bunları uygulamak zorundadır. 514 ilâ 528 inci maddeler ile bu Kanunun ilgili diğer hükümleri saklıdır.

(2) Bu düzenlemeler, uygulamada birliği sağlamak ve finansal tablolara milletlerarası pazarlarda geçerlilik kazandırmak amacıyla, uluslararası standartlara uyumlu olacak şekilde, yalnız Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından belirlenir ve yayımlanır.

(3) Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, değişik işletme büyüklükleri, sektörler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için özel ve istisnai standartlar koymaya ve farklı düzenlemeler yapmaya yetkilidir. Bu standart ve düzenlemeler, Türkiye Muhasebe Standartlarının cüz’ü addolunur.

(4) Kanunlarla, belirli alanları düzenlemek ve denetlemek üzere kurulmuş bulunan kurum ve kurullar, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmak şartıyla, kendi alanları için geçerli olacak standartlar ile ilgili olarak ayrıntıya ilişkin sınırlı düzenlemeleri yapabilirler.

(5) Türkiye Muhasebe Standartlarında hüküm bulunmayan hâllerde, ilgili oldukları alan dikkate alınarak, dördüncü fıkrada belirtilen ayrıntıya ilişkin düzenleme, ilgili düzenlemede de hüküm bulunmadığı takdirde milletlerarası uygulamada genel kabul gören muhasebe ilkeleri uygulanır.”

MADDE 10- 6102 sayılı Kanunun 138 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Birinci fıkradaki şartların varlığı, devralan şirketin merkezinin bulunduğu yerin ticaret sicili müdürlüğüne sunulan belgelerle ispatlanır.”

MADDE 11- 6102 sayılı Kanunun 139 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Birinci fıkradaki şartın gerçekleşmiş olduğunu ispatlayan belgelerin, devralan şirketin merkezinin bulunduğu yerin ticaret sicili müdürlüğüne sunulması şarttır.”

MADDE 12- 6102 sayılı Kanunun 157 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

“(2) Birleşmeye katılan şirketler; alacaklılarına, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, yedişer gün aralıklarla üç defa yapacakları ilanla ve ayrıca internet sitelerine konulacak ilanla haklarını bildirirler.”

MADDE 13- 6102 sayılı Kanunun 210 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“H) Gümrük ve Ticaret Bakanlığının düzenleme ve denetleme yetkisi

MADDE 210- (1) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu Kanunun ticaret şirketlerine ilişkin hükümlerinin uygulamasıyla ilgili tebliğler yayımlamaya yetkilidir. Ticaret sicili müdürlükleri ve şirketler bu tebliğlere uyarlar. Ticaret şirketlerinin, bu Kanun kapsamındaki işlemleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı denetim elemanları tarafından denetlenir. Bu denetimin ilkeleri ve usulü ile denetime tabi işlemler Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.

(2) Diğer bakanlık, kurum, kurul ve kuruluşlar, ancak kendilerine kanunla tanınan yetkinin sınırları içinde kalmak şartıyla ve öngörülen amaç, konu ve şekle tabi olarak şirketlere ilişkin düzenlemeler yapabilir.

(3) Kamu düzenine veya işletme konusuna aykırı işlemlerde veya bu yönde hazırlıklarda ya da muvazaalı iş ve faaliyetlerde bulunduğu belirlenen ticaret şirketleri hakkında, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, bu tür işlem, hazırlık veya faaliyetlerin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde fesih davası açılabilir.”

MADDE 14- 6102 sayılı Kanunun 354 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(3) 343 üncü madde uyarınca verilen bilirkişi raporu ticaret sicili müdürlüğüne tevdi edilir.”

MADDE 15- 6102 sayılı Kanunun 358 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 358- (1) Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.”

MADDE 16- 6102 sayılı Kanunun 376 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur.”

MADDE 17- 6102 sayılı Kanunun 395 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(2) Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet,  garanti  ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz.  Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir.”

MADDE 18- 6102 sayılı Kanunun 397 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(1) Dördüncü fıkra uyarınca denetime tabi olan anonim şirketlerin ve şirketler topluluğunun finansal tabloları denetçi tarafından, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlenir. Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da denetim kapsamı içindedir.

(2) Denetime tabi olanlar, hazırlanmış olan finansal tablolarının denetimden geçip geçmediğini, denetimden geçmiş ise denetçi görüşünü ilgili finansal tablonun başlığında açıkça belirtmek zorundadır. Bu hüküm, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu için de uygulanır. Denetime tabi olduğu hâlde, denetlettirilmemiş finansal tablolar ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, düzenlenmemiş hükmündedir.”

“(4) 398 inci madde kapsamında denetime tabi olacak şirketler Bakanlar Kurulunca belirlenir.”

MADDE 19- 6102 sayılı Kanunun 400 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

“(1) Denetçi, bağımsız denetim yapmak üzere, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre ruhsat almış yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen kişiler ve/veya ortakları bu kişilerden oluşan sermaye şirketi olabilir. Aşağıdaki hâllerden birinin varlığında, yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir ve/veya sermaye şirketi ve bunların ortaklarından biri ve bunların ortaklarının yanında çalışan veya bu cümlede anılan kişilerin mesleği birlikte yaptıkları kişi veya kişiler, ilgili şirkette denetçi olamaz. Şöyle ki, önceki cümlede sayılanlardan biri;

a) Denetlenecek şirkette pay sahibiyse,

b) Denetlenecek şirketin yöneticisi veya çalışanıysa veya denetçi olarak atanmasından önceki üç yıl içinde bu sıfatı taşımışsa,

c) Denetlenecek şirketle bağlantısı bulunan bir tüzel kişinin, bir ticaret şirketinin veya bir ticari işletmenin kanuni temsilcisi veya temsilcisi, yönetim kurulu üyesi, yöneticisi veya sahibiyse ya da bunlarda yüzde yirmiden fazla paya sahipse yahut denetlenecek şirketin yönetim kurulu üyesinin veya bir yöneticisinin alt veya üst soyundan biri, eşi veya üçüncü derece dâhil, üçüncü dereceye kadar kan veya kayın hısmıysa,

d) Denetlenecek şirketle bağlantı hâlinde bulunan veya böyle bir şirkette yüzde yirmiden fazla paya sahip olan bir işletmede çalışıyorsa veya denetçisi olacağı şirkette yüzde yirmiden fazla paya sahip bir gerçek kişinin yanında herhangi bir şekilde hizmet veriyorsa,

e) Denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunmuşsa,

f) Denetlenecek şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının çıkarılmasında denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunduğu için (e) bendine göre denetçi olamayacak gerçek veya tüzel kişinin veya onun ortaklarından birinin kanuni temsilcisi, temsilcisi, çalışanı, yönetim kurulu üyesi, ortağı, sahibi ya da gerçek kişi olarak bizzat kendisi ise,

g) (a) ilâ (f) bentlerinde yer alan şartları taşıdığı için denetçi olamayan bir denetçinin nezdinde çalışıyorsa,

h) Son beş yıl içinde denetçiliğe ilişkin meslekî faaliyetinden kaynaklanan gelirinin tamamının yüzde otuzundan fazlasını denetlenecek şirkete veya ona yüzde yirmiden fazla pay ile iştirak etmiş bulunan şirketlere verilen denetleme ve danışmanlık faaliyetinden elde etmişse ve bunu cari yılda da elde etmesi bekleniyorsa,

denetçi olamaz.

(2) On yıl içinde aynı şirket için toplam yedi yıl denetçi olarak seçilen denetçi üç yıl geçmedikçe denetçi olarak yeniden seçilemez. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu bu süreleri kısaltmaya yetkilidir.”

MADDE 20- 6102 sayılı Kanunun 403 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “geçici 3 üncü maddede öngörülen kurumun” ibareleri “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun”, dördüncü fıkrasında yer alan “Geçici 3 üncü maddede öngörülen kurum” ibaresi “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu” şeklinde ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(5) Olumsuz görüş yazılan hâllerde yönetim kurulu, görüş yazısının kendisine teslimi tarihinden itibaren dört iş günü içinde, genel kurulu toplantıya çağırır ve genel kurul yeni bir yönetim kurulu seçer. Esas sözleşmede aksi öngörülmemişse, eski yönetim kurulu üyeleri yeniden seçilebilir. Yeni yönetim kurulu altı ay içinde, kanuna, esas sözleşmeye ve standartlara uygun finansal tablolar hazırlatır ve bunları denetleme raporu ile birlikte genel kurula sunar. Sınırlı olumlu görüş verilen hâllerde genel kurul, gerekli önlemleri ve düzeltmeleri de karara bağlar.”

MADDE 21- 6102 sayılı Kanunun 404 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde ve üçüncü fıkrasında yer alan “bir bağımsız denetleme kuruluşu” ibaresi “bağımsız denetim yapmak üzere yetkilendirilen bir sermaye şirketi” şeklinde değiştirilmiştir.

“Denetçi ve özel denetçi, bunların yardımcıları ile denetleme yapmasına yardımcı olan temsilcileri, denetimi dürüst ve tarafsız bir şekilde yapmak ve sır saklamakla yükümlüdür.”

MADDE 22- 6102 sayılı Kanunun 408 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“c) Kanunda öngörülen istisnalar dışında denetçinin seçimi ile görevden alınması.”

MADDE 23- 6102 sayılı Kanunun 470 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

“(1) Yönetim kurulu, sermaye artırımı beyannamesinde, yeni çıkarılan payların sayısını, itibarî değerini, türlerini, belirli gruplara tanınan imtiyazları veya hesap döneminin sonundaki sermayenin durumunu belirler. Yönetim kurulu esas sözleşmeyi mevcut duruma uyarlar.”

MADDE 24- 6102 sayılı Kanunun 472 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 472- (1) Değiştirme ve alım haklarının sona ermesi üzerine yönetim kurulu, şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükmü esas sözleşmeden çıkarır. Hüküm sicilde de silinir.”

MADDE 25- 6102 sayılı Kanunun 478 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(4) Sermayesinin yarısından fazlası tek başına veya birlikte; Devlet, il özel idaresi, belediye ve diğer kamu tüzel kişileri, sendikalar, dernekler, vakıflar, kooperatifler ve bunların üst kuruluşlarına ait anonim şirketlerde ve bu şirketlerin aynı oranda sermaye payına sahip oldukları iştiraklerinde; bunların sahip oldukları paylara tesis edilebilecek imtiyazlar hariç olmak üzere, diğer paylara, belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine, belirli pay gruplarına ve azlığa bu Kanunda düzenlenen herhangi bir imtiyaz tesis edilemez. Bu hüküm, payları borsada işlem gören anonim şirketlere, 5411 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tanımlanan kredi kuruluşlarına ve finansal kuruluşlara uygulanmaz.”

MADDE 26- 6102 sayılı Kanunun 528 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 528- (1) Bankalar ile diğer kredi kurumlarının, finansal kiralama ve faktöring gibi finansal şirketlerin, sigorta ve reasürans şirketlerinin, Sermaye Piyasası Kanunu kapsamındaki tüm kurumların finansal tabloları ile konsolide finansal tablolarına ilişkin olarak Türkiye Muhasebe Standartlarında ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca belirlenmiş idari düzenlemelerde hüküm bulunmayan hâllerde, söz konusu alanları düzenlemek ve denetlemek üzere kurulan kurum, kurul ve kuruluşların özel kanunlarında yer alan hükümler uygulanır.

(2) Türkiye Muhasebe Standartlarında, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca belirlenmiş finansal tablolara ilişkin idari düzenlemelerde ve özel kanunlarda hüküm bulunmayan hâllerde bu Kanun hükümleri uygulanır.

(3) Kooperatiflerin finansal tabloları ile konsolide finansal tablolarına ilişkin özel hükümler saklıdır.”

MADDE 27- 6102 sayılı Kanunun 552 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 552- (1) Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bir şirket kurmak veya şirketin sermayesini artırmak amacıyla yahut vaadiyle halka her türlü yoldan çağrıda bulunularak para toplanması yasaktır.”

MADDE 28- 6102 sayılı Kanunun 553 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan  “yükümlülüklerini” ibaresinden sonra gelmek üzere “kusurlarıyla” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 29- 6102 sayılı Kanunun 554 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“VI- Denetçinin sorumluluğu

MADDE 554- (1) Şirketin ve şirketler topluluğunun yılsonu ve konsolide finansal tablolarını, raporlarını, hesaplarını denetleyen denetçi ve özel denetçiler; kanuni görevlerinin yerine getirilmesinde kusurlu hareket ettikleri takdirde, hem şirkete hem de pay sahipleri ile şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarar dolayısıyla sorumludur.”

MADDE 30- 6102 sayılı Kanunun 562 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 562- (1) Bu Kanunun;

a) 64 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci veya üçüncü cümlesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyenler,

b) 64 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belgelerin kopyasını sağlamayanlar,

c) 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerekli onayları yaptırmayanlar,

d) 65 inci maddesine uygun olarak defterlerini tutmayanlar,

e) 66 ncı maddesindeki usule aykırı olarak envanter çıkaranlar,

f) 86 ncı maddesine göre belgeleri ibraz etmeyenler,

dörtbin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.

(2) 88 inci maddeye aykırı hareket edenler dörtbin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.

(3) 199 uncu maddenin birinci ve dördüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ikiyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(4) Bu Kanun hükümlerine göre tutulmakla veya muhafaza edilmekle yükümlü olunan defter, kayıt ve belgeler ile bunlara ilişkin bilgileri, denetime tabi tutulan gerçek veya tüzel kişiye ait olup olmadığına bakılmaksızın, 210 uncu maddenin birinci fıkrasına göre denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen vermeyenler veya eksik verenler ya da bu denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engelleyenler, fiilleri daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(5) Bu Kanunun;

a) 349 uncu maddesine aykırı beyanda bulunan kurucular,

b) 358 inci maddesine aykırı olarak pay sahiplerine borç verenler,

c) 395 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci veya ikinci cümlesi hükümlerini ihlal edenler,

üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(6) Ticari defterlerin mevcut olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi yahut bu Kanuna uygun saklanmaması hâllerinde, sorumlular üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(7) 527 nci maddeye aykırı hareket edenler, Türk Ceza Kanununun 239 uncu maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.

8- 549 uncu maddede belirtilen belgeleri sahte olarak düzenleyenler ile ticari defterlere kasıtlı olarak gerçeğe aykırı kayıt yapanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

(9) 550 nci maddeye aykırı hareket edenler üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.

(10) 551 inci maddeye aykırı hareket edenler doksan günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(11) 552 nci maddeye aykırı hareket edenler altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

(12) 1524 üncü maddede öngörülen internet sitesini oluşturmayan şirketlerin yönetim organı üyeleri, yüz günden üçyüz güne kadar adli para cezasıyla ve aynı madde uyarınca internet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir şekilde koymayan bu fıkrada sayılan failler yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.

(13) Bu Kanun kapsamındaki idari para cezaları, aksine hüküm bulunmayan hâllerde, mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilir.

(14) Bu Kanunda tanımlanan kabahatlerden birinin idari yaptırım kararı verilinceye kadar birden çok işlenmesi hâlinde, ilgili gerçek veya tüzel kişiye bir idari para cezası verilir ve ilgili hükme göre verilecek ceza iki kat artırılır. Ancak, bu kabahatin işlenmesi suretiyle bir menfaat temin edilmesi veya zarara sebebiyet verilmesi hâlinde verilecek idari para cezasının miktarı bu menfaat veya zararın üç katından az olamaz.”

MADDE 31- 6102 sayılı Kanunun 585 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 585- (1) Şirket, kurucuların, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi şartsız olarak taahhüt ettikleri, imzalarının noterce onaylandığı şirket sözleşmesinde limited şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur. Esas sermaye pay bedellerinin ödenmesi, ödeme yeri, ifa borcu, ifa etmemenin sonuçları, bedelleri tamamen ödenmemiş payların devri hususlarında bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. 588 inci maddenin birinci fıkra hükümleri saklıdır.”

MADDE 32- 6102 sayılı Kanunun 644 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ve işlem denetçilerinin” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b) Feshe ilişkin 353 üncü madde, şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin 358 inci madde, müdürlerin yakınlarının şirkete borçlanmasına ilişkin 395 inci maddenin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi hükümleri, kâr payı avansına ilişkin 509 uncu maddenin üçüncü fıkrası.”

MADDE 33- 6102 sayılı Kanunun 1522 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 1522- (1) Küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri tanımlayan ölçütler, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun görüşleri alınarak, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yönetmelikle düzenlenir. Yönetmelik, Resmî Gazetede yayımlanır. Bu ölçütler bu Kanunun ilgili tüm hükümlerine uygulanır.”

MADDE 34- 6102 sayılı Kanunun 1524 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 1524- (1) 397 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca denetime tabi olan sermaye şirketleri, kuruluşlarının ticaret siciline tescili tarihinden itibaren üç ay içinde bir internet sitesi açmak ve bu sitenin belirli bir bölümünü şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanmasına özgülemek zorundadır. İnternet sitesinde yayımlanacak içerikler, bu Kanunda belli bir süre belirtilmiş ise bu süre içinde, belirtilmemiş ise içeriğin dayandığı işlemin veya olgunun gerçekleştiği tarihten, tescil veya ilana bağlandığı durumlarda ise tescil veya  ilanın  yapıldığı  tarihten  itibaren  en  geç beş gün içinde, şirketin kuruluşundan internet sitesi açılıncaya kadar geçen sürede yayımlanması gereken içerikler de bu sitenin açıldığı tarihte siteye konulur.

(2) Birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklere uyulmaması, ilgili kararların iptal edilmesinin sebebini oluşturur, Kanuna  aykırılığın tüm sonuçlarının  doğmasına  yol açar ve kusuru bulunan yöneticiler ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna neden olur. Cezai hükümler saklıdır.

(3) İnternet sitesinin bilgi toplumu hizmetlerine ayrılmış bölümü herkesin erişimine açıktır. Erişim hakkının kullanılması, ilgili olmak veya menfaati bulunmak gibi kayıtlarla sınırlandırılamayacağı gibi herhangi bir şarta da bağlanamaz. Bu ilkenin ihlali hâlinde herkes engelin kaldırılması davasını açabilir.

(4) İnternet sitesinin bu maddenin amaçlarına özgülenmiş kısmında yayımlanan içeriğin başına tarih ve parantez içinde “yönlendirilmiş mesaj” ibaresi konulur. Bu ibare ancak bu Kanuna ve bu fıkrada anılan yönetmeliğe uyulmak suretiyle değiştirilebilir. Özgülenen kısımda yer alan bir mesajın, yönlendirildiği karinedir. Sitenin, bir numara altında tescili ve ilgili diğer hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından bir yönetmelikle düzenlenir.

(5) Bu Kanun ve ilgili diğer kanunlarda veya idari düzenlemelerde daha uzun bir süre öngörülmedikçe, şirketin internet sitesine konulan bir içerik, üzerinde bulunan tarihten itibaren en az altı ay süreyle internet sitesinde kalır, aksi hâlde konulmamış sayılır.

(6) İnternet sitesiyle ilgili olarak bu Kanunun ilgili maddelerinde ve bu maddede öngörülen düzenlemeler denetime tabi olmayan sermaye şirketleri hakkında uygulanmaz.”

MADDE 35- 6102 sayılı Kanunun 1527 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve altıncı fıkrasında yer alan “yönetmelikle” ibaresi “tebliğle” şeklinde değiştirilmiştir.

“(5) Anonim şirketlerde genel kurullara elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fizikî katılmanın ve oy vermenin bütün hukuki sonuçlarını doğurur. Bu hükmün uygulanması esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle düzenlenir. Yönetmelikte, genel kurula elektronik ortamda katılmaya ve oy vermeye ilişkin esas sözleşme hükmünün örneği yer alır. Anonim şirketler yönetmelikten aynen aktarılacak olan bu hükümde değişiklik yapamazlar. Yönetmelik ayrıca oyun gerçek sahibi veya temsilcisi tarafından kullanılmasını sağlayan kurallar ile 407 nci maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen Bakanlık temsilcilerinin bu hususa ilişkin yetkilerini içerir. Bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte genel kurullara elektronik ortamda katılma ve oy kullanma sisteminin uygulanması pay senetleri borsaya kote edilmiş şirketlerde zorunlu hâle gelir.”

MADDE 36- 6102 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 1- (1) Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından belirlenen Türkiye Muhasebe Standartları;

a) Türkiye Muhasebe Standartları, Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) ve yorumlarından,

b) Kurum tarafından değişik işletme büyüklükleri, sektörler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için belirlenen standartlar ve diğer düzenlemelerden,

oluşur.

(2) Aşağıda sayılanlar TMS/TFRS ve yorumlarını uygulamakla yükümlüdür:

a) 1534 üncü maddenin ikinci fıkrasının (b) ilâ (e) bentlerindeki sermaye şirketleri.

b) TMS/TFRS ve yorumlarını uygulamayı tercih edenler.

(3) Aşağıda sayılanlar birinci fıkranın (b) bendine göre belirlenen standart ve düzenlemeleri uygulamakla yükümlüdür:

a) İkinci fıkranın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalan ve işletme yönetiminde yer almayan işletme sahipleri, işletmeye borç verenler ve kredi derecelendirme kuruluşları gibi dış kullanıcılar için genel amaçlı finansal tablo düzenleyen işletmeler.

b) TMS/TFRS’yi uygulamayı tercih eden KOBİ tanımındaki işletmelerden tekrar KOBİ/TFRS uygulamasına dönmek isteyen işletmeler.

(4) Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, değişik işletme büyüklükleri, sektörler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar itibarıyla Türkiye Muhasebe Standartlarından muaf olacakları tespit etmeye veya bunlar için ayrı düzenlemeler yapmaya yetkilidir.

(5) Türkiye Muhasebe Standartları (TMS/TFRS ve yorumları ile KOBİ/TFRS) ve kavramsal çerçevede belirlenen ilkeler bu Kanunun finansal tablolara ve raporlamaya ilişkin hükümleri ile ilgili diğer hükümlerine de uygulanır.”

MADDE 37- 6102 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 6- (1) Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından belirlenen şirketler 1/1/2013 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarihte başlayacak hesap dönemi için, münferit ve konsolide finansal tablolarının düzenlenmesinde, Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulamak zorundadır. Geçiş döneminde hazırlanacak finansal tablolara ilişkin olarak Türkiye Muhasebe Standartlarında yer alan hükümler uygulanır.

(2) 400 üncü maddede öngörülen denetçi, 397 nci maddenin dördüncü fıkrasına göre denetime tabi tutulan şirketlerin yetkili organı tarafından en geç 31/3/2013 tarihine kadar seçilir. Seçim ile birlikte 6762 sayılı Kanuna göre görev yapan denetçinin görevi sona erer. 397 nci maddenin dördüncü fıkrasına göre denetime tabi olmayan şirketlerin 6762 sayılı Kanuna göre görev yapan denetçilerinin görevi de 31/3/2013 tarihinde sona erer. Bu tarihe kadar 6762 sayılı Kanuna göre görev yapan denetçi veya denetçilerin herhangi bir sebeple vazifelerinin sona ermesi hâlinde 6762 sayılı Kanunun 351 inci maddesi uygulanır. 31/12/2012 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarihte sona erecek olan dönemin bilançosu, 6762 sayılı Kanun hükümleri uyarınca 6762 sayılı Kanun hükümlerine göre seçilmiş bulunan denetçi tarafından denetlenir. 1/1/2013 tarihini taşıyan veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarih itibarıyla çıkarılmış bulunan açılış bilançosu, bu Kanuna göre seçilmiş denetçi tarafından ve bu Kanun hükümleri uyarınca denetlenir.  Bu Kanun hükümlerine göre seçilen denetçi,  denetimini bu  Kanun  hükümlerine göre yapar. Ancak, denetçi bu Kanunun 402 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, geçmiş yıla ait finansal tablolar ile gerekli karşılaştırmayı yapabilmek için, 6762 sayılı Kanuna veya diğer mevzuata göre hazırlanan finansal tablolara raporunda yer verir. Bu fıkra hükümleri uyarınca  görevleri  ve  organ  sıfatları  son  bulan  denetçinin  veya  denetçilerin,  6762  sayılı Kanuna göre toplantıya çağırdıkları genel kurullar toplanır ve azlık, 6762 sayılı Kanunun 367 nci maddesine göre görevleri sona eren denetçilere başvurmuşsa, o usule devam olunur.

(3) Bu fıkranın yürürlük tarihinden önce ilgili mevzuatları uyarınca seçilmiş bağımsız denetim kuruluşlarının denetimde geçen süreleri 400 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sürelerin hesaplanmasında dikkate alınır.

(4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yeminli mali müşavirlik hakkını kazanmış olan meslek mensupları ile mülga 3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 6762 sayılı Kanun hükümlerine göre ticaret şirketleri nezdinde denetim yetkisine en az on yıldır sahip olanlar, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca öngörülen eğitimi tamamlamış olmaları hâlinde sınav veya başkaca bir şart aranmaksızın bağımsız denetçi olarak yetkilendirilir.”

MADDE 38- 6102 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 7- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır.

a) 24/6/1995 tarihli ve 559 sayılı Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince, sermayelerini anılan Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen tutarlara çıkarmamış anonim şirketler ile limited şirketler.

b) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce veya yürürlük tarihinden itibaren iki yıl içinde münfesih olan anonim ve limited şirketler.

c) Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle dağılmış olan kooperatifler.

d)  Sebebi ne olursa olsun aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatifler.

e) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle ara bilançoları veya son ve kati bilançosu genel kurula tevdi edilemediği için ticaret sicilinden terkin işlemi yapılamayan şirket ve kooperatifler.

(2) Davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirket veya kooperatiflere bu madde hükümleri uygulanmaz.

(3) Bu madde kapsamındaki şirket ve kooperatifler; ilgili ticaret sicili müdürlüğünce resen veya herhangi bir kişi, kurum veya kuruluş tarafından kanıtlarıyla birlikte yapılacak bildirimleri de kapsayacak şekilde, ticaret sicili kayıtları üzerinden yapılacak incelemeyle tespit edilir.

(4) Ticaret sicili müdürlüklerince;

a) Kapsam dâhilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil  kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollanır. Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir. İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinden itibaren otuzuncu günün akşamı itibarıyla, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer. Ayrıca anılan ilan, bildirici niteliği haiz olarak ilgili ticaret ve sanayi odası veya ticaret, sanayi ya da deniz ticaret odasının internet sitesinde aynen yayımlanır.

b) 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince sermaye artırımında bulunmayarak münfesih olan şirketlere yapılacak ihtarda; ortaklarından, yönetici veya denetçilerden ya da müdürlerinden tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde, bu madde hükümlerine göre ticaret sicili kayıtlarından unvanın silineceği, şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır.

c) Bu fıkranın (b) bendinde belirtilen şirketler dışında kalan kapsam dâhilindeki diğer münfesih şirketler ile kooperatiflerden ayrıca, faaliyetlerine devam etme isteğinde bulunmaları hâlinde münfesih olma nedenini ortadan kaldıran işlemlerin yapılarak ispat edici belgelerin bildirilmesi istenir.

(5) a) Tasfiye memuru olarak; şirket veya kooperatifin ortaklarından herhangi biri, ticaret siciline kayıtlı en son yetkilileri ya da bunların belirleyecekleri üçüncü şahıslar bildirilebilir. Tasfiye memuru olarak başka ortak veya yönetici tarafından bildirilen ortak veya yöneticiler ile üçüncü şahısların bu görevi kabul ettiklerine ilişkin yazılı beyan da bildirime eklenir. Üçüncü şahısların tasfiye memuru olarak tescil edilebilmeleri ortakların veya yöneticilerin hiçbirinin tasfiye memuru olarak bildirilmemiş olmasına bağlıdır.

b) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilan üzerine süresi içinde tasfiye memurlarını bildiren şirket ve kooperatiflerin, tasfiye memurları ve tasfiye adresi, ilgili ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir.

c) Bu ilanda; şirket veya kooperatifin alacaklıları, alacaklarını kanıtlarıyla birlikte ilan tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurlarına bildirmeye davet edilir. Ayrıca ilanda, şirket veya kooperatifin mevcut malvarlığı ile alacak ve borçlarını gösterir listenin; belgeleri ile birlikte ilan tarihinden itibaren bir ay içinde, anonim şirket veya kooperatifin yönetim kurulu, kurulun bir veya birkaç üyesi, denetçileri, limited şirketlerde ise müdür veya müdürler tarafından ilgili tasfiye memuruna verilmesi ihtar edilir.

ç) Bu fıkra gereğince yapılacak ilan, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer.

(6) a) Tasfiye memurları, alacaklıların alacaklarını bildirmeleri için öngörülen sürenin sonunda şirketin veya kooperatifin durumunu gösteren bir bilanço hazırlar ve tasfiyeyi altı ay içinde sonuçlandırır. Gerekli hâllerde bu süreyi aşmamak üzere, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca bir defaya mahsus olmak üzere ek süre verilebilir.

b) Tasfiye memurlarınca hazırlanan bilançoya göre şirket veya kooperatifin borçlarının varlığından fazla olması hâlinde tasfiye memurları durumu derhal alacaklılara bildirerek şirket veya  kooperatifin  iflasına  karar  verilmesi  için  mahkemeye  başvuruda  bulunmalarını ister. Bildirimde ayrıca, bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi hâlinde kaydın silineceği ihtar olunur. Alacaklıların başvurusu üzerine mahkeme iflasın açılmasına karar verir ve tasfiye İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Süresi içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi hâlinde tasfiye memurlarının başvurusu üzerine ilgili şirket veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(7) Bu madde hükümlerine göre yapılacak tasfiye işlemlerinde, ilgili kanunların veya esas sözleşmelerin genel kurul kararı alınmasını zorunlu kılan hükümleri uygulanmaz.

8- Bu madde kapsamında tasfiye memurlarınca düzenlenecek son ve kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne verilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve şirketin unvanı ticaret sicilinden silinerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.  İflasına karar verilen şirket veya kooperatifin ise iflas işlemlerinin tamamlandığının bildirilmesi üzerine şirketin veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(9) Tasfiye memurlarına beşinci fıkranın (c) bendinde belirtilen bilgi ve belgelerin verilmemesi veya tasfiye memurlarınca da bu bilgi ve belgelere erişilememesi hâlinde durum ticaret sicili müdürlüğüne bildirilerek, başka bir işleme gerek kalmaksızın unvan silinir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(10) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış şirket veya kooperatiflerin genel kurullarının, kanunun öngördüğü asgari süre ve şartlara uygun olarak toplantıya çağrılmış olmasına rağmen iki defa üst üste toplanamaması ve bu durumun tevsik edilmesi kaydıyla tasfiye memuru tarafından son ve kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne tevdi edilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve unvan ticaret sicilinden silinerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(11) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilana rağmen, süresi içinde cevap vermeyen veya tasfiye memurunu bildirmeyen yahut durumunu kanuna uygun hâle getirmeyen veya faaliyette bulunduğunu adres ve kanıtlarıyla birlikte bildirmeyen şirket ve kooperatiflerin unvanı ticaret sicilinden resen silinir. Resen unvanı silinen şirket ve kooperatifler, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir.

(12) Altıncı fıkranın (b) bendi, dokuzuncu fıkra ve onbirinci fıkra uyarınca ticaret sicilinden unvanları silinecek şirket veya kooperatiflerin borçları, unvanlarının silinmesine engel teşkil etmez. Ancak, ticaret sicilinden kaydı silinen anonim şirketler ve kooperatiflerin kanuni temsilcileri ile limited şirket ortaklarının, silinme tarihinden önceki kamu borçlarından doğan sorumlulukları, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında devam eder.

(13) Bu madde uyarınca yapılacak tescil ve kayıt silme işlemleri her türlü harçtan, bu işlemler için düzenlenecek kağıtlar damga vergisinden müstesnadır.

(14) Bu madde kapsamında Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanacak olan ilanlardan ücret alınmaz.

(15) Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esas sözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir. Bu madde gereğince tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek malvarlığı, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal eder. Hazine bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu tutulmaz. Tasfiye memurlarının sorumlulukları konusunda, özel kanunlardaki sorumluluğa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun veya Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanır. Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.

(16) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri yapmaya yetkilidir.

GEÇİCİ MADDE 8- (1) 1524 üncü maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulan denetime tabi sermaye şirketlerinden internet sitesine sahip olanlar söz konusu maddenin yürürlüğünden itibaren üç ay içinde internet sitelerinin belli bir bölümünü 1524 üncü maddedeki içeriklerin yayımlanmasına özgülemek, internet sitesi olmayanlar ise aynı süre içinde internet sitesi açmak ve bu sitenin belli bir bölümünü anılan maddedeki içeriklerin yayımlanmasına özgülemek zorundadır.

GEÇİCİ MADDE 9- (1) Bu Kanunun göreve ilişkin hükümleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalarda uygulanmaz.  Bu davalar, açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine tabidir.”

MADDE 39- 6102 sayılı Kanunun 1534 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “; geçici 2 nci ve geçici 3 üncü maddeler ise bu Kanunun yayımı ile birlikte” ibaresi ile üçüncü fıkrasında yer alan “Küçük ve orta ölçekli sermaye şirketleri ile” ibaresi madde metninden çıkarılmış, ikinci fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(5) 39 uncu maddenin ikinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü cümleleri 1/1/2014 tarihinde yürürlüğe girer.”

MADDE 40- 6102 sayılı Kanunun;

1) 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tüzükle” ibaresi “Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”, üçüncü fıkrasında yer alan “yönetmelikle” ibaresi “tebliğle”,

2) 25 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “tüzükte” ibaresi “Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

3) 26 ncı maddesinin başlığında yer alan “Tüzük” ibaresi “Yönetmelik”, birinci fıkrasında yer alan “bir tüzükle” ibaresi “Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikte”,

4) 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “memurlukları” ibaresi “müdürlükleri”, “evraklarının” ibaresi “evrakının” ve “bir” ibaresi “birer”,

5) 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “tüzükte” ibaresi “Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

6) 145 inci maddesinin üst başlığı “4. Birleşme sözleşmesi ve birleşme raporu”,

7) 147 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “küçük” ibaresi “küçük ve orta”,

8- 149 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “küçük” ibaresi “küçük ve orta”,

9) 156 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, 148 inci maddede yeralan birleşme sözleşmesini denetletme hakkı ile” ibaresi “ve”,

10) 166 ncı maddesinin üst başlığı “3. Bölünme belgelerini inceleme hakkı”,

11) 169 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “küçük” ibaresi “küçük ve orta”,

12) 171 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “küçük” ibaresi “küçük ve orta”,

13) 186 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “küçük” ibaresi “küçük ve orta”,

14) 310 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “bir işlem denetçisi” ibareleri “bilirkişi”,

15) 398 inci maddesinin; birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Türkiye Muhasebe” ibaresi “Türkiye Denetim” ve aynı fıkrada yer alan “geçici  2 nci ve geçici  3 üncü  maddelerde  öngörülen  kurul  ve kurumun belirlendiği” ibaresi “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun belirlediği”, dördüncü fıkrasında yer alan “geçici 2 nci ve geçici 3 üncü maddelerde öngörülen kurul ve kurum tarafından” ibaresi “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca”,

16) 422 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “memurluğuna” ibaresi “müdürlüğüne”,

17) 431 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ikinci” ibaresi “beşinci”,

18- 462 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “işlem denetçisinin” ibaresi “yönetim kurulunun” ve “işlem denetçisi” ibaresi “yönetim kurulu”,

19) 471 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “beyannamesi” ibaresi “beyannamesini”,

20) 1526 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü cümlesinde ve beşinci fıkrasında yer alan “tüzükte” ibareleri “yönetmelikte”,

şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 41- 6102 sayılı Kanunun;

1) 65 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “; şu şartla ki, muhasebenin bu tutuluş biçimleri ve bu konuda uygulanan yöntemler Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmalıdır”,

2) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “tirajı ellibinin üstünde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan en az üç gazetede”,

3) 175 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “bir işlem denetçisinin raporuyla”,

4) 207 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “işlem denetçisi,”,

5) 336 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ile işlem denetçisi raporu,”,

6) 343 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, işlem denetçisi”,

7) 349 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kuruluşu inceleyen işlem denetçisine ve”,

8- 353 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “tirajı ellibinin üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan en az bir gazetede ilan eder;”,

9) 401 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ve denetleme konusu çerçevesinde işlem denetçisi”,

10) 407 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ve kendilerini ilgilendiren konularda işlem denetçisi”,

11) 457 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “Sermaye artırımını inceleyen işlem denetçisi ile”,

12) 461 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “gazete ile tirajı en az ellibin olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan bir”,

13) 471 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ile denetleme doğrulamasını”,

14) 473 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “İşlem denetçisinin raporuyla,”, üçüncü fıkrasında yer alan “işlem denetçisi raporunun sonucu açıklanarak”,

15) 505 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve  bununla ilgili işlem denetçisi seçmek”,

16) 553 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kusurlarının bulunmadığını ispatlamadıkça,”,

17) 586 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “ve Bakanlıkça istenilmesi hâlinde 351 inci madde uyarınca hazırlanmış işlem denetçisi raporu”,

18- 587 nci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan “, denetçinin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir olması hâlinde adı, soyadı, yerleşim yeri, meslek odası numarası”,

19) 605 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve bu durumun işlem denetçisi tarafından doğrulanmış bulunması”,

20) 616 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “işlem denetçileri de dâhil olmak üzere,”,

21) 635 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve işlem denetçileriyle”,

ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 42- 6102 sayılı Kanunda yer alan;

1) “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığının”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığından”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığına”   ibareleri sırasıyla “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığının”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığından”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığına”,

2) “Ulaştırma Bakanlığınca” ibareleri “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca”,

3) “Denizcilik Müsteşarlığı”, “Denizcilik Müsteşarlığının”, “Denizcilik Müsteşarlığınca”, “Denizcilik Müsteşarlığına”, “Denizcilik Müsteşarlığından” ibareleri sırasıyla “Ulaştırma, Denizcilik  ve  Haberleşme  Bakanlığı”, “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının”, “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca”, “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına”, “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından”,

şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 43- 6102 sayılı Kanunun;

1) 84 üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi,

2) 148 inci maddesi,

3) 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi,

4) 170 inci maddesi,

5) 171 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi,

6) 187 nci maddesi,

7) 188 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi,

8- 193 üncü maddesinin ikinci fıkrası,

9) 341 inci maddesi,

10) 351 inci maddesi,

11) 359 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri,

12) 458 inci maddesi,

13) 469 uncu maddesi,

14) 479 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi,

15) 524 üncü maddesi,

16) 525 inci maddesi,

17) 526 ncı maddesi,

18- 563 üncü maddesi,

19) 615 inci maddesi,

20) 628 inci maddesi,

21) 642 nci maddesinin ikinci fıkrası,

22) 832 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi,

23) 1523 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi,

24) Geçici 2 nci maddesi,

25) Geçici 3 üncü maddesi,

26) Geçici 5 inci maddesi,

yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 44- 14/1/2011 tarihli ve 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yayımı” ibaresi “yürürlük”, “onsekiz” ibaresi “oniki” şeklinde ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(5) Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl sonra uygulanır.”

MADDE 45- 6103 sayılı Kanunun  42 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve ikinci fıkrasında yer alan “yayımlanıncaya” ibaresi “yürürlüğe girinceye” şeklinde değiştirilmiştir.

“(1) Türk Ticaret Kanunu veya bu Kanun uyarınca hazırlanacak tüzük ve yönetmelikler, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğü tarihinden itibaren altı ay içinde yürürlüğe konulur.”

MADDE 46- 6103 sayılı Kanunun;

1) 12 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde ve üçüncü fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğünde” ibareleri “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

2) 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğüyle” ibaresi “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

3) 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğüyle” ibaresi “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

4) 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğüyle” ibaresi “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

5) 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yayımı tarihinden itibaren onsekiz” ibaresi “yürürlük tarihinden itibaren oniki”,

6) 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı” ibareleri “oniki”,

şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 47- 6103 sayılı Kanunun;

1) 12 nci maddesinin dördüncü fıkrası,

2) 13 üncü maddesi,

3) 24 üncü maddesi,

4) 25 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi,

yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 48- 6103 sayılı Kanunda yer alan;

1) “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” ibareleri “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”,

2) “Denizcilik Müsteşarlığı” ibaresi “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı”,

şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 49- Bu Kanun 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 50- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçici Madde 8

GEÇİCİ MADDE 8 [*]– (1) 1524 üncü maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulan denetime tabi sermaye şirketlerinden internet sitesine sahip olanlar söz konusu maddenin yürürlüğünden itibaren üç ay içinde internet sitelerinin belli bir bölümünü 1524 üncü maddedeki içeriklerin yayımlanmasına özgülemek, internet sitesi olmayanlar ise aynı süre içinde internet sitesi açmak ve bu sitenin belli bir bölümünü anılan maddedeki içeriklerin yayımlanmasına özgülemek zorundadır.


[*]     6335 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile eklenmiştir.

Geçici Madde 7

GEÇİCİ MADDE 7 [1] (1) 1/7/2015 tarihine kadar [2] aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır.

a) 24/6/1995 tarihli ve 559 sayılı Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince, sermayelerini anılan Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen tutarlara çıkarmamış anonim şirketler ile limited şirketler.

b) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce veya 1/7/2015 tarihine kadar [3] münfesih olan anonim ve limited şirketler.

c) Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle dağılmış olan kooperatifler.

d)  Sebebi ne olursa olsun aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatifler.

e) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle ara bilançoları veya son ve kati bilançosu genel kurula tevdi edilemediği için ticaret sicilinden terkin işlemi yapılamayan şirket ve kooperatifler.

(2) Davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirket veya kooperatiflere bu madde hükümleri uygulanmaz.

(3) Bu madde kapsamındaki şirket ve kooperatifler; ilgili ticaret sicili müdürlüğünce resen veya herhangi bir kişi, kurum veya kuruluş tarafından kanıtlarıyla birlikte yapılacak bildirimleri de kapsayacak şekilde, ticaret sicili kayıtları üzerinden yapılacak incelemeyle tespit edilir.

(4) Ticaret sicili müdürlüklerince;

a) Kapsam dâhilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil  kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollanır. Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir. İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinden itibaren otuzuncu günün akşamı itibarıyla, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer. Ayrıca anılan ilan, bildirici niteliği haiz olarak ilgili ticaret ve sanayi odası veya ticaret, sanayi ya da deniz ticaret odasının internet sitesinde aynen yayımlanır.

b) 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince sermaye artırımında bulunmayarak münfesih olan şirketlere yapılacak ihtarda; ortaklarından, yönetici veya denetçilerden ya da müdürlerinden tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde, bu madde hükümlerine göre ticaret sicili kayıtlarından unvanın silineceği, şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır.

c) Bu fıkranın (b) bendinde belirtilen şirketler dışında kalan kapsam dâhilindeki diğer münfesih şirketler ile kooperatiflerden ayrıca, faaliyetlerine devam etme isteğinde bulunmaları hâlinde münfesih olma nedenini ortadan kaldıran işlemlerin yapılarak ispat edici belgelerin bildirilmesi istenir.

(5) a) Tasfiye memuru olarak; şirket veya kooperatifin ortaklarından herhangi biri, ticaret siciline kayıtlı en son yetkilileri ya da bunların belirleyecekleri üçüncü şahıslar bildirilebilir. Tasfiye memuru olarak başka ortak veya yönetici tarafından bildirilen ortak veya yöneticiler ile üçüncü şahısların bu görevi kabul ettiklerine ilişkin yazılı beyan da bildirime eklenir. Üçüncü şahısların tasfiye memuru olarak tescil edilebilmeleri ortakların veya yöneticilerin hiçbirinin tasfiye memuru olarak bildirilmemiş olmasına bağlıdır.

b) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilan üzerine süresi içinde tasfiye memurlarını bildiren şirket ve kooperatiflerin, tasfiye memurları ve tasfiye adresi, ilgili ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir.

c) Bu ilanda; şirket veya kooperatifin alacaklıları, alacaklarını kanıtlarıyla birlikte ilan tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurlarına bildirmeye davet edilir. Ayrıca ilanda, şirket veya kooperatifin mevcut malvarlığı ile alacak ve borçlarını gösterir listenin; belgeleri ile birlikte ilan tarihinden itibaren bir ay içinde, anonim şirket veya kooperatifin yönetim kurulu, kurulun bir veya birkaç üyesi, denetçileri, limited şirketlerde ise müdür veya müdürler tarafından ilgili tasfiye memuruna verilmesi ihtar edilir.

ç) Bu fıkra gereğince yapılacak ilan, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer.

(6) a) Tasfiye memurları, alacaklıların alacaklarını bildirmeleri için öngörülen sürenin sonunda şirketin veya kooperatifin durumunu gösteren bir bilanço hazırlar ve tasfiyeyi altı ay içinde sonuçlandırır. Gerekli hâllerde bu süreyi aşmamak üzere, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca bir defaya mahsus olmak üzere ek süre verilebilir.

b) Tasfiye memurlarınca hazırlanan bilançoya göre şirket veya kooperatifin borçlarının varlığından fazla olması hâlinde tasfiye memurları durumu derhal alacaklılara bildirerek şirket veya  kooperatifin  iflasına  karar  verilmesi  için  mahkemeye  başvuruda  bulunmalarını ister. Bildirimde ayrıca, bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi hâlinde kaydın silineceği ihtar olunur. Alacaklıların başvurusu üzerine mahkeme iflasın açılmasına karar verir ve tasfiye İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Süresi içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin bildirilmemesi hâlinde tasfiye memurlarının başvurusu üzerine ilgili şirket veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(7) Bu madde hükümlerine göre yapılacak tasfiye işlemlerinde, ilgili kanunların veya esas sözleşmelerin genel kurul kararı alınmasını zorunlu kılan hükümleri uygulanmaz.

(8) Bu madde kapsamında tasfiye memurlarınca düzenlenecek son ve kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne verilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve şirketin unvanı ticaret sicilinden silinerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.  İflasına karar verilen şirket veya kooperatifin ise iflas işlemlerinin tamamlandığının bildirilmesi üzerine şirketin veya kooperatifin unvanı ticaret sicilinden silinir ve bu durum Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(9) Tasfiye memurlarına beşinci fıkranın (c) bendinde belirtilen bilgi ve belgelerin verilmemesi veya tasfiye memurlarınca da bu bilgi ve belgelere erişilememesi hâlinde durum ticaret sicili müdürlüğüne bildirilerek, başka bir işleme gerek kalmaksızın unvan silinir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(10) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış şirket veya kooperatiflerin genel kurullarının, kanunun öngördüğü asgari süre ve şartlara uygun olarak toplantıya çağrılmış olmasına rağmen iki defa üst üste toplanamaması ve bu durumun tevsik edilmesi kaydıyla tasfiye memuru tarafından son ve kati bilançonun ticaret sicili müdürlüğüne tevdi edilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve unvan ticaret sicilinden silinerek Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir.

(11) Dördüncü fıkra uyarınca yapılan ihtar ve ilana rağmen, süresi içinde cevap vermeyen veya tasfiye memurunu bildirmeyen yahut durumunu kanuna uygun hâle getirmeyen veya faaliyette bulunduğunu adres ve kanıtlarıyla birlikte bildirmeyen şirket ve kooperatiflerin unvanı ticaret sicilinden resen silinir. Resen unvanı silinen şirket ve kooperatifler, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir.

(12) Altıncı fıkranın (b) bendi, dokuzuncu fıkra ve onbirinci fıkra uyarınca ticaret sicilinden unvanları silinecek şirket veya kooperatiflerin borçları, unvanlarının silinmesine engel teşkil etmez. Ancak, ticaret sicilinden kaydı silinen anonim şirketler ve kooperatiflerin kanuni temsilcileri ile limited şirket ortaklarının, silinme tarihinden önceki kamu borçlarından doğan sorumlulukları, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında devam eder.

(13) Bu madde uyarınca yapılacak tescil ve kayıt silme işlemleri her türlü harçtan, bu işlemler için düzenlenecek kağıtlar damga vergisinden müstesnadır.

(14) Bu madde kapsamında Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanacak olan ilanlardan ücret alınmaz.

(15) Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esas sözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir. Bu madde gereğince tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek malvarlığı, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal eder. Hazine bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu tutulmaz. Tasfiye memurlarının sorumlulukları konusunda, özel kanunlardaki sorumluluğa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun veya Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanır. Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.

(16) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri yapmaya yetkilidir.


[1]   6335 sayılı Kanun’un 38 inci maddesi ile eklenmiştir.

[2]  6552 sayılı Kanun’un 133. maddesi ile “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde” ibaresi ”1/7/2015 tarihine kadar” ibaresi ile değiştirilmiştir.

[3]  6552 sayılı Kanun’un 133. maddesi ile “yürürlük tarihinden itibaren iki yıl içinde” ibaresi ”1/7/2015 tarihine kadar” ibaresi ile değiştirilmiştir.

Şirketler Hukukuna İlişkin Yargıtay Kararları -I- Levent Yaralı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2010-2011 yıllarında ve şirketler hukukuna yönelik olarak verdiği kararlar arasından seçilen 112 adet kararın özetlenerek ve anahtar kelimeleri çıkarılarak ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili maddeleri ve diğer mevzuat ile bağlantısı gösterilmek suretiyle derlendiği ”Şirketler Hukukuna İlişkin Yargıtay Kararları -I-” adlı kitap, Yaklaşım Yayınları tarafından 1 Haziran 2012 tarihi itibarıyla yayınlanmıştır.

ÖNSÖZ

1957 yılında yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, ticaret hayatınının kurallarını düzenleyen ana metin olarak 50 yılı aşkın süre ile varlığını sürdürmüştür.

13.01.2011 tarihinde tüm siyasi parti temsilcilerinin oybirliği ile TBMM’de kabul edilen, 14.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu birçok hükmü ile 01.07.2012’de yürürlüğe girecektir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ‘‘Ticaret Şirketleri’’ başlığını taşıyan ikinci kitabı 521 maddeden oluşmakta olup, ticaret şirketlerine ilişkin hükümlerin birçoğu yeni olmakla beraber, 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan kurum ve hükümlerin aynı ya da benzerleri de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu içerisinde varlığını sürdürmektedir.

Yargıtay’ın ticaret şirketlerine ilişkin uyuşmazlıklar hakkında geçmiş 50 küsur senede geliştirdiği içtihat ve ilkesel kararların bir bölümü ise, yeni kanun maddelerinin anlaşılmasında ve yorumlanmasındaki önem ve güncelliğini halen korumaktadır. Bu itibarla, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2010 ve 2011 yılında vermiş olduğu kararlar arasından şirketler hukukuna yönelik seçmiş olduğumuz 112 adet kararı özetleyip, anahtar kelimelerini çıkararak ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili maddeleri ve diğer mevzuat ile bağlantısını göstermek suretiyle elinizdeki çalışmada derlemiş bulunuyoruz.

Okuyucuya kolaylık sağlaması açısından; konu, madde ve esas/karar numarası dizinleri çıkarılarak çalışmanın başlangıcına konulmuştur.

Çalışmanın Türk Ticaret Hukuku’na katkıda bulunması ümidi ile…

Av. Levent Yaralı, LL.M.

Mayıs 2012, Levent-İstanbul.

 

KONU DİZİNİ

ANONİM ŞİRKETLERE İLİŞKİN KARARLAR

Karar No Başlıklar
Karar 1: Anonim Şirket Borcunun Ortak Tarafından Ödenmesi – Hisse Devri – Devir Öncesi Borçlar – Devredenlere Rücu
Karar 2: Anonim Şirketin Nihai Amacı – Kârın Yedek Akçelere Ayrılması -Kurucu İntifa Senedi Sahipleri -Ticari Etkinlik Sonucu Elde Edilen Kazanç
Karar 3: Kurucu Pay Senedi Sahipleri – Sözleşmeden Kaynaklanan Haklar – Kazanç Kavramı – Kar Payı Dağıtılmaması
Karar 4: Kurucu Pay Sahipleri – Kârın Dağıtılmaması
Karar 5: Eski Yöneticilerin Şirkete Zarar Veren Faaliyetleri – Yeni Yöneticinin Yükümlülükleri ve Sorumluluğu
Karar 6: Yöneticilerin Sorumluluğu – Defter ve Kayıtlara Yansımayan Harcamalar – Kusur Karinesi – İspat Külfeti
Karar 7: Haklı Nedenle Feshin Kanunda Düzenlenmemesi – Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu – Taraf Teşkili
Karar 8: Yönetici ve Denetçiler Aleyhine Açılacak Tazminat Davası – Yetkili Mahkeme – Kesin Yetki
Karar 9: Birikimli Oy Sistemi – Yönetim Kurulu Üyesi Sayısı
Karar 10: Yönetim Kurulu Kararının İptali – Iskat Usulüne Uyulmaması – İyi Niyet – Fesih Nedenleri – Ortaklar Arası Uyuşmazlık – Yönetim Kuruluna Seçilme – Ortak Sıfatı – Organ Boşluğu ve Kayyım Tayini
Karar 11: İcra Organı Olan Müdür ve Sorumluluğu – Mutlak Ticari Dava – Görevli Mahkeme
Karar 12: Yetkisiz Temsilci Tarafından Yapılan İşlemler – Şirketin İcazet Vermemesi – Karşı Yemin Teklif Etme Hakkı
Karar 13: Banka’nın TMSF’ye Geçmesi – Husumet – Offshore Hesabı – Dolandırıcılık – Haksız ve Hukuka Aykırı Fiil – Ceza Davasının Hukuk Yargılamasına Etkisi
Karar 14: Ticari Defter ve Kayıtların İncelenmesi – Yargı Çevresi – İstinabe – Pay Sahipliğinde Muaraza – Ceza Mahkemesindeki Davanın Eldeki Davaya Etkisi
Karar 15: Sermayenin Geri İstenememesi – Pay Senedinin Nominal Bedel Üzerinde Arz Edilememesi – Ortaklığın Tespiti
Karar 16: Kâr Payının Dağıtılması Kararı – Yönetim Kurulunun Genel Kurul Kararını Değiştirme ve Erteleme Yetkisinin Bulunmaması – Şirket Malvarlığının Tedbiren Dondurulması
Karar 17: Huzur Hakkı – Islahın Yapılabileceği Zaman
Karar 18: Şirketle Muamele Yapma Yasağı – Resen Uygulanamama – Genel Kurulun Yapılan İşlemlere Açık veya Zımni İcazeti
Karar 19: Mali Durumun Bozulması – Üçüncü Kişilerin Zarara Uğraması – Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu – Hayatın Olan Akışı
Karar 20: Banka Eski Yöneticileri – Sorumluluk Davası – Görevli Mahkeme – Karar Başlığında Tarafların Kimlik Bilgilerinin Doğru Gösterilmemesi – Bozma Nedeni
Karar 21: Yöneticilerin Sorumluluğu – Belgesi Bulunmayan Harcamalar – Ticari Defterlere Kaydedilmeyen Harcamalar
Karar 22: Yöneticilerin Sorumluluğu – Ceza Davasının Hukuk Yargılamasına Etkisi – Şirket Aracının Yöneticilerin Şahsi İşlerinde Kullanılması – Yöneticilerin Görevlerinin Sona Ermesi – Demirbaş ve Stokların Teslimi – İspat Yükü
Karar 23: Yöneticilerin Sorumluluğu – Emniyeti Suistimal – Müşteri Hesaplarında Usulsüz İşlem – Ceza Mahkemesi Kararının Bağlayıcılığı – Maddi Olgunun Tespiti
Karar 24: Banka Yöneticilerinin Sorumluluğu – Sorumluluk Davası Açılması Usulü
Karar 25: Eski Yönetici – Şirketin Zarara Uğratıldığı İddiası – Sorumluluk Davası Açılma Usulü
Karar 26: Yönetim Kurulu Eski Üyelerinin Sorumluluğu – Vekalet Veren Denetçilerin Değişmesi
Karar 27: Genel Müdürün Sorumluluğu – Sorumluluk Davası Açılması Usulü
Karar 28: Genel Kurul Kararının İptali – Sermaye Artırımına Hazırlık – Ticari Defterlerin ve Muhaberatın Tetkiki – Bilançonun ve Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunun İncelenememesi – Özel Denetçi İsteminin Reddi – Özel Denetçi Tayini
Karar 29: Genel Kurul Kararının İptali – Denetçinin Genel Kurul Toplantısına Katılmamış Olması
Karar 30: Kâr Payının Dağıtılması Kararı – Genel Kurul Kararını Yönetim Kurulunun Değiştirme ve Erteleme Yetkisinin Bulunmaması – Şirket Malvarlığının Tedbiren Dondurulması
Karar 31: Iskat – Genel Kurul Kararının İptali – Toplantı ve Karar Nisabı
Karar 32: Yönetim Kurulu Üyelerinin İbrası – Oydan Yoksunluk – Emredici Kurala Aykırılık – Genel Kurul Kararının İptali – Dava Hakkı
Karar 33: Yönetim Kurulu Üyelerinin İbrası – Oydan Yoksunluk – Genel Kurul Kararının İptali Davası – Mirasçıların Pay Sahipliği ve Dava Hakkı – Miras Taksimi – Hazirun Cetvelinin İşlevi
Karar 34: İbranın Hukuki Niteliği – İbradan Dönülememesi – İbranın Borçtan Kurtarıcı Sonuç Doğurabilmesi Şartı – Finansal Kiralama İşlemi ve Yetersiz Teminat Alındığı İddiası – Yöneticilerin Sorumluluğu
Karar 35: Genel Kurul Kararının İptali – Muhalefet Şerhinin Tutanağa Yazdırılmaması
Karar 36: Genel Kurul Kararının İptali – Taşınmaz Satımı Konusunda Yönetim Kuruluna Verilen Yetki – Taşınmazların Satış Bedelinin Gerçek Değerinden Düşük Olması
Karar 37: Genel Kurul Kararının İptali – Dava Açma Hakkı – Ortaklığın Tespiti
Karar 38: Genel Kurulu Toplantıya Davet – Görev Süresi Sona Eren Yönetim Kurulu Üyeleri – Genel Kurul Kararının İptali – Oy Kullanımına İzin Verilmemesi
Karar 39: Genel Kurul Kararının İptali – Karın Dağıtılmaması – Genel Kurulun Takdir Hakkı – Objektif İyi Niyet
Karar 40: Genel Kurul Kararının İptali Davası – Aktif Husumet Ehliyeti
Karar 41: Şirketin Tek Malvarlığının 49 Yıllığına Kiralanması – Sözleşmenin Yoklukla Malul Bulunması – Şirket Ortaklarının Menfaati ve Dava Hakkı
Karar 42: İmtiyazlı Pay Sahipleri Genel Kurulu – Genel Kurul Kararının İptali – Müktesep Haklarda Değişiklik – Çağrı Merasimindeki Usulsüzlük
Karar 43: Şirkete Ait Taşınmaz Satış Vaadi – Hamile ve Nama Yazılı Hisse Senetleri – Pay Devri
Karar 44: Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin Feshi – Cezai Şart – Husumet – Sözleşmeye Yapılan İlavenin Paraflanmaması
Karar 45: Hisse Senedi Alım Satımı – Zamanaşımı – Vergi Sorumluluğunun Devrine Yönelik Sözleşmenin İç İlişkide Geçerliliği – Temerrüt Faizi – Reeskont – Avans Faiz Oranı
Karar 46: Halka Açık Anonim Ortaklık – Ortaklığın Tespiti – Dava Açmada Hukuki Yarar
Karar 47: Hisse Devri Sözleşmesi – Satıcının Sorumluluğu – Sözleşme Serbestisi
Karar 48: Nama Yazılı Pay Senetlerinin Devri – Çıplak Pay Devri – Devir Usulü – Payı Devralana Dava Açılması ve Davaların Birleştirilmesi
Karar 49: Miras İle Pay İktisabı – Bağlı Nama Yazılı Senetler – Kanuni Ön Alım Hakkı
Karar 50: Şirketin Organsız Kalması – Yönetim ve Denetim Kurulu Üyelerinin Görev Süresinin Sona Ermesi – Fesih Davası – Eksikliklerin Giderilmesi İçin Süre Verilmesi
Karar 51: Esas Sermayenin Üçte İkisinin Kaybı – Alacaklıların Şirketin Feshini Talep Etmesi – Kayyımın Görevden Ayrılması – Taraf Teşkili
Karar 52: Fesih ve Tasfiye – Haklı Neden – Tasfiye Memuru – Atanma Usulü
  LİMİTED ŞİRKETLERE İLİŞKİN KARARLAR
Karar 53: Ortağın Sınırlı Sorumluluğu – Kamu Borçlarından Ortakların Sorumluluğu – Payını Devreden Ortağa Karşı Açılacak Rücu Davası
Karar 54: Şirketin Vergi Borcu – Vergi Borcunun Şirket Tarafından Ödenmesi – Eski Ortağın Sorumluluğu
Karar 55: Şirketinin Vergi Borcu – Ortak Müdür Tarafından Vergi Yapılan Ödeme – Diğer Ortağa Rücu
Karar 56: İki Ortaklı Limited Şirkette Ortaklardan Birinin Ölümü – Payın Miras Yoluyla İktisabı – Şirketin Feshine Karar Verilmesi – Aidat Borcu Bulunmadığı İddiası – Aktif Husumet – Görevsizlik Kararından Sonra Yapılacaklar
Karar 57: Sermaye Artırımı Kararının İptali – İyi Niyet – İbra Kararı Verilecek Ortağın Oy Hakkının Bulunmaması – İki Ortaklı Limited Şirket – Çıkma Hakkının Bulunmaması – Şirketin Feshini Talep
Karar 58: Asgari Sermaye – Sermaye Artırımının Yapılmaması – Şirketin Münfesih Hale Gelmesi – Organsız Kalma – Kayyım Atama
Karar 59: Tüzel Kişiliğin İhyası – Hasımsız Dava – Yargılama Gideri ve Vekalet Ücreti – İdari İşlem Niteliğindeki Tescile Karar Verilmesi
Karar 60: Ortaklar Arasındaki Davanın Zamanaşımı – Hisse Devir Sözleşmesinin Geçersizliği – Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı
Karar 61: Ortaklık Sıfatının Kazanılması – Hisse Devrinin Gabin Nedeniyle Geçersizliği İddiası – Ana Sözleşmeyle Belirli Süreliğine Atanan Müdür – Yeni Müdürün Ortaklar Kurulu Kararı İle Atanması – Bekletici Mesele – Limited Şirkete Kayyım Atanması – İhtiyati Tedbirin Devamı
Karar 62: Hisse Devir Usulü – Pay Devrinin Şirket Yönünden Geçerliliği – Devir Keyfiyetinin Pay Defterine Kaydı Zorunluluğu
Karar 63: Hisse Devri – Ana Sözleşmeyle Atanan Müdürün Azli
Karar 64: Hisse Devir Karşılığı Daire – Alacağın Temliki
Karar 65: Hisse Devri – Limited Şirket Ortaklığının İspatı – Pay Defterine Kayıt
Karar 66: İki Ortaklı Limited Şirkette Bir Ortağın Ölümü – Ölen Ortağın Yerine Yeni Ortak Alma – Görevli Mahkeme – İşbölümü İlişkisi
Karar 67: Hisse Devri – Adi Yazılı Sözleşme – Devir Bedeli – Hayatın Olağan Akışı
Karar 68: Hisse Devir Vaadi – Adi Yazılı Protokol – Geçersizlik – Sebepsiz Zenginleşme – Çekin Karşılıksız Çıkması
Karar 69: Hisse Devri – Adi Yazılı Protokol – Geçersiz Sözleşmeye Dayalı Olarak Cezai Şart İstenememesi
Karar 70: Ortağın Alacaklısı – Şirketin Feshini Talep – Husumet
Karar 71: Ortaklar Kurulu Kararının İptali Davası – Yanlış Hasım Gösterilerek Açılan Dava – Davada Taraf Olmayan Pay Sahibinin Temyizi – Hukuki Yarar
Karar 72: Ortaklar Kurulunun Olağanüstü Toplantıya Çağrılması – Temsil Kayyımı – Reşit Olmayan Çocuk Adına Verilen Vekalet – Çocuğun Reşit Olması – Aktif Husumet
Karar 73: Müdürünün Üçüncü Kişinin Fiilini Taahhüt Şeklindeki İşlemi
Karar 74: Müdürlük Sıfatının Sona Erdirilmesine Yönelik Karar – İmza İnkarı
Karar 75: Genel Kurula Çağrıda Usulsüzlük – Ana Sözleşmeyle Atanan Müdürün Azli
Karar 76: Müdür Olan Ortak – Rekabet Yasağı
Karar 77: Müdürün Rekabet Yasağı – Ortakların Muvafakati – Şirketin Ticaret Unvanına Tecavüz – Dava Hakkı – Kâr Payı
Karar 78: Ortağın Şirketle Olan Davası – Basit Yargılama Usulü – Süresinden Sonra Yapılan Temyiz Hakkında Karar Mercii – Müdür Olan Ortağın Rekabet Yasağı – Müdür Olan Ortağın Azli
Karar 79: Şirketin Feshini Talep Hakkı – Müdürün Rekabet Yasağına Aykırı Davranışı – Müdürün Azli – Haklı Sebep – Ortağın Dolaylı Zararı
Karar 80: Şirketin Fiilen Sona Ermesi – Şirketin Feshi – Haklı Sebep
Karar 81: Fesih ve Tasfiye Davası – Pasif Husumet – Şirketin Davalı Olarak Gösterilmesinin Yeterli Olması – Çıkma
Karar 82: Şirketin Feshi – Haklı Sebep – Ortaklar Arasındaki Boşanma Davası
Karar 83: Şirketin Feshi – Haklı Sebepler – Şirketin Uğradığı Zarar – Usulsüz İşlemler Yapan Müdürün Tasfiye Memuru Olarak Atanması – Şirketler Hukukunda Uzman Bilirkişi
Karar 84: Şirketin Feshi – Haklı Sebep – Uzman Bilirkişi İncelemesi
Karar 85: Ortak Olan Müdürün Azli – Şirket Parasının Zimmete Geçirilmesi – Çıkma – Usulsüz Aktarılan Parayı Talep Yetkisi – Aktif Husumet Ehliyeti
Karar 86: Çıkma – Çıkarma – Sıfat Yokluğu
Karar 87: Şirketin Fesih ve Tasfiyesine Yönelik Dava – Davanın Islahı – Çıkma
Karar 88: Çıkarma – Asıl ve Karşı Dava – Her Davanın Açıldığı Tarihteki Koşullara Göre Değerlendirilmesi Gereği – Müdürlükten Ayrıldıktan Sonra Rekabet Yasağının Olmaması – Müdürün Şirket Hesabından Şahsi Harcamada Bulunduğu İddiası
Karar 89: Çıkarma – Sermayenin Yitirilmiş Olması
Karar 90: Çıkarma – Haklı Neden – Şirket Hakkında İlgili Kuruluşlardan Ortağın Bilgi Talebi – Taahhüt Edilen Sermayenin Ödenmediği İddiası
Karar 91: Müdürün Hukuki Sorumluluğu – Uygulanacak Hükümler – Sorumluluk Davası Açma Yetkisi – Bankadan Çekilen Paranın Şirket Menfaatine Kullanıldığının Kanıtlanması
Karar 92: Şirket Eski Yöneticisinin Sorumluluğu – Şirketin Zarara Uğratıldığı İddiası – Tazminat Davası – Usul
Karar 93: Müdürün Sorumluluğu – Alacaklının Dava Açma Hakkı – Borçlu Şirketin Mal Varlığının Başka Bir Şirkete Aktarıldığı İddiası – Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Talebi
Karar 94: Yöneticilerin Sorumluluğu – Uygulanacak Hükümler – Sorumluluk Davası Açma Usulü
Karar 95: Yöneticinin Sorumluluğu – Hâkimin Taleple Bağlı Olması – Hayatın Olağan Akışı
Karar 96: Yöneticinin Sorumluluğu
Karar 97: Müdürün Sorumluluğu – Zamanaşımı Süresi – Genel ve Özel Hüküm
Karar 98: Yöneticilerin Sorumluluğu – Doğrudan Zarar – Dolayısıyla Zarar
Karar 99: Yöneticilerin Sorumluluğu – Doğrudan Zarar – Dolayısıyla Zarar – Kâr Mahrumiyeti – Kâr Payının İstirdadı
Karar 100: İcrai Yetkiyi Haiz Müdür – Müdürün Sorumluluğu – Limited Şirketlerde Denetçi – Ortağın Denetim Hak ve Görevi
Karar 101: Müdürün Sorumluluğu – Dolaylı Zarar – Ana Sözleşmedeki Tahkim Anlaşması – Tahkim Anlaşmasının Taraflar Arasında Geçerli Olması – Maddi Olgular Açısından Birlikte Görülmesi Zorunlu Olan Dava
Karar 102: Müdürün Sorumluluğu – Müdürün Yetkilerinin Kısıtlanması – Müdürün Rekabet Yasağı – Kâr Payı Talebi – Davanın Konusuz Kalması
Karar 103: Müdürün Şirket Parasını Zimmete Geçirdiği İddiası – Şirket Adına Ortağın Tazminat Talebi – Ortaklar Kurulu Kararına Gerek Olmaması – Eksik İnceleme
Karar 104: Eski Yöneticinin Sorumluluğu – Sorumluluk Davası Açma Usulü
Karar 105: Temsilcinin Şirket Adına Yaptığı İşlem ve Sözleşmeler – Temsilcinin Şahsi Sorumluluğunun Bulunmaması – Pasif Husumet Ehliyeti
Karar 106: Şirketin Organsız Kalması – Şirkete Kayyım Atanması – Hasımsız Dava – Yargılama Gideri ve Vekalet Ücreti
Karar 107: Şirket Muhasebe Kayıtlarının Düzeltilmesi – Ortak Ödemelerinin Şirket Tarafından Yapıldığı İddiası – Pasif Husumet Ehliyeti
Karar 108: Ticaret Şirketlerinin Ehliyeti – Geçersizliğin Tespitini Talep Hakkı – Aktif Husumet
 

MUHTELİF KARARLAR

Karar 109: Hisse Devir Karşılığı – Şirket Adına Kayıtlı Taşınmaz – Dava Hakkı – Pay Üzerinde İştirak Halinde Mülkiyet – Taraf Teşkili
Karar 110: Ticari İşletmenin Devri – Şekle Tabi Olmama – Vergi Kaydı Üzerinde Kalan Devreden – Tahakkuk Eden Vergiler İçin Devralana Dava Açılması – Vergilerin Fiilen Ödenmesinin Şart Olmaması
Karar 111: Tasarrufun İptaline İlişkin Davalar – Yetkili Mahkeme
Karar 112: Tüzel Kişilere Tebligatın Yapılması Usulü – Tarafların Dinlenilmesi

 

 

ESAS VE KARAR NUMARASI DİZİNİ

DAİRE: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi

Esas Yılı

Esas No

Karar Yılı

Karar No

Tarih

Karar Sırası

2008

4218

2010

585

21.01.2010

109

2008

4676

2010

1315

05.02.2010

3

2008

4682

2010

1316

05.02.2010

4

2008

4928

2010

1162

02.02.2010

82

2008

5458

2010

1570

11.02.2010

39

2008

5616

2010

1880

18.02.2010

47

2008

5836

2010

1883

18.02.2010

40

2008

5892

2010

2146

25.02.2010

51

2008

6049

2010

2030

23.02.2010

44

2008

6221

2010

2417

04.03.2010

9

2008

6465

2010

2410

04.03.2010

102

2008

6496

2010

2359

02.03.2010

27

2008

6845

2010

711

25.01.2010

99

2008

6887

2010

2069

23.02.2010

28

2008

7011

2010

1063

01.02.2010

37

2008

7121

2010

3026

18.03.2010

38

2008

7126

2010

2987

18.03.2010

108

2008

7908

2010

3505

30.03.2010

52

2008

8222

2010

3847

06.04.2010

69

2008

8424

2010

3843

06.04.2010

57

2008

8642

2010

150

11.01.2010

87

2008

8650

2010

139

11.01.2010

8

2008

8773

2010

202

12.01.2010

92

2008

8774

2010

201

12.01.2010

25

2008

8811

2010

89

11.01.2010

98

2008

8891

2010

4592

27.04.2010

100

2008

8898

2010

5218

11.05.2010

97

2008

8901

2010

118

11.01.2010

80

2008

9158

2010

428

18.01.2010

50

2008

9198

2010

3374

25.03.2010

43

2008

9248

2010

4881

04.05.2010

2

2008

9429

2010

1648

15.02.2010

101

2008

9435

2010

818

26.01.2010

81

2008

9440

2010

4879

04.05.2010

77

2008

9603

2010

776

25.01.2010

63

2008

9631

2010

660

25.01.2010

11

2008

9760

2010

1023

01.02.2010

56

2008

9910

2010

4913

04.05.2010

15

2008

9942

2010

5216

11.05.2010

22

2008

9974

2010

1036

01.02.2010

59

2008

10224

2010

5305

13.05.2010

88

2008

10534

2010

1758

16.02.2010

46

2008

10988

2010

1653

15.02.2010

45

2008

11015

2010

2010

22.02.2010

48

2008

11093

2010

2571

08.03.2010

1

2008

11580

2010

2446

04.03.2010

12

2008

11745

2010

2599

09.03.2010

62

2008

11854

2010

6715

10.06.2010

79

2008

11939

2010

2880

16.03.2010

83

2008

12100

2010

3065

22.03.2010

70

2008

12814

2010

4510

26.04.2010

34

2008

12961

2010

2603

09.03.2010

10

2008

13103

2010

4508

26.04.2010

76

2008

13318

2010

6023

27.05.2010

29

2008

13435

2010

5187

10.05.2010

84

2008

13567

2010

5353

13.05.2010

95

2008

13619

2010

5067

10.05.2010

21

2008

13776

2010

6545

07.06.2010

30

2008

13857

2010

5399

17.05.2010

24

2008

14045

2010

6025

27.05.2010

105

2008

14085

2010

7336

24.06.2010

53

2008

14171

2010

1270

04.02.2010

104

2009

70

2010

7028

17.06.2010

106

2009

336

2010

6088

31.05.2010

66

2009

370

2010

6069

31.05.2010

16

2009

642

2010

6527

07.06.2010

89

2009

899

2010

7179

21.06.2010

71

2009

5308

2010

1072

11.01.2010

75

2009

6855

2010

7153

21.06.2010

7

2009

6935

2011

242

17.01.2011

111

2009

7073

2011

153

17.01.2011

41

2009

7117

2011

249

17.01.2011

26

2009

7157

2011

252

17.01.2011

65

2009

10467

2011

9019

19.07.2011

42

2009

10519

2011

9221

19.07.2011

67

2009

10670

2010

5215

11.05.2010

5

2009

11794

2010

2421

04.03.2010

14

2009

11876

2011

11154

29.09.2011

58

2009

12566

2011

5240

02.05.2011

110

2009

12779

2010

2031

23.02.2010

31

2009

12851

2010

4498

26.04.2010

64

2009

12889

2011

14138

18.10.2011

78

2009

12981

2011

14418

25.10.2011

112

2009

13971

2010

3585

01.04.2010

20

2009

14406

2011

7208

14.06.2011

90

2009

14437

2011

9024

19.07.2011

74

2009

14699

2011

7076

13.06.2011

73

2009

14844

2011

9103

20.07.2011

96

2009

15157

2011

9035

19.07.2011

54

2009

15176

2011

17843

29.12.2011

19

2010

747

2011

17294

20.12.2011

6

2010

781

2011

9111

20.07.2011

55

2010

1245

2011

14345

24.10.2011

36

2010

1369

2011

11002

27.09.2011

23

2010

2021

2010

5217

11.05.2010

18

2010

2320

2011

14245

21.10.2011

86

2010

2542

2010

2913

16.03.2010

68

2010

2775

2011

14304

24.10.2011

91

2010

3108

2011

14361

24.10.2011

107

2010

4225

2010

4745

03.05.2010

72

2010

4279

2010

5075

10.05.2010

13

2010

5400

2010

5060

10.05.2010

17

2010

5905

2011

17291

20.12.2011

49

2010

5941

2011

17326

20.12.2011

94

2010

6007

2011

17655

26.12.2011

85

2010

6350

2011

17847

29.12.2011

33

2010

6509

2011

17168

16.12.2011

35

2010

7064

2011

17661

26.12.2011

32

2010

7233

2011

17422

21.12.2011

60

2011

5071

2011

9043

19.07.2011

103

2011

6880

2011

14106

18.10.2011

61

2011

14844

2011

17415

21.12.2011

93

 

 

Tek Üyeli Yönetim Kurulu – Levent Yaralı

I – Yasal Düzenleme

Anonim şirket yönetim kurulu üye sayısını düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (YTK) m. 359/1, c.1 düzenlemesi şu şekildedir;

‘‘Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.’’

Anonim şirket yönetim kurulunun asgari üç üyeden oluşması zorunluluğu([1]) YTK’ya alınmayarak, tek pay sahipli anonim şirket gibi tek üyeli yönetim kuruluna da izin verilmiştir.

Tek kişilik yönetim kurulu, anonim şirketler hukukumuzun kaynağı sayılabilecek İsviçre Borçlar Kanunu’nun 707. maddesinin birinci fıkrasında([2]) ve Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu’nun 76. paragrafının  ikinci fıkrasında([3]) da tanınmıştır. Amerika’da sermaye ve yatırım çekmede %50’yi aşan şirket oranı ile birinci sırayı alan ve ‘şirket cenneti’ olarak nitelendirilen Delaware eyaletinin şirketler hukukunda da, yönetim kurulunun bir veya daha fazla gerçek kişiden oluşabileceği düzenlenmiştir([4]). İngiliz Şirketler Kanunu da, halka açık anonim şirketler dışındaki anonim şirketlerin yönetim kurulunun tek üyeli olabileceğini düzenlemektedir([5]).

a. Kavram

YTK 359/1, c.1 düzenlemesinde yönetim kurulu kavramı, bir üyeyi kapsayacak şekilde de kullanılmıştır.

Tek üyeden oluşan yönetim kurulu kavram düzeyinde çelişkili ve eleştiriye açıktır([6]).

359. maddenin gerekçesinde; tek kişi ile kurul ifadesinin çelişki yaratabileceğinin düşünülmemesi, 359. maddede geçen “kurul” kelimesinin birden ziyade kişiden çok, “organ”a işaret ettiği, modern şirketler hukuku anlayışında kurulun birden çok kişi anlamının gün geçtikçe vurgusunu yitirdiği ve tek üyeli yönetim kurulunun bir çok komite ve komisyonla birlikte çalışıp bir yönetim örgütü oluşturabileceği vurgulanmıştır([7]).

Tekinalp, tek kişilik ‘kurul’ olamayacağı, yeniliğin kurul kavramı ile çeliştiği şeklindeki genel kanının Türkiye’ye özgü olduğunu ve hukuki açıdan da doğru olmadığını, tek üyeli yönetim kurulunun da ‘kurul’ olarak çalıştığını; yönetim kurulu kararının gerekli olduğu hallerde karar alındığını, karar yazıldığını, imzalandığını, karar defterine geçirildiğini ve gereğinde tarihin üçüncü kişiye ispat edildiğini, tek kişilik yönetim kurulunu  yıllardan beri uygulayan ülkelerde öğretide ‘kurul’ bulunmadığı itirazının ileri sürülmediğini, ‘kurul’ kelimesinin üye sayısına değil, organ kavramına, yazılı karara, kararın karar defterinde sabitlenip, somutlaşmasına, kanıtlanmasına, tarihinin üçüncü kişilere ileri sürülmesine göndermede bulunduğunu ifade etmektedir([8]).

Pulaşlı, yönetim kurulunun bir veya birden fazla üyeden oluşan devamlı faaliyette bulunan bir kurul-organ olduğunu, yönetim kurulunun tek üyeden oluşmasının onun ‘kurul-organ’ niteliğini etkilemeyeceğini, çünkü ‘kurul’un hukuki bir kavram olup, üye sayısının önemli bir unsur olmadığını ifade etmektedir ([9]).

Moroğlu ise aksi görüşte olup, 359. maddenin 1 inci fıkrasında, yönetimin bir üyeden oluşması halinde de kurul’dan söz edilmesini eleştirmiş([10]) ve şu düzenlemeyi önermiştir([11]).

‘‘Anonim şirketin anasözleşmesiyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, gerçek veya tüzel kişi bir yöneticisi veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.’’

Arkan, ‘‘yönetim kurulu’’ ifadesinin dahi yönetim kurulu üye sayısının birden fazla olmasını gerektireceğini belirtmektedir([12]).

Yavuz da, 359 ve devamı bölümünün başlığının “yönetim organı” olması gerektiğini, tek kişi kurul olmayacağını, tek kişi olunca “yönetim kurulu”  değil “yönetici” denileceğini, nasıl ki denetim kurulu ya da denetçi deniyorsa, burada da yönetici ya da yönetim kurulu denilmesi gerektiğini belirtmiştir([13]).

Bahtiyar ise, maddede tek kişilik kuruldan söz eden düzenlemenin anlamsız olduğunu bu durumda yöneticiden veya yönetim organından söz etmenin daha doğru olduğunu ifade ederek düzenlemeyi eleştirmiştir([14]).

Kanaatimce, yönetim kurulunun kavram düzeyinde geçmişten bugüne ilgili kesimlerde yarattığı algı ve öğretideki eleştiriler dikkate alınarak tek kişi için ‘yönetici’ ve birden fazla kişi için ‘yönetim kurulu’ ifadelerinin madde metninde kullanılması daha isabetli olurdu. Bununla beraber, tek kişi ortaklığı, tek kişilik şirket/ortaklık gibi kavramların haiz olduğu kavramsal çelişkiye rağmen diğer ülke  uygulama ve literatürlerinde yerleştiğinin ve birden fazla kişinin bir araya gelerek kurduğu ortaklık için kullanılan şirket kelimesinin tek kişi için de kullanıldığını belirtmek isteriz.

b – Tek Üyeli Yönetim Kuruluna İzin Verilme Nedenleri

Tek üyeli yönetim kuruluna izin verilmesinin sebebi, 359. madde gerekçesinde; AB hukuku ile uyum sağlanması ve küçük anonim şirketler ile ana şirketlerde, daha kolay yönetme yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanınması şeklinde belirtilmiş, bu kuralın esneklik ve kolaylık sağlayacağı ve özellikle topluluk oluşturulmasında, kurumsallaşmada ve hatta profesyonelleşme ile bölünmelerde yararlı olacağının düşünüldüğü ifade edilmiştir([15]).

Tekinalp, tek kişilik yönetim kurulunun Avrupa’da yoğun uygulamasının bulunma nedeni olarak, tek kişilik yönetim kurulunun; pratik, kolay karar alıp uygulayan, ucuz, görüş ayrılıklarına yer vermeyen, kilitlenmeyen, kolay talimat alıp veren nitelikte olmasını göstermektedir([16]).

Tek kişilik yönetim kurulu ile; tek kişilik anonim şirketini([17]) etkin ve tek elden yönetmek isteyen pay sahibi, deyim yerindeyse ‘saman üyeler’e([18]) muhtaç kalmaksızın, kendisi ya da seçeceği yönetim kurulu üyesi vasıtasıyla şirketinin yönetim ve temsilini sağlayabilecektir.



Yazar: Levent YARALI, LL.M.

[1]      6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu (ETK) m. 312/1 ‘‘Anonim şirketlerin esas mukavelesiyle tayin veya umumi heyetçe intihap edilmiş en az üç kişiden ibaret bir idare meclisi bulunur.’’

[2]      İsviçre Borçlar Kanunu m. 707/1 şu şekildedir; ‘‘Der Verwaltungsrat der Gesellschaft besteht aus einem oder mehreren Mitgliedern’’.

[3]      Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu m. 76/2, c.1 şu şekildedir; ‘‘Der Vorstand kann aus einer oder mehreren Personen bestehen.’’.

[4]      Delaware Code, Title 8, Chapter 1, General Corporation Law, § 141; ‘‘(b) The board of directors of a corporation shall consist of 1 or more members, each of whom shall be a natural person.’’.

[5]      Companies Act 2006, 154; ‘‘(1) A private company must have at least one director. (2) A public company must have at least two directors.’’.

[6]      Tek kişi ortaklığı, tek kişilik anonim şirket/ortaklık, tek kişilik limited şirket/ortaklık gibi kavramlar da kendi içinde çelişkilidir. Tek kişi ortaklığının kavramsal çelişkisi, eleştiriler ve tercih edilme sebepleri hakkında ayrıntılı açıklamalar için şu monografik esere bakılabilir; Fatih AYDOĞAN, Tek Kişi Ortaklığı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2012, s. 5-13.

[7]      Bkz. YTTK 359. madde gerekçesi www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-359 .

[8]      Ünal TEKİNALP, Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku İle Tek Kişi Ortaklığının Esasları, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, N.12-12.

[9]      Hasan PULAŞLI, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt I, Adalet Yayınları, Ankara 2011,  § 30, 65.

[10]     Erdoğan MOROĞLU, Türk Ticaret Kanunu İle Yürürlük ve Uygulama Kanunu Tasarıları, Değerlendirme ve Öneriler, Genişletilmiş 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, s. 159-160.

[11]     MOROĞLU, a.g.e., s. 160.

[12]     Sabih ARKAN, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, Konferans, Bildiriler-Tartışmalar, 13-14 Mayıs 2005, BTHAE, s. 52.

[13]     Cevdet YAVUZ, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı Toplantıları I-II-III, Türkiye Barolar Birliği, Yayın No:138, Ankara 2008, s. 631.  Aynı yayında toplantılar sonucu ulaşılan genel görüş olarak da şu ifadeler kullanılmaktadır; ‘‘Tasarının 359. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulunun tek kişiden oluşabileceği öngörülmüştür. Tek kişiden oluşan yönetim kurulu, her şeyden önce “kurul” kelimesinin anlamına aykırıdır. Kurul, “bir işi yapmak veya yönetmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk” anlamındadır. Yönetim tek kişiden oluşuyorsa, bu bir kurul değildir.’’ (a.g.e.,  s. 70).

[14]     Mehmet BAHTİYAR, Türk Ticaret Kanunu Tasarısının Dili İle Bazı Hükümlerinin Değerlendirilmesi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:61, Ankara 2005, s. 73.

[15]     Bkz. TTK 359. madde gerekçesi: www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-359

[16]     TEKİNALP, a.g.e., N.12-12.

[17]     Anonim şirketin kuruluşu için, şirkette pay sahibi en az beş kurucunun bulunması şartını öngören 6762 sayılı TTK’nın 277. madde düzenlemesi TTK’ya alınmamış, TTK’nın 338. madde düzenlemesi ile tek kişilik anonim şirketin kurulmasına ve devamına izin verilmiştir.

[18]     ‘Saman adam’ terimi, gerçekte ortak olmayıp asgari sayı şartını gerçekleştirmek amacıyla kendilerine pay verilen görünüşte ortaklar için kullanılmaktadır (Bkz. Reha POROY(Ünal Tekinalp/Ersin Çamoğlu), Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, N. 45). Yönetim ve temsil konusunda gerçekte söz sahibi olmayan ancak asgari sayı şartını gerçekleştirmek amacıyla yönetim kurulu üyesi yapılan üyeler için ‘saman üyeler’ terimini kullandık.

Bu çalışmaya yapılacak atıfların aşağıdaki şekilde yapılması önerilir;
Levent YARALI, ”Tek Üyeli Yönetim Kurulu”, www.ticaretkanunu.net/tek-uyeli-yonetim-kurulu (Erişim Tarihi).

6102 sayılı TTK’ya Gelen Eleştiriler ve Bakanlığın Cevapları

Türk ticari hayatını kökten değiştirecek Türk Ticaret Kanunu (TTK), yıllarca hazırlıkları sürdürülmesine rağmen sadece TBMM Genel Kurulu’nda verilen önergede yapılan ihmal, yasa daha yürürlüğe girmeden içerik eleştirilerine teknik sorunları da ekledi.

Düzenlemeden sorumlu Gümrük ve Ticaret Bakanlığı hem ikincil mevzuatın hazırlanması zorunluluğu hem de kanunun içeriğine yönelik yapılan eleştirileri 23 sayfalık bir metinle cevaplandırdı. Yasayla ilgili birçok eleştiri gündemde olmasına rağmen, tüzük, yönetmelik ve tebliğlerden oluşan ikincil mevzuatın 15 Şubat’a kadar yayımlanması gerektiği ancak bakanlığın bunu yapamadığı son olarak ortaya atıldı. Ancak yapılan incelemede, ikincil mevzuatın yürürlüğüyle ilgili sorunun, tamamen TBMM’de önerge veren milletvekillerinin, önergeyi eksik düzenlemelerinden kaynaklandığı ortaya çıktı.

Yasalaşma aşamasında teknik hata
TTK’nın ikincil mevzuatının 15 Şubat’ta çıkarılması gerekliliğiyle ilgili tartışma Genel Kurul aşamasında yapılan bir yanlışlıktan kaynaklandı. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında, verilen önerge ile yürürlük tarihinin tasarıda öngörülen tarihten ileriye atılması sağlandı. Ancak ikincil mevzuata ilişkin tasarıda yer alan hükümlerin yürürlüğüyle ilgili önergede bir husus bulunmaması, bugün yaşanan çelişkiyi ortaya çıkardı.

Düzenlemenin önerge ile değiştirilmeden önceki halinde Kanun’un yayımı tarihinden 6 ay sonra, ikincil mevzuatın da 1 yıl sonra yürürlüğe girmesi öngörülüyordu. Bu haliyle, Kanun 14 Şubat 2011’de yayımlandığı için ikincil mevzuatın da 14 Şubat 2012’de yürürlüğe girmesi gerekiyordu. Ancak verilen önerge ile yürürlük tarihi 1 Temmuz 2012 olarak belirlenirken, ikincil mevzuata ilişkin erteleme unutulunca bugün yaşanan çelişki ortaya çıktı.

Eğer Hükümet kanunda öngörülen şekliyle ikincil mevzuatları çıkarmış olsaydı, daha yasa yürürlüğe girmeden tebliğ ve tüzükleri yürürlüğe girmiş olacaktı ki bu durum da teknik olarak birçok sıkıntı ortaya çıkacaktı. Başka bir ifade ile ikincil mevzuatın yasal dayanağı olmayacaktı.

İkincil mevzuat ne aşamada?
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre Ticaret Sicil Tüzüğü, Denetleme Tüzüğü ve Elektronik Genel Kurul Tüzüğü kısa sürede görüşe açılabilecek durumda. 6 Yönetmeliğin taslak metinler oluşturuldu ve detay çalışmaları devam ediyor. Diğer tebliğ çalışmalarından, Tüzük ve Yönetmeliklerden bağımsız olanlar;  E-Defter Tebliği, Kar Avansı Tebliği, Birikimli Oy Tebliği, Halka Açık Olmayan Anonim Şirketlerde Kayıtlı Sermaye Tebliği tamamlandı. Diğer tebliğler ise tüzük ve yönetmelik çalışmalarına paralel olarak tamamlanacak.

TTK’ya gelen eleştiriler ve Bakanlığın cevapları

1A – Ticari defterlerin açılış tasdiklerinin unutulmuş olması.

1B – Açılış ve kapanış detayları tebliğlerle belirlenecek.

2A – Açılış tasdikine tabi ticari defter sayısının artırılması.

2B – Defter sayısı 6’dan 7’ye çıkarıldı.

3A – Bazı defterlerin her yıl bastırılması zorunluluğu.

3B – Boş sayfalar izleyen yılda da kullanılabilecek.

4A – Kapanış tasdikine tabi defter sayısının artırılması.

4B – Ticari defterlerin tamamı kapanış tasdikine tabi tutularak bu sayı 2’den 7’ye çıkarıldı.

5A – Uygun defter tutmayanların hapse girmesi.

5B – 4 bin TL ön ödeme ile kamu davası ortadan kaldırılabilecek.

6A – Tutulması ve saklanması zorunlu belgelerin ibraz süresinin bulunmaması.

6B – Denetim usulüyle ilgili esaslar tüzük ve yönetmeliklerle belirlenecek.

7A – Belgelerin aslı ve fotokopisinin bir arada olmamasına onbinlerce lira ceza verilmesi.

7B – Sadece işletme dışına gönderilen belgeler için kopyasını bulundurma şartı var.

8A – Şirketten borçlanmaya getirilen yasaklamalar.

8B – Eski TTK ortakların şirkete borçlanmalarını hak olarak düzenlemediği için bunun ihlali de herhangi bir müeyyideye bağlanmamıştı.

Anonim ve limited şirket ortaklarının, şirkete borçlanmaları bu kişilerin şirkete sermaye olarak vermiş oldukları tutarları şirketten istemeleri anlamına gelir. Her borç verme işlemi sermayeyi azaltacağı için şirket alacaklılarının güvencesin erozyona uğrayacaktır.

Ortak olmayan müdürlerin ve bu kişilerin üçüncü derece dahil kan ve kayın hısımlarının şirkete borçlanmalarına dair bir yasak bulunmuyor.

9A – Anonim ve limited şirket yöneticilerine yönelik bilgilerin yazar kasa fişlerine nasıl yazılacağı.

9B – Kanun’da geçen “her türlü kağıt ve belge”den ne anlaşılması gerektiği tebliğlerle düzenlenecek.

10A – Urdu Dilini, Hungaroloji ve Sinoloji bölümlerini bitirenlerin yönetim kurulu üyesi olarak seçilebilecekleri.

10B – Yüksek öğrenimli olmak şartıyla herkes yönetim kurulu üyesi olabilir.

11A – Cezalar ağır olduğu için yöneticilerin hapse gireceği

11B – Şirket kuruluşu ve sermayesiyle ilgili belgelerin; yanlış, hileli, sahte, gerçeğe aykırı olması, gerçeğin saklanması dışındaki tüm cezalar erteleme ve ön ödeme kapsamında.

12A – Ticari sırrın açıklanmasının da açıklanmamasının da hapis cezasına tabi olması

12B – Yasaklanan ve cezai yaptırıma bağlanan fiil; şirketin ticari sırlarına herhangi bir şekilde vakıf olan kişilerin bu sırları, şirketin izni veya bilgisi dışında açıklaması veya kullanması. İnternet sitesinde yayımlanması öngörülen bilgilerin şeffaflık ilkesi çerçevesinde açıklanması suç teşkil etmiyor.

13A – Borçlanma yasak faiz serbest.

13B – Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler sermaye şirketi, kollektif ve komandit şirketler de şahıs şirketi olup borçlanma yasağı, sermaye şirketlerinin ortaklarını kapsıyor.  Şahıs şirketlerinde, şirkete konulan sermaye karşılığında ortaklara faiz ödenmesi mümkün iken sermaye şirketlerinde, şirkete konulan sermaye karşılığında ortaklara faiz ödenemeyecek.

14A – Şirket yöneticilerine ödenen paraların internette ilan edilmesi.

14B – Yönetim kurulu başkanı, üyeleri ve yöneticilere ödenen ücretler tek tek değil toplu olarak yayımlanacak.

Not:

A: Eleştiriler

B: Cevaplar

Kaynak: 17 Şubat 2012 tarihli Dünya Gazetesi

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Anonim Şirketlerle İlgili Başlıca Yeni ve Farklı Düzenlemeleri

TBB Hukuk Başdanışmanı Prof. Dr. Seza REİSOĞLU’nun Türkiye Bankalar Birliği’nin 22.10.2011’de Abant’da düzenlediği Konferansta sunduğu “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Anonim Şirketlerle İlgili Başlıca Yeni ve Farklı Düzenlemeleri” adlı tebliğe aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Anonim Şirketlerle İlgili Başlıca Yeni ve Farklı Düzenlemeleri

 

Deloitte: Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Bağımsız Denetim

Deloitte Türkiye tarafından yayınlanan ”Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Bağımsız Denetim – Geri Sayım Başladı” adlı çalışmanın ticaretkanunu.net’de yayınlanmasını mümkün kılan Deloitte Türkiye’ye ve yönetim kurulu üyesi ve ortağı M.Sait Gözüm’e teşekkür ederiz.

Çalışmaya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Bağımsız Deneti (Pdf) 

 

Yeni Türk Ticaret Kanunu – Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler – Prof. Dr. Abuzer KENDİGELEN

Yeni Türk Ticaret Kanunu – Değişiklikler, Yenilikler ve İlk Tespitler

Prof. Dr. Abuzer KENDİGELEN

Genel Açıklamalar

Başlangıç Hükümleri

Ticari İşletme

Kıymetli Evrak

Son (ve Geçici) Hükümler

Yürürlük Hükümleri

12 Levha  Yayıncılık A.Ş.
İstanbul, Ekim 2011
Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNSÖZ

İlk satırları bu yılın Şubat ayında kaleme alınan, ancak gerçekte Ön-Tasarıdan bu yana, her bir aşamada tasarı halindeki maddelerin kenarına yazılan küçük notlarla son altı yıldır gündemimde sürekli yer edinen bu çalışma, ilke olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun, bir yandan selefi 6762 sayılı Kanundan farklılıklarını, öte yandan da tamamen yeni olan kurumlarını kısaca açıklayarak, bir anlamda yeni kanunu değişiklikler ve yenilikler ekseninde tanıtmayı hedeflemektedir. Bu nedenle yeni düzenleme hakkında ayrıntıya girilmemiş, genel bazı tespit ve değerlendirmelerle yetinilmiştir.

Ancak yeni kanunun tamamı yapılırken gözümüze çarpan bazı eksikliklere ve çelişkilere, kanun koyucunun tercihi nedeniyle gündeme geleceğinden kuşku duymadığımız yeni sorunlara da ayrıca ve özel olarak işaret edilmiştir. Böylece bir akademisyen olarak üzerime düşen görevin, henüz yeni kanun yürürlüğe girmeden kısmen de olsa yerine getirilmesine çaba gösterilmiştir.

Elinizdeki bu çalışmada yeni Türk Ticaret Kanununun ticari işletme, ticaret şirketleri ve kıymetli evraka tahsis edilmiş ilk üç kitabı ile bu kitaplardan bağımsız olarak öngörülen başlangıç ve son hükümleri inceleme konusu yapılmıştır. Ayrıca kitabın başına yeni kanunu bir bütün olarak tanıtan ve değerlendiren bir bölüm eklendiği gibi, ilgili yerlerde TK’nın uygulanma şekli ve yürürlüğü hakkında 6103 sayılı Kanunda öngörülen hükümlere de yer verilmiştir.

Amacımız eski ve yeni Ticaret Kanununu karşılaştırmak olduğundan, herhangi bir hüküm farklılığına yol açmayan maddeler incelenmemiş, sadece değişiklik veya yenilik içeren hükümlerin açıklanması hedeflenmiştir. Bu nedenle çalışma yeni kanunun madde sırasına uyularak kaleme alınmıştır. Bununla birlikte şirketler hukuku kitabındaki değişikliklerin çokluğu karşısında, sadece bu kitaba yönelik olarak tüm maddelere, bir şekilde değinmek zorunda kalınmıştır.

Yeni kanunun getirdiği kurumlar ve tercih ettiği yeni terminoloji de dikkate alınarak eserin sonuna ayrıntılı bir kavram indeksi eklenmiştir. Buna karşılık incelemede yeni kanunun madde sırası esas alındığından, ayrı bir madde indeksine şimdilik gerek görülmemiştir.

Bu eseri tüm akademik basamakları birlikte aştığımız, her daim hissettirdiği sevgisi, yüzünden eksilmeyen tebessümü ve engin hoşgörüsü ile yaşamıma ayrı bir anlam katan, dünyaya getirdiği üç cimcime ile yuvamızı ayrıca şenlendiren sevgili eşim İlknur’a, yirmi yılı tamamlayan beraberliğimizin hatırasına ithaf ediyorum. Meleklerimiz Beyza Nur, Elifnaz ve Zeynep Su ile birlikte daha nice yılları sağlıklı ve mutlu geçirmemizi de yüce Mevla’dan diliyorum.

Kürsümüz araştırma görevlilerinden, kitabın son tashihini özenle yapan M. Halil Çonkar ile İ. Cem Soykan’a, kavram indeksini büyük bir özveriyle hazırlayan İ. Çağrı Zengin ve Necdet Uzel’e yardımlarından dolayı teşekkürü bir borç biliyorum. Bu esere katkıda bulunanlar arasına son olarak Yard. Doç. Dr. Alihan Aydın da katılmıştır. Kitabın yayımdan önceki son metnini okuyarak, önerilerini benimle paylasan sevgili kardeşim ve meslektaşım Alihan’a da katkılarından dolayı müteşekkirim.

Nihayet başta arkadaşım Erol Öz olmak üzere eserin yayımını üstlenen On iki Levha Yayıncılık AŞ mensuplarına da ayrıca teşekkür ediyorum.

Her zaman olduğu gibi, eserin Türk hukukuna katkıda bulunması ümidiyle…

Kızıltoprak, Ağustos 2011

Prof. Dr. Abuzer KENDİGELEN

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Tanıtılması ve Değerlendirilmesi Paneli

Ticaret Hukuku Günleri IV-2011-2012

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Tanıtılması ve Değerlendirilmesi 

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı tarafından düzenlenen Ticaret Hukuku Günleri’nin dördüncüsü 17 Aralık 2011 Cumartesi saat:10:00- 13:15 arasında İstanbul Beyazıt’ta bulunan İ.Ü. Merkez binası doktora salonunda gerçekleştirilecektir.

Oturum başkanlığını Prof. Dr. Arslan Kaya’nın yapacağı panel programı aşağıdadır;

”Birleşme”  – 10:00-10:30
Prof. Dr. Mehmet Helvacı/Arş. Gör. Fatih Aydoğan

”Bölünme” – 10:30-11:00
Prof. Dr. Mehmet Helvacı

Tartışma – 11:00-12:00

Ara – 12:00-12:15

”Tür Değiştirme ve Ortak Hükümler” – 12:15-12:45
Prof Dr. Abuzer Kendigelen

Program Afişine buradan ulaşabilirsiniz. 

Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar İle Tek Kişi Ortaklığının Esasları

Prof. Dr. Ünal Tekinalp – Kasım 2011 / 2. Baskı / 470 Syf. / Ciltli

İlk baskıda adı “Tek Kişilik Ortaklık I – Tek Paysahipli Anonim Ortaklık” olan bu kitap ikinci basısında “Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku ile Tek Kişi Ortaklığının Esasları” başlığıyla çıkmıştır. Bu değişikliğin sebebi, başlangıçta planlandığı ve açıklandığının aksine konuyu anonim ve limited ortaklıkları ayrı ayrı ele alan iki cilt halinde vermek yerine, aynı esere limited ortaklığı eklemenin bütünlük yönünden daha doğru olacağı yolundaki okuyucu görüşüdür.

Birçok kişi 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girmeden önce, köklü değişiklikler ve açınımların yapıldığı bu iki önemli ticaret ortaklığının sistemini bir arada görmeyi, tek kişi ortaklığını anılan türler bağlamında değerlendirmeyi arzulamıştır.

İkinci basıda, ilkinde olduğu gibi, birinci bölümde kuramsal düzen altında tek kişi ortaklığının yüzyılı aşan hukuki serüveni analiz edilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümlerde ise yeni Türk Ticaret Kanunundaki anonim ve limited ortaklık hükümleri yorumlanmış, sorunlar belirlenmiş, çözüm ve görüşler ileri sürülmüştür.

Not: Kitabın içindekiler bölümü için buraya bkz.

Eski TTK – Yeni TTK Madde Karşılaştırma Tablosu

6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu’nu ile 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu maddelerini karşılaştıran Tablolar aşağıda yer almaktadır.

Eski TTK – Yeni TTK Madde Karşılaştırma Tabloları
Eski TTK Madde 1-110
Eski TTK Madde 111-345
Eski TTK Madde 346-578
Eski TTK Madde 579-830
Eski TTK Madde 831-1028
Eski TTK Madde 1029-1212
Eski TTK Madde 1213-1377
Eski TTK Madde 1378-1475


Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu (2. Tıpkı Bası) – Levent Yaralı

Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu (2. Tıpkı Baskı) – Levent YARALI

Yaklaşım Yayıncılık – Nisan 2011 – 832 Sayfa

İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ

Okuyucunun karşısına ilk defa Ağustos 2010’da çıkan “Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu” adlı çalışmanın ilk baskısının yedi ay içerisinde tükenmesi üzerine söz konusu çalışmanın ikinci baskısının yapılması gereği doğdu.

Kitabın ilk baskısına yönelik olarak kaleme aldığı “Kitap İncelemesi”nde([1]) eleştiri ve takdirlerini ileten saygıdeğer hocam  Prof. Dr. Selahattin TUNCER’e, takdir ve teşviklerinden ötürü saygıdeğer hocam Prof. Dr. Şükrü KIZILOT’a, Referans Gazetesi’ndeki köşesinde çalışmayı ele alan([2]) saygıdeğer hocam Dr. Veysi SEVİĞ’e, kitaba yönelik ilgi ve teşviklerinden ötürü saygıdeğer hocalarım Yrd. Doç. Dr. A.Bumin DOĞRUSÖZ ve Yrd. Doç. Dr. İrfan BARLASS’a şükranlarımı sunarım.

Kitabın ilk baskısından sonraki süreçte çalışmaya yönelik ilgi, eleştiri ve takdirlerinden ötürü saygıdeğer hocalarım Prof. Dr. Ersin ÇAMOĞLU, Prof. Dr. İsmail KAYAR, Prof. Dr. İsmail KIRCA, Prof. Dr. Erdoğan MOROĞLU, Prof. Dr. Kâmil MUTLUER, Prof. Dr. Muallâ ÖNCEL, Prof. Dr. Hasan PULAŞLI, Prof. Dr. Ünal TEKİNALP, Prof. Dr. Ömer TEOMAN, Prof. Dr. Veliye YANLI, Doç. Dr. Ayşe ODMAN BOZTOSUN, Doç. Dr. Gül OKUTAN NILSSON, Doç. Dr. Erol ULUSOY,  Yrd. Doç. Dr. Ali PASLI, Yrd. Doç. Dr. Ümit Süleyman ÜSTÜN, Araş. Gör. Gülşen GEDİK, Araş. Gör. A.Selçuk ÖZGENÇ’e ve değerli meslektaşlarım Hâkim Tuncay ÇELİK, Hâkim Hasan ERDEM, Hâkim Hasan HACIGÜL, Av. Mehmet Feridun İZGİ, Av. Akın Gencer ŞENTÜRK’e ve Dr. Gökhan GÜRLER’e teşekkür ederim.

“İlk” çalışmanın gördüğü ilgi ve takdir, yeni çalışmalar açısından eşi bulunmaz bir teşvik kaynağı oldu. Bu nedenle, kitaba ilgi gösteren herkese ayrıca teşekkür ederim.

Kitabın ilk baskısının güncelliğini koruması ve hâlen vatanî hizmetimi Trabzon’da ifa etmem sebebiyle, ikinci baskıyı tıpkı basım olarak sayın okuyucuya sunuyoruz.

Çalışmaya yönelik değerli görüş, eleştiri ve yorumlarınızı leventyarali@gmail.com e-posta adresine iletmenizi rica ederim.

Levent YARALI, LL.M.

Boztepe/Trabzon, 05.04.2011


[1] Bkz. Yaklaşım, Şubat 2011, Sayı: 218.

[2] Bkz. Referans Gazetesi, 18.09.2010.

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

KİTAP HAKKINDA YAZILANLAR

1 – Prof. Dr. Arslan KAYA’nın ÖNSÖZ’ü

2 – Prof. Dr. Selahattin TUNCER’in Kitap İncelemesi

LİMİTED ŞİRKETİN KAMU BORÇLARINDAN MÜDÜRLERİN VE ORTAKLARIN SORUMLULUĞU(KİTAP İNCELEMESİ)

Yazar: Prof. Dr. Selahattin TUNCER

Yaklaşım / Şubat 2011 / Sayı: 218

I- GİRİŞ

Uzun süreden beri Yaklaşım Dergimizde mesleki kitaplar ve yayın­larla ilgili eleştiri ve değerlendirme yazıları yazamadım. Hâlbuki son yıllarda bu alanda ne kadar zengin ve renkli bir yayın bolluğu var. Herhalde güncel sorunların ağırlığı yüzünden olacak, bu tür kitaplara bir göz atma, karıştırma ve okuma fırsatı bulamıyoruz.

Yenilerde tanımış olduğum, Yüksek Lisansını tamamlamış ve daha öncede Avukat olmuş Levent YARALI’nın imzalayıp bana özel şekil­de sunduğu, yukarıda başlığı gösterilen eseri aylardan beri masamda durduğu halde, bu kalın ve güzel basılmış eseri hakkında bir inceleme ve değerlendirme yazısı yazmak bir türlü mümkün olamadı. Hâlbuki emek­li olmuş eski hocaların diğer bir görevi de genç kuşağın yetişmesi için onlara yardımcı olmak, onları bu alanda desteklemek ve çalışmaları­nı değerlendirerek onları yüreklendirmek olmalıdır.

Levent YARALI’nın kitabını incelemeye başladığım zaman gördüm ki, Kitabın başında onun tez danışma hocası ve aynı zamanda Jürinin baş­kanlığını yapmış olan İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Ticaret Hu­kuku Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Arslan KAYA’nın yazmış olduğu iki sayfa­lık Önsöz’de bu alanda yetkili bir otorite hem öğrencisini ve hem de onun bu çalışmasını mükemmel şekilde değerlendirme görevini yapmıştır. Bu güzel ve kapsamlı Önsöz sunum yazısından sonra benim bunlara ekleye­cek birşeyim var mı diye gerçekten düşündüm. Ben kendi görüş ve dü­şüncelerimi açıklamadan önce, bu Önsöz’den aşağıya bazı kısımlar aktarmak istiyorum. Bakınız Hocası bu tez için neler diyor.

II- PROF. DR. ARSLAN KAYA’NIN DEĞERLENDİRMELERİ

“Yukarıda ifade ettiğim üzere, çalışma öncelikle başta ticaret hukuku, vergi hukuku ve borçlar hukuku olmak üzere birden çok disiplini içermekte ve sorunu tüm yönleriyle değerlendirmektedir. Belirttiğim üzere, konu hakkındaki sorunların doğru değerlendirilmesi de esasen bu şekilde olanaklıdır. Nitekim, bu özelliği sebebiyledir ki, Sayın YARALI tekçi değerlendirmelerin aksine eserinde mevcut sorunları daha farklı ve ayakları yere basar şekilde incelemiştir. Özellikle AATUHK md. 35 ve mükerrer md. 35 ile VUK md. 10 hükümleri, hem sıklıkla yapılan değişiklikler hem de maddi hukuk tekniği itibariyle metin sorunları sebebiyle izaha muhtaç durumdadır. İşte bu noktalarda, sorunun maddi hukuk değerlendirmesi önem arz etmektedir. Sayın YARALI bu noktada ticaret hukukuna vukufiyeti sebebiyle yetkin değerlendirmeler yapmıştır.

Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu sorununu inceleyen çalışmalara bakıldığında daha ziyade maliye, muhasebe ve işletme kökenli yazarların konu hakkında çalışma yaptığı görülmektedir. Bu çalışmalarda, ait oldukları disiplinin tabii bir sonucu olarak, soruna sadece bir tahsil sorunu olarak bakılmaktadır. Oysa, sorun sadece bir tahsil sorunu değildir. Zira, borç esasen sermaye şirketi de olan bir tüzel kişiliğin borcudur. Müdürlere ve özellikle ortaklara gidilebilmesinde konunun hukuki gerekçesinin ve gereklerinin oluşturulması, müracaat şartlarının belirlenmesi ve daha da önemlisi sermaye şirketi ve tüzel kişilik olgusuna rağmen müdürlere ve ortaklara gidilmesinin teorik izah ve gerekçelerinin oluşturulması ya da buna somut olay bağlamında imkan tanırken hukuki gerekçelerin sağlam ve yerinde olması önemlidir. İşte, tüm bu gerekler ancak bir hukukçunun değerlendirmesi ile mümkündür; konunun maliye, muhasebe ve işletme boyutu ancak burada yardımcı bir unsur veya sonucu aydınlatmada bir destektir.

Eserdeki önemli bir özellik de yoğun bir bilgi ve emek ürünü olmasında gözükmektedir. Sayın YARALI, malzemeyi hem tam toplamış, toplayıcılıkla kalmamış ayrıca topladığı malzemeyi işlemiş, değerlendirmiştir… Son tahlilde YARALI bu konudaki önemli çalışmaların, kararların, görüşlerin çoğuna ulaşmış, aynı zamanda da bunları değerlendirmeye tabi tutmuş, kendi öznel ve özel sonuçlarını ortaya koyabilmiştir.”

Görülüyor ki, Hocamız bu konuda hukuki görüşün ağırlığını ve önemini açık şekilde vurgulamıştır. Bu yüzden soruna güçlü bir hu­kukçunun eğilmesinin ve görüş bildirmesinin yararlarını açık şekilde ortaya koymuştur.

Ben Hocamızın görüşlerine aynen katılıyorum ve bu hizmetinden dolayı kendisine takdir ve tebrik­lerimi sunmak isterim.

Ben de uygulamadan gelen bir Hoca ve mesleği gereği konuya yaban­cı olmayan okuyucu olarak eser hakkındaki değerlendirmelerime aşağıda yer vereceğiz.

III- ÇALIŞMANIN TÜRÜ

Av. Levent YARALI bilimsel çalışmayı seven ve bu işe gönül vermiş amatör bir araştırmacıdır. Mesleğini yaparken işinde çok dikkatli, titiz ve mükemmelcidir. Mesleği icabı hukuki sorunlarla uğraşırken kendisine ko­nu olarak “Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu”nu bilimsel araştırmaya bir başlangıç olarak seçmiş ve ilk basamak olarak Yüksek Lisans çalışmalarına başlamıştır. Bu iş için en uygun yer de ancak İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü olabilirdi. O da bu seçimi yapmış ve Ticaret Hukuku Hocası Prof. Dr. Arslan KAYA’nın rahle-i tedrisinde çalışmaya başlamıştır. Sonunda tez hazırlanmış, beş üyeden oluşan yetkin bir Jüri huzurunda gerekli savunma yapılmış ve tez oybirliği ile kabul edilmiştir.

Yüksek Lisans (master) payesi almış olan genç araştırmacı bununla yetinmeyerek, bu Tezini Jüri üyelerinin öneri ve tavsiyelerine göre geliştirmiş ve genişletmiş ve Yaklaşım Yayınları da bu çalışmayı en mükemmel şekilde yayımlamıştır.

A- USUL VE ŞEKLE AİT DEĞERLENDİRME

Bir bilimsel çalışmanın içeriği kadar baskısı, cildi, tertip ve tanzimi, gibi dış görünüş ve şekle ait hususlar da önemlidir. Değerli bir çalışma bu nitelikleri açısından yetersizse ve eserin albenisi yoksa okuyucu daha ilk karşılaşmada şoke olur ve kitaba bakmak bile istemez. Sunumun güzel olması yazarı için iyi bir puandır.

Hemen söylemeliyim ki, Avukat Levent YARALI’nın bu açıdan başarısı çok yüksektir. Bunda Yaklaşım Yayınları’nın da katkısı büyüktür. Ben kitabı çok beğendim ve sevdim. Gerçekten sonuç başarılı olmuştur.

B- KİTABIN DÜZENİ

Artık Türkiye’de de Batı standardında kitaplar basılıyor ve neş­riyat yapılıyor. İşte yazarın, bu ilk kitabı da tereddütsüz söyleyebi­lirim ki batı standardında bir yayın olmuştur. Bunda yazarın titizliği ve ince zevki gerçekten ağır basmıştır.

Usul ve şekle ait değerlendirme ile işe devam edecek olursak baş tarafa konulan ve benim “Başlarken” diyebileceğim kısımda bazı yenilikler dikkatimi çekti. Bunlar:

Önce Yazar bu çalışmasını, genç yaşında kaybettiği Annesinin aziz hatırasına ithaf etmiştir. Bu, sunuş çok duygusal ve yerinde bir jest olmuş.

Hocası Prof. Dr. Arslan KAYA’nın harika Önsöz’ü bence kitap ka­dar önemli bir sunum. Hoca öğrencisine tam not vermiştir.

Sonra Yazar’ın Teşekkür’ü. Şimdiye kadar hiç bir kitapta rastlamadığım tam beş sahifelik bir “Şükran borcu ödemesi”. Bunları düzgün bir sıraya koyarak kitaba emeği geçen herkese teşekkür ediyor. Bu da Yazar’ın incelik ve kibarlığını gösteriyor.

Giriş kitabın ana hatları ile takdimi. Ben bu bölümden çok yararlandım. Giriş okuyucu ile kitabın tanışmasını çok kolaylaştırı­yor.

İki sahifeden oluşan Kısaltmalar deyim ve kavramları çözmede okuyucuya yardımcı oluyor.

İçindekiler kalın kitabı ustaca kavrayan başarılı bir anah­tar olmuş.

20 sahifelik zengin Bibliyografya kitabı hem süslemiş hem de zenginleştirmiş.

Bugün Batıda yayımlanan kitaplara Konu ve Kavram Dizini ile İsim Dizini şeklinde ilaveler yapıyorlar. Ben de bazı kitaplarımda bu anahtarları kullandım ve başarılı oldu.

Bu tür bir bilimsel eserce tezde yukarıda başlıklarını verdiğim dizinlere gerek var mı veya yok mu pek kestiremedim. Konu ve kavram dizini ile eserde geçen deyimlerin açıklamaları hangi sahifelerde ise bunlar alfabetik bir sıra içinde veriliyor, İsim Dizini ise adı geçen zevatın ad ve soyadlarına göre sıralanmasından oluşan bir fih­rist niteliğinde. Yazara bu konuda bir hatırlatma yapmak istedim. Karar ve takdir kendisine ait.

IV- KONU VE İÇERİĞE AİT DEĞERLENDİRMELER

Bir bilimsel çalışmanın değerlendirmesinde en önemli ve ağır basan yön o çalışmanın konusu, içeriği, konunun işlenmesi, dilin akıcılığı, sorunların ele alınıp tahliline ait hususlar olmaktadır.

832 sahifeden oluşan hacimli bir çalışmanın eleştiri ve değerlen­dirmesini kısa bir zamanda yapmanın zorluğunu okuyucularımın takdirine bırakıyorum. Diğer yandan mesleğim icabı bu konuya yakın bir hoca ol­mama rağmen konunun da tam içinde değilim. Bu nedenle fazla ayrıntıya inmeden not edebildiğim; hususları şöyle sıralamak isterim.

A- İNCELEMENİN PLÂNI

Bu araştırmanın inceleme plânı danışman hocanın da yardımı ile çok mükemmel şekilde dizayn edilmiştir. Buna göre konu iyi belirlenmiş ve çalışma bir girişten sonra dört ana bölüm halinde sıralanmış ve sonra da 250 örnekten oluşan Emsal Yargı Kararları ile desteklenmiş ve zengin bir bibliyografya ile bağlanmıştır. Bu inceleme yöntemi amaca uygun ve geniş kapsamlıdır.

B- ESERİN KONUSU VE BÖLÜMLERİ

Yüksek lisans tezleri, başlangıç olduğu için nispeten hafif ve kolay konular ele alınarak işlenir. Fakat yazarın mesleği avukat­lık olduğu ve işin içinde bulunduğu için olacak, konu olarak “Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu”nu seçmiş ve bu çetrefil konuyu işlemiştir. Bilindiği gibi uygulama­da limited şirketlerin ortak ve müdürleri ile kamu alacaklısı olan idare veya kuruluş arasında doğan anlaşmazlıklar, bu konudaki yasal düzenlemelerin sürekli olarak değişmesi yüzünden yerli yerine otu­ramamış ve bir prensip kararına varılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden konu ile ilgili doktrin ve yargı kararları çok değişik ve farklı olduğundan Yazar bu güncel konuyu alıp çözmeye ça­lışmıştır.

Çalışma dört ayrı bölüm ile bunları tamamlayıcımahiyette olmak üzere uygulamaya ışık tutan 250 kadar emsal karardan oluşmaktadır.

Metin kısmı 271 sahifeden ibaret olup asıl kalınlık 540 sahifeye ulaşan emsal kararlardan kaynaklanmaktadır. Kitabın sonuna eklenen ve 20 sahifelik ayrıntılı bibliyografya esere ayrı bir zenginlik kazandırmış­tır. Bölümlere gelince:

Birinci Bölüm: Konunun özünü oluşturan Limited Şirketin hukuki açıdan yapısı, özelliklerine ait açıklamalar çalışmanın Birinci Bölümün­de yer almıştır. Burada inceleme, Ticaret Hukukunun müdür ve ortaklar hakkındaki temel düzenlemeleri üzerinde yoğunlaşmıştır.

İkinci Bölüm: Müdür ve ortakların sorumluluk kapsamına giren kamu alacağı kavramı, ikinci bölümün konusunu oluşturmuştur. Yazar ay­rıca bu bölümde vergi hukuku açısından özellik taşıyan vergi yükümlülü­ğü ve vergi sorumluluğu üzerinde ayrıca durmuştur.

Üçüncü Bölüm: Limited şirketin kamu borçlarından müdürlerin sorumluluğu konusuna ayrılmıştır. Yazar burada kanuni temsilci olarak, kamu borçlarından müdürlerin sorumluluğunu incelemiştir. Bu sorumluluğun esasları, sınırları ve koşulları üzerinde durulmuştur.

Dördüncü Bölüm: Konunun bir devamı olarak yazar, bu bölümde limited şirketin kamu borçlarından dolayı ortakların sorumluluğu üzerinde durarak eseri tamamlamıştır. Ticaret hukukuna ve diğer ilgili mevzua­ta göre bu sorumluluğun niteliği, koşulları, sınırları ve sona ermesi ile ilgili sorunlar açıklanmıştır.

Bu çalışmanın en ilginç yanı yazarın gerekli inceleme, araştırma sonunda bulabildiği binlerce karar içinden seçmeler yaparak bunlardan 250 adedini 1) Müdürler, 2) Ortaklar, 3) Çıkma ve çıkarılma, 4) Muhte­lif, 5) Limited şirketin kamu borçlarından müdürlerin sorumluluğu, 6) Limited şirketin kamu borçlarından ortakların sorumluluğu, 7) Kamu alacağı başlıkları altında, Emsal Yargı Kararları şeklinde toplamasıdır. Bu kararlar bu tartışmalı konuda bir içtihadın gelişmesine de yardımcı olacaktır.

Bu çalışma gerçekten bilimsel açıdan takdir edilecek bir “başarı örneği”dir.

C- LİMİTED ŞİRKET UYGULAMASI TÜRKİYE’DE İSTİSMAR EDİLDİ

Anonim şirketin az ortaklı ve küçültülmüş modeli olan limited şir­ket (Almanca deyimle, Geselschaft mit beschraenkter Haftung -GmbH) Alman Ticaret hukukçuları tarafından yaratılmış ve sonra da diğer ülkelerde kabul görerek uygulamaca konulmuş bir sermaye şirketi türüdür. 1926 yılında Eski Ticaret Kanunu ile uygulanmaya başlamış ve kesintisiz de­vam etmiştir.

Uygulama sonuçlarına gelince;

Kitabın 271. sahifesinde Yazar Türkiye’de son on yıl içinde kurulan ve kapatılan limited şirketlere ait istatistikî bilgi vermiştir. Bu sayısal verilere göre Türkiye’de son beş yıl için her yıl ortalama 40 ila 50 bin arasında değişen limited şirket kurulmakta ve yine aynı dönemde yine her yıl 7 ila 8 bin arasında değişen sayıda şirket kapanmaktadır. Tasfiye bir yana bırakılacak olursa, kalan tortu, yani stoka eklenen limited şirket sayısı, elde sayısal veri olmadığı için bilinememekle beraber astronomik sayılara yükselmiştir. Fakat hemen belirtelim ki, stoktaki şirketlerin çoğu çalışmayan, ortakları belirsiz, araştırma sonunda adresinde bulunamayan, sermaye yetersizliği yüzünden yenilenemeyen, tasfi­yesi sonuçlandırılamayan “ölü” diyebileceğimiz limited şirketlerdir. Her vergi dairesinde bunlardan binlercesinin örnekleri vardır ve dosya­ları Osmanlıca deyimle “hıfza çekilmiştir. Belki deyim biraz ağır ola­cak ama Türkiye gerçekten bir “limited şirket mezarlığı” haline gelmiştir.

Bu durumun nedenleri üzerinde de kısaca durmak isterim. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın sağladığı kolaylıklar sonunda Türkiye’de limited şirket kurmak çok kolaylaşmıştır. Bu alanda çalışan danışmanların yardım ve desteği ile, iki veya üç ortağın bir araya gelip karar vermelerinden sonra, danışman kuruluş 3-4 gün içinde size bir limited şir­ket kurup, ticaret siciline tescilini de yaptırdıktan sonra gerekli bel­geleri teslim eder. Fakat gün gelip bu şirketi kapatıp tasfiye etmek is­terseniz bu işlem için 1-3 yıl zaman harcamak gerekebilir. Yani bazı durumlarda üç günde kurulan şirketinizi üç yılda bile tasfiye edip kurtulamazsınız. Ben bu olayları şahsen yaşamış bir kişi olarak aktarıyorum.

Türkiye’de niye bu kadar çok limided şirket kuruluyor? Sorusu üzerinde durmak isterim. Bunun nedenlerini üç başlık altında toplayabiliriz. İlki; pür ticari ve sınai amaçlarla, ciddi bir iş kurmak içindir. İkincisi; amatörce ve bir iş kurup ticari hayatı denemek için de şirket kurul­maktadır. Sonuncusu ise; hayali bir limited şirket kurup “naylon fatura” düzenlemek için işe başlamak, mevcut olmayan bir adres ve telefonla mükellefiyet tesis edip, piyasayı dolandırmak ve sonra da sır olarak kaybolmak ve hayali limited şirketi ortada bırakmak. İşte vergi dairelerinde biriken limited şirket dosya stoklarının nedeni son iki gruba giren müteşebbislerin(!) marifetidir.

V- GENEL DEĞERLENDİRME

Gerek Hesap Uzmanlığım sırasında, gerekse emekli olduktan sonra danışman olarak çalıştığım yıllarda limited şirketlerin kamu borçların­dan dolayı müdür ve ortaklar hakkında icrai takibat başlatılması olayı ile çok kez karşılaştım.

Dikkat edilecek olursa, bu konu vergi denetimi dışında kalan bir sorundur. Vergi daireleri, kamu alacaklarının sorumlu takipçisi olarak, Limited şirketin müdür veya ortaklarına vadesinde ödenmeyen kamu alacakları ile ilgili olarak yedi gün içinde borçlarını ödemeleri için Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa’nın 55. maddesi gereğince bir ödeme emri tebliğ ederek, vadesinde ödenmeyen borçların ödenmesini veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bildirilir.

Borçlu bu tebliği alır almaz gerçekten borcu varsa ödemeye çalışır. Eğer gerçekten borcu yoksa veya borç ödenmiş ise ayrıntıları açıklayarak vergi dairesine yazılı olarak başvurarak ödeme emrinin kaldırılmasını talep edebilir. Öte yandan borçlu, borcu olmadığı kanaatindeyse, ödeme emrini tebellüğünden itibaren 7 gün içerisinde Vergi Mahkemesinde dava açarak ödeme emrinin iptalini talep etmelidir. Bu formalite yerine getirilmez ve süre geçerse borç kesinleşir ve icrai takibata devam olunur.

Ödeme emrinde bu nokta çok önemlidir. Çoğu mükellefler vergi dairesine başvurup vergi mahkemesinde dava açmayı ihmal ederek 7 günlük süreyi doldurduklarından ödeme emrine itiraz hakları kaybolmakta ve bazen haklı oldukları halde bu borçlar yüzünden takibata maruz kalmaktadırlar. Vergi Dairelerinin bu noktada mükellefi uyarmaları ge­rekir. Böyle bir uyarının önceden yapılması birçok haksızlık ve karma­şayı önleyici niteliktedir. Çünkü ödeme emri hem tehlikeli ve hem de önemli bir resmi belgedir. Mükelleflerin ödeme emrini içeren tebligat zarfını alırken dikkatli olmaları ve tebligata tarih koymaları ve hukuki süreç ve hakları hakkında tereddütte kalmaları durumunda konunun uzmanı bir hukukçuya danışmaları gerekir.

Vergi mahkemelerinin konuyu dikkatle inceleyerek ve ilgilileri mağdur etmeyecek bir süre içinde ihtilafı karara bağlaması gerekir. Uygulamada bu davalar aylarca ge­cikmekte ve borçlu kararı sabırsızlıkla beklemektedir. Mahkemeler bu kararı çoğu kez Hazine yararına çözüme bağladıkları veya borçlu, gerekli hukuki desteği almadığı ve kendini yeterli şekilde savunamadığı için davayı kaybetmekte, sorumluluğu sınır­lı bir şirkette, tüzel kişiliğe ait bir borcu şahsen yüklenmek zorunda kalmaktadır.

Vergi daireleri sorumluluktan kurtulmak için, müteselsil nitelikte olan veya olmayan bir borç nedeniyle, aynı tutar borcu hem yöneticiden hem de eski/yeni ortaklardan istemekte bir sakınca görmeden ödeme emirlerini çıkarıp borçlulara tebliğ etmekte ve sorumluluğu üzerinden atmaktadır. Hâlbuki Yazar’ın da işaret ettiği gibi, konunun ne kadar önemli incelikleri vardır. Memurların bu noktada daha sorumlu ve duyarlı olmaları gerekir.

Bu açıklamaları bir yana bırakacak olursak, Levent YARALI’nın hazırlamış olduğu, Yüksek Lisans tezini de içeren 800 küsur sayfalık Kitabı için ulaştığımız sonuç ve değerlendirmeleri birkaç ana başlık altında toplayarak yazımı bağlamak istiyorum:

1- Yazar Levent YARALI’nın çok yönlü ve çok değişken bir sorun olan Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu konusunu her boyutu ve özellikle avukat olarak hukuki açıdan inceleyerek ortaya koyduğu eseri, bu işlere yeni başlayan bir amatörün kolay kolay ulaşılamayacağı bir düzeyde olup, bu karmaşık sorunu çözmeye çalışmıştır. Jüri­nin ittifakla uygun bularak kabul ettiği bu sonuca ben de bir hoca ve okuyucu olarak aynen katılıyorum. Ayrıca çok titiz, ayrıntılı ve akıcı dile sahip ça­lışmasından dolayı yazarı kutlamak istiyorum. Bu gerçekten çok güzel bir başarı örneği olmuştur.

2- İşaret ettiğim gibi, Yazar’ın işlediği konu, çok yönlü ve ayrıca değişkendir. Yeni Türk Ticaret Kanunu, Ocak 2011 itibarıyla TBMM’de kabul edilmiş ve 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Yarım yüzyıllık ömrünü tamamladığı için değişmesi gündemde olan Vergi Usul Kanunu da muhtemelen yakında değişecektir. Bu açıdan söz konusu Kanunlardaki değişiklikler yürürlüğe girdiğinde, limited şirketin kamu borçlarından müdürlerin ve ortakların sorumluluğu konusunu hem ticaret hem de vergi hukukunun tüm ayrıntıları açısından irdeleyen bu dev çalışmanın, tekrar gözden geçirilerek Yazar’ı tarafından güncellenmesi gerekebilecektir. Bu da değişken ve çok yönlü konuları işlemenin neden olduğu bir tehlike olarak ortadadır. Yazarların bu açıdan dikkatli ve titiz olmaları gerekir.

3- Bu çalışma geçtiğimiz yılın Ağustos ayı ortalarında Yaklaşım Yayınları tarafından basılarak piyasaya çıkarılmıştır. Demek oluyor ki, bu güzel kitap 4-5 ayda gerekli yerlere ulaşmış durumdadır. İstihbaratımıza göre, çalışma ticaret ve vergi hukuku ile ilgili bilimsel çevrelerde ve yargı kuruluşlarında ilgi ile karşılanmış ve takdir toplamıştır. Bu da çalışmanın yalnız bilimsel açıdan değil, uygulama açısından da yararlı olduğunun göstergesi sayılır. Yazar’ın Teşekkür’ünün sonunda temenni ettiği şekilde, çalışma kendi konusunda bir boşluğu doldurmuş ve uygulamaya ışık tutmuştur. Yazar müsterih olsun, amacına ulaşmıştır.

Ben de “ticaret ve vergi hukukçuları arasında temayüz eden” yazar Levent YARALI’yı kutluyor, başarılarının devamını bekliyorum.

 

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ 5
TEŞEKKÜR 7
GİRİŞ 13
KISALTMALAR 15

BİRİNCİ BÖLÜM
LİMİTED ŞİRKET YAPISI

I. LİMİTED ŞİRKET 37
A. GENEL OLARAK 37
B. LİMİTED ŞİRKETİN TÜZEL KİŞİLİĞİ, EHLİYETİ VE ORGANLARI 42
1. Tüzel Kişi Olarak Limited Şirket 43
2. Limited Şirketin Hak ve Fiil Ehliyeti 43
3. Limited Şirketin Organları 46
a. Genel Olarak 46
b. Genel Kurul 46
c. Müdürler 48
d. Denetçiler 48
4. Şirket İle İlgili Hususların Ticaret Siciline Tescil ve İlanı 49
II. MÜDÜRLER 54
A. MÜDÜR İLE İLGİLİ KAVRAM VE NİTELİKLER 54
1. Müdür Kavramı 54
2. Organ Kavramı ve Müdürlerin Organ Niteliği 54
3. Müdürlerin Limited Şirket İle Olan Hukuki İlişkisinin Niteliği 56
4. Kanuni Temsil ve Kanuni Temsilci 57
5. Kanuni Temsilin Müdürler ve Kamu Borçları Açısından Değerlendirilmesi 62
6. Üst Düzey Yönetici veya Yetkililer İle Kanuni Temsilciler 65
B. MÜDÜR OLABİLECEKLER 66
1. Gerçek Kişiler 66
2. Tüzel Kişiler 67
3. Ortak Olanlar 69
4. Ortak Olmayanlar 69
C. MÜDÜRLÜK SIFATININ KAZANILMASI 70
D. MÜDÜRLERİN GENEL YETKİ, GÖREV VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ 73
1. Genel Olarak 73
2. İdare Hak ve Görevi 75
3. Temsil Yetki ve Görevi 76
a. Genel Olarak 76
b. Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması 78
(1) Genel Olarak 78
(2) Birlikte Temsil 79
(3) Temsil Yetkisinin Merkez veya Şubelere Münhasır Tutulması 80
4. Rekabet Yasağı 81
E. MÜDÜRLÜK SIFATININ KAYBEDİLMESİ 82
F. MÜDÜRLER İLE İLGİLİ HUSUSLARIN TESCİL VE İLANI 86
III. ORTAKLAR 89
A. ORTAK KAVRAMI 89
B. ORTAKLIK SIFATININ KAZANILMASI 90
1. Genel Olarak 90
2. Aslen Kazanma 91
3. Devren Kazanma 91
a. Genel Olarak 91
b. Payın Ortakların Muvafakati İle Devri 92
(1) Taahhüt ve Tasarruf İşlemleri 92
(2) Devrin Ortaklığa Bildirimi ve Pay Defterine Kayıt 97
(3) Devrin Genel Kurulca Onaylanması 98
(4) Payın Ortakların Muvafakati Gerekmeden Devri 99
C. ORTAKLARIN BORÇ VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ 100
1. Sermaye Borcu 100
2. İdare ve Temsil Görevi 101
3. İkincil Yükümler 101
4. Rekabet Yasağı 101
D. ORTAKLIK SIFATININ KAYBEDİLMESİ 102
1. Genel Olarak 102
2. Çıkma 102
3. Çıkarılma  107
a. Genel Olarak 107
b. Ortağın İflası veya Payının Haczi Hâlinde 108
c. Haklı Sebeplerin Varlığı Hâlinde 110
d. Ortağın Temerrüdü Hâlinde 112
4. Ortaklıktan Ayrılmanın Sonuçları 113

İKİNCİ BÖLÜM
KAMU ALACAĞI

I. KAMU ALACAĞI KAVRAMI VE KAMU ALACAĞININ KAPSAMI  116
A. KAMU ALACAĞI KAVRAMI 116
B. KAMU ALACAĞININ ÖZELLİKLERİ 117
C. KAMU ALACAĞININ KAPSAMI 119
1. Genel Olarak 119
2. Asli Kamu Alacakları 125
a. Genel Olarak 125
b. Vergi 125
c. Resim 128
d. Harç 128
e. Ceza Soruşturma ve Takiplerine İlişkin Muhakeme Masrafları 130
f. Vergi Cezası 130
g. Para Cezası 134
3. Fer’i Kamu Alacakları  135
a. Genel Olarak 135
b. Gecikme Zammı 136
c. Gecikme Faizi 138
d. Tecil Faizi 139
e. Haksız Çıkma Zammı 140
f. Pişmanlık Zammı 141
4. Kamu Hizmeti Uygulamasından Doğan Diğer Kamu Alacakları 143
5. Kamu Alacaklarının Takip Masrafları 145
II. KAMU ALACAĞININ TARAFLARI 145
A. GENEL OLARAK 145
B. KAMU ALACAKLISI 146
1. Genel Olarak 146
2. Devlet 148
3. İl Özel İdaresi 148
4. Belediye 148
C. KAMU BORÇLUSU 149
1. Kamu Borçlusunun Tanımı 149
2. Kamu Borçluları 149
a. Kamu Alacağını Ödemek Zorunda Olan Gerçek ve Tüzel Kişiler 149
b. Kanuni Temsilciler 150
c. Mirasçılar 150
d. Vergi Yükümlüsü 151
e. Vergi Sorumlusu 155
f. Kefil 160
g. Yabancı Şahıs ve Kurumların Temsilcileri 160

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
LİMİTED ŞİRKETİN KAMU BORÇLARINDAN MÜDÜRLERİN SORUMLULUĞU

I. GENEL OLARAK 161
II. KAMU BORÇLARINDAN SORUMLULUK KAVRAMI 161
III. KAMU BORÇLARINDAN SORUMLULUĞA İLİŞKİN DÜZENLEMELER 162
A. AATUHK. MÜK. M. 35 DÜZENLEMESİ 164
1. AATUHK. Mük. m. 35’in İlk Hali 164
2. AATUHK. Mük. m. 35’de Yapılan Değişiklikler 165
a. AATUHK. Mük. m. 35’e İlave Edilen 5. Fıkra 167
b. AATUHK. Mük. m. 35’e İlave Edilen 6. Fıkra  168
B. VUK. M. 10 DÜZENLEMESİ 172
1. VUK. m. 10/2’nin İlk Hali ve Yapılan Değişiklikler 172
2. VUK. m. 10’un Yürürlükteki Düzenlemesi 172
IV. SORUMLULUĞUN HUKUKİ NİTELİĞİ 173
A. SORUMLULUK HÜKÜMLERİNİN KUSUR ESASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ 173
1. AATUHK. Mük. m. 35’in Kusursuz Sorumluluğa Dayanması 173
2. VUK. m. 10’un Kusur Esasına Dayanması 175
3. AATUHK. Mük. m. 35 Ve VUK. m. 10’un Kusur Açısından Değerlendirilmesi 180
B. SORUMLULUĞUN FER’İLİĞİ 181
C. SORUMLULUĞUN MÜTESELSİL OLMASI 182
D. SORUMLULUĞUN SINIRSIZ ŞAHSİ OLMASI  184
V. SORUMLULUĞUN KAPSAMI 184
A. AATUHK. MÜK. M. 35 AÇISINDAN MÜDÜRLERİN SORUMLULUĞUNUN KAPSAMI 184
B. VUK. M. 10 AÇISINDAN MÜDÜRLERİN SORUMLULUĞUNUN KAPSAMI  186
C. AATUHK. MÜK. M. 35 VE VUK. M. 10’UN KAPSAMININ DEĞERLENDİRMESİ 188
VI. KAMU BORÇLARINDAN SORUMLULUĞUN ŞARTLARI 191
A. AATUHK. MÜK. M. 35 KAPSAMINDA MÜDÜRLERİN SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI 191
1. Genel Olarak 191
2. Kamu Alacağının Tahsil İmkânsızlığı 192
3. Kamu Alacağının Tahsil İmkânsızlığının Anlaşılması 195
B. VUK. M. 10 KAPSAMINDA MÜDÜRLERİN SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI  197
1. Genel Olarak 197
2. Vergi ve Vergiye Bağlı Alacakların Tahsil İmkânsızlığı 198
3. Limited Şirketin Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesi 203
a. Vergi Ödevleri 203
b. Maddi Vergi Ödevi 205
c. Şeklî Vergi Ödevleri 205
(1) Bildirimde Bulunma 206
(2) Defter Tutma 208
(3) Belge Düzenine Uyma 212
(4) Defter ve Belgeleri Muhafaza ve İbraz 214
(5) Beyanname Verme 216
(6) Diğer Ödevler 218
(7) Ödevlerin Yerine Getirilmemesinin Vergi Ödevleri İle İlgili Hukuk Kurallarına Aykırılığı 218
4. Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesinde Müdürlerin Kusuru 219
5. Tahsil İmkânsızlığı İle Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesi Arasında İlliyet Bağı 225
VII. MÜDÜRLERİN SORUMLULUK HÜKÜMLERİNİN KARŞILAŞTIRMASI 226
A. SORUMLULUĞUN KAPSAMI AÇISINDAN  227
B. SORUMLULUĞUN TAŞIDIĞI ANLAM VE ÖDEV ÖNGÖRMESİ AÇISINDAN 227
C. SORUMLULUĞUN KOŞULLARI AÇISINDAN 227
D. DAYANDIKLARI KUSUR ESASI AÇISINDAN 227
VIII. SORUMLULUĞUN ZAMAN YÖNÜNDEN SINIRI 228
IX. KANUNİ TEMSİLCİLERİN RÜCU HAKKI 231
A. ŞİRKETE RÜCU 231
B. DİĞER MÜDÜRLERE RÜCU 232
X. MÜDÜRLERİN SORUMLULUĞUNUN SONA ERMESİ 234

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
LİMİTED ŞİRKETİN KAMU BORÇLARINDAN ORTAKLARIN SORUMLULUĞU

I. GENEL OLARAK SORUMLULUK 235
A. LİMİTED ŞİRKET ORTAĞININ SINIRLI SORUMLULUĞU VE ANLAMI 237
B. LİMİTED ŞİRKET ORTAĞININ SORUMLULUĞUNUN GENİŞLEDİĞİ DURUMLAR 238
II. KAMU BORÇLARINDAN ORTAKLARIN SORUMLULUĞU 240
A. GENEL OLARAK 240
B. AATUHK. M. 35 DÜZENLEMESİ 243
1. AATUHK. m. 35’in İlk Şekli 243
2. AATUHK. m. 35’de Yapılan Değişiklikler 244
a. AATUHK. m. 35’de 4369 Sayılı Kanun İle Yapılan Değişiklikler 244
b. AATUHK. m. 35’de 5766 Sayılı Kanun İle Yapılan Değişiklikler 245
c. AATUHK. m. 35’in Yürürlükte Bulunan Şekli 248
C. SORUMLULUĞUN KAPSAMI 249
D. SORUMLULUĞUN HUKUKİ NİTELİĞİ 249
1. Sorumluluğun Kusura Dayanmaması 249
2. Sorumluluğun Fer’iliği 250
3. Teselsül Prensibi 256
4. Sorumluluğun Sınırlı Şahsi Olması 256
E. ORTAKLARIN SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI  258
1. Kamu Alacağının Tahsil İmkânsızlığı 259
2. Kamu Alacağının Şirketten Tahsil Edilemeyeceğinin Anlaşılması 260
F. SORUMLULUĞUN ZAMAN İTİBARIYLA SINIRLARI 260
G. ORTAKLARIN SORUMLULUĞUNUN SONA ERMESİ 264
H. ORTAKLARIN RÜCU HAKKI 264
1. Şirkete Rücu 264
2. Diğer Ortaklara Rücu 265
SONUÇ 267
ŞİRKET İSTATİSTİKLERİ 271

EMSAL YARGI KARARLARI 272

Karar-1: Müdürün Şirketle Hukuki İlişkisi – Ortak Müdür – Vekâlet Sözleşmesi 272
Karar-2: Temsil Yetkisi – Şirketin Tek Taşınmazı Olan Fabrikanın Satılması – İptal Davası – Ortakların Münferit Dava Açma Hakkı 274
Karar-3: Ortak Olmayan Müdür – Pay Devri – Müdürlük Sıfatının Devam Etmesi 277
Karar-4: Müdürlük Sıfatının Sona Ermesi – Ortak Olan Müdür – Pay Devri 279
Karar-5: Veraset – Şirkete Sonradan Giren Ortak – Kanuni Temsilcilik Sıfatının Bulunmaması 283
Karar-6: İki Ortaklı Limited – Ortağın Ölmesi – Diğer Ortağın Müdürlüğü 284
Karar-7: Ortaklığa Sonradan Giren Ortak – Pay Devri – Tescil ve İlan – Kanuni Temsilcilik Sıfatının Kazanılması – İhbarname 286
Karar-8: Anonim Şirket – Kanuni Temsilci Olabilecekler – Gerçek Kişi Temsilci 289
Karar-9: Müdürlük Sıfatının Sona Ermesi – Pay Devri – Hükmen Tescil – Tescil ve İlan – İlliyet Bağı 290
Karar-10: Ortak Olmayan Müdürün Azli – Azil Davası – Haklı Sebep – Basiretsiz Yönetim – İlliyet Bağı 293
Karar-11: Ortak Olan Müdürün Azli – Husumet  295
Karar-12: Ortak Müdürün Azli – Haklı Sebepler – Sermaye Artırımı – Kâr Dağıtımı 296
Karar-13: İki Ortaklı Limited Şirket – Ortak Müdürün Azli – Diğer Ortağın Tek Başına Müdür Olması 301
Karar-14: Esas Sözleşmeyle Atanan Müdürün Azli – Haklı Sebep 303
Karar-15: Esas Sözleşmeyle Atanan Ortak Müdürün Azli – Haklı Sebep 305
Karar-16: Müdürün Azli – Tanık Beyanları – Üç Ortaklı Limited Şirket – Çıkarma 306
Karar-17: Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu – Azami Basiret – Kontrol ve Nezaret Yükümü 308
Karar-18: Müdürlerin Hukuki Sorumluluğu 310
Karar-19: Müdürün Basiretli Tacir Gibi Davranması –Alacaklılara Karşı Müdürün Sorumluluğu 312
Karar-20: Müdürün Hukuki Sorumluluğu – Ortağın Dava Açma Hakkı- Tazminatın Şirkete Ait Olması 314
Karar-21: İdare Meclisi – Müdürün Hukuki Sorumluluğu 316
Karar-22: Müdürün Hukuki Sorumluluğu –Dolayısıyla Zarar – Sorumluluğun Fer’iliği – Kamu Borçlarından Sorumluluk – Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmesi 317
Karar-23: Müdürün Hukuki Sorumluluğu – Kusur Sorumluluğu – İspat Yükü 319
Karar-24: Organın Haksız Fiili – Eksik Teselsül – Rücu 322
Karar-25: Müdürlerin Sorumluluğu – Haksız Fiil 325
Karar-26: Kanuni Temsilciler – Cezai Sorumluluk – Personelin Eylemi 327
Karar-27: Pay Devri – Geçerlilik Şartı – Hakimin Re’sen Tetkiki 330
Karar-28: Çelişkili Davranış Yasağı – Dürüstlük Kuralı – Karşılıklı Edimlerin İfası 331
Karar-29: Payın Ortaklığa Devri – Noter Tasdikinin Gerekmemesi 333
Karar-30: Pay Devri – Esas Sözleşme Değişikliği Gerektirmemesi 334
Karar-31: Pay Devri – Şirkete Bildirme ve Pay Defterine Kayıt – Esas Sözleşmeyle Atanan Müdürün Azli 335
Karar-32: Pay Defterine Kayıt – Kurucu Etki – Devrin Geçersizliği 337
Karar-33: Payın Devredilme Usulü – Pay Devrine Muvafakatin Olmaması  – Devrin Geçersizliği – İç İlişki 339
Karar-34: Pay Devrinin Ortaklarca Onaylanması  – Üç Ortaklı Limited Şirket – Karar Yetersayısı – Payını Devreden Ortak 341
Karar-35: Pay Devri – Örtülü Muvafakat 343
Karar-36: Pay Devri – Muvafakatin Olmaması – Pay Defterine Kaydedilmeme 348
Karar-37: Pay Devrine Muvafakatin Olmaması – İç İlişki 349
Karar-38: Pay Devri – Tescil ve İlanın Geçerlilik Şartı Olmaması 350
Karar-39: Pay Defterine Kaydın Gerçekleştirilmemesi – İç İlişki – Tescil ve İlan – Vergi Dairesine Karşı İleri Sürülememe 352
Karar-40: Pay Devri – Pay Defterine Kaydedilmeme – Şirkete Karşı İleri Sürülememe – İç İlişki – Yemin Teklifi 355
Karar-41: Pay Devrinin Tescil ve İlan Edilmemesi – Sicilin Olumsuz Etkisi 357
Karar-42: Pay Devri – Tescil ve İlanı Talep – İlgililer – Eski Ortak – Tescile İcbar Davası 358
Karar-43: Pay Devrinin Tescil ve İlanı – Tescile İcbar Davası 360
Karar-44: Pay Devri – Devir Vaadi – Yazılılık ve Noter Tasdiki – Geçerlilik Şartı – Sebepsiz Zenginleşme 362
Karar-45: Pay Devrinin Geçersizliği – Sebepsiz Zenginleşme – Sınırlı Sorumluluk 364
Karar-46: Pay Devrinin Gerçekleşmemesi – Verilen Paranın İstirdadı 366
Karar-47: Pay Devrinin Geçersizliği – Sebepsiz Zenginleşme 368
Karar-48: Pay Devrinin Geçersizliği – Karar Defterindeki Sahtelik 370
Karar-49: Pay Devir özleşmesinin İptali – Pay Devrinden Sonraki Gelişmeler 371
Karar-50: Pay Devrinden Kaynaklanan Uyuşmazlık – Zamanaşımı 374
Karar-51: Pay Devri – Noter Harcı – Hisse Bedeli Üzerinden Alınması 376
Karar-52: Pay Devri- Muvazaa İddiası – Aynı Soyadlı Kişiler 377
Karar-53: Payın Mirasla Geçmesi – Ortakların Muvafakatının Aranmaması – Çıkma ve Çıkarılma  379
Karar-54: Payın Mirasla İntikali – Ortakların Muvafakatının Aranmaması – İki Ortaklı Limited Şirket – Çıkma Hakkı – Şirketin Feshini Talep 380
Karar-55: Çıkma Hakkı – Aile Şirketi – Haklı Sebep – Ayrılma Payının Tespiti – Temerrüt Faizi 383
Karar-56: İki Ortaklı Limited Şirket – Çıkma Hakkı  – Çıkarma – Şirketin Feshi 385
Karar-57: İki Ortaklı Limited Şirket – Çıkma Hakkı – Islah – Şirketin Feshini Talep 388
Karar-58: Çıkma Hakkı – Çıkarma Hakkı – Anonim Şirketin Feshi 389
Karar-59: Çıkarma – Haklı Neden – Ortaklar Kuruluna Katılmama 391
Karar-60: Limited Şirket Ortağının Rekabet Yasağına Tabi Olmaması – Çıkarma – Haklı Sebep Teşkil Etmeme 393
Karar-61: Ortağın İflası –Şirketin Feshini Talep – Çıkarma – Haklı Sebep 394
Karar-62: Şirket Ortağının Alacaklısı – Şirket Alacağının Haczedilememesi 397
Karar-63: Ortağın Payının Haczi – Haczin Kesinleşmesi – Şirketin Feshini Talep 398
Karar-64: Ortağın Payının Haczi – Haczin Kesinleşmesi – Şirketin Feshini Talep – İnfisahın Önlenmesi – Çıkarma 400
Karar-65: Kâr Payı – Çıkarma –  Ayrılma Payının Tespiti – Gerçek Değer 402
Karar-66: Çıkma – Çıkarılma – Ayrılma Payının Tespiti – Davanın Açılma Tarihi 405
Karar-67: Ayrılma Payının Tespiti – Rayiç Değer – Karar Tarihi – Temerrüt Faizi 408
Karar-68: Şirketin Kuruluş Amacı – İmza Yetkisi – Aktiflerin Tamamen Satılması 410
Karar-69: Şirket Süresin Sona Ermesi – Sürenin Uzatılması – Şirketin Fesih ve Tasfiyesi 411
Karar-70: Sermaye Payının Ödenmesi – Muacceliyet 414
Karar-71: TK. m. 539/son Fıkranın Emredici Olmaması – Sermaye Borcunun Ödenmesini Talep 415
Karar-72: Ortaklığın Tespiti – Pay Devri – Müdürün Sorumluluğu – Şirketin Feshi 417
Karar-73: Müdürlük Ücreti 419
Karar-74: Esas Sözleşme Değişikliği – Tescil ve İlan – Üçüncü Şahıslar – Dava Ehliyeti 421
Karar-75: Unvan Değişikliği – Vergi Yükümlülüğü 422
Karar-76: Unvan Değişikliği – Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi – Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu 425
Karar-77: Ultra Vires – İşletme Konusu – Katma Değer Vergisi İndirimi – Gerçek Dışı Belgeler 427
Karar-78: Kâr Payı – Kâr Payının Muacceliyeti – Kâr Payının Dağıtılmaması 430
Karar-79: Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Karşılanamayan Kamu Alacağının Tespiti 433
Karar-80: Takip Yollarının Tüketilmemesi – Usulsüz Tebliğ 434
Karar-81: Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Usulsüz Tebliğ 437
Karar-82: Takip Yollarının Tüketilmemesi – Cebren Tahsil Yolları 439
Karar-83: Takip Yollarının Tüketilmemesi – Aciz Belgesi – Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – İstifa 441
Karar-84: Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Hacizli Araçların Bulunması 443
Karar-85: Takip Yollarının Tüketilmemesi – Aciz Fişi Düzenlenmesi Gereği 445
Karar-86: Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmesi – Aciz Fişi Düzenlenmesinin Gerekmemesi – Aciz Halinin Tespitinin Yeterli Olması 447
Karar-87: Takip Yollarının Tüketilmesi – Aciz Fişi Düzenlenmesi Gereği 449
Karar-88: Takip Yollarının Tüketilmesi – Tahsil Zamanaşımı 450
Karar-89: Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – İflas Hali 452
Karar-90: Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Başka Hacizlerin Bulunması 454
Karar-91: Takip Yollarının Tüketilmemesi – İlk Artırmada Alıcı Çıkmaması 456
Karar-92: Takip Yollarının Tüketilmesi – İki Kez Açık Artırmaya Çıkılması – Ekonomik Değeri Kalmadığı Anlaşılan Mallar 458
Karar-93: Kamu Alacağı – Teminat Gösterilen Malların Farklı Değerlemeleri – Çelişkinin Giderilmesi 460
Karar-94: Tescil ve İlan – Sicilin Olumsuz Etkisi – Takip Yollarının Tüketilmesi 462
Karar-95: Kanuni Temsilcilik Süresinin Sona Ermesi – Kanuni Düzen 464
Karar-96: Kanuni Temsilcilik Sıfatının Sona Ermesi – Tescil – İlgililer – Yetkinin Kalmaması 467
Karar-97: Anonim Şirketin Vergi Borcu – Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Tüzel Kişinin Temsilcisi 468
Karar-98: Anonim Şirketin Vergi Borçları – İl Özel İdare Müdürlüğü – Temsilci – Mirasçıların Sorumluluğu 470
Karar-99: Anonim Şirketin Vergi Borçları – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – İdare Meclisi – Gerçek Kişi 472
Karar-100: Vergi ve Vergiye Bağlı Borçlar – Diğer Kamu Borçları – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Kusura Dayanan Sorumluluk – Kusursuz Sorumluluk – Ödeme Emri – Çelişkili Bilgiler 474
Karar-101: Kanuni Temsilcinin Kusuru – Kamu Alacağının Dönemi – Tescil ve İlan 476
Karar-102: İlgili Dönem – Tahakkuk –  Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Malvarlığı Araştırmasının Gereği Gibi Yapılmaması – Ödeme Emri – Yasal Dayanağın Belirsizliği 478
Karar-103: Vergi Ödevleri – İlgili Dönem – Tarh Dönemi 480
Karar-104: Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesi – İlgili Dönem – Faturanın Kayıtlara Geçirilmemesi – Adres Tespit Tutanağı – Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi 482
Karar-105: Anonim Şirketin Vergi Borcu – İflas – İflas İdaresi – Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu 484
Karar-106: Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Ödeme Emrine Karşı İleri Sürülebilecekler – Borcun Bulunmadığı İddiası 485
Karar-107: Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması – Takibin Yasal Dayanağı – Takip Yollarının Tüketilmesi – Üçüncü Şahıs 488
Karar-108: Gümrük Vergi ve Resimleri – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Mük. 35. Maddenin Yürürlüğü – Geçmişe Yürütülememe 491
Karar-109: Vergi Ve Vergiye Bağlı Alacaklar – Özel Hüküm 492
Karar-110: Kamu Alacağı – Özel Hüküm – Vergi ve Vergiye Bağlı Alacaklar 494
Karar-111: Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Tescil ve İlan – Görev Taksimi 496
Karar-112: Anonim Şirketin Vergi Borçları – İcra Komitesi – Yönetim Kurulu Üyeleri – Kusur – Nedensellik Bağı 499
Karar-113: Anonim Şirketin Vergi Borçları – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Yönetim Kurulu Üyeleri – Murahhas Üye 501
Karar-114: Anonim Şirket – İdare ve Temsil Yetkisi – Murahhas Üye – Vergi Borçlarından Sorumluluk 503
Karar-115: Anonim Şirketin Vergi Borçları – Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu – Murahhas Aza – Vergi Sorumluluğu 505
Karar-116: Prim Borcu – Üst Düzey Yönetici ve Yetkililer – Anonim Şirket – İmza Yetkisi 507
Karar-117: Prim Borcu – Özel Hüküm – Üst Düzey Yönetici – İmza Yetkisi 510
Karar-118: Prim Borcu – Üst Düzey Yönetici – Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyesi – İstifa – Tescil ve İlan – Üçüncü Şahıs 512
Karar-119: Prim Borcu – Üst Düzey Yönetici – Haklı Sebep Olmaksızın Ödememe – İflasın Ertelenmesi 514
Karar-120: Prim Alacağı – Özel Hüküm – Üst Düzey Yönetici – Haklı Sebep Olmaksızın Ödememe – Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmesi- Ortaklıktan Ayrılma Tarihi 517
Karar-121: Prim Alacağı – Üst Düzey Yönetici – Haklı Sebep – İstifa 520
Karar-122: Üst Düzey Yönetici – İmza Yetkilisi – Özel Hüküm – Gecikme Zammı – İlgili Dönem 521
Karar-123: Dernek Yönetim Kurulu Yedek Üyesi – Ecrimisil – Ödeme Emri – Takibin Yasal Dayanağı – Aciz Fişi  524
Karar-124: Anonim Şirketin Vergi Borcu – Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesi – Nedensellik Bağı – Ödeme Emri – Borcun Bulunmadığı İddiası 528
Karar-125: Kanuni Temsilcilerin Kusuru – Kasıt ve İhmal – Re’sen Araştırma 530
Karar-126: Kanuni Temsilcinin Kusuru – Kasıt ve İhmal – Vergi İdaresinin Kusuru – Gecikme Zammı 532
Karar-127: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Mali Güçlükler – Ödeme Gayreti – Vergi İdaresinin Kusuru 537
Karar-128: Limited Şirketin Vergi Borçları – Müdürün Sorumluluğu – Mali Kriz 543
Karar-129: Kanuni Temsilcinin Kusuru – Kasıt ve İhmal -Vergi İdaresinin Kusuru 545
Karar-130: Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Kusur – İspat Yükü 547
Karar-131: Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Vergi İncelemesi – Matrah Farkı 550
Karar-132: Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Yetkinin Kalmaması – Kusur 552
Karar-133: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Şirketi Temsil Yetkisi – İmza Beyannamesi – Kusur 554
Karar-134: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – İspat Yükü 556
Karar-135: Kooperatifin Vergi Borçları – Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Fiilen Yetkililer – Vade Tarihi  559
Karar-136: Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Fiilen Ayrılma – İdare Yetkisinin Kalmaması – Tescil ve İlan  561
Karar-137: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Basiretli Tacir – Yansıtmalı Vergiler  564
Karar-138: Katma Değer Vergisi – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Tahsil İmkânsızlığının Saptanması 567
Karar-139: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesi – İlgili Dönem 573
Karar-140: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Basiretli Tacir Gibi Davranma – Yansıtmalı Vergiler 575
Karar-141: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Basiretli Tacir Gibi Davranma – Yansıtmalı Vergiler 578
Karar-142: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Devralınan Şirket – Devralma Tarihinden Önceki Vergi Ödevleri -Özel Hüküm 580
Karar-143: Vergi Borçları – Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Kanuni Temsilcilik Sıfatının Temsil Yetkisiyle Kazanılması 582
Karar-144: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Vergi Alacağının Kesinleşmesi 583
Karar-145: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Şirketin Ödeme Emirlerine Açtığı Davanın Kesinleşmesi – Teminat  587
Karar-146: Kanuni Temsilcilerin Takibi – Ödeme Emriyle Takibin Başlaması – İhbarname 589
Karar-147: Vergi Ziyaı – Verginin Vadesi – Beyannamenin Geç Verilmesi – Geç Tahakkuk 591
Karar-148: Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Kurumlar Vergisi – Vade Tarihi – Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesi – Mükellefin Şahsında Hata – Düzeltme ve Şikayet 592
Karar-149: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Vergilendirme Hatası –  Düzeltme ve Şikayet – Kanuni Temsilcinin Vergi Sorumlusu Olarak Kabulü  594
Karar-150: Kamu Alacağı – Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu –  AATUHK. Mük. 35. Maddenin Yürürlüğü 596
Karar-151: 5766 Sayılı Kanun –  Kanuni Temsilci ve Ortağın Sorumluluğu – İlgili Dönem – Özel Hüküm 598
Karar-152: Vergi ve Vergiye Bağlı Alacaklar – Özel Hüküm – Müdürlük Sıfatının Sona Ermesi – Tescil ve İlan – Kusur 601
Karar-153: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Önceki Dönem 604
Karar-154: Kanuni Temsilciliğin Sona Ermesi – Yeni Yönetim – Uzlaşma – Takip Yollarının Tüketilmemesi 606
Karar-155: Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Eski ve Yeni Kanuni Temsilci – Uzlaşma – Vergi Ödevlerinin Yerine Getirilmemesi 608
Karar-156: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – 4811 Sayılı Yasa – Tahsil İmkânsızlığı 610
Karar-157: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – 4811 Sayılı Kanun 612
Karar-158: Takip Sırası – Önce Kanuni Temsilciler Sonra Ortakların Takibi – Vergilendirme Hatası – Özel Hüküm 613
Karar-159: Takip Sırası – Önce Kanuni Temsilciler Sonra Ortakların Takibi 616
Karar-160: Kamu Borçları – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Ortakların Sorumluluğu – Takip Sırası – Öncelik Sırasının Olmaması 618
Karar-161: Limited Şirketin Vergi Borçları – Takip Sırası – Önce Kanuni Temsilciler Sonra Ortakların Takibi 620
Karar-162: Zamanaşımı – Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmesi 623
Karar-163: Teminat – Ödeme Emri Aşaması 625
Karar-164: Ödemeye Çağrı Yazısı – İdari Dava – Kesin ve Yürütülmesi Zorunlu İşlem 627
Karar-165: Teminat İsteme Yazısı – İdari Dava – Kesin ve Yürütülmesi Zorunlu İşlem 628
Karar-166: Kanuni Temsilci – İhtiyati Haciz – Nedenlerin Ortadan Kalkması 629
Karar-167: Kanuni Temsilci – Teminat – İhtiyati Haciz 631
Karar-168: Kamu Alacağı – Kanuni Temsilci – Teminat – İhtiyati Haciz 633
Karar-169: Kamu Borçluları – Kanuni Temsilci – Teminat – İhtiyati Haciz 636
Karar-170: İhtiyati Tahakkuk – İhtiyati Haciz – Kanuni Temsilci 638
Karar-171: Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Haciz İşlemleri – Dava Ehliyeti 640
Karar-172: Ödeme Emri – Yasal Dayanağın Belirsizliği – Takip Sırası 642
Karar-173: Ödeme Emri – Yasal Dayanağın Gösterilmemesi 644
Karar-174: Vergi Borçları – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Müşterek Dava Açamama 646
Karar-175: Anonim Şirketin Vergi Borçları – Ödeme Emriyle Şirketin Takibi – Kanuni Temsilci – Dava Açma Hakkı 648
Karar-176: Kooperatifin Vergi Borçları – Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu – Tasfiye – Tasfiye Öncesi Dönem 651
Karar-177: Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi – Vergi ve Ceza İhbarnamesi – İptal Davası 653
Karar-178: Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Kanuni Temsilcinin Vefatı – Mirasın Reddi 655
Karar-179: Prim Alacağı – Ortağın Sorumluluğu – 5766 Sayılı Kanun’un Yürürlüğü (Geçici 1. Madde) – Eldeki Davaya Uygulanma Gereği 657
Karar-180: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri – 5766 Sayılı Kanun’un Yürürlüğü (Geçici 1. Madde)  662
Karar-181: Prim Borcu – Pay Devri – Ortağın ve Üst Düzey Yöneticinin Sorumluluğu – 5766 Sayılı Kanun’un Yürürlüğü  663
Karar-182: Ortağın Sorumluluğu – 4769 Sayılı Kanunun Yürürlüğü – İlgili Dönem 665
Karar-183: Limited Şirketin Kamu Borçlarından Sorumluluk – Tahsil Sorumluluğu – Vergi Yükümlülüğü – Vergi Sorumluluğu  668
Karar-184: Ortağın Sorumluluğu – Sınırlı Sorumluluk –Kamu Borcundan Sorumluluk 670
Karar-185: Ortağın Sorumluluğu – Sınırlı Sorumluluk – Şirket Adına Ortağın Yaptığı Ödeme 672
Karar-186: Ortağın Sorumluluğu – Sınırlı Sorumluluk – Ortaklar İle Alacaklılar Arasında İlişki – Kamu Borcu – Rücu 674
Karar-187: Limited Şirketin Vergi Borcu – Şirket Adına Yapılan Ödeme – Ortağın Talep Hakkı 677
Karar-188: Ortağın Sorumluluğu – Sınırlı Sorumluluk – Vergi ve Prim Borcu – Rücu  679
Karar-189: Vergi Borçlarından Sorumluluk – Ortağın Sorumluluğu – Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu – Tarh Dönemi 681
Karar-190: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu –  Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmesi Gereği 683
Karar-191: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Aciz Vesikası – Değerleme – Karşılıksız Kalan Kısmın Tespiti 685
Karar-192: Tebliğin Geçerliliği – Adreste Bulunmama – Maddeten İmkânsızlık – Ek Tahakkuk 687
Karar-193: Ortağın Sorumluluğu – Vergi Borçlarından Sorumluluk – Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Karşılıksız Kalan Kısmın Tespiti 689
Karar-194: Vergi Alacağı – Ortağın Sorumluluğu – Takip İmkânsızlığının Gerçekleşmesi – Aciz Hali – Vergi Alacağı – Haciz İşlemi 691
Karar-195: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – İlgili Dönem – Pay Devri – Tescil ve İlan – Sorumluluğun Devredilemeyeceği 693
Karar-196: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri 696
Karar-197: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri – Esas Sözleşme Değişikliği – Muvazaa İddiası 698
Karar-198: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri – Sorumluluğun Paya Bağlı Olması 700
Karar-199: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri – Sorumluluğun Paya Bağlı Olması 701
Karar-200: Vergi Borcu – Vergi Sorumluluğu – Ortağın Sorumluluğunun Devredilememesi –  Özel Sözleşmeler 703
Karar-201: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri – Vergi Sorumluluğunun Devredilememesi – Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmemesi – Adres ve Malvarlığı Araştırmasının Gereği Gibi Yapılmaması 705
Karar-202: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Vergi Sorumluluğu – Özel Hukuk Sözleşmesi – Tescil ve İlan – Üçüncü Şahıs 707
Karar-203: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri – Vergi Sorumluluğunun Devredilememesi 711
Karar-204: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Vergi Sorumluluğunun Devredilememesi – Takip Sırası – Önce Kanuni Temsilcilerin Sonra Ortakların Takibi 714
Karar-205: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri – Vergi Sorumluluğunun Devredilememesi – Vergilendirme Dönemi – Takip Sırası 716
Karar-206: Vergi Borcu – Vergi Sorumluluğunun Devri – İç İlişki – Sorumluluğun Feri’iliği 719
Karar-207: Pay Devri – Devir Öncesi Döneme İlişkin Sorumluluğa Dair Sözleşme – İç İlişki – İdari Para Cezası – Rücu 721
Karar-208: Pay Devri – Vergi Borcu – Protokol – İç İlişki 723
Karar-209: Pay Devri – Tescil ve İlan – Üçüncü Şahıs – Vergi Dairesinin Haberdar Olması 724
Karar-210:  Prim Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Müdürün Sorumluluğu – 5766 Sayılı Kanun’un Yürürlüğü (Geçici 1. Madde) 725
Karar-211: Prim Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Sicilin Olumsuz Etkisi – Üst Düzey Yönetici – Şirket Müdürü 729
Karar-212: Limited Şirketin Prim Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Kâr Payının Haczi 731
Karar-213: Kamu Borcu – Ortakların Sorumluluğu – Sermaye Miktarı ve Oranı – Sorumluluğun Devredilemeyeceği 733
Karar-214: Ortağın Sorumluluğu – Sorumluluk Ölçütü – Miktarın Oran Olma Gerekçesi – Kamu Alacağının Güvence Altına Alınması  736
Karar-215: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu –Sermaye Miktarı İle Sorumluluk 739
Karar-216: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Sermaye Miktarı ve Oranı – Geriye Yürümenin Mümkün Olmaması 740
Karar-217: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Tahakkuk – İlgili Dönem – Takip Sırası 742
Karar-218: Prim Borcu – Ortakların Sorumluluğu – Tahsil İmkânsızlığı 746
Karar-219: Kamu Alacağı – Ortağın Sorumluluğu – Pay Devri 747
Karar-220: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Tahsil İmkânsızlığının Tespit Anındaki Ortak 749
Karar-221: Kamu Borcundan Sorumluluk – Ödeme Emri – Yasal Dayanağın Belirsizliği – Sorumluluk Hükümlerinin Aynı Anda Uygulanamaması 751
Karar-222: Ortağın Sorumluluğu – Ödeme Emri – Çelişkili İfadeler – Takibin Yasal Dayanağı 753
Karar-223: Vergi Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Ortağın Takibi –Ödeme Emri Düzenlenmesi 755
Karar-224: Vergi Borcu – Payını Devreden Ortak – Usulsüz Tebliğ 756
Karar-225: Kamu Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Ayrıldığı Dönem – Diğer Ortaklara Rücu 758
Karar-226: Prim Borcu – Ortağın Sorumluluğu – Şirkete Rücu – Diğer Ortağa Rücu 760
Karar-227: Kamu Borcu – İhtiyati Haciz – Ortaklara Uygulanması 762
Karar-228: Eski Ortağa Tebligat – Dava Ehliyeti 764
Karar-229: Vergilendirme İşlemi – İptal Davası – Limited Şirket Ortağı – Mefaat İhlali 766
Karar-230: Vergi Borçları – Limited Şirket Ortağı – Manevi Tazminat Alacağı – Haczedilemezlik 768
Karar-231: Teminat – İhtiyati Tahakkuk – İhtiyati Haciz – Kanuni Temsilciler – Vergi Yükümlüsü – Vergi Sorumlusu 769
Karar-232: Kamu Alacağı – Prim Alacağı – Kamu Düzeni 772
Karar-233: Gecikme Zammı – Prim Borcu – Zamanaşımı – İdari Para Cezası 774
Karar-234: Gecikme Zammı ve Amacı – Ceza Niteliği Taşımaması 777
Karar-235: Pişmanlık Zammının Ödenmemesi 779
Karar-236: Ödeme Emri – Yasal Dayanağın Belirsizliği 781
Karar-237: Kamu Alacağı – Kur Farkları – Limited Şirket Ortakları – Anonim Şirket Ortakları  783
Karar-238: Vergi Sorumluluğu – Özel Hukuk Sözleşmeleri 786
Karar-239: Vergi Borcu – Yurt Dışına Çıkış Yasağı – Kamu Borçluları 787
Karar-240: Kamu Borcu – Kefalet – Kefaletin Geçerliliği 792
Karar-241: Kefalet Sözleşmesi – Kefalet Limiti – Geçersizlik – Hakimin Re’en Tespiti 793
Karar-242: Kefalet Sözleşmesi – Kefalet Limiti – Geçersizlik 794
Karar-243: Hukuk Devleti – Hak Arama Hürriyeti – Haciz İşlemi – Öğrenme Tarihi 795
Karar-244: Kamu Alacağı – Sıra Cetveline İtiraz – İlk Hacze İştirak – Tahsil İmkânsızlığı 798
Karar-245: İptal Davası – Kesin ve Yürütülebilir İşlem – Ödemeye Davet 802
Karar-246: Tahsil İmkânsızlığının Gerçekleşmesi – Aciz Fişi 803
Karar-247: Ödeme Emri – Takip Dayanağının Belirsizliği 805
Karar-248: Prim Borcu – Üst Düzey Yönetici – Genel Müdür – Haklı Sebeplere Dayanan Ödememe – İflasın Ertelenmesi 807
Karar-249: Prim Borçları – Özel Hüküm – Ödeme Emrine İtiraz Süresi – Hak Düşürücü Süre 808
Karar-250: Prim Borçları – Limited Şirket Müdürü – Haklı Sebep Olmaksızın Ödememe 811
BİBLİYOGRAFYA 813
BİBLİYOGRAFYA
AĞAR, Serkan. : Vergi Tahsilatından Kaynaklanan Uyuşmazlıklar ve Çözüm Yolları, Ankara, Yaklaşım yay., 2009.
AKDAĞ GÜNEY, Necla : Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2008. (Yönetim Kurulu).
AKDOĞAN, Abdurrahman : Vergi Hukuku ve Türk Vergi Sistemi, 8. Baskı, Ankara, Gazi Kitabevi, 2008.
AKKAYA, Mustafa : Haksız Çıkma Zammı ve Anayasaya Uygunluğu, Prof. Dr. Muallâ Öncel’e Armağan, C. I, Ankara, AÜHF. yay. No:243, 2009, s. 339-347.
AKKAYA, Mustafa. : Özel Hukuk Sözleşmelerinde Yer Alan Vergisel Hükümlerin Geçerliliği ve Bağlayıcılığı Sorunu, Yaklaşım, S. 95, Kasım 2000, s. 145-151.
AKKAYA, Mustafa. : Vergi Hukukunda Ekonomik Yaklaşım, Ankara, Turhan Kitabevi, 2002.
AKKAYA, Mustafa. : Vergi Sorumlusunun Vergi Yargısı ve Vergi İdaresi Karşısındaki Konumu, AÜHFD., C. 46, S. 1-4, 1997, s. 185-208. (Vergi Sorumlusunun Konumu).
AKMANSU, Mehmet : Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun Şerh ve İzahatları, Ankara, 1954. (AATUHK.).
AKMANSU, Mehmet : Amme İdarelerinde Tahsilat İşleri, İktisat ve Maliye Dergisi, C. I, S. 1, İstanbul, 1954.
AKSOY, Şerafettin : Vergi Hukuku ve Türk Vergi Sistemi, 4. Bası, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1996. (Vergi Hukuku).
AKYILMAZ, Bahtiyar : İdari Usul İlkeleri Işığında İdari İşlemin Yapılış Usulü, Ankara, Yetkin yay., 2000.
AKYILMAZ, Bahtiyar,SEZGİNER, Murat & KAYA, Cemil : Türk İdare Hukuku, Ankara, Seçkin yay., 2009
AKYOL, Şener. : Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, II. Bası, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2006.
AKYOL, Şener. : Medeni Hukukta Çelişki Yasağı, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2007.
ALİEFENDİOĞLU, Yılmaz : Türk Vergi Sisteminde Verginin Kaynakta Kesilmesi, Ankara, 1975. (Stopaj).
ALİEFENDİOĞLU, Yılmaz. : Vergilemenin Ekonomik Sınırları, Prof. Dr. Akif Erginay’a 65. Yaş Armağanı, Ankara, 1981, s. 647-668.
ALPTÜRK, Ercan : Gecikme Faizi, Tecil Faizi ve Temerrüt Faizinin Özellikleri ve Farklılıkları, Mükellefin Dergisi, S. 125, Mayıs 2003, s. 104-109.
ALTAŞ, Hüseyin : Şekle Aykırılığın Olumsuz Sonuçlarının Düzeltilmesi, Ankara, Yetkin yay., 1998.
ALTAŞ, Soner : 2009 Yılında Anonim ve Limited Şirketlere Üyesi Oldukları Odalar ve Borsalar Tarafından Verilebilecek Para Cezaları, Mali Pusula, S. 50, Şubat 2009, s. 23-28.
ANSAY, Sabri Şakir : Hukuk Yargılama Usulleri, 7. Baskı, Ankara, AÜHF. yay. No:142, 1960.
ANSAY, Tuğrul : Anonim Şirketler Hukuku Dersleri, Üçüncü Baskı, Ankara, Sevinç Matbaası, 1970. (Anonim Şirketler).
ARAL, Kenan : Danıştay Muhakeme Usulü, Ankara, 1962.
ARICI, Mehmet Fatih : Ticaret Ortaklığınca Avukata Vekâlet (Temsil Yetkisi) Verilmesi ve Bu Vekâlete, Organ Temsilcinin Yetkisinin Sona Ermesinin veya Sınırlanmasının Etkisi, Prof. Dr. Hüseyin Ülgen’e Armağan, C. I, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2007, s. 127-170.
ARKAN, Sabih. : Ticarî İşletme Hukuku, 5. Baskı, Ankara, BTHAE., 1999.
ARSEBÜK, Esat. : Borçlar Hukuku, Birinci Cilt ve İkinci Cilt, Üçüncü Basım, Ankara, Güney Matbaacılık, 1950.
ARSLAN, Çetin. : Kamu (Amme) Alacaklarında Gecikme Zammı ve Faiz, Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük’e Armağan, Ankara, 2004, s. 397-436.
ARSLAN, Mehmet. : Limited Şirket Ortaklarının 4369 Sayılı Yasa Değişikliği İle Amme Alacaklarına Karşı Sorumluluğu ve Hükmün Geriye Dönük Uygulanması Sorunu, Yaklaşım, S. 75, Mart 1999, s. 112-121. (Ortakların Sorumluluğu).
ARSLAN, Mehmet. : Vergi Hukuku, İstanbul, Alfa yay., 2002.
ARSLANLI, Halil. : Kara Ticareti Hukuku Dersleri, Umumi Hükümler, 2 inci Bası, İstanbul, İÜHF. yay. No:172, Sulhi Garan Matbaası, 1959.
ARSLANLI, Halil. : Ticaret Kanunu Şerhi, Limited Şirketler, II. Kitap – Yedinci Fasıl, I. Kısım (Madde 503-517), İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1963. (Limited Şirketler I).
ARSLANLI, Halil. : Ticaret Kanunu Şerhi, Limited Şirketler, II. Kitap – Yedinci Fasıl, II. Kısım (Madde 518-535), İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1963. (Limited Şirketler II).
ARSLANLI, Halil. : Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. inci Maddelerinin Tefsiri, Prof. Dr. Ebül’ula Mardin’e Armağan, İstanbul, 1944, s. 965-993.
ARSLANLI, Halil & DOMANİÇ, Hayri : Limited ve Hisseli Komandit Şirketler, Türk Ticaret Kanunu Şerhi III, İstanbul, 1989. (Limited Şirketler).
ASLANPINAR, Y. Burak : Kanuni Temsilcilere Yönelik Yeni Düzenleme Vergi Alacaklarında Uygulanabilecek mi?, Yaklaşım, S. 188, Ağustos 2008, s. 258-261.
ATAN, Turhan. : Anonim Şirketlerde İdare Meclisi Azalarının Hukuki Mesuliyeti, Ankara, BTHAE., 1967.
ATEŞ, Leyla. : Vergilendirmede Eşitlik, İstanbul, Derin yay., 2006.
ATEŞLİ, D. Erkan : Anonim Şirketin Kanuni Temsilcisinin Ödenmemiş Vergi Borçları Karşısındaki Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 94, Ekim 2000, s. 163-168.
AYAN MUTLU, Zehra : Anonim Şirketlerde SSK Prim Borçlarının Ödenmemesinden Doğan Sorumluluk, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2007.
AYDIN, Erkan. : Katma Değer Vergisinde Sorumluluk, İstanbul, Oniki Levha yay., 2009.
AYDOĞAN, Fatih. : Federal Almanya’da Limited Şirketler Kanunu’nda (GmbHG) Yapılan Değişiklikler – Yenilikler (MoMİG), Batider, C. XXV, S. 3, 2009, s. 391-421.
AYDOĞAN, Fatih. : Ticaret Ortaklıklarında Rekabet Yasağı, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2005.
AYHAN, Rıza. : Limited Şirket Ortaklarının Sorumluluğu, İstanbul, Kazancı yay., 1992.
AYHAN, Rıza. : Ticarî İşletme Hukuku, 2. Baskı, Ankara, Turhan Kitabevi, 2007.
AYKAÇ, Kemal. : Şerh ve İzahlı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Ankara, Yeni Cezaevi Matbaası, 1954. (AATUHK.).
BAKLACIOĞLU, Sadık : Vergi Mevzuatımızda Gecikme Zammı Müessesesi, İktisat ve Maliye Dergisi, C. I, S. 6, İstanbul, 1954, s. 28-31.
BALTA, Tahsin Bekir : İdare Hukuku, Genel Konular, C. I, Ankara, 1970-1972.
BARLASS, İrfan : 5766 Sayılı Kanunla Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un Mükerrer 35. Maddesine Eklenen Son İki Fıkranın Kanuni Temsilcilerin Vergisel Sorumlulukları Bağlamında Değerlendirilmesi, Vergi Sorunları Dergisi, S. 244, Ocak 2009, s. 165-171.
BARLASS, İrfan : Anonim ve Limited Ortaklıklarda Kanuni Temsilcilerin Vergisel Sorumluluğu, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2005.(Kanuni Temsilciler).
BAŞARAN, Funda. : Anayasa Temelinde “Benzeri Mali Yükümlülük” Kavramı, Prof. Dr. Oğuz İmregün’e Armağan, İstanbul, İÜHF. yay. No:715, 1998.
BAŞARAN, Funda. : İdari Nitelikli Vergi Suç ve Cezalarının (Vergisel Düzene Aykırılıklar ve Yaptırımlarının) Tabi Olduğu Hukuki Rejim, Mükellefin Dergisi, S. 87, Mart 2000, s. 109-119.
BAŞARAN YAVAŞLAR, Funda :  İdari Nitelikli Vergi Suç ve Cezaları, Danıştay ve İdari Yargı Günü – Sempozyum, 138. Yıl, 11-12 Mayıs 2006, s. 131-178.
BAŞPINAR, Veysel. : Vekilin Özen Borcundan Doğan Sorumluluğu (Avukatın, Hekimin, Mimarın, Bankanın), Gözden Geçirilmiş, Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara, Yetkin yay., 2004.
BAŞTUĞ, İrfan. : Limited Şirkette Ortağın Çıkma ve Çıkarılması, İzmir, Ege Üniversitesi Matbaası, 1966.
BATTAL, Ahmet : Ticaret Sicilinin Müsbet Fonksiyonunun ve Temsile İlişkin Sonuçlarının Dış Görünüş Teorisi Açısından İncelenmesi, Batider, C. 19, S. 1, 1997. (Müsbet Fonksiyon).
BAYKARA, Bekir : Teori ve Pratik Yönleriyle Vergi ve Vergi Ceza Hukuku, İstanbul, Maliye Hesap Uzmanları Derneği yay., 2008.
BAYRAKLI, Hasan Hüseyin : Vergi İcra Hukuku, Afyon, Afyon Kocatepe Üniversitesi yay. No:27, 2000.
BERZEK, Ayşe Nur : Limited Şirket Ortağının Temerrüdü, Yaklaşım, Aralık 1996, S. 48, s. 19-22.
BERZEK, Ayşe Nur : Limited Şirkette Ortakların Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 47, Kasım 1996, s. 32-36.
BİLGE, Mehmet Emin : Ticaret Sicili, İstanbul, Beta yay., 1999.
BİLGE, Necip : Borçlar Hukuku Özel Borç Münasebetleri, Ankara, BTHAE., 1971.
BİLGE, Necip : Hukuk Başlangıcı, Hukukun Temel Kavram ve Kurumları, 27. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2009.
BİLGİN, Sibel. : Mali Cezalar İle Hürriyeti Bağlayıcı Cezaların Vergi Yasalarının Uygulanması Bakımından Etkinliğinin İncelenmesi ve Değerlendirilmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006.
BİLİCİ, Nurettin. : Vergi Hukuku, Genel Hükümler, Türk Vergi Sistemi, Güncelleştirilmiş 15. Bası, Ankara, Seçkin yay., 2007.
BİYAN, Özgür : Vergi Hukukunda Takas, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, S. 27, Mart 2006, s. 25-33.
BOZDOĞAN, Mine Nur : Kanuni Temsilcinin Vergisel Sorumluluğunun İncelenmesi ve Değerlendirilmesi, Vergi Dünyası Dergisi, S. 269, Ocak 2004, s. 172-186.
BOZKURT, Tamer : Vergi Yükümlülüğü – Vergi Sorumluluğu Kavramları Çerçevesinde Anonim Şirketlerde Tek Başına Temsil ve İlzama Yetkili Olanların (Özellikle Murahhas Azaların) Vergisel Sorumluluğu, Batider, C. XXIV, S. 4, Aralık 2008, s. 239-268.
BULUTOĞLU, Kenan : Türk Vergi Sistemi, 8. Baskı, İstanbul, Batı Türkeli yay., 2004.
CANDAN, Turgut : Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun-Açıklamalı, Ankara, Maliye ve Hukuk yay., 2007. (AATUHK.).
CANDAN, Turgut : Kanuni Temsilcilerin Kamu Alacağından Sorumluluğu II, Yaklaşım, S. 40, 1996. s. 34-40.
CANDAN, Turgut : Kanuni Temsilcinin Vergi ve Diğer Kamu Alacaklarından Sorumluluğu, 3. Baskı, Ankara, Maliye ve Hukuk yay., 2005. (Kanuni Temsilci).
CANDAN, Turgut : Vergi Suç ve Cezaları, İstanbul, Süryay Sürekli yay., 2004.
CANDAN, Turgut : Vergilendirme Yöntemleri ve Uzlaşma, 2. Bası, Ankara, Maliye ve Hukuk yay., 2006.
CANYÜREK, Murat : Müteselsil Borçlulukta İç ve Dış İlişkiler, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2003.
ÇAĞAN, Nami : Demokratik Sosyal Hukuk Devletinde Vergilendirme, AÜHFD., C. 37, S. 1-4, 1980, s. 129-151.
ÇAĞAN, Nami : İç Kamu Borçlarının Hukuki Niteliği Üzerine Bir Değerlendirme, Prof. Dr. Muallâ Öncel’e Armağan, C. I, Ankara, AÜHF. yay. No:243, 2009, s. 359-362.
ÇAĞAN, Nami : Türk Hukukunda Vergi Suçlarının Affı, AÜHFD., C. 29, S. 1-2, 1972, s. 111-122.
ÇAĞAN, Nami : Vergilendirme Yetkisi, İstanbul, Kazancı yay., 1982.
ÇAMOĞLU, Ersin : Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu (Kamu Borçlarından Sorumluluk İle), Güncelleştirilmiş ve Genişletilmiş İkinci Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2007. (Yönetim Kurulu).
ÇAMOĞLU, Ersin : Cumhuriyet Döneminde Limited Ortaklıklarda Gelişmeler, Cumhuriyet Döneminde Hukuk, İÜHF’nin 50. Yıl Armağanı, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1973.
ÇAMOĞLU, Ersin : İsviçre, Alman ve Türk Hukuklarında Limited Ortağın Sınırlı Sorumluluğu İlkesinin Anlamı ve Nitelikleri, İÜHFD., C. 38, S. 1-4, 1973, s. 499-519.
ÇAMOĞLU, Ersin : Kollektif Ortaklıkta Haklı Sebep Kavramı ve Ortağın Haklı Sebeple Çıkarılması, İstanbul, İÜHF. yay. No:484, 1976. (Haklı Sebep).
ÇAMOĞLU, Ersin : Limited Ortağın Sınırlı Sorumluluğu Karşısında Şirket Alacaklılarının Aktif Korunması, Yayımlanmamış Doçentlik Tezi, İstanbul, 1969. (Aktif Korunma).
ÇAMOĞLU, Ersin : Limited Ortağın Sınırlı Sorumluluğu Prensibine Önemli Bir İstisna: AATUK. m. 35, İktisat ve Maliye Dergisi, C. 16, S. 11, İstanbul, 1970, s. 426-430.
ÇAMOĞLU, Ersin : Limited Ortaklığın Sermaye Alacaklarının Haczi, Batider, C. VI, S. 1, 1971, s. 57-67.
ÇELİK, Binnur : Kamu Alacaklarının Korunması Bakımından Limited Şirket Ortaklarının Sorumluluğu, GÜİİBFD., S. 4, 2000, s.121-126. (Ortakların Sorumluluğu).
ÇELİK, Binnur : Kamu Alacaklarının Takip ve Tahsil Hukuku, 2. Baskı, İstanbul, İş Bankası Kültür yay. No:627, 2002. (Kamu Alacakları).
ÇEVİK, Orhan Nuri : Limited Şirketler Hukuku ve Uygulaması, 4. Baskı, Ankara, Seçkin yay., 2003. (Limited Şirketler).
ÇOLAK, Mustafa. : Limited Şirketlerde Yeni Ortağa Müteselsilen Sorumluluk Düzenlemesinin Ayrıntıları ve Değerlendirme, Yaklaşım, S. 187, Temmuz 2008, s. 43-47.
DELİDUMAN, Seyithan : Tüzel Kişilerin Davada Temsili, EÜHFD., C. II, S. 1, 1998, s. 176-187.
DEMİRKAPI, Ertan : Limited Ortaklık Payının Devri, İzmir, 2008.
DEMİRKAPI, Ertan : Noterlik Uygulaması Açısından Limited Ortaklık Pay Devir Vaadi ve Pay Devri, Maltape Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 10. Yıl Kuruluş Armağanı, İstanbul 2008/2, s. 143-178.
DEMİRKOL, Selami, TEKİN, M. Önder & TOKTAŞ, Nihat : Danıştay Vergi Dava Daireleri Karar Özetleri, (Vergi Resim ve Harçlar İle Benzeri Mali Yükümlülüklerle İlgili Uyuşmazlıklar), 1984-2005, Genişletilmiş ve Değiştirilmiş 2. Baskı, İstanbul, Beta yay., 2006.
DERBİL, Süheyp. : Kamu Hizmeti Nedir?, AÜHFD., C. 7, S. 3-4, 1950, s. 28-36.
DEYNEKLİ, Adnan :  İflasın Vergi Alacağının Tahsiline Etkisi, Ankara, Yetkin yay., 1998,
DEYNEKLİ, Adnan : Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Alacaklarının Tahsilinde 6183 Sayılı Kanun’un Uygulanması, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C. I, Ankara, Turhan Kitabevi, 2010, s. 741-760.
DEYNEKLİ, Adnan : Ticari Defterlerin İspat Kuvveti, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1987.
DOĞANAY, İsmail :  Türk Ticaret Kanunu Şerhi, II. Cilt, 2. Baskı, Ankara, 1981.
DOĞRUSÖZ, Bumin : Anonim ve Limited Şirket Ortaklarının Şirket Borçlarından Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 139, Temmuz 2004, s. 22-24.
DOĞRUSÖZ, Bumin : Haksız Çıkma Zammında Sorunlar, Yaklaşım, Yaklaşım, S. 203, Kasım 2009, s. 273-274.
DOĞRUSÖZ, Bumin : Ticari Defterlerde Kapanış Tasdiki, Yaklaşım, S. 73, Ocak 1999, s. 46-47.
DOĞRUSÖZ, Bumin : Türk Vergi Sisteminde Kaynakta Vergileme (Stopaj), İstanbul, 1992.
DOĞRUSÖZ, Bumin : Vergi Reformu Yorum ve Açıklamaları (4369 Sayılı Kanun ile Muhtelif Vergi Kanunlarında Yapılan Değişiklikler), Lebib Yalkın Yayımları ve Basım İşleri A.Ş., İstanbul, 1998.
DOĞRUSÖZ, M. Ezhan : Vergi Hukukunda Bildirim Mükellefiyeti, Legal Mali Hukuk Dergisi, Ocak 2005, s. 41-51.
DOMANİÇ, Hayri : Anonim Şirketler Hukuku ve Uygulaması, TTK. Şerhi II, İstanbul, Temel yay., 1988.
DOMANİÇ, Hayri : Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. I, İstanbul, Temel yay., 1988. (TTK. Şerhi I).
DONAY, Süheyl. : Ceza Hukukunda Objektif veya Kusursuz Sorumluluk, Sorumluluk Hukukunda Yeni Gelişmeler II. Sempozyumu, 15-16 Aralık, Ankara, 1978, s. 113-123.
DONAY, Süheyl. : Ceza Mahkemesinde Yargılanan Vergi Suçları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay Kararları ile Karşılaştırmalı Olarak, İstanbul, Beta yay., 2008. (Vergi Suçları).
DÖNMEZ, Recai : Pişmanlık ve Islah Kurumunun İşlerliğine Yönelik Kuramsal Tartışmalar ve Bu Kurumun Hukuki Niteliği, Vergi Dünyası Dergisi, S. 157, Mayıs 1994, s. 72-80.
DÖNMEZER, Sulhi, & ERMAN, Sahir : Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C. II, 9. Bası, İstanbul, Beta yay., 1997.
DURAL, Mustafa. : İmkânsızlık Kavramı ve Türleri, Batider, C. VII, 1973, s. 11-58.
DURAL, Mustafa & SARI, Suat. : Türk Özel Hukuku, C. I, Temel Kavramlar ve Medenî Kanunun Başlangıç Hükümleri, 3. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul 2006.
DURAN, Lûtfi. : İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1982.
DURU, Cihan : Çeşitli Kamu Alacaklarının Tahsili İçin Tahsili Emval Kanunu’na ve 6183 Sayılı Kanuna Atıfta Bulunan Kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler ve Bakanlar Kurulu Kararları, Vergi Sorunları Dergisi, S. 63, Aralık 1992, s. 5-27.
EDİS, Seyfullah : Medenî Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri, 5. Basım, Ankara, 1993.
EDİZDOĞAN, Nihat, TAŞ, Metin & ÇELİKKAYA, Ali : Vergi Ceza ve Yargılama Hukuku, Bursa, Ekin yay., 2007.
EMİROĞLU, Haluk : Roma Hukuku’nda Vekalet Sözleşmesi (Mandatum) Ve Hukuki İşlemlerde Temsil, AÜHFD., C. 52, S. 1, Ankara 2003.
ERDİL, Engin : Limited Şirketlerde Ortaklıktan Çıkarılma, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2004. (Çıkarılma).
EREM, Turgut S : Ticaret Hukuku Prensipleri, 7. Bası, İstanbul, Hilâl Matbaacılık, 1971.
EREN, Fikret : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı (Tıpkı Basım), İstanbul, Beta yay., 2009. (Borçlar Hukuku).
EREN, Fikret : Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Ankara, Sevinç Matbaası, 1975.
EREN, Hayrettin & ŞİŞMAN, Gülden : İdari İşlem Açısından Vergilendirme Sürecine Bakış, Prof. Dr. Muallâ Öncel’e Armağan, C. I, Ankara, AÜHF. yay. No:243, 2009, s. 747-812.
ERGİNAY, Akif : Kamu Maliyesi, 16. Bası, Ankara, Savaş yay., 1998.
ERGİNAY, Akif : Vergi Hukuku Prensipleri, Ankara, İstiklal Matbaacılık, 1953.
ERGİNAY, Akif : Vergi Hukuku ve Diğer Hukuk Branşlarile Münasebeti, AÜHFD., C. 8, S. 3-4, 1951, s. 670-686. (Münasebet).
ERGİNAY, Akif : Vergi Hukuku, İlkeler – Vergi Tekniği – Türk Vergi Sistemi, 12. Baskı, Ankara, Turhan Kitabevi, 1986. (Vergi Hukuku).
ERİŞ, Gönen : Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ticari İşletme ve Şirketler, C.II, 3. Baskı, Ankara, Seçkin yay., 2004. (TTK. II).
ERMAN, Sahir : Vergi Suçları, İstanbul, 1988.
ESENER, Turhan : Salahiyete Müstenit Temsil, Ankara, AÜHF. yay. No:150, 1961.
FEYZİOĞLU,
Bedî Necmettin : Mükellefiyet Doğurucu Vakıa, AÜSBFD., C. 7, S. 1, 1952, s. 52-89.
FEYZİOĞLU,
Feyzi Necmeddin : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. I, Yenilenmiş ve Genişletilmiş 2. Bası, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1976. (Borçlar Hukuku).
FURTUN, İdris Hakan. : Vergi Hukukunda Mahkemelerin Hukuk Yaratma-Kanun Boşluğu Doldurma Yetkileri, Ankara, Yetkin yay., 2009.
GENÇ, Kamer, YAĞMURLU, Tahsin, AKSOYLU, Bekir, FALCIOĞLU, Turan, POLATKAN, Vahit & BULUT, Mehmet : Mali Yargılama Usulü ve Uyuşmazlıklarına İlişkin Danıştay Kararları, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1976.
GENÇTÜRK, Muharrem : Ticari Defterlerin Delil Niteliği, İstanbul, Yaylım yay., 1997.
GERÇEK, Adnan : Kamu Alacaklarının Takip ve Tahsil Hukuku, Bursa, Ekin yay., 2010.
GERÇEK, Adnan : Limited Şirketlerde Kanuni Temsilciler Ve Ortakların Vergi Borcundan Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 83, Kasım 1999, s. 215-220.
GERÇEK, Adnan : Türk Vergi Hukukunda İdarenin Takdir Yetkisi, Ankara, Yaklaşım yay., 2006.
GERÇEK, Adnan : Türk Vergi Hukukunda Tahsilat İşlemi ve Etkinliği, Bursa, Ekin Kitabevi, 2003. (Tahsilat).
GERÇEK, Adnan : Türk Vergi Hukukunda Vergi Sorumlusu, Sorumluluk Halleri ve Türlerinin İncelenmesi, AÜHFD., C. 54, S. 3, 2005, s. 157-193. (Vergi Sorumlusu).
GÖZLER, Kemal : İdare Hukuku Dersleri, Güncelleştirilmiş ve Genişletilmiş Beşinci Baskı, Bursa, Ekin Kitabevi, 2007.
GÖZÜBÜYÜK, A. Şeref & TAN, Turgut : İdare Hukuku, C. I, 5. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2007.
GÜLAN, Aydın : Kamu Hizmeti Kavramı, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi (Prof. Dr. Lûtfi DURAN’a Armağan Özel Sayısı), Yıl:9, S. 1-3, İstanbul, 1988, s.147-159.
GÜMÜŞ, Mustafa Alper : Türk-İsviçre Borçlar Hukukunda Vekilin Özen Borcu, İstanbul, Beta yay., 2001.
GÜNDAY, Metin : İdare Hukuku, 7. Bası, Ankara, İmaj yay., 2003.
GÜNDÜZ, Aslan : Yabancı Devlet Malları Üzerinde Cebri İcra Mümkün Müdür?, MHD, 1984/1, s. 1-20.
GÜNER, Tayfun : Kanuni Temsilcinin Vergisel Sorumluluğu, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007. (Kanuni Temsilci).
GÜNEŞ, Gülsen : Hukuka ve Ahlaka Aykırı Faaliyetlerin Vergilendirilmesi, Prof. Dr. Selim Kaneti’ye Armağan, İstanbul, Aybay yay., 1996, s. 240-253.
GÜNEŞ, Gülsen : Vergi Hukukunda İspat, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1984.
GÜNEŞ, Gülsen : Vergi Yükümlülüğüne ya da Sorumluluğuna Yönelik Özel Hukuk Sözleşmelerinin Vergi Dairesi Açısından Bağlayıcılığı, İBD., C. 68, S. 7/8/9, 1993, s. 594-609.
GÜNEŞ, Gülsen : Verginin Yasallığı İlkesi, 2. Baskı, İstanbul, Oniki Levha yay., 2008.
GÜRGÜR, Şebnem Pınar &
YEŞİLYURT, Eren : Vergi Hukukunda Kanuni Temsilciler ve Sorumlulukları-I, Yaklaşım, S. 130, Ekim 2003, s. 127-132.
GÜRKANLAR, Metin : Bir Zarara Birlikte Neden Olan Bİrden Çok Kişinin Sorumluluğu (BK. m. 50), Ankara, GÜİİBF. yay. No:1, 1982.
GÜZEL, Ali, OKUR, Ali Rıza & CANİKLİOĞLU, Nurşen : Sosyal Güvenlik Hukuku, 12. Bası, İstanbul, Beta yay., 2009.
HACIGÜL, Hasan : Limited Şirket Ortaklarının Vergisel Sorumluluğu, Vergi Dünyası Dergisi, S. 308, Nisan 2007, s. 127-130.
HATEMİ, Hüseyin. : Medeni Hukuk Tüzelkişileri I, Giriş – Tarihi Gelişim – Eski Vakıflar, İstanbul, 1979.
HATEMİ, Hüseyin. : Medeni Hukuk’a Giriş, Gözden Geçirilmiş 3’üncü Bası, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2004.
HELVACI, Mehmet : Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluğu, 2. Bası, İstanbul, Beta yay., 2001. (Yönetim Kurulu).
HELVACI, Mehmet. : Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluğunun Müteselsil Olmasının Anlamı ve İsviçre Borçlar Kanunu 759. Maddesi İle Getirilen Müteselsil Sorumluluğun Anlamının Tanıtılması, Prof. Dr. Hayri Domaniç’e 80. Yaş Günü Armağanı, C. I, Beta yay., 2001, s.219-232.
HİRŞ, Ernst. : Ticaret Hukuku Dersleri, Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş Üçüncü Bası, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1948.
İLERİ, Yusuf : Vergi Borçlarının Kanuni Temsilcilerden Tahsilinde Vergi İdaresine Tanınan Yeni Ayrıcalıklar, Yaklaşım, S. 188, Ağustos 2008, s. 120-124.
İMREGÜN, Oğuz : Kara Ticareti Hukuku Dersleri, 10. Bası, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1993. (Kara Ticareti).
İZMİRLİ, Yadigar. : Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulunun Organ Niteliğini Kaybetmesi ve Hukuki Sonuçları, Ankara, Nobel yay., 2001.
KALPSÜZ, Turgut : Anonim Şirketlerde İdare Meclisi Üyelerinin Şirketle Rekabet Teşkil Eden Davranışları, Prof. Dr. Hüseyin Cahit Oğuzoğlu Armağan, Ankara, 1982, s. 347-385. (Rekabet).
KANETİ, Selim : Avrupa Topluluğu Hukukunun Üstünlüğü Karşısında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Anayasa Yargısı Dergisi, C. 7, 1990, s. 131-140.
KANETİ, Selim. : Haksız Fiilde Hukuka Aykırılık Unsuru, İstanbul, Kazancı yay., 2007.
KANETİ, Selim. : Vergi Hukuku, Gözden Geçiriilmiş ve Yenilenmiş 2. Bası, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1989.
KANLIGÖZ, Cihan. : Kamu Borçlanma (İstikraz) Sözleşmeleri, Prof. Dr. Cemal Mıhçıoğlu’na Armağan, AÜSBFD., C.52, No:1-4, 1997.
KAPLAN, Gürsel : Yeni İl Özel İdaresi Kanununa Göre İl Genel Meclisi ve Encümeni Kararları Üzerinde Vesayet Denetimi, AÜHFD., C. 54, S. 3, 2005, s. 121-155.
KAPLAN, İbrahim : Belediye ve İl Özel İdarelerine Ait Gayrimenkuller Üzerinde Bankalar Lehine Kurulan İpotekler ve Bunların Paraya Çevrilmesinde Ortaya Çıkabilecek Hukuki Sorunlar, AÜSBFD., C. 47, S. 3, s. 187-191.
KARACA, Bedir. : Anonim Ortaklıkta Müdürler ve Hukuki Sorumlulukları, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010.
KARAKOÇ, Yusuf : Genel Vergi Hukuku, 4. Bası, Ankara,Yetkin yay., 2007. (Vergi Hukuku).
KARAKOÇ, Yusuf : Kamu Alacaklarının Tahsili Aşamasında Ortaya Çıkan ve Vergi Yargılamasında Çözülen Uyuşmazlıklar, Ankara, Yetkin yay., 2000. (Kamu Alacaklarının Tahsili).
KARAKOÇ, Yusuf : Türk Vergi Ceza Hukukunda Pişmanlık ve Islah, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Bası, İzmir, DEÜHF. Döner Sermaye İşletmesi yay. No:76, 1997.
KARAKOÇ, Yusuf : Türk Vergi Hukukunda Mirasçıların Vergi Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 8, Ağustos 1993, s. 20-25.
KARAKOÇ, Yusuf. : Türk Vergi Yargılaması Hukukunda Delil Sistemi, İzmir, Denge YMM yay., 1994.
KARAKOÇ, Yusuf. : Vergi Mevzuatı – Vergi Hukuku İlişkisi, Legal Mali Hukuk Dergisi, Kasım 2005, s. 2952-2963.
KARASU, Rauf : Limited Şirketlerde İdare Yetkisi Olmayan Ortakların Şirketle Rekabet Etme Yasağı, Batider, C. XXII, S. 3, s. 141-174.
KARASU, Rauf : Limited Şirketlerde Şirketten Ayrılan Ortaklar İçin Sözleşme İle Öngörülen Şirketle Rekabet Etme Yasağı, Batider, C. XXII, S. 4, 2004, s. 79-96.
KARAYALÇIN, Yaşar : Devlet Borçları- “Devlet Malları Haczedilemez” Kuralı, Özel Hukuk ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu, Ankara 2001. s. 123-149.
KARAYALÇIN, Yaşar : Muhasebe Hukuku, 2. Bası, Ankara, BTHAE. yay., 1988.
KARAYALÇIN, Yaşar : Özel Hukukta Meseleler ve Görüşler, Hukukî Mütalâalar, C. V, 1992-1996, Ankara, BTHAE., 1997.
KARAYALÇIN, Yaşar : Ticaret Hukuku, I. Giriş – Ticarî İşletme, 3. Bası, Güzel İstanbul Matbaası, Ankara 1968. (Ticarî İşletme).
KARAYALÇIN, Yaşar : Ticaret Hukuku, II. Şirketler Hukuku, 2. Baskı, Ankara, 1973. (Şirketler Hukuku).
KARAYALÇIN, Yaşar : Vergi Hukuku Bakımından Kanuni Temsilcinin Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 15, Mart 1994, s. 5-9.
KAYA, Arslan : Borca Batık Anonim Şirketin İflâsının İstenmesi, Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu’na 65. Yaş Günü Armağanı, İstanbul, Beta yay., 1999, s. 279-303.
KAYAR, İsmail & ÇELİKTAŞ, İlyas. : Limited Şirkette Müdür-Ortakların Rekabet Yasağı, Prof. Dr. Fahiman Tekil’in Anısına Armağan, İstanbul, MÜHF. yay., 2003, s. 309-319.
KAYIR, Semra : Ticaret Şirketi Temsilcilerinin Şirketin Vergi Borçlarından Sorumluluğu, İdari Yargı-Panel, Mersin 11-12 Nisan 2003. (Temsilciler), s. 443-462.
KENDİGELEN, Abuzer : Adi Şirket, Ticaret Şirketleri ve Kooperatife İlişkin Payların Devrinde Şekil, Makalelerim, C. I, 1986-2001, 2. Bası, İstanbul, Arıkan yay., 2006, s. 215-243. (Şekil).
KENDİGELEN, Abuzer : Genel Hükümler ve Anonim Ortaklığın Kuruluşu, 40. Yılında Türk Ticaret Kanunu, İstanbul, İÜHF. yay. No: 714, 1997, s. 69-108.
KENDİGELEN, Abuzer : Limited Şirket Paylarının Haczi, Makalelerim, C.II, 2001-2006, İstanbul, Arıkan yay., 2006, s. 91-101.
KENDİGELEN, Abuzer : Sermaye Şirketlerinde Ehliyet, Temsil, Butlan ve Kuruluştan Doğan Sorumluluk, Türk Hukukunun Avrupa Birliği Hukukuna Uyumu, Acquis Communautaire’in Alınması, Açıklamalar, Değerlendirmeler, Öneriler, Proje Yöneticisi Ünal Tekinalp, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü yay. 2001, s. 509-526.
KENDİGELEN, Abuzer : Şahıs Şirketlerinin Sermaye Şirketlerine Dönüştürülmesinin Vergi Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman’ın Anısına Armağan, İstanbul, Beta yay., 2000, s. 459-476.
KENDİGELEN, Abuzer : Ticaret Hukuku Kür¬süsünde Onbeş Yıl, Hukukî Mütalâalar (Mahkeme Kararları İle Birlikte), C.II, Ortaklıklar Hukuku, Kararları Tamamlanmış 2. Bası, İstanbul, Beta yay., 2003. (Hukukî Mütalâalar).
KERVANKIRAN, Emrullah : Sermaye Ortaklıklarında Sınırlı Sorumluluk İlkesine Karşı Önemli Bir İstisna : Tüzelkişilik Perdesinin Kaldırılması, EÜHFD., S. 3-4, 2007, s. 453-472.
KIRBAŞ, Sadık. : Vergi Hukuku, Temel Kavramlar, İlkeler ve Kurumlar, 18. Baskı, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2008.
KIRBAŞ, Sadık. : Vergi Hukukunda Vekilin Konumu ve Yetkileri, Vergi Dünyası Dergisi, S. 119, Temmuz 1991, s. 53-62.
KIRBAŞ, Sadık. : Vergi Yargısında Kanıtlama, Prof. Dr. Selim Kaneti’ye Armağan, İstanbul, Aybay yay. No:15, 1996, s. 185-198.
KIRCA, İsmail : Ticaret Şirketlerinde Birlikte Temsile Yetkili Kişilerin Birbirlerine Tek Başına İşlem Yapma Yetkisi Vermeleri, AÜHFD., C. 57, S. 3, 2008. (Birlikte Temsil).
KIRCA, İsmail : Ticari Mümessil, Ankara, Yetkin yay., 1996.
KIRMAN, Ahmet : Türk Vergi Hukukunda Sorumluluk, Mali Sorunlara Çözüm Dergisi, S. 8, Ağustos 1985, s, 40-41.
KIZILOT, Şükrü : Vergi İhtilafları ve Çözüm Yolları, 5. Baskı, Ankara, Yaklaşım yay., 2003.
KIZILOT, Şükrü : Vergi Usul Kanunu ve Uygulaması, C. 6, Ankara, Yaklaşım yay., 1994. (VUK.)
KIZILOT, Şükrü : Vergi Uyuşmazlıklarıyla İlgili Danıştay Kararları ve Özelgeler, C. 8, Ankara, Yaklaşım yay., 2008.
KIZILOT, Şükrü : Vergi Uyuşmazlıklarıyla İlgili Danıştay Kararları ve Özelgeler, C. 7, Ankara, Yaklaşım yay., 2005.
KIZILOT, Şükrü : Vergi Uyuşmazlıklarıyla İlgili Danıştay Kararları ve Özelgeler, C. 6, Ankara, Yaklaşım yay., 2002.
KIZILOT, Şükrü : Vergi Uyuşmazlıklarıyla İlgili Danıştay Kararları ve Özelgeler, C. 5, Ankara, Yaklaşım yay., 2000.
KIZILOT, Şükrü : Vergi Uyuşmazlıklarıyla İlgili Danıştay Kararları ve Özelgeler, C. 4, Ankara, Yaklaşım yay., 1998.
KIZILOT, Şükrü : Vergi Uyuşmazlıklarıyla İlgili Danıştay Kararları ve Özelgeler, C. 3, Ankara, Yaklaşım yay., 1996.
KIZILOT, Şükrü, ŞENYÜZ, Doğan,TAŞ, Metin &
DÖNMEZ, Recai : Vergi Hukuku, 3. Baskı, Ankara, Yaklaşım yay., 2008.
KÖPRÜLÜ, Bülent : Medeni Hukuk, Genel Prensipler – Kişinin Hukuku, 2. Baskı, İstanbul, 1984.
KUMRULU, Ahmet : Anayasa Mahkemesi’nin Bir Kararı Nedeniyle Vergi Borcunda Objektif Sorumluluk Esasına Dayanan Teselsül, TBB. Dergisi, Yıl : 1988, Sayı: 3, s. 421-439.
KUMRULU, Ahmet : Vergi Davalarında Uygulanan Gecikme Faizi Hakkında Düşünceler, AÜHFD., C. 40, S. 1-4, 1988, s. 237-250. (Gecikme Faizi).
KUMRULU, Ahmet : Vergi İcra Hukukuna Kavramsal Bir Yaklaşım, Prof. Dr. Akif Erginay’a 65 inci Yaş Armağanı, Ankara, 1981, s. 647-668.
KUMRULU, Ahmet : Vergi Yargılama Hukukunun Kuramsal Temelleri (İşlev-Yapı-İlkeler-Nitelik), Ankara 1989.
KURU, Baki. : İcra ve İflas Hukuku, El Kitabı, İstanbul, Türkmen Kitabevi, 2004.
KURU, Baki. : Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Değiştirilmiş 18. Baskı, Ankara, Yetkin yay., 2007.
KÜÇÜKKAYA, Mehmet : Vergisel Uyuşmazlıkların Uzlaşma Yoluyla Çözümü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, İstanbul Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008.
MAÇ, Mehmet : Anonim ve Limited Şirket Ortaklarının ve Kanuni Temsilcilerinin, Bu Şirketlerin Özel ve Kamu Borçlarına İlişkin Sorumlulukları, Yaklaşım, S. 118, Ekim 2002, s. 65-67.
MİMAROĞLU,Said Kemal : Anonim Şirketlerde İdare Meclisi Azalarının Hukukî Mes’uliyeti, Ankara, Sevinç Matbaası, 1967.
MOROĞLU, Erdoğan : Hukukî Mütalâalar, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2007.
MOROĞLU, Erdoğan : Notlu-İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu ve İlgili Mevzuat, 7. Baskı, İstanbul, Beta yay., 2001. (TTK.).
MOROĞLU, Erdoğan & KENDİGELEN, Abuzer : Notlu-İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu ve İlgili Mevzuat, Güncelleştirilmiş ve Genişletilmiş 3. Baskı, İstanbul, XII Levha yay., 2010.
MUTLUER, Kamil : Vergi Genel Hukuku, İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi yay. No:121, 2006. (Vergi Hukuku).
NADAROĞLU, Halil. : Kamu Maliyesi Teorisi, 10. Bası, İstanbul, Beta yay., 1998.
NAS, Adil : Türk Vergi Hukukunda Uzlaşma Kurumu, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008.
OĞURLU, Yücel : İdare Hukuku Açısından Vergilendirme İşlemlerinin Hukuki Niteliği Üzerine, Prof. Dr. Hayri Domaniç’e 80. Yaş Günü Armağanı, C. II, İstanbul, Beta yay., 2001, s. 1451-1466.
OĞURLU, Yücel : İdari Yaptırımlara Genel Bir Bakış Ve İdari Yaptırım–Ceza Yaptırımı Ayrımı, EÜHFD., C. III, S. 1, 1999, s. 143-194.
OĞUZMAN, Kemal & ÖZ, Turgut. : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş Altıncı Basıdan Yedinci (Tıpkı) Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009. (Borçlar Hukuku).
OKTAR, S. Ateş. : Vergi Hukuku, İstanbul, Türkmen Kitabevi, 2009.
OKUTAN, Gül : Ticaret Sicili, 40. Yılında Türk Ticaret Kanunu, İstanbul, İÜHF. yay. No: 714, 1997, s. 8-18.
OKUTAN NILSSON, Gül : Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, İstanbul, Çağa Hukuk Vakfı yay., 2004.
ONAR, Sıddık Sami. : İdare Hukukunun Umumi Esasları, C. I., 3. Bası, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1960. (İdare Hukuku I).
ONAR, Sıddık Sami. : İdare Hukukunun Umumi Esasları, C. II., 3. Bası, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1960. (İdare Hukuku II).
ONAR, Sıddık Sami. : İdare Hukukunun Umumi Esasları, C. III., 3. Bası, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1960. (İdare Hukuku III).
OZANSOY, Cüneyt : Türkiye’de Kamu Hizmeti Tartışmaları: Bir Hamaset ve Habaset Alanı, AÜHFD., C. 46, S.1-4, 1997, s. 85-100.
OZANSOY, Fatma : Anonim ve Limited Şirketlerde Vergi Borcundan Dolayı Yönetim Kurulu Üyeleri İle Ortakların Sorumluluğunun Analizi ve Değerlendirilmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, GÜSBE., 2008.
ÖÇAL, Akar : Türk Hususi Hukukunda Gecikme Faizi, İstanbul, Sulhi Garan Matbaası, 1963.
ÖNCEL, Muallâ. : Türk Vergi Hukukunda Takas, AÜHFD., C. 35, S. 1-4, s. 9-16.
ÖNCEL, Muallâ : Vergi Hukuku Açısından Sorumluluk, Prof. Dr. Fadıl H. Sur Anısına Armağan, Ankara, AÜSBF. yay. No:552, 1983, s. 39-55.
ÖNCEL, Muallâ,ÇAĞAN, Nami & KUMRULU, Ahmet : Vergi Yasaları, Ankara, Savaş yay., 1961.
ÖNCEL, Muallâ, KUMRULU, Ahmet & ÇAĞAN, Nami : Vergi Hukuku, 17. Bası, Ankara, Turhan Kitabevi, 2009.
ÖNEN, Ergun : Medeni Yargılama Hukukunda Sulh, Ankara, 1972.
ÖZ, Turgut. : Limited Ortaklıkta Pay Kavramı ve Payın Devri, İÜHFD., C. 52, S. 1-4, 1987.
ÖZ, Turgut. : Yönetim (Management) Sözleşmesi, İstanbul, Kazancı yay., 1997.
ÖZAY, İl Han. : Gün Işığında Yönetim, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2004.
ÖZAY, İl Han. : İdari Yaptırımlar, Kuramsal Bir Deneme, İstanbul, Özdem Kardeşler Matbaacılık, 1985. (İdari Yaptırımlar).
ÖZBALCI, Yılmaz : Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Açıklama ve Yorumlar, Ankara, Oluş yay., 2004. (AATUHK.).
ÖZBALCI, Yılmaz : Vergi Usul Kanunu, Açıklama ve Yorumlar, Ankara, Oluş yay., 2007.
ÖZCAN, Sezgin. : Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyeliğinden İstifa ve Sonuçları, Yaklaşım, S. 117, Eylül 2002, s. 223-227.
ÖZDİLER, Eda : Sermaye Şirketlerinde Kanuni Temsilcinin Vergisel Sorumluluğu, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2005.
ÖZER, İlhan : Kamu Alacaklarının Tahsili Teorisi ve Türkiye’de Uygulaması, Ankara, TODAİE. yay. No:187, 1979. (Kamu Alacaklarının Tahsili).
ÖZGÜVEN, Ali Volkan : Kamu Hizmetinde Bedel Sorununun Anayasa Mahkemesinin Bir Kararı Işığında İrdelenmesi, Prof. Dr. Muallâ Öncel’e Armağan, C. I, Ankara, AÜHF. yay. No:243, 2009, s. 317-335.
ÖZGÜVEN, Ali Volkan : Türk Vergi Hukukunda Geriye Yürümezlik İlkesi, Ankara, Maliye ve Hukuk yay., 2007.
ÖZGÜVEN, Ali Volkan : Vergi Borcundan Dolayı “Yabancıya” Yurt Dışına Çıkış Yasağı Uygulaması (?), Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 68, Ankara, 2007, s. 458-465.
ÖZKAN, Mustafa Şeref : İdare Hukuku Ders Notları, Köy Hocası Matbaası, 1935.
ÖZSUNAY, Ergun : Medeni Hukukumuzda Tüzel Kişiler, 4. Bası, İstanbul, Sulhi Garan Matbaası, 1978.
ÖZSÜT, Tuğrul. : 3505 sayılı Kanun İle Vergi Usul Kanununda Yapılan Değişiklikler, Vergi Dünyası Dergisi, S. 90, Şubat 1989, s. 35-44.
ÖZTAN, Bilge. : Medeni Hukuk Tüzel Kişilerinde Organ Kavramı ve Organın Fillerinden Sorumluluk, Ankara, AÜHF. yay. No:272, 1970.
ÖZTAN, Bilge. : Şahsın Hukuku – Hakiki Şahıslar, 3. Baskı, Ankara, Turhan Kitabevi, 1990.
ÖZTÜRK DİRİKKAN,
Hanife : Limited Şirket Ortağının Ayrılması ve Ayrılma Payı, Ankara, Yetkin yay., 2005. (Ayrılma).
ÖZTÜRK, İlhami & YİĞİT, Uğur : 5766 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklik Sonrasında 6183 Sayılı Kanunun Mük. 35. Maddesinin Vergi ve Buna Bağlı Alacakların Tahsilinde Uygulanabilirliği (II), Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, S. 71, Kasım 2009, s. 14-23. (5766).
ÖZYÖRÜK, Mukbil : İdare Hukuku Dersleri, Ankara, 1972-1973.
ÖZYÖRÜK, Mukbil : İdare Hukuku, İdari Yargı Ders Notları, Ankara, 1977.
PAZARBAŞI, Feyz : Hileli Vergi Kaçakçılığı Suçu, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1991.
PEKCANITEZ, Hakan, ATALAY, Oğuz, SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral & ÖZEKES, Muhammet : İcra ve İflâs Hukuku, 7. Bası, Ankara, Yetkin yay., 2009.
PEKDİNÇER, Tamer :  İki Ortaklı Limited Şirketlerde Ortaklardan Birinin Haklı Sebeplere Dayanarak Mahkeme Kararı İle Çıkma İstemi ve Bu İsteme Yüksek Mahkemenin Yaklaşımı,  Prof. Dr. Fahiman Tekil’in Anısına Armağan, İstanbul, MÜHF. yay., 2003, s. 461-469.
PINAR, Burak. : Yargı ve İcra Harçları, Gözden Geçirilmiş ve Geliştirilmiş 2. Baskı, Ankara, Adalet yay., 2009.
POROY, Reha, & YASAMAN, Hamdi : Ticari İşletme Hukuku, Genişletilmiş ve Güncelleştirilmiş 10. Basıdan 11. Tıpkı Bası, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2006.
POROY, Reha,TEKİNALP, Ünal & ÇAMOĞLU, Ersin : Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, Güncelleştirilmiş 11. Bası, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2009. (Ortaklıklar).
POSTACIOĞLU, İlhan E. : İcra Hukuku Esasları, 4. Bası, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1982.
PULAŞLI, Hasan : Limited Şirketler Hukukundaki Güncel Gelişmeler ve Türk Ticaret Kanunu Tasarısındaki Bazı Sorunlar, Batider, C. XXV, S. 2, s. 37-54.
PULAŞLI, Hasan : Şirketler Hukuku Temel Esaslar, Güncelleştirilmiş 8. Baskı, Adana, Karahan yay., 2009.
SABAN, Nihal : Danıştay Kararlarını Vergi Hukuku İle Okumak, Danıştay ve İdari Yargı Günü – Sempozyumu, 136. Yıl, 11 Mayıs 2004, s. 99-115.
SABAN, Nihal. : Birleşik Devletler Temyiz Mahkemesi’nin Bir Kararı Işığı Altında Alter Ego Doktrini ve AATUHK. 35 ve Mük. 35 md., Vergi Sorunları Dergisi, S. 90, Mart 1996, s. 140-151.
SABAN, Nihal. : Kaçakçılık Cezasının Kusura Çevrilmesi (Yerleşik Bir Danıştay Kavramında İçerik Denemesi), Prof. Dr. Selim Kaneti’ye Armağan, İstanbul, Aybay yay., No:15, 1996, s. 199-217.
SABAN, NİHAL :  Türk Yargı Sisteminin Etkinliği Araştırma Projesi Vergi Yargısının Etkinliği Araştırma Raporu, İstanbul, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, 1999.
SABAN, Nihal. : Vergi Hukuku, 5. Bası, İstanbul, Beta yay., 2009.
SABAN, Nihal. : Vergi Hukukunda Sorumluluk, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1991.
SAKA, Hasan. : Maliye Ders Notları, Ankara, Ankara Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Neşriyatından No:7, Köy Öğretmeni Basımevi, 1936.
SARI, Suat. : Vekâlet Sözleşmesinin Tek Taraflı Olarak Sona Erdirilmesi, İstanbul, Beşir Kitabevi, 2004.
SARILI, Mustafa Ali : Türk Vergi Hukukunda Sorumluluk, İstanbul, Kazancı yay., 2004.
SAYIN ÖNAL, Buket : Limited Şirketlerde Ortakların Sorumluluğu, İkinci Tıpkı Bası, Ankara, Adalet yay., 2007. (Ortakların Sorumluluğu).
SAYMEN, Ferit Hakkı, &
ELBİR, Halid Kemal : Türk Borçlar Hukuku Umumi Hükümler, C. I, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1958.
SCHWARZ, Andreas B. : Borçlar Hukuku Dersleri, I. Cilt, Çev.:Bülend Davran, İstanbul, Kardeşler Basımevi, 1948.
SERİM, Nilgün : 6183 Sayılı Kanunda Amme Alacaklarının Korunması, İstanbul, Türkmen Kitabevi, 2007.
SEVİĞ, Veysi : Kamu Alacağından Dolayı Tüzel Kişilerin Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 32, Ağustos 1995, s. 5-6. .
SEVİĞ, Veysi : Şirket Ortağının Limited Şirketin Vergi Borcundan Dolayı Takip Usulü, Yaklaşım, S. 163, Temmuz 2006, s. 233-235.
SEVİĞ, Veysi : Vergi Hukukunda “Aciz” Hali, Yaklaşım, S. 179, Kasım 2007, s. 13-14.
SEZER, Yasin. : İdarenin Sözleşmelerde Tek Taraflı Değişiklik Yapma Yetkisi, EÜHFD., C. VIII, S. 1-2, s.155-172.
SOLAK AKMAN, İnci : Türk Vergi Sisteminde Vergi Güvenlik Önlemleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2004.
SOLAK AKMAN, İnci : Vergi Güvenlik Önlemlerinin Teorik Çerçevesi, Prof. Dr. Muallâ Öncel’e Armağan, C. I, Ankara, AÜHF. yay. No:243, 2009, s. 1149-1168.
SONSUZOĞLU, Elif : Türk Vergi Hukukunda Fer’ i Borç Ve Alacak Olarak Faiz, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2001. (Faiz).
SÖYLER, İlhami : Devlet Mallarının Kamu Finansmanı Açısından Değerlendirilmesi, Ankara, Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı Yay. No:2005/368, 2005.
SUNGURBEY, İsmet : Medeni Hukuk Eleştirileri, III. Cilt, İstanbul, 1971.
SUR, Fadıl H. : Maliye Dersleri, C. II, Ankara, 1946.
ŞANVER, Salih. : İşletme Vergiciliği ve Türk Vergi Sistemi, Doçentlik Tezi, İstanbul, 1968.
ŞEKER, Nezih : Hukuksal Yapısıyla Vergi İncelemesi, İstanbul, Beta yay., 1994.
ŞENER, Esat : Tüm Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararları, Hukuk-Ceza, Ankara, Seçkin yay., 2000.
ŞENTÜRK, Akın Gencer : Limited Şirket Ortaklarının Kamu Borçlarından Sorumluluğuna İlişkin “Kanuni” Düzenlemelerin “Hukukiliği” Sorunu, Vergi Dünyası Dergisi, S. 326, Ekim 2008, s. 127-134. (Ortakların Sorumluluğu).
ŞENYÜZ, Doğan : Vergi Ceza Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi, 2005.
ŞİMŞEK, Edip : Amme Alacakları Tahsil Usulü Kanun Şerhi, Açıklamalar ve İçtihatlar, Ankara, Eka yay., 1990. (AATUHK.).
TAN, Turgut : Anayasa Mahkemesi Kararlarında Kamu Hizmeti Yaklaşımı, Ankara, AYD, 1991, s. 233-252.
TANCI, Muhittin, ARIKAN, Vural & YALÇINER, Polat : İzahlı-İçtihatlı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve Tahsilatla İlgili Diğer Kanunlar, Ankara, Balkanoğlu Matbaacılık, 1970. (AATUHK.).
TANDOĞAN, Haluk : Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C. II, 4. Tıpkı Basım, İstanbul, Evrim yay., 1989.
TANDOĞAN, Haluk. : Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara, 1981.
TANDOĞAN, Haluk. : Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara, 1961.
TANDOĞAN, Haluk. : Üçüncü Şahsın Zararının Tazmini, Ankara, AÜHF. yay. No:182, 1963.
TAŞ, Metin : Limited Şirket Ortaklarının Kamu Borçlarından Sorumluluğu, Yaklaşım, S. 76, Nisan 1999, s. 64-66.
TAŞDELEN, Aziz : Vergisel Açıdan Nakit Tahsilat ve Ödemenin Belgelendirilmesi Ödevi, AÜHFD., C. 53, S. 2, 2004, s.141-175.
TAŞDELEN, Nihat : Ticari Defterlerin Tasdiki, Prof. Dr. Hüseyin Ülgen’e Armağan, C. I, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2007, s. 59-78.
TEKİL, Fahiman : Limited Şirketler ve Kooperatifler, 2. Baskı, İstanbul, 1978. (Limited Şirketler).
TEKİNALP, Ünal : Anonim Ortaklıkların Yönetim Kurullarında Tüzel Kişilerin Temsili, Ankara, BTHAE Yay., 1965.
TEKİNALP, Ünal : Limited Ortaklık Payının Devrinde Tescil Davası, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Bildiriler-Tartışmalar, C. XIX, 19 Mayıs 2003, Ankara, BTHAE. yay., 2003, s. 3-9.
TEKİNALP, Ünal : Tarihi Gelişim İçinde Tek Ortaklı Şirketler Sorunsalı ve Türk Hukukunun Bu Konudaki Açılımı, Prof. Dr. Hüseyin Ülgen’e Armağan, C. I, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2007, s. 579-610.
TEKİNALP, Ünal : Ticari Defterler, 40. Yılında Türk Ticaret Kanunu, İstanbul, İÜHF. yay. No: 714, 1997, s. 27-29.
TEKİNALP, Ünal  : Ultra Vires, 40. Yılında Türk Ticaret Kanunu, İstanbul, İÜHF. yay. No: 714, 1997, s. 45-46.
TEKİNAY, Selahattin Sulhi, AKMAN, Sermet, BURCUOĞLU, Haluk &ALTOP, Atillâ : Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yeniden Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş Yedinci Baskı, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1993. (Borçlar Hukuku).
TEKİNSOY, Ayhan : İdari Sözleşmelerde Ölçüt Sorunu, AÜHFD., C. 55, S. 2, 2006, s. 181-227.
TEOMAN, Ömer : Anonim Ortaklığın Temsili I, Yaşayan Ticaret Hukuku, C.I:Hukuki Mütalaalar, Kitap:5-1992-1993, 2. Tıpkı Bası, İstanbul, Beta yay., 2000, s. 69-78.
TEOMAN, Ömer : Anonim Ortaklığın Temsili II, Yaşayan Ticaret Hukuku, C. I:Hukuki Mütalaalar, Kitap:7-1995-1996, İstanbul, Beta yay., 1997, s. 76-90.
TEOMAN, Ömer : Limited Ortaklık Payının Devri, Yaşayan Ticaret Hukuku, C. I: Hukuki Mütalaalar, Kitap:8-1997, Beta, 2. Tıpkı Bası, İstanbul, Beta yay., 1999, s. 116-125.
TERLEMEZ, Birol & BAHTİYAR, Mustafa : Danıştay Dördüncü Daire Kararları, İstanbul 2001.
TEZCAN, Durmuş : AİHS Açısından Vergi Cezaları ve Adil Yargılanma Hakkı, Prof. Dr. Turgut Akıntürk’e Armağan, İstanbul, Beta yay., 2008, s. 369-383.
TOSUN, Öztekin. : Hileli Vergi Suçları, İstanbul, Baha Matbaası, 1962.
TOSUN, Öztekin. : Vergi Suçları, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, 1955.
TUHR, Andreas von. : Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, Cilt:1-2, Çev.:Cevat Edege, Ankara, Yargıtay yay. No:15, 1983. (Borçlar Hukuku).
TUNCER, Selahattin : Vergi Hukuku Açısından İşyeri, Vergi Dünyası Dergisi, S.110, Ekim 1990, s. 3-18.
TUNCER, Selahattin. : Vergi Hukuku ve Uygulaması, C. I, Ankara, Yaklaşım, 2003. (Vergi Hukuku I).
TUNCER, Selahattin : Vergi Hukuku ve Uygulaması, C. II, Ankara, Yaklaşım, 2006. (Vergi Hukuku II).
TUNCER, Selahattin & ŞANVER, Salih : Vergi Mükellefiyeti, Vergi Borcu-Vergi Mesuliyeti, İktisat ve Maliye Dergisi, C. V, S. 11, Şubat 1959, s. 525-537. .
TURANBOY, Asuman. : Avukatlık Ortaklığı, AÜHFD., C. 50, S. 4, 2001, s. 41-63.
TURGAY, Recep : Vergi Usul Kanunu ve Tatbikatı, İkinci Bası, İstanbul, İsmail Akgün Matbaası, 1969.
TURHAN, Salih : Vergi Teori ve Politikası, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1998.
TÜRK, Hikmet Sami : Halk Şirketi ve İsçi Şirketi Kavramları, AÜHFD., C. 37, S.1-4, s. 281-311.
ULUATAM, Özhan & METHİBAY, Yaşar : Vergi Hukuku, Ankara, İmaj yay., 1999.
ULUSOY, Ali Dursun : Kamu Hizmeti Anlayışında Yeni Yönelimler: Avrupa Yapılanmasının Kamu Hizmeti Teorisine Etkileri, Gün Işığında Yönetim, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2004, s. 267-292.
ULUSOY, Erol : Ticaret Siciline Tescilin Olumsuz Etkisine Veda – Elektronik Ticaret Sicili – Ticaret Sicili Bilgi Bankası – İnternet Sayfası, Prof. Dr. Hüseyin Ülgen’e Armağan, C. I, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2007, s. 89-123.
UMAR, Bilge & YILMAZ, Ejder : İsbat Yükü, Yeniden Yazılmış – Genişletilmiş, 2. Bası, İstanbul, Kazancı yay., 1980.
ÜÇIŞIK, Güzin : Limited Şirkette Ortağın Ortaklıktan Çıkarılması, Prof. Dr. Fahiman Tekil’in Anısına Armağan, İstanbul, MÜHF. yay., 2003, s. 189-207.
ÜLGEN, Hüseyin : Ticaret Şirketlerinin Ehliyeti, Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman’ın Anısına Armağan, İstanbul, Beta yay., 2000.
ÜLGEN, Hüseyin : Ticari Defterlerle İspat, Batider, C. 4, S. 1, 1967, s. 86-103.
ÜNLÜ, M. Cengiz : Açıklamalı-İçtihatlı 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Ankara, Seçkin yay., 1995.
ÜSTÜN, Ümit Süleyman : Türk Vergi Hukukunda İdarenin Takdir Yetkisi, Ankara, Turhan Kitabevi, 2007.
ÜSTÜNDAĞ, Saim : İcra Hukukunun Esasları, Baştan sona gözden geçirilmiş ve (4949 sayılı Kanun hükümleri gözönünde tutulmak suretiyle) yenilenmiş 8. Bası, İstanbul, 2004.
YALTI, Billur. : Vergi Hukukunda Sorumluluğun Sınırı: Mülkiyet Hakkı: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa Çerçevesinde AATUHK, 35 ve Mükerrer 35, Prof. Dr. Muallâ Öncel’e Armağan, C. I, Ankara, AÜHF. yay. No:243, 2009, s. 507-536.
YALTI, Billur : Vergi Yükümlüsünün Hakları, İstanbul, Beta yay., 2006.
YALTI SOYDAN, Billur : İnsan Haklarının Vergi Hukuku Pratiği: Adil Yargılanma Hakkının Vergi Davalarında Uygulanabilirliği, Vergi Dünyası Dergisi, S. 254, Ekim 2002, s. 85-102.
YANLI, Veliye : Anonim Ortaklıklarda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ve Pay Sahiplerinin Ortaklık Alacaklılarına Karşı Sorumlu Kılınması, İstanbul, Beta yay., 2000.
YANLI, Veliye : Limited Şirketlerin Amme Borçlarından Dolayı Ortakların Sorumluluğu, Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu’na 65. Yaş Günü Armağanı, İstanbul, Beta yay., 1999, s. 743-768. (Ortakların Sorumluluğu).
YAVUZ, Cevdet : Türk-İsviçre ve Fransız Hukuklarında Dolaylı Temsil, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1983.
YAVUZ, Cevdet, ACAR, Faruk & ÖZEN, Burak. : Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Yenilenmiş 7. Baskı’dan Tıpkı 8. Baskı, İstanbul, Beta yay., 2009.
YAYLA, Yıldızhan : İdare Hukuku, İstanbul, Beta yay., 2009.
YERLİKAYA, Gökhan Kürşat.:  :  Türk Vergi Hukukunda İhtirazi Kayıtla Beyan ve Yargı Yolu, İstanbul, Kazancı yay., 2005.
YERLİKAYA, Gökhan Kürşat.:  : Vergi Hatalarında Düzeltme ve Yargı Yoluna Başvuru, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1995.
YİĞİT, Uğur : Vergi Usul Kanununda Hürriyeti Bağlayıcı Suç ve Cezalar, Vergi Kaçakçılığı Suçları ve Diğer Hürriyeti Bağlayıcı Vergi Suç ve Cezaları, İstanbul, Beta yay., 2004. (Vergi Kaçakçılığı).
YILDIRIM, Ali Haydar : TTK Tasarısına Göre Limited Ortaklık Müdürünün Hukuki Durumu, İzmir, Güncel yay., 2008.
YILDIRIM, Zübeyr &
AĞAR, Serkan : Vergi Hukukunda Beyan Sisteminin Etkinliği, Prof. Dr. Muallâ Öncel’e Armağan, C. I, Ankara, AÜHF. yay. No:243, 2009, s. 1223-1262.
YILDIZ, Burçak : TTK Tasarısı’nda Şirketlerin Ehliyeti ve Bu Bağlamda TTK m. 137 Hükmündeki “Ultra Vires” Sınırlamasının Yerindeliğinin Değerlendirilmesi, AÜHFD., C. 55, S. 1, Ankara 2006, s. 321-353. (Şirketlerin Ehliyeti).
YILDIZ, Şükrü : Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyelerinin Kamu Borçlarından Sorumluluğu, Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu’na 65. Yaş Günü Armağanı, İstanbul, Beta yay., 1999, s. 771-794. (Yönetim Kurulu).
YILDIZ, Şükrü : Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Limited Şirketler Hukuku, İstanbul, Arıkan yay., 2007.
YILMAZ, Ejder : Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, Ankara, Yetkin yay., 1996.
YILMAZ, Ejder : İflas İdaresi, Ankara, Sevinç Matbaası, 1976.

: I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Editör: Erol ULUSOY, 2 Şubat 2008, İstanbul, MÜHF. yay., 2008.
: İdari Yargı-Panel, Mersin 11-12 Nisan 2003.
: Vergi Hukukundaki Gelişmeler, Marmaris, 7-10 Ekim 1991.

Limited Şirketler (Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre – Karşılaştırmalı, Açıklamalı, Gerekçeli)

Limited Şirketler (Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre – Karşılaştırmalı, Açıklamalı, Gerekçeli)

13 Ocak 2011 tarihinde kabul edilen 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu limited şirkete ilişkin hükümlerde kapsamlı değişiklikler yapmıştır. Yeni Ticaret Kanununa göre tek ortaklı limited şirket kurulabilecek, genel kurul ve müdürler kurulu toplantıları on line olarak yapılabilecek, limited şirketler küçük, orta büyüklükte ve büyük limited şirketler olarak sınıflandırılacaktır. Buna karşılık, yeni Kanun, limited şirketlerin bağımsız denetçiler tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlenmesi, şirketin internet sitesi açması ve bazı bilgi ve belgeleri sitesinde yayımlaması, finansal tablolarının ve ticari defterlerinin Türkiye Muhasebe Standartlarına göre düzenlenip tutulması gibi bazı yükümlülükler de getirmektedir. Kanunda, limited şirketin yöneticilerine yönelik birçok hukuki ve cezai sorumluluk hallerine de yer verilmektedir.

  • Limited Şirketin Kuruluşu ve Kuruluş Belgeleri
  • Genel Kurul, Toplantı ve Karar Yetersayıları
  • Pay Kavramı ve Şirketin Kendi Paylarını İktisap Etmesi
  • Ortakların Hakları ve Borçları
  • Sözleşme Değişiklikleri
  • Esas Sermayenin Artırılması ve Azaltılması
  • Limited Şirketin Yönetimi ve Denetimi
  • Kâr Payı ve Yedek Akçeler
  • Ticarî Defterler ve Belgeler
  • Finansal Tablolar ve Raporlar
  • Hukuki ve Cezaî Sorumluluk
  • Ölçeklerine Göre Limited Şirketler
  • Limited Şirketin Sona Erme Sebepleri ve Tasfiye
  • ISBN: 9789750215186
    Yayın Tarihi: Nisan 2011
    Baskı Sayısı: 1
    Ebat: 17×25
    Sayfa Sayısı: 440
    Yayınevi: Seçkin Yayıncılık
    Kapak Türü: Ciltli
    Dili: Türkçe

Yeni Türk Ticaret Kanununun Tanıtılması ve Değerlendirilmesi: Ticari İşletme Hukuku-I

Ticaret Hukuku Günleri III – 2011-2012

Yeni Türk Ticaret Kanununun Tanıtılması ve Değerlendirilmesi (Paneller Serisi)

30 Nisan 2011 – TİCARİ İŞLETME HUKUKU – I

Oturum Başkanı: Prof. Dr. Mehmet Helvacı

  • Başlangıç Hükümleri – Tacir – Ticari İşletme (Yard.Doç.Dr.M.Fatih Arıcı)
  • Ticaret Unvanı ve İşletme Adı (Doç.Dr.N.Füsun Nomer Ertan)
  • Ticari Defterler (Prof.Dr.Arslan Kaya)
  • Cari Hesap (Prof.Dr.Arslan Kaya-Araş.Gör.Ramazan Durgut)

Yer: İstanbul Üniversitesi Merkez Bina Doktora Salonu, Beyazıt

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirketler İle İlgili Yenilikler Eğitimi

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirketler İle İlgili Yenilikler” başlıklı ve İstanbul Barosu tarafından organize edilen ve 30 Nisan 2011 tarihinde Mustafa Kemal Merkezi’nde gerçekleştirilecek Eğitim Programı’nda ele alınacak konular aşağıda yer almaktadır.

  • Şirketlere İlişkin Genel Hükümler, Birleşme-Bölünme-Tür Değiştirme-Şirketler Topluluğu (Arş.Gör.Sinan YÜKSEL)
  • Anonim Şirketin Kuruluşu – Tek Kişilik Anonim Şirket – Ultra Vires İlkesi (Dr. Sıtkı Anlam ALTAY)
  • Anonim Şirkette Yönetim Kurulu ve Kurumsal Yönetim İlkeleri (Prof.Dr. Hamdi YASAMAN)
  • Anonim Şirkette Genel Kurul (Araş.Gör.Sinan YÜKSEL)
  • Esas Sözleşme Değişiklikleri , Sermaye Artırımı-Sermaye Azaltımı (Dr. Sıtkı Anlam ALTAY)
  • Anonim Şirketlerde Denetim (Yrd.Doç.Dr. H.Ali DURAL)
  • Anonim Şirketin Sona Ermesi ve Tasfiyesi (Dr. Tolga AYOĞLU)

Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Anonim Şirketler (Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre – Karşılaştırmalı, Açıklamalı, Gerekçeli)

Anonim Şirketler (Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre – Karşılaştırmalı, Açıklamalı, Gerekçeli) – Soner ALTAŞ

  • Anonim Şirketin Kurulusu ve Kuruluş Belgeleri
  • Genel Kurul, Toplantı ve Karar Yetersayıları
  • Yönetim Kurulu
  • Anonim Şirketin Denetimi
  • Pay Kavramı ve Pay Senetleri
  • Esas Sözleşme Değişiklikleri
  • Şirketler Topluluğu
  • Kâr Payı ve Yedek Akçeler
  • Ticarî Defterler ve Belgeler
  • Finansal Tablolar ve Raporlar
  • Hukukî ve Cezaî Sorumluluk
  • Ölçeklerine Göre Anonim Şirketler
  • Anonim Şirketin Sona Erme Sebepleri ve Tasfiye

Nisan 2011, Seçkin Yayıncılık

Kitabın Künyesi

ISBN: 9789750214974
Yayın Tarihi: Nisan 2011
Baskı Sayısı: 1
Ebat: 17×25
Sayfa Sayısı: 655
Yayınevi: Seçkin Yayıncılık
Kapak Türü: Ciltli
Dili: Türkçe

ÖNSÖZ’DEN
“13 Ocak 2011 tarihinde kabul edilen 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlere yönelik birçok değişiklik ve yenilik öngörmektedir.

Tek kişilik anonim şirket kurulusuna ve tek kişilik yönetim kuruluna izin verilmesi, halka açık olmayan anonim şirketler için de kayıtlı sermaye sisteminin, birikimli oyun ve kâr payı avansının öngörülmüş olması, denetçinin şirket organı olmaktan çıkarılıp anonim şirketlerin bağımsız denetçiler tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlenmesi, bütün anonim şirketlere internet sitesi açma ve sitede bazı bilgi ve belgeleri bulundurma zorunluluğunun getirilmesi, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının online olarak yapılabilmesi, finansal tabloların ve ticarî defterlerin Türkiye Muhasebe Standartlarına göre düzenlenip tutulması, şirketlerin büyüklüklerine göre sınıflandırılması ile şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler bu değişikliklerden sadece birkaçıdır.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nda Başmüfettiş olarak görev yapmakta olan Soner ALTAS tarafından kaleme alınan bu eserde, yeni Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirketlere ilişkin düzenlemeleri tüm yönleriyle ele alınmıştır.”

Gerekçeli – Karşılaştırmalı Yeni Türk Ticaret Kanunu

Prof. Dr. Abuzer KENDİGELEN tarafından hazırlanan “Gerekçeli – Karşılaştırmalı Yeni Türk Ticaret Kanunu” adlı Eser, On İki Levha Yayıncılık tarafından Mart 2011’de yayınlanmıştır.

Eser’in içeriğine aşağıdaki şekildedir;

Gerekçeler: Genel gerekçe, madde gerekçeleri, Adalet Komisyonu Raporları, TBMM Genel Kurulunda verilen önergeler ve gerekçeleri

Karşılaştırmalı Metinler: Yeni Türk Ticaret Kanunu­nun maddeleri altında ilgili eski Türk Ticaret Kanunu madde metinleri

Sistematik Fihrist: 6 kitap, 38 kısım, 50 bölüm ve 31 ayırımdan oluşan 1535 maddelik yeni Türk Ticaret Kanununun ayrıntılı sistematik fihristi

Kavram İndeksi: 1535 maddeden oluşan Yeni Türk Ticaret Kanunu ve 44 maddeden oluşan Yürürlük Kanununda yer alan kavramların geçtiği maddeleri gösteren 86 sayfalık ayrıntılı kavram indeksi

Karşılaştırma Tablosu: Yeni Türk Ticaret Kanunu ile eski Türk Ticaret Kanununun maddeleri arasındaki ilişkiyi, her iki kanunun maddelerine göre arama yapılabilecek şekilde gösteren karşılaştırma tablosu

Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun

TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA

ŞEKLİ HAKKINDA KANUN

Kanun No. 6103

Kabul Tarihi: 14/1/2011

Resmi Gazete Tarih ve Numarası: 14/2/2011 – 27846

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

A) Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

B) Eski hukukun ve Türk Ticaret Kanununun uygulanacağı hâller

MADDE 2 – (1) Bu Kanunda aksi öngörülmemiş veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse:

a) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır.

b) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukukî fiiller, bağlayıcılıkları ve hukukî sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tâbidir.

c) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

(2) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra açılmış olan davalarda, mahkeme herhangi bir sebeple 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununu uygulamışsa, kararında bunu ve gerekçesini açıkça belirtir.

(3) Bu Kanunda kullanılan “eski hukuk” terimi, 6762 sayılı Kanunu ve bu Kanun ile ilgili diğer mevzuatı ifade eder.

C) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önceki olaylara uygulanması

I – Kanunla düzenlenen ilişkiler

MADDE 3 – (1) Tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukukî ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

II – Beklenen haklar

MADDE 4 – (1) Eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

D) Kazanılmış haklar

MADDE 5 – (1) Bu Kanunda kazanılmış haklar korunur.

E) Zamanaşımı süreleri ve hak düşürücü süreler

MADDE 6 – (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri ile hak düşürücü süreler eski hukuka tâbidir.

(2) Zamanaşımı ile hak düşürücü sürelere ilişkin diğer hususlar, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Türk Ticaret Kanununa tâbidir.

F) Yollamalar

MADDE 7 – (1) Bu Kanunun ve Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesiyle, 6762 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan veya değiştirilen maddelerine diğer mevzuat tarafından yapılmış bulunan yollamalar, Türk Ticaret Kanununda o maddeleri karşılayan hükümler varsa onlara yapılmış sayılır. Aksi hâlde, hâkim 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1 inci maddesini uygular. Birinci cümle hükmü, esas sözleşmeler dahil, her çeşit sözleşme, taahhütname, beyan ve benzeri metinlerdeki eski hukuka yapılmış olan yollamalar için de geçerlidir.

İKİNCİ KISIM

Özel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Başlangıç

A) Deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davaları

MADDE 8 – (1) 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kurulmuş bulunan denizcilik ihtisas mahkemesinin görmekte olduğu davalar, Türk Ticaret Kanununun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi gereğince, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından, Türk Ticaret Kanunu ile diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevli kılınacak asliye ticaret mahkemesine devredilir.

(2) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan deniz ticaretine ve deniz sigortasına ilişkin hukuk davalarını görmekte olan mahkemeler, yargı çevreleri içinde ve görev alanlarına giren sonuçlanmamış davaları ve işleri devredemezler.

B) Bileşik faiz

MADDE 9 – (1) 6762 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, faizin ana paraya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesini öngörmüş bulunan ve her iki tarafı da tacir olmayan cari hesap sözleşmeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde değiştirilir ve faize faiz yürütülmesine ilişkin hükümler ile bu sonucu doğuran düzenlemeler sözleşmeden çıkarılır; aksi hâlde anılan sürenin sonunda söz konusu hükümler yazılmamış sayılır.

(2) Bileşik faize ilişkin düzenleme sözleşmeden çıkarılıncaya kadar, çıkarılmamışsa birinci fıkrada belirtilen üç aylık sürede işlemiş bulunan bileşik faiz borçludan istenebilir.

(3) Yalnız bu maddede öngörülmüş bulunan değişikliklerin yapılması damga resmi doğurmaz.

İKİNCİ BÖLÜM

Ticari İşletme

A) Ticari işletme

MADDE 10 – (1) Türk Ticaret Kanununun 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanır.

B) Ticaret unvanı

MADDE 11 – (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren anılan Kanunun ticaret unvanına ilişkin hükümleri uygulanır.

C) Merkezleri Türkiye içinde ve dışında bulunan ticarî işletmelerin Türkiye şubelerinin tescili ve Türkiye’deki bir şirketin merkezinin yurt dışına taşınması

MADDE 12 – (1) Merkezleri Türkiye dışında bulunan bir ticarî işletmenin veya ticaret şirketinin şubesinin Türkiye’de tescil edilebilmesi için, merkez işletmenin bulunduğu kaynak ülke hukukunun, işletmeler ile ticaret şirketlerinin türlerine göre şubelerinin tescilinde aradığı şartların gerçekleşmiş olması gerekir. Ayrıca, kaynak ülkede tescil için ibrazı gerekli tüm belgeler ile şirketin sözleşmesinin, anonim şirketlerde esas sözleşmenin onaylı suretleri, Türkiye’de tescili yapacak ticaret sicili müdürlüğüne verilir. Bundan başka, şube unvanı, adresi, şubeye ayrılmış sermaye tutarı, şubeyi mahkemeler dahil, özel kuruluşlar ve kamu kuruluşları nezdinde tam yetkili olarak temsil edecek kişi veya kişilerin adları, merkez işletmenin türü, işletme konusu, sermayesinin türü ve tutarı, sicil numarası, internet sitesi, tâbi olduğu hukuk, Avrupa Birliği üyesi olup olmadığı bilgileri ilgili ticaret sicili müdürlüğüne bir beyanname ile bildirilir ve gerekli belgeler eklenir. Tescil edilecek hususlarla şubenin tesciline ilişkin ayrıntılı düzenleme Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte [1] yapılır.

(2) Bir Türk şirketi, tasfiye edilmeksizin ve hedef ülkede yeniden kurulmaksızın yabancı bir ülkeye taşınabilir. Bunun için;

a) Türk hukukunun aradığı şartların yerine getirilmiş olduğu,

b) Şirketin taşındığı ülke hukukuna göre, o ülkede faaliyetine devam edebileceği,

c) Şirketin, konumunda meydana gelecek değişiklikten alacaklıların, ilân yoluyla haberdar edildikleri, alacaklarını bildirmeye davet olundukları ve alacakların ödendiği veya teminat altına alındığı,

ispat edilmelidir.

(3) Merkezini yurt dışına taşıyan şirketin unvanı, alacaklıların tümü tam olarak tatmin edilmeden ticaret sicilinden silinemez. Merkezin taşınmasına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte [2] yapılır.

(4) Yürürlükten kaldırılmıştır [3]


[1]     6335 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  12 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğünde” ibareleri “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.

[2]     6335 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  12 nci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğünde” ibareleri “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.

[3]     6335 sayılı Kanun’un 47 nci maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  12 nci maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

D) Ticari defterlerle ispat

MADDE 13 – 6335 sayılı Kanun’un 47 nci maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  13 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlükten kaldırılan madde şöyleydi; ”(1) Türk Ticaret Kanununun yürürlük tarihinden önce açılan ve görülmekte olan davalarda, 6762 sayılı Kanunun 82 ilâ 86 ncı maddeleri uygulanır. Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra olsa bile, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 158 inci maddesinde öngörülen ek süre içinde açılacak davalara da bu hüküm uygulanır.

E) Acenteye ilişkin rekabet yasağı anlaşması

MADDE 14 – (1) Türk Ticaret Kanununun 123 üncü maddesi, anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olup da devam etmekte olan acentelik sözleşmelerine de uygulanır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Ticaret Şirketlerine İlişkin Genel Hükümler

A) Ticaret şirketlerinin hak ehliyeti

MADDE 15 – (1) Şirket sözleşmelerinde veya esas sözleşmelerinde 6762 sayılı Kanunun 137 nci maddesine uygun olarak, şirketin hak ehliyetinin şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmesinde yazılı işletme konusu ile sınırlı olduğunu belirten hükümler bulunması hâlinde, bu hükümler Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yazılmamış sayılır.

B) Sermaye koyma

MADDE 16 – (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce bazı taşınmazlar bir şirkete sermaye olarak konulmuş, ancak bunların tapu sicilinde tescillerinin şirket adına yapılmamış olması hâlinde, şirket alacaklıları, ortakları veya pay sahipleri tescil isteminde bulunabilecekleri gibi, tescilin, ticaret sicili müdürlerince yaptırılması talimatını Gümrük ve Ticaret Bakanlığı [1]da verebilir. Tescil harcı ile diğer harç ve masraflar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde şirketten alınır.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile,  6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda yer alan “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” ibareleri “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, şeklinde değiştirilmiştir.

C) Birleşme, bölünme, tür değiştirme ve şirketler topluluğu

I – Tebliğler ve düzeltmeler

MADDE 17 – (1) Birleşme, bölünme ve tür değiştirme gibi yapı değişiklikleriyle ilgili olarak tapu ve gemi sicili ile fikrî mülkiyete ilişkin sicillerde ve benzeri sicil ve kayıt belgelerinde yapılması gerekli işlemlerin usul ve esasları ile başvuruda bulunacak kişiler ve ibrazı gerekli belgeler, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihini izleyen altı ay içinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı[1], Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve Türk Patent Enstitüsünün görüşü alınarak, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı[2] tarafından hazırlanacak bir tebliğle düzenlenir.

(2) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmeyle ilgili şeffaflığı ve hakların kullanılmasını sağlayıcı uygulama hükümleri Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte[3] düzenlenir.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile,  6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda yer alan “Denizcilik Müsteşarlığı” ibaresi “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.

[2]     6335 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile,  6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda yer alan “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” ibareleri “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, şeklinde değiştirilmiştir.

[3]     6335 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  17 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğüyle” ibaresi “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.

II – Hâkimiyetin kötüye kullanılması

MADDE 18 – (1) Bir bağlı şirketin, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte, anılan Kanunun 202 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren kaybı veya kayıpları varsa bunlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde denkleştirilir veya ilgili şirkete kaybı veya kayıpları denkleştirecek istem hakları tanınır. Aksi hâlde, Türk Ticaret Kanununun 202 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen dava hakları söz konusu sürenin bitmesiyle hemen kullanılabilir.

(2) Türk Ticaret Kanununun 196 ncı maddesindeki pay ve oy oranlarının hesaplanması ile aynı Kanunun 198 inci maddesindeki bildirim, tescil ve ilân yükümlülüklerine ilişkin usul ve esaslar Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte[1] düzenlenir.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  18 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğüyle” ibaresi “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.

III – Bağlı şirketin hâkim şirketin paylarına sahip olması

MADDE 19 – (1) Türk Ticaret Kanununun 201 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülmüş bulunan oy haklarının kullanılmasına ilişkin sınırlamaya dair hüküm, anılan Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki yıl sonra yürürlüğe girer. Diğer haklarla ilgili sınırlamalar Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte uygulanmaya başlar.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Anonim Şirket ve Limited Şirketler

A) Genel hükümler, kuruluş ve temel ilkeler

I – Asgarî sermaye

MADDE 20 – (1) Anonim ve limited şirketler, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde sermayelerini, anılan Kanunun 332 ve 580 inci maddelerinde öngörülen tutarlara yükseltirler; aksi hâlde mezkûr sürenin sonunda infisah etmiş sayılırlar.

(2) Sermayenin Türk Ticaret Kanununda öngörülen tutara yükseltilmesi için yapılacak genel kurullarda toplantı nisabı aranmaz, kararlar toplantıda mevcut oyların çoğunluğu ile alınır ve şartları bulunsa bile 6762 sayılı Kanunun 389 uncu ve Türk Ticaret Kanununun 454 üncü maddeleri uygulanmaz. Bu fıkra hükümleri, bu Kanunun 26 ve 28 inci maddeleri uyarınca yapılacak esas sözleşme değişiklikleri için toplanacak genel kurullara da uygulanır.

(3) Halka açık olmayan anonim şirketlerin kayıtlı sermaye sistemini kabul etmelerine, daha sonra bu sisteme geçmelerine, sermayelerini artırmalarına, kayıtlı sermaye tavanını yükseltmelerine, sistemden çıkmalarına ve çıkarılmalarına, yönetim kurulunun imtiyazlı ve primli paylar ihracına, rüçhan haklarını kanun çerçevesinde sınırlamasına ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı[1] tarafından hazırlanacak tebliğle; tescil ve ilâna dair hususlar ise Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte[2] düzenlenir.

(4) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı[3] birinci fıkrada yazılı süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatabilir.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile,  6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda yer alan “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” ibareleri “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, şeklinde değiştirilmiştir.

[2]     6335 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Ticaret Sicili Tüzüğüyle” ibaresi “Türk Ticaret Kanununun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte” şeklinde değiştirilmiştir.

[3]     6335 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile,  6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda yer alan “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı” ibareleri “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, şeklinde değiştirilmiştir.

II – Kuruluş

MADDE 21 – (1) Türk Ticaret Kanununun anonim ve limited şirketlerin kuruluşuna ilişkin hükümleri, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hemen uygulanır. Ancak, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte, kuruluş hâlinde bulunan anonim şirketlerde esas sözleşme, limited şirketlerde şirket sözleşmesi yapılmış ve kurucuların imzaları noter tarafından onaylanmışsa, bu onay tarihinden itibaren bir ay içinde şirketin tescili için ticaret siciline başvurulduğu takdirde, kuruluşa 6762 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

III – Esas sözleşme

MADDE 22 –(1) Anonim şirketler esas sözleşmelerini ve limited şirketler şirket sözleşmelerini, yürürlük tarihinden itibaren oniki [1] ay içinde[2] Türk Ticaret Kanunuyla uyumlu hâle getirirler. Bu süre içinde gerekli değişikliklerin yapılmaması hâlinde, esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

(2) Esas sözleşme ve limited şirket sözleşmesini birinci fıkra uyarınca uyumlu hâle getirmek için yapılacak genel kurullara bu Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.

(3) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu maddede öngörülen süreyi ancak bir yıla kadar uzatabilir.[2]


[1]     6335 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yayımı tarihinden itibaren onsekiz” ibaresi “yürürlük tarihinden itibaren oniki” şeklinde değiştirilmiştir.

[2]  Anonim şirketlerin esas sözleşmelerini ve limited şirketlerin şirket sözleşmelerini, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa uyumlu hale getirmeleri için öngörülen süre, 29 Haziran 2013 tarihli ve 28692 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anonim ve Limited Şirketlerin Sözleşmelerinin Türk Ticaret Kanununa Uyumlu Hale Getirilme Süresinin Uzatılmasına İlişkin Tebliğ ile 1/7/2014 tarihine kadar uzatılmıştır.

IV – Tek pay sahipli anonim şirketler ile tek ortaklı limited şirketler

MADDE 23 – (1) Herhangi bir sebeple bir anonim şirketin tek pay sahibi ve bir limited şirketin tek ortağı olan gerçek veya tüzel kişi, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren onbeş gün içinde, bu sıfatını, adını, adresini, vatandaşlığını, anonim şirketlerde yönetim kuruluna, limited şirketlerde müdüre veya müdürlere noter aracılığıyla bildirir. Bildirimin muhatapları, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, Türk Ticaret Kanununun 338 ve 574 üncü maddelerinde öngörülen hususları tescil ve ilân ettirirler; aksi hâlde anılan maddelerde öngörülen hukukî sonuçlar doğar.

V – Pay sahiplerinin ve limited şirket ortaklarının şirkete borçlanma yasağı

MADDE 24 – 6335 sayılı Kanun’un 47 nci maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  24 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlükten kaldırılan madde şöyleydi; ”(1) Türk Ticaret Kanununun 358 inci maddesine aykırı şekilde, anonim veya limited şirkete borçlu olan pay sahipleri ve ortaklar, borçlarını, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde, nakdî ödeme yaparak tamamen tasfiye etmek zorundadır. Borcun kısmen veya tamamen başkası tarafından üstlenilmesi, borç için kambiyo senedi verilmesi, ödeme planı yapılması veya benzeri yollara başvurulması bu madde anlamında tasfiye sayılmaz.

(2) Birinci fıkrada belirtilen süre içinde tasfiye gerçekleşmemişse, Türk Ticaret Kanununun 562 nci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanır.

(3) Tasfiye süresinin geçmesinden sonra, şirketin alacaklıları, alacakları için, şirkete borçlu olan pay sahibini veya limited şirket ortağını takip edebilir.

VI – Yönetim kurulu

MADDE 25 –(1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler. Ancak, tüzel kişinin temsilcisi olarak üye seçilmiş bulunan gerçek kişinin, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde istifa etmesi, onun yerine tüzel kişinin ya da başkasının seçilmesi gerekir. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanununun 623 üncü maddesi hükmünün gereği yerine getirilir. Anonim şirketlerde Türk Ticaret Kanununun 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca seçim yapılan durumlarda, anılan Kanunun 359 uncu maddesindeki şartları taşıyan yönetim kurulu üyelerinin seçilmeleri şarttır. Görevdeki yönetim kurulunun görevinin sona ermesinden sonra seçilecek üyelerin, anılan 359 uncu maddedeki şartları taşımaları zorunludur. [1]

(2) Yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık borcuna ilişkin hüküm, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan davalarda uygulanmaz. Bu davalarda özen ve bağlılık borcu 6762 sayılı Kanuna göre değerlendirilir.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 47 nci maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  25 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.Yürürlükten kaldırılan cümle şöyleydi; ”Üyelerin görev süreleri farklı tarihlerde sona eriyorsa, öğrenime ilişkin şart, şirkete en uygun gelen üyelerin görevleri sona erdiğinde yerine getirilir.

VII – Esas sözleşme değişikliklerinde toplantı ve karar nisapları

MADDE 26 –(1) Bir anonim şirketin esas sözleşmesinde veya bir limited şirketin şirket sözleşmesinde genel kurulun toplantı ve karar nisaplarına, madde numarası belirtilerek veya belirtilmeksizin 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüşse, bu şirketler Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren oniki[1] ay içinde anonim şirketlerde esas sözleşmelerini ve limited şirketlerde şirket sözleşmesini değiştirerek, anılan Kanuna uygun düzenleme yaparlar. Aksi hâlde, bu sürenin geçmesiyle Türk Ticaret Kanununun genel kurulun toplantı ve karar nisaplarına ilişkin hükümleri uygulanır. Sadece bu oniki[1]ay içinde yapılan genel kurullarda 6762 sayılı Kanunun genel kurulların toplantı ve karar nisapları hakkındaki hükümleri uygulanır.

(2) Herhangi bir sözleşmede, taahhütnamede, temliknamede veya diğer bir belgede 6762 sayılı Kanunun 388 inci maddesine madde numarası verilerek veya bu maddenin içeriğine yapılan yollamalar, Türk Ticaret Kanununun 421 inci maddesine yapılmış sayılır.

(3) Bir esas sözleşmede esas sözleşme değişikliklerine ilişkin olarak 6762 sayılı Kanunun 388 inci maddesindekinden daha ağır nisaplar öngörülmüş olup da bunlar Türk Ticaret Kanununun 421 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen nisaplardan ağırsa, bunların uygulanmasına devam olunabilir. Ağırlaştırılmış nisaplara dair esas sözleşmedeki veya herhangi bir sözleşme veya hukukî metindeki özel düzenleme Türk Ticaret Kanununun 421 inci maddesine göre daha hafifse 421 inci madde uygulanır.

(4) Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uyarlanarak limited şirketlere de uygulanır.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 46 ncı maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun  26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı” ibareleri “oniki” şeklinde değiştirilmiştir.

VIII – Özel denetçi

MADDE 27 – (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce atanmış bulunan özel denetçi, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz raporunu vermemişse, görevini Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yerine getirir. Ancak, bu hâlde özel denetçi isterse, tazminat ödemeksizin veya herhangi bir yaptırıma uğramaksızın, görevinden ayrılabilir.

IX – Oy hakkı ve oyda imtiyazlı paylar ile nama yazılı payların devredilmelerinin sınırlanması

MADDE 28 –(1) Türk Ticaret Kanununun 434 ve 435 inci maddeleri, anılan Kanunun yürürlük[1] tarihinden itibaren oniki[2] ay sonra yürürlüğe girer.

(2) 6762 sayılı eski Kanun zamanında ve Türk Ticaret Kanununun kabul edilmesinden en az bir yıl önce esas sözleşme hükmü ile bazı pay gruplarına tanınmış olan yönetim kurulu üyeliği için aday gösterme hakkı, Türk Ticaret Kanununun 360 ıncı maddesinin birinci fıkrasındaki sınırı aşsa bile müktesep hak sayılır.

(3) Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin birinci fıkrasına aykırı esas sözleşmeler, anılan Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde, anılan fıkra hükmüne uygun hâle getirilir.

(4) Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen sınırı aşan sayıda oyda imtiyaz öngören esas sözleşme hükümleri, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde, anılan fıkraya uyarlanır veya mahkemeden anılan fıkrada öngörülen karar alınır.

(5)  Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl sonra uygulanır. [3]

(6) Bu maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında yapılması şart koşulan sürede gerekli esas sözleşme değişikliklerinin ve uyarlamaların gerçekleştirilmemesi hâlinde, oyda imtiyazı düzenleyen esas sözleşme hükümleri, birinci ve üçüncü fıkralarda belirtilen sürenin dolduğu tarihte kendiliğinden geçersiz hâle gelir ve esas sözleşmede öngörülen oya ilişkin imtiyazların tümü kanunen sona erer.

(7) Nama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketler, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek, Türk Ticaret Kanununun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorundadır; aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle gelir.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yayımı” ibaresi “yürürlük” şeklinde değiştirilmiştir.

[2]     6335 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “onsekiz” ibaresi “oniki” şeklinde değiştirilmiştir.

[3]     6335 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 28 inci maddesinin beşinci fıkrası değiştirilmiştir.  Fıkranın değişmeden önceki hali şöyleydi; ‘‘Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, anılan Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra uygulanır.’’

BEŞİNCİ BÖLÜM

Taşıma İşleri

A) Taşıma sözleşmesi

MADDE 29 – (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış olan taşıma sözleşmeleri, taşıma senedine ilişkin hükümler dahil, anılan Kanuna tâbidir. Ancak, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşen, taşıma hukukuna özgü, zıya, hasar ve gecikmeden dolayı, sorumluluk hâlleri ile taşıyıcının sorumluluk sınırları hakkında Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

ALTINCI BÖLÜM

Deniz Ticareti

A) Türk Bayrağını çekme hakkının ve değişikliklerin tescili

MADDE 30 – (1) Gemilere Türk Bayrağı çekme hakkı, yürürlüğe girmesinden itibaren Türk Ticaret Kanununa tâbi olur. Türk Bayrağı çekme hakkını elde etmiş olan tescili zorunlu gemilerin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde Türk Gemi Siciline tescil ettirilmesi gerekir.

(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, daha önce gemi siciline tescil edilmiş olan hususlarda meydana gelecek bütün değişiklikler, gecikmeksizin sicil müdürlüğüne bildirilir.

B) Gemi vasfını kazanan araçların tescili

MADDE 31 – (1) Türk Ticaret Kanunuyla gemi olma vasfını kazanan suda yüzme özelliği bulunan araçların malikleri, tescili zorunlu gemilerini, anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren iki ay içinde aynı Kanunun 955 inci maddesi uyarınca yetkili Gemi Sicil Müdürlüğüne tescil ettirmekle yükümlüdürler.

C) Gemi mülkiyetinin devren iktisabı

MADDE 32 – (1) Bir gemi veya gemi payının temlikinde, gemi üzerindeki mülkiyeti 6762 sayılı Kanuna göre sadece sözleşmeyle iktisap etmiş olan kimseler, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde kendilerini gemi veya gemi payı maliki olarak gemi siciline tescil ettirmekle yükümlüdürler.

D) İpoteğin terkinini talep hakkı

MADDE 33 – (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte bir gemi üzerinde ipotek hakkına sahip olan alacaklı, kendinden önce gelen veya aynı derecede bulunan diğer bir gemi ipoteğinin düşmesi hâlinde bunun terkinini istemek hakkını haizdir.

E) Şahsî ve aynî teminatların hapis hakkına dönüşmesi

MADDE 34 – (1) Navlun sözleşmelerinde alacaklarının temini için 6762 sayılı Kanunda taşıyana tanınmış olan bütün teminatlar, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte ifa edilmeye başlanmış olan sözleşmelerden doğan alacaklar için, alacaklısı lehine hapis hakkına dönüşür.

F) Müşterek avarya

MADDE 35 – (1) Türk Ticaret Kanununun müşterek avarya ile ilgili hükümleri ancak geminin anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra başladığı yolculuktan doğan olaylara uygulanır. Daha önce başlamış olan yolculuklar, 6762 sayılı Kanuna tâbi olmaya devam eder.

G) Gemi alacaklısı hakkının devamı

MADDE 36 – (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 6762 sayılı Kanun hükümlerine göre doğmuş olup da Türk Ticaret Kanunu uyarınca gemi alacaklısı hakkı bahşetmeyen alacaklar, 6762 sayılı Kanuna tâbi olmaya devam eder.

H) 1976 ve 1992 tarihli Sözleşmeler

MADDE 37 – (1) Türk Ticaret Kanununun 1328 ilâ 1349 uncu maddeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanır. Şu kadar ki, 4/6/1980 tarihli ve 17007 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 19/11/1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşmenin Türkiye bakımından yürürlüğe girdiği 1/7/1998 tarihinden başlayarak, 24/7/2001 tarihli ve 24472 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 1992 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin ve 18/7/2001 tarihli ve 24466 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 1992 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin Türkiye bakımından yürürlüğe girdiği 17/8/2002 tarihinden başlayarak uygulanması bundan müstesnadır.

I) Cebrî icra

MADDE 38 – (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce bir geminin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan icra takibi kesinleşmiş olur veya yapı hâlindeki bir gemiye kesin haciz konulmuş bulunursa, paraya çevirmede Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önceki hükümler uygulanır.

YEDİNCİ BÖLÜM

Sigorta Hukuku

A) Sigorta sözleşmesi

MADDE 39 – (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış ve hüküm ifade etmeye başlamış sigorta sözleşmelerine, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl süreyle 6762 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Ancak, bu bir yıllık süre içinde sigorta ettireni, sigortalıyı ve lehdarı koruyan hükümler bakımından, 1517 nci maddesi müstesna, Türk Ticaret Kanunu hükümleri geçerli olur.

(2) Birinci fıkranın birinci cümlesindeki bir yıllık süre içinde sona eren 6762 sayılı Kanuna tâbi sigorta sözleşmelerinin uzatılması ya da yenilenmesi hâlinde Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

B) Koruyucu hükümler

MADDE 40 – (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış olup da Türk Ticaret Kanununun 1452, 1486, 1488 ve 1520 nci maddelerine aykırı bulunan sigorta sözleşmeleri de bu Kanunun 39 uncu maddesi hükmüne tâbidir.

ÜÇÜNCÜ KISIM

Diğer Kanunların Değiştirilen ve Yürürlükten Kaldırılan Hükümleri ve Son Hükümler

Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler

MADDE 41 – (1) 30 Teşrinisani 1330 tarihli Ecnebi Anonim ve Sermayesi Eshama Münkasim Şirketlerle Ecnebi Sigorta Şirketleri Hakkında Kanunu Muvakkat yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun;

a) 23 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 23 – Bu Kanunun uygulanmasında;

1. “İpotek” tabiri ipotekleri, ipotekli borç senetlerini, irat senetlerini, eski hukuk hükümlerine göre tesis edilmiş taşınmaz rehinlerini, taşınmaz mükellefiyetlerini, bazı taşınmazlar üzerindeki hususî imtiyazları ve taşınmaz eklenti üzerine rehin muamelelerini,

2. “Taşınır rehni” tabiri, teslime bağlı rehinleri, Türk Medenî Kanununun 940 ıncı maddesinde öngörülen rehinleri, ticarî işletme rehnini, hapis hakkını, alacak ve sair haklar üzerindeki rehinleri,

3. Sadece “Rehin” tabiri, “ipotek” ve “taşınır rehni” tabirlerine giren bütün taşınır ve taşınmaz rehinlerini,

ihtiva eder.

Açıkça öngörülen istisnalar dışında, bayrağına ve bir sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler hakkında bu Kanunun taşınırlara ilişkin hükümleri uygulanır. Bu Kanun uyarınca gemi siciline verilecek şerhler, Türk Ticaret Kanununun 977 nci maddesi hükmüne tâbidir.”

b) 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 26 – Bir taşınmazın tahliye ve teslimine dair olan ilam, icra dairesine verilince icra müdürü 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içinde hükmolunan şeyin teslimini emreder.

Borçlu taşınmazı işgal etmekte iken bu emri tutmazsa, ilamın hükmü zorla icra olunur.

Alacaklıya teslim olunan taşınmaza haklı bir sebep olmaksızın tekrar giren borçlu ayrıca hükme hacet kalmadan zorla çıkarılır.

Taşınmazın içinde bulunup da ilamda dahil olmayan eşya çıkarılarak borçluya teslim ve hazır değilse vekiline veya ailesi halkından veyahut müstahdemlerinden reşit bir kimseye tevdi olunur. Bunlardan da kimse bulunmazsa mezkûr eşya masrafı ileride borçluya ödetilmek üzere peşin olarak alacaklıdan alınıp emin bir yerde veya alacaklının yedinde hıfzettirilir ve icra dairesince hemen yapılacak tebligat üzerine borçlu eşyanın bulunduğu mahalde ise beş ve değil ise otuz gün içinde eşyayı almaktan veya masrafı ödemekten imtina eder yahut lüzum görülürse icra müdürü icra mahkemesinin kararıyla bunları satıp tutarından masrafı ifa eder. Fazla kalırsa borçlunun adına, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikte nitelikleri belirlenen bankalardan birine yatırılır.”

c) 28 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Taşınmaz davalarında hükümlerin tapu sicil dairesine tebliği:

MADDE 28 – Taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu sicili dairesine bildirir. İlgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir. Bu şerh, Türk Medeni Kanununun 1010 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tâbidir.

Taşınmaz davası üzerine verilen karar ileride davacının aleyhine kesinleşirse mahkeme, derhal bu hükmün hulasasını da tapu sicili dairesine bildirir.”

ç) 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 29 – Hükmün tapu sicili dairesine bildirilmesinden sonraki tebeddüllerin icra muamelelerine tesiri olmaz. Hükümde gösterilen şey kimin elinde ise ondan alınıp alacaklıya teslim olunur.

Şu kadar ki, o yerde bulunan üçüncü şahıs bu malı borçludan teslim almış olmayıp onu doğrudan doğruya işgal etmekte bulunduğunu bildiren bir tapu sicili kaydı gösterirse mahkemeye müracaatla dava açması için kendisine yedi gün mühlet verilir. Bu müddet içinde dava açılırsa icra geri bırakılır.”

d) 31 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İrtifak haklarına mütedair ilamlar:

MADDE 31 – Bir irtifak hakkının kaldırılmasına yahut böyle bir hakkın tahmiline mütedair ilam icra dairesine verilince icra müdürü 24 üncü maddede yazılı şekilde yedi günlük bir icra emri gönderir. Borçlu muhalefet ederse ilamın hükmü zorla icra olunur.”

e) 31 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin ilamların icrası:

MADDE 31/a – Bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin kararlar, kesinleşmedikçe icra edilemez.

Sicile kayıtlı Türk gemilerine ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin davalarda davacının lehine hüküm verilirse, mahkeme, davacının istemine gerek kalmaksızın, hükmün tefhimi ile birlikte özetini gemi sicili müdürlüğüne bildirir. Hüküm, gemi siciline şerh edilir. Davada verilen karar ileride davacının aleyhine kesinleşirse, mahkeme, bu hükmün özetini de gemi sicili müdürlüğüne derhal bildirir. Sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün yabancı bayraklı gemiler bakımından mahkeme, bu fıkrada  öngörülen bildirimleri, geminin bayrağını taşıdığı devletin en yakın konsolosluğuna yapar. Hükmün gemi siciline şerh edilmesinden sonra geminin zilyetliğini elde eden kişi aleyhine yeni bir ilâm alınmasına gerek olmadan, üçüncü fıkraya göre işlem yapılır.

Bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bir geminin tahliye ve teslimine ilişkin ilâm, icra dairesine verilince icra müdürü, bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içinde o geminin teslimini emreder. İcra emrinde; alacaklı ve borçlunun ve varsa temsilcilerinin adları ve soyadları ile yerleşim yerleri, hükmü veren mahkemenin ismi ile tahliye ve teslimine hükmolunan geminin kimliği, ilâmın tarih ve numarası ve icra mahkemesinden veya istinaf ya da temyiz yahut iadei muhakeme yoluyla görülmekte olduğu mahkemeden icranın geri bırakılması hakkında bir karar getirilmedikçe cebrî icraya devam olunacağı yazılır.

Borçlu, gemiye zilyet olduğu hâlde bu emri yerine getirmezse, ilâmın hükmü zorla tenfiz olunur. Borçlu geminin zilyedi değilse, alacaklı aşağıda yazılı seçimlik haklardan birini kullanabilir:

1. Alacaklı, geminin ilâmda yazılı değerinin alınmasını isteyebilir. Borçlu bu değeri ödemezse ayrıca icra emri tebliğine gerek kalmaksızın, söz konusu değer kendisinden haciz yoluyla tahsil olunur. Geminin değeri, ilâmda yazılı olmadığı ve taraflar bu değer üzerinde anlaşamadıkları takdirde, icra müdürü tarafından seçilecek bilirkişi heyetine tespit ettirilir. Bilirkişi heyeti geminin kıymet takdiri sırasındaki değerini esas alır.

2. Alacaklı, gemiye zilyet olan üçüncü kişiye karşı borçlunun sahip olduğu hakları kullanabilir. Şu kadar ki, üçüncü kişi, davadan sonra ve hükümden önce gemi siciline tescil edilmiş bir sözleşmeye dayanarak gemiye zilyet ise (1) numaralı bent hükmü uygulanır.

Alacaklıya teslim olunan gemiye haklı bir sebep olmaksızın tekrar giren borçlu veya üçüncü kişi, ayrıca hükme gerek kalmadan zorla çıkarılır.

Gemide bulunup da ilâma dahil olmayan eşya, çıkarılarak borçluya teslim ve bu kişi hazır değilse vekiline tevdi olunur. Bunlardan hiçbiri bulunmazsa mezkûr eşya, masrafı ileride borçluya ödetilmek üzere peşin olarak alacaklıdan alınıp emin bir yerde veya alacaklının yedinde hıfzettirilir ve icra dairesince hemen yapılacak tebligat üzerine borçlu eşyanın bulunduğu mahalde ise beş, değil ise otuz gün içinde eşyayı almaktan veya masrafı ödemekten kaçınırsa yahut gerek görülürse, icra müdürü, icra mahkemesinin kararıyla bunları satıp tutarından masrafı öder; fazlası kalırsa borçlunun adına, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikte nitelikleri belirlenen bankalardan birine yatırır.

Sicile kayıtlı Türk gemileri üzerinde ipotek veya intifa hakkının kurulmasına veya kaldırılmasına ilişkin ilâm, icra dairesine verilince, icra müdürü, üçüncü fıkrada yazılı şekilde yedi günlük bir icra emri gönderir. Borçlu emri yerine getirmezse, ilâmın hükmü zorla icra olunur.

Gemiye ilişkin bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ve önceki fıkra hükümlerine girmeyen ilâmların icrası hakkında 30 uncu madde uygulanır.”

f) 91 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “tapuya ve mahcuz gemi ise kayıtlı bulunduğu daireye” ibaresi “tapu siciline” olarak; ikinci fıkrasında yer alan “yukarda adı geçen dairelere” ibaresi “tapu siciline” olarak değiştirilmiştir.

g) 97 nci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “Kiralanan yer veya sicile kayıtlı gemilerdeki” ibaresi “Kiralanan taşınmaz veya gemilerdeki” olarak değiştirilmiştir.

ğ) 136 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Taşınmazların satışına ilişkin hükümlerin gemilere uygulanması:

MADDE 136 – Taşınmaz malların satışına ilişkin hükümler, bayrağı dikkate alınmaksızın gemi siciline kayıtlı bütün gemiler hakkında da uygulanır. Bu hükümlerde geçen “tapu sicili” terimi gemi sicilini, “ipotek” terimi gemi ipoteklerini ve “irtifak hakkı” terimi sicile kayıtlı gemiler üzerindeki intifa hakkını ifade eder.”

h) 144 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Paranın paylaştırılmasına ilişkin hükümlerin gemilere uygulanması:

MADDE 144/a – Paranın paylaştırılmasına ilişkin hükümler, gemilerin satışı hâlinde de uygulanır. Şu kadar ki, 140 ıncı madde uyarınca yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, bütün gemiler hakkında Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine tâbidir.

Türk gemi siciline kayıtlı olan gemiyi paraya çeviren icra dairesi, sicile kayıtlı ipotek ve intifa haklarına ait kayıtların terkin veya nakillerini yaptırır; yabancı sicile kayıtlı gemilerde, bu işlemin yapılması için geminin bayrağını taşıdığı devletin en yakın konsolosluğuna bildirimde bulunur.”

ı) 153 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Rehnin paraya çevrilmesine ilişkin hükümlerin gemilere uygulanması:

MADDE 153/a  – Taşınır rehninin paraya çevrilmesine ilişkin hükümler, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bir gemi üzerindeki hapis hakkı ile gemi alacağının verdiği rehin hakkının paraya çevrilmesinde de uygulanır.

İpoteğin paraya çevrilmesine ilişkin hükümler, gemi ipoteğinin paraya çevrilmesine de uygulanır. Bu hükümlerde geçen “taşınmaz” terimi Türkiye’de veya yurt dışında sicile kayıtlı olan gemileri; “tapu sicili” terimi gemi sicilini ve “ipotek” terimi gemi ipoteklerini anlatır. Gemi ipoteklerinin paraya çevrilmesinde, geminin ihtiyaten haczedildiği veya geminin sicile kayıtlı olduğu yer icra dairesi yetkilidir.

Taşınır rehninin ve ipoteğin paraya çevrilmesine ilişkin müşterek hükümler, gemiler üzerindeki rehin haklarının paraya çevrilmesine de uygulanır; şu kadar ki, bu Kanunun:

1. 150/e maddesinin birinci fıkrasında öngörülen süre, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için üç aydır.

2. 150/h maddesinin yerine Türk Ticaret Kanununun 1377 nci maddesi uygulanır.

3. 151 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine göre düzenlenir.

4. 153 üncü maddesinin yerine Türk Ticaret Kanununun 1052 ve 1053 üncü maddeleri uygulanır.”

i) 179/a maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 179/a – Mahkeme, iflâsın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarını onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır.

Kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları ve iflâsın ertelenmesine ilişkin talep 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usul ile mahkeme tarafından ilân ve ticaret siciline tescil ettirilir. Mahkeme bu arada erteleme talebini karara bağlar.

İflâs ertelenmişse kayyım her üç ayda bir şirketin projeye uygun olarak iyileştirme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder, mahkeme bu rapor üzerine veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporuna göre, erteleme istemini değerlendirir ve iyileştirmenin mümkün olamayacağı kanaatine varırsa erteleme kararını kaldırır.”

j) 206 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Gemilerin paraya çevrilmesi hâlinde yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine göre düzenlenir.”

k) 288 inci maddesinin birinci fıkrasının dördüncü cümlesi madde metninden çıkarılmıştır.

l) 24 üncü maddesinin yedinci fıkrası, 27 nci maddesinin ikinci fıkrası, 92 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 144 üncü maddesinin beşinci fıkrası, 153 üncü maddesinin üçüncü fıkrası, 257 nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

(3) 29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Tüzük ve yönetmelikler

MADDE 42 –(1)

Türk Ticaret Kanunu veya bu Kanun uyarınca hazırlanacak tüzük ve yönetmelikler, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğü tarihinden itibaren altı ay içinde yürürlüğe konulur.” [1]

(2) Birinci fıkrada öngörülen tüzük ve yönetmelikler yürürlüğe girinceye[2] kadar, 6762 ve 6763 sayılı kanunlara ya da Türk Ticaret Kanunu ile yürürlükten kaldırılan diğer kanunlardaki hükümlere dayanılarak yürürlüğe konulmuş bulunan tüzük ve yönetmeliklerin Türk Ticaret Kanununa ve bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır, aykırı hükümleri ise usulüne uygun şekilde değiştirilip uygulanabilir.

(3) Birinci fıkrada öngörülen süreden daha kısa bir süre içinde ihtiyaç duyulan düzenlemeler, ikinci fıkrada öngörülen tüzük ve yönetmeliklerde değişiklik yapılarak yürürlüğe konulabilir.


[1]     6335 sayılı Kanun’un 45 inci maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 42 nci maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiştir. Fıkranın değişiklikten önceki hali şöyleydi; ‘‘’ Türk Ticaret Kanunu veya bu Kanun uyarınca hazırlanacak tüzük ve yönetmelikler, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yayımlanır.’

[2]     335 sayılı Kanun’un 45 inci maddesi ile, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan  “yayımlanıncaya” ibaresi “yürürlüğe girinceye” şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlük

MADDE 43 – (1) Bu Kanun 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 44 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

I.Yeni Türk Ticaret Kanunu Sempozyumu

Sigorta Hukuku Türk Derneği tarafından;  14 Şubat 2011 tarihli 27846 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun “Deniz Ticareti” ve “Sigorta Hukuku” hükümlerine ilişkin olarak, “Prof, Dr. Rayegân Kender, Av. Zihni Metezade ve Av. Oktay Karaarslan’a Saygı Toplantısı” olarak gerçekleştirilecek “Birinci Yeni Türk Ticaret Kanunu Sempozyumu” 08.04.2011 tarihinde ve 09:30-17:00 saatleri arasında Milli Reasürans Türk Anonim Şirketi Teşvikiye’de düzenlenecek olup, sempozyum programı aşağıda yer almaktadır.

PROGRAM
Sabah Oturumu
09.30 – Açılış

  • 9.45-10.30 –  Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun “Genel Hükümler” Kısmının (“Sigortacının Aydınlatma Yüknmlülüğü” ve “Sigorta Ettirenin Prim Ödeme Borcu” Hariç Olmak Üzere) Değerlendirilmesi – Prof. Dr. Samim ÜNAN(Galatasaray Üniversitesi ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi)
  • 10.30-11.00  – Tartışma
  • 11.00-11.15  – Ara
  • 11.15-12.00 – Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun “Sigortacının Aydınlatma Yükümlülüğü” Konusundaki Düzenlemesinin Değerlendirilmesi – Doç. Dr. Emine YAZICIOĞLU (İstanbuli Üniversitesi Öğretim Üyesi)
  • 12.00-12.30  – Tartışma
  • 12.30-14.00  – Öğle Arası

Öğleden Sonra Oturumu

  • 14 .00-14.45  – Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun “Sigorta Ettirenin Prim Ödeme Borcu” Konusundaki Düzenlemesinin Değerlendirilmesi- Prof. Dr. Kemal ŞENOCAK (Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi)
  • 14.45-15.15 – Tartışma
  • 15.15-15.30  – Ara
  • 15.30-16.30 – Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun “Zarar Sigortaları” Ktonusundaki Düzenlemesinin Değerlendirilmesi – Doç. Dr. Kerim ATAMER (Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi)
  • 16.30-17-00 – Tartışma
  • 17.00 – Kapanış

Ayrıntılı bilgi ve katılım şartları için Sigorta Hukuku Türk Derneği’ne 0212 3241950 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz.

Yeni Türk Ticaret Kanununun İş Hayatına ve Ekonomi Düzenine Getirdikleri

Yeni Türk Ticaret Kanunu Kabul edildi, Siz Hazır mısınız?
Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarında geçtiğimiz yıllarda görüşülen Türk Ticaret Kanunu (TTK) Tasarısı, Ocak 2011’de TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşmıştır. 1957’den beri uygulanan mevcut kanunun hukuki uyuşmazlıklara tam olarak cevap verememesi ve Türk Ticaret Hukuku’nun AB Ticaret Hukuku ile uyumlaştırma zorunluluğu sebebiyle hazırlanan yeni kanun, şirketler için pek çok yeni kavram, düzenleme ve uygulamayı da beraberinde getirmektedir.

Bir günlük eğitimimiz şirket ortakları, Yönetim Kurulu üyeleri, Genel Müdür ve Yardımcıları, Mali İşler bölümü yöneticileri ve çalışanlarının, SMMM ve YMM’lerin yeni Türk Ticaret Kanunu ile gelen ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan değişiklikler konusunda bilgi sahibi olmalarını sağlayacaktır.

I – Eğitim/Katılımcı Hedefleri:

  • Yeni TTK’nın işletmelere, şirket ve şirket topluluklarına ilişkin düzenlemelerini açıklamak
  • Yeni kanunun iş hayatına etkilerini irdelemek

II- Eğitim Konuları:

  • Yeni TTK’nın Hazırlanma Sebepleri ve Hedefleri
  • Yeni TTK’nın Temel Düzenlemelerine Genel Bakış
  • Yeni TTK’nın Ekonomi Hukuku’ndaki Diğer Alanlara Etkilerinin Değerlendirilmesi ve Yeni Yasada Ticari İşletme Düzeni
  • Ticari Muhasebe
  • Ticaret Sicili Ticari Defterler ve Ispat Usulleri
  • Haksız Rekabet
  • Acentelik ve Diğer Tacir Yardımcılarına Genel Bakış (Ticari Mümessillik, Ticari Vekillik, Franchising ve Tek Yetkili Satıcılık)
  • Ticaret Ortaklıklarına İlişkin Genel Hükümler
  • Birleşme, Bölünme ve Şirket Toplulukları
  • Kuruluşa İlişkin Yenilikler
  • Kurumsal Yönetim İlkesi Işığında Yönetim Kurulu
  • Anonim Ortaklığın Üst Düzey Yönetimi
  • Yönetim Örgütlenmesi
  • Yeni Sorumluluk Rejimi
  • Yeni TTK’da Genel Kurul
  • Genel Kurul Düzeni
  • Genel Kurul Kararlarının Geçerliliği
  • Paysahipliği Haklarına Genel Bakış
  • Yeni Düzende Limited Ortaklıklar

III – Eğitim Süresi: 1 gün

IV – Eğitim Yer ve Tarihi:

  • İstanbul – 26 Nisan 2011
  • İstanbul – 24 Mayıs 2011
  • İstanbul – 21 Haziran 2011

IV – Eğitim Ücreti: 600 +KDV     Detay

Ayrıntılı Bilgi İçin:
DELOITTE ACADEMY
DEVAK Eğitim Hizmetleri Ltd. Şti.

Sun Plaza
Maslak Mah. Bilim Sok. No:5
34398 Maslak, İstanbul
Tel : 90 (212) 366 60 00
Direk : 90 (212) 366 61 63
Fax : 90 (212) 366 60 33

TTK Madde 592

MADDE 592 (1) Anonim şirketlerin esas sermayenin azaltılmasına ilişkin hükümleri limited şirketlere kıyas yoluyla uygulanır. Esas sermaye borca batık bilançonun iyileştirilmesi amacıyla, ancak şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme yükümlülüklerinin tamamen ödenmesi hâlinde azaltılabilir.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Uygulamaya Yansımaları Sertifika Programı

6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu‘nun getirdiği yenilikler ve uygulamaya yansımaları konusunda Marmara Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi tarafından 11.03.2011 tarihinde gerçekleştilecek sertifika programına ilişkin ayrıntılar aşağıda yer almaktadır:

6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NUN GETİRDİĞİ YENİLİKLER VE DEĞİŞİKLİKLER İLE UYGULAMAYA YANSIMALARI

09.30 – 12.30 (11.03.2011)

* Genel Değerlendirme ve Ticari İşletme Hukuku – Yrd. Doç. Dr. Tamer PEKDİNÇER
Ticari İşletme Hukuku, Tacir Tacirler arasında gönderilecek ihtar ve ihbarlar, Ticari işlerde uygulanacak faiz, Haksız Rekabet, Acente, Diğer Tacir   Yardımcıları

* Anonim Şirket I (Kuruluş) – Yrd. Doç. Dr. Tamer PEKDİNÇER
Kuruluş (nakdî, aynî), ön anonim şirket kavramı, tek ortaklı şirket, fesih davası

13.30 – 16.30 (11.03.2011)

* Anonim Şirket III (Genel Kurul) – Yrd. Doç. Dr. Murat Yusuf AKIN
Görev ve yetkileri, toplantı ve karar nisapları, kararların geçersizliği, azınlık hakları, pay sahibinin oy hakkı ve elektronik genel kurul toplantısı

* Anonim Şirket II (Yönetim) – Yrd. Doç. Dr. Murat Yusuf AKIN
Yönetim Kurulu, toplantı ve karar nisapları, kararların geçersizliği, yönetimin paylaşılması, sorumluluk, ibra

09.30 – 12.30 (12.03.2011)

* Anonim Şirket IV (Esas Sözleşme Değişikliği) – Dr. Ayşegül SEZGİN HUYSAL
Genel sistem, kayıtlı sermaye, şartlı sermaye, iç kaynaklı sermaye artışı, sermaye azatlımı ve rüçhan hakları

* Anonim Şirket V (Pay ve Devri) – Dr. Ayşegül SEZGİN HUYSAL

İmtiyazlı Paylar, payın devri ve devir kısıtlamaları, şirketin kendi payını iktisabı,

13.30 – 16.30 (12.03.2011)

* Limited Şirket – Doç. Dr. Murat ALIŞKAN
Kuruluş, organlar, esas sermaye, pay devri, intifa ve rehin hakları, ek ve yan ödeme yükümlülükleri, çıkma ve çıkarılma

* Birleşme – Bölünme – Tür Değiştirme ve Şirketler Topluluğu – Doç. Dr. Murat ALIŞKAN
Şirketlerin birleşme, bölünme ve tür değiştirmesine (nev’i değiştirme) ilişkin yeni düzenleme ve hukukumuza yen giren şirketler topluluğu kavramları

Kurs Katılım Ücreti:
200 TL + KDV’ dir.

İletişim ve İrtibat
E-mail: asezgin@marmara.edu.tr
Arş.Gör.Dr. Ayşegül Sezgin UYSAL
Tel:    (216) 348 72 57
(216) 349 47 32 (111-114)
Not: ÖSYM ve Anadolu Üniversitesi sınav uygulamalarından dolayı sertifika programları ileri bir tarihe ertelenmiştir.
Not-2 : Eğitim yeri Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsüdür.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Eğitimi-I

Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitü tarafından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile ilgili olarak 02-17 Nisan 2011 tarihleri arasında eğitim düzenlenecektir.

PROGRAM İÇERİĞİ

I.HAFTA:
2 Nisan 2011 Cumartesi
9:30-12:15/13:30-16:15 – Ticarî İşletme Hukuku
3 Nisan 2011 Pazar
9:30-11:15 – Şirketler Hukuku I
1. Genel Hükümler I
2. Adi şirketler Hakkındaki Yeni Borçlar Kanunu Hükümlerinin Değerlendirilmesi
3. Şahıs Şirketleri Hakkındaki Yeni Ticaret Kanunu Hükümlerinin Değerlendirilmesi
4. Ultra Vires
5. Sermaye
3 Nisan 2011 Pazar
11:30-12:15/13:30-16:15 – Şirketler Hukuku II
1. Genel Hükümler II (Yapısal Değişiklikler)
2. Birleşme-Bölünme-Tür Değiştirme ve Alacaklıların Korunması
3. Şirketler Topluluğu

II. HAFTA:
9 Nisan 2011 Cumartesi
9:30-12:15/13:30-16:15 – Şirketler Hukuku III
(Anonim Şirketler I)
1. Anonim Şirketlerde Yenilikler
2. Tek Kişilik Şirket
3. Kuruluş/Organlar/İşleyiş
10 Nisan 2011 Pazar
9:30-11:15 – Şirketler Hukuku III
(Anonim Şirketler I)
4. Pay Sahipliği Hakları
5. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu İlişkisi
11:30-12:15/13:30-16:15 – Şirketler Hukuku IV
(Anonim Şirketler II)
1. Anonim Şirkete Hâkim Olan ilkelerden Kurumsal Yönetim
2. UFRS ve Denetim
3. Anonim Şirketin Hesapları

III. HAFTA:
16 Nisan 2011 Cumartesi
9:30-12:15 – Şirketler Hukuku V
(Limited Şirketler)
1. Limited Şirketlerde Yenilikler
2. Kuruluş/Organlar/İşleyiş
13:30-16:15 – Kıymetli Evrak Hukuku
1. Kıymetli Evrak Hukukunda Yenilikler / Değişiklikler
2. 5941 sayılı Çek Kanunu ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu İlişkisi
17 Nisan 2011 Pazar
9:30-12:15 / 13:30-16:15 – Sigorta Hukuku

PROGRAM BİLGİLERİ
Program katılım ücreti 2.500,- TL + KDV (%8)
Eğitim ücretlerine çay ve kahve ikramları dahildir. Kayıt formuna internet sitemizden ulaşılabilir.
Eğitim, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü’nce belirlenecek öğretim üyeleri tarafından verilecektir.
Eğitim sonunda katılımcılara katılım belgesi verilecektir.

Detaylı bilgi için Nigar Adıyaman ile irtibata geçebilirsiniz;
Adres : BANKA VE TİCARET HUKUKU ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (TÜRKİYE İŞ BANKASI A.Ş. VAKFI)
A.Ü. HUKUK FAKÜLTESİ 06590 Cebeci/ANKARA
Tel : (0312) 362 08 40 – 595 51 55 – 562 16 01’den dahili 3
Faks : (0312) 319 86 65
e-posta : bthae@law.ankara.edu.tr

Türk Ticaret Kanunu Madde Gerekçeleri – Son Hükümler ve Geçici Maddeler(Madde 1521-1535)

TÜRK TİCARET KANUNU MADDE GEREKÇELERİ

SON HÜKÜMLER

Madde 1521 – Bu madde, 6762 sayılı Kanunun 1460 ncı maddesinden, dili arılaştırılarak, alınmıştır. Yaygın uygulaması bulunan sözkonusu maddenin korunmasında yarar görülmüştür.

Madde 1522 – Küçük ve orta ölçekli işletmeler, AB ile ortak girişimlerin veya bir AB politikası bağlamında yürütülen programların, uygulamaların, girişimlerinin, teşviklerin ve kredilerin konusudur. Bunların hepsi ayrık düzenlemelerdir. IFRSB, KOBİ’ler için ayrı finansal raporlama standartları yayınlama hazırlığı içindedir. Ticaret Kanununun bazı kurumları, özellikle şahıs şirketlerine ilişkin düzenlemeler açısından da bu ayrım önem taşımaktadır. Bu sebeple 1522 nci madde öngörülmüştür. Ölçüler konusunda ençok bilgiye Türkiye Odalar Birliği sahip olduğu için, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın yapacağı düzenlemede onun görüşünün alınmasında yarar görülmüştür.

Madde 1523 – 1522 nci madde için verilen gerekçeler 1523 üncü madde yönünden de geçerlidir. Hüküm AET/AT yönergelerine esinlenilerek kaleme alınmıştır. Bu sebeple büyüklük rakamlarında farklılık bulunsa bile ölçüt aynıdır.

Madde 1524 – Bu maddede, “Elektronik işlemler ve bilgi toplumu hizmetleri” başlığı altında elektronik işlemler ve bilgi toplumu hizmetlerine ilişkin hükümler toplu olarak yer almaktadır. Bu genel hüküm dışında 1524 üncü madde bir genel hükümdür. Tasarının çeşitli hükümlerinde web sitesine konulacak içeriğe ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Web sitesi ile ilgili düzenleme, gelişmelere açıktır. Pek de uzak olmayan bir gelecekte yapılacak değişikliklerle söz konusu başlık altında yer alan düzenlemelerin genişleyebileceği düşünülmüştür. Çünkü alan çok dinamik ve bu konudaki uluslararası çalışmalar çok yoğundur.

Birinci fıkra: Hüküm, en üst düzeyde şeffaflığın sağlanması amacıyla öngörülmüştür. Web sitesinin, şirketle ilgili bilgilere, şirketin yaptığı açıklamalara, çağrılara, beyanlara ve hazırladığı belgelere, raporlara, finansal tablolara, sorulan sorulara verilen cevaplara, herkesin en kolay şekilde ulaşabildiği, en güvenilir şeffaflığı en üst düzeyde sağlayan araç olduğu düşüncesinden hareket edilmiştir. Hükmün internet tekniğine uydurulması bazı güçlüklere sebep olabilir. Hükmün öngördüğü web sitesi düzeni şöyle açıklanabilir: (a) Her sermaye şirketi bir web sitesi alacaktır. (b) Web sitesine bilgi toplumu bağlamında “herşey” konulabilir. “Herşey” şeffaflık ile tanımlanır ve anlam kazanır. Hükümde ilk akla gelen bilgiler, belgeler, raporlar, tablolar, çağrılar vs. (kısaca: “İçerik”) yer almıştır. Bunlar sınırlı sayı (numerus clausus) değildir. İçeriğin web sitesine konulması için web sitesinin bir bölümü 1524 üncü maddenin amaç ve işlevlerine özgülenmelidir. Özgüleme olgusu “özgülemenin yapılmış olduğu” ikinci fıkrada belirtildiği üzere web sitesinin tescili değildir. Sicile kaydın kurucu niteliği bulunmayıp, özgüleme açıklayıcıdır; kamuya özgülemenin bildirilmesidir. İstenen özgülemenin sicile kaydedilmesi, sicilde özel bir numara verilmesidir. Bu sicil numarası değildir. Ancak, kanun bunu bir hükme bağlamamıştır, idarî düzenlemelere bırakmıştır. Böylece web sitesi içinde bir bölüm ayrılması gerçekleşmiş, ilân edilmiş ve resmîleşmiş olacaktır.

Web sitesine konulması gereken bir içerik konulmamışsa, hukuka aykırılığın ve yönetim kurulunun görevini yerine getirmemesinin tüm sonuçları doğar. Meselâ: genel kurulun kararı iptal edilir, yönetim kurulu sorumlu tutulur, gereğinde işlem geçerlik kazanmayabilir.

İkinci ve üçüncü fıkra: Web sitesinin sicile kaydına ilişkin hükmün anlamı birinci fıkrada açıklanmıştır.

İkinci, özellikle üçüncü fıkra yeni bir kavrama yer vermiştir. Bu kavram “yönlendirilmiş mesaj”dır. Kavram AT’ın e-ticarete ilişkin yönergesinden alınmıştır. Kastedilen üçüncü kişiye yönlendirilen (tevcihî muktazi) mesajdır. Bu mesaj yönlendirildiği andan itibaren şirketin tasarrufundan (kural olarak) çıkmıştır. Şirket bu mesajı kanunî usul ve şartlara uymadan değiştiremez. “Kanunî usul ve şartlar” ise mesajın içeriğine, niteliğine ve dahil bulunduğu kurum ile bağlı olduğu hükümlere göre değiştirilebilir. Yönlendirilmiş mesaj üçüncü kişi yönünden de hukukî bir anlam taşır. Yönlendirilmiş mesaj, ona dayanan tarafından, yönlendirildiği şekli ile alınmış sayılır. Alınmış sayılma “üçüncü kişi tarafından biliniyor” anlamına gelmez ve böyle anlama uygun sonuçlar doğurmaz. Çünkü kimse web sitesine bakmaya, ona ulaşmaya mecbur değildir. Ancak web sitesine ve yönlendirilmiş mesaja dayanıyorsa yönlendirilmiş mesaj onun tarafından da alınmış kabul olunur. Bu kabul hukukî sonuç doğurur. Yönlendirilmiş mesaj üzerine “yönlendirilmiş” veya eşanlamlı bir ibare konularak diğer mesajlardan ayrılır. Web sitesinin tahsis edilen kısmına konulan mesajlar yönlendirilmiştir. Bunun pek az istisnası olabilir. Tahsis edilen kısımda bulunan mesajlar bu ibareyi içermeseler bile öğrenimin ve yargı kararlarının belirlediği hallerde böyle varsayılabilir. Bu hususta karine vardır.

Dördüncü fıkra: Web sitesine konulacak içeriğin sitede kalma süresine ilişkindir.

Beşinci fıkra: Yönlendirilmiş mesajlar maddeye göre saklanır.

Madde 1525 – Bu hüküm Avrupa Birliği ülkelerinde genel olarak kabul gören bir uygulamayı kanunlaştırır. 1525 inci maddenin uygulanabilmesi için iki tarafı bulunan işlemlerde taraflar arasında anlaşmanın varlığıdır.

Madde 1526 – Güvenli elektronik imza Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Ticaret hukuku açısından açıklık getirilmesi gereken husus, kıymetli evrakta güvenli elektronik imzanın kullanılıp kullanılamayacağıdır. Hüküm olası tartışmaları ortadan kaldırmak amacıyla öngörülmüştür.

Birinci fıkrada adları verilerek gösterilmiş senetler üçüncü fıkrada öngörülen tüzük yürürlüğe girene kadar güvenli imza ile düzenlenemez, bu imza ile kambiyo taahhüdüne girilemez, kambiyo işlemi yapılamaz.

İkinci fıkrada birinci fıkrada konulan kuraldan istisna edilen senetler gösterilmiştir. Konişmentonun birinci fıkradan istisna edilmesinde Comite Maritime International’in düzenleme ve tavsiyeleri rol oynamıştır. Diğerleri kıymetli evrak olmadıkları için istisnaya dahil edilmişlerdir.

Madde 1527 – Günümüzün teknik ilerlemelerini dikkate alarak, Tasarı, sermaye şirketlerinde müdürler kurulu ve yönetim kurulu toplantıları ile şahıs şirketleri, limited şirketler ve paylı şirketlerde ortaklar kurulu veya genel kurul toplantılarının on-line yapılmasını mümkün kılmaktadır.

Müdürler kurulu ve yönetim kurulu toplantılarında, on-line olarak alınan kararlar geçerlidir. Bu kararlar güvenli elektronik imza ile imzalanabilecekleri gibi, daha sonra, fizikî imza ile de kayıt altına alınabilirler.

Anonim şirketlerde yönetim kurulu toplantılarının on-line olarak yapılabilmesi, özellikle yabancı sermayeli şirketlerde önemli bir sorunu çözümleyecektir. Zira, üyelerinin bir kısmı hatta tamamı yurtdışında yerleşik yabancılardan oluşan yönetim kurullarının toplantılarının fizikî olarak yapılması önemli güçlükler arzetmekte, kararların 6762 sayılı Kanunun 330 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre alınması ise çoğu kez arzu edilen düzeyde müzakereye olanak tanımamaktadır.

Diğer yandan, on-line toplantı sistemi vasıtasıyla genel kurula katılım, öneride bulunma ve oy verme, hukuksal sonuçları açısından, fizikî katılım, öneride bulunma ve oy vermenin bütün sonuçlarını doğuracaktır. Ancak, Tasarının getirdiği ana ilkelerin hayata geçirilmesi için Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğin çıkarılması gerekmektedir. Zira, oyun gerçek sahibi tarafından kullanıldığının tespiti, güvenilir bir teknik hazırlık ve söz konusu teknik altyapının detaylarının tespitini gerektirmektedir. Tasarıda, bu tür on-line toplantıların yapılabilmesi için şirkette bulunması gereken teknik altyapının varlığının tespiti ve ortağın bu sistemi kullanma istemi ile ilgili düzenlemelere de yer verilmiştir.

Tasarı, anonim şirketlerde de genel kurulların elektronik ortamda yapılmasına yer vermiştir. Anonim şirketlerde de on-line genel kurullara katılım, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fizikî katılımın ve oy vermenin bütün sonuçlarını doğuracaktır. Bu amaçla, anonim şirketlerin esas sözleşmelerine koyacakları hükümler ve diğer düzenlemeler, bir tüzük ile tespit edilecektir.

Pay senetleri borsada işlem gören anonim şirketler açısından, en büyük sorun yönetimsel anlamda yaşanan güç boşluğudur. Halk paysahiplerinin genel kurullara katılımı yetersiz kalabilmektedir. On-line genel kurullar, bu soruna önemli bir katkı sağlayacak ve halka açık anonim şirketlerin daha şeffaf bir şekilde yönetilmelerine hizmet edecektir.

Madde 1528 – Elektronik ortamı kullanmak isteyen ortaklar, paysahipleri ve yönetim kurulu üyeleri, e-posta adreslerini şirkete bildirmek ile yükümlü olacaklardır.

Madde 1529 – Günümüzde şirket gruplarının yönetimi açısından giderek gereksinim duyulan ve sıklıkla tartışılan kurumsal yönetim ilkeleri konusunda, Tasarı, yetkili bir kurum belirleme ihtiyacına cevap vermiştir. Kurumsal yönetim konusunda, birçok farklı platformda tartışma yürütülmesinin ve birçok farklı kurum tarafından çalışılmasının, şirketlerin uyması gereken birden çok düzenlemeye yol açmaması amacıyla, bu ilkeleri belirlemek konusunda Sermaye Piyasası Kurulu yetkili kılınmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu, Kurumsal Yönetim İlkeleri’ni halihazırda yayınlamıştır. Tasarının amacı, bu ilkeleri yayınlama yetkisini Kurula kanunen tanımaktır. Kendi özel ve sınırlı alanlarında, başkaca ilkeler belirlemek isteyen diğer yetkili kurumların, bu amaçla düzenleme yapmak istemeleri halinde, düzenlemeler arasında uyumun sağlanması amacıyla, Sermaye Piyasası Kurulu’nun onayına başvurmaları, çelişkili düzenlemeleri önlemek amacına hizmet edecektir.

Madde 1530 – Tasarı, 6762 sayılı Kanunun 1466 ncı maddesinde öngörülen, ticarî hükümlerde belirlenen sınırların aşılması halinde, yapılan sözleşmelerin tamamının geçersiz kılınması yerine, sınırın aşıldığı tutar veya kısımla ilgili kısmî geçersizlik kavramını korumuştur.

Madde 1531 – Bu Tasarıda “şirket”, “kollektif şirket”, “komandit şirket”, “anonim şirket”, “sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket”, “limited şirket” ve “kooperatif şirket” terimleri kullanılmıştır. Ancak, bu kesin ve bağlayıcı bir tercih değildir. Mevzuatta ve öğretide, “ortaklık”, “kollektif ortaklık”, “komandit ortaklık”, “anonim ortaklık”, “sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklık”, “limited ortaklık” ve “kooperatif ortaklık” terimlerine de sıkça ve hatta eşit oranda da rastlanmaktadır.

Bu terimlerden, herhangi birini kesin ve bağlayıcı şekilde kanunî terim olarak kabul etme imkânı yoktur. Öğreti ve ilgili çevrelerde de her iki terim güçlü gerekçelerle savunulmaktadır. Hatta öğretide her iki terimin farklı şekilde kullanılması görüşü de ileri sürülmüş bu bağlamda ortaklık kelimesinin tüzel kişiliği olmayan adî ortaklık ile şahıs şirketlerini ifade için kullanılması şirket kelimesinin ise sermaye şirketlerine özgülenmesi önerilmiştir. Böylece bu görüş uyarınca İngiliz hukukundaki “partnership” ve “company” ayrımı hukukumuzda da gerçekleşmiş olacaktır. Ancak, söz konusu görüş, ne uygulamada ne de öğretide yeterli taraftar bulmuştur. Tasarı hem ortaklık hem de şirket kelimelerini ve bu kelimelerle üretilen ticaret şirketlerinin adlarını eş değerde kanunî terimler olarak kabul etmektedir.

Madde 1532 – 6762 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan harçlar ile ilgili düzenleme, kanun tekniği açısından daha uygun olacağı düşüncesiyle, Tasarıda son hükümlere ilişkin bölüme taşınmıştır.

Madde 1533 – Tasarı, 6762 sayılı Kanununun bütünüyle yürürlükten kaldırılmasını öngörmektedir.

Geçici Madde 1 – Tasarı genel olarak şirketlerin muhasebe uygulamaları ile ilgili hiçbir hüküm öngörmemiştir. Ayrıntılı ve teknik nitelikteki muhasebe ilkelerinin belirlenmesi görevi Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu’na verilmiştir. Tasarının kanunlaşmasından sonra, Kurul, kanunen kendisine verilmiş olan görev uyarınca, bu ilkeleri, Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına uygun bir şekilde ilân edecektir. Belirlenecek standartlarla, Türk şirketlerinin muhasebe sistemlerinin, dünyada kabul görmüş düzeye ulaşması amaçlanmaktadır. Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarında yapılan değişiklikler de Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından takip edilecek ve Türkiye Muhasebe Standartlarına uygulanacaktır. Dördüncü fıkra, şahıs şirketleri, küçük ölçekli sermaye şirketleri ve tek kişi işletmeleri için IFRS’lerin uygulanması yönünden bir uyum süresi öngörmüştür.

Geçici Madde 2 – 28/01/2004 tarihli ve 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun hükümleri karşısında; Tasarıya geçici 2 nci madde eklenmek suretiyle, bu Kanundaki “Türk Lirası” ibaresinin geçici bir süre için “Yeni Türk Lirası” olarak anlaşılmasının sağlanması amaçlanmıştır.

Madde 1534 – Yürürlük maddesidir.

Madde 1535 – Yürütme maddedir.

Türk Ticaret Kanunu Madde Gerekçeleri – Altıncı Kitap – Sigorta Hukuku(Madde 1401-1520)

TÜRK TİCARET KANUNU MADDE GEREKÇELERİ

ALTINCI KİTAP

Sigorta Hukuku

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

Madde 1401 – 21. yüzyılda teknolojinin geçirdiği gelişmelere paralel olarak, doktrinde sigorta sözleşmesinin tanımının verilip verilmemesi tartışma konusu olmuştur. Sigortacılığın değişen ihtiyaçlara cevap verebilmesi bakımından, sigortaların tümünü kapsayan bir tarif vermenin imkânsızlığı ve güçlüğü yanında, sigortanın matematik, istatistik ve ekonomi bilimleriyle de ilgili olmasının tatminkar bir tanım verilmesini zorlaştırdığı ileri sürülmüştür. Nitekim, Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda olduğu gibi bazı kanunlarda da sigorta sözleşmesinin tanımı yapılmamıştır. Buna karşın 1956 tarihli Türk Ticaret Kanununda olduğu gibi, yeni Tasarıda da sigorta sözleşmesinin tanımını verilmesi uygun görülmüştür. Her ne kadar sürekli değişim ve gelişim gösteren toplumsal hayatın bütün çeşitliliği ile kanunlarda düzenlenmesi mümkün değilse de, sosyal ve ekonomik hayatta önem kazanmış, iş hayatının ve mahkeme içtihatlarının gelişmesi sonucunda bugünkü biçimlerini bulmuş olan sözleşme tiplerinin kanunlarda düzenlenmesi özellikle sözleşmeyi o sözleşme yapan “objektif esaslı noktaların” belirlenmesi açısından büyük önem arz eder. Sözleşmenin esaslı noktalarının tespiti ise sözleşmenin kurulmasından yorumlanmasına ve hatta sona ermesine kadar, uygulayıcılara ve mahkemelere önemli kolaylıklar sağlar. Ayrıca, bir sözleşmeye ilişkin hükümlerin Kanunda düzenlenmesi öncelikle o sözleşmenin tanımının da kanunda yer almasını gerektirir.

Maddenin ikinci fıkrası ise ruhsatsız bir sigortacı ile yapılan sözleşmelerin geçerliliği ile ilgili olup 6762 sayılı Kanunun 1263 üncü maddenin bir anlamında tekrarı mahiyetindedir. Ancak, düzenlemenin amacı, ruhsatsız faaliyet gösterilmesi olduğundan, 1263 üncü maddede dar kapsamlı ifade edilen “ruhsatname almamış” ifadesi, “ruhsatsız” şeklinde değiştirilmiştir. Dolayısıyla, ruhsatname almış olmakla birlikte daha sonra Sigorta Murakabe Kanununun ilgili hükümleri gereğince ruhsatı iptal edilmiş sigorta şirketleri de bu madde kapsamında değerlendirilecektir.

Madde 1402 – 6762 sayılı Kanunun 1263 üncü maddesinde yer alan karşılıklı sigorta müessesi Tasarıda da aynen korunmuş ancak, bunun sistematik açıdan sigorta sözleşmesinin tanımının verildiği maddede yer almasının uygun olmayacağı kanaatine varılmıştır.  Zira, sigorta sözleşmesinin tanımının verildiği Tasarının 1401 inci maddesi genel bir tanım maddesi mahiyetinde değildir. Maddede, sadece sigorta sözleşmesi tanımlanmaktadır. Sigortacılığın ilk temellerini oluşturan karşılıklı sigorta ise, sigorta sözleşmesinin özel uygulanış şeklidir. Yoksa karşılıklı sigortada yapılan sigorta sözleşmeleri ile diğer sözleşmeler arasında hukuki açıdan bir fark bulunmamaktadır.

Maddeye yenilik olarak Sigorta Murakabe Kanununa paralel şekilde, karşılıklı sigortanın, kooperatif şeklinde örgütlenmelerde mümkün olabileceği eklenmiştir. Bu noktada, birden çok kişinin kendi aralarında bir havuz oluşturarak riski aralarında paylaştırmaları sigorta olarak nitelendirilemeyecektir. Sigortacılık ancak organize edilmiş bir müessese bünyesinde var olabilir. Öncelikle, sigortanın  risklerin transferi ve paylaştırılması şeklinde iki temel işlevi vardır. Belli bir yapı içinde örgütlenmeden, diğer bir ifade ile, sigorta ettirenlerin aynı zamanda sigortacı olarak riski üzerine alması durumunda bu iki işlevden, riskleri transfer işleminden bahsedilemez. Bu nedenle karşılıklı sigorta, yapısı gereği kooperatif şeklinde yapılanmayı gerektirir.

Madde 1403 – 6762 sayılı Kanunun mal sigortaları ile ilgili ikinci faslında düzenlenen reasürans ile ilgili 1276 ncı maddesinin ikinci fıkrasına, Tasarıda genel hükümler arasında yer verilmiştir. Zira, maddede öngörülen düzenleme her tür sigorta için geçerli olan, genel nitelikli bir düzenlemedir.

6762 sayılı Kanunun, sigorta ettirenin sigorta primini sigorta ettirebileceğini öngören 1276 ncı maddesinin birinci fıkrası hükmüne Tasarıda yer verilmemiştir. Öncelikle reasürans, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında da açıkça belirtildiği üzere sigortacının yapmış olduğu sigortadır. Bu noktada sigorta ettirenin reasürans sözleşmesine taraf olması mümkün olmadığından, sigorta ettirenin yapmış olduğu bir sigortanın reasürans ile ilgili maddede düzenlenmesi kanun yapma tekniğine uygun düşmez. Diğer taraftan, uygulamada sigorta primlerinin sigorta ettirilmesi şeklinde bir uygulamaya da hiçbir şekilde rastlanılmadığı gibi, söz konusu düzenlemenin neyi ifade ettiği de anlaşılamamaktadır. Yapılan açıklamalar çerçevesinde söz konusu düzenlemeye Tasarıda yer verilmemiştir.

Madde 1404 – Borçlar Kanununun 11 inci maddesinin bir uygulaması niteliğindeki 6762 sayılı Kanunun 1277 nci maddesindeki ilke Tasarının 1404 üncü maddesinde aynen korunmuştur.

Madde 1405 – Susma, ilke olarak, bir irade beyanı olmamakla birlikte, Sigorta Murakabe Kanununun 28/6. maddesi ile sigorta hukukunda sadece hayat sigortaları açısından bu kurala istisna getirilmiştir. Ancak, sözleşme hukuku ile ilişki olması nedeniyle Sigorta Murakabe Kanununda yer alan bu hükmün asıl düzenleme yerinin Türk Ticaret Kanunu olması gerektiği düşüncesi ile maddeye Tasarıda da yer verilmiştir. Düzenleme yapılırken iki konuda Sigorta Murakabe Kanununa göre faklılık yaratılmıştır. Bunlardan ilki, Tasarının 1405 inci maddesinin  tüm sigorta türleri için geçerli olacak şekilde kaleme alınmasıdır. Şöyle ki, bir sözleşme için susmanın irade beyanı olarak kabul edildiği hallerde bu durum, farklı konularda olsa bile aynı nitelikteki tüm sözleşmeler için uygulanmalıdır. Diğer farklılık ise susmanın kabul sayılması için öngörülen otuz günlük sürenin başlangıç anına ilişkindir. Sigorta Murakabe Kanununda otuz günlük sürenin başlangıcı Borçlar Hukukuna uygun olarak teklifin sigorta şirketine ulaştığı an iken, Tasarı da bu teklifin verildiği ana çekilmiştir. Gerek Sigorta Murakabe Kanunu gerekse Borçlar Hukuku ilkelerinden ayrılınma nedeni ise sigortalıların korunmasıdır. Teklifnamenin sigorta şirketinin hakimiyet alanına ne zaman ulaştığının tespiti, özellikle aracı acentelerin kullanıldığı durumlarda, teklifname sahibi tarafından bilinemediğinden ve bir riziko gerçekleştiği zaman sigortacının sorumlu olup olmadığının tespiti açısından sigortacının hakimiyet alanına ulaşma anı konusunda uyuşmazlıklar yaşanabileceğinden otuz günlük süre teklifnamenin verildiği tarihten itibaren başlatılmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası ile birinci maddeyi tamamlayıcı nitelikte olup halen Hayat Sigortaları Yönetmeliğinde de yer alan bir hükümdür. Uygulamada, sigorta sözleşmesine taraf olmak isteyenlerden teklifname ile birlikte belli bir miktar para da alınabilmektedir. Madde ile hukuki açıdan verildiği sırada fiili icap olarak nitelendirilecek bu paranın sözleşmenin kurulmasından sonraki durumunun ne olacağı açıklığa kavuşturulmak istenmiştir.

Madde 1406 – 6762 sayılı Kanununun “diğer bir kimsenin nam ve hesabına yapılan sigorta” başlığı altında düzenlenen temsil müessesi Tasarıda da korunmuştur. Ancak, uygulamada bazen nam ve hesabına yapılan sözleşme kavramı ile başkası lehine sigorta kavramı karıştırılabildiğinden konu “temsil” matlabı ile düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında mevcut durumdan farklı olarak temsilcinin yetkisiz olması durumda sigortacıya karşı sorumlu olacağı miktar sigorta priminin tamamı şeklinde değil de sigorta dönemine ait prim olarak belirlenmiştir. Sigorta priminin tamamından yetkisiz temsilcinin sorumlu tutulmasının çok adilane olmadığı düşünülmüştür. Zira, bu düzenleme yetkisiz temsilcinin genel hükümler çerçevesinde “culpa in contrahendo”dan doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Maddenin ikinci fıkrası 6762 sayılı Kanunun 1270 inci maddesinin ikinci fıkrasının tekrarı mahiyetinde olmakla birlikte gerek Kanunun kendi içinde bir bütünlük sağlayabilmesini gerekse sigorta ettirenin haksız kazanç sağlamasının önüne geçilebilmesini teminen, temsil olunanın rizikonun gerçekleşmesinden sonra sözleşmeye icazet vermesinin ancak, rizikonun gerçekleştiği konusunda bilgi sahibi olmamasına bağlı olduğunu ifade edecek şekilde 1458 inci madde hükmünün saklı olduğu fıkraya eklenmiştir.

Maddenin son fıkrasına yenilik olarak yetkisiz temsilci tarafından yapılan sözleşmede, sigortalanan menfaat üzerinde ayrıca yetkisiz temsilcinin de menfaati varsa sözleşmenin yetkisiz temsilci adına kurulmuş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Böylelikle yetkisiz yapılan sözleşmeye hayat verebilmesi olanağı sağlanmıştır.

Madde 1407 – 6762 sayılı Kanunun 1271 inci maddesinde yer alan düzenleme, Tasarının bu maddesinde de yer verilmiştir.

Madde 1408 – Söz konusu madde ile 6762 sayılı Kanunun 1264 üncü maddesinin ikinci fıkrası yeniden ele alınmıştır. Kanunun 1264 üncü maddesinin ikinci fıkrasında menfaat ilişkisi olmadan yapılan sigorta sözleşmesinin batıl olduğu hükme bağlanmıştı. Ancak, Tasarıda, 6762 sayılı Kanunun 1264 üncü maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen “butlan” şeklindeki müeyyide “geçersizlik” şeklinde değiştirilmiştir. Şöyle ki, menfaat ilişkisi sigorta sözleşmesinin objektif esaslı noktasıdır. Dolayısıyla, esaslı noktası olmayan sözleşme yok hükmündedir. Ancak, kurucu unsurları mevcut olduğu için kurulan bir sözleşmede, muteberlik şartlarında kamu düzenini etkileyecek derecede eksiklikler var ise o sözleşmenin butlanından bahsedilebilir. Bu nedenle maddede yer alan butlan ifadesi yerine yokluk halini de içine alan bir üst başlık şeklindeki “geçersizlik” kavramı kullanılmıştır.

Yürürlükteki maddede menfaat ilişkisinin sonradan ortadan kalkmasının hukuki sonuçları düzenlenmemiştir. Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda da sadece zarar sigortaları açısından konu ele alınmış, ancak genel nitelikli bir düzenlemeye gidilmemiştir. Söz konusu Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasında, sigortalanan menfaatin sigortanın başlangıcında mevcut olmaması ve sigorta müstakbel bir işletme veya menfaat için yapılmış olup da menfaatin gerçekleşmemesi halinde sigorta ettirenin prim ödeme borcundan kurtulacağı, ancak sigortacının uygun bir işletme ücreti isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Buna karşın Anglo-Sakson Hukukunda konu hayat ve hayat dışı sigortalar açısından ayrı ayrı ele alınmış; hayat sigortalarında sözleşmenin yapılması sırasında var olan menfaat sonradan ortadan kalksa bile bu durumun sözleşmenin geçerliliğine etki etmeyeceği kabul edilirken, mal sigortalarında menfaatin sözleşmenin her aşamasında bulunması şartı aranmıştır. Türk Sigorta hukukunda da konuya açıklık getirmek amacıyla, her tür sigorta için geçerli olabilecek şekilde bir düzenleme yapılması gerektiği kanaatine varılmış ve sözleşmenin yapılmasından sonra meydana gelecek olan menfaat yokluğunda sözleşmenin konusu kalmayacağından sözleşmenin o andan itibaren geçersiz olacağı esası kabul edilmiştir.

Madde 1409 – 6762 sayılı Kanunun 1281 inci maddesinde, sigortacının harp ve isyandan başka bir nedenle mallara arız olan telef ve tagayyür gibi bütün hasarlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak, uygulamada, tüm risklere karşı teminat veren “all risk” şeklinde bir sigorta uygulamasına çok ender rastlanılmaktadır. Özellikle katastrofik riskler dünya uygulamalarında olduğu gibi teminat dışına bırakılmıştır. Diğer taraftan kötü risklere sahip olan kimselerin sigorta eğilimi, iyi risklere sahip kimselere göre daha fazla olduğundan sigortacı bazı riskler için teminat vermek istemeyebilir. Nitekim, uygulamada sigorta genel şartları ile harp veya isyandan başka riskler de teminat kapsamı dışında bırakılmaktadır. Standart olmayan riskler için de sigorta sözleşmesi yapılabilmekle birlikte bunlar çok istisnai niteliktedir. Bu noktada, istisnai bir durumu genelleştirmek sigortacı açısından menfaatler dengesine ters düşer. Bu nedenle maddede sigortacının kararlaştırılan rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası ise, 6762 sayılı Kanunun 1281 inci maddesinin ikinci fıkrasının tekrarı mahiyetindedir.

Madde 1410 – Madde sigorta süresinin nasıl belirleneceğine ilişkindir. Uygulama da her ne kadar taraflar sözleşme yaparken süreyi de belirlemekteyseler de, bu belirlemenin yapılmadığı hallerde sürenin ne şekilde tespit edileceği konusuna bu madde ile açıklık getirilmektedir. Nitekim, maddede 6762 sayılı Kanunun sigorta sözleşmesinin süresine ilişkin 1282 nci maddesinin ikinci cümlesi aynen korunmuş, maddenin birinci cümlesi ise farklı bir konuyu düzenliyor olduğunudan bu maddeden çıkartılmıştır.

Madde 1411 – Sigorta süresi hukuki bir kavramken, sigorta dönemi teknik bir kavram olup primlerin hesap edildiği dönemi ifade eder. Dolayısıyla, bir sigorta süresi içinde birden fazla sigorta dönemi olabilir. Tasarıda sözleşmenin sona ermesi halinde, bazı durumlarda prim iadesine ilişkin olarak sigorta dönemi kıstası kullanıldığından, Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda olduğu gibi sigorta döneminin ne olduğunun da açıklanması ihtiyacı duyulmuştur.

Madde 1412 – Madde yeni bir düzenlemedir. Borçlar hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde sözleşme taraf olmayan için sözleşmeden herhangi bir yükümlülük veya borç doğmaz. Bununla birlikte, sigorta sözleşmelerinde bu kurala getirilmiş istisnalar vardır. Öncelikle, sigorta sözleşmesi azami iyiniyet esası üzerine kurulmuştur ve bu esas hem sigortacı hem de sigorta ettiren açısından geçerlidir. Sigortacının doğru bir prim hesabı yapabilmesi, diğer bir ifade ile üzerine aldığı riski ölçebilmesi için, yaptığı sözleşme ile tüm gerçeklikleri tam ve doğru bir şekilde bilmesi gerekir. Bu nedenle sigortacının riskle ilgili her bilgiye sahip olabilecek bir konuma getirilmesi gerekir. Nitekim, 6762 sayılı Kanuna bakıldığında da, beyan yükümlülüğünde olduğu gibi bazı maddelerde açıkça sigortalıya da getirilmiş yükümlükler olduğu görülür.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, söz madde genel bir hüküm mahiyetinde düzenlenmiştir. Benzer bir hükme Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda da rastlamak mümkündür. Bununla birlikte maddede, Alman Sigorta Sözleşmesi Kanunundan farklı olarak, sözleşmenin temsilci aracılığı ile yapılması halinde temsilcinin ve hayat sigortalarında da lehdarın bilgisinin de dikkate alınacağını hüküm düzenlenmiştir. Zira, amaç sigortacının gerçeklere tam olarak ulaşabilmesi ise lehdarın ve temsilcinin bilgisi ile sigortalının bilgisi arasında herhangi bir fark yoktur.

Madde 1413 – Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde güven ilişkisi büyük önem arz eder. Bu nedenle bir çok düzenlemede, bu ilişkinin ortadan kalktığı haller haklı neden olarak görülmüş ve taraflara sözleşmeyi sona erdirebilme hakkı tanınmıştır. Sigorta sözleşmeleri ise güven ilişkisinin en yoğun yaşandığı sözleşmelerdir. Güven ilişkisinin ortadan kalkması borç ihlallerine veya öngörülemeyen ifa güçlüklerine dayanabilir. Herhangi bir borç ihlali olmasa dahi  sözleşmenin kurulduğu sırada mevcut olan şartlarda sözleşmenin devamı sırasındaki değişiklikler yaşanabilir. Tasarının bu maddesi ile, özellikle Sigorta Murakabe Kanununa göre mali bünye zafiyeti içinde olan veya sigortalıların hak ve menfaatlerini yeteri derecede koruyamadıkları için ruhsatları iptal edilen veya sözleşme yapma yetkileri kaldırılan ya  da konkordato ilân eden şirketlerin bu durumlarının sigorta ettirenler bakımından haklı fesih nedeni sayılacağı öngörülmüştür. Diğer taraftan, sigortalı lehine yorum ilkesi çerçevesinde eşitlik ilkesi her ne kadar sigorta sözleşmelerinde sigortalı lehine bozulmuşsa da   sigortacının da korunması gereken menfaatleri vardır. Bu nedenle, madde ile, prim ödeme borçlusu durumundaki sigorta ettirenin konkordato ilân etmesinin de, ilke olarak, sigortacı için haklı fesih nedeni olacağı düzenlenmiştir.

Madde 1414 – Uygulamada sigorta sözleşmeleri, ilke olarak,  uzun dönemli veya en geç bir yıl için yapılmaktadır. Bu süre içinde, sigorta ettiren prim miktarında meydana gelebilecek değişiklikleri karşılayamayacak bir hale düşebilir. Bu nedenle, sigorta ettirene ayarlama şartına bağlı olarak sözleşme süresi içinde meydana gelen prim artışlarında sözleşmeyi sona erdirebilme hakkı tanınmıştır.

Madde 1415 – Tasarının bu maddesi ile Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kısmî butlan müessesindeki mantık sigorta sözleşmelerinde kısmi fesih ve cayma halleri için de kabul edilmiştir. Buna göre sigortacının kısmen sözleşmeden caymasını veya sözleşmeyi feshetmesi haklı gösterecek şartların varlığı halinde sigortacının sözleşmeye bu şekilde devam etmeyeceğinin anlaşılması halinde sigortacı sözleşmeden tamamen cayabileceği gibi veya sözleşmeyi de feshedebilecektir. Örneğin hem yaşama hem de ölüm ihtimaline karşı yapılan sigortada, birbirine zıt iki riziko teminat altına alındığından risklerden biri için ağırlaştırıcı bir durum diğeri için hafifletici niteliktedir. Bu durumda sigortacı isterse sözleşmeyi ağırlaşan kısım için kısmi olarak sona erdirebileceği gibi, sözleşmeyi tamamıyla da sona erdirebilir. Zira, sigortacı iki riski birlikte sigortaladığı düşüncesi ile tüm hesaplamalarını yapmış ya da sözleşmede ağırlık kazanan kısım sona erdirilen kısımsa kalan kısımla sözleşmeye devam edilmesi cazibesini yitirmiş olabilir. Ancak, sigortacı için korunan menfaat sigorta ettiren için söz konusudur. Bu nedenle, sigortacının sözleşmeyi kısmı olarak sona erdirdiği durumlarda da sigorta ettirene sözleşmeyi tamamıyla sona erdirebilme hakkı tanınmıştır.

Madde 1416 – Madde sigorta sözleşmesinde yer alan kişiler arasındaki tebliğ ve ihbarların nereye ve kime ve ne şekilde yapılacağına ilişkindir. Her ne kadar uygulamada bazı sigorta genel şartlarında konu düzenlenmişse de bunun genel bir hüküm niteliğinde kanunda yer almasının uygun olacağı düşünülmüştür. Diğer taraftan, sigortacının, sözleşmede yer alan diğer kişilerin yerleşim yerini öğrenmeye mecbur tutulmasının yerleşim yeri ve mesken değişikliklerini sigortacıya bildirmekle yükümlü bulunan diğer tarafın bu yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması karşısında sigortacıya ağır bir külfet yüklemek demek olacağından tebliğ ve ihbarların bilinen son adrese yapılması gerektiği de ayrıca düzenlenmiştir. Benzer bir hükme Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda rastlamak mümkündür.

Madde 1417 – Sözleşme taraflarının sözleşmenin devamı sırasında aciz haline düşmesi veya hakkında yapılan takibin semeriz kalması mevcut durumda mal sigortaları ile denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda, 6762 sayılı Kanunun 1302 ve 1457 nci maddelerinde farklı şekillerde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, 6762 sayılı Kanunun 1302 nci maddesinde teminat yatırmak için üç günlük süre öngörürken 1457 nci maddede süreden bahsetmemiş, 1302 nci maddede feshi, 1457 nci maddede ise caymayı kabul etmiştir. Tasarının bu maddesi ile öncelikle mal ve deniz rizikolarına karşı sigortalar arasındaki farklılar ortadan kaldırılmış ve tüm sigortalar için uygulanabilir genel bir hüküm sevkedilmiştir. Teminat yatırmak için üç günlük süre az görülerek bu süre bir haftaya çıkarılmış ve teminat yatırmamanın neticesi Borçlar Kanununa paralel olarak fesih olarak öngörülmüştür

Madde 1418 – Tasarının bu maddesi ile sigortacının iflâsı ayrı bir madde olarak düzenlenmiştir. İflâs etmiş bir şirketle sigorta sözleşmesinin devam ettirilmesinde sigorta ettirenin menfaati olmadığı düşüncesi ile iflâsla birlikte sözleşmenin son bulacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, sigortacının iflâsında, Sigorta Murakabe Kanunu uyarınca, sigortacının teminatlarından da ödeme yapılması mümkündür. Bu noktada, uygulamada yaşanan sorunların önüne geçilebilmesini teminen, ödemeler konusunda iflâs masası ile teminatlar arasındaki sıra belirlenmiş ve öncelik şirket teminatlarına verilmiştir. Diğer taraftan Sigorta Murakabe Kanunundaki düzenlemeye paralel olarak, sigorta alacaklarının iflâs masasında üçüncü sırada yer alacağı da tamamlayıcı hüküm olarak madde de yer almıştır.

Madde 1419 – Madde bir anlamda 6762 sayılı Kanunun 1288 inci maddesinin ikinci fıkrasının tekrarı mahiyetindedir. Ancak, mevcut düzenlemeden farklı olarak “sözleşmenin kanuni sebeplerle sona ermesi” ifadesine Tasarının bu maddesinde yer verilmemiştir. Şöyle ki, söz konusu ifade gerek uygulamada gerekse doktrinde bir çok tartışmalara yol açmıştır. Bir görüşe göre, sadece kanunda belirtilen sona ermelerde işlemeyen günlere ait primler iade edilecekken, bir diğer görüşe göre, kanuna dayalı olarak sözleşmenin taraflarca sona erdirilmesi halinde de işlemeyen günlere ait primler iade edilir. Tasarıda madde düzenlenirken, sözleşmenin sona erme şeklinin önemli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu nedenle de, kanunda düzenlenen özel haller hariç olmak üzere sözleşmenin sona ermesi halinde sigortacının sadece rizikoyu üzerinde taşıdığı döneme ait prime hak kazanmasının, dolayısıyla da önceden almış olduğu işlemeyen döneme ait primleri iade etmesinin menfaatler dengesi açısından daha uygun olacağı düşünülmüştür. Ayrıca, madde emredici nitelikte bir madde niteliğinde değildir.

Madde 1420 – 6762 sayılı Kanunun 1268 inci maddesinde sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmış, Kanun gerekçesinde iki yıllık sürenin gerçek ihtiyaçlara daha uygun olduğu ifade edilmiştir. Yeni düzenlemede iki yıllık süreye sadık kalınmış olunmakla birlikte bir de azami zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Şöyle ki, 6762 sayılı Kanunda olduğu gibi Tasarı da muacceliyet, rizikonun gerçekleştiğini bildirmeye bağlanmıştır. Halbuki, sigortalı veya sigortadan faydalanan kimse rizikonun gerçekleştiğini, olay tarihinden itibaren, örneğin beş yıl sonra da öğrenebilir. Bu durumda sigortacı, her zaman için sigorta tazminatının ödenmesi talebiyle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle, menfaatler dengesinin korunması amacıyla, sigortacının tazminat ödeme borcundaki zamanaşımı için 6762 sayılı Kanunun 1268 inci maddesinde düzenlenen iki yıllık süre yanında mutlak bir zamanaşımı süresi daha getirilmiş ve bu süre de rizikonun gerçekleştiği tarihten başlatılmıştır. Ancak, sigortacıyı da oldukça uzun sürelerle karşı karşıya bırakmamak ve gaiplik hali de dikkate alınmak suretiyle azami süre altı yıl olarak belirlenmiştir.

Madde 1421 – Madde, 6762 sayılı Kanunun 1282 ile 1312 nci maddesinin tekrarı mahiyetindedir. Genel ilke niteliğindeki söz konusu düzenlemeler Tasarıda da aynen korunmuştur.

Madde 1422 – Madde ile  6762 sayılı Kanunun 1280 inci maddesi genel hüküm mahiyetine getirilerek aynen korunmuştur. Ancak maddede yer alan “sigortadan faydalanan kimse” ifadesi, sigorta hukuku terminolojisine uygun olarak “sigortalı” ve “lehdar” olarak değiştirilmiştir.

Madde 1423 – Gerek 6762 sayılı Kanunda gerekse Borçlar Kanununda sigortacının bilgi verme ve karşı tarafı aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin özel bir  düzenleme yer almamaktadır. Ancak, sözleşmenin görüşülme safhasında, taraflardan biri diğerinin çıkarlarını korumak için dürüstlük kurallarına göre kendisinden beklenen özeni göstermek zorundadır. Bu noktada madde ile sigortacı açısından doktrin ve yargı kararları da dikkate alınarak sözleşmeden veya dürüstlük kuralından kaynaklanan aydınlatma ve bilgi verme yükümlülüğünün doğacağı kabul edilmiştir. Nitekim benzer düzenlemelere Alman Sigorta Sözleşmesi Kanunu ile Alman Sigorta Murakabe Kanununda da rastlanılmaktadır. Konunun öneminden dolayı aydınlatma açıklamasının verilmemesinin hukuki sonucunun ne olacağı maddenin ikinci fıkrasında ayrıca belirlenirken, üçüncü fıkrada da tüm sigortacılar için yeknesaklık sağlamak üzere bu yükümlülüğün içeriğinin sigortadan sorumlu kurum olan Hazine Müsteşarlığı tarafından tespit edileceği öngörülmüştür.

Madde 1424 – Bu madde ile sigortacıya belli bir süre içinde poliçe ve eklerini sigorta ettirene verme yükümlülüğünü ve geç verilmesinden doğan zarardan sigortacının sorumlu olduğu hüküm altına alınmış ve esasta 6762 sayılı Kanunun 1265 ve 1267 nci maddeleri korunmuştur. Mevcut durumdan farklı olarak poliçe verilmesi için öngörülen sürede sigorta ettirenin sözleşmeyi ne şekilde yaptığı değil, sigortacının ne şekilde yaptığı esas alınmıştır. Zira, sigorta sözleşmesi sigortacının kendisi veya sözleşme yapmaya yetkili acentesi tarafından düzenlenmişse, sigorta poliçesinin verilmesi bakımından sigorta ettirenin sözleşmeyi bizzat kendisinin veya temsilcisinin ya da vekili tarafından yapılmasının bir önemi yoktur. Poliçeyi düzenleyecek olan sigortacı veya onun yetkili acentesidir. Bu noktada, 6762 sayılı Kanunda öngörülen yirmidört saatlik süre sigorta sözleşmesinin sigortacı veya acentesi tarafından yapılması haline bağlanmıştır. Diğer taraftan, konuya ilişkin olarak 6762 sayılı Kanunun 1267 nci maddesinde bahsedilen “tellal” yerine “sözleşmenin diğer hallerle yapılması” ifadesi tercih edilmiştir. Zira, sözleşme sigorta brokeri veya aracı acente vasıtasıyla da yapılmış olabilir.

Tasarıda muvakkat ilmühaber tanziminin yükümlülük olarak kanunda düzenlenmesine gerek duyulmamıştır. Şöyle ki, söz konusu hükümler çerçevesinde muvakkat ilmühaber hukuki açıdan sigorta poliçesinden farklı değildir. Dolayısıyla, sigortacının kesin kabule kadarki dönem için sigortalanacak  menfaati  teminat altına almak için ilmuhaber yerine sigorta poliçesi de düzenleyebilir.

Sigorta sözleşmesinin geçerliliği şekle tabi olmadığından, diğer bir ifade ile  poliçeden bağımsız meydana geldiğinden sigorta sözleşmesi için poliçe düzenlenmediği durumlarda sözleşmenin kurulduğunun ispatı genel hükümlere göre olacaktır.

Madde 1425 – Sigorta poliçesinin içeriği 6762 sayılı Kanununun 1266 ncı maddesinde genel, 1334 üncü maddesinde ise hayat sigortaları için özel olarak düzenlenmiştir. Öncelikle, Tasarının bu maddesi ile, poliçede yer alması gereken hususların neler olduğunun teker teker sayılması yerine, genel bir düzenleme yapılması yoluna gidilmiştir. Zaten, 6762 sayılı Kanuna göre poliçede yer alması gerekenlerin bir kısmı (rizikonun gerçek mahiyetini belirleyebilecek hususlarda olduğu gibi) sözleşmenin yapılmasından önceki döneme ilişkindir. Bu nedenle maddede poliçenin temelde tarafların haklarını, temerrüdü ve genel şartları içerecek şekilde düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Genel şartların zahmetsizce okunabilecek şekilde olması ise 6762 sayılı Kanunun 1266 ncı maddesinin tekrarı niteliğindedir. Diğer taraftan, Tasarının bu maddesi ile getirilmiş iki yeni düzenleme vardır. Bunlardan birincisi genel şartlardaki değişikliklerin mevcut sözleşmelere olan etkisi diğer ise, poliçe ve zeyilname içeriğinin karalaştırılan hükümlerden farklı olmasının sonuçlarıdır.

Her ne kadar ahde vefa ilkesi gereği, yapılan sözleşmede sonradan tarafların karşılıklı irade beyanları olmadan değişiklik yapılması mümkün değilse de, sigorta sözleşmeleri sigortalı lehine yorumun esas olduğu sözleşme türlerindendir. Bu nedenle genel şartlarda, özellikle riziko prim dengesini etkilemeyen sigortalı ve lehdar lehine yapılan değişikliklerin mevcut sözleşmelere  doğrudan doğruya ve hemen uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Bununla birlikte, genel şartlardaki değişiklik, sigortacı açısından risk artırıcı diğer bir ifade ile daha fazla prim alınmasını gerektiriyor olabilir. Örneğin, daha önce teminat dışında bırakılmış olan bir husus daha sonra teminat kapsamına alınmışsa bu durum sigortacı için riskin artması anlamına gelebilir. Bu noktada da menfaatler dengesinin korunması bakımından sigortacıya prim farkı talep edebilme hakkı tanınmıştır.

Benzer şekilde sigortalı lehine yorum ilkesinden hareketle, poliçe ve zeyilname içeriğinin, teklifnameden ve kararlaştırılan hükümlerinden farklı olması halinde de, sigortalının, lehtarın ve sigorta ettirenin aleyhinde olan değişikliklerin geçersiz olduğu düzenlenmiştir. Söz konusu düzenleme, sigorta sözleşmesinin yapılıp sözleşmenin yazılı hale getirilmesinde sonra yazılı hükümlerin kararlaştırılan hükümlerden farklı olması ile ilgilidir. Bu nedenle de, Tasarının 1423 üncü maddesinden farklı bir düzenlemeyi içermektedir.

Madde 1426 – Sigortacı, sigortalının gerçek zararını ödeyeceğinden, sigorta ettirenin, sigortalı veya lehdarın bu amaçla rizikonun ve tazminat ödeme borcunun kapsamının belirlenmesi amacıyla yapılan masrafların da sigortacı tarafından karşılanması gerektiği düşüncesi ile madde kaleme alınmıştır. Ancak, burada asıl olan iyiniyet olduğundan, karşılanacak olan her türlü masraf değil ancak yapılması makul görülen masraflardır. Bu noktada, maddede sözü edilen kişiler iyiniyetli olarak masraf yapmışlarsa, masrafların faydalı olup olmadığının da bir önemi olmadığı açıkça maddede belirtilmiştir.

Madde 1427 – Riziko gerçekleştiği zaman sigorta tazminatını ödeme borcu sigortacının sigorta sözleşmesinden doğan en temel borcudur. Sigorta tazminatı aynen ödenebileceği gibi nakden de ödenebilir. Bununla birlikte, aynen tazmin istisnai hallerde söz konusu olduğundan, nakden ödeme kural olarak kabul edilmiştir.

Borçlar Kanununun 128 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, ilke olarak, zamanaşımı süresi alacağın muaccel olduğu tarihten başladığından, alacağın ne zaman talep edilebilir olduğunun da açık bir şekilde hükme bağlanması gerekir. 6762 sayılı Kanunun 1299 uncu maddesinde sigorta tazminatının muacceliyeti rizikonun gerçekleştiğinin sigortacıya ihbar borcunun doğduğu tarihe, ihbar borcu ise rizikonun gerçekleştiğinin öğrenilmesine bağlanmıştır. Ancak, sigorta tazminatının muacceliyetine ilişkin olarak kendisine riziko ihbarı yapılan sigortacının da araştırma ve  inceleme yapma hakkının bulunduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla, muacceliyet konusunda riziko ihbarı yanında sigortacının edimine ilişkin araştırmaları da tamamlamış olması önemli bir kriterdir. Ancak, menfaatler dengesinin korunması açısından sigortacının incelemesine de bir süre sınırlandırması getirilmelidir. Bu sürenin zarar sigortalarında rizikonun gerçekleştiğinin ihbar borcunun doğduğu tarihten itibaren 30 gün, can sigortalarında ise araştırma yapılacak şeylerin kapsamının daha dar ve zarar sigortasına göre daha net olmasından dolayı 15 gün olarak öngörülmüştür. Ancak, menfaatler dengesinin korunması bakımından sigortacıya yüklenilemeyen nedenlerden dolayı incelemeler tamamlanamamışsa, örneğin gerekli evrakların sigorta ettiren veya sigortalı tarafından sigortacıya zamanın veya hiç verilmememsinde olduğu gibi, bu süreler işlemeyecektir. Diğer taraftan, sigortacı rizikonun gerçekleştiği kendisine ihbar yapılmadan öğrenmiş ise, muacceliyet için rizikonun gerçekleştiğine ilişkin ihbarın yapılmış olması da aranmamalıdır.

Tazminat veya can sigortaları bakımından bedel ödemesi için tüm bilgi ve belgeler sigortacıya verilmiş olmakla birlikte incelemeler bitirilememiş olabilir. Ancak, sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini yaparken de amacı zararının bir an önce telafi edilmesi ve karşılaştığı tehlikeden dolayı herhangi bir mağduriyetinin doğmamasıdır. Bu durumda da sigorta ettirenin menfaati korunması gerekeceğinden madde ile sigortacıya ödenecek tazminat veya bedelden mahsup edilmek üzere avans verme mecburiyeti getirilmiştir.

Sigortacının sigorta ettirene göre daha güçlü bir konumda olduğu göz önünde bulundurularak tazminat ödeme borcunda sigortacının temerrüde düşmesi için sigortacıya ihtar gönderilmiş olması aranmamış ve sigortacıyı temerrüt faizi ödemekten kurtaran anlaşmaların geçersiz olduğu kabul edilmiştir.

Madde 1428 – Madde yenidir. Sözleşme süresi içinde zarara uğrayan malın sigorta değeri, doğal olarak azalır. Alınan prim sigorta devresi içinde en çok sigorta bedeli kadar bir tazminatın karşılığıdır. Bu nedenle, madde ile sigorta süresi içinde yapılan kısmi tazminat ödemelerinin sözleşme bedelinden düşüleceği hüküm altına alınmıştır. Ancak, bu hükmün aksine sözleşme yapılması da mümkündür. Nitekim, uygulamada bazı hastalık sigortalarında sigortacının sorumluluğu global bir rakam olarak da belirlenebilmektedir. Buna karşın, ilke olarak, sorumluluk sigortalarında belli bir sigorta bedelinden bahsetmek mümkün olmadığından bu tür sigortalar da maddenin kapsamı dışında bırakılmıştır.

Madde 1429 – Maddede, rizikonun gerçekleşmesine kasıt ve kusurla sebebiyet verilmesi hali, temelde 6762 sayılı Kanunun 1278 inci maddesi korunarak düzenlenmiştir. Maddenin gayesi, sigortadan para almak kastıyla rizikonun gerçekleştirilmesine engel olmaktır. Ancak, mevcut düzenlemede yer alan sigortadan yaralanan ifadesi, sigorta terminolojisine uygun olarak “sigortalı ve lehdar” olarak değiştirilmiş, kasıtla gerçekleşen riziko bakımından ise sigorta ettiren veya sigortalının eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerindeki kast hali tazminat ödenmesi amacına bağlanmıştır. Zira, özellikle sorumluluk sigortalarında, eylemlerinden sorumlu olunanlar kişisel nedenlerinden dolayı karşı tarafa zarar vermişlerse, bunlardan habersiz sigorta ettireni veya sigortalıyı sigorta korumasından çıkarmak maddenin amacına uygun düşmez.

Madde 1430 – Sigorta sözleşmesi tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşme olduğundan sigortacının yüklendiği riskin karşılığını sigorta ettirenin prim ödeme borcu oluşturur. 6762 sayılı Kanunun 1294 üncü maddesinde yer alan sigorta priminin parayla ödeneceğine ilişkin düzenleme Tasarıda da aynen korunmuştur. Sigortacının sorumluluğunun başlangıcı ilk prim ödemesine bağlandığından ileride ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçilebilmesini teminen özellikle primin taksitle ödeniyor olması durumda ilk taksitin nakden ödenecek olması üzerinde maddede özellikle durulmuştur. Müteakip taksitler için kambiyo senedi düzenlenmiş olması halinde ise ödemenin senedin tahsil edildiği anda yapılmış olacağı konusuna açıklık getirilmiştir.

Madde ile 6762 sayılı Kanunun 1295 inci maddesinin son fıkrası hükmü aynen korunmuş, ancak kısmı caymaya ilişkin açıklayıcı hüküm getirilmiştir.

Madde 1431 – Bu madde, sigorta priminin ne zaman ödenmesi gerektiğini düzenlenmiş ve 6762 sayılı Kanunun 1295 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları aynen korunmuştur

Sigortacının ödeyeceği tazminat alacağı primlerin karşılığıdır. Bu nedenle, primin taksitle ödenmesinin kararlaştırıldığı durumlarda riziko gerçekleştiği zaman, müeccel primlerin de muaccel hale geleceği madde ile hüküm altına alınmıştır.

Borçlar Hukuku çerçevesinde asıl olan borçlunun borcunu bizzat ifa etmesidir. Buna karşın, ilke olarak, bir borcun borçlu dışında üçüncü bir kişi tarafından da ifa edilebilmesi de mümkün olduğundan prim borcu da sigorta ettiren dışındaki bir kişi tarafından ödenebilir. Bu nedenle maddenin bu fıkrası ile konuya açıklık getirilerek sigorta ettirenin acze düşmesi halinde, sigortacının primin ödenmesini sigortalıdan ve lehdardan da isteyebileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Nitekim benzer bir düzenlemeye Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununun 35a maddesinde de rastlamak mümkündür.

Maddenin son fıkrası ile, ilke olarak, sigortacının prim alacağını ödeyeceği sigorta tazminatından düşebileceği öngörülmüştür. Bu durum özellikle sigorta ettiren ile sigortadan faydalanan kişinin, diğer bir ifade ile sigortalı ve lehdarın, farklı kişiler olması durumunda önem kazanır. Şöyle ki, genel hükümler çerçevesinde sigortacı, sigorta ettirenden olan prim alacağını sigortalı veya lehdarın tazminat alacağı ile takas edemez. Zira, alacaklar arasında mütekabiliyet söz konusu değildir. Ancak, mevcut durumda deniz rizikolarına karşı sigortalarla ilgili olarak 6762 sayılı Kanunun 1449 uncu maddesinde bu ilkeye bir istisna getirilmiştir. Bu noktada söz konusu istisna hükmü Tasarıda, genelleştirilerek tüm sigortalar için uygulanabilir bir hüküm haline getirilmiştir. Tazminatını ödeyen sigortacının tazminatının karşılığı olarak primleri mümkün olduğu kısa sürede tahsil etmesi gerekir. Bu noktada, sigortacının da menfaati göz önünde bulundurularak sigorta primlerinin tahsilini kolaylaştırmak amacıyla söz konusu düzenlemeye gidilmiştir.

Tasarıda can sigortaları için tazminat yerine bedel ifadesi kullanılmış olduğundan genel hüküm mahiyetindeki maddede bedel ve tazminat ifadelerine birlikte yer verilmiştir.

Madde 1432 – Gereği gibi bir ifadan bahsedebilmek için edimin ifa yerinde yerine getirilmesi gerekir. Bu nedenle de prim ödeme yerinin tayini büyük önem arz eder. Tasarının 1294 üncü maddesi ise 6762 sayılı Kanunun 1296 ncı maddesindeki ilkeye bağlı kalarak prim ödeme borcunun yerini düzenler. Ancak, söz konusu düzenleme ile mevcut duruma göre farklılık yaratılmıştır. Uygulamalar da dikkate alınarak, sigorta priminin sigorta ettirenin ikametgahında değil, poliçede gösterilen veya poliçe düzenlenmemişse sigorta ettirenin bildirmiş olduğu adresinde ödenmesinin esas olduğu kabul edilmiştir. Özellikle sigorta ettirenin meskeninin ikametgahı olmadığı durumlarda mevcut durumda olduğu gibi sigorta primlerinin yerleşim yerinde tahsil edileceğini kabul etmek  maddenin amacına ters düşer . Zira, Borçlar Kanununun 73 üncü maddesinde yer alan ve ana ilkeye göre istisna niteliği taşıyan düzenleme, sigorta ettirenin menfaatleri göz önünde tutarak sevkedilmiştir. Dolayısıyla koruma tam olarak sağlanmalı, sigorta ettirenin fiilen bulunduğu yerin her zaman için ikametgahı olmayacağı da düşünülerek, primin sigorta ettirenin bildirdiği adreste ödenmesi esası kabul edilmelidir.

Madde 1433 – Sigortacılıkta önemli olan primin rizikoya uygunluğudur. Sigortanın mahiyeti ve teknik yapısı itibarıyla bir sigorta sözleşmesinin gerek kuruluşu gerekse icrası sırasında prim ile riziko arasında bir uygunluğun, devamlı bir nispet ilişkisinin bulunması gerekir. Bu ilkeden hareketle öncelikle mevcut düzenlemeden farklı olarak bir yıldan kısa süreli sigortaları da kapsayacak şekilde riskindeki azalma halinde sigorta priminin de indirileceği hüküm altına alınmıştır.

İlke primin riske uygunluğu olduğundan, maddenin ikinci fıkrasında da, prim ile risk arasındaki uygunsuzluğun sigorta ettireninden kaynaklanmasının da birinci fıkra açısından bir önemi olmadığı ifade edilmiştir.

Madde 1434 – Sigorta ettirenin prim ödemede temerrüde düşmesi ve bunun sonucunda sigortacının sahip olduğu haklar 6762 sayılı Kanunun 1297 nci maddesi ile 1325 inci maddesinde düzenlenmişti. 6762 sayılı Kanunun 1297. maddesinde 517 sayılı Türk Ticaret Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile değişiklik yapılarak bir yıldan uzun süreli can sigortaları ile  diğer sigortalar açısından bir farklılığa gidilmişti. Daha sonra yapılan bu değişiklik diğer sigortalara uygulanacak hükümler açısından Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden mevcut durumda temerrüt açsından bir yıldan uzun süreli can sigortalarına uygulanacak temerrüde ilişkin hükümlerle diğer sigortalara uygulanacak hükümler arasında farklılıklar doğmuştur. Tasarının bu maddesi ile öncelikle tüm sigortalar için geçerli olacak genel bir temerrüt hükmün sevkedilmesi amaçlanmıştır.

İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. Hukukta bir bütünlüğün sağlanması bakımından, sigorta sözleşmeleri bakımından düzenlenecek temerrüt hükümleri ile Borçlar Kanunu hükümleri arasında esasta önemli farklılıklara gidilmemesi gerektiği düşüncesi maddede hakim olmakla birlikte sigorta sözleşmelerinin özelliği gereği bazı noktalarda özel düzenlemeler yapılmıştır. Öncelikle     sigortacının, prim ödeme borcundaki temerrüt nedeniyle her bir sigorta sözleşmesi için ihtarname göstermesinin oldukça masraflı ve sigorta şirketlerinin portföyleri ve sigorta sözleşmenin süresi de göz önünde bulundurulduğunda takibinin de zor olduğu açıktır. Bu noktada, Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda olduğu gibi konu ilk prim taksitinin veya primin tamamının vadede ödenmesi hali ile sonraki prim taksitlerinin vadede ödenmesi halleri farklı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Uygulamadaki kolaylık açısından, ilk veya defaten ödenecek primin vade tarihinden belli bir sürede ödenmemesi halinde sözleşmenin otomatik olarak sona ermesi, müteakip primlerdeki temerrüt halinde bir yıldan uzun süreli can sigortaları için kabul edilen prosedürün korunması, ancak temerrüt nedeni ile bir sigorta dönemi içinde iki defa sigorta ettirene ihtar gönderilmiş olması halinde sigortacıya da, sigorta döneminin sonunda hüküm doğuracak şekilde sözleşmeyi feshedebilme hakkının tanınmasının menfaatler dengesi açısından uygun olacağı düşünülmüştür.

Madde ile daha önce tartışma konusu yapılan iki hususa da açıklık getirilmek istenmiştir. Birinci sigorta ettirenin prim ödeme borcundaki temerrüdü nedeniyle sözleşmenin feshi yanında Borçlar Kanunundan diğer haklarına kullanabileceği, ikincisi ise Borçlar Kanununun 107 nci maddesi çerçevesinde primin belirli vade dışında kesin vadeli olarak da belirlenebilmesidir.

Madde 1435 – Sigortacılığın belki de en önemli konularından biri olan beyan yükümlülüğü, 6762 sayılı Kanunda mal ve deniz rizikolarına karşı sigortalarda birbirinden tamamıyla farklı şekilde düzenlenmiş, buna karşılık can sigortalarına ilişkin olarak herhangi bir düzenlemeye gidilmemiştir. Bu noktada öncelikle her türlü sigorta sözleşmesi için uygulanabilecek tek bir usulün benimsenmesi gerekliliği üzerinde durulmuş ve konu, kapsamından dolayı birden fazla madde ile düzenlenmiştir.

Tasarının bu maddesi ise bir anlamda 6762 sayılı Kanunun 1290 ıncı maddesi ile aynı paraleldedir. Beyan edilecek hususların neler olduğu ve hangi hallerde yükümlülüğün ihlal edilmiş sayılacağı mevcutta olduğu gibi düzenlenmiştir. Maddeye yenilik olarak ise, sigortacının sorduğu soruların sigortacı için önemli olduğuna karine teşkil edeceği eklenmiştir. Zira, sigortacı sorduğu sorular çerçevesinde riski üstlenip üstlenmeyeceğine veya hangi şartlar altında üstleneceğine karar verecektir. Ancak, beyanda bulunan kimsenin hangi konuların önemli olduğunu belirlemede ve taktir etmede tereddüde düşmesi olasılığı büyüktür. Bu nedenle sigortacılar, genellikle sigorta ettirene önemli gördükleri hususları içeren bir soru listesi verir. Bu nedenle de sigortacının sorduğu soruların kendisi için önemli olduğu yönünde karine konulmuştur.

Madde 1436 – Yapılacak beyanın usulüne ilişkin olarak; beyan, liste ve karma olmak üzere üç ayrı sistem söz konusudur. 6762 sayılı Kanunun 1270 inci maddesinin ilk fıkrasında asıl olanın beyan olduğu, buna karşın ikinci fıkrada sigorta ettirene kendisine doldurulması teklif olunan listede yazılı sorular dışında hiçbir sorumluluk düşmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Doktrinde ise, çelişkili olan her iki düzenlemeden kanun koyucunun karma usulü benimsemek istediği sonucuna varılmıştır. Beyan yükümlülüğünün kapsamının tespiti bakımından Taslağın bu maddesi ile öncelikle konuya kesinlik kazandırılmak istenmiştir. Madde hazırlanırken, liste usulünün çok daha az uyuşmazlıklara neden olacağı üzerinde durulmuştur. Özellikle, sigorta ettirenlerin riziko üzerinde etkili olacak önemli hususlar konusunda uzmanlıkları olmadığı dikkate alındığında, beyan usulünün liste esası üzerine kurulu olması ilkesi benimsenmiştir. Ancak, sigorta ettirenin kötü niyetli olarak, önemli husus bilmesi hali ise bu düzenleme kapsamı dışında bırakılmıştır.

Uygulamada sigortacılar her ne kadar standart teklifnameler kullanmaktaysa da bu durum sigortacıya standardının dışında soru soramayacağı anlamına gelmez. Riskler özelleştikçe, doğal olarak, sigortacıda değişik sorular sorma ihtiyacı ortaya çıkar. Ancak, maddenin ilk fıkrasında kural olarak liste usulü benimsendiğinden ikinci fıkra uyarınca sorulacak soruların da yazılı ve açık olması gerektiği bu fıkrada ayrıca belirtilmiştir.

Madde 1437 – 6762 sayılı Kanunda beyan yükümlülüğünün ihlali bakımından mal sigortalarında, gerçekleşen riziko ile beyan yükümlülüğü arasında illiyet aranmamışken, denizcilik rizikolarında aranmıştır. Öncelikle illiyet konusunda tek bir sistemin benimsenmesi gerekir. Bu konuda ise doktrinde iki görüş mevcuttur. Bir görüşe göre, sigorta yapmak isteyenleri doğru beyana sevketmek ve yanlış beyanları cezalandırmak için yanlış beyanla riziko arasında illiyet aranmamalıdır. Buna karşın ikinci görüşe göre, sosyal mantığa ve sigortalıyı korumaya yönelik sistemlerde olduğu gibi gerçekleşen riziko ile yanlış beyan arasında illiyet aranmalıdır. Tasarının bu maddesiyle bir ilke seçimi yapılmış ve her türlü sigortada tazminat ödemelerinde yanlış beyan ile gerçekleşen risk arasındaki illiyete dikkat edileceği düzenlenmiştir.

Madde 1438 – Beyan yükümlülüğünün altında yatan düşüce sigortacının riziko hakkında bir kanaate varabilmesi için bir takım ön bilgilere sahip olmasını sağlayabilmektedir. Sigortacı topladığı bilgiler çerçevesinde sözleşmeyi yapıp yapmayacağına veya hangi şartlar altında yapacağına karar verir. Önemli olan gerekli bilgilere ulaşılmasıdır. Bu ulaşmasının ne şekilde olduğunun ise bir önemi yoktur. Dolayısıyla, sigorta ettiren bildirmemiş olsa bile, sigortacı kararına etki edebilecek nitelikteki bilgilere vakıf olmuşsa, varılmak istenen amaç gerçekleşmiştir. Bu nedenle de sigortacının artık beyan yükümlülüğünün ihlaline dayanması mümkün değildir.

Madde 1439 – Madde ile beyan yükümlülüğünün ihlaline uygulanacak müeyyidenin sözleşmeden cayma olduğu, ancak sigortacının isterse prim farkını talep etmek suretiyle sözleşmeye devam edebileceği düzenlenmiştir. Madde uygulamasında önemli halin kusurlu öğrenilmemesi ile sigorta ettiren tarafından önemli sayılmamasının sigortacının bu hakkı üzerinde etkisi olmadığı hüküm altına alınmıştır. Zira, bildirilecek hususlar sigorta ettirenin bilgisi dahilinde olanlarsa da, sigorta ettirenin durumu bilmemesi ile iyiniyetli olması birbirinden farklıdır. Asıl olan beyan edilmeyen hususların sigortacının kararına etki yapmaya elverişli olmasıdır. Bu nedenle, bildirilmesi gerekenlerin tayininde sigorta ettirenin kanaatleri önem taşımadığı gibi ve sigorta ettirenin bilebileceği bir hususu kendi kusuru ile öğrenememiş olması da önemli değildir.

Rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigortacının beyan yükümlülüğünü öğrenmesinin sonucu ise, yükümlülük ihlali ile gerçekleşen riziko arasında illiyet bulunup bulunmaması yanında ihlalde kusurun derecesine göre belirlenmiştir. Her ne şekilde olursa olsun kasıtlı ihlallerin bir müeyyideye tabi tutulması gerektiği düşüncesi ile kasıtlı ihlalde illiyet varsa tazminatın ödenmeyeceği yoksa orantısal ödemenin yapılacağı kabul edilmiştir.

Madde 1440 – Cayma, bozucu bir inşai hak olduğundan, caymanın da sigorta ettirene bir beyanla yöneltilmesi gerekir. Cayma beyanı, sözleşmeyi sona erdiren bir durum olduğundan bu hakkın belli bir süre içinde kullanılması gerekir. 6762 sayılı Kanunun 1290 ıncı maddesinde bu süre mal sigortaları için bir ay, 1368 inci maddesinde ise deniz rizikolarına karşı sigortalar için bir hafta olarak öngörülmüştür. İşlerde, kesinliğin sağlanması amacıyla 1290 ıncı maddesinde öngörülen bir aylık süre uzun olarak değerlendirildiğinden, Taslağın bu maddesi  ile sürenin, sigorta türü ne olursa olsun, bir hafta olacağı hüküm altına alınmıştır. Doğal olarak, sürenin başlangıcı da durumun öğrenildiği tarih olacaktır.

Madde 1441 – Madde caymanın sonuçlarını düzenlenmektedir. 6762 sayılı Kanunda da cayma müessesi kabul edilmiş olmakla birlikte doktrinde caymanın hukuki niteliği konusunda tartışmalar yaşanmıştır. Bir grup buradaki caymanın teknik anlamda cayma olduğu, diğer bir ifade ile sözleşmeyi yapıldığı andan itibaren sona erdirdiği savunurken; bir grupta buradaki caymanın fesih gibi düşünülmesi gerektiğini, diğer bir ifade ile yaptığı andan itibaren geleceğe etkili olacak şekilde hüküm sonuç doğuracağını savunmuşlardır. Öncelikle Taslağın bu maddesi ile geçmişte yaşanılan tartışmalara son verilmek istenmiş ve esas olarak mevcut sistem korunmuş, ancak kasıt halinde sözleşmenin geçmişe etkili olarak sonuç doğurmasında sigortacının talep edeceği primin rizikoyu taşıdığı müddete ait prim olduğu konusuna açıklık getirilmiştir.

Madde 1442 – Maddede hangi hallerde cayma hakkının düşeceği düzenlenmiştir.

Madde 1443 – Teklifin yapılması ile kabulü arasındaki değişikliklere ilişkin olarak 6762 sayılı Kanununda herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Ancak, teklif de bulunan kimse tarafından beyanda bulunulduktan,  ancak söz konusu teklif henüz sigortacı tarafından kabul edilmeden önce sigortacının sözleşmeyi yapıp yapmamasına veya farklı şartlarla yapmasına etki edebilecek konularda değişiklikler olabilir. Bu durumda sigorta ettiren sözleşme öncesi beyan yükümlülüğü gereği gibi yerine getirmiştir. Ancak, henüz sözleşme kurulmamış olduğundan da sözleşmenin devamı sırasındaki beyan yükümlülüğü doğmamıştır. Tasarının bu maddesi ise, 6762 sayılı Kanunun bu konuda eksikliğini gidermek amacıyla hazırlanmıştır.

Madde 1444 – Sigorta sözleşmesi devamlı bir ilişkiyi düzenler. Bu nedenle, taraflar sözleşme yaptıktan sonra, kural olarak, tek taraflı sözleşme şartlarında değişiklik yapamaz. Bununla birlikte, sözleşme yapıldıktan sonra şartlarda ve özellikle tehlikenin gerçekleşme ihtimalinde sözleşmeyi etkileyebilecek nitelikte, sigorta ettirenin kendisi veya üçüncü bir şahıs tarafından yapılan değişiklikler de olabilir. Bu noktada, sözleşmenin yapılması sırasında sigorta ettirenin yapacağı beyanlara karşı duyulan ihtiyaç, taraflar arasındaki menfaatler dengesini devam ettirmek bakımından, sözleşmenin devamı sırasında da mevcuttur. Tasarının bu maddesi ise bu düşünceyle düzenlenmiştir.

Madde 1445 – Sözleşmenin devamı sırasındaki bildirim yükümlülüğünün ihlali, sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan yükümlülüğünün ihlalinde olduğu gibi illiyet ve kusur unsurları da dikkate alınmak suretiyle hüküm altına alınmıştır.

Madde 1446 – Rizikonun gerçekleştiğinin bilinmesinde özellikle tazminat ödeme borçlusu durumundaki sigortacı açısından büyük yarar vardır. Nitekim, 6762 sayılı Kanunun 1292 nci. maddesinde de aynı konu düzenlenmiş ve rizikonun gerçekleştiğini bildirim yükümlülüğü için beş günlük süre öngörülmüştür. Ancak, Tasanın bu maddesi ile beş günlük bildirim süresi kaldırılmış onu yerine “gecikmemek” ifadesi kullanılmıştır. Zira, beş günlük süre bazı sigortalar için çok kısa olabileceği gibi bası sigortalar için de fazla olabilir. Halbuki  “gecikmeksizin” ifadesi öncelikle hemen bildirme esasını getirir. Ayrıca, sübjektif ve objektif duruma göre hakime bir takdir hakkı tanır, daha esnektir. Diğer taraftan mevcut düzenlemeden farklı olarak bu madde ile, Tasarının genelinde olduğu gibi yükümlülüğünün ihlalinde illiyette yer verilmiştir. Buna göre, ihlal ödenecek tazminat miktarında etkili olmamışsa sigortacının sorumluluğunun tamamen ortadan kalmasından veya azalmasından bahsedilemez. Maddede kusur, kastı da kapsayacak şekilde geniş anlamda kullanılmıştır. Bu noktada, kasti olarak bildirim yükümlülüğü ihlal edilmişse, yine tazminattan indirim yapılacaktır. Ancak, indirim kusurun ağırlığına göre olacağından, somut olaya göre sigortacının tazminat ödeme borcu tamamen de ortadan kalkabilecektir.

Madde 1447 – Sigorta bir zenginleşme aracı olmadığından sigortacı gerçek zararı ödemelidir. İyi niyet ve azami güven esasına dayanan sigortada sigortacının, riziko gerçekleştiğinde sorumluluğunun doğup doğmadığını, doğmuşsa kapsam ve sınırını belirleyebilmesi için rizikoyla ilgili tüm bilgilere sahip olması gerekir.  Bu nedenle sigortacı, sigorta ile ilgili olan kimselerden riziko ile ilgili her türlü bilgiyi talep edebilmeli ve rizikonun gerçekleştiği yerlerde gereken incelemeleri yapabilmelidir. Nitekim, bir çok sigorta genel şarttında bu husus açık olarak düzenlenmiştir.

Bu yükümlülüğün ihlali ise maddede ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre, kusurun ağırlığına göre ve ödenecek tazminata yaptığı etkiye göre sigorta tazminatından indirim yapılabilecektir.

Madde 1448 – 6762 sayılı Kanunun koruma tedbirlerini düzenleyen 1293 üncü maddesi temelde korunmuş ancak, uygulamada karşılaşılan sorunları giderebilmek amacıyla biraz daha genişletilmiştir. Öncelikle, yükümlülük sadece rizikonun gerçekleştiği dönemde değil, gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu dönem için de öngörülmüştür. Zira, bu maddenin amacı, zararın artması yanında zararın oluşmasına da engel olmaktır. Kişi kendisini tehlikelerden korumak için sigortaya başvurur. Yoksa tehlike istenilen bir durum değildir. Bu nedenle, sigorta ettiren, sigortasını yaptırmış olsa bile ihmalkar davranmamalı, rizikonun doğmaması veya doğmuşsa da zararın artmasını önleyici her türlü tedbiri almalıdır. Diğer taraftan, prim hesabı gerçekleşen olaylara göre, diğer bir ifade ile “hasar/prim” oranına göre belirlendiğinden, sigortacı bir dönem içinde ne kadar az tazminat ödemişse bir sonraki dönem için sigorta ettirenlerin ödeyeceği prim de o oranda daha az olacaktır.

Maddeden beklenen amacın tam gerçekleşebilmesi amacıyla sigorta ettirene, olabildiğince sigortacı tarafından verilen talimata uyma zorunluluğu getirilmiştir. Ancak, sigorta ettiren tarafında alınacak önlemler veya uyulacak talimatlar imkân dahilinde ve makul olanlardır. Yoksa hiçbir kimseden, kendisini zora ya da hayatını tehlikeye atacak bir önlem alması beklenemez.

Madde 1449 – Madde, sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesine ilişkin genel bir düzenleme mahiyetindedir. Her ne kadar Tasarıda bazı özel yükümlülük ihlalleri düzenlenmişse de, sigorta ettiren açısından, Tasarıda öngörülenlerin dışında uygulamada veya sigorta genel şartları ile ortaya çıkabilecek yükümlülükler de olabilir. Bu gibi hallerde, Tasarının genel mahiyetine uygun olarak, yükümlülük ihlalinin  kusura dayanmaması ve ihlal ile gerçekleşen riziko arasında illiyet olmaması halinde sözleşmenin feshedilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Madde 1450 – Madde kanun hükümlerinin uygulama alanı ile ilgilidir. En geniş anlamıyla sigorta, sosyal güvenliğin bir parçasını oluşturan sosyal sigortaları ve özel sigortaları ifade eder. Ancak, özel sigortalar ile  toplumun kendisine özel bir önem bağladığı ve kişilere sosyal riskler karşısında geliri ne olursa olsun ekonomik güvence sağlamayan sosyal  güvenlik sistemi birbirinden farklı esaslar üzerine kurulmuştur. Bu nedenle de sosyal güvenlik kurumları ile yapılan sözleşmeler bu Kanun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Madde 1451 – Madde ile sigorta sözleşmesi hakkında 6762 sayılı Kanununda hüküm bulunmayan hallerde Borçlar Kanunun hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. 6762 sayılı Kanunun 1264 üncü maddesinin birinci fıkrasında farklı olarak, sigorta sözleşmesine uygulanacak hükümler yönünden Borçlar Kanununun önüne Türk Ticaret Kanununun diğer kısımlarında yer alan hükümleri getirilmiştir. Mevcut hüküm “Bu kitapda hüküm bulunmadıkça sigorta sözleşmesi hakkında Borçlar Kanunun hükümleri tatbik olunur” şeklindedir. Her ne kadar sigorta hukukundaki boşlukları dolduracak hükümlerin çok büyük kısmı Borçlar Kanununda yer almaktaysa da, Türk Ticaret Kanunun çerçevesinde ticarî bir iş olan sigortacılık hakkında, bu kısımda hüküm bulunmayan hallerde uygulanması gereken hükümlerin teknik olarak Borç Kanunundan önce Ticaret Kanununu diğer hükümleri olması gerektiğinden bahisle bu madde ile mevcut duruma göre farklılık yaratılmıştır.

Madde 1452 – Sigortalı lehine yorumun esas olduğu ve azami güven esası üzerine kurulu olan sigortacılıkta, sigortacılara nazaran daha güçsüz durumda bulunan sigortalıların korunması gerekir. Bu nedenle, sigorta ilişkilerinde emniyeti sağlayan, sigortalıların haklı çıkarlarını koruyan tek taraflı veya iki taraflı emredici hükümlere diğer hukuk dallarından fazla nispette yer verilmiş ve bu hükümlere aykırılık halleri çeşitli şekillerde müeyyidelendirilmiştir.

İKİNCİ KISIM

Sigorta Türlerine İlişkin Özel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Zarar Sigortaları

Madde 1453 – Maddede öncelikle sigortanın konusunun para ile ölçülebilen menfaat olduğu belirtilmek suretiyle “menfaati olan kimselerin” sigorta yaptırabileceği hususu da kendiliğinden düzenlenmiştir. Ayrıca, mal topluluğu sigortalarına ilişkin düzenlemelere de maddede yer verilmiş, grup sigortalarında olduğu gibi mal topluluğundaki meydana gelen değişikliklerde de sözleşmenin geçerli olduğu ifade edilmiştir. Kar sigortası ile kar sigortasının sınırına ilişkin mevcut düzenleme ise bu Tasarıda da korunmuştur.

Madde 1454 – Sigorta sözleşmesi, iki taraflı bir işlemdir. Ancak, taraflar yaptıkları sözleşme ile borcun alacaklıya değil de üçüncü kişiye ifasını kararlaştırabilir. Bu durumda  başkası lehine sigortadan bahsedilir. Borçlar Kanununun 111 ve 112 nci maddelerinde düzenlenen üçüncü şahıs lehine sözleşmenin bir uygulaması niteliğindeki başkası hesabına sigortada sigortadan doğan haklar sigortalıya aittir. Ancak, Borçlar Kanununun istisna gördüğü tam üçüncü şahıs lehine sözleşmeler 6762 sayılı Kanunda hayat sigortaları için açıkç4a kural hale getirilmişken diğer sigortalar için bu yönde belirleyici bir hükme yer verilmiştir. Sadece denizcilik rizikolarına karşı sigortada, 6762 sayılı Kanunun 1445 inci maddesinin ikinci fıkrasında sigorta poliçesinin sigortalının elinde olması kaydıyla sigortalının sözleşmeden doğan hakları üzerinde tasarrufta bulunabileceği ve bu hakları mahkemede iddia edebileceği hükme bağlanmıştır. Bu noktada, poliçenin sigortalıya verilip verilmemesine göre sözleşmenin tam veya eksik üçüncü şahıs olduğu tayin edilmektedir. Taslağın bu maddesi ile, sigortalar arasında herhangi ayrım yapılmaksızın, sigorta sözleşmesinin, kural olarak tam üçüncü şahıs lehine sözleşme düzenlenmiştir. Diğer taraftan, Borçlar Kanununun 11 inci maddesine göre tam üçüncü şahıs lehine sözleşme, taraf iradelerine ya da örf adete uygun düştüğü taktirde mümkün olmaktadır. Sigorta sözleşmesinin teminat sağlama, kişiyi uğradığı tehlikenin zararlarından koruma amaçları göz önünde bulundurulduğunda, taraf iradelerinin de tam üçüncü şahıs lehine sözleşme yönünde olduğunun kabulü gerekir. Diğer taraftan 6762 sayılı Kanunun 1270 inci maddesinin son fıkrası da Tasarıda korunmuştur.

Madde 1455 – 6762 sayılı Kanunun 1275 inci maddesi, kapsamı biraz daraltılmak suretiyle, Tasarının bu maddesiyle korunmuştur. Sigorta ettirenin menfaatinden fazlasını için sigorta yaptırdığı durumlarda aşan kısmı sadece sigorta ettirenle aynı türdeki menfaat sahibi için olacağı kabul edilmiştir.

Madde 1456 – Tasarının bu maddesi ile, üzerinde sınırlı aynı hak bulunan malların sigorta edilmeleri halinde, aynı hakkın mal yerine geçen sigorta bedelini kapsayacağı ilkesi kabul edilmiştir. Aslında bu madde, Medeni Kanunun taşınmaz mal rehni ve Deniz Ticareti Kanununun gemi ipoteği için koyduğu prensibin genişletilmiş bir şeklidir.

Madde 1457 – Üzerinde sınırlı ayni hak olan malın sigortalanmasında olduğu gibi, sigortalı malın haczedilmesinde de, haciz hakkı sahibinin korunması gerekir. Bu nedenle hacizli malın zarar uğraması halince sigorta tazminatının icra müdürlüğüne ödenmesi öngörülmüştür. Diğer taraftan, sigortacı sözleşme süresi boyunca sigortalı mal üzerinde haciz olup olmadığını bilemeyeceğinden veya sürekli olarak bu durumu kontrol edemeyeceğinden icra memuruna haciz sırasında borçluya malın sigortalı olup olmadığını, sigortalı ise hangi sigorta şirketine sigortalattırıldığını sorma yükümlülüğü getirilmiştir.

Madde 1458 – Geçmişe etkili sigorta 6762 sayılı Kanunun 1279 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Ancak, bu düzenlemede tersten gelen bir yaklaşımla hangi hallerde geçmişe dönük sigorta yapılamayacağı belirtildiğinden, Tasarının bu maddesinde öncelikle sigortacının sorumluluğunun sözleşmenin yapıldığı tarihten önceki bir zamanda da başlayabileceği açıklanmıştır. Daha çok nakliyat sigortalarında rastlanılan bu durumun maddede belirtilen hallerde diğer sigortalar için de uygulanabilmesi mümkündür. Mevcut düzenlemeden farklı olarak maddede, “sigortadan faydalanan” ifadesi yerine sigorta terminolojisine uygun olarak “sigortalı” ifadesine yer verilmiştir. Ayrıca, sigortalının bilgisi ile sözleşmenin hükümsüz kılınması, sigortalının sözleşmenin varlığından haberdar olması şartına bağlanmıştır. Zira, sigortalı sözleşmenin tarafı olmadığından, gerçekleşen riziko ile ilgili bir sözleşmenin yapılmış olup olmadığını bilemeyebilir. Dolayısıyla, rizikonun gerçekleştiğinden haberdar  olan sigortalı sözleşmeden haberdar değilse, sadece onun bilgisi nedeniyle sözleşmenin hükümsüz olmasından ve sigortacının primin tamamına hak kazanmasından bahsedilemeyecektir.

Madde 1459 – Sigorta zenginleşme aracı olmadığından, sigortacı gerçekten uğranılan zararı tazmin eder. Sigortacılığın en temel prensibi olan bu durum 6762 sayılı Kanunun 1283 üncü maddesinde olduğu gibi bu madde ile de açıkça hüküm altına alınmıştır.

Madde 1460 – Mevcut durumda, mal sigortalarına ilişkin olarak çeşitli maddelerde sigorta değerinden bahsedilmiş olmakla birlikte bir tanımlama yapılmamış, buna karşın denizcilik rizikolarına karşı sigortada da sigorta değerinin tanımı verilmiştir.  Sigorta değeri kavramı zarar sigortalarında oldukça önemlidir. Zira, aşkın sigorta, eksik sigorta, birden çok sigorta ve en önemlisi sigortacının sorumluluğunu sigorta değeri üzerine kuruludur. Bu nedenle, Tasarıda sigorta değerinin tanımının verilmesi gerekli görülmüştür. Tanım da ise, denizcilik rizikolarına karşı sigortadaki düzenleme esas alınmıştır. Düzenlemeye göre, ister sözleşmenin yapılmasında isterse sözleşmenin devamında veya riziko gerçekleştiğinde sigorta değeri o andaki menfaatin tam değeridir.

Madde 1461 – Prensip, sigorta bedelinin sigorta değerine eşit olmasıdır. Bununla birlikte tazminata esas alınacak değer rizikonun gerçekleştiği andaki değerdir. Tasarının 1459 uncu maddesine paralel olarak, sigorta bedelinin sigorta değerinden fazla olması halinde sigortacı ancak gerçek zararı öder. Diğer bir ifade ile, sözleşmenin yapıldığı andaki değer, rizikonun gerçekleştiği zamandaki değerden yüksek olsa dahi bu dikkate alınmaz. Buna karşın aynen tazmini öngören yeni değer sigortasında sigortacının sorumluluğu riziko gerçekleştiği anda sigorta edilen menfaatin tekrar yerine konması olduğundan doğal olarak, bu tür sigortalarda söz konusu hükmün uygulanması mümkün değildir.

Madde 1462 – Tazminat sigortalarında esas, sigortanın sigorta değeri üzerinden yapılması, diğer bir ifade ile sigorta bedeli ile sigorta değerinin birbirine eşit olmasıdır. Ancak sigorta bedeli ile sigorta değeri arasında fark olması bilerek veya bilmeyerek meydana gelebilir ki bu halde eksik sigortadan bahsedilir. 6762 sayılı Kanunun 1288 inci maddesinde yer alan eksik sigortaya ilişkin düzenleme, Tasarının bu maddesinde de temel olarak korunmuştur. Ancak, maddede 6762 sayılı Kanunun 1288 inci maddesinin ikinci fıkrasına yer verilmemiştir. Şöyle ki, eksik sigortada sigortacı özellikle sigorta ettiği rizikonun bir kısmının sigorta ettiren üzerinde kalmasını istemiş olabilir. Ayrıca, genel hukuk ilkeleri çerçevesinde, taraflar yapmış oldukları sözleşmeyi ancak karşılıklı iradeleri ile değiştirebilir veya sona erdirebilir. Bu nedenle, devam eden sözleşmenin tek taraflı bir irade beyanı ile değiştirilebilmesi de menfaatler dengesi açısından uygun görülmemiştir.

Madde 1463 – Aşkın sigortanın düzenlendiği madde 6762 sayılı Kanunun 1283 üncü maddesiyle aynı niteliktedir. Ancak, maddenin ikinci fıkrası yeni bir hüküm olup, aşkınlığın kasıtlı yapılmasını düzenlemektedir. Öncelikle kasıtlı aşkın sigorta, mali çıkar sağlama niyetine bağlanmıştır. Ayrıca, kasıtlı yapılan aşkın sigorta ile istemeden meydana gelen aşkın sigortanın aynı düzenlemelere tabi tutulması uygun görülmemiştir. Zira, mevcut durumda, sigorta edilen menfaat tamamen hasara uğrar ve aşkınlık tespit edilemezse, sigortalı sigorta değerinden daha fazla tazminat almakta; aşkınlık anlaşılırsa da sadece aşan kısım geçersiz kabul edilmektedir. Bu noktada, söz konusu hüküm herkesi aşkın sigorta yapmaya itecek bir mahiyettedir. Halbuki, kasıtlı aşkın sigortanın geçersiz kabul edilmesi, kişilerde caydırıcılık etkisi yaratacaktır.

Madde 1464 – Takseli, sigorta 6762 sayılı Kanunda da var olmakla birlikte, mal sigortalarıyla ilgili 6762 sayılı Kanunun 1283 üncü maddesi ile denizcilik rizikolarına karşı sigortalarla ilgili 6762 sayılı Kanunun 1350 ve devamı maddelerinde farklı şekillerde hüküm altına alınmıştır. Taslağın bu maddesi ile öncelikle genel hüküm mahiyetinde bir takse uygulaması düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemede ise, 6762 sayılı Kanunun 1283 üncü maddesi çok sert bulunduğundan, 6762 sayılı Kanunun 1350 nci maddesi esas alınmıştır.

Madde 1465 – 6762 sayılı Kanunda “birden çok sigorta” ana başlığı altında müşterek, kısmı ve çifte sigorta düzenlenmiş olmakla birlikte her üç sigorta uygulamasının ortak noktalarını içeren, diğer bir ifade ile genel bir “birden çok sigorta” tanımını veren bir madde yoktur. Bu nedenle Tasarının bu maddesi ile öncelikle birden çok sigortanın ne olduğu hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, birden çok sigortada zarar sigortacılar arasında, tek bir sigortacıyla yapılan sözleşmeye göre farklı şekillerde tazmin edileceğinden, sigorta ettirene, riziko gerçekleştiğinde diğer sigortacılara bilgi verme yükümlülüğü getirilmiştir.

Madde 1466 – 6762 sayılı Kanunun 1285 inci maddesi Tasarıda korunmuştur.

Madde 1467 – 6762 sayılı Kanunun 1286 ncı maddesi Tasarıda korunmuştur.

Madde 1468 – 6762 sayılı Kanunun 1287 nci maddesi Tasarıda korunmuştur.

Madde 1469 – Tasarının bu maddesi ile 6762 sayılı Kanunun 1289 uncu maddesi temelde korunmuş olmakla birlikte maddede yer alan “dilediği zaman” ifadesi sigortalı için uygun olmayan zamanları da kapsayabileceği düşüncesiyle maddeden çıkartılmış, sadece “sigorta süresi içinde” ifadesine yer verilmiştir.

Madde 1470 – Menfaat sahibi değişikliği ilgili olan Tasarının bu maddesi ile mevcut sistem tamamıyla tersine çevrilmiştir. 6762 sayılı Kanunun 1303 üncü maddesinde sigortalı malın sahibinin değişmesi matlabı altında yapılan düzenlemeye göre, aksine sözleşme yoksa menfaat sahibi değişikliğinde sözleşme ilişkisi devam ederken, Tasarı da aksine sözleşme yoksa sözleşme ilişkisinin son bulacağı kabul edilmiştir. Temeldeki bu değişikliğin nedeni ise sigorta uygulamalarıdır. Uygulamada, bir çok sigorta genel şartında ya da özel şartlarla 6762 sayılı Kanunun 1303 üncü maddesinde uygulama zaten tersine çevrilmiş durumdadır. Bu nedenle de Tasarının bu maddesi ile uygulamadaki durumun Kanunlaştırılması istenmiştir. Ayrıca, sigortalı şahsındaki değişiklik sigortacı açısından da önem arz edebilir. Menfaat sahibi değişikliği sigortacı yönünden sübjektif ya da objektif riziko ağırlaşması niteliğinde olabilir. Riski taşıyan ise sigortacıdır. Bu nedenle ilke olarak menfaat sahibi değişikliklerinde sözleşme ilişkisinin son bulacağı kabul edilirken taraflara da aksine sözleşme yapabilme imkânı tanınmıştır.

Madde 1471 – Sigortacının sorumluluğu rizikonun gerçekleştiği ana göre belirleneceğinden ve sigortacı ancak sözleşmede kararlaştırılan hallerden kaynaklanan sigorta ettirenin uğradığı gerçek zararları ödeyeceğinden, Tasarının bu maddesi ile sigorta ettirene, hasarın tespitinden önce hasar konusu yer ve eşyada, hasarın sebebini, tazminat miktarının tespitini güçleştirecek veya engelleyecek değişiklik yapmama zorunluluğu getirilmiştir. Ancak, yapılacak değişikliğe sigortacının izin vermiş olması veya değişlik yapılmadığı taktirde zararın daha da artacak olması halleri bu yükümlülük dışında bırakılmıştır. Sigortacının bilgisi dahilinde yapılanların söz konusu madde kapsamı olduğu açıktır.zararın artmasını engellemek amacıyla yapılan değişiklik de aslında sigorta ettirene Tasarının 1448 inci maddesi ile getirilmiş de bir yükümlülük olduğundan bu halde istisna kapsamında yer almıştır. Maddenin ikinci fıkrasında da söz konusu yükümlülüğün ihlalinin sonuçları hüküm altına alınmıştır. Nitekim, Tasarının bu maddesine benzer düzenlemeye Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda ve sigorta genel şartlarında da rastlamak mümkündür.

Madde 1472 – Zarara sebep olan kimseye karşı sigortalının haiz olduğu tazminat talep hakkı, ödediği oranda sigortacıya geçer. Sigorta hukukunda bütün dünya uygulamasında bu kurala rastlanılır. Amaç, hem sigortalının rizikonun gerçekleşmesi sonunda maruz kaldığı zarardan fazla bir tazminat alarak zenginleşmesine mani  olmak hem de zarar görenin verdiği zarardan dolayı sorumluluğunu devam ettirebilmektir. Bu prensip, gerçek zararın karşılanmasının söz konusu olduğu tazminat sigortalarında geçerli iken, bu niteliği olmayan can sigortalarında geçersizdir. Halefiyet ilkesi gereği sigortacı, sigortalısının yerine geçerek zarara neden olan kişilere yaptığı ödemeyi rücu edeceğinden, sigortalı sigortacının bu yöndeki haklarını ihlal edici davranışlardan kaçınması, sigortacısının zararına neden olmaması  gerekir. Aksi taktirde sigortalının sorumluluğu söz konusu olur. Diğer taraftan, sigortacı sigortalısının zararın bir kısmını karşılamışsa, genel sorumluluk ilkeleri çerçevesinde karşılanmayan zararı için sorumlulara her zaman için başvurabilir.

Madde 1473 – Tasarının bu maddesi ile sorumluluk sigortasının genel bir tarifi yapılmıştır. Getirilen düzenlemede ise rizikoya esas teşkil eden olayın, sözleşme süresi içinde gerçekleşmesi esas alınmıştır. Geçmişte meydana gelen bir olay nedeniyle sigortacının kendi döneminde ortaya çıkan zararlardan sorumlu olması  ilkesi benimsenmiş olsaydı pratikte bu tür sigortaların uygulanabilirliğinin büyük bir ölçüde azalacağı düşünülmüştür. Zira, sigortacı sözleşme yaparken, sigortalının geçmişteki tüm iş ve işlemlerini bilmek isteyecek ve bunların ne şekilde yapıldığını kontrol etmek isteyecektir. Aksi taktirde çok büyük risklerle karşılaşabilme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilecektir. Ayrıca, bu şekildeki bir düzenleme kötü niyetli uygulamaların da önünü açacaktır. Şöyle ki, yapmış olduğu bir hata nedeni ile tazminat talebi ile karşılaşabileceğini düşünene kişiler hemen sigorta sözleşmesi yapmak yoluna gideceklerdir: Açıklanan nedenlerden dolayı sigortacının sorumluluğu, sözleşme süresi içinde sigortalısının sorumluluğunu gerektirecek olaylara bağlanmıştır. Bu noktada, sigortacının sorumluluğundan bahsedilmek için zararın sözleşme süresinden daha sonra doğması veya talep edilmesi önemli değildir. Ancak, madde emredici nitelikte olmadığından tarafların, sorumluluk sigortası türlerine göre sözleşme rizikoyu farklı şekillerde belirleyebilmesi de mümkündür.

Madde 1474 – Tasarının bu maddesi ile getirilen düzenleme mal sigortalarında söz konusu olan zararı önleme azaltma yükümlülüğünün bir anlamda sorumluluk sigortalarındaki uzantısıdır. Zira, sigortalının kendi haklarını korumak için yapmış olduğu girişimler sigortacının ödeyeceği tazminat miktarına da etki edecektir. Bu nedenle yapılan masrafların sigorta teminatı içinde olduğu kabul edilmiştir. Ancak, mal sigortalarındaki zararı önleme ve azaltma yükümlülüğünden farklı olarak, yapılan masrafların sigorta teminatını aşması halide karşılanabilmesi sözleşmede hüküm bulunmasına bağlanmıştır. Zira, hakkı korucu işlemlerden doğan masraflar büyük meblağlara ulaşabilmektedir. Kanun gereği bu masrafların doğrudan doğruya sigortacıya yükletilmesi ise, sigortacıyı önceden sınırlarını tahmin edemediği bir teminatla karşı karşıya bırakmak demek olacaktır. Doğal olarak bu durum da prim hesaplamalarında zorluklara neden olacaktır.

Madde 1475 – Mal sigortalarında olduğu gibi sorumluluk sigortalarında da rizikonun gerçekleştiğinin bilinmesinde tazminat ödeme borçlusu durumundaki sigortacı açısından büyük yarar vardır. Bununla birlikte sorumluluk sigortalarında riziko, üçüncü kişinin bizzat zarara uğraması değil de bu zarar bağlı olarak zarar veren durumundaki sigortalıdan tazminat talebinde bulunulması olduğundan, sigorta ettirenin sorumluluğunu gerektirecek olayları da sigortacıya bildirmesi gerekir. Bu şekilde sigortacı ileride karşılaşabileceği tazminat taleplerine karşı bilgilendirilmek suretiyle kendisine gerekli önlemleri alabilme fırsatı tanınmış olacaktır.

Madde 1476 – Bu madde, sigortalının sorumluluğunu gerektiren bir olayın meydana gelmesi halinde, sigortacı tarafından sunulacak yardımların kapsamını belirlemektedir. Maddede yer alan düzenlemeye göre, ihbarı aldıktan sonra sigortacı, iki seçenekten birini kullanabilir. Bunlardan ilki maddenin birinci fırkasında düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre sigortacı ihbarı aldığı tarihten başlayarak beş gün içinde sigortalıya, zarar gören kişinin yönelttiği taleplere karşı, sigortalı adına ancak masraf ve sorumluluğu kendisine ait olmak üzere gereken hukuksal iş ve işlemleri yürütüp yürütmeyeceğini bildirebilir. Sigortacı, bu iş ve işlemleri üstlendiğini bildirirse sigortalı, kendisinden talep edilen yardımları yapmak kaydıyla davanın yürütülmesine karışmaz. Sigortacı, açılmış davanın reddedilmesini sağlarsa, sigorta sözleşmesi gereği ödeme yapmaktan kurtulmuş olur; buna karşın zarar gören kişinin açtığı davada sigortalı mahkum olursa, sigortacı ödeme yapmak zorunda kalır. Buna karşın eğer sigortacı birinci fıkra uyarınca işlemleri yürütmeyeceğini bildirirse veya sigortalı süresi içinde cevap vermezse, dördüncü madde  uygulama alanı bulur. Bu hükme göre sigortalı, kendisine yöneltilen taleplere karşı, tek başına, gerekli iş ve işlemleri yürütür. Böyle bir halde, sigortalı aleyhine bir tazminat ödeme borcu öngören mahkeme kararı kesinleştiğinde, sigortacı başka bir hükme gerek kalmaksızın sigortalısına veya talepte bulunan kişiye ödeme yapmak zorundadır. Yalnızca, sigortalının yapacağı sulh sözleşmeleri için sigortacıdan icazet alması şartı aranmıştır; sigortacı icazet vermezse, sulh sözleşmesi sigortacıya karşı hüküm ifade etmez. Dolayısıyla geçerli sulh sözleşmesi uyarınca ödeme yapan sigortalı, ödediği bedeli sigorta sözleşmesi uyarınca sigortacıdan talep edemez. Sigortacıya, anılan haklardan birini tercih ettiğini sigortalıya bildirmesi için tanınmış olan beş günlük süre içinde, sigortalı, ikinci fıkra uyarınca, herhangi bir sigorta himayesi yokmuşçasına gerekli işlemleri yürütmek zorundadır. Sigortacının hukuki işlemleri üstlenmesi halinde da sigortalının da hak ve menfaatlerini gözetmesi gerekir ki bu husus üçüncü fıkrada ifade edilmiştir.

Madde 1477 – Sigortacının kasten neden olduğu rizikolardan dolayı sorumlu olmayacağı şeklindeki genel ilke, sorumluluk sigortası için de aynen benimsenmiştir. Aksi taktirde, sigortalı sigortasına güvenerek, vermiş olduğu zarar nedeniyle kendinin mal varlığından herhangi bir azalma olmayacağından kasıtlı olarak karşı taraf zarar verebilir. Bu ise kabul edilebilir bir sonuç değildir.

Madde 1478 – Söz konusu madde ile zarar gören üçüncü kişinin doğrudan doğruya sigortacıya talep karşı talep ve dava hakkı düzenlenmiştir. 6762 sayılı Kanunun 1310 uncu maddesinde sadece yangın dolayısıyla sorumluluk sigortaları ile ilgili olarak doğrudan doğruya dava hakkı düzenlenmiştir. Ancak, söz konusu Kanun dışında da, özellikle zorunlu sorumluluk sigortalarında, doğrudan doğruya talep ve dava hakkı kanunlarla (Karayolları Trafik Kanununda ve Borçlar Kanununda olduğu gibi) ya da genel şartlarla kabul edilmiştir. Sorumluluk sigortalarında asıl amaç her ne kadar sigortalının üçüncü kişiye vermiş olduğu zarar nedeniyle ödeyeceği  tazminata bağlı olarak mal varlığında meydana gelen azalmanın telafisi de, bunun yan sonucu zarar görenin de bir an önce zararının giderilmesini ve sigortalının ödeme güçsüzlüğüne karşı üçüncü kişilerin korunmasıdır. Ayrıca, zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurması da zarar veren durumundaki sigortalıyı rahatlatıcı bir etki yaratacak  ve sigortalının da sorumluluk sigortası ile sağlanmak istediği amaca daha kolay ulaşmasını sağlayacaktır. Fakat getirilen düzenleme hiçbir şekilde sorumluluk sigortasını üçüncü kişi lehine sözleşme durumuna sokmaz. Zira, halen menfaati sigorta edilen bizzat sigortalının kendisidir.

Madde 1479 – Madde, Tasarının 1447 nci maddesinin sorumluluk sigortasındaki uzantısı niteliğindedir. 1447 nci maddede, sigortacının ortaya çıkan zararın gerçek nedeni ve miktarı konusunda tespit yapabilmesi için sözleşmenin tarafı durumundaki sigorta ettirene getirilmiş bir takım yükümlülükler vardır. Sorumluluk sigortalarında ise, sigortalının zararı aslında zarar gören kişinin uğradığı zarar olduğundan sigortacının bu zararı tespit edebilmesi için zarar görenden de bir takım bilgi ve belgeleri isteyebilmesi gerekir. Nitekim, sigortacının ödeyeceği tazminatın tespitinde, sigortacı için sigorta ettirenden çok zarar gören kişinin elindeki bilgi ve belgeler daha önemlidir. Zira, zarara uğrayan kişi üçüncü kişidir ve sigortacı , sigorta teminatı içinde kalmak kaydıyla bu zarar kadar olan kısmı sigortalısı için tazmin edecektir.

Madde 1480 – Takas, birbirine karşı aynı cinsten edimleri borçlanan tarafların bu karşılıklı borçları fiilen ödemek külfetinden bir yoldur. Bu noktada takastan bahsedilmek için alacaklar arasında karşılıklılık ilişkisinin bulunması gerekir. Alacaklar arasındaki karşılıklılıktan amaç, alacakları takas edecek her iki tarafın birbirine borçlu olmasıdır. Dolayısıyla, taraflardan biri  üçüncü bir şahıstan olan alacağını başka bir şahıstan olan alacağı ile takas edemez. Tasarının bu maddesi ile bu ilke çerçevesinde ele alınmıştır. Şöyle ki, zarar gören ile sigortacı arasında bir karşılıklılık yoktur. Bu nedenle sigorta sözleşmesinden dolayı sigorta ettirenden olan alacağı ile zarar görene ödeyeceği sigorta tazminatını takas edemez. Ancak, bu durum doğrudan doğruya zarar görene ödenecek olan tazminatlar içindir. Eğer zarar gören zararını, zarar veren durumdaki sigortalıdan almış ve sigortalı da zarar görene ödediği tazminatı sigortacısından talep etmişse, doğal olarak, sigortacının sigorta ettirene karşı olan alacağı ile sigorta ettirene ödeyeceği tazminatı takas edebilme hakkı vardır.Her ne kadar Tasarının 1431 inci maddesinde, ödenecek tazminat ile prim alacakları arasında takasa getirilmiş bir istisna varsa da, burada sorumluluk sigortalarından farklı olarak sigortalı sözleşmenin tarafı olmasa bile menfaati sözleşmeye teşkil eden, diğer bir ifade ile sözleşme ile ilgili kişidir. Halbuki, sorumluluk sigortalarında zarar gören sigorta sözleşmesinden tamamen bağımsız sözleşme dışında kalan bir kişidir. Bu nedenle de burada takas açısından bir istina yaratılmamıştır.

Madde 1481 – Söz konusu madde ile sorumluluk sigortalarındaki halefiyet hali de açıkça hüküm altına alınmış ve özelliğinden dolayı da genel zarar sigortasındaki halefiyetten bağımsız olarak düzenlenmiştir. Bu konu doktrinde çok fazla tartışmaya neden olmuş ve  bu tür sigortalarda sigortalı ile zarardan sorumlu olan aynı kişi olduğundan sigortacının zararın failine  (borçluya) başvurması nedeni ile halefiyetinden bahsedilemeyeceği, aksi taktirde sigortacının sigortalısı için ödediği tazminatı geri sigortalısına rücu edeceği şeklinde bir sonuca varılacağı ve bu durumda da sigortalı için prim ödenmesinin bir anlamı olmadığı ileri sürülmüştür. Bu görüşte haklılık payı olmakla birlikte, sorumluluk sigortalarında hiçbir şekilde halefiyetin olamayacağını söylemek de doğru değildir. Şöyle ki, özellikle müteselsil sorumluluk halinde, zarar görenin müteselsil sorumlulardan birinden veya bunun sigortacısından zararının tamamını alması halinde sigortacı sigortalısına halef olarak fazla ödediği miktar için diğer sorumlulara rücu edebilir. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkrası ise genel anlamdaki halefiyette olduğu gibi düzenlenmiştir.

Madde 1482 – Sorumluluğun doğumunun ve tazmini gereken zararının tespitinin uzun zaman alabiliyor olması nedeniyle genel hükümlerde öngörülen iki yıllık sürenin sorumluluk sigortalarında az olacağı düşüncesi ile bu tür sigortalarda zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiştir.

Madde 1483 – Sözleşme iki taraflı bir hukuki işlem olduğundan sözleşme yapma zorunluluğunun sonuç getirebilmesi için bu zorunluluğun iki taraflı olması gerekir. Bu noktada, sigortacı açısından da zorunluluk öngörülmeden sadece sigorta ettirene sözleşme yapma zorunluluğunu getirilemez. Nitekim, zorunlu sigorta öngören bir çok özel Kanunda da bu yönde hükümler yer almaktadır.

Madde 1484 – Günümüzde zorunlu sorumluluk sigortalarında, giderek sigortalıdan çok zarar görenin menfaatinin korunması ön plana çıkmaya başlamıştır. Zira, zorunlu sigortalarda amaç, ihtiyari sigortalardan farklı olarak kamu menfaatinin korunmasıdır. Bu yaklaşım içinde de Tasarının birinci fıkrasında, Karayolları Trafik Kanununda Zorunlu Trafik Sigortası için öngörülen hüküm tüm zorunlu sorumluluk sigortalarını kapsayacak şekilde genelleştirilmek suretiyle Tasarıya aktarılmıştır.

Zorunlu sigortalarda amaç kamu menfaatinin korunması olduğundan amaca ulaşılabilmesinde, bu tür sigortalardaki kaçaklarında önüne geçilmesi en az zorunlu sigorta ihdası kadar büyük bir önem arz eder. Bu noktada, asıl görev denetim birimlerinde olmakla birlikte, Tasarının ikinci fıkrası ile getirilen düzenlemeyle de denetimi destekleyici ve hatta kolaylaştırıcı bir mekanizma yaratılmak istenmiştir. Diğer taraftan, sorumluluk sigortaları zarar sigortası niteliğinde olduğundan ve zarar da bir kez tazmin edileceğinden, zararın bir şekilde giderilmiş olması sigortacının sorumluluğunu da o oranda sona erdirir.

Madde 1485 – Maddede genel hükümler dışında Kanunun mal sigortaları hakkındaki hangi hükümlerinin sorumluluk sigortalarına da uygulanabileceğini belirtilmiştir. Her ne kadar sorumluluk sigortaları da zarar sigortasıysa da, zarar sigortasının bir türü olan mal sigortalarından farklı olarak burada belli bir sigorta değeri ve bedelinden bahsetmek mümkün değildir. Bu nedenle her ikisi de zarar sigortası olmasına rağmen mal sigortasına ilişkin her hükmün sorumluluk sigortasında uygulanabilmesi mümkün değildir. Mevcut durumda karşılaşılan sorunlar çerçevesinde ileride karşılaşılabilecek sorunların önüne geçilebilmesini teminen mal sigortalarına ilişkin hangi hükümlerin sorumluluk sigortasında da uygulanabileceği konusuna Tasarının bu maddesi ile açıklık getirilmek istenmiştir.

Madde 1486 – Tasarının bu maddesi ile sözleşme ile değiştirilemeyecek veya sigortalı aleyhine değiştirilemeyecek maddeler ile bu hükme aykırılığın sonuçları düzenlenmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM

Can Sigortaları

Madde 1487 – Madde ile öncelikle hayat sigortasının genel bir tanımı verilmiştir. Tanımlamada,6762 sayılı Kanunun 1322 nci maddesi, üzerinde değişiklikler yapılmak suretiyle Tasarıya aktarılmıştır. Sözleşmenin yapılması ile birlikte başlayan irat ödemeli hayat sigortaları göz önünde bulundurulmak suretiyle, mevcut durumdan farklı olarak, yaşama ihtimali “belli bir süre sonunda hayatta kalma” şeklinde ifade edilmemiştir. Maddenin ikinci fıkrası ise 6762 sayılı Kanunun 1321 inci maddesinin son fıkrasının tekrarı niteliğindedir.

Madde 1488 – 6762 sayılı Kanunun 1333 üncü maddesinde batıl sayılan tontinler Avrupa Topluluğunun 76/580 ve 79/267 sayılı Direktiflerine paralel olarak geçerli kabul edilmiştir. Bu yönerge daha sonra 2002 yılında 2002/83 sayılı Yönerge ile kaldırılmışsa da yeni yönerge tontinlerin geçerliliğine dair değişiklik yapmamıştır. Tontinleri yeniden düzenleyen yönergenin Tasarıya yansıtılması olanağı yoktur. Yönerge bir idarî tasarrufla Türk hukukuna getirilmelidir.

Madde 1489 – Hayat sigortaları, genelde uzun süreli sigortalardır. Sigorta ettirenler ise  ikna gücü yüksek olan kişilerce, aslında kendilerine çok da uygun olmayan sözleşmelere sokulmuş olabilir. Bu noktada, getirilen cayma hakkı ile, sigorta ettirenlere tamamıyla sözleşmeyi anladığından emin olmaları için, maddede öngörülen süre içinde düşünüp herhangi bir cezai şart ödemeden sözleşmeyi sona erdirebilme hakkı tanınmıştır. Cayma süresinin başlangıcı ise, maddeden beklenen faydanın gerçekleşebilmesini teminen, sigorta ettirenin bu konuda bilgilendirilmesinden sonra başlatılmıştır.

Madde 1490 – Tasarının bu maddesi ile 6762 sayılı Kanunun 1321 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünde temel nitelikli değişiklikler yapılmıştır. Öncelikle, küçük, kısıtlı veya mümeyyiz olmayan ayrımı kaldırılarak herkesin hayatı üzerine sigorta yapılabileceği ilkesi benimsenmiştir. Zira, yürürlükteki madde kendi içinde çelişkiler içermekteydi. Maddede bahsedilen kişilerin ölümü üzerine yapılan sigorta batıl sayılmış, ancak ölüm gerçekleşirse de matematik karşılıkların ödenmesi öngörülmüştü. Halbuki, batıl bir sözleşmeye dayanarak  ödeme yapılması hukuken mümkün değildir. Ayrıca, bu kişilerin hayatları üzerine sigorta sözleşmesi yapılması halinde de ölüm gerçekleştiğinde matematik karşılığın ödeneceği düzenlenmişti. Ancak, sigorta sözleşmesinde, sigortacının sorumluluğu üstlenmiş olduğu rizikolarla sınırlı olduğundan, yaşama ihtimaline karşı yapılmış sigortada sigortacının yüklenmediği bir rizikodan dolayı ödeme yapmasını düşünmek sigorta hukukuna ters düşer. Bununla birlikte, tasarının bu maddesi ile küçükler, kısıtlılar ve özellikle ayırt etme gücünden yoksun olanlar hakkında yapılan sigorta ile bu kişilere bakmakla yükümlü olanların fayda temin etmelerinin önüne geçebilmek için ve de bir kimsenin bilgisi dışında kendi hayatı üzerinden başkasının para kazanıyor olmasını engelleyebilmek için ölüm ihtimaline karşı yapılan sigortada, sigorta bedeli mutat cenaze masraflarını aşıyorsa, sigortalının; sigortalı kanuni temsilci ile temsil ediliyorsa kanuni temsilcinin yazılı iznini aranacağı, kanuni temsilcinin izninin gerektiği hallerde de ayrıca sigortalı on beş yaşından büyükse ayrıca onunda izninin aranacağı düzenlenmiştir.

Menfaat ilişkisinin sonradan ortadan kalkmasının doğuracağı sonuçlar ise maddenin son fıkrasında yer almıştır. Menfaat ilişkisinin varlığı sözleşmenin geçerliliği için kabul edilmiş olmakla birlikte bu ilişkinin sözleşmenin devamı sırasında ortadan kalkması mevcut durumda hükme bağlanmamıştı. Getirilen düzenleme ile bu eksiklik giderilmeye çalışılmış ve sözleşmenin yapılması sırasında olmayan menfaat sözleşmeyi batıl kıldığından, sonradan ortadan kalkmasının da sözleşmeyi geçersiz kılacağı kabul edilmiştir.

Madde 1491 – Hayat sigortasının meblağ sigortası olması nedeniyle, bir kimsenin hayatı birden çok sigortacıya muhtelif bedellerle sigorta ettirilebilir. Şöyle ki, meblağ sigortasında, belli bir sigorta değerinden söz etmek mümkün değildir. Maddenin ilk fıkrasında, 6762 sayılı Kanunun 1323 üncü maddesinde olduğu gibi,  bu esas  düzenlenmiştir. Diğer taraftan, her maddi menfaattin şüphesiz sınırı  olduğundan, maddi menfaat ilişkisi ile yapılan hayat sigortalarında sigorta değeri de sınırsız değildir. Örneğin, banka kredilerinde olduğu gibi, alacaklı alacağını garanti altına almak amacıyla borçlusunun hayatını, kendisini lehdar göstermek suretiyle sigorta ettirebilir. Bu durumda sigorta menfaatinin sınırı alacak miktarı kadardır. Alacak miktarını aşan bir sigorta bedelinin tespit edildiği sigorta sözleşmesinde, menfaati aşan bir sigorta vardır. Bu nedenle maddenin ikinci fıkrasında, ödenecek bedelin menfaatten fazla olduğu durumlarda, aşan bedelin sigortalının lehine yapılmış sayılacağı düzenlenmiştir.

Madde 1492 – Özellikle ölüm ihtimaline karşı yapılan sigortada tıbbi muayene önem arz eder. Kişi ölüm halinden çekinerek, yalnız ölüm ihtimaline karşı bir sigorta yapmıştır. Bu nedenle bu tür sigortalar yapılırken sigortacının azami derecede dikkat göstermesi gerekir. Ancak, sigorta ettiren ile hayatı sigorta sözleşmesine konu teşkil eden sigortalının aynı kişi olmaması halinde, sigortacı ve sigorta ettirenin sözleşmenin tarafı olmayan sigortalının cismani varlığı üzerinde anlaşmaları yapmaları doğal olarak sigortalıyı bağlamayacaktır.

Madde 1493 – Tasarının bu maddesi ile öncelikle gerçek kişi yanında tüzel kişinin de lehdar olarak gösterebileceği açıklığa kavuşturulmuştur. 6762 sayılı Kanunun 1329 uncu maddesinin birinci fıkrasında “kimse” ifadesi kullanılmış olması doktrinde tüzel kişilerin lehdarlığı konusunda tartışma yaratmışsa da, uygulamada, banka kredilerinde olduğu gibi, bunun örneklerine sıkça rastlanılmaktadır. Ayrıca, getirilen bu düzenleme ile yurt dışı uygulamalarında sıklıkla rastlanılan “key-man (anahtar adam) sigortasının da ülkemizde önü açılacaktır.

Hayat sigortalarında lehdar tayini, ilke olarak, tam üçüncü şahıs lehine sözleşme şeklinde gerçekleştiğinden, riziko gerçekleştiğinde sigortacı tazminat ödemesi doğrudan doğruya lehdara yapacaktır. Bu nedenle, lehdardaki değişiklik sigortacı açısından önem arz eder. Ancak, sigortacının her zaman için değişiklikleri takip etmesi mümkün olamayacağından, değişikliği bildirme yükümlülüğü sigorta ettirendedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının doğal sonucu ise, sigortacının iyiniyetli yaptığı ödemeyle borcundan kurtulacak olmasıdır.

Lehdar tayini tek taraflı bir işlem olduğundan, lehdar tayini ve değişiklikleri sigortacının iznine tabi değildir.

6762 sayılı Kanunun 1330 uncu maddesi, ilke olarak, Tasarının bu maddesi ile de korunmuş, ancak, lehdar değişikliğinin mümkün olmadığı hallerde menfaatlerin korunması bakımından lehdarın değiştirilemeyeceği durumda dahi hibeden rücu veya mirastan yoksunluk nedenleri gerçekleşmişse lehdar değişikliği de mümkün olabileceği maddede belirtilmiştir.

Madde 1494 – Tasarının bu maddesi ödenecek sigorta bedeli üzerindeki lehdarların  payına ilişkin bir yorum kuralını içermektedir. Lehdar tayini, sağlararası bir muamele olup,  üçüncü şahıs lehine sözleşmelerin bir uygulamasıdır. Sigortanın ölüm ihtimaline karşı yapılmış olması onu ölüme bağlı tasarruf haline getirmez. Bu nedenle, lehdarın mirası ret etmiş olması veya mirastan feragat etmiş olması  hakkına tesir etmediği gibi, ölüm ihtimaline karşı yapılan sigortada, sözleşmede özel bir düzenleme yoksa lehdarların hepsi de sigorta bedeli üzerinde miras hisselerine bakılmaksızın hepsi eşit oranda hak sahibidir. Ancak, lehdarlardan herhangi biri payını almak istemeze, onun payı diğerleri arasında eşit olarak paylaştırılır.

Uygulamada bazen özellikle de ölüm ihtimaline karşı yapılan hayat sigortalarında, lehdarın tayin edilmediği görülmekte ve sigorta ettiren ile sigortalı aynı kişi olması halinde sigorta tazminatının kime ödeneceği problemi yaşanmaktadır. Bu nedenle, maddenin ikinci fıkrası ile yine bir yorum kuralı getirilerek ölüm rizikosuna karşı yapılan sigortada lehdar tayin edilmemişse, sözleşmenin sigorta ettirenin mirasçıları lehine, yaşama ihtimaline karşı yapılan sigortada ise sigortalı lehine yapılmış sayılacağı düzenlenmiştir.

Madde 1495 – Tasarının bu maddesi yine bir yorum kuralı niteliğindedir. Tasarının 1494 üncü maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak burada isteyerek kullanılmayan bir hak değil kullanılamayan bir hak söz konusudur. Lehdarın yararlanacağı sözleşmenin tarafı sigorta ettiren olduğundan lehdarın sigortacıya karşı hak talep edememesi halinde bu hak sigorta ettirene, miras hukuku kuralları gereğince de sigorta ettiren de ölmüşse onun mirasçılarına geçeceği Tasarının bu  maddesi ile düzenlenmiştir.

Madde 1496 – Sigortalı, kişi olabileceği gibi bir grup da olabilir. Münferiden hayat sigortası yapmak yerine, tek bir sözleşme ile bir çok kimsenin hayatının sigortalanması halinde grup sigortasından bahsedilir. Grup sigortası, sosyal güvenliğin daha etkin bir hale gelmesine yardımcı olan özel bir sigorta türü olmakla birlikte, şimdiye kadar özel bir düzenlemeye tabi kılınmamıştır. Halbuki, sigortacılığı, gelişmiş ülkelerde hızla büyüyen bir sigorta durumuna gelmiştir. Tasarının bu maddesi ise, grup sigortasına ilişkin temel düzenlemeleri içermektedir. Grup sigortasında sigortalanan birim grup olduğundan sigortacı için grupta yer alan kişilerden çok, grubun özelliği önemlidir. Bu nedenle maddenin ilk fıkrasında  grubun, sigorta ettiren tarafından kimlerden oluştuğunun tespit edilebilir nitelikte olması üzerinde durulmuştur. Yine, grup sigortasında sigortalının kişi değil, grup olmasına bağlı olarak, gruptan çıkan sigorta korumasını kaybederken, gruba giren, aynı koşullara sahip olmak kaydıyla, sigorta teminatından yararlanır. Hayat Sigortaları Yönetmeliğine paralel olarak hayat sigortasında grup sayısının on kişiden az olamayacağı, ancak grubun sürekli değişebileceği göz önünde bulundurularak, grupta yer alan kişi sayısının, sözleşmenin yapılmasından sonra onun altına inmesinin de sözleşmenin geçerliliğine etki etmeyeceği açıkça düzenlenmiştir.

Madde 1497 – Yanlış yaş bildirimi aslında beyan yükümlülüğünün ihlali olduğu halde burada hayat sigortaları için özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Zira, hayat sigortaları genelde uzun dönemli sigortalardır ve risk unsuru yanında bazı hayat sigortalarında yatırım unsuru da söz konusudur. Bu nedenle mümkün olduğu kadar yapılmış sözleşmelerin devamının sağlanmasına yönelik düzenlemelere gidilmek istenmiştir. Bu noktada, maddede getirilen düzenleme ile, yanlış bildirilmiş olması halinde sözleşmeden cayılması şeklinde katı bir düzenlemeye gitmek yerine eksik prim alınmasında sigortacının da menfaatlerini zedelemeden ve riske uygun prim alınması ilkesine uygun olarak alınan prime göre tazminatın ödenmesi; fazla prim alınması halinde de önceden belirlenen tazminatın fazla alınan prime göre arttırılması suretiyle sözleşmenin devamının sağlanması amaçlanmıştır. Ancak, bu hüküm doğal olarak gerçek yaşın sigortacı tarafından kabul edilen sınırlar içinde kalması kaydıyla mümkün olabilecektir. Zira, sigortacı yapmış olduğu sözleşmeye esas teşkil eden tarifede öngördüğü yaşın üstünde bir yaş  ile karşılaştığında, bu yaşa göre alınması gereken primin ne olduğu bilemediğinden, diğer bir ifade ile söz konusu için yaş için bir prim hesaplaması yapmadığından alınması gereken prime göre tazminat ödemesinden de bahsedemez. Ayrıca, sigortacı ilk başta tasdikli tarifesindeki sınırları belirlemek suretiyle bu sınırlar dışındaki yaşlarda hiçbir şekilde sözleşme yapmayacağı şeklindeki iradesini de ortaya koymuştur.

Madde 1498 – Hayat sigortalarının uzun vadeli sözleşmeler olduğu göz önünde bulundurularak, yanlış yaş bildiriminde olduğu gibi, gerek sözleşmenin yapılması sırasında gerekse sözleşmenin devamı sırasındaki beyan yükümlülükleri ihlallerinde  mümkün olduğu kadar yapılmış sözleşmelerin devamının sağlanmasına yönelik düzenlemelere gidilmek istenmiştir. Bu nedenle yenilemeler de dahil olmak üzere beşinci yıldan sonra beyan yükümlülüğü ihlalleri nedeni ile sözleşme sona erdirebilme hakkı, ilke olarak kaldırılmıştır. Yanlış yaş bildirimde açıklanan nedenlerden dolayı sigortacının sözleşmeyi sona erdirebilme hakkı sadece riskin sigortacının teknik esaslarında tespit edilen sınırlar dışında kalması halinde kabul edilmiştir. Ayrıca, kasıtlı beyan yükümlülüğü ihlalleri bu düzenleme dışında tutulmuştur. Bununla birlikte, tarafların edimleri arasındaki eşitliği sağlayabilmek için sigorta ettirene prim farkı talep edebilme hakkı tanınmış, prim farkının kabul edilmemiş olmasının sonucu da orantısal ödemeye bağlanmıştır.

Madde 1499 – Bu maddenin gerekçesi için 1498 inci maddenin gerekçesine bakılmalıdır.

Madde 1500 – 6762 sayılı Kanunun 1327 nci maddesi fikir olarak korunmuş olmakla birlikte, maddede öngörülen üç yıllık süre uygulamalar da dikkate alınarak bir yıla indirilmiştir. Ayrıca, 6762 sayılı Kanununda bazı maddelerde sadece üç yıllık primden bahsedilirken bazı maddelerinde üç yılın geçmesinden bahsedilmiştir. Bu ise uygulamada sürenin primle mi sözleşme süresiyle mi ilişkilendirileceği tartışmasını beraberinde getirmiştir. Tasarının bu maddesi ile bu konuya da açıklık getirilmiş ve hem sözleşme süresinin hem de o döneme ilişkin primin ödeniyor olması ilkesi benimsenmiştir. Diğer taraftan, sözleşmesi geçerliliği açsından şekle tabi olmadığından poliçe düzenlenmediği hallerde göz önünde bulundurularak maddede geçen “poliçenin iadesi” karşılığında ifadesine yeni metinde yer verilmemiştir.

Diğer taraftan yaşama ihtimaline karşı yapılmış sigortalarda, süre sonuna doğru rizikonun gerçekleşme ihtimaline karşı sigortacının ayıracağı karşılık artacağından, öleceğini anlayan sigorta ettiren sözleşmeyi iştira edebilir. Bu nedenle, yaşama ihtimaline karşı yapılan sigortalarda sigorta ettirenin iştira hakkını kullanabilmesi sigortalının sağlıklı olduğunun ispatına bağlanmıştır. Böylelikle, sigorta ettirenin kötü niyetli olarak iştira hakkının kullanmasının önüne geçilmek istenmiştir.

Madde 1501 – Bu maddenin gerekçesi için 1500 üncü maddenin gerekçesine bakılmalıdır.

Madde 1502 – 6762 sayılı Kanunun 1325 inci maddesi ilke olarak korunmuş ancak uygulamalar dikkate alınarak üç yıllık süre bir yıla indirilmiş, ödünç verme ve iştirada olduğu gibi hem bir yıllık sürenin geçmesi hem de bir yıllık primi ödenmiş olması birlikte aranmıştır.

Madde 1503 – Dünya uygulamalarına bakıldığında sigortalının intiharı konusunun bazen kanunlarla bazen de, Anglo-Sakson uygulamalarında olduğu gibi  sözleşme şartları ile düzenlendiği görülür. 6762 sayılı Kanunun 1328 inci maddesinde zaten konu düzenlendiğinden, konuya ilişkin düzenlemeye, söz konusu madde üzerinde değişiklikler yapılmak suretiyle Tasarıda da yer verilmiştir.

İntihar sonucunda sigortacının tazminat ödeme borcundan bahsedilebilmek için sözleşmenin ölüm rizikosuna karşı yapılması gerektiğinden öncelikle maddede bu husus açıkça belirtilmiştir. İntihara ilişkin düzenlemede yer alan üç yıllık süreye ise yenilemeler de dahil edilmiştir. Zira, uygulamada bir yıl için yapılan ancak aralıksız olarak yenilenen sözleşmelerde vardır. Bu durumda aralıksız olarak üç yıl boyunca yenilenmiş sözleşme ile üç yıldır devam eden sözleşme arasında bir farklılık kalmamaktadır. Ayrıca, madde ile intihara teşebbüsünde üçüncü yıldan sonra gerçekleşmesi gerektiği açıklığa kavuşturulmuştur. Bu noktada, sözleşmenin ikinci yılında teşebbüs etmekle birlikte, ölün olayı üçüncü yıldan sonra meydana gelse bile sigortacının tazminat ödeme borcu söz konusu olmayacaktır.6762 sayılı Kanundan farklı olarak ilk üç yıl içinde intihar sonucu meydana gelen ölümlerde, sigortalının akli melekeleri yerinde değilse sigortacının tazminat ödeme borcunun olacağı kabul edilmiştir. Zira, buradaki amaç kişinin kasıtlı olarak rizikonun gerçekleşmesine neden olmamasıdır. Bu nedenle ilk üç yıl içinde meydana gelen intiharlarda sigortacıya tazminat ödeme borcu yüklenilmemiştir. Halbuki, kişinin akli melekeleri yerinde değilse zaten kasıtlı olarak rizikoyu gerçekleştirmek istemesinden de bahsedilemez.

Madde 1504 – Tasarının bu maddesi ile 6762 sayılı Kanunun 1328 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenleme, sigortalının sigorta ettiren tarafından öldürülmesi ile lehdar tarafından öldürülmesi açısından ayrı ayrı değerlendirilerek düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında 6762 sayılı Kanunun 1328 maddesinin ikinci fıkrasındaki esas korunmuştur. Maddenin ilk fıkrasında ise sigortalının sigorta ettiren tarafından öldürülmesi hali ayrıca düzenlenmiş ve genel sigortacılık ilkeleri çerçevesinde sigorta ettirenin tazminat ödemesini sağlamak amacıyla sigortalıyı öldürmesi hali sigortacı açısından teminat dışı bir hal olarak kabul edilmiştir.

Madde 1505 – Bu madde, Alman Sigorta Sözleşmeleri Kanununun, 19/12/1939 tarihli Kanun ile değişik 117 nci maddesinden alınmıştır. Madde lehdarı veya sigorta ettirenin eşini ve çocuklarını korumak amacıyla sevk edilmiştir. Sigorta ettirenin mal varlığı cebri icra konusu yapıldığında, sigorta sözleşmesinden doğan hakların zedelenmemesi için, Tasarının bu maddesi ile ismen belirlenmiş lehdara veya lehdar ismen belirlenmemişse, sigorta ettirenin eşine ve çocuklarına sigorta sözleşmesine doğrudan taraf olma hakkı tanınmaktadır. Maddenin dördüncü fıkrasına göre bu hak, haczin veya iflâsın öğrenildiği tarihten bir ay içinde sigortacıya yapılacak bir ihbarla kullanılacaktır. Bu süre ise hak düşürücü süre niteliğindedir.

Madde 1506 – Tasarının bu maddesi ile, hayat sigortasındaki iflâs hali özel bir düzenlemeye tabi tutulmuş ve yapılan düzenlemede de 6762 sayılı Kanunun konuyu düzenleyen 1331. maddesinden farklılaşmalara gidilmiştir. Öncelikle, matematik karşılık bir yıldan uzun süreli sigortalarda söz konusu olduğundan ve bir yıl ve daha kısa süreli hayat sigortalarında cari rizikolar karşılığı ayrıldığından ve bu karşılık da matematik karşılıktan farklı olarak sadece bir hesap olduğundan, madde yalnızca bir yıldan uzun süreli sigortalar açısından ele alınmıştır. Diğer taraftan madde kaleme alınırken konu iflâs kararına kadar rizikonun gerçekleşmiş ancak tazminat ödenmemiş olması hali ile rizikonun gerçekleşmemiş olması açısından ikiye ayrılmıştır. Riziko gerçekleşmişse, sigortacının tazminat ödeme borcu doğmuştur. Daha sonra sigortacının iflâs etmiş olması sigortacını tazminat ödeme borcunun ortadan kaldırmaz. Bu nedenle sigortacıya karşı yöneltilecek talep hakları, bu hakkın tazminat ödemesine ilişkin olup olmamasına göre farklı açılardan düzenlenmiştir.

Madde 1507 – 6762 sayılı Kanunun 1334 üncü maddesi esas olarak Tasarının bu maddesinde de korunmuş, ancak “kaza”yı özelleştirerek tanımlamak yerine bu tanımı sigorta genel şartlarına bırakarak maddede sadece kaza kavramına yer verilmiştir. Grup sigortasını düzenleyen 6762 sayılı Kanunun 1334 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmüne ise Tasarıda yer verilmemiştir. Zira, hayat sigortalarında genel olarak grup sigortası düzenlenmiş ve Tasarının 1471 inci maddesinde de bu hükmün kaza sigortasına uygulanabileceği kabul edilmiştir. Diğer taraftan, tazminatın kapsamını düzenleyen 6762 sayılı Kanunun 1336 ncı maddesi de Tasarının bu maddesine aktarılmıştır.

Kaza sonucu ölüme karşı yapılan sigortada, hayat sigortalarında olduğu gibi sigorta ettiren veya bir başkasının lehdar tayin edilebileceği öngörülürken, sakatlık teminatının sigortalıdan başkasına ödenmesinin amaca uygun düşmeyeceği kabul edilmiştir.

Madde 1508 – 6762 sayılı Kanunun 1337 nci maddesi hükmün Tasarının bu maddesiyle de aynı şekilde korunmuştur.

Madde 1509 – Hayat sigortalarında olduğu gibi kaza sigortasının da sigorta ettirenin kendisi veya başkası üzerine yapılabileceği açıklanmış ve 6762 sayılı Kanunun 1334 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme korunmuştur.

Madde 1510 – Kaza sigortası hayat sigortasının özel bir uygulama şeklidir. Zira, bu sigortada da ölüm halinde belli bir teminat verilmektedir. Ancak, bu ölümün kaza ve hastalık sonucu gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, hayat sigortasından farklı olarak bu sigorta ile maluliyet hali için de teminat verilmektedir. Bu noktada, hayat sigortasına ilişkin bazı maddeler kaza sigortasına doğrudan doğruya bazı maddeleri ise, her iki sigortanın da meblağ sigortası olması nedeniyle, kıyas yoluyla uygulanır. Tasarının bu maddesinin ilk iki fıkrası ise uygulanacak maddelere ilişkindir. Diğer taraftan, kaza sigortasında tedavi masrafları teminatı da vardır. Kaza sigortası özü itibarıyla meblağ sigortası olmakla birlikte, bu teminat zarar sigortasının konusudur. Zira, burada sigortalının yapmış olduğu tedavi giderleri nedeniyle mal varlığında meydana gelen azalma giderilir. Bu nedenle de maddenin son fıkrasında gerçek zararın telafi edileceği durumlarda zarar sigortasına ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla buraya da uygulanacağı düzenlenmiştir.

Madde 1511 – Taslağın bu maddesi ile öncelikle hastalık ve sağlık sigortası ayrımına gidilmiştir. Hastalık sigortası bir meblağ sigortası şeklinde öngörülürken, sağlık sigortası esas olarak tedavi giderlerinin karşılanması amaçlı öngörülmüştür. Bu noktada, tedavi giderlerindeki amaç, tedavi giderleri nedeniyle mal varlığında meydana gelen azalmasının giderilmesi olduğundan, sağlık sigortasında sigortalıdan başkasının lehdar olarak gösterilmesi amaca uygun düşmez. Bu karşın hastalık sigortası meblağ sigortasıdır. Diğer bir ifade ile sözleşmede öngörülen hastalığın gerçekleşmesi ile sigortacının sözleşmede belirlenen bedeli ödeme borcu doğar. Dolayısıyla bu tür sigortada sigortalı dışında kişinin de lehdar olarak gösterilebilmesi mümkündür.

Madde 1512 – Tasarının bu maddesi hastalık sigortasındaki sigorta güvencelerinin neler olduğunu göstermektedir. Uygulamada hastalık sigortaları iki türlü düzenlenebilmektedir. Bazı sözleşmelerde riziko, hastalığın, daha önce doğmuş olsa bile, sözleşmenin devamı sırasında ortaya çıkması şeklinde kabul edilirken bazı sözleşmelerde riziko sigorta sözleşmesinin yapıldığı sırada hastalığın gerçekleşmesi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, Tasarının bu maddesinde öncelikle her iki türlü riziko tayininin de mümkün olduğu ifade edilmiş ve hastalık sigortasının aslında bir meblağ sigortası olmasından bahisle sigorta teminatının da sözleşmede öngörülen hastalıkların birinin gerçekleşmesi ile son bulacağı düzenlenmiştir.

Madde 1513 – Gerek ülkemiz sigortacılık uygulamaları gerekse dünya uygulamaları göz önünde tutularak sağlık sigortasının hangi haller için teminat verdiği düzenlenmiştir.

Madde 1514 – Hayat sigortasında olduğu gibi, hastalık ve meblağ sigortası şeklindeki sağlık sigortasında belli bir sigorta değerinden bahsetmek mümkün olmadığından, bu tür sigortaların birden fazla sigortacıya aynı riskler, aynı süre ve aynı menfaat için yaptırılabilmesi mümkündür. Ancak, bu tür sigortalar maddi menfaat ilişkisi içinde yaptırılmışsa, doğal olarak, maddi menfaatin belli  bir sınırı olduğundan, menfaat sınırı aşan kısım sigortalı lehine yapılmış sayılacaktır.

Madde 1515 – Lehdar tayinine ilişkin olarak Tasarının 1490 ıncı maddesinde hayat sigortası için öngörülen ilke, hastalık sigortası için de aynen kabul edilmiştir.

Madde 1516 – Hastalık sigortalarında, riziko sözleşmenin yapılmasından önce doğmuş ancak sözleşmenin devamı sırasında ortaya çıkan hastalıklar şeklinde de belirlenebileceğinden, sigortacı gerçekleştiği kesin bilinen hastalıklar için sigorta yapılmasının önüne geçilebilmesini teminen kendisine bekleme süresi koyabilir. Ancak, bekleme süreleri her hastalık için farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunun Kanunda belirlenmesi yoluna gidilmek istenmemiştir. Bu konuda düzenleme yapma yetkisi sigortacılıktan sorumlu birim olan Hazine Müsteşarlığına bırakılmış olmakla birlikte konunun sigorta tekniği dışında da yer alması nedeniyle Müsteşarlığa da gerektiğinde bunları başka kurumlara belirletebilme yetkisi tanınmıştır.

Madde 1517 – Söz konusu madde Alman Sigorta Sözleşmesi Kanununda alınmıştır. Buna göre ana babadan herhangi biri için yaptırılan sigorta yeni doğan bebeği de kapsamı altına alacaktır.

Madde 1518 – Hastalık ve sağlık sigortalarında rizikonun gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinde doktor raporları büyük önem taşır. Tazminat talebi ile karşılaşan sigortacı konuya ilişkin olarak gerekli incelemeler yaptıracaktır. Tazminat talebinde bulunan kişiler ise özellikle tazminat talebinin ret edildiği veya kısman kabul edildiği hallerde, gerekçelerin ortaya konulabilmesi için yapılan inceleme ve düzenlenen raporlardan bilgi sahibi olmak isteyeceklerdir. Tasarının maddesi ile bu şekilde bir taleple karşılaşan sigortacı, gerekli bilgileri verme ve raporlar üzerinde inceleme yapılmasına izin verme konusunda  yükümlü tutmuştur.

Madde 1519 – Sağlık sigortası ilke olarak meblağ sigortası niteliği taşıdığından, hayat sigortasına ilişkin hükümler de ilke olarak sağlık sigortasına uygulanabilecektir. Ancak, bu maddelerden lehdarın sigortalıyı öldürmesi ile yanlış yaş bildirimi doğrudan doğruya hayat sigortası ile ilgili olduğundan bu maddeler istisna tutulmuştur. Buna karşın intiharla ilgili düzenleme, sözleşmenin niteliği gereği ölüm olayına değil intihar sonucu hastalığın doğması şartına bağlanmıştır. Diğer taraftan, zararın telafisi amacına yönelik sigortalar için de genel hükümler dışında zarar sigortasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı maddede belirtilmiştir.

Madde 1520 – Tasarının bu maddesi ile sözleşme ile değiştirilemeyecek veya sigortalı sigorta ettiren ve lehdar aleyhine değiştirilemeyecek maddeler ile bu hükme aykırılığın sonuçları düzenlenmiştir.

Türk Ticaret Kanunu Madde Gerekçeleri – Beşinci Kitap – Deniz Ticareti(Madde 931-1400)

TÜRK TİCARET KANUNU MADDE GEREKÇELERİ

BEŞİNCİ KİTAP

Deniz Ticareti

BİRİNCİ KISIM

Gemi

BİRİNCİ BÖLÜM

Genel Hükümler

931 ilâ 995 inci Maddelere İlişkin Genel Açıklamalar

6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer alan gemi ve bazı gemi nevileri ile ilgili tanımlar, aradan geçen zaman içerisinde ilmî ve kazaî içtihatlarda işaret olunan eksiklik ve hatalar göz önünde bulundurularak tamamlanmak ve düzeltilmek suretiyle Tasarıya alınmıştır. Tasarının “Deniz Ticareti”ne dair Beşinci Kitabı hükümlerinin uygulama alanı, Tasarıya alınmayan fasıllara, maddelere ve fıkralara yapılan yollamalar çıkarılmak, genel yollamalar yerine belli hükümlere yollama yapılmak ve yollamaların kısımlardan başlayarak sıralanması suretiyle yeniden düzenlenmiştir.

Uygulamada, gemilerin hukuksal niteliği tereddütlere sebep olmaktadır. Bu tereddütlerin başlıca kaynağı, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunun 23 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının geniş bir yoruma tâbi tutulmasıdır. “Gemi”ye ilişkin “Genel Hükümler”in arasında bu tartışmaları sona erdirecek yeni düzenlemeler kabul etmek gerekmiştir; bu amaçla sevk edilen 936 ncı madde bütün gemilerin “taşınır” olduğunu açıklığa kavuşturmuş, onu izleyen 937 nci maddede bu kurala getirilen istisnaların kapsamı belirlenmiştir.

Buna karşılık, 6762 sayılı Kanunun “Avrupa limanları” teriminin uygulama alanını belirleyen 820 nci maddesi Tasarıya alınmamıştır. Bu terim, 6762 sayılı Kanunun 1008, 1011, 1088, 1420, 1421 ve 1423 üncü maddelerinin ilgili hükümleri bakımından bir anlam ifade etmektedir; ancak anılan hükümler Tasarıya alınmadığından, “Avrupa limanları” terimine ilişkin 820 nci maddeye de ihtiyaç kalmamıştır.

Gemilerin Türk Bayrağı çekme hak ve yükümlülükleri ile ilgili ilkelere Tasarıda da sadık kalınmıştır. Sadece ilgili maddeye, birlikte mülkiyet hükümlerine göre birden fazla kimselere ait olan gemilerin Türk gemisi sayılabilmesi için paylarının tamamının Türk vatandaşlarına ait olması ilkesine esneklik getiren bir üçüncü fıkra eklenmiştir. Ayrıca anonim ve sermayesi paylara bölünmüş şirketlerde bütün payların nama yazılı ve devirlerinin izne bağlı olması şartından doğan sorunların önüne geçebilmek için yalnız payların çoğunluğu hakkında bu şartların gerçekleşmesinin, keza şirketi yönetmeye yetkili ortakların çoğunluğunun Türk vatandaşı olmasının yeterli sayılacağı tasrih edilmiştir. Donatma iştiraklerinde gemi müdürü tayini zorunlu olmadığından maddenin son fıkrasındaki bu izlenimi uyandıran kayıt Tasarıya alınmamıştır. Tasarıdaki hüküm, 20/04/2004 tarihli ve 5136 sayılı Kanun ile 6762 sayılı Kanunun 823 üncü maddesinde yapılan değişiklikten, ticaret şirketlerine ve donatma iştiraklerine ait olan gemilerin Türk gemisi sayılabilmesi için şirketi veya donatma iştirakini temsile yetkili olan ortakların ve müşterek donatanların çoğunluğunun Türk vatandaşı olması şartının aranmamış bulunması itibarıyla farklıdır.

Bir Türk gemisinin yabancılara kiralanması veya aksine yabancılara ait bir geminin işletilmesinin Türk vatandaşlarına bırakılmış olması halinde, geminin Türk Bayrağı veya yabancı bayrak çekebilmesi için gerekli şartlar, 6762 sayılı Kanunun 5136 sayılı Kanunla değiştirilen 824 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında olduğu gibi, bir kanun maddesine yollamada bulunarak değil, işin esasına göre, yani geminin kendilerine ait olduğu takdirde, Türk Bayrağı çekme hakkını haiz olacağı kişilere kendi namına işletilmek üzere bırakılmış olup olmadığına göre bir ayırım yapılarak belirlenmiştir. Diğer yandan her iki halde de yabancı bayrak veya Türk Bayrağı çekmek için verilecek iznin en çok iki yıl ile sınırlanmayıp, “bırakma süresince” geçerli olması, her iki yılda bir Denizcilik Müsteşarlığına izin için başvurmadan doğabilecek güçlük ve belirsizlikleri bertaraf etmek bakımından işin mahiyetine daha uygun bulunmuştur.

Türk Bayrağı çekme hakkının, bunun için gerekli şartlardan birinin ortadan kalkması sebebiyle ziyaı halinde bu durumu Denizcilik Müsteşarlığına gecikmeksizin bildirme zorunluluğu getirilmiş ve Müsteşarlığın 6 aylık bir geçiş dönemi için bayrak çekme izni verebileceği açıklanmıştır. Türk Bayrağı çekme hakkının ispatı ile ilgili hükümlerde içerik itibarıyla herhangi bir değişiklik yapılmamış, sadece dilleri güncelleştirilerek Tasarıya alınmıştır. Yalnız 6762 sayılı Kanunun 822 nci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı gemiler, gemi tasdiknamesi ve bayrak şahadetnamesi alınmasına ihtiyaç olmaksızın Türk Bayrağı çekebileceklerinden, Tasarının 945 inci maddesinde bu hususa işaret olunmak suretiyle eksiklik giderilmiştir.

Kanunun Türk Bayrağı çekme zorululuğu ile ilgili hükümlerine riayetsizliğin yaptırımlarını içeren ceza hükümlerinde cezalandırılan fiillerin, çeşitli maddelere yollamalarda bulunmak suretiyle belirlenmesi yerine, bizzat bu fiillerin tasrih edilmesi suretiyle tayini cihetine gidilmiş, müsadere yaptırımı ise metinden çıkarılmıştır. Cezayı gerektiren fiillerin Türkiye dışında işlenmesi halinde dahi cezalandırılacağına dair hükümde, tereddütlerin doğumuna sebebiyet veren “Türkiye dışında” ibaresi “yabancı bir ülkede veya açık denizde” denilerek açıklığa kavuşturulmuştur.

6762 sayılı Kanunda taşınmaz sicili ile ticaret siciline nazaran çok daha tam, ayrıntılı ve gelişmiş ilişkilere uygun hükümlerle düzenlenmiş gemi sicili ile ilgili olarak Tasarıda önce, sicilin 5136 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine eklenen son fıkra uyarınca Denizcilik İhtisas Mahkemeleri kurulan yerlerde o mahkemenin, kurulmamış ise, o yerde görevli ticaret davalarına bakan Asliye Hukuk Mahkemesinin ve eğer o yerde ticaret davalarına bakan birden çok mahkeme varsa, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenecek mahkemenin gözetimi altında tutulacağı belirtilmiştir.

Daha sonra 6762 sayılı Kanunun gemiyi tescile yetkili sicil memurluğu ile hükmü, geminin seferlerinin yabancı bir limandan olduğu gibi bir kara şehrinden veya bizzat gemiden yönetilebileceği de nazara alınarak tamamlanmak suretiyle Tasarıya alınmıştır.

6762 sayılı Kanunda gemilerin sicile kayıtlı olup olmamalarına göre yapılan ayrımın tamamlanması ve vuzuha kavuşturulması için hangi gemilerin tescilinin caiz olduğu, zorunlu olduğu veya caiz olmadığı açıklanmıştır. Tasarıda tescil, değişikliklerin sicile geçirilmesi ve terkinden ibaret olan sicil işlemleri birbiri ardından düzenlenmiştir.

Gemi siciline tescil olunan hususlarda vuku bulan hangi değişikliklerin sicile geçirileceği 6762 sayılı Kanunda olduğu gibi, belli maddelere yollamada bulunularak değil, sicile geçirilmiş hususlarda meydana gelen değişikliklere yollamada bulunmak suretiyle tesbit edilmiş, böylece geminin mülkiyetinde vukua gelen değişikliklerin kaydı gerektirip gerektirmediği hususunda ortaya çıkan tereddütlerin bertaraf ve izale edilmesi yoluna gidilmiştir.

Tasarının talep üzerine terkin ile ilgili 965 inci maddesinde, geminin cebrî icra yolu ile Türk vatandaşı olmayan kişilere satılması ihtimalini de düzenleyen 1388 inci maddenin ikinci fıkrası ile 1350 nci maddenin birinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri, böylece Türk Bayrağı çekme hakkını kaybeden geminin teminat teşkil ettiği alacak hakkı sahiplerinin alacakları ödeninceye kadar güvencelerinin devamı sağlanmıştır.

Gemi tasdiknamesi ile ilgili hükümler, önce içeriği, sonra yeniden düzenlenmesi, değişikliklerin tasdiknameye geçirilmesi ve bunun için tasdiknamenin sicil memurluğuna ibrazı zorunluğu düzenlenmek suretiyle sıraya konulmuştur. Tescilin hüküm ve sonuçları, kısaca sicilin aleniyeti prensibi ile sicil karineleri, sicilin gerçek hukukî duruma uygun hale getirilmesi, sicile itirazlar, şerhler, sicile güven ilkesi, tescil edilmiş aynî haklardan doğan talep haklarının zamanaşımı ve kayıt masrafları ile ilgili hükümler, 6762 sayılı Kanunun gemiler üzerindneki aynî haklara dair dördüncü kısmından çıkarılarak sistematik bakımdan ait oldukları bu Bölüme alınmıştır.

Yapı halindeki gemilere mahsus sicil, 6762 sayılı Kanunun sistemine uygun olarak düzenlenmiştir. Ancak 6762 sayılı Kanundan farklı olarak kimlerin yapının tescilini talebe yetkili oldukları açıklanmış ve tersane sahibinin geminin maliki olduğu izlenimini uyandıran 859 uncu maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 860 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü Tasarıya alınmamıştır. Yapı halindeki gemiyi sicile tescil ettirmenin hükümleri, gemi siciline paralel olarak, ayrı bir maddede düzenlenmiş ve sicil karinelerinin yapı halindeki gemilere mahsus sicile kayıt ve terkin olunan hususlar hakkında da cari olacağı tasrih edilmiştir. 6762 sayılı Kanunun gemiler üzerindeki aynî haklara ilişkin dördüncü kısımda yer alan yapı üzerinde ne şekilde ipotek tesis edileceği ve bu ipoteğe uygulanacak hükümler ile ilgili düzenleme de sistematik bakımdan ait olduğu bu Bölüme alınmıştır. Gemi siciline paralel olarak yapı halindeki gemilere mahsus sicilin gerçeğe uygun halde bulundurulmasını teminen Tasarının sicil kaydının terkinine dair 992 nci maddesine yeni bir fıkra eklenmiştir. Keza 4490 sayılı Kanunla Türk Uluslararası Gemi Sicili ihdas olunarak bu sicilin tutulması, sicile kaydolunacak gemiler ve yatlar, bunlar üzerindeki hakların devri, terkini ve sicil işlemlerine ilişkin esaslar ayrıca düzenlenmiş olduğu için, Türk Uluslararası Gemi Sicili ile ilgili özel hükümleri saklı tutmak üzere Tasarıya yeni bir hüküm eklenmiştir.

Madde 931 – 6762 sayılı Kanunun 816 ncı maddesinden değiştirilerek alınmıştır. “Tekne” kavramı, “araç” kavramı ile ve “kazanç” kavramı ise, “ekonomik menfaat” kavramı ile değiştirilmiştir. Teknik ve iktisadî hayattaki gelişmeler göz önünde bulundurularak, “gemi” kavramının kapsamı mümkün olduğunca genişletilmeye çalışılmıştır. Yargıtay kararlarında “gemi” kavramının dar yorumlanmasının sakıncalı sonuçlarını bertaraf etmek için, kendiliğinden hareket etme kabiliyetini haiz olmasa dahi, bir aracın gemi olabileceği açıkça belirtilmiştir. Böylece yüzen havuzlar, mavnalar, şatlar, hovercraftlar dahi, tahsis gayesi suda hareket etmesini gerektirmesi şartıyla gemi sayılmıştır. Kazanç sağlama unsuru sadece malvarlığının aktifinde artış meydana getirmeye yönelik faaliyetleri ifade ettiğinden, ekonomik menfaat ibaresinin kullanılması menfi ve müspet kazancı içermesi itibarıyla daha uygun bulunmuştur. Bu suretle, donatanın üzerinde sadece kendi yükünü taşımaya tahsis ettiği araçların bile gemi telakki edilmesi imkân dahiline girmiş olacaktır. Denizde hareket yerine, suda harekete öncelik verilmesinin sebebi, iç sularda yapılan taşımaların günümüzde olduğunun aksine kara taşımaları yerine deniz taşımalarına ilişkin hükümlere tâbi tutulmasına duyulan ihtiyaçtır.

Madde 932 –931 inci maddedeki değişikliklere paralel olarak 6762 sayılı Kanunun 817 nci maddesinde de “tekne” yerine “gövde”, “deniz” yerine “su” kelimeleri tercih edilmiş, üçüncü fıkra ise 6762 sayılı Kanunun 1019 uncu maddesinin birinci fıkrasından alınmıştır. Denize elverişli gemi ibaresi, Türk denizciliğinde terim olarak yerleşmiş olduğundan suda elverişli gemi yerine bu terimin kullanılması uygun görülmüştür. Denize elverişliğin yapılan yolculuğa bağlı nisbî bir kavram olması dolayısıyla, sadece açıklayıcı olarak birinci fıkraya “yolculuğun cereyan ettiği sudan” ifadesi konulmuştur. Son fıkrada sadece Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanuna yapılan yollamanın, kanunun isminin ileride değişebileceği ve diğer bazı kanunlarda da bu konuda hükümler sevk edilebileceği düşünülerek, genel bir atıfla yapılması daha isabetli bulunmuştur.

Madde 933 – 6762 sayılı Kanunun 818 inci maddesinden alınmıştır.

Madde 934 – 6762 sayılı Kanunun 821 inci maddesinden alınmıştır.

Madde 935 – 6762 sayılı Kanunun 822 nci maddesinden değiştirilerek alınmıştır. Önce genel olarak ticaret gemileri hakkında bu Kanunun Beşinci Kitabında yer alan hükümlerin uygulanacağı açıklanmıştır. İkinci fıkranın (a) bendinde, atıf yapılan maddeler Kısımdan başlayarak sıralanmıştır. 6762 sayılı Kanunun 1236 ncı maddesindeki sınırlı sorumluluğa ilişkin atfa Tasarının hükümleri karşısında gerek kalmadığı dikkate alınarak, ikinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yer verilmemiştir. Aynı fıkranın (c) bendinde, genel yollamaların yerine belli hükümlere yollama yapılması tercih edilmiştir.

Madde 936 – Aşağıda, “Cebrî İcra Hakkında Özel Hükümler”e ilişkin Sekizinci Kısıma ait gerekçelerde ayrıntılarıyla açıklandığı gibi, 2004 sayılı Kanunun bazı gemileri taşınmaz hükümlerine tâbi tutan 23 üncü maddesinin dördüncü fıkrası, uygulamada bütün gemilerin taşınmaz hükmünde tutulması eğilimine yol açmıştır. Türk Özel Hukuk ilkelerine tümüyle aykırı olan bu eğilim, 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin isabetsiz bir yorumuna dayanmaktaydı; nitekim o maddeye göre sicile kayıtlı gemiler yalnızca o Kanunun uygulanması bakımından taşınmazlara ilişkin hükümlere tâbi tutulmuştu. Dolayısıyla gemileri genel olarak taşınmaz saymayı haklı gösterecek bir yasal düzenleme yoktu. Bu konudaki tereddütleri tümüyle ortadan kaldırmak amacıyla, çeşitli yabancı kanunlarda olduğu gibi, bir genel hüküm sevk edilerek gemilerin “taşınır” olduğu bu maddede açıklığa kavuşturulmuştur. Dolayısıyla, bu Kanunda özel hüküm (örneğin, 997 ve 1130 uncu maddeler) bulunmayan hallerde, bütün gemilere, bayrağı ve sicili ne olursa olsun, taşınır eşyaya ait hükümler uygulanacaktır (örn. gemi inşa ve tamir sözleşmeleri, gemi satış sözleşmeleri). Bu kuralın uygulanmadığı, istisnai haller, Tasarının bir sonraki 937 nci maddesinde gösterilmiştir.

Madde 937 – Maddenin birinci fıkrası, 2004 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılması sebebiyle doğabilecek boşluğu gidermek üzere kabul edilmiştir. “Cebrî İcra Hakkında Özel Hükümler”e ilişkin Sekizinci Kısım ve 2004 sayılı Kanun bakımından gemiler, 936 ncı maddenin genel kuralı uyarınca “taşınır” eşyadır. Ancak, ilgili maddelerde bildirilen gerekçeler uyarınca, 2004 sayılı Kanunun taşınmazlara ilişkin bazı hükümleri gemilere de uygulanacaktır (bakınız. Tasarının 1380, 1383 üncü maddeleri). Bu konuda bir tereddüdün oluşmaması için, maddenin birinci fıkrasındaki açıklayıcı düzenleme sevk edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası, 6762 sayılı Kanunun 891 inci maddesinden, Türk Medenî Kanununda yapılan değişiklikler göz önünde bulundurularak alınmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM

Geminin Hüviyeti

Madde 938 – 6762 sayılı Kanunun 830 uncu maddesinde kullanılan “Münakalât Vekili” yerine “Denizcilik Müsteşarlığı” ibaresi konulmak suretiyle alınmıştır.

Madde 939 – 6762 sayılı Kanunun 831 inci maddesinden alınmıştır.

Madde 940 –Maddenin birinci fıkrası, 6762 sayılı Kanunun 823 üncü maddesinin birinci fıkrasından, diğer fıkraları ise aynı maddenin kalan fıkralarından bazı değişikliklerle alınmıştır. Madde metni düzenlenirken, yapılacak değişikliklerin 1926 tarihli Kabotaj Kanunu ile uyum içerisinde olmasına itina edilmiş ve aksine siyasi irade tecelli edene kadar Türk gemilerine bahşedilen kabotaj hakkının zedelenmemesi görüşü hâkim olmuştur.

Maddeye birlikte mülkiyet esaslarına göre birden fazla kimselere ait olan gemilerin Türk gemisi sayılabilmesi için paylarının tamamının Türklere ait olması kaidesinde esneklik ve değişiklik getiren üçüncü bir fıkra eklenmiştir. Türk ticaret filosunun muhafazası ve gelişmesi için böyle bir değişikliğin ihtiyaçlara ve gerçeklere uygun olacağı düşünülmüştür. Dördüncü fıkrada tüzel kişilere ait olan gemilerin hangi şartlarla Türk gemisi sayılacağı özel olarak düzenlenmiş bulunduğundan, bu fıkrada bir tüzel kişilik oluşturmayacak şekilde bir araya gelen birden fazla kişileri ifade etmek üzere “Türk tabiiyetinde olan kimseler” ibaresine yer verilmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrasının (b) bendinde, anonim şirketlerle sermayesi paylara bölünmüş şirketlerde payların çoğunluğunun nama yazılı ve devirlerinin şirket yönetim kurulunun iznine bağlı olduğu kabul edilmek suretiyle uygulamada bütün payların devri izne bağlı nama yazılı pay olmasından doğan sorunların önüne geçilmek istenmiştir.

Madde 941 – 6762 sayılı Kanunun 824 üncü maddesinden önceki maddeye yapılan atıflarda ve “münakalât vekâleti” ibaresinde değişiklik yapılarak alınmıştır. İki yılda bir izin için Denizcilik Müsteşarlığına başvurulmasından doğabilecek güçlükler ise, iki yıllık izin süresi kaldırılarak aşılmaya çalışılmıştır.

Madde 942 – 6762 sayılı Kanunun 825 inci maddesinden değiştirilerek alınmıştır. Bayrak çekme hakkının kaybını Denizcilik Müsteşarlığına bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Geminin üzerindeki müseccel hak sahiplerinin menfaatleri korunmak maksadıyla Müsteşarlığın altı aylık geçiş dönemi için bayrak çekme izni verebileceği açıklanmıştır.

6762 sayılı Kanunun 826 ncı maddesinde, donatma iştirakine ait bir geminin Türk gemisi olma vasfını kaybetmesi halinde Türk vatandaşı olan paydaş donatanların menfaatlerini yabancı paydaş donatanların menfaatlerinden fazla korumaya hacet olmadığından, hükmün kanundan çıkarılmasına karar verilmiştir.

Madde 943 – 6762 sayılı Kanunun 827 nci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 944 – 6762 sayılı Kanunun 828 inci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 945 – 6762 sayılı Kanunun 829 uncu maddesinden genişletilerek alınmıştır. 6762 sayılı Kanunun 822 nci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yazılı gemilerin sicile kaydı zorunlu olmadığı halde, aynı Kanunun 829 uncu maddesinde bunlara yollama yapılmadığından, bu eksiklik giderilmiştir.

Madde 946 – 6762 sayılı Kanunun 819 uncu maddesindeki “limandır” tabiri “yerdir” şeklinde değiştirilerek alınmıştır.

Madde 947 – 6762 sayılı Kanunun 832 nci maddesinden diğer maddelere yollama yapılmaksızın cezalandırılan fiiller belirlenmek suretiyle alınmış ve para cezası miktarları güncelleştirilmiştir. Müsadere müeyyidesi ise metinden çıkartılmıştır.

Madde 948 – 6762 sayılı Kanunun 833 ve 834 üncü maddelerinden para cezası miktarları güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 949 – 6762 sayılı Kanunun 835 inci maddesinden para cezası miktarları güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 950 – 6762 sayılı Kanunun 834 üncü maddesinden ceza miktarları güncelleştirilerek  alınmıştır.

Madde 951 – 6762 sayılı Kanunun 836 ncı maddesinden alınmıştır. Kasıt veya ihmal yerine sadece kasıt veya sadece ihmal kavramlarının konulup konulmaması tartışılmış ve bazı Komisyon üyeleri bu suçların şekli bir suç haline getirilmesini teklif etmişlerdir. Sonuçta maddenin olduğu gibi bırakılarak tereddütlerin ilmi ve kazaî içtihatlar tarafından giderilmesinin isabetli olacağına karar verilmiştir.

Madde 952 – 6762 sayılı Kanunun 837 nci maddesindeki “Türkiye dışında“ ibaresi “yabancı bir ülkede veya açık denizde” ibaresi ile değiştirilerek alınmıştır.

Madde 953 – 6762 sayılı Kanunun 838 inci maddesindeki “nizamname” kelimesi “tüzük” olarak değiştirilmek suretiyle alınmıştır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Gemi Sicili

Madde 954 – 6762 sayılı Kanunun 839 uncu maddesinden bir ve üçüncü fıkralar aynen, ikinci fıkra değiştirilerek alınmıştır. Bir yerde Ticaret Mahkemesi kurulmuşsa o mahkemenin, kurulmamış ise o yerde görevli ticaret davalarına bakan Asliye Hukuk Mahkemesinin ve eğer ticaret davalarına bakan birden çok mahkeme mevcut ise, gemi sicilinin tutulmasını gözetecek mahkemenin Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenmesi uygun görülmüştür.

Madde 955 – 6762 sayılı Kanunun 841 inci maddesinden ikinci fıkrası değiştirilerek, diğer fıkraların dili güncelleştirilerek alınmıştır. Geminin seferlerinin bir kara şehrinden veya bizzat gemiden yönetilebileceği de dikkate alınarak, bu takdirde malike sicil limanını seçme serbestisi tanınmıştır.

Madde 956 – 6762 sayılı Kanunun 840 ıncı maddesinden alınmıştır.

Madde 957 – 6762 sayılı Kanunun 844 üncü maddesinin birinci fıkrası aynen alınmış, ikinci fıkrası ise, gereksiz olduğu mülahazası ile çıkarılmıştır.

Madde 958 – 6762 sayılı Kanunda bulunmayan bu madde, gemilerin sicile kayıtlı olup olmamalarına göre yapılan ayırımın tamamlanması ve açıklığa kavuşturulması amacıyla eklenmiştir. Yabancı gemiler hakkındaki hüküm, 6762 sayılı Kanunun 847 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden alınmıştır. Bu düzenleme, Gemi Sicili Nizamnamesinin 10 uncu maddesiyle de uyum içerisindedir.

Madde 959 – 6762 sayılı Kanunun 843 üncü maddesinden anlatımı düzeltilerek alınmıştır.

Madde 960 – 6762 sayılı Kanunun 845 inci maddesinden dili güncelleştirilerek ve (f) ile (i) bentlerine “TC kimlik numarası” ibaresi eklenerek alınmıştır.

Madde 961 – 6762 sayılı Kanunun 846 ncı maddesinden dili güncelleştirilerek ve birinci fıkrada bayrak çekme hakkının dayandığı olguların ve ölçme sonuçlarının gerekli belgelerle tevsikinin zorunlu olduğuna işaret edilerek alınmıştır.

Madde 962 – 6762 sayılı Kanunun 847 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci fıkrasından dili güncelleştirilerek alınmıştır. 6762 sayılı Kanunun 847 nci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi Tasarının 958 inci maddesine alınmıştır.

Madde 963 – 6762 sayılı Kanunun 848 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları birleştirilip birinci fıkra olarak, dördüncü fıkra ikinci fıkra olarak alınmıştır. Bu suretle hüküm kısaltılmış ve kaydın yetkili sicil memuru tarafından imzalanacağı 848 inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen hallere de teşmil edilmiştir.

Madde 964 – 6762 sayılı Kanunun 849 uncu maddesinin ilk fıkrası münferit maddeler yerine genel olarak sicile geçirilmiş olan değişikliklere atıfta bulunmak, ikinci fıkrası aynen, diğerleri ise dili güncelleştirilerek alınmıştır. Üçüncü fıkra da 6762 sayılı Kanunun 849 uncu maddesinin üçüncü fıkrasından alınmış, geminin yurtiçinde veya yurtdışında cebrî icra yoluyla satışı yahut başka bir sebeple bayrak çekme hakkını kaybetmesi ihtimalleri gözönünde tutularak “her ne suretle olursa olsun” ibaresi eklenmiştir.

Madde 965 – 6762 sayılı Kanunun 851 inci maddesinden cüz’i bazı değişikliklerle alınmıştır. Birinci fıkraya, geminin yurtiçinde veya yurtdışında cebrî icra yoluyla satışı yahut başka bir sebeple bayrak çekme hakkını kaybetmesi ihtimalleri gözönünde tutularak “her ne suretle olursa olsun” ibaresi eklenmiştir. Üçüncü fıkradaki “müseccel gemi ipotekleri bahis mevzuu olmadığı nispette” ibaresinin yanlış anlamalara sebebiyet verebileceği düşünülerek, bu ibare mehaza uygun bir suretle “tescil edilmiş gemi ipotekleri bulunmadıkça” ibaresi ile değiştirilmiştir. Bu düzenleme ile, Türk Bayrağını çekme hakkını haiz olmayan geminin teminat teşkil ettiği alacak hakkı sahiplerinin alacakları ödeninceye kadar güvencelerinin devam etmesi amaçlanmıştır.

Madde 966 – 6762 sayılı Kanunun 852 nci maddesinden dili güncelleştirilerek ve ilânın yapılacağı gazete tasrih edilmek suretiyle alınmıştır.

Madde 967 – 6762 sayılı Kanunun 853 üncü maddesinden “Münakalât Vekâleti” ibaresi ve bazı kelimeler değiştirilerek alınmıştır.

Madde 968 – 6762 sayılı Kanunun 854 üncü maddesinden genel olarak tescil için gerekli belgelere atıfta bulunmak suretiyle ve dili güncelleştirilerek alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında Tasarının 960 ıncı maddesinin (f) bendine de atıf yapılmak suretiyle, 6762 sayılı Kanunun 854 üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki eksiklik giderilmiştir; niketim gemi tasdiknamesinde geminin malikinin de açıkça bildirilmiş olması zorunlu görülmüştür.

Madde 969 – 6762 sayılı Kanunun 857 nci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır. Ancak menfi bir hususun ispatını talep etmek olacağından, 6762 sayılı Kanundan ayrılınarak, gemi tasdiknamesinin zıyaa uğradığının ispatı şartı aranmamış, onun inandırıcı bir şekilde ortaya konulması yeterli görülmüştür.

Ayrıca maddenin yeri önce gemi tasdiknamesinin yeniden düzenlenmesi, sonraki değişikliklerin gemi tasdiknamesine kaydı ve bu münasebetle tasdiknamenin sicil memurluğuna ibrazı mecburiyeti ile ilgili hükümler sevkedilmek suretiyle değiştirilmiştir.

Madde 970 – 6762 sayılı Kanunun 855 inci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 971 – 6762 sayılı Kanunun 856 ncı maddesinin birinci fıkrası dili güncelleştirilerek alınmıştır. Aynı fıkranın üçüncü cümlesinde 850 nci maddeye yapılan atıf, bu hususun sicil işlemlerini yaptırmaya davetle ilgili 972 nci madde içerisinde düzenlenmesi daha isabetli görüldüğü için fıkradan çıkartılmıştır.

Madde 972 – Belli taleplerde bulunmak veya gerekli belgeleri ibraz ile yükümlü olan kimselerin çeşitli maddelere yollamalarda bulunularak belirlenmesi yerine talep ve ibraz yükümlülüğünün mevcut olduğu hallerin sayılması yoluna gidilmiş, diğer hususlarda 6762 sayılı Kanunun 850 nci maddesi hükmünde herhangi bir değişiklik yapılmamış, sadece maddenin yeri değiştirilmiştir.

Madde 973 – Gemi siciline tescille ilgili hükümlerin arkasından sicile tescile bağlanan hüküm ve sonuçlarla ilgili kurallara yer vermenin metot itibarıyla daha uygun ve tutarlı olacağı düşünülmüş ve 6762 sayılı Kanunun sicilin aleniyeti, sicil karineleri ve sicilin gerçek hukuki duruma uygun hale getirilmesi, sicil kayıtlarına itirazlar, şerhler ve sicile güven ilkesi ile ilgili hükümleri bir başlık altında toplanmıştır. Sicilin aleniyetini düzenleyen 973 üncü maddede 6762 sayılı Kanunun 842 nci maddesi iki fıkra haline dönüştürülmüştür İlk fıkrada Türk Medenî Kanununun tapu sicili ile ilgili hükümlerinde olduğu gibi herkese sicil kayıtlarını inceleme ve masrafını ödemek şartıyla tasdikli veya tasdiksiz örneklerini alma yetkisinin tanındığı ifade edilmiştir. İkinci fıkradaki inceleme ve örnek alma yetkisinin kullanılabilmesi için ise, “alakası olduğunu ispat” yerine mehaz Alman Kanununa uygun olarak “haklı bir menfaatinin olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyan bir kimse” kriteri tercih olunmuştur.

Madde 974 – 6762 sayılı Kanunun 884 üncü maddesinden başlığı ve Türk Medenî Kanununun yollama yapılan hükmü değiştirilmek suretiyle alınmıştır.

Madde 975 – 6762 sayılı Kanunun 886 ncı maddesinden dili güncelleştirilerek alınmış ve madde başlığı düzenlemenin içeriğine uygun olarak değiştirilmiştir.

Madde 976 – 6762 sayılı Kanunun 887 nci maddesinin birinci fıkrası aynen, ikinci fıkrası ise, Tasarının 973 üncü maddedeki anlatıma paralel olarak, “kuvvetle muhtemel gösterilmesi” ibaresi yerine “inandırıcı bir şekilde ortaya konması” ibaresi tercih olunmak suretiyle alınmıştır.

Madde 977 – 6762 sayılı Kanunun 879 uncu maddesi dili güncelleştirilerek alınmıştır. Mehaz Alman Kanununa uygun olarak anılan maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları birleştirilmiştir.

Madde 978 – 6762 sayılı Kanunun 880 inci maddesi, hakkın tehlikede olduğunun “kuvvetle muhtemel gösterilmesi” yerine önceki maddelerde tercih olunan ifade tarzı ile uyum sağlamak üzere “inandırıcı bir şekilde ortaya konması” ibaresi ikame olunmak suretiyle alınmıştır.

Madde 979 – 6762 sayılı Kanunun 883 üncü maddesi dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 980 – 6762 sayılı Kanunun 882 nci maddesi dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 981 – 6762 sayılı Kanunun 881 inci maddesi dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 982 – 6762 sayılı Kanunda bulunmayan bu madde, ihtiyati tedbir kararının kalkması halinde bu karara istinaden sicile geçirilen itiraz veya şerhin mukadderatının ne olacağı hususunda ortaya çıkabilecek tereddütleri bertaraf etmek üzere Tasarıya ilave olunmuştur.

Madde 983 – 6762 sayılı Kanunun  885 inci maddesinden. başlığı düzenlediği hususa uygun olarak değiştirilerek ve dili güncelleştirilerek alınmıştır. Ayrıca maddede gemi siciline güven ilkesinden yararlanılmasına engel olacağı belirtilen “iktisap edenin suiniyet sahibi bulunmuş olması” hali, mehaz Müseccel Gemilerle Yapı Halindeki Gemiler Üzerindeki Haklara Dair Alman Kanununa uygun olarak iktisap edenin “kaydın doğru olmadığını bilmesi veya bilmesinin gerekmesi” şeklinde ifade olunmuştur. Nihayet gemi siciline bir itirazın kaydedilmiş olması halinde, iktisap edenin sicil kaydının doğru olmadığını öğrenmek hususunda kendisinden beklenen özeni göstermiş olduğu söylenemeyeceğinden, sicile bir itirazın kaydedilmiş olması ihtimali madde metninden çıkartılmıştır.

Madde 984 – 6762 sayılı Kanunun 888 inci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 985 – 6762 sayılı Kanunun 889 uncu maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 986 – 6762 sayılı Kanunun 858 inci maddesine göre inşa halindeki bir gemi (“yapı”) ancak bir gemi ipoteğinin veya haczin sözkonusu olması halinde yapı siciline tescil edilebilir. Bu kural 19/12/1940 tarihli Alman Gemi Sicili Tüzüğünün 66 ncı maddesinden alınmıştır. Maddede böyle bir sınırlamaya gidilmesi hakkında bir gerekçe bildirilmemiştir. Ancak sebebin şu olduğu anlaşılmaktadır: Yapılar üzerinde ipotek tesisi Almanya’da ilk kez 4/07/1926 tarihli “İnşa Halindeki Gemiler Üzerinde Rehin Tesisi Hakkında Kanun” ile kabul edilmiştir; bu Kanun, yalnızca yapılar hakkında ipotek tesisi ile ilgili düzenlemeler getirmiş, cebrî icra ile ilgili olarak da tamamlayıcı bir hüküm sevk etmiştir. 1940 yılında gemiler üzerindeki aynî haklar alanında yeni yasal düzenlemeler yapılırken, 1926 tarihli Kanunun düzenlemesi dikkate alınarak, yalnızca ipotek ve haciz tesisi amacıyla tescilin yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Oysa 1926 tarihli Kanunun, yapıların tescilini genel olarak sınırlamak gibi bir amacı yoktu; aksine, 3 üncü maddesinin ikinci cümlesine göre yapılar için tescil “zorunluluğu” bulunmamaktaydı, buna karşılık ihtiyari tescil açısından bir sınırlama getirilmemişti. Nitekim uygulamada, yapıların, her ihtimalde, mülkiyete aleniyet kazandırmak amacıyla tescil edilmesi ihtiyacı sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, Tasarının 1054 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ipotek tesisinin henüz mümkün olmadığı bir aşamada sicile şerh verilmesi ihtiyacı da tersaneler tarafından dile getirilmiştir. Uygulamadaki bu ihtiyaçları karşılamak üzere, Denizcilik Müsteşarlığı’nın da tasvibiyle, yapı sicillerine tescil olanakları genişletilmiş ve malikin talebi ile şerh verilmesi amacıyla da tescil serbest bırakılmıştır. Böylece, çok hızlı gelişme gösteren gemi inşa sanayinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ve finans sektörü için de cazip yeni bir düzenleme kabul edilmiştir. Maddede yer alan kalan hükümler, 6762 sayılı Kanunun 858 inci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır. 6762 sayılı Kanunun 858 inci maddesinin üçüncü fıkrası ise, aidiyeti dolayısıyla 991 inci maddenin birinci fıkrasına nakledilmiştir.

Madde 987 – 6762 sayılı Kanunun 859 uncu maddesinden tersane sahibinin yapının maliki olduğu intibaını uyandıran birinci fıkrasının ikinci cümlesi çıkarılmak suretiyle alınmıştır. Esasen birinci cümlede yapının tescilini talep yetkisinin yapının malikine tanınmış olması karşısında böyle bir hükmün sevkine ihtiyaç da kalmamıştır.

Madde 988 – 6762 sayılı Kanunun 860 ıncı maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarından dili güncelleştirilerek alınmıştır, ikinci fıkraya ise, 6762 sayılı Kanunun 859 uncu maddesi, Tasarının 987 nci maddesine alınırken yapılan değişiklik nedeniyle ihtiyaç kalmamıştır.

Madde 989 – 6762 sayılı Kanunun 861 inci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 990 – 6762 sayılı Kanunun 862 nci maddesinden değiştirilerek alınmıştır. Tasarının 964 üncü maddesinin dördüncü fıkrasıyla uyumun sağlanması için birinci fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinde yer alan hükümler metne ilave edilmiştir.

Madde 991 – Birinci fıkra 6762 sayılı Kanunun 858 inci maddesinin üçüncü fıkrasından alınmıştır. İkinci fıkrası sicil karinelerinin yapı halindeki gemilere mahsus sicile kayıt ve terkin olunan hususlar hakkında da cari olacağını tasrih eden yeni bir hükümdür. Üçüncü fıkra ise, 6762 sayılı Kanunun 942 nci maddesinin ikinci fıkrasından kısmen alınmıştır.

Madde 992 – Birinci ve ikinci fıkralar 6762 sayılı Kanunun 863 üncü maddesinden alınmıştır. Üçüncü fıkra hükmü, yapı halindeki gemilere mahsus sicilin gerçeğe uygun halde bulundurulmasını teminen Tasarıya alınmış olan yeni bir hükümdür.

Madde 993 – 6762 sayılı Kanunun 864 üncü maddesinden anlatımı değiştirilerek alınmıştır.

Madde 994 – 6762 sayılı Kanunun 865 inci maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Madde 995 – 4490 sayılı Kanun ile Türk uluslararası gemi sicilinin ihdası ve bu sicilin tutulması, sicile kaydolunacak gemi ve yatlara ve bunlar üzerindeki hakların devri, terkini, kısacası sicil işlemlerine ilişkin esasların ayrıca düzenlenmiş olması karşısında Türk uluslararası gemi siciliyle ilgili özel hükümleri saklı tutmak üzere yeni bir madde sevkedilmesi gerekli görülmüştür.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Mülkiyet ve Diğer Aynî Haklar

996 ilâ 1011 inci Maddelere İlişkin Genel Açıklamalar

Gemiler üzerindeki aynî hakların düzenlenmesinde hareket edilen aslî prensip, Tasarının 1 inci maddesinde yer alan Ticaret Kanununun Medenî Kanunun ayrılmaz bir parçasını teşkil ettiği kuralıdır. Bu yüzden Tasarıda sadece, gemiler üzerindeki aynî haklar bakımından farklı bir şekilde düzenlenmesi gereken hususlarda ilgili hükümlere yer verilmiştir. Tasarının 1 inci maddesinde ifade edilen genel prensip uyarınca bu Bölümde farklı şekilde düzenlenmemiş bütün hususlarda 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümleri cari olacaktır.

Tasarının bu Bölümündeki hükümlerin kaleme alınmasında titizlikle gözetilen ikinci prensip, Türk Medenî Kanunu hükümleri ile uyumun sağlanmasıdır. Bunu yaparken şu iki husus göz önünde bulundurulmuştur:

1) Bilindiği üzere, 6762 sayılı Kanunun Deniz Ticaret Kitabı ile ilgili hükümleri 1897 tarihli Alm. TK.’dan alınmıştır. Buna mukabil Medenî Kanunumuz dolayısıyla bu Kanunun aynî haklarla ilgili hükümlerinin mehazını 1907 tarihli İsviçre Medenî Kanunu teşkil eder. Bu iki kanun arasındaki hüküm farklılıkları, İsviçre Medenî Kanunundaki hal tarzları tercih edilmek suretiyle giderilmiştir.

2) 1897 tarihli Alm. TK. hükümlerinin önemli bir kısmı 1861 tarihli Alman Umumî Ticaret Kanunnamesinden gelmedir. 1861 tarihinde Almanya’da Medenî Hukuk ve Borçlar Hukuku alanlarında henüz bütün Almanya’ya şamil federal bir düzenleme yoktu. Onun için aslında Medenî  Kanun veya Borçlar Kanunu içinde düzenlenmesi gereken bir çok husus, tecanüs ve birliğin temini için Ticaret Kanununa dercedilmiştir. Ancak bu hususlarda bizim Medenî Kanunumuz ile Borçlar Kanunumuzda hükümler mevcut olduğundan, 6762 sayılı Kanunun, Alm. TK.’dan gelen bu çeşit hükümlerini dahi ayıklamak ve Tasarıdan çıkarmak gerekmiştir.

Düzenlemenin şekli bakımından 6762 sayılı Kanunda mevcut olan çeşitli aksaklık ve tertipsizliklerin düzeltilmesi ve giderilmesi için önce sicile kayıtlı olan ve olmayan gemilere uygulanacak hükümlerle ilgili iki madde, tekniğin bugün ulaştığı seviyede sicile kayıtlı olmayan gemiler üzerindeki mülkiyetin intikalinde Türk Medenî Kanunun taşınır mülkiyetinin intikâli ile ilgili kurallarından ayrılmayı gerektirecek bir sebep olmadığından, mülkiyetin sadece anlaşma ile intikâl edeceğine dair cümleleri çıkarılmak suretiyle muhafaza edilmiş, sonra gemiler üzerindeki aynî hakların sadece bir kategorisini teşkil eden “Mülkiyet”, daha sonra 6762 sayılı Kanunda beş Ayırıma dağınık bir şekilde serpiştirilmiş bulunan hükümlerin biraraya toplanıp, tasnif edilmesi suretiyle “gemi rehni” ve nihayet 6762 sayılı Kanunda “umumî hükümler” arasında yer alan tesisi suretine ilişkin hükmün de ilgili Bölüme alınması suretiyle “İntifa hakkı” hükme bağlanmıştır.

Ayrıca Tasarının gemiler üzerindeki aynî haklara tahsis edilen bu Bölümüne 6762 sayılı Kanunun aynî haklarla doğrudan bir ilişkisi bulunmayan “geminin kiralanması”, “gemi satışında nef’i ve hasarın intikali” ve “temlik edenin üçüncü şahıslara olan şahsî borçları”na ilişkin hükümleri alınmamış, “sicil karineleri” ile “tescilin hüküm ve sonuçları”, “kayıt masrafları” ve “yola hazır geminin icradaki durumu” ile ilgili hükümleri ise, Tasarının ait oldukları Bölümlerine nakledilmiştir.

Bundan başka 6762 sayılı Kanunun 942 nci maddesinin ikinci fıkrasında yapı üzerindeki ipotekle ilgili olarak, gemi mülkiyetinin kazanılması yollarına dair hükümlere yapılan yollamalar çıkarılmış, birlikte gemi ipoteğinde “Bir geminin birden fazla paylarının ipotek edilmiş olması”ndan bahseden mehaz Alman Kanununun ilgili hükmünün Türkçe’ye “birden çok gemi payının ipotek edilmesi” olarak çevrilmesi suretiyle yapılan yanlışlık düzeltilmiş ve kıymetlı evraka ait ipotekler için farklı kaynaklardan alınan hükümler uyumlaştırılıp birleştirilerek düzeltilmiştir.

Sicile kayıtlı gemiler üzerindeki mülkiyet, “gemi üzerindeki mülkiyet”, “gemi payı ve iştirak payı üzerindeki mülkiyet” ve “yapı halinde bulunan gemiler ve gemi payları üzerindeki mülkiyet” olmak üzere üç başlık altında düzenlenmiştir. Bu düzenlemede önce mülkiyetin iktisabı, daha sonra zıyaı ile ilgili hükümlere yer verilmiştir. Mülkiyetin iktisabı ile ilgili hükümlerde önce aslen iktisap, daha sonra devren iktisap ele alınmış ve iktisap yolları içinden sadece deniz ticareti hukukunda farklı şekilde düzenlenmesi gerekenlerle ilgili hükümler sevk edilmiştir. Mülkiyetin zıyaı, mülkiyetin iktisabı yollarına paralel olarak hangi anda gerçekleşmiş sayılacağına işaret edilmek suretiyle düzenlenmiştir.

Gemi mülkiyetinin olağanüstü zamanaşımı ile iktisabında mehaz Alman Hukukuna uygun olarak aslî zilyedin mahkemece verilen tescil kararına istinaden kendisini sicile kaydettirdiği an esas alınmıştır.

Gemi mülkiyetinin devren iktisabında 6762 sayılı Kanunda gemilerin daimî olarak yolculukta bulunmaları dolayısıyla benimsenmiş olan “anlaşma” esasından ayrılınarak iletişim tekniğinin bu gün ulaştığı düzeyde Türk Medenî Kanununun taşınır mülkiyetinin intikali için koyduğu kuraldan inhiraf etmeyi gerektiren hiçbir sebep bulunmamakla anlaşma ve zilyetliğin nakli esası kabul edilmiştir.

Diğer yandan yapı halindeki gemilere mahsus sicile kaydolunmayan yapılar ve yapı payları üzerindeki mülkiyetin nasıl iktisap ve zayi edileceği 6762 sayılı Kanunda düzenlenmemiş bulunuyordu. Bazı farklı uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet veren bu alandaki boşluk Tasarıya yeni bir madde ilâve edilmek suretiyle giderilmiştir.

BİRİNCİ AYIRIM

Uygulanacak Hükümler

Madde 996 – 6762 sayılı Kanunun 866 ncı maddesinin birinci fıkrasından alınmıştır. 6762 sayılı Kanun hükmünde yer alan ikinci fıkra, bu konunun 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda düzenlenmiş olması sebebiyle, Tasarıya alınmamıştır.

Madde 997 – 6762 sayılı Kanunun 867 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi dili güncelleştirilerek alınmıştır. Bu fıkranın diğer cümleleri, Türk Medenî  Kanununun taşınır mülkiyetinin iktisabı ile alakalı kurallarından ayrılmayı gerektirecek herhangi bir sebep olmadığından Tasarıya alınmamıştır. İkinci fıkra aynen alınmış, üçüncü fıkra ise, gemi üzerindeki ayni haklarla değil gemi satışıyla ilgili olduğundan keza Tasarıya alınmamıştır. Bu madde, Tasarının 936 ncı maddesindeki genel kurala uygun olarak muhafaza edilmiştir.

İKİNCİ AYIRIM

Mülkiyet

Madde 998 – Tasarının birinci fıkrasının birinci cümlesi, 6762 sayılı Kanunun 874 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinden değiştirilerek alınmıştır. Birinci fıkranın ikinci cümlesi, 6762 sayılı Kanunun 874 üncü maddesinin birinci fıkrasından alınmış olan Tasarının 1004 üncü maddesiyle uyumlu olarak, hangi gemilerin sahipsiz sayılacağını açıklığa kavuşturmak üzere metne ilave edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrası, 6762 sayılı Kanunun 874 üncü maddesinin ikinci fıkrasından alınmıştır.

Madde 999 – Birinci fıkra 6762 sayılı Kanunun 872 nci maddesinden dili güncelleştirilerek ve zamanaşımı süresinin başladığı tarih tasrih edilerek alınmıştır. Zamanaşımı süresinin dolmasıyla, mülkiyetin ipso jure kazanılacağını belirtmek üzere ikinci fıkra eklenmiştir.

Madde 1000 – 6762 sayılı Kanunun 873 üncü maddesinden dili güncelleştirilerek alınmıştır. Ancak maddenin birinci fıkrasında taşınmazlar hakkındaki hükümlere uygun olarak sadece sicile kaydı gerekirken kaydedilmemiş olan geminin mülkiyetinin olağanüstü zamanaşımı hükümlerine göre iktisap olunabileceği tasrih edilmiştir. Bunun dışında fıkranın dili Türk Medenî Kanununun taşınmazlarda olağanüstü zamanaşımını düzenleyen hükümlerindeki anlatıma uydurulmuştur. Tasarının 1000 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde tescil davasının sicil memurluğuna karşı açılacağı tasrih edilmiştir. Aynı fıkranın üçüncü cümlesinde, ilgililerin itirazlarını bildirmeleri gereken süre, işin sürüncemede kalmasını önlemek üzere üç ayla sınırlandırılmıştır. Hükmün iktibas olunduğu Alman Hukukuna uygun olarak maddeye gemi mülkiyetinin asli zilyede intikal edeceği anı gösteren dördüncü fıkra ilave edilmiştir. Beşinci fıkradaki hüküm, kararın verilmesi anı ile lehine karar verilen asli zilyedin, bu karara dayanarak kendisini sicile kaydettirdiği an arasında kalan sürede himayesiz kalmamasını teminen mehaz Alman Kanunundan alınmıştır.

Madde 1001 – 6762 sayılı Kanunun 868 inci maddesinin birinci fıkrasından değiştirilerek alınmıştır. Değişiklik, gemi mülkiyetinin Türk Medenî Kanununda taşınır mülkiyetinin intikali için öngörülmüş olan usule uygun olarak anlaşma ve gemi zilyetliğinin nakli suretiyle intikal edeceğini ifade etmek üzere, maddeye “gemi zilyetliğinin nakli şarttır” ibaresinin eklenmesi suretiyle yapılmıştır. Mülkiyeti iktisap edilecek olan taşınırın büyük bir ekonomik değer taşıması ve hukuk emniyeti bakımından mülkiyetin intikaline ilişkin anlaşmanın yazılı şekilde ve imzaların noterce tasdikli olarak akdedilmesi gerekli görülmüştür. Noter huzurunda yapılabilecek bir anlaşmanın resmi memur vasfını haiz sicil memuru huzurunda da yapılabileceği maddenin ikinci fıkrasında açıklığa kavuşturulmuştur.

Madde 1002 – Birinci ve ikinci fıkralar 6762 sayılı Kanunun 869 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkralarından dili güncelleştirilerek aynen, üçüncü fıkra ise 6762 sayılı Kanunun 870 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinden, gemi payının temlikinde yolculuğun kâr ve zararı 1007 nci maddenin son fıkrasında düzenlenmiş olduğu için “gemi payı” ibaresi çıkartılarak alınmıştır. Gemi mülkiyetinin devren kazanılmasında devrin kapsamı ile ilgili bütün hükümler bu maddede bir araya toplanmıştır. 6762 sayılı Kanunun 870 inci maddesinin birinci fıkrası birinci cümlesi hükmü ile ikinci fıkrası hükmü aslında bir borçlar hukuku meselesi olan gemi satışında nef’i ve hasarın intikali ile ilgili olup, yolculukta bulunan bir gemi veya gemi payının mülkiyetinin el değiştirmesinde, iktisabın kapsamına ilişkin 870 inci maddenin birinci fıkrası ikinci cümlesinde yer alan eşya hukuku kuralı ile ilgisi yoktur. Dolayısıyla gemi satışında da nef’i ve hasarın düzenlenmesi borçlar hukuku hükümlerine bırakılmış olup sadece iktisabın kapsamına ait hüküm tasarıya alınmıştır.

Temlik edenin şahsi borçlarına ilişkin 6762 sayılı Kanunun 871 inci maddesi, konu ile ilgisizliği sebebiyle metinden çıkartılmıştır.

Ayrıca hukukumuza 1861 tarihli Alman Umumi Ticaret Kanunnâmesinden iktibas edilmiş bulunan ve halen sadece tarihî bir açıklaması olan 6762 sayılı Kanunun 870 inci maddesinin son fıkrası da Tasarıya alınmamıştır.

Madde 1003 – Bu madde, mülkiyetin konusunun zayi olması sebebiyle gemi üzerindeki mülkiyetin sona ereceğini ifade etmek üzere Tasarıya konulmuş yeni bir hükümdür. Eğer sözkonusu araç Tasarının 931 inci maddesi anlamında “gemi” niteliğini kaybetmiş, ama mülkiyet konusu olabilecek “yararlanılabilir enkaz” kalmışsa, bu enkaz üzerindeki mülkiyet, “taşınır mülkiyeti” olarak devam edecektir. Dolayısıyla, geminin sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, enkazın mülkiyeti, taşınır mülkiyetinin nakli hükümlerine göre devredilebilecektir. Öte yandan, mülkiyetin konusunun zayi olup olmadığına bakılmaksızın, her ihtimalde, malikin 14/04/133Limanlar Kanunu, Çevre Kanunu ve mevzuatın diğer ilgili hükümleri uyarınca doğmuş veya doğabilecek yükümlülük ve borçları sona ermez; bu hususu açıklığa kavuşturmak üzere ikinci cümlenin son kısmı sevk edilmiştir.

Madde 1004 – 6762 sayılı Kanunun 874 üncü maddesinin birinci fıkrasından anlatımı değiştirilerek alınmıştır. 6762 sayılı Kanunun 874 üncü maddesinin ikinci fıkrası, mülkiyetin iktisabıyla ilgili olduğundan, bu hususun düzenlendiği Tasarının 998 inci maddesinin birinci fıkrasına nakledilmiştir.

Madde 1005 – 6762 sayılı Kanunda bulunmayan bu hüküm, zamanaşımı yoluyla mülkiyetin iktisabını düzenleyen 999 ve 1000 inci maddeleri tamamlamak üzere Tasarıya eklenmiştir. Anılan maddelere göre önceki malikin kaybettiği mülkiyetin yeni malik tarafından hangi anda kazanılacağı Tasarının 10