Ticaret Hukukuna İlişkin 2020 Yılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları

1. Görevli Mahkeme – Nispi Ticari Dava

  • Görüldüğü üzere, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK’nın 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca resen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK’nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez….
  • Somut uyuşmazlıkta, her iki taraf da tacirdir ve dava her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgilidir. Yukarıda da belirtildiği üzere 6102 sayılı TTK’nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları nispi ticari dava sayılacağından eldeki davaya bakmakla görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi değil 6102 sayılı TTK’nın 4/1. maddesi gereğince asliye ticaret mahkemesidir.

    YHGK, E:2019/231, K:2020/487, T:30.06.2020

2. Ticari İş – Konut Kredisi Sözleşmesi

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir”. Eldeki uyuşmazlıkta davalı banka tacir olup anılan Kanun’un 19. maddesi gereğince bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır ve taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler kanunda aksine hüküm olmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır. Bu bağlamda ticari temerrüt faizinin uygulanabilmesi için uyuşmazlığın taraflardan birisi yönünden ticari iş olması ve bu ticari işin tacir olan kişi ile tacir olmayan kişi arasında mevcut akdi ilişkiden kaynaklanması şarttır.
  • Bu açıklamalardan sonra faiz konusuna dönülecek olursa; bu konuda özel düzenlemelerin yer aldığı 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un “Temerrüt Faizi” başlıklı 2. maddesi uyarınca yanlar arasında sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranının istenmesi mümkündür.
  • Eldeki uyuşmazlıkta taraflar arasındaki konut kredisi sözleşmesi davalı banka için ticari iş niteliğindedir ve davacı tüketici 3095 sayılı Kanun’un 2/2. maddesi uyarınca temerrüt hâlinde avans faizi isteminde bulunabilir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2019 tarihli, 2017/13-620 E., 2019/914 K. sayılı kararı ile 27.06.2019 tarihli, 2017/13-608 E., 2019/810 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

    YHGK, E:2017/558, K:2020/234, T:26.02.2020

3. Kredinin Erken Kapatılması – Basiretli Tacir – Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı

  • 6762 sayılı TTK’nin 20/2. (6102 sayılı TTK’nin 18/2.) maddesi gereğince her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkânlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.05.2003 tarihli ve 2003/13-332 E. 2003/340 K. sayılı kararı). Bu bağlamda davacıya yüklenmesi gereken basiretli işadamı gibi hareket etme yükümlülüğü, taraflar arasındaki sözleşmedeki belirsizlik karşısında, bilinmesi mümkün olmayan bir hususa karşı önlem alınmasını gerektirecek şekilde aşırı bir yoruma tabi tutulmamasını gerektirmektedir.
  • Bu durumda taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin yoğun güven ilişkine dayandığı ve davacıya kredi limiti dâhilinde kredi kullandırılacağına dair güven oluşturulduğu, her ne kadar davalı bankanın davacının erken kapama talebini kabul etme yükümlülüğü bulunmamakta ise de davalı bu hakkını kullanırken dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına uymak zorunda olduğu, erken kapama ücretinin belirlenmesinde de davalı bankanın bankacılık uygulamalarını gözeterek dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına uygun davranması gerektiği kabul edilmelidir.
  • O hâlde, kredinin erken kapatılmasının her iki tarafın da menfaatine olduğu, tarafların serbestçe erken kapama ücretini belirleyebilecekleri, ancak bunun sınırının dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı olduğu, tüketici kredisi niteliğindeki konut finansmanı kredilerinin erken kapatılması hâlinde dahi erken kapama ücreti alınmasının mümkün olduğu gözetilerek diğer bankaların dava konusu krediler ile aynı özellikteki (kullanım tarihi, vade tarihi, taksit ödeme aralığı, miktarı, erken kapama tarihi) kredilerin erken kapatılması hâlinde alacakları erken kapama ücreti tespit edilerek, her iki tarafın menfaatleri de dikkate alınıp TMK’nin 2. maddesi çerçevesinde yukarıda bahsedilen hususlar da gözetilerek erken kapama ücretinin belirlenmesi gerekmektedir.

    YHGK, E:2017/410, K:2020/189, T:20.02.2020

4. Haksız Rekabet

  • Davacı tarafından dava konusu vincin boom silindiri üzerinde iki ayrı şirkete yaptırılan inceleme neticesinde çatlak tespit edilememiş ise de mahkemece yargılama safhasında alınan bilirkişi raporunda iki ayrı ultrason cihazıyla yapılan ölçümler sonucunda; hidrolik silindirin dava konusu olan piston rodunun bulunduğu yerde bir çatlaklık veya kırılma olduğu, sinyal ölçülerine bakıldığında en az 10 mm üzerinde bir çatlaklık bulunduğu, mevcut verilerle çatlağın derinlik ve genişliği net olarak ölçümü yapılamadığı için vincin liman işletmeleri içerisinde çalıştırılmasında güvenlik açısından bir sorun teşkil edip etmeyeceği, hangi sürede vincin çalışmasında arızalara sebebiyet verebileceği öngörülemediği tespit edilmiştir. Bu hâliyle bilirkişi raporundaki tespitler ile davalı şirket tarafından yapılan ve haksız rekabete konu yazıda yer alan tespitler uyumlu olup, 6762 sayılı TTK’nin 57/1-1 maddesinde belirtilen haksız rekabet fiili gerçekleşmemiştir. Başka bir deyişle bilirkişilerce dava konusu vincin boom silindiri üzerinde çatlak olduğunun tespit edilmesi karşısında davalılar tarafından davacının iş yaptığı Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş.’ye güvenlik uyarısında bulunulmasının davacının kişiliğini, emtiasını, iş mahsulünü, faaliyetini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz beyanlarla kötüleme olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
  • Bu itibarla davalıların beyanının yanlış olmadığı tespit edilmekle birlikte bu beyanın yanıltıcı veya lüzumsuz olmadığı da anlaşılmaktadır. Zira davalıların üretici ve servis hizmeti veren konumları, davacının merhunun değerinin muhafazası için gerekli ihtimamı göstermekle yükümlü olması, davalıların da bu muhafaza ve uygun çalıştırma yükümlülüğüne uyulmasını temin için liman güvenliğini tehdit eder durum belirlediklerinde, ileride doğabilecek sorumluluklarını da nazara alarak, durumu önceden Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş.’ye bildirme, uyarma ve dava konusu vincin ticari itibarını da koruma durumunda oldukları hususları da gözetildiğinde davaya konu yazının haksız rekabet oluşturmadığı kabul edilmelidir.

    YHGK, E:2017/39, K:2020/396, T:10.06.2020

5. Anonim Şirket Merkezi – Şirket Adresi – Merkez Değişikliği

  • Anonim şirketin merkezinin il ve ilçe olarak herhangi bir şüpheye yol açmaksızın esas sözleşmede belirtilmesi gerektiği 6102 sayılı TTK’de birçok yönüyle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle, şirketin davalı olduğu uyuşmazlıklarda yer bakımından yetkinin tayininde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemeleri esas alınmaktadır. Benzer şekilde şirkete karşı icra takibi yapılacağında da yetki şirketin merkezinin olduğu yere göre tayin edilmektedir. Yine şirket esas sözleşmesinin tescil edileceği yer şirket merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret sicili müdürlüğüdür. Bu durum sadece kuruluşa özgü olmayıp şirkete dair her türlü tescil, tadil ve terkin işlemleri için de geçerliliğini devam ettirecektir.
  • Bununla birlikte şirket merkezinin il ve ilçe olarak ticaret siciline kaydı, merkez kavramı açısından ticaret sicilinin olumlu etkisine bağlanan hüküm ve sonuçlar ile doğrudan etkilidir. Örneğin anonim şirketi temsile yetkili kimselerin yetkilerinin yer bakımından; yani merkez/şube işleriyle sınırlandırılması ve bunun ticaret siciline tescil ve ilanında yine şirketin merkezine büyük bir önem atfedilmektedir. Zira, merkez dışında yapılan işlemin geçersizliği iyi niyetli olmayan üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilecektir. Ayrıca şirketi temsile yetkili kimselerin şirket adına düzenleyecekleri belgelerde şirketin merkezi, sicile kayıtlı olduğu yer ve sicil numaralarına yer vermesi gerekir (TTK, m. 372/2). Böylelikle uyuşmazlık çıktığında, muhatabın tespiti şirket adına düzenlenen belgelerden kolaylıkla yapılabilecektir.
  • Öte yandan anonim şirkette merkezin değiştirilmesi esas sözleşme değişikliğini gerektirdiğinden 6102 sayılı TTK’nin 421/1. maddesi gereğince genel kurulun toplanıp karar alması lazımdır. Aynı Kanun’un 455/1. maddesi gereğince ise şirket esas sözleşmesinin değiştirilmesine ilişkin genel kurul kararı, yönetim kurulu tarafından, şirket merkezinin ve şubelerinin bulunduğu yerin ticaret siciline tescil edilir. Ancak esas sözleşme değişikliği şirket merkezinin değiştirilmesini içeriyorsa tescil, yeni merkezin bağlı bulunduğu ticaret sicil müdürlüğünden talep edilmelidir. Bu husus TSY’nin 111. maddesinde; “Bir ticari işletmenin veya ticaret şirketinin Türkiye’deki merkezinin başka bir sicil bölgesine taşınmasının tesciline ilişkin başvurularda, şirket sözleşmesinin değişikliğine ilişkin belgelere ek olarak eski merkezdeki müdürlükten alınacak sicil özeti de müdürlüğe verilir.” şeklinde ifade edilmiştir. Bununla birlikte, yeni merkezin bulunduğu yer müdürlüğünde tescil talep edildikten sonra yeni merkezin bulunduğu yer müdürlüğü, yapılan tescil hakkında, eski merkezin bulunduğu yer müdürlüğünü bilgilendirir ve bildirim üzerine eski merkezin bulunduğu yer müdürlüğünce kayıt silinir (TSY, m. 113/1).

    YHGK, E:2017/418, K:2020/260, T:05.03.2020

6. Tüzel Kişilik Perdesinin Çapraz Olarak Aralanması

  • Somut olay bakımından kesinleşen kararlar ve yukarıda açıklanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak aralanması koşullarının oluştuğu, artık hukuki bakımdan mevcut olan duruma göre değil de fiili duruma göre karar verilmesi gerektiği, davalı şirketlerin farklı tüzel kişiliklere sahip olduğu yolundaki savunmaların hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, bu itibarla asıl borçlu davalı T… Mermer Madencilik Sanayi ve Dış Tic. A.Ş.’nin davacı bankaya olan borcundan dolayı diğer davalı T… Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim İhracat ve Tic A.Ş.’nin de sorumlu olduğunu tartışmasız hâle getirmiştir.”

    YHGK, E:2019/808, K:2020/504, T:01.07.2020

7. Limited Şirket Müdürleri – Özen Yükümlülüğü – Müdür Kararlarının Genel Kurul Onayına Sunulması

  • Şirket sözleşmesi ile tayin edilen her üç müdür de limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nin 623/3. maddesi gereğince müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. Bununla birlikte her üç müdür de, ayrı ayrı münferiden tek imza ile şirketi temsil ile yetkilendirildikleri için, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler.
  • Ancak 6102 sayılı TTK’nin 626/1. maddesi gereğince şirketi temsile yetkili olan müdürler de görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. Başka bir deyişle şirket menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda şirket müdürü, dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirme yaparak şirketin menfaatini kişisel menfaatlerinin ve başkalarının menfaatlerinin üzerinde tutması gerekmektedir. Hatta müdürün, kendisiyle şirketin menfaatlerinin çatıştığı durumlarda şirketin menfaatlerine öncelik vermesi ve bu tür menfaat çatışmalarının olduğu toplantılara katılmaması zorunluluk arz etmektedir.
  • Bu durumda davadan feragat eden şirket müdürünün davalının oğlu olması, şirket müdürü ile şirket arasında menfaat çatışması olduğunu göstermektedir. O hâlde bu husus gözetildiğinde şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü gereği tek başına yaptığı feragat beyanının geçerli olmadığı kabul edilmelidir. Zira bu gibi tereddüt uyandıran hâllerde, kararın ilgili müdürün oylamaya katılmadığı müdürler kurulu tarafından verilmesi hakkaniyete daha uygun olacaktır.
  • Öte yandan 6102 sayılı TTK’nin 625/2. maddesi gereğince genel kurulun görev ve yetkisine girmemekle birlikte şirket sözleşmesinde müdürün veya müdürlerin; aldıkları belirli kararları ve münferit sorunları genel kurulun onayına sunmaları gereği öngörülebilir. Bu durumda şirket sözleşmesinde öngörülmek kaydıyla menfaat çatışmasının olduğu durumlarda genel kurul onayı da aranabilmektedir.

    YHGK, E:2017/21, K:2020/142, T:13.02.2020

8. Limited Şirketin Organları -Limited Şirket Müdürleri – Seçilmiş Yönetim İlkesi

  • 6102 sayılı TTK’de limited şirkete ilişkin olmak üzere iki zorunlu organ öngörülmüştür. Şirketin karar ve irade organı olarak genel kurul (TTK m. 616), yönetim ve temsil organı olarak da müdürler (TTK m. 623) hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle limited şirket müdürleri, anonim şirketteki yönetim kurulu gibi organ niteliğine sahip bulunmaktadır. Müdürler, genel kuruldan farklı olarak daimi bir organdır. Şirketin kurulduğu andan (TTK m. 586), feshedilip tasfiyeye girdiği, hatta bazı durumlarda tasfiye sürecinde dahi (TTK m. 643, TTK m.535536) şirketi yönetir, temsil eder. Böylece kullandığı yetki ve yapmış olduğu işlemlerle şirketin, ortakların, şirket alacaklılarının hak ve çıkarları üzerinde etkili olur. 6102 sayılı TTK’nın müdürler konusunda getirdiği en önemli yeniliklerden bir tanesi, 6762 sayılı TTK’da yer alan özden organ ilkesini terk ederek, seçilmiş organ ilkesini benimsemesidir. Gerçekten 6102 sayılı TTK’nın 623. maddesi gereğince şirket müdürlerinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunlu sayılmış ve anonim şirketlerde olduğu gibi, seçilmiş yönetim ilkesi getirilmiştir.
  • Davalı … tarafından davalı şirketin kaşesi altında yazılıp imzalanan ve müşterilerine gönderilen ve ayrıca haksız rekabet teşkil ettiği hususu kesinleşen yazıda, kurucusu ve ortağı olduğu davacı şirketten ayrılarak davalı şirketi kurduğunu ve hizmetlerine bundan sonra “Ö…” olarak devam edeceğini belirtmiştir. Yine davalıların yargılandığı Konya 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/420 E. sayılı dosyasında davalı … davalı şirketin hissesinin kendi adına kayıtlı olmasına rağmen öğrenci olması sebebiyle tüm işlerin babası tarafından takip edildiğini belirtmiş, davalı … da şirketi kızı ile birlikte kurduklarını beyan etmiştir. Bu durumda davalı …’nın davalı şirketin organı olarak hareket ettiği ve her hâlde şirket organı olan şirket müdürü davalı … ile birlikte TMK’nin 50. maddesi gereğince kişisel sorumluluklarının değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

    YHGK, E:2017/126, K:2020/60, T:23.01.2020

9. Limited Şirket Ortağının Çıkma Hakkı – Haklı Sebebe Dayalı Çıkma Davası

  • Limited şirketlerde ortağın şahsi haklarından biri de dava tarihinde yürürlükte olan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 551. (6102 sayılı TTK’nın 638.) maddesinde düzenlenen, ortağın ortaklıktan çıkma hakkıdır. Çıkma hakkı, ortağın özgür iradesi ile ortaklıktan çıkma istemini içerir. Çıkma hakkını kullanarak ortaklıktan ayrılan ortağın, ortaklığa ait bütün hak ve mükellefiyetleri sona ererek şirketle arasındaki bütün ilişkisi kesilmiş olacaktır.
  • Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel 6762 sayılı TTK’nin 551. (6102 sayılı TTK’nin 638.) maddesi gereğince ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir.
  • 6762 sayılı TTK’nin 551/1. (6102 sayılı TTK’nin 638/1.) maddesi “şirket mukavelesiyle ortaklara şirketten çıkma hakkı verilebileceği gibi bu hakkın kullanılması muayyen şartlara da tabi tutulabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, limited şirket sözleşmesi ile ortaklara şirketten çıkma hakkının tanınması veya bu hakkın kullanılmasının belirli şartlara bağlanması mümkündür. Ayrıca bu hakkın kullanılması için sözleşme özgürlüğü kapsamı içinde bazı şartların varlığı da gerekli kılınabilir.
  • Şirket sözleşmesi ile ortaklara tanınan çıkma hakkı, hukuki açıdan onlara tanınmış bozucu yenilik doğuran bir haktır. Ortak bu hakkını kullanıp çıkma iradesini ortaklığa ulaştırdığında çıkma gerçekleşir, ayrıca bu beyanın şirket tarafından kabulüne gerek yoktur.
  • Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6762 sayılı TTK’nin 551/2. (6102 sayılı TTK’nin 638/2.) maddesinde yer alan “Her ortak, muhik sebeplere dayanmak suretiyle şirketten çıkmasına müsaade edilmesini veya şirketin feshini mahkemeden talep edebilir” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir.
  • Limited şirket ortağı tarafından açılan haklı sebebe dayalı çıkma davası ileriye etkili hüküm ifade eden bozucu yenilik doğuran bir dava olup, bu davada çıkmayı gerçekleştiren irade mahkeme kararıdır. Mahkemenin çıkmaya ilişkin kararı şirketle ortak arasındaki hukuki ilişkiyi sona erdirir ve sonuçlarını dava tarihinden değil kararın kesinleştiği tarihte doğurur.

    YHGK, E:2019/658, K:2020/101, T:06.02.2020

10. İleri Keşide Tarihli Çek – Çekin Kırdırtılması

  • Çeklerde vade olmayacağı kural ise de, uygulamada ticarî yaşamda ileri bir tarihte keşide edilmiş gibi çek düzenlendiği, bu tip çeklerin yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir. Uygulamada ve öğretide bu gibi hâllerde borcun; vade, ibraz ya da takip tarihlerinden önce doğduğu iddiasının varlığı hâlinde, borcun gerçek doğum tarihinin tespitinin gerektiği kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2002 tarihli ve 2002/15-543 E., 2002/552 K. sayılı kararında belirtilen ilke kapsamlı bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca, Çek Kanunu’na 6273 sayılı Kanunla eklenen geçici madde 3/5. fıkrası ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar çekin ödenmek için üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağı öngörülmüş; böylece, kanun koyucu bu fıkra ile de ileri tarihli çek düzenlenebileceğini; ancak bu çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ödenmeleri için ibraz edilmelerinin mümkün olmadığını; buna rağmen ibrazları hâlinde bu fıkranın söz konusu düzenlemesinin sonucu olarak 6102 sayılı TTK’nın 795/2. ( 6762 sayılı Kanunun 707/2 ) maddesine aykırı olarak muhatap bankaca ödenmelerinin mümkün olamayacağını kabul etmiştir. Böylece geçici madde 3/5. fıkrasında öngörülen bu düzenleme ile 31 Aralık 2020 tarihine kadar 6102 sayılı TTK’nın 795/1. ve 2. fıkraları ile Çek Kanununun 3/8. fıkrasının uygulanması dondurulmuştur. Geçici madde 3/5. fıkrası uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihlerinden önce muhatap bankaya ibraz edilerek “kırdırtmalarının” mümkün olmadığının da kabulü gerekir. Zira, yukarıda belirtildiği gibi, söz konusu fıkra uyarınca çeklerin üzerlerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmeleri ve ödenmeleri mümkün değildir (Bozer., A Göle. C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s. 324 vd.).

    YHGK, E:2019/16, K:2020/7, T:14.01.2020

11. Bononun Teminat Amaçlı Verilmesi – Teminat Senedi

  • Bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir.
  • Bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nın 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.

    YHGK, E:2017/743, K:2020/129, T:11.02.2020

12. Trafik Kazası Tespit Tutanağı Yerine Geçecek Anlaşma Tutanağı

  • Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden olup, sigorta ettirenin borçları aynı zamanda sigortacının haklarını oluştururken, sigortacının borçları da sigorta ettirenin haklarını oluşturmaktadır. 6762 sayılı TTK’nın 1293. maddesinde, sigorta ettiren kimsenin zararı önlemeye, azaltmaya ve hafifletmeye yarayacak tedbirleri almakla yükümlü olduğu belirtilmiş, 6102 sayılı TTK’nın 1448. maddesinin 1. fıkrası ile de koruma tedbirlerinin kapsamı daha da genişletilmiştir. Trafik kazalarının giderek artması karşısında sigortalıya yüklenen bu yükümlülükler de gözetilerek 2918 sayılı KTK’nın 81. maddesinde değişiklik ile maddi hasarlı kazalarda, kazaya dâhil kişilerin tümü yetkili ve görevli kişinin gelmesine gerek olmadığı görüşündeler ise, durumu aralarında yazılı olarak saptayabilirler (KTK m. 81/2). Hazine Müsteşarlığının 2007/27 sayılı Genelgesi ile de, yalnız maddi hasarla sonuçlanan trafik kazalarında, taraflara anlaşma hakkı sağlayan bir yöntem oluşturulmuştur. Bu yönteme göre, 01.04.2008 tarihinden itibaren Trafik Kanunu’na uymak koşuluyla kazaya karışan kişiler aralarında anlaşarak “Trafik Kazası Tespit Tutanağı” yerine geçecek anlaşma tutanağını düzenleyebilmekteler. Bu şekilde düzenlenen tutanak, trafik zabıtasınca düzenlenen “Trafik Kaza Tespit Tutanağı” hükmündedir (Karasu, s. 50,68 vd).

    YHGK, E:2017/2190, K:2020/205, T:25.02.2020

13. Sigortacının Rizikolardan Sorumluluğu – Rizikonun Teminat Dışı Kalması

  • Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen kaza ve poliçenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma hâlinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1282. maddesi (6102 sayılı TTK’nın1409/1. maddesi) uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Kanun’un 1281. maddesi (6102 sayılı TTK’nın 1409/2 maddesi) hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi hâlinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hâllerden olması gerekmektedir.
  • İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartları’nın 1.5 maddesi ve 6762 sayılı Kanun’un 1292/3. maddesi (6102 sayılıTTK’nın 1446. maddesi) uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı olacak şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içinde imiş gibi ihbar ederse, ispat külfeti yer değiştirip, oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçer.

    YHGK, E:2018/1083, K:2020/259, T:05.03.2020

14. İtimat Kurumu Olan Bankaların Objektif Özen Borcu – Hafif Kusur

  • Eldeki davada davacının kredi kartını kardeşine kullandırmak suretiyle kredi kartı sözleşmesine aykırı davranışta bulunduğu sabit olup, bu hususta Özel Daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak kredi kartı hamili olan davacı, bankaya talimat vererek dönem içi harcamalarının 700,00TL’ye ulaşması hâlinde kendisine SMS ile bilgi verilmesini talep etmiş, dosya kapsamı ve kayıt altına alınan telefon görüşmelerinden talimatın varlığı belirlenmiştir. Davaya konu harcamalardan ilk harcama … tarafından 18.01.2013 tarihinde 100,00TL olarak yapılmış, öncesinde davacının harcamaları ile birlikte 700,00TL’yi aştığı hâlde davacıya bilgi verilmemiştir. Davalı … kredi kartı ile alışveriş yapmaya devam etmiş, davaya konu tutara ulaşılmıştır. Bu nedenle … tarafından yapılan harcamalarda tüketici olan davacının talimatına rağmen banka tarafından bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediğinden, banka kusurlu olarak zararın artmasına sebebiyet vermiştir. Banka tarafından SMS mesajı gönderilmesi hâlinde zararın büyümesi önleneceğinden, birer itimat kurumu olan bankaların objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu bulunmaları karşısında davacının zararından sorumlu olduğu kabul edilmelidir.

    YHGK, E:2017/3092, K:2020/400, T:16.06.2020

15. Marka Hakkının Ülkeselliği

  • Marka hakkının ülkeselliği prensibi gereğince Avusturya’daki marka tescilinin bir başkasının markasına tecavüz teşkil edecek şekilde Türkiye’de kullanılmasına imkân vermeyeceği gözetilerek…

    YHGK, E:2017/15, K:2020/545, T:08.07.2020

16. Marka Hakkına Tecavüz – Haksız Rekabet – Manevi Tazminat

  • Davacının “üçgene benzeyen kalkan içerisinde boğa figürünün” yer aldığı “AUTOMOBİLİ LAMBORGHİNİ+ Şekil” ibareli markası tekstil ürünleri sınıfında da tescilli olup, davacının ürettiği tekstil ürünlerinde özellikle bu markayı kullandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla davacının tescilli markasında yer alan “üçgene benzeyen kalkan içerisinde boğa figürünün” internet sitelerinde davalı ürünlerinin tanıtımında kullanıldığı, ayrıca davalının tekstil imalathanesinin girişindeki ilan metninde bu figüre yer verildiği, imalathane içinde boğa figürlü yüzlerce etiketin bulunduğu, yine bu figürün davalı imalathanesindeki kolilerin üzerinde, torbalarda, kıyafetlerdeki etiketlerde tespit edildiği, ayrıca bu durumların süreklilik arz ettiği, davacının markasında yer alan boğa figürünün eser niteliğinin de bulunduğu ve dünyaca tanınmış olduğu gözetildiğinde mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarı yeterli görülmemiştir.

    YHGK, E:2017/135, K:2020/546, T:08.07.2020

KVK Özelge – 12.08.2020 : Aktifte kayıtlı gayrimenkulün mevcut borca karşılık devrinde istisna hükmünden faydalanılıp faydalanılmayacağı

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı

(Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü)

12.08.2020

Sayı         : 49327596-125.05[KVK.2019.ÖZ.36]-E.124405   

Konu      : Aktifte kayıtlı gayrimenkulün mevcut borca karşılık devrinde istisna hükmünden faydalanılıp faydalanılmayacağı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketinizin taşımacılık faaliyetinde bulunduğunu, …. Şti.’nden 8 adet otobüs satın aldığını, karşılığında 3.760.000 TL borçlandığını, bu borca karşılık şirketinizin 22.02.2011 tarihinde satın almış olduğu araziyi rızaen devir ettiğini belirterek, Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e maddesinde yer alan istisna kapsamında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun istisnaları düzenleyen 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu; bu istisnanın satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulmasının ve satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğu, bu sürede tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı; aynı şekilde istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmına uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin de ziyaa uğramış sayılacağı; menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6. Taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan hakları satış kazancı istisnası” başlıklı bölümünde söz konusu istisnanın uygulanmasına ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş olup; Tebliğin “5.6.2.4.1.Taşınmazlar ile iştirak hisselerinin para karşılığı olmaksızın devir ve temliki, trampası ve kamulaştırılması” başlıklı bölümünde;

İstisna uygulanabilmesi için taşınmazlar ile iştirak hisselerinin satılması ve bu işlemden bir kazanç elde edilerek, satan kurumun mali yapısında bir iyileşmenin olması gerekmektedir. Bu nedenle, söz konusu aktif kalemlerin para karşılığı olmaksızın devir ve temliki, trampası gibi işlemler istisna kapsamına girmemektedir.

Kat karşılığında arsa devrinde olduğu gibi, bir mal veya hakkın başka bir mal veya hak ile değiştirilmesini ifade eden trampa işlemlerinde de söz konusu istisna hükmü uygulanmayacaktır.

Bu tür kıymetlerin mevcut borçlar karşılığında rızaen veya icra yoluyla devredilmesi işlemleri ile kamulaştırma işlemleri ise kurumların finansman olanaklarını artıracağından istisna uygulaması kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

...

İstisna uygulamasında, her şeyden önce satış bedelinin nakit olarak tahsil edilmesi gerekmektedir. Nakit olarak tahsil edilmese de her an nakde dönüştürülmesi kolay altın, Devlet tahvili, Hazine bonosu, Toplu Konut İdaresince çıkarılan veya İMKB’de işlem gören hisse senetleri, tahvil ve bonolar ile de tahsil edilebilmesi mümkündür. Ancak, bu kıymetlerin en geç iki yıllık tahsil süresinin sonuna kadar nakde dönüştürülmesi gerekir.

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu istisnayla, kurumların bağlı değerlerinin nakde çevrilerek, işletmelerin sağlam mali kaynaklara kavuşturulması ve maddenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere işletmelerin bağlı değerlerinin nakde dönüştürülmesi yoluyla aktif bir şekilde ekonomiye katılması, finansman sıkıntılarının giderilmesi, faaliyetlerinin öz kaynaklarla devam ettirilebilmesi ve mali yapılarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Bir işletmenin bağlı değerlerinin satılarak sağlanan hasılatın aynı veya başkaca bağlı değerler alınması amacıyla kullanılması halinde kanun koyucunun bu istisnayla gerçekleştirmeye çalıştığı amaç sağlanamayacaktır.

Özelge talep formunuz ekinde yer alan faturaların incelenmesinden, şirketinizce satın alınan otobüslerin 06.02.2018 tarihli ve 23.02.2018 tarihli faturalarla şirketinize fatura edildiği; tarla vasıflı taşınmazların da 30.03.2018 tarihinde şirketinizce  …’
ye fatura edildiği anlaşılmıştır. Buna göre, esas faaliyeti taşımacılık olan şirketinizin tarla vasıflı taşınmazları otobüs niteliğindeki taşıtlarla trampa etmesinden doğan kazancın anılan Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan istisnaya konu edilmesi mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Reklamasyon ve Kickback Giderlerinin Kabul Edilip Edilmeyeceği

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

15.06.2020

Sayı         : 49327596-125.08[KVK.ÖZ.2018.65]-E.88521     

Konu      : Reklamasyon ve Kickback Giderlerinin Kabul Edilip Edilmeyeceği

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; “Şirketinizin turizm acenta ve operatörlüğü yapmakta olduğu, yurt dışındaki turizm operatörleri vasıtasıyla gelen turistlere konaklama tesisi temin etme, konaklama tesisine transfer, tur hizmetleri verildiği, şirketinizin söz konusu hizmetleri önceden anlaşılmış belirli teknik ve fiziki koşullar dahilinde yapmakta olduğu, muhtelif zamanlarda belirlenen şartların sağlanamaması, organizasyonda aksaklıklar yaşanması, konaklama tesisinin eksiklikleri nedeniyle önceden anlaşılan hizmet koşullarına uyum sağlanamamasından kaynaklı, şirketinizden hizmet alan turistlerin kendi yurtdışı tur operatörlerine yaptığı şikayetlerin araştırılıp soruşturulması sonucunda yurt dışı tur operatörlerinden tarafınıza reklamasyon, kickback vb. adlar altında iade niteliğinde faturalar gelmekte olduğu, söz konusu faturaların tarihi cari yıl içinde olsa da ilgili olduğu dönemlerin önceki yıllar olabildiği, şirketinizin söz konusu faturalar tarafınıza ulaşana kadar bu durumdan hiç bir surette haberdar olmadığı, sadece faturalar şirketinize ulaşınca anlaşma gereği iade işlemi yapıldığı, ticari sürecinizin doğal bir sonucu olduğu belirtilen, geçmiş döneme ilişkin cari dönem tarihli reklamasyon ve kickback vb. ad altındaki faturaların kurum kazancı hesabında gider olarak kabul edilip edilemeyeceği, edilecekse hangi dönemin gideri olarak kabul edileceği” hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasıyla kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı; ikinci fıkrası ile de safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiş olup kurum kazancının tespitinde Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş olup, anılan Kanunun 38 inci maddesinin birinci fıkrasında;

“Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1- İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2- İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

Bu Kanunun 40’ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin (1) numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bir masrafın genel gider kapsamında gider yazılabilmesi için; harcamanın yapılmış olması, harcama ile iş arasında açık ve güçlü bir illiyet bağı bulunması, giderin keyfi olmaması, yani kazancın elde edilmesi için mecburi olarak yapılması, yapılan gider karşılığında gayri maddi bir kıymet iktisap edilmemiş olması ve maliyete dahil edilecek giderlerden olmaması ile harcamanın işin önemi ölçüsünde yapılmış olması gerekmektedir.

Mezkur kanunun 40 ıncı maddesinin üçüncü bendinde; işle ilgili olmak şartiyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabileceği belirtilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde “sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderleri” nin kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.

Ticari kazancın tespitinde “dönemsellik ilkesi” ile “tahakkuk esası ilkesi” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Tahakkuk; gelirin ve giderin mahiyetinin kesinleşmesi ve kişiselleşmesiyle birlikte, hukuken istenebilir duruma gelmeyi sağlayan işlemin ve olayın gerçekleşmesidir. Mahiyeti ve tutarı itibarıyla kesinleşme, taraflar arasında mevcut ticari ilişkide edimlerin eksiksiz yerine getirilmesi suretiyle karşılıklı mutabakatla belirlenen bedele hak kazanılması ve bu bedelin belirginleşerek kesinleşmesini ifade eder. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir veya gider unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönemin kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. Dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır.

Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı 3 üncü maddesi;

“B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz. İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.”

hükmü bulunmaktadır.

Söz konusu hüküm ve esaslara göre yurt dışı operatörler tarafından önceki yıllarla ilgili olsa da cari yıl içinde faturalandırılmak suretiyle kesinleşen, ticari faaliyetiniz ile ilgili olup sözleşme kapsamında reklamasyon, kickback vb. adlar altında katlanmış olduğunuz giderlerinizi,

– Yapılan işin mahiyetine uygun olması ve iş hacmi ile mütenasip olması,

– Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun tevsik edici belgelerle belgelendirilmesi,

-Şirketinizin, ortaklarınızın, yöneticilerinizin veya çalışanlarınızın kusurundan kaynaklanmaması

şartıyla kurum kazancınızın tespitinde dönem gideri olarak dikkate almanız mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Sulh Protokolüne göre ödenen geçmiş yıl kiralarının hangi yılın gideri olarak dikkate alınacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-125[8-2018/275]-E.567807       

Konu      : Sulh Protokolüne göre ödenen geçmiş yıl kiralarının hangi yılın gideri olarak dikkate alınacağı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketiniz ile … A.Ş. arasında kira sözleşmesinin mevcut olduğu, … A.Ş. tarafından 2015-2016-2017 yıllarında düzenlenen kira faturaları konusunda aranızda anlaşmazlık olduğu ve anılan firmanın düzenlediği faturaların kabul edilmeyerek şirketiniz tarafından dava konusu yapıldığı, … A.Ş. tarafından da şirketinize icra davalarının açıldığı, şirketiniz tarafından dava açılması nedeniyle … A.Ş. tarafından düzenlenen faturaların defter kayıtlarınıza alınmadığı ancak aynı faturaların … A.Ş. tarafından defter kayıtlarına alındığı, karşılıklı olarak davalar devam ederken 2017 yılında sulh yoluna gidilerek sulh protokolünün yapıldığı, bu protokole göre … A.Ş.’ye vadeli çeklerin verildiği ve çek vadelerinin 25/02/2018 tarihli olması nedeniyle … A.Ş. tarafından düzenlenen faturaların kayda alınıp sulh olunan miktar fazlası için anılan firmaya iade faturasının düzenleneceği belirtilerek, 2015-2016-2017 yıllarında defter kayıtlarına alınmayan

faturaların hangi dönemde gider olarak dikkate alınacağı hususunda görüş istenilmekte olup Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasıyla kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı; ikinci fıkrasıyla da safî kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise; Bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce, işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır.

Kurum kazancının tespitinde Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin (1) numaralı bendi ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükmü yer almaktadır. 

Ticari kazancın tespitinde “dönemsellik ilkesi” ile “tahakkuk esası ilkesi” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, dolayısıyla geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir veya gider unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönemin kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. “Dönemsellik” kavramı gereği işletmeler, gelir ve giderlerini tahakkuk esasına göre muhasebeleştirmek, hasılat, gelir ve karlarını aynı döneme ait maliyet, gider ve zararlarla karşılaştırmak durumundadırlar. Bu ilke uyarınca, gelir ve giderlerin ilgili oldukları dönemde kaydedilmesi gerekir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, mahkeme süreci devam ederken 2015-2016-2017 yıllarına ait kira ödemelerinin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem olarak şirketiniz ile … A.Ş.’nin uzlaşması sonucu yapılan Sulh Protokolünün imzalandığı 11/07/2017 tarihinin dikkate alınması ve kira ödemelerinin de 2017 hesap dönemine ilişkin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Vakıf Tarafından Elde Edilen Eurobond Faiz Geliri ve Alım Satım Kazançlarının Beyan Edilip Edilmeyeceği

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-125[2-2019/50]-E.567732         

Konu      : Vakıf Tarafından Elde Edilen Eurobond Faiz Geliri ve Alım Satım Kazançlarının Beyan Edilip Edilmeyeceği

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, vakfın amaçlarını gerçekleştirebilmek ve ihtiyaç duyduğu gelirleri sağlamak amacıyla Hazine tarafından ihraç edilen eurobondlardan aldığınızı belirterek, söz konusu eurobond alım-satım kazancının ve faiz gelirinin beyan edilip edilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinde vakıflara ait iktisadi işletmeler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış olup bu maddenin beşinci fıkrasında, vakıflara ait veya bağlı olup faaliyetleri devamlı bulunan ve sermaye şirketleri ile kooperatifler dışında kalan ticari, sınai ve zirai işletmelerin vakıfların iktisadi işletmeleri olduğu; altıncı fıkrasında da vakıflara ait iktisadi işletmelerin kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmamasının mükellefiyetlerini etkilemeyeceği, mal ve hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesinin bunların iktisadi işletme niteliğini değiştirmeyeceği hükme bağlanmıştır.

Anılan Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde de her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun uygulanmasına ilişkin açıklamaları içeren 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin (2.4.) bölümünde, iktisadi işletmelerin belirgin özelliklerinin bağlılık, devamlılık ve faaliyetin ticari, sınai veya zirai bir mahiyet arz etmesi olduğu, diğer bir anlatımla iktisadi işletmenin unsurlarının ticari faaliyetin de temel özelliklerinden olan, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım-satımı, imalatı ya da hizmet ifaları gibi faaliyetler olduğu, Kanunun bu gibi halleri tek tek saymak yerine, dernek veya vakıf tarafından piyasa ekonomisi içerisinde icra edilen tüm iktisadi faaliyetleri kapsamına aldığı, satılan mal veya hizmete ait bedelin sadece maliyeti karşılayacak kadar olmasının, kâr edilmemesinin, kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesinin bunların iktisadi işletme olma vasfını değiştirmeyeceği açıklanmıştır.

Ticari organizasyon, sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartlardan tümü veya bir kısmı yerine getirilmek suretiyle belirli şekilde kurulmuş olacaktır. Bu takdirde bu organizasyon içinde bir takvim yılında veya iki veya üç yılda tek bir işlem yapılmış olsa dahi ticari faaliyetin varlığı kabul edilecektir.

Ayrıca, aynı bölümün devamında yer alan örnekte, “Bir derneğin nakit varlıklarının bir kısmının, derneğin amaçlarını gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu gelirleri sağlamak amacıyla menkul kıymet alımına tahsis edilmesi, daha sonra bu menkul kıymetlerin yıl içinde farklı tarihlerde birkaç kez elden çıkarılması veya itfa tarihinde neması ile birlikte tahsil edilmesi durumunda, devamlılık arz eden ticari, sınai ve zirai bir faaliyetten söz edilemeyeceğinden derneğe bağlı bir iktisadi işletmenin varlığı söz konusu olmayacaktır. Ancak, söz konusu derneğin, üyelerinden aidat veya bağış adı altında topladığı ve/veya üyelerin değerlendirilmek üzere verdikleri paralarla müstakil bir eleman istihdamını gerektirecek boyutta menkul kıymet alım-satım faaliyetinde bulunması ve münhasıran bu faaliyet için eleman istihdam edilmesi ticari organizasyonun oluştuğu anlamına gelecektir.” ifadelerine yer verilmiştir.

Tüzel kişiliği itibarıyla kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan vakıfların yürüttüğü faaliyetlerin, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde devamlı surette ve bir bedel mukabilinde gerçekleştirilen ticari, sınai ve zirai faaliyetlerden oluşması halinde; bu faaliyetler dolayısıyla vakıf bünyesinde oluşacak iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesi gerekir. 

Buna göre, vakfınızın nakit varlıklarının bir kısmının, vakıf amaçlarını gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu gelirleri sağlamak amacıyla menkul kıymet alımına tahsis edilmesi, daha sonra bu menkul kıymetlerin yıl içinde farklı tarihlerde birkaç kez elden çıkarılması veya itfa tarihinde neması ile birlikte tahsil edilmesi durumunda, devamlılık arz eden ticari, sınai ve zirai bir faaliyetten söz edilemeyeceğinden, vakfınıza bağlı bir iktisadi işletmenin varlığı söz konusu olmayacaktır. Bu durumda, eurobond faiz geliri ve bu kıymetlerin elden çıkartılmasından elde edilen kazançlar beyana konu edilmeyecektir.

Ancak, vakfın nakit varlıklarıyla müstakil bir eleman istihdamını gerektirecek boyutta menkul kıymet alım-satım faaliyetinde bulunulması ve sadece bu faaliyet için eleman istihdam edilmesi halinde, bu faaliyet dolayısıyla vakfınıza bağlı iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesi gerekmektedir. 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : İrlanda mukimi firmadan internet ortamında alınan hizmetlerin 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-125[15-2019/206]-E.567768     

Konu      : İrlanda mukimi firmadan internet ortamında alınan hizmetlerin 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formu eki dilekçede, Şirketinizin, kısa adıyla Linkedin diye bilinen İrlanda mukimi Linkedin …unvanlı şirketin internet ortamında sunduğu hizmetlerden yararlandığı, Linkedin platformunda ücretsiz olarak yararlanılabilen hizmetlerin bulunduğu Basic hesaplar ile ücret karşılığı yararlanılabilen hizmetlerin bulunduğu Premium hesapların olduğu, Şirketinizin her iki hesap türünün de bulunduğu dolayısıyla her iki hizmet türünden de yararlandığı belirtilerek, Şirketiniz tarafından Premium hesaplar kullanılarak İrlanda mukimi Linkedin firmasından internet ortamında alınan Şirketinizin personel ihtiyacının karşılanması ve gelişen teknolojiye uyum sağlanması adına alınan eğitimleri kapsayan konulara ilişkin hizmetlerin 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı çerçevesinde reklam hizmeti olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; Kanunun 1 inci maddesinde sayılan kurumlardan, kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, dar mükellefiyet esasına göre sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirileceği hükmü yer almakta olup üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar sayılmıştır. Aynı maddenin dördüncü fıkrasında da bu maddede belirtilen kazanç veya iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasında, dar mükellefiyete tabi kurumların bu fıkrada bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmış olup anılan fıkranın (d) bendinde, Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemelerden vergi kesintisi yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası ile Cumhurbaşkanına; ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına, ödeme yapan veya ödemeye aracılık edenlerin vergi kanunlarına göre vergi kesintisi yapmak zorunluluğu bulunup bulunmamasına, ödemenin konusunun mal veya hizmet alım satımı olup olmamasına, elektronik ortamda gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesine, ödeme yapılanın bu tutarı vergi matrahının tespitinde indirim konusu yapıp yapmamasına bakılmaksızın, vergiye tabi işlemlere taraf veya aracı olanlara vergi kesintisi yaptırmaya, iş grupları, iş nevileri, sektörler ve emtia grupları itibarıyla, vergiye tabi işlemle ilgili, vergi kanunlarında belirtilen alt ve üst limitler arasında olmak şartıyla, farklı kesinti oranları tespit etmeye yetki verilmiştir.

Bu fıkra ile Cumhurbaşkanına verilen yetki, 19/12/2018 tarihli 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18/12/2018 tarihli 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kullanılmıştır.

Söz konusu Kararın eki Kararın 1 inci maddesinde, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında ve Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılanlara internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin vergi kesintisi kapsamına alınmış olduğu, bu hizmetlere ilişkin olarak hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemelerden, ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın vergi kesintisi yapılması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.

Mezkûr Kararın 2, 3 ve 4 üncü maddeleri gereğince, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere (ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın) yapılan ödemeler üzerinden;

– Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi uyarınca %15,

– Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesi uyarınca %0,

– Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca %15 

oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Konuya ilişkin yayımlanan 17 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğine eklenen “30.4.11. Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemelerde vergi kesintisi” başlıklı bölümünün “30.4.11.1.1. İnternet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin ödemeler üzerinden yapılacak vergi kesintisi” alt başlıklı bölümünde,

“476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında yapılan değişiklik uyarınca, internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti veren veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık eden dar mükellef kurumlara yapılan ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Buna göre, Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar, dar mükellefiyete tabi bir kurumun internet ortamında verdiği reklam hizmeti karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapmakla yükümlüdürler. Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar dışında kalanların ise dar mükellef bir kurumdan aldığı internet ortamındaki reklam hizmetleri karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapma yükümlülükleri bulunmamaktadır.

476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı 1/1/2019 tarihinden itibaren yapılacak ödemelere uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş olup hizmet bu tarihten önce verilmiş olsa dahi, anılan tarihten itibaren (bu tarih dahil) yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılacaktır.

” 

açıklamaları yer almaktadır.

Buna göre, 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Karar gereğince internet ortamında verilen reklam mahiyetinde olan işler için tam mükellef bir kurum tarafından dar mükellef kuruma 01/01/2019 tarihinden itibaren yapılan ödemelerden Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca % 15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Bu itibarla, Şirketiniz tarafından İrlanda mukimi Linkedin …unvanlı şirketten Linkedin platformunda, reklam mahiyetinde olmaksızın sadece Şirketinizin personel ihtiyacı doğrultusunda aradığınız özelliklere uygun adayları bulmanız amacıyla yayınladığınız iş ilanları ve gelişen teknolojiye uyum sağlanması adına eğitim hizmetleri almak için yapılan ödemeler üzerinden söz konusu karar kapsamında tevkifat yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

 Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 05.08.2020 : Sermaye azalışında meydana gelen zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

05.08.2020

Sayı         : 62030549-125[9-2017/344]-569174

Konu      : Sermaye azalışında meydana gelen zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda,  2013 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde şirketinizle eşit sermayeli … unvanlı şirketi kurduğunuzu, başlangıç sermayesinin 1.000.000,00 USD olarak belirlendiği, ancak Türkiye’de faaliyet gösteren şirketiniz tarafından yurt dışındaki şirkete sermaye transferi olarak 2017 yılında 1.091.200,00 USD’nin transfer edildiği, 2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında söz konusu şirketin zarar etmesi dolayısıyla sermaye ihtiyacının karşılanamadığı ve şirket ortaklığından bedelsiz olarak çekilmek zorunda kaldığınızı belirtilerek, söz konusu sermaye transferi tutarının Türkiye’deki şirketinizin 2017 yılı karından indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hususunda bilgi talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde kurumlar vergisine tabi kurumlar sayılmış olup aynı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında da bu kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanların tam mükellef olarak gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançlarının tamamı üzerinden vergilendirilecekleri hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun 6 ncı maddesinde kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun başlıklı 38 inci maddesinde ise bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise bu farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu surette tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanunun değerlemeye ait hükümleri ile aynı Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükmüne yer verilmiştir.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde kazancın tespitinde indirilecek giderler sayılmış olup Vergi Usul Kanununun üçüncü kitabında da “Değerleme” hükümlerine yer verilmiştir.

Anılan maddelerde iştirak edilen kuruma sermaye olarak konulan tutarın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabileceğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

Öte yandan, özelge talep formu ekinde yer alan “Ortaklık Hakları Alım Sözleşmesinde” Amerika Birleşik Devletlerindeki … şirketi ile şirketinizin bir ortak girişim  olarak faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla kurulduğu ve ortaklık haklarının yüzde ellisini (%50) elinde bulundurduğu anlaşılmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, Amerika Birleşik Devletlerinde kurulan ve ortaklığından bedelsiz olarak çekildiğiniz … unvanlı şirkete koyduğunuz sermaye tutarının (2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında söz konusu şirketin zarar etmesi dolayısıyla bu zararın karşılanması için sermaye transferi olarak gönderilen 1.091.200,00 USD dahil) şirketinizin safi kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Orman Genel Müdürlüğü’nden tahsis edilen alana ilişkin kira bedeli haricinde yapılan ağaçlandırma ve ilave ağaçlandırma bedelinin giderleştirilmesi

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-125[8-2018/222]-E.567754       

Konu      : Orman Genel Müdürlüğü’nden tahsis edilen alana ilişkin kira bedeli haricinde yapılan ağaçlandırma ve ilave ağaçlandırma bedelinin giderleştirilmesi

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Şirketinizin .. ilinde rüzgar enerji santrali yatırımı yaptığı, henüz önlisans sahibi olan şirketinizin …ğü tarafından tahsis edilen alana ilişkin kira bedeli haricinde “ağaçlandırma ve ilave ağaçlandırma” adı altında bedel tahsil edildiği, bahse konu ağaçlandırma bedelinin …ğü tarafından Şirketinizin kullanacağı arazi haricindeki yerler içinde kullanılabildiği belirterek, söz konusu ağaçlandırma bedelinin gider yazılıp yazılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi kurum kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Ticari Kazancın Tarifi” başlıklı 37 nci maddesinde, her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş; 38 inci maddesinin birinci fıkrasında da;

“Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

hükmüne yer verilmiştir.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, ticari kazancın tespitinde indirilebilecek giderler belirtilmiş olup maddenin (1) numaralı bendinde, “ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler.”; (7) numaralı bendinde ise, “Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanlar” safi kazancın tespitinde hasılattan indirilebilecek giderler arasında sayılmıştır.

Ticari kazancın tespitinde “tahakkuk esası” ve “dönemsellik esası” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, bu işlemin miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesi ise, bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır. Dönemsellik, tahakkuk etmiş bir gelir için söz konusudur. Bu esaslar dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme olmadığı sürece mahiyet veya tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

-262 nci maddesinde, maliyet bedelinin, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade ettiği,

-269 uncu maddesinde, iktisadi işletmelere dahil gayrimenkullerin maliyet bedelleri ile değerleneceği; bu Kanuna göre, gayrimenkullerin mütemmim cüzüleri ve teferruatının, tesisat ve makinaların, gemiler ve diğer taşıtların, gayrimaddi hakların gayrimenkuller gibi değerleneceği,

– 270 inci maddesinde, gayrimenkullerde maliyet bedeline; makine ve tesisatta gümrük vergileri, nakliye ve montaj giderleri ile mevcut bir binanın satın alınarak yıkılmasından ve arsasının tesviyesinden mütevellit giderlerin gireceği; noter, mahkeme, kıymet takdiri, komisyon ve tellaliye giderleri ile emlak alım ve özel tüketim vergilerini maliyet bedeline ithal etmenin veya genel giderler arasında göstermenin ihtiyari olduğu,

– 272 nci maddesinde, normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderlerin, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline ekleneceği; bir geminin iktisap tarihindeki süratini fazlalaştırmak, yolcu ve eşya yükleme ve barındırma tertibatını genişletmek veya değiştirmek suretiyle iktisadi kıymetini devamlı olarak artıran giderlerle bir motorlu kara nakil vasıtasının kasa veya motorunun yenisi ile değiştirilmesi veya alımında mevcut olmayan yeni bir tertibatın eklenmesi için yapılan giderlerin maliyet bedeline eklenmesi gereken giderlerden olduğu; gayrimenkuller kira ile tutulmuş ise veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının işletme hakkı verilmiş ise, kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan bir ve ikinci fıkralardaki giderlerin bunların özel maliyet bedeli olarak ayrıca değerleneceği, kiracının veya işletme hakkına sahip tüzel kişinin faaliyetini icra için vücuda getirdiği tesisata ait giderlerin de bu hükümde olduğu; gayrimenkuller veya elektrik üretim ve dağıtım varlıkları için yapılan giderlerin hem tamir, hem de kıymet artırma giderlerinden terekküp ettiği takdirde, mükellefin bu giderlerden maliyet bedeline eklenecek kısmı ayrı göstermek mecburiyetinde olduğu,

– 313 üncü maddesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil edeceği,

– 315 inci maddesinde, mükelleflerin amortismana tâbi iktisadî kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilân edeceği oranlar üzerinden itfa edecekleri, ilân edilecek oranların tespitinde iktisadî kıymetlerin faydalı ömürlerinin dikkate alınacağı

hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, mezkûr Kanunun 315 inci maddesinin verdiği yetkiye istinaden amortismana tabi iktisadi kıymetler için uygulanacak “Faydalı Ömür ve Amortisman Oranları” Bakanlığımızca tespit edilerek; 339, 365, 389, 399, 406, 418, 439 ve 458 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki liste (Amortisman Listesi) ile açıklanmıştır.

Diğer taraftan, kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen lisans, kullanım hakkı ve izni, orman arazi izni veya diğer haklar (işletme hakkı gibi) ve bunların benzerlerinden, sözleşmelerinde sabit bir bedel belirlenmiş olanların, gayrimaddi hak olarak mezkûr listenin (55.) bölümü kapsamında itfa edilmesi; sözleşmelerinde sabit bir bedel belirlenmemiş olanların (baştan kesin bir tutarının olmaması, yıllık olarak ödenmesi ve her yıl değişmesi) ise, amortisman yoluyla itfası mümkün olmayıp, her hesap dönemine ait tutarın, gelir/kurumlar vergisi mevzuatı dahilinde, ilgili dönemde kazancın tespitinde doğrudan dikkate alınması gerekmektedir.

Bunun yanı sıra, 18.04.2014 tarihli ve 28976 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Orman Kanununun 17/3 ve 18 inci Maddelerinin Uygulama Yönetmeliğinin;

– (3/1-a) maddesinde, “a) Ağaçlandırma bedeli: İzin verilen alan üzerinden bir defaya mahsus alınan bedeli,”,

– (3/1-l) maddesinde, “l) İzin: Bu Yönetmelik hükümlerine göre Bakanlıkça verilen ön izni veya kesin izni,”,

– (7/4) maddesinde, “(4) Ormanlık alandan verilen izin, müracaat sahibine tebliğ edilir. Tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde izin sahibinden teminat, bedeller ve onaylı taahhüt senedi alınır. Tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde bedellerin yatırılmaması, teminatın veya onaylı taahhüt senedinin verilmemesi halinde ise saha teslimi yapılmaz, her hangi bir bildirime gerek kalmaksızın izin iptal edilir. İptal işlemi ilgiliye bildirilir. Aynı yerle ilgili yeniden izin talep edilmesi yeni izin talebi olarak değerlendirilir.”,

– 8 inci maddesinde, “(1) Verilen ön izinlerde ön izin bedeli, kesin izinlerde ise;

a) Ağaçlandırma bedeli,

b) Arazi izin bedeli,

c) Orköy bedeli,

ç) Erozyon bedeli,

alınır.”,

– 9 uncu maddesinde, “(1) Alınacak bedellerden;

 a) Ağaçlandırma bedeli; Genel müdürlükçe, Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından yılın ikinci yarısı için tespit edilen 16 yaşını doldurmuş işçilerin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretlerinin 294 gün/hektar katsayısıyla çarpımı sonucu belirlenen ağaçlandırma birim hektar bedelinin, izin alanı ile çarpımı sonucu,

b) Arazi izin bedeli; İzin alanının metrekaresi, cari yıl ağaçlandırma birim metrekare bedeli, bu Yönetmeliğin ekinde yer alan izin türü katsayısı (Ek-1), ekolojik denge katsayısı (Ek2) ve il katsayısının (Ek-3) çarpımlarının sonucu,

 c) Orköy bedeli; Toplam proje bedelinin yüzde üçü (%3) alınarak, ç) Erozyon bedeli; Toplam proje bedelinin yüzde ikisi (%2) alınarak,

d) Depolama bedeli; Cari yıl bir metrekare ağaçlandırma bedelinin, büyükşehir belediyesi bulunan illerde dört katı, diğer illerde ise üç katının toplam depolama hacmi ile çarpımı sonucu,

bulunur.

(3) Bu bedellerden arazi izin bedeli her yıl, diğer bedeller izin başlangıcında bir defaya mahsus defaten alınır.

(6) Arazi izin bedeli izin başlangıç tarihi esas alınarak bildirime gerek kalmaksızın her yıl defaten tahsil edilir. Müteakip yıllara ait arazi izin bedeli BAK (bedel artış katsayısı) oranında artırılmak suretiyle tespit edilerek bildirime gerek kalmaksızın izin başlangıç tarihinde defaten tahsil edilir.

(7) Sonraki yıl bedellerinin peşin ödenmesinin talep edilmesi halinde, ödenmesi talep edilen yıllara ait bedeller ödemenin yapıldığı yıl bedeli üzerinden defaten tahsil edilebilir.

…”

 düzenlemeleri yer almaktadır.

Ayrıca, 6831 sayılı Orman Kanununun 17/3 ve 18 inci maddeleri gereğince adı geçen şirket adına düzenlenen 17.02.01 no.lu ve 19.08.2015 güncelleme tarihli kesin izin taahhüt senedinin;

– 1 inci maddesinde, bir defaya mahsus ağaçlandırma bedeli, orköy bedeli, erozyon bedeli, depolama bedeli ve her yıl arazi izin bedeli alınacağı,

– 3 üncü maddesinde, arazi izin bedellerinin BAK (bedel artış katsayısı) oranında artırılmak suretiyle tespit edilerek bildirime gerek kalmaksızın izin başlangıç tarihinde her yıl defaten tahsil edileceği,

– 10 uncu maddesinde, ilave ağaçlandırma bedeli alınacağı

belirtilmiştir.

Buna göre, 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci maddesi kapsamında verilen izin karşılığında, Hazineye orman arazisi kullanımı için ödenen bedellerin (arazi izin bedeli, ağaçlandırma ve ilave ağaçlandırma bedelleri, orköy bedeli, erozyon bedeli vb.), iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi münasebetiyle yapılan ödemeler kapsamında değerlendirilmesi ve esas itibariyle, gayrimaddi hak olarak aktifleştirilerek mezkûr listenin (55.) bölümü kapsamında 15 yıl faydalı ömür ve %6,66 amortisman oranı dikkate alınarak itfa edilmesi icap etmektedir. Ancak, söz konusu bedellerden, sabit bir bedel mahiyetinde olmayanların (baştan kesin bir tutarının olmaması, yıllık olarak ödenmesi ve her yıl değişmesi), aktifleştirilerek amortisman yoluyla itfası mümkün bulunmamaktadır.

Bu itibarla;

– Orman arazisi için bir defaya mahsus olarak ödenecek olan ağaçlandırma ve ilave ağaçlandırma bedelleri, orköy bedeli ve erozyon bedelinin toplam tutarının gayrimaddi hak olarak aktifleştirilmesi ve izin süresi 15 yıldan fazla olduğu için 15 yılda itfa edilmesi,

– Her yıl ödenecek ve bedeli her yıl bedel artış katsayısına göre artacak olan arazi izin bedellerinin ilgili yıllarda gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Öte yandan, söz konusu ödemelerin, tekdüzen hesap çerçevesi, hesap planı ve işleyişine ilişkin açıklamaların yapıldığı, 26/12/1992 tarihli ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ve daha sonra bu konuda yayımlanan diğer Genel Tebliğler çerçevesinde kayıtlara alınması gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Şirket tarafından eski çalışan personeline yapılacak kıdem, ihbar tazminatı vb. ödemelerin hangi dönemde gider yazılacağı

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-125[8-2017/361]-E.567951       

Konu      : Şirket tarafından eski çalışan personeline yapılacak kıdem, ihbar tazminatı vb. ödemelerin hangi dönemde gider yazılacağı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Şirketiniz ile eski çalışan arasında … İş Mahkemesinde 2015 yılından beri devam eden kıdem, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti (mesai), asgari geçim indirimi, izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi ödemelere açılan ve şirketiniz aleyhine verilen karara istinaden ödenen tutarların ödendiği dönemde giderleştirilip giderleştirilemeyeceği, mahkemece hükmedilen istihkaklara ilişkin ödenecek faiz, mahkeme masrafı ve avukatlık ücretlerinin ilgili dönemde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı, mahkemece hükmedilen istihkakların muhtasar beyanname ile beyanı aşamasında faizsiz tutarların mı yoksa faiz dahil tutarları üzerinden mi vergi kesintisi yapılacağı, asgari geçim indirimi tutarının muhtasar beyannameden mahsup imkanının bulunup bulunmadığı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı; ikinci fıkrasında ise, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Kurum kazancının tespitinde, Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların ticari kazancın tespitinde gider olarak indirileceği hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanunun 25 inci maddesinde,

“Aşağıda yazılı tazminat ve yardımlar Gelir Vergisinden müstesnadır.

7. a) 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu ve 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununa göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanuna göre ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarları (Hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler tazminat sayılmaz.);

b) Hizmet erbabının tabi olduğu mevzuata göre bu bendin (a) alt bendinde belirtilen istisna tutarının hesabında dikkate alınmak şartıyla, hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra; karşılıklı sonlandırma sözleşmesi veya ikale sözleşmesi kapsamında ödenen tazminatlar, iş kaybı tazminatları, iş sonu tazminatları, iş güvencesi tazminatları gibi çeşitli adlar altında yapılan ödemeler ve yardımlar (Bu bendin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.);”

hükmüne,

61 inci maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.”

hükmüne,

94 üncü maddesinde; “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.

1.Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre,

Yukarıdaki bentlerde yazılı vergi tevkifatının yapılmasında 96 ncı madde hükmü göz önünde tutulur.

… ”

hükmüne,

96 ncı maddesinde; “Vergi tevkifatı, 94’üncü madde kapsamına giren nakten veya hesaben yapılan ödemelere uygulanır. Bu maddede geçen hesaben ödeme deyimi, vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade eder.” 

hükmüne yer verilmiştir.

Kıdem tazminatının vergilendirilmesine ilişkin açıklamalar 11/6/2018 tarihli ve 30448 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 303 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer almaktadır.

Öte yandan aynı Kanunun “Asgari geçim indirimi” başlıklı 32 nci maddesinde de Ücretin gerçek usulde vergilendirilmesinde asgari geçim indirimi uygulanacağı, mahsup edilecek kısmın fazla olması halinde iadenin yapılmayacağı hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, asgari geçim indirimi uygulamasına ilişkin usul ve esaslara ilişkin ayrıntılı açıklamalar 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yapılmıştır.

Anılan Tebliğin “Asgari Geçim İndirimi Tutarının Hesaplanması” başlıklı 5 inci bölümünde;

“Asgari geçim indirimi (A.G.İ.) tutarı, ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin yıllık brüt tutarına bu Tebliğin “3. Uygulamanın Esasları” başlıklı bölümünde yer alan oranların uygulanması ile bulunan tutarın, gelir vergisi tarifesinin birinci dilimine karşılık gelen oranla çarpımı sonucu bulunur.

A.G.İ. Yıllık Tutarı = ( Asgari Ücretin Yıllık Bürüt Tutarı x A.G.İ. Oranı) x %15 Asgari geçim indirimi yıllık tutarı, ücretlinin asgari geçim indiriminden bir yıl boyunca faydalanacağı net menfaattir. Aylık yapılan ücret ödemelerinde ise asgari geçim indirimi, hesaplanan yıllık tutarın 12’ye bölünmesi suretiyle uygulanacak ve bir ay içerisinde yararlanılabilecek asgari geçim indirimi tutarı, yıllık olarak hesaplanan tutarın 1/12’sini geçemeyecektir.”

açıklamasına,

“6. Medeni Durum ve Eşin Gelirinin Olmadığının Tespiti” başlıklı bölümünde ise “Ücretliler, medeni durumları ve çocuk sayıları ile eşinin iş ve gelir durumu hakkında Tebliğ ekinde yer alan “Aile Durumu Bildirimi” (EK:1) ile işverenlerine bildirimde bulunacaklardır. “

açıklamasına yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 4857 sayılı İş Kanununun “Süreli Fesih” başlıklı 17 nci maddesinde;

“Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.

İş sözleşmeleri;

a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra,

b) İşi altı aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra,

c) İşi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra,

d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra,

feshedilmiş sayılır.

Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir.

Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır.

İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.

İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir.

Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin ödenecek ücretin hesabında 32 nci maddenin birinci fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur.”

hükmü yer almaktadır.

Buna göre, 1475 sayılı İş Kanununa göre ödenen kıdem tazminatının en yüksek Devlet memuruna ödenen azami emekli ikramiyesi tutarını aşmayan kısmı gelir vergisinden istisna edilmiştir.

Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununda, 4857 sayılı Kanunun 17 nci maddesi kapsamında ödenen ihbar tazminatlarının vergiden istisna edildiğine dair bir hüküm yer almamaktadır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde; Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi çerçevesinde kıdem ve ihbar tazminatının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilebilmesi için, işçinin İş Kanununa göre  kıdem tazminatına hak kazanması ve hak edilen kıdem tazminatının da işçiye ödenmiş olması gerekir. Tahakkuk etmiş olsa da ödenmemiş kıdem tazminatının kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.

Bu nedenle, mahkeme kararı kapsamında şirketiniz tarafından çalışanlarınıza yapılan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti (mesai), izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi ödemelerin yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde ödemenin yapıldığı dönemde kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Ayrıca, mahkeme kararına istinaden ödenen faiz, vekalet ücreti ve mahkeme masrafı tutarlarının Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında kurum kazancının tespitinde gider olarak kayıtlara alınabileceği tabiidir.

Diğer yandan, kıdem tazminatının varsa istisnayı aşan kısmı, ihbar tazminatının tamamı, fazla çalışma ücreti (mesai), izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi ödemeler ücret olarak değerlendirilerek, tahakkuk ve ödemesinin yapıldığı dönemin ücreti sayılması ve Gelir Vergisi Kanununun 61, 63, 94 ve 103 üncü maddelerine göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

Ayrıca, asgari geçim indirimi tutarlarının, daha önce ilgili dönemlerde yapılan ücret ödemeleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilerek çalışana ödenmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla, daha önce ilgili dönemlerde asgari ücret ödemelerinin hesaplanan vergiden indirilip indirilmediği ve çalışana ödemesinin yapılıp yapılmadığı ile mahkeme kararına istinaden ödenmesine hükmedilen tutarların içeriği ve mahiyeti net olarak anlaşılamadığından kesin bir değerlendirme yapılamamıştır.

Öte yandan, söz konusu ödemelerin hak sahibine geç ödenmesi nedeniyle ödenen faizlerin ücret olarak nitelendirilmesi mümkün bulunmamakta olup, faiz ödemeleri Gelir Vergisi Kanunu uygulamasında alacak faizi niteliğinde olduğundan, tevkif yoluyla vergilendirilmeyen bu ödemelerin elde edenlerce Gelir Vergisi Kanununun 85 ve 86 ncı maddeleri uyarınca menkul sermaye iradı olarak yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 11.08.2020 : İfraz işlemi yapılan taşınmazın satışının K.V ve KDV’den istisna olup olmadığı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Şanlıurfa Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

11.08.2020

Sayı         : 64958909-125-E.22497      

Konu      : İfraz işlemi yapılan taşınmazın satışının K.V ve KDV’den istisna olup olmadığı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Başkanlığımıza bağlı … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu, … tarihinde …Büyükşehir Belediyesi adına kayıtlı iken şirketiniz adına ayni sermaye olarak tapu işlemi gerçekleştirilen .. Ada … Parsel No.lu gayrimenkulün (arsa) … tarihinde … Büyükşehir Belediyesinin … tarih ve … sayılı kararı ile … ayrı parsele ayrılarak ifrazının yapıldığı, bu parsellerden … adedinin açık artırma usulü ile satışa çıkarılacağını, bu nedenle söz konusu satış işleminin kurumlar vergisi ve katma değer vergisinden istisna olup olmayacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.

I-KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu, bu istisnanın satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulacağı, ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şart olduğu, bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı, aynı şekilde istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan istisnanın uygulamasına ilişkin ayrıntılı açıklamalara 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6” bölümünde yer verilmiş olup, söz konusu Tebliğin “5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı alt bölümünde

“Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.

İstisna uygulaması esas itibarıyla bütün kurumlar için geçerlidir. Ancak, faaliyet konusu menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanması olan kurumların bu amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazançlar için istisnadan yararlanmaları mümkün değildir.

Satışa konu edilen kıymetlerin iki tam yıl kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmeyecektir. Aynı durum, satmak üzere taşınmaz inşaatı ile uğraşan mükellefler açısından da geçerlidir. Ancak, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek; taşınmaz ticaretine konu edilen veya kiralama ya da başka surette değerlendirilen taşınmazların satış kazancı ise istisnaya konu edilmeyecektir.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, …tarihinde … Büyükşehir Belediyesi adına kayıtlı iken şirketiniz adına ayni sermaye olarak tapu işlemi gerçekleştirilen … Ada … Parsel No.lu gayrimenkulün (arsa) … tarihinde … Büyükşehir Belediyesinin … tarihli ve … sayılı kararı ile … ayrı parsele ayrılarak ifrazının yapılması neticesinde bu parsellerden … adedinin açık artırma usulü ile satışının yapılması durumunda taşınmaz ticareti ile uğraşılmış olunacağından, bu taşınmazların satışından doğan kazançla ilgili olarak Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan kurumlar vergisi istisnasından yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

2-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

-1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

-17/4-r maddesinde ise, kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerin KDV’den müstesna olduğu, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin ise istisna kapsamı dışında olduğu

hüküm altına alınmıştır.

Konuya ilişkin olarak KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Taşınmaz Satışlarında İstisna Uygulaması” başlıklı (II/F-4.16.1.) bölümünde;

“İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan (taşınmazların mutat olarak alım satımının yapılması veya kiraya verilmesi) kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmazların tesliminde istisna hükmü uygulanmaz.”

açıklamasına yer verilmiştir.

Buna göre, … Ada … Parsel No.lu şirketinize ait taşınmazın, … Büyükşehir Belediyesinin … tarihli ve … sayılı kararı ile … ayrı parsele ayrılarak ifrazının yapılması neticesinde bu parsellerden 4 adedinin açık artırma usulü ile satışının yapılması durumunda taşınmaz ticareti ile uğraşılmış olunacağından, bu taşınmazların şirketiniz tarafından satışında 3065 sayılı KDV Kanununun 17/4-r maddesi kapsamında istisna uygulanması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Yurt dışında açılan şube iş yerleri için ihracatı destekleme fonu tarafından kira yardımı olarak ödenen ve gelir olarak kaydedilen tutarın gider olarak gösterilip gösterilmeyeceği

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-125[6-2018/364]-E.567870       

Konu      : Yurt dışında açılan şube iş yerleri için ihracatı destekleme fonu tarafından kira yardımı olarak ödenen ve gelir olarak kaydedilen tutarın gider olarak gösterilip gösterilmeyeceği.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ek dilekçenizde, …vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz, deri giyim ürünleri imalatı faaliyetinde bulunan firmanızın yurt dışına ihracat yaptığı ve bu ihracatı artırmak için Rusya ve Sırbistan Karadağ’da şube iş yerleri açtığınız ve şubelerden elde edilen gelirin ilgili ülkelerde kullanıldığı, şube iş yerlerinin kirasının şirketiniz tarafından ödendiği, ancak kiranın belli bir oranının ihracatı destekleme fonu tarafından karşılandığı ve şirket hesabına aktarılan bedelin gelir olarak kaydedildiği belirtilerek, gelir olarak kaydedilen söz konusu tutarın gider olarak gösterilip gösterilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinde; Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanların, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirileceği, 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı, hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1- İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2- İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

hükmüne yer verilmiştir.

Ticari kazancın tespitinde “tahakkuk esası ilkesi” ve “dönemsellik ilkesi” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibarıyla kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesinde ise, bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikali sağlanmaktadır.

Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde ise safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup, birinci bendinde; ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirilebileceği belirtilmiştir.

Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarında sayılan kanunen kabul edilmeyen giderler dışında kalan ticari organizasyona bağlı olarak yapılan giderlerdir ve bunlara işletme gideri de denilebilir.

Bir masrafın genel gider adı altında masraf yazılabilmesi için, genel giderlerin ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılmış olması masrafla iş arasında açık, güçlü bir illiyet bağının mevcut olması, masrafın işin önemi ölçüsünde yapılmış bulunması gerekmektedir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, şirketinizin ticari faaliyetiyle ilgili olarak Yurt dışı Birim Marka ve Tanıtım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkındaki 2010/6 sayılı Tebliğ kapsamında, birim kira giderlerinin desteklenmesi ile ilgili olarak ihracatı destekleme fonu tarafından karşılanan destek tutarının, kurum kazancınıza dahil edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, söz konusu yurt dışı şubeleriniz için ödediğiniz kira tutarlarının bu şubelerinizin bulunduğu ülkede elde ettiği kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmekte olup bu kiraların doğrudan şirketinizin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Merkezi Türkiye’de olan şirketin yurt dışı şubesine verilen mimari proje tasarım hizmeti

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-125[10-2019/12]-E.567779

Konu      : Merkezi Türkiye’de olan şirketin yurt dışı şubesine verilen mimari proje tasarım hizmeti

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Türkiye merkezli şirketin Türkmenistan şubesine mimari proje tasarım hizmeti verdiğiniz belirtilerek söz konusu faaliyetinizden elde ettiğiniz kazancın %50’sinin Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin (ğ) bendine göre kurum kazancından indirilip indirilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Diğer indirimler” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde, Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara Türkiye’de verilen ve münhasıran yurt dışında yararlanılan mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi, ürün testi, sertifikasyon,  veri saklama, veri işleme, veri analizi ve ilgili bakanlıkların görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca belirlenen mesleki eğitim alanlarında faaliyette bulunan hizmet işletmeleri ile ilgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın %50’sinin kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim olarak dikkate alınabileceği; indirimden yararlanılabilmesi için fatura veya benzeri belgenin yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.5. Türkiye’den yurtdışı mukimi kişi ve kurumlara verilen hizmetler” başlıklı bölümünde konuya ilişkin açıklamalar yapılmış olup mükelleflerin bu indirimden faydalanabilmeleri için taşımaları gereken şartlara Tebliğin “10.5.2. İndirimden faydalanma şartları” bölümünde yer verilmiştir. Aynı Tebliğin,

– “10.5.2.1. İndirimden faydalanabilecek şirketlerin ana sözleşmelerinde yazılı esas faaliyet konusu” başlıklı bölümünde; “İlgili şirketlerin ana sözleşmelerinde yazılı esas faaliyet konuları arasında, mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi, ürün testi, sertifikasyon, veri saklama, veri işleme, veri analizi, mesleki eğitim, eğitim ve sağlık hizmetleri sunmak olmalıdır. Şirket bünyesinde sözü edilen hizmetlerden sadece birisi verilebileceği gibi ana sözleşmelerinde yer almak şartıyla birden fazlası da verilebilir.

…”

– “10.5.2.2. Hizmetin, Türkiye’den münhasıran yurt dışı mukimi kişi ve/veya kurum için yapılmış olması” başlıklı bölümünde ise;

“Mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi, ürün testi, sertifikasyon, veri saklama, veri işleme, veri analizi ve ilgili bakanlıkların görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca belirlenen mesleki eğitim hizmetlerinin, Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, iş yeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara; eğitim veya sağlık hizmetlerinin de Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere verilmesi gerekmektedir.

…”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, Türkiye merkezli şirketin Türkmenistan şubesine verdiğiniz mimari proje tasarım hizmetinden elde ettiğiniz kazançlarınızın, hizmet verdiğiniz kurumun kanuni ve iş merkezinin Türkiye’de bulunması, dolayısıyla yurt dışı mukimi olmaması nedeniyle Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

 Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasında üç dönem faaliyette bulunma zorunluluğu bulunup bulunmadığı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-120[mük121-2018/275]-E.567857

Konu      : Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasında üç dönem faaliyette bulunma zorunluluğu bulunup bulunmadığı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, şirketinizin … tarihi itibarıyla faaliyette bulunan … vergi kimlik numaralı … A.Ş’nin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu ve 20 nci maddeleri uyarınca … tarihinde tam bölünmesi sonucunda kurulduğu, … tarihinde ise … vergi kimlik numaralı …A.Ş. ile bütün halinde devrolunmak suretiyle birleşildiği,

Kurumlar Vergisi Kanununun 20 nci maddesinde belirtilen süreler içerisinde … takvim yılına ait kurumlar vergisi beyannamesi ile … kıst dönem beyannamesinin münfesih kurumun bağlı bulunduğu vergi dairesine verildiği belirtilerek,

Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer alan vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından faydalanabilmeniz için indirimden faydalanılacak yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda faaliyette bulunma şartının bulunup bulunmadığı,

Bu şartın bulunması halinde, … tarihinden itibaren faaliyette bulunan … A.Ş’nin tam bölünmesi sonucu kurulduğunuz dikkate alındığında, anılan şirketin faaliyette bulunduğu sürelerin şirketiniz faaliyet süresi olarak kabulünün mümkün olup olmadığı, diğer şartların da sağlanması kaydı ile söz konusu vergi indiriminden faydalanıp faydalanılamayacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Devir, bölünme ve hisse değişimi” başlıklı 19 uncu maddesinde,

“(1)Bu Kanunun uygulanmasında aşağıda yazılı şartlar dahilinde gerçekleşen birleşmeler devir hükmündedir.

 a) Birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanuni veya iş merkezlerinin Türkiye ‘de bulunması.

 b) Münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerinin, birleşilen kurum tarafından bir bütün halinde devralınması ve aynen bilançosuna geçirilmesi.

(2) Kurumların yukarıdaki şartlar dahilinde tür değiştirmeleri de devir hükmündedir.

(3) Aşağıdaki işlemler bölünme veya hisse değişimi hükmündedir:

a) Tam bölünme: Tam mükellef bir sermaye şirketinin tasfiyesiz olarak infisah etmek suretiyle bütün mal varlığını, alacaklarını ve borçlarını kayıtlı değerleri üzerinden mevcut veya yeni kurulacak iki veya daha fazla tam mükellef sermaye şirketine devretmesi ve karşılığında devredilen sermaye şirketinin ortaklarına devralan sermaye şirketinin sermayesini temsil eden iştirak hisseleri verilmesi, bu Kanunun uygulanmasında tam bölünme hükmündedir.

…”

 hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun “Devir, Bölünme ve Hisse Değişimi Hallerinde Vergilendirme” başlıklı 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin iki numaralı alt bendinde ise,

 “2)Devir işleminin hesap döneminin kapandığı aydan kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği ayın sonuna kadar geçen süre içerisinde yapılması halinde, münfesih kurumun önceki hesap dönemine ilişkin olarak hazırlayacakları ve müştereken imzalayacakları münfesih kuruma ait kurumlar vergisi beyannamesini, birleşmenin Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde münfesih kurumun bağlı bulunduğu vergi dairesine verirler.

hükmüne yer verilmiştir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi” başlıklı mükerrer 121 inci maddesinde,

Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon (305 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 1/1/2019 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 1.200.000 TL ) Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 250 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.)Vergi kanunları gereğince, tecil edilerek belirlenen şartların gerçekleşmesine bağlı olarak terkin edilecek vergilerin, şartların sağlanamaması halinde kanunlarında belirlenen tecil süresinin sonunu takip eden onbeşinci günün bitimine kadar ödenmesi şartıyla bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.

… şarttır.

hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, 301 seri no.lu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliğinin “4.1. İlgili dönem beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması” başlıklı bölümde konu ile ilgili gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20 nci maddeleri kapsamında yapılan tam bölünme durumunda, bölünen kurumun ve bu şirketin varlıklarını devralan kurumun/kurumların ayrı ayrı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer alan şartları sağlaması kaydıyla, varlıkları devralan kurumun/kurumların söz konusu vergi indiriminden yararlanması mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan … kayıtlarında yapılan tetkikler neticesinde,…A.Ş.’nin … tarihi itibarıyla faaliyetine başladığı … tarihinde re’sen terk olduğu, … A.Ş.’nin tam bölünmesi sonucunda kurulan şirketinizin … tarihinde faaliyete başladığı ve … tarihinde … A.Ş. ile devrolunmak suretiyle birleştiği anlaşılmıştır.

Bu hükümler ve açıklamalara göre, … A.Ş.’nin tam bölünmesi sonucunda kurulan şirketinizin … ve izleyen diğer hesap dönemlerine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinde söz konusu indirimden faydalanabilmesi için, … A.Ş.’nin ve şirketinizin Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 maddesinde geçen şartları sağlaması gerekmektedir. Bu kapsamda, … A.Ş.’nin … tarihi itibarıyla mükellefiyet kayıtlarının re’sen terkin ettirilmiş olduğu dikkate alındığında ilgili dönemlere ilişkin vergi beyannamelerinin verilmesi ve bu beyannamelere istinaden tahakkuk ettirilen vergilerin ödenmiş olması şartı yerine getirilmediğinden, şirketinizin Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde düzenlenen indirimden … … ve … hesap dönemlerine ilişkin olarak yararlanması mümkün değildir. Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 04.08.2020 : Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasında üç dönem faaliyette bulunma zorunluluğu bulunup bulunmadığı

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

04.08.2020

Sayı         : 62030549-120[mük121-2019/37]-E.567753          

Konu      : Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasında üç dönem faaliyette bulunma zorunluluğu bulunup bulunmadığı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin Mayıs/2018 itibarıyla faaliyete geçtiği belirtilerek Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121’inci maddesinde yer alan vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından faydalanılabilmesi için indirimden faydalanılacak yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda faaliyette bulunma şartının bulunup bulunmadığı, dolayısıyla şirketinizin vergiye uyumlu mükelleflere vergi indiriminden faydalanıp faydalanamayacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi” başlıklı mükerrer 121’inci maddesinde,

Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),

… şarttır.

hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, 301 seri no.lu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliğinin “4.1. İlgili dönem beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması” başlıklı bölümde konu ile ilgili gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

Buna göre, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121’inci maddesinde yer alan vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından faydalanılabilmesi için kurumların en az 3 yıldır (beyannamenin ait olduğu yıl ve önceki iki yıl) faaliyette bulunuyor olması gerektiği tabii olup bu şartı sağlamayan şirketinizin ilgili dönemlere ilişkin olarak %5’lik vergi indirimi uygulamasından yararlanması mümkün değildir. Öte yandan şirketinizce 2020 hesap dönemine ilişkin verilecek kurumlar vergisi beyannamesinde, indirime ilişkin tüm şartların sağlanması kaydıyla, söz konusu indirimden yararlanılması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 22.07.2020 : Şirkette kullanılmak üzere kiralanan araçların giderlerinin indirimi

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

22.07.2020

Sayı         : 62030549-125[10-2020/251]-E.543427     

Konu      : Şirkette kullanılmak üzere kiralanan araçların giderlerinin indirimi.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin özel hesap dönemi mükellefi olduğu, vergilendirme döneminizin … tarihinde başladığı belirtilerek, … tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi gelir ve kazançlarına uygulanmak üzere … tarihinde yürürlüğe giren 7194 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (5) numaralı bentlerine eklenen gider kısıtlamasına ilişkin mevzuat hükümlerinin şirketiniz tarafından … tarihinden mi yoksa … tarihinden itibaren mi uygulanacağı hususunda görüş talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi kurum kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “İndirilecek Giderler” başlıklı 40 ıncı maddesinin 7194 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında;

Safi kazancın tespit edilmesi için, aşağıdaki giderlerin indirilmesi kabul edilir:

1. Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler; (İhracat, yurt   dışında inşaat, onarma, montaj ve taşımacılık faaliyetlerinde bulunan mükellefler, bu bentte yazılı giderlere ilaveten bu faaliyetlerden döviz olarak elde ettikleri hâsılatın binde beşini aşmamak şartıyla yurt dışındaki bu işlerle ilgili giderlerine karşılık olmak üzere götürü olarak hesapladıkları giderleri de indirebilirler.)(Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, kiralama yoluyla edinilen binek otomobillerinin her birine ilişkin aylık kira bedelinin 5.500 Türk lirasına kadarlık kısmı ile binek otomobillerinin iktisabına ilişkin özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının en fazla 115.000 Türk lirasına kadarlık kısmı gider olarak dikkate alınabilir.)

5. Kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderleri (Şu kadar ki faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobillere ilişkin giderlerin en fazla %70’i indirilebilir.)

…”

hükümlerine yer verilmiştir.

7194 sayılı Kanunun “Yürürlük” başlıklı 52 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, bu Kanunun söz konusu gider kısıtlamalarına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı 13 üncü maddesinin, 1/1/2020 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemi gelir ve kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, ilgide kayıtlı özelge talep formunuz ve Başkanlığımız intranet kayıtlarının incelenmesinden şirketinize … özel hesap döneminin tayin edilmiş olduğu ve 2010 yılından itibaren söz konusu özel hesap dönemini kullandığınız görülmüştür.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, 7194 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (5) numaralı bentlerine eklenen gider kısıtlamasına ilişkin mevzuat hükümlerinin, 2010 yılından itibaren … özel hesap dönemini kullanan şirketiniz tarafından … özel hesap dönemininden başlamak üzere kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 19.06.2020 : Şirket aktifine kayıtlı gayrimenkullere ilişkin geçmişe dönük ödenen kira bedellerinin gider yazılıp yazılmayacağı ve muhasebe kaydı

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü

19.06.2020

Sayı         : 11395140-105[VUK1-21708]-E.437797   

Konu      : Şirket aktifine kayıtlı gayrimenkullere ilişkin geçmişe dönük ödenen kira bedellerinin gider yazılıp yazılmayacağı ve muhasebe kaydı hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirketinizin 2001 yılında kurulduğu, şirketiniz sahiplerinin annelerine ait gayrimenkulleri anlaşarak bir bedel karşılığı şirket aktifine aldıkları, 2016 yılında şirketinizin aktifine kayıtlı taşınmaz için miras kaçırıldığına dair dava açıldığı, 2018 yılında mahkemenin davacıyı haklı bulduğu ve mahkeme kararına istinaden tapu müdürlüğünce gayrimenkullerin %50’sinin davacı adına bedelsiz olarak tescil edildiği, daha sonra şirketiniz sahibinin davacı ile anlaşması üzerine davacıya verilen gayrimenkullerin bir bedel karşılığı yeniden şirketinizin aktifine alındığı, ayrıca davacıya söz konusu gayrimenkuller için bugüne kadar alınan kira gelirleri üzerinden de yüksek bir bedel ödendiği belirtilerek, davacıya ödenen geçmişe dönük kira bedellerinin gider yazılıp yazılamayacağı ile söz konusu gayrimenkullerin %50’si için ödenen satın alma bedelinin muhasebe kayıtlarının ne şekilde yapılacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, bir hesap dönemi içinde elde edilen safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin (3) numaralı bendinde, işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi ticari kazancın tespitinde gider olarak yazılabileceği hükme bağlanmıştır.

Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin (g) bendinde ise, sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar ve tazminat giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı hükmü yer almaktadır.

Ödenen zararların gider yazılabilmesi için; işle ilgili olması, sözleşmeye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenmesi ve söz konusu zararın; kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğmamış olması gerekmektedir. Mukavelename, ilam veya kanun emri olmaksızın ödenen zararların gider yazılması mümkün değildir.

Bilindiği üzere, tekdüzen hesap çerçevesi, hesap planı ve işleyişine ilişkin açıklamalar, 26.12.1992 tarihli ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ve daha sonra bu konuda yayımlanan diğer tebliğlerde yapılmıştır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, şirketiniz ortaklarının annelerine ait iken anlaşarak bir bedel karşılığı şirket aktifine alınan, 2016 yılında miras kaçırıldığına dair açılan dava sonucunda 2018 yılında mahkemece davacı haklı bulunarak mahkeme kararına istinaden %50’si davacı adına bedelsiz olarak tescil edilen ve daha sonra davacı ile anlaşmanız sonucu şirketiniz aktifine yeniden alınan gayrimenkuller için yapılmış olan geçmişe dönük kira ödemelerinin Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin (g) bendi uyarınca indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Ayrıca, şirketinizin söz konusu muhasebe kayıtlarına ilişkin işlemlerini, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğlerinde yer alan açıklamalar çerçevesinde yapması gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesi rica ederim.

KVK Özelge – 18.06.2020 : 6736 sayılı Kanun kapsamında yapılan kasa ve ortaklardan alacaklar hesaplarına ilişkin düzeltmeler

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü

18.06.2020

Sayı         : 27575268-105[6736-2018-465]-E.160473

Konu      : 6736 sayılı Kanun kapsamında yapılan kasa ve ortaklardan alacaklar hesaplarına ilişkin düzeltmeler hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda;

– Şirketinizin, 6736 sayılı Kanunun 6/3 maddesi hükümlerinden yararlanarak, kayıtlarda yer aldığı halde işletmede bulunmayan kasa mevcutları ve ortaklardan alacaklar tutarları ile bunlarla ilgili diğer hesaplarda yer alan tutarların düzeltilmesi sonucu oluşan düzeltme farklarını bilançonun aktifinde yer alan “296-Geçici Hesap”ta izlediği,

– Bu uygulamadan, işletmenin özkaynaklarındaki azalma dolayısıyla teknik iflas, ihale rasyolarının tutmaması ve kredibilitenin düşmesi gibi olumsuzlukların yaşanmaması için faydalanıldığı,

– Ancak uzun süredir bilançonun pasifinde geçmiş yıl kârlarının mevcut olduğu

belirtilmiş olup söz konusu geçmiş yıl kârlarının, kâr dağıtımı yapılmadan veya kâr dağıtımı yapılmış gibi vergisi ödenerek (fiili olarak ödeme yapmadan) kasa fazlalığının izlendiği “296-Geçici Hesap” ile kapatılıp kapatılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı ve Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde, safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecek giderler sayılmıştır.

6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanunun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede bulunmayan kasa mevcudu ve ortaklardan alacaklar ile bunlarla ilgili diğer işlemler hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükellefleri, 31/12/2015 tarihi itibarıyla düzenledikleri bilançolarında görülmekle birlikte işletmelerinde bulunmayan kasa mevcutları ve işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısıyla (ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlar ile ortaklara borçlu bulunduğu tutarlar arasındaki net alacak tutarları ile bunlarla ilgili diğer hesaplarda yer alan işlemlerini bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar vergi dairelerine beyan etmek suretiyle kayıtlarını düzeltebilirler.

b) Bu fıkranın (a) bendi kapsamında beyan edilen tutarlar üzerinden %3 oranında hesaplanan vergi, beyanname verme süresi içinde ödenir.

c) Bu fıkra kapsamında ödenen vergiler, gelir veya kurumlar vergisinden mahsup edilmez; beyan edilen tutarlar ve ödenen vergiler, kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilmez. Bu fıkra uyarınca beyan edilen tutarlar nedeniyle ilave bir tarhiyat yapılmaz. Bu fıkra kapsamında beyanda bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin bu beyanları nedeniyle 2016 yılı geçici vergi beyannamelerinde düzeltme gerektiği takdirde, düzeltme işlemleri bu fıkrada öngörülen beyanname verme süresi içinde yapılır ve düzeltme işlemleri nedeniyle herhangi bir ceza veya faiz aranmaz.”

hükmü yer almaktadır.

1 seri no.lu Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Hakkında 6736 Sayılı Kanun Genel Tebliğinin “VI/C-3-Vergisel Yükümlülükler ve Muhasebe Kayıtları” başlıklı bölümünde;

– Bilançolarda görülmekle birlikte işletmelerde bulunmayan kasa mevcutları ve ortaklardan alacaklar tutarları ile bunlarla ilgili diğer hesaplarda yer alan tutarların düzeltilmesi halinde “689. Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar” hesabının kullanılacağı, söz konusu geçici hesapta izlenen tutarın herhangi bir şekilde kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı,

– Bu madde kapsamında beyan edilen kasa mevcutları ve ortaklardan net alacak tutarları ile bunlarla ilgili diğer hesaplarda yer alan işlemlerin, dileyen mükelleflerce “689. Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar” hesabı yerine bilançonun aktifinde herhangi geçici bir hesapta izlenmesinin mümkün olduğu ve söz konusu geçici hesapta izlenen tutarın herhangi bir şekilde kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, 6736 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi kapsamında beyan edilen kasa mevcutları ve ortaklardan alacaklar tutarları ile bunlarla ilgili diğer hesaplarda yer alan tutarların, bilançonun aktifinde herhangi geçici bir hesapta izlenmesi halinde, bilançonun aktifinde geçici bir hesapta izlenen tutarın daha sonraki hesap dönemlerinde “681. Önceki Dönem Gider ve Zararları” hesabına aktarılmak suretiyle bilançodan çıkarılması mümkündür. Ancak, bu hesaplardan hangisinde izlenirse izlensin bu tutarların kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı tabiidir.

Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, maddede yer alan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar sayılmış olup, anılan maddenin 6/b-i bendinde ise, tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve gelir vergisinden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) % 15 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Dolayısıyla şirketinizce, 6736 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kayıtların düzeltmesi nedeniyle “296-Geçici Hesap”a kaydedilen tutarın geçmiş yıl kârlarından veya yedek akçelerden mahsup edilmesi halinde, bu mahsup işlemi kâr dağıtımı olarak değerlendirilecek ve mahsubu yapılan tutar üzerinden de kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılması gerekecektir.

Bilgi edinilmesini ve gereğini arz ederim.

KVK Özelge – 17.06.2020 : Teknoloji geliştirme bölgesinde elde edilen kazanca ilişkin istisna

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü

17.06.2020

Sayı         : 11395140-105[VUK-1-21078]-E.427724  

Konu      : Teknoloji geliştirme bölgesinde elde edilen kazanca ilişkin istisna hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Ufuk 2020” programı kapsamında hibe projesi yürütmeye hak kazandığınız, 01/08/2017-31/07/2019 tarihleri arasında uygulanacak söz konusu projenin teknoloji geliştirme bölgesindeki şirket adresinde gerçekleştirileceği, proje harcamalarının %70’nin AB tarafından karşılanacağı, söz konusu destek tutarlarının avans ve ara ödeme olarak %5 garanti fonu teminat kesintisi yapıldıktan sonra şirketinize aktarıldığı, IPA II Genel Tebliği kapsamında projeye ilişkin KDV istisna sertifikası da aldığınız belirtilmiş olup;

– Proje kapsamında tahsil edilen tutarların “602. Diğer Gelirler” hesabında takip edilip istisna kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği,

– Banka hesap bakiyesi ile teminat olarak alıkonulan tutarların değerlemesi sonucunda ortaya çıkan kur farkı gelirleri ile zararlarının istisna kazanca dahil edilip edilmeyeceği ve ne şekilde dikkate alınacağı, yapılacak kur değerlemesinde projeye bağlı alacak ve borç kalemlerinin dikkate alınıp alınmayacağı,

– Proje kapsamında düzenlenen sözleşmeler ile ücret bordrolarının IPA II Genel Tebliği kapsamında damga vergisi istisnasından faydalanıp faydalanamayacağı,

– Proje sonunda iktisadi bir kıymet oluşmaması ve aktifleştirilen harcamaların doğrudan gider kaydedilmesi halinde, bu tutarların kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

hususlarında Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.

I- VERGİ USUL KANUNU VE KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN

Gelir Vergisi Kanununun Geçici 84 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Avrupa Birliği organlarıyla akdedilen ve usulüne göre yürürlüğe konulan anlaşmalar çerçevesinde proje karşılığı sağlanan hibeler, özel bir fon hesabında tutulur ve gelir olarak dikkate alınmaz. Söz konusu hibelerle gerçekleştirilecek projelere ilişkin olarak bu fondan yapılan harcamalar, gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider ve maliyet olarak dikkate alınmaz. Proje sonunda herhangi bir şekilde harcanmayan ve iade edilmeyen tutarın kalması hâlinde bu tutar gelir kaydedilir.” hükmüne yer verilmiştir.

1 sıra no.lu IPA Çerçeve Anlaşması Genel Tebliğinin “4.5.3. İstisnanın Uygulanması” başlıklı bölümünde, “Avrupa Birliği organlarıyla akdedilen ve usulüne göre yürürlüğe konulan anlaşmalar çerçevesinde GVK Geçici 84. maddenin yürürlüğe girdiği 18/4/2013 tarihinden itibaren proje karşılığı sağlanan hibelerin, özel bir fon hesabında tutulması ve bu fondan yapılan harcamaların da gider ve maliyet olarak dikkate alınmaması şartıyla, söz konusu hibeler alındığı dönemde gelir olarak değerlendirilmeyecektir. Proje tamamlandığında ise varsa harcanmayan ve iade edilmeyen hibe tutarları gelir olarak dikkate alınacaktır. Bu tarihten önce alınan hibeler ise, ticari kazanç unsuru gelir olarak ve bu hibelerden yapılan harcamalar da niteliğine göre gider veya maliyet olarak dikkate alınacaktır.”  açıklaması yer almaktadır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 280 inci maddesinde “Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur. Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir. Bunlardan vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar, bu Kanunun 281 ve 285’inci maddeleri uyarınca değerleme günü kıymetine icra edilebilir. Ancak senette faiz oranının yazılı olmadığı durumlarda değerleme gününde geçerli olan Londra Bankalar Arası Faiz Oranı (LİBOR) esas alınır.” hükmü yer almaktadır.

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun Geçici 2 nci maddesinde, “Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır…” hükmüne yer verilmiştir.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2.4. İstisna kazanç tutarının tespiti” başlıklı bölümünde, “4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinde yer alan istisna, bir kazanç istisnası olup istisna kapsamındaki faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunacak kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisna olacaktır.

İstisna kazancın ve bu bağlamda kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından, Kanun uygulaması kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi ve istisna kapsamında olan faaliyetlere ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.

Kanun uygulaması kapsamında istisna olan faaliyetlerin zararla sonuçlanması halinde, bu zararların istisna kapsamında olmayan diğer faaliyetlere ilişkin kazançlardan indirilmesi mümkün değildir.

Bölgede faaliyet gösteren mükelleflerin, 4691 sayılı Kanun kapsamı dışındaki ticari işlemlerinden elde edecekleri gelirleri ile olağandışı gelirlerinin istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda, nakitlerin değerlendirilmesi sonucu oluşan faiz gelirleri, yabancı para cinsinden aktifler dolayısıyla oluşan kur farkları ve iktisadi kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan gelirler istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine, diğer kurumlardan geri ödeme koşuluyla sermaye desteği olarak sağlanan yardımlar, borç mahiyetinde olduğundan bu yardımların ticari kazanca dahil edilmesi söz konusu olmayacaktır.

Diğer taraftan, teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflere, istisnadan yararlanan Ar-Ge ve tasarım projelerine ilişkin olarak, TÜBİTAK ve benzeri kurumlar tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde hibe şeklinde sağlanan destek tutarları ile diğer kurumların bu mahiyetteki her türlü bağış ve yardımları, kurum kazancına dahil edilecek ve istisnadan yararlandırılacaktır.”

açıklamaları yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre;

– AB organlarıyla akdedilen ve usulüne göre yürürlüğe konulan anlaşmalar çerçevesinde proje karşılığı sağlanan hibelerin Gelir Vergisi Kanununun geçici 84 üncü maddesi gereğince özel bir fon hesabına alınması ve bu fondan yapılan harcamaların da vergiye tabi kurum kazancının tespitinde gider ve maliyet olarak dikkate alınmaması gerekmektedir.

– Banka hesap bakiyesi ile teminat olarak alıkonulan tutarların değerlemesi sebebiyle oluşan kur farkı geliri ise, istisnaya konu edilemeyecektir.

II- DAMGA VERGİSİ YÖNÜNDEN

IPA II Çerçeve Anlaşmasının 28(2)(h) maddesinde, “Birlik sözleşmeleri, Birlik yüklenicilerince ve bir konsorsiyumun ortakları veya ortak teşebbüsler veya eş-yararlanıcılar tarafından (Mali Tüzüğün 122. maddesi kapsamında tanımlandığı üzere) hibelerde imzalanan sözleşmeler Türkiye Cumhuriyeti’nde damga vergisine veya tescil harcına veya eş etkiye sahip başka bir harca tabi değildir. Bu muafiyet, hibe yararlanıcıları (ortakları, iştirakleri ve/veya alt hibe yararlanıcıları dâhil) ve yüklenicileri (personeli ve sözleşmeli uzmanları dâhil) arasında yapılan sözleşmeler ile böylesi ödemeler doğrudan Birlik sözleşmeleri ile ilgili ise hizmet sözleşmeleri ve iş sözleşmeleri kapsamında sırasıyla arızi ve geçici harcamalar için yapılan sözleşmeler dâhil olmak üzere, Birlik sözleşmeleri kapsamındaki işlemler (hakların devri dâhil) ve Birlik yüklenicilerine yapılan ilgili ödeme emirleri için de geçerlidir.” hükmü yer almaktadır.

1 Sıra No.lu IPA II Genel Tebliğinin “4.7.2.1. Damga Vergisi İstisnası Uygulaması” başlıklı bölümünde de, “Aşağıdaki sözleşmeler ve münhasıran bu sözleşmeler kapsamında yapılan ödemelere ilişkin düzenlenen kâğıtlar, damga vergisinden istisna tutulacaktır:

– AB veya Türkiye ile AB ortak katkısı ile finanse edilen ve Sözleşme Makamı ile Birlik Yüklenicisi arasında imzalanan ve bu Tebliğin 3.5 numaralı bölümünde tanımlanan Birlik Sözleşmeleri,

– Birlik Sözleşmelerinin; iş ortaklığı, eş yararlanıcı, konsorsiyum vb. şekillerde birlikte imzalandığı durumlarda her bir ortak ya da eş yararlanıcı arasında imzalanan sözleşmeler ve Mali Tüzüğün (1605/2002 sayılı Konsey Tüzüğünü Yürürlükten Kaldıran ve Birlik Genel Bütçesine Uygulanabilir Mali Kurallar Hakkında 25/10/2012 tarihli ve [AB, Euratom] 966/2012 Sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü) 122 nci maddesinde tanımlanan ilişkili kişilerin bunlarla akdettikleri sözleşmeler,

– Birlik Sözleşmeleri kapsamında Birlik Yüklenicileri ile Tedarikçileri arasında imzalanan mal, hizmet alımı ya da iş sözleşmeleri (Birlik Yüklenicisi ile doğrudan Tedarikçinin personeli veya sözleşmeli uzmanları arasında imzalanan sözleşmeler dâhil),

– Birlik Sözleşmesi kapsamında bir hizmet sunmak üzere Birlik Yüklenicisi ile çalışanları veya sözleşmeli uzmanları arasında imzalanan sözleşmeler.” denilmektedir.

Bu kapsamda, Sözleşme Makamı ile AB Yüklenicisi arasında imzalanan Birlik Sözleşmesi ve Birlik Sözleşmeleri çerçevesinde Birlik Yüklenicileri ile Tedarikçileri arasında imzalanan mal, hizmet alımı ya da iş sözleşmeleri doğrudan bu sözleşmelerle sınırlı olmak üzere damga vergisinden istisna tutulacaktır. Bununla birlikte, tedarik sözleşmelerine ilişkin olarak Birlik Yüklenicilerinin bahse konu Tebliğin “4.2.2.6. KDV İstisna Sertifikasının Kullanılması” başlıklı bölümündeki usul ve esaslar çerçevesinde işlem yapması gerekmektedir.

Öte yandan, istihdam edilen sözleşmeli personele münhasıran bu proje kapsamında proje bütçesinden yapılan ücret ödemeleri nedeniyle düzenlenecek kağıtlara IPA II Çerçeve Anlaşması kapsamında damga vergisi istisnası uygulanacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 17.06.2020 : Vergi indirimi

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

17.06.2020

Sayı         : 84098128-125[32-2019/5]-E.166431         

Konu      : Vergi indirimi.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda;  2017 yılında kurulan şirketinizin tüm beyannamelerini zamanında verdiği, son üç yıla ait beyanname bilgilerinizin bulunmaması nedeniyle beyannamenizin indirimli olarak e-beyanname sisteminde kabul edilmediği, belirtilerek indirimden faydalanıp faydalanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 121 inci maddesinde; “Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon ( 305 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 1/1/2019 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 1.200.000 TL ) Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla (7162 sayılı kanunun 3 üncü maddesiyle değişen ibare; Yürürlük:30.01.2019) 250 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.)…

2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),

3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

şarttır.

…”

hükmü yer almaktadır.

Konu ile ilgili olarak yayımlanan 301 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin, “4.1. İlgili dönem beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması” bölümünde ise;

İndirimden yararlanılabilmesi için mükelleflerin, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu beyannamenin ait olduğu yıldan önceki son iki yıla ilişkin olarak Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken gelir veya kurumlar vergisi, katma değer vergisi, muhtasar gibi tüm vergi beyannamelerini kanuni süresi içerisinde vermiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerini de kanuni süresi içerisinde ödemiş olmaları gerekmektedir. 

Öte yandan, kanuni süresi içerisinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak, kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler vergi indiriminden yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir. Ancak, indirimden yararlanılabilmesi için bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması gerekmektedir.

…”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer alan vergi indiriminden yararlanabilmek için indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş olması şartının sağlanması gerekmekte olup, bu şart gereğince mükelleflerin indirimden faydalanabilmesi için en az üç hesap dönemi faaliyette bulunması gerektiği tabiidir. Dolayısıyla, 15/3/2017 tarihi itibarıyla faaliyete başlamış olan şirketinizin, 2018 hesap dönemine ilişkin olarak henüz şartların varlığının tespitinde dikkate alınması zorunlu süre kadar faaliyette bulunmaması nedeniyle anılan döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinde söz konusu vergi indiriminden faydalanmanız mümkün bulunmamaktadır.  Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 17.06.2020 : İnternet ortamında alınan reklam hizmetlerine ilişkin tevkifat uygulaması

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

17.06.2020

Sayı         : 84098128-125[15-2019/14]-E.166439       

Konu      : İnternet ortamında alınan reklam hizmetlerine ilişkin tevkifat uygulaması.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirketinizin ihraç ettiği mobil uygulamaları yurt dışına tanıtmak için internet ortamında reklam hizmeti veren çok uluslu yabancı şirketler ile çalıştığı, alınan reklam hizmetlerinin tamamının yurt dışı kullanıcıları için yurt dışında yayınlandığı, bu hizmetlerin yabancı şirketlerin yurt dışı ofis ve temsilciliklerinden verildiği, söz konusu şirketlerin Türkiye’de kurumlar vergisine tabi olmadığı belirtilerek şirketinizce reklam hizmetleri için ödenen bedeller üzerinden %15 vergi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.      

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; birinci maddede sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, yalnız Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği hükme bağlanmış, üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyet mevzuna giren kurum kazancının hangi kazanç ve iratlardan oluştuğu belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de bir işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançların, dar mükellefiyet konusuna giren kurum kazancı olarak vergilendirileceği hükmüne yer verilmiştir.

Aynı maddenin dördüncü fıkrasında da, bu maddede belirtilen kazanç veya iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi ve Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konularında 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinde de, dar mükellefiyete tabi kurumların bu fıkranın bentlerinde yer alan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından %15 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılması öngörülmüş ve kesinti oranları 03/02/2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenmiştir.

19/12/2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18/12/2018 tarihli ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında ve Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılanlara internet ortamında verilen reklam hizmetleri vergi kesintisi kapsamına alınmış olup bu hizmetlere ilişkin olarak hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemelerden, ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın vergi kesintisi yapılması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır. Söz konusu Kararın 3 üncü maddesi aşağıdaki gibidir;

“MADDE 3- 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinde yer alan dar mükellefiyete tabi kurumların vergi kesintisine tabi kazanç ve iratlarından yapılacak vergi kesintisi oranları hakkındaki 12/1/2009 tarihli ve 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki Kararın 1 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“15- Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemelerden;

a) İnternet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak, bu hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemeler üzerinden %15.”

Dolayısıyla, internet ortamında verdikleri reklam hizmetlerine ilişkin olarak bu hizmeti veren veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık eden dar mükellefiyete tabi kurumlara yapılan ödemeler üzerinden Kurumlar Vergisinin 30 uncu maddesine göre %15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, dar mükellefiyete tabi kurumların ticari kazançlarının Türkiye’de kurumlar vergisine tabi tutulabilmesi için Türkiye’de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun bir işyeri bulunması veya daimi temsilci bulundurmaları ve kazancın bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, kanuni ve işmerkezi Türkiye’de bulunmayan kurumların;

– yurt dışında elde ettikleri ticari kazançları Türkiye’de kurumlar vergisine tabi olmadığından ve

– sözleşme de dahil olmak üzere hizmete ilişkin süreçlerin Türkiye’deki işyerinde veya daimi temsilcisi vasıtasıyla yürütülmemesi kaydıyla yurt dışında yayınlanmak üzere vermiş oldukları internet ortamında reklam hizmetleri Türkiye’deki işyerinde veya daimi temsilcisi vasıtasıyla yapılan işler olarak değerlendirilemeyeceğinden

yurt dışında yayınlanan internet ortamında reklam hizmetlerine ilişkin olarak anılan kurumlara yapacağınız ödemelerden 476 sayılı Karar kapsamında vergi kesintisi yapmanıza gerek bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 16.06.2020 : … Nak.Ltd.Şti. Kısmi Bölünme

T.C.

BOLU VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

16.06.2020

Sayı         : 68509125-125.01[9290043345]-E.7083    

Konu      : … Nak.Ltd.Şti. Kısmi Bölünme

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; şirketinizin 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi kapsamında aktifinde bulunan bir taşınmazın tam mükellef bir sermaye şirketine devredilmesi suretiyle kısmi bölünme gerçekleştireceği, kısmi bölünme sırasında, ayni sermaye konulan şirketten alınacak hisse senetlerinin ortaklara verilmesi nedeniyle bölünen şirket sermayesinin azaltılması zorunluluğunun doğduğu; bölünen şirkette, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine uygun olarak sermaye azaltımı yapılacağı belirtilerek kısmi bölünme öncesi sermayeye eklenen sermaye düzeltmesi olumlu farkları ve geçmiş yıl karlarının, kısmi bölünme işlemi dolayısıyla şirketiniz nezdinde yapılacak sermaye azaltımında işletmeden çekiş olarak değerlendirilip kar dağıtımı stopajına tabi olup olmadığı konusunda Defterdarlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde, “Kısmî bölünme: Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye’deki iş yeri veya daimî temsilcisinin bilânçosunda yer alan taşınmazlar ile en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kayıtlı değerleri üzerinden aynî sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devretmesi, bu Kanunun uygulanmasında kısmî bölünme hükmündedir. Ancak, üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmî bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. Taşınmaz ve iştirak hisselerinin bu bent kapsamında devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.”; aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise, “Bu maddeye göre yapılacak bölünmelerde aktifi ve pasifi düzenleyici hesaplar ilgili olduğu aktif veya pasif hesapla birlikte devrolunur.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükme göre, kısmi bölünme işlemine şartları taşıyan taşınmazlar, iştirak hisseleri ile üretim veya hizmet işletmeleri konu edilebilmektedir.

Anılan Kanunun “Devir, bölünme ve hisse değişimi hallerinde vergilendirme” başlıklı 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ise; “Bu Kanunun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde belirtilen işlemlerden doğan kârlar hesaplanmaz ve vergilendirilmez. 19 uncu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre gerçekleştirilen kısmî bölünme işlemlerinde, bölünen kurumun bölünme tarihine kadar tahakkuk etmiş ve edecek vergi borçlarından bölünen kurumun varlıklarını devralan kurumlar, devraldıkları varlıkların emsal bedeli ile sınırlı olarak müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmü yer almaktadır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin; “19.2.2.1.2. Üretim ve hizmet işletmelerine bağlı taşınmazların durumu” başlıklı bölümünde, “Üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki veya teknik bütünlük arz eden ve bu işletmelerden ayrılması mümkün olmayan binalar, arsa ve araziler de bu işletmelere dahil taşınmazlar olarak kabul edilecektir. Ancak, bir fabrika binasının içinde iki ayrı üretim işletmesi bulunması halinde üretim işletmelerinden birinin devri fabrika binasının da bölünüp devredilmesini gerektirmeyecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Öte yandan, aynı Tebliğin “19.2.2.3. İştirak hisselerinin ortaklara verilmesi” başlıklı bölümünde; “Kısmi bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. Taşınmaz ve iştirak hisselerinin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.

Örneğin; Ortakları (A) ve (B) olan (R) Limited Şirketi aktifinde kayıtlı olan ve banka kredisi kullanılarak satın alınmış olup henüz ödenmemiş 50.000.- YTL borcu bulunan taşınmazı, kayıtlı değeri olan 100.000.- YTL üzerinden (Y) A.Ş.’ye kısmi bölünme kapsamında devretmiş ve bu devir karşılığında (Y) A.Ş.’den alınan hisse senetleri Ortak (A) ve (B)’ye verilmiştir. Buna göre, (Y) A.Ş. ayni sermaye olarak konulan taşınmaz nedeniyle 50.000.- YTL’lik sermaye artırımında bulunacak, bu sermaye artırımına ilişkin hisse senetlerinin (R) Limited Şirketinin ortaklarına verilmesi nedeniyle, (R) Limited Şirketi de 50.000.- YTL’lik sermaye azaltımında bulunacaktır.

Örnekten de anlaşılacağı üzere, devredilen kıymetlere karşılık edinilen devralan şirket hisselerinin ortaklara verilmesi halinde, bölünen şirkette sermaye azaltımına gidileceği tabiidir. Öte yandan, devralan şirketin hisselerinin devreden şirkette kalması halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin pasif kıymetlerin (borçların) devri ihtiyaridir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Konu ile ilgili olarak 16.09.2003 tarihli ve 25231 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anonim ve Limited Şirketlerin Kısmi Bölünme İşlemlerinin Usul ve Esaslarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğin “2-Sermaye Azaltılması” başlıklı bölümünde de;

“…

Kısmi bölünme dolayısıyla yapılacak sermaye azaltılmasında Türk Ticaret Kanununun 396 ncı maddesi hükümleri uygulanacaktır.

… ayni sermaye karşılığı iktisap edilen hisseler, ayni sermaye koyan şirkette kalabileceği gibi, bu şirketin ortaklarına da verilebilecektir. Ayni sermaye konulması karşılığında alınan hisselerin ayni sermaye koyan şirkette kalması yerine, bu şirketin ortaklarına intikal ettirilmesi halinde, şirketin esas sermayesinde azaltma ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bu durumda, kısmi bölünmede bölünen mal varlığı parçaları mevcut veya yeni kurulacak şirketlere kayıtlı değerleri üzerinden ayni sermaye olarak konulur. Bölünen şirketin bu payları kendi pay sahiplerine verebilmesi için sermayesini azaltması gerekir. Bu azaltma, pay sahiplerine verilecek payların değeri kadardır.

Kısmi bölünme dolayısıyla yapılacak sermaye azaltılmasında 6102 Türk Ticaret Kanununun 396’ncı maddesi (Değişik 6102 sayılı T.T.K.nun 473 üncü maddesi) hükümleri uygulanacaktır. …” 

açıklamaları yer almaktadır.

Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (5) numaralı bendi ile Geçici 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca; pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulacaktır.  Ancak, öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilecek veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilecektir; bu işlemler kar dağıtımı sayılmayacaktır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b) alt bendinde, Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrası ile 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında kâr payları üzerinden yapılacak vergi kesintisine ilişkin hükümlere yer verilmiştir. 03.02.2009 tarih ve 2009/14592, 14593 ve 14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararları uyarınca kâr payları üzerinden yapılacak vergi kesintisi oranları %15 olarak belirlenmiştir.

Yapılacak sermaye azaltımında;

– Öncelikle, işletmeden çekilmesi halinde kurumlar vergisine ve kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların (pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, yeniden değerleme değer artış fonu, maddi duran varlıklar yeniden değerleme artış fonu, iştirakler yeniden değerleme değer artış fonu, maliyet artış fonu, 5811 sayılı Kanun kapsamında beyan edilen varlıklara ilişkin fonlar vb.),

– Sonra, sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların (geçmiş yıl karları, yasal yedekler, olağanüstü yedekler vb.),

– Son olarak ise işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek olan ayni ve nakdi sermayenin işletmeden çekildiği kabul edilecektir. Sermaye azaltımının, ortaklar tarafından nakden veya aynen yapılan ödemelerden kaynaklanması halinde, ortakların esas olarak işletmeye koydukları sermayeyi Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde geri almış olmaları nedeniyle mükellefiyet statüsüne bakılmaksızın vergilendirme işlemi yapılmayacaktır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre;

– Şirketinizin aktifinde bulunan bir taşınmazın, şartları sağlaması kaydıyla, Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi çerçevesinde tam mükellef bir sermaye şirketine kısmi bölünme suretiyle devredilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, kısmi bölünme sonucu şirketlerin faaliyetine devam etmesi esas olduğundan, üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki veya teknik bütünlük arz eden ve bu işletmelerden ayrılması mümkün olmayan taşınmazların bu işletmelerden ayrı olarak kısmi bölünmeye konu edilemeyeceği tabiidir.

– Kısmi bölünme sonucunda ayni sermaye konulan şirketten alınan hisselerin ortaklara verilmesi nedeniyle devreden şirket nezdinde sermaye azaltımına gidilecek olup sermaye azaltımında ise sermayede yer alan kalemler ise yukarıda belirtilen sıralamaya göre işletmeden çekilmiş sayılacaktır. Ancak, kısmi bölünme kapsamında gerçekleşen devirler nedeniyle sermaye azaltımına gidilmesi halinde sermayeye eklenmiş olan sermaye düzeltmesi olumlu farkları ve geçmiş yıl karlarının devralan şirkette takip edilmesi halinde devreden şirket nezdinde sermaye azaltımı nedeniyle herhangi bir vergilendirme yapılmayacaktır.

– Öte yandan, söz konusu hesapların devralan şirkette bir başka hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi ya da sermaye azaltımına gidilmesi halinde vergilendirileceği tabiidir.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

KVK Özelge – 16.06.2020 : Sermaye Artırımında İndirim

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Konya Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

16.06.2020

Sayı         : 31435689-125[E.536995-E.127474-E.546138]-E.46196

Konu      : Sermaye Artırımında İndirim

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; Şirketinizin … tarihinde boya imalatı ile iştigal etmek üzere kurulduğu, boya imalatının yapılacağı imalathanenin inşaatı ve makine teçhizat alımlarında kullanılmak üzere şirketinizin … tarihinde yatırım teşvik belgesi aldığı ve 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “Sermaye artırımında indirim” başlıklı maddesinden yararlanmak istediği ancak ilgili dönem gelir tablosunda 646-Kambiyo Karı hesabında yer alan tutarın pasif gelir olarak mı yoksa aktif gelir olarak mı dikkate alınacağı, 646-Kambiyo Karı hesabı içinde; şirketin esas faaliyeti için sürdürmüş olduğu boya imalathanesinin inşaatı sırasında şirket ortağının taahhüt etmiş olduğu sermaye borcunun bir kısmının döviz olarak ödenmesi ve imalathanenin trafosu ile ilgili olarak bankadan alınmış teminat mektubu için banka tarafından bloke edilen döviz tutarı ile şirketin imalathane inşaatı sırasında tedarikçilerine ödeme yapmak için firmanın sahibi bulunduğu Türk lirası tutarının farklı tarihlerde döviz tutarına  dönüştürülmesi sırasında oluşan kur farklarının yer aldığı belirtilerek, bu kur farklarının anılan Tebliğin 10.6.4.2.1. bölümünde belirtilen oran kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Diğer indirimler” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından sırasıyla yapılacak indirimler sayılmış, bu fıkranın (ı) bendinde;

“Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere izleyen her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya bu Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %150’ye kadar farklı uygulatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.

…”

hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı konuyla ilgili olarak 30.06.2015 tarihli ve 29402 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2015/7910 sayılı Kararname eki Kararın 1 inci maddesinde ise;

“…

(3) 5520 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca uygulanacak indirim oranı;

a) Gelirlerinin %25 veya fazlası şirket faaliyeti ile orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen ticari, zirai veya serbest meslek faaliyeti dışındaki faiz, kar payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri için %0,

…”

hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, 03.04.2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6.1. İndirimin kapsamı” başlıklı bölümünde;

“Sermaye şirketlerinin sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla getirilen bu düzenleme uyarınca indirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında, 1/7/2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya bu tarihten itibaren yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden, ilgili hesap döneminin sonuna kadar Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükmüne göre hesaplanacak tutar dikkate alınacaktır.

İndirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında; mevcut sermaye şirketlerinde ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları, yeni kurulan sermaye şirketlerinde ise ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı dikkate alınacak olup sermayenin nakit olarak karşılanmayan kısmı için indirim uygulamasından yararlanılamayacağı tabiidir.”

ifadesi ile aynı Tebliğin “10.6.4.2. İndirim uygulamasına ilişkin sınırlamalar” başlıklı bölümünde;

“2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının birinci maddesinin üçüncü fıkrasında indirim uygulamasında dikkate alınmak üzere farklı indirim oranları belirlenmiştir.

10.6.4.2.1.Gelirlerinin %25 veya fazlası şirket faaliyeti ile orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen ticarî, ziraî veya serbest meslek faaliyeti dışındaki faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri için indirim oranı %0 olarak uygulanacaktır.

Örnek:(H) A.Ş.29/7/2015 tarihinde 10.000.000 TL nakdi sermaye artırımı kararı almış ve bu karar 14/8/2015 tarihinde ticaret siciline tescil ettirilmiştir. Ancak, (H) A.Ş.’nin 2015 hesap dönemine ait gelir tablosundan, gelirlerinin %55’inin şirketin bankalarda yer alan vadeli mevduat hesaplarına işleyen faiz gelirleri ile iştiraklerden elde edilen kar payları toplamından oluştuğu görülmektedir.

Buna göre, (H) A.Ş.’nin gelirlerinin %25’inden fazlası pasif nitelikli gelirlerden oluştuğu için nakdi sermaye artışı nedeniyle indirilebilecek tutarın hesaplanmasında 2015 hesap dönemi için dikkate alınacak indirim oranı %0 olarak uygulanacaktır.”

şeklindeki açıklamalara yer verilmiştir.

Yukarıda belirtilen hüküm ve açıklamalar çerçevesinde; şirket ortağınızın sermaye taahhüdünü yerine getirmesinden ve banka tarafından bloke edilen dövizin değerlemesinden ortaya çıkan ve esas faaliyet konunuzla ilgili olmayan kur farkı gelirlerinizin; Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uygulaması açısından pasif nitelikli gelir olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 16.06.2020 : Çin’den Alınan Malların … Unvanlı İnternet Sitesi Aracılığı ile Amerika’da Satılması Halinde Vergilendirme

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Zonguldak Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir, Kurumlar ve Diğer Vergiler Müdürlüğü

16.06.2020

Sayı         : 84695066-125[Kvk/6]-E.30905      

Konu      : Çin’den Alınan Malların  … Unvanlı İnternet Sitesi Aracılığı ile Amerika’da Satılması Halinde Vergilendirme

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda;

– Şirketinizin Çin’den satın aldığı ürünlerin Türkiye’ye hiç getirilmeden transit olarak Amerika’ya sevk edildiği ve  … internet sitesi üzerinden satışının yapıldığı,

– Söz konusu ürünlerin, … e-ticaret firmasının depolarında ücret karşılığı stoklandığı ve satıldığı anda Amazon firması tarafından faturası kesilerek müşteriye teslim edildiği,

– Ancak, … satış faturasının alınamadığı, sadece satış raporu ve reklam giderlerini gösteren faturaların alınabildiği, Amazon şirketinin satış sonrası kesintileri yaptıktan sonra banka hesabınıza TL olarak ödemeleri gönderdiği

belirtilmiş olup satış hasılatının ne şekilde beyan edileceği ile bu işlemlerin Ba-Bs formuna dahil edilip edilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.

a) Belge Düzeni ve Kurum Kazancı Yönünden

Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı belirtilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

– 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.”

– 229 uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.”

– 231 inci maddesinin birinci fıkrasının 5 numaralı bendinde ise, “Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.”

hükümlerine yer verilmiştir.

Bunun yanı sıra, 253 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Belgelerle İlgili İşlemler” başlıklı (B) bölümünde, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermelerine ilişkin açıklamalar yapılmış olup, söz konusu belgelerin defter kayıtlarında gider olarak gösterilmesi sırasında belgelerde yazılı bedellerin, belgenin düzenlendiği günde T.C. Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek kayıtlarda gösterilmesi gerekmektedir. Ancak inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükellefler bu belgelerini tercüme ettirmek zorundadırlar.

Buna göre, Çin’den alınarak Amerika’daki … şirketi tarafından … isimli e-ticaret sitesi üzerinden satılmak üzere bu ülkeye gönderildiği, adı geçen şirket tarafından depoda ücret karşılığı stoklandığı ve müteakiben satıldığı belirtilen malların satış işlemlerine ilişkin olarak;

– Şirketinizce müşteri adına, malların adı geçen şirket tarafından satış tarihinden itibaren 7 gün içerisinde, gerçek satış bedeli (adı geçen şirket tarafından yapıldığı belirtilen reklam, aracılık vb. kesintiler dahil) üzerinden fatura düzenlenmesi ve bu satışa ilişkin tutarın kurum kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınması gerekmektedir.

– … şirketi tarafından, söz konusu satış işlemine ilişkin olarak yapılan kesintilerin, kurum kazancının tespitinde gider olarak gösterilebilmesi, anılan kesintilerin şirketiniz adına düzenlenecek olan fatura ya da hizmetin alındığı ülke mevzuatına göre düzenlenmiş bulunan muteber bir belge ile tevsik edilmesi kaydıyla mümkündür.

b) Ba-Bs Uygulaması

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 148, 149 ve mükerrer 257 nci maddelerinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak, 350 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını “Mal ve Hizmet Alımlarına ilişkin Bildirim Formu (Form Ba)” ile; mal ve hizmet satışlarını ise “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)” ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362 ve 381 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleriyle bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmış, 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri yeniden belirlenmiştir.

Söz konusu Tebliğin;

– (1.2.1.) numaralı bölümünde, “Bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir.”

– (1.2.2.) numaralı bölümünde, “Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, “Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)” ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)”nun Tablo II alanında bildirilecektir.”

– “2.1. Dönemi” başlıklı bölümünde, “Yükümlülük kapsamındaki mükelleflerin mal ve/veya hizmet alış/satışlarının aylık dönemler itibariyle bildirilmesi gerekmektedir.

Mal ve/veya hizmet alış/satışlarının bildirilecekleri aylık dönemler, bunlara ilişkin belgelerin düzenlenme tarihi dikkate alınarak belirlenir.”

– (2.2.1.) numaralı bölümünde, “Mükelleflerin söz konusu bildirim formlarını, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden itibaren son günü akşamı saat 24:00’e kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler.”

hükümleri yer almaktadır.

Bu nedenle şirketiniz tarafından malların satışıyla ilgili düzenlenecek faturanın, düzenlenme tarihi esas alınarak ilgili olduğu dönem Bs bildirim formuna; satış işlemine ilişkin olarak yapılan kesintiler için …. şirketi tarafından düzenlenen faturaların ise Ba bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 16.06.2020 : Nakdi Sermaye Artışında İndirim

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Balıkesir Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

16.06.2020

Sayı         : 46480499-125[2019/906]-E.41915

Konu      : Nakdi Sermaye Artışında İndirim

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin borsada işlem gören halka açık sermaye şirketi olduğu, ileride gerçekleştirilecek sermaye artırımı için bazı ortaklar tarafından 24.09.2018 ve 25.09.2018 tarihlerinde 7.560.000,00 TL’nin avans olarak şirket hesabına yatırıldığı, yatırılan tutarın diğer sermaye yedekleri hesabında izlendiği, 20.10.2018 tarihinde şirket tarafından alınan yönetim kurulu kararıyla 32.250.000,00 TL olan ödenmiş sermayenin 64.500.000,00 TL’ye çıkarılmasına karar verildiği ve söz konusu kararın KAP’a bildirildiği, 09.11.2018 tarihinde bedelli sermaye arttırımına ilişkin SPK’ya başvurulduğu ve izahnamenin SPK onayına sunulduğu, SPK’nın … tarih ve … sayılı bülteniyle söz konusu başvurunun ve izahnamenin onaylandığı, 05.02.2019 ve 22.02.2019 tarihlerinde sermaye artırımına ilişkin olarak şirket ortakları tarafından şirketin banka hesabına sermaye ödemesi olarak 24.690.000,00 TL yatırıldığı, 11.03.2019 tarihinde de sermaye artırımının ticaret siciline tescil edildiği, 2018 yılında sermaye artırımı için ortaklar tarafından verilen tutarın SPK onayının gecikmesinden dolayı 2018 hesap döneminde nakit sermaye indirimine konu edilmediği belirtilerek 2019 yılında yapılacak nakit sermaye indirimi uygulamasında, artırılan sermaye tutarı olan 32.250.000,00 TL’nin mi yoksa 2019 takvim yılında sermaye artırımı için yatırılan 24.690.000,00 TL’nin mi esas alınacağı hususunda görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Diğer indirimler” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde;

“Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’si.

Bu indirimden, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere izleyen her bir dönem için ayrı ayrı yararlanılır. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması hâlinde azaltılan sermaye tutarı indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bent hükümlerine göre hesaplanacak indirim tutarı, nakdi sermayenin ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay süresi kadar hesaplanır. Matrahın yetersiz olması nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devreder. Bu bendin uygulanmasında sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklananlar dâhil olmak üzere, sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından veya bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan ya da ortaklar veya bu Kanunun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımları, indirim hesaplamasında dikkate alınmaz.

Bu bentte yer alan oranı, şirketlerin aktif büyüklükleri, ortaklarının hukuki niteliği, çalışan personel sayıları ve yıllık net satış hasılatlarına göre veya sermayenin kullanıldığı yatırımdan elde edilen gelirlerin kurumun esas faaliyeti kapsamında olmayan faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşmasına göre ya da sermayenin kullanıldığı yatırımların teşvik belgeli olup olmadığına veyahut makine ve teçhizat veya arsa ve arazi yatırımları için sermayenin kullanıldığı alanlar itibarıyla ya da bölgeler, sektörler ve iş kolları itibarıyla ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya; halka açık sermaye şirketleri için halka açıklık oranına göre %150’ye kadar farklı uygulatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir.

Konuya ilişkin olarak 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6.1. İndirimin kapsamı” başlıklı bölümünde;

“Sermaye şirketlerinin sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla getirilen bu düzenleme uyarınca indirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında, 1/7/2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya bu tarihten itibaren yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden, ilgili hesap döneminin sonuna kadar Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükmüne göre hesaplanacak tutar dikkate alınacaktır.

Bu indirim uygulamasında,

a) Nakdi sermaye artışı, sermaye şirketlerince ilgili hesap döneminde ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi artışlar ile yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakdi olarak karşılanan kısmını,

c) Süre, ticaret siciline tescil edilen sermaye artırımının nakit olarak karşılanan kısmının şirketin banka hesabına yatırıldığı tarihin içinde bulunduğu (Nakden taahhüt edilen sermayenin, sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil edildiği tarihten önce şirketin banka hesabına yatırılan kısmı için tescil tarihinin içinde bulunduğu) aydan hesap döneminin sonuna kadar olan ay sayısının 12 aya olan oranını,

ifade etmektedir.

İndirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında; mevcut sermaye şirketlerinde ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları, yeni kurulan sermaye şirketlerinde ise ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı dikkate alınacak olup sermayenin nakit olarak karşılanmayan kısmı için indirim uygulamasından yararlanılamayacağı tabiidir.

Bununla birlikte;

– Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,

– Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları,

– Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışları,

– Ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

– Şirkete nakdi sermaye dışında hisse senedi, tahvil veya bono gibi kıymetlerin konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

– Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları,

indirim tutarının hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.

…”

Aynı tebliğin “10.6.3.1. Sermaye artırımının tescili ve artırılan tutarın şirketin banka hesabına yatırılması” başlıklı bölümünde;

“Sermaye şirketleri, yetkili organlarının kısmen veya tamamen nakdi sermaye artışına ilişkin kararının ticaret siciline tescil edildiği hesap döneminden itibaren, bu indirim uygulamasından yararlanmaya başlayabileceklerdir.

“İndirim hesaplamasına konu edilebilecek sermaye artışı tutarı, artırılan sermayenin ortaklarca şirketin banka hesabına nakit olarak fiilen yatırılan kısmı ile sınırlı olup taahhüt edilen sermayenin, ortaklar tarafından nakit olarak şirketin banka hesabına fiilen yatırılmayan kısmı indirim tutarının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır.

Nakden taahhüt edilen sermayenin;

– Sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil edildiği tarihten önce şirketin banka hesabına yatırılan kısmı için tescil tarihi,

– Tescil tarihinden sonra şirketin banka hesabına yatırılan tutarlar için ise şirketin banka hesabına yatırılma tarihi,

esas alınarak bu indirimden yararlanılabilecektir.

…”

Diğer taraftan tebliğin “10.6.3.1.1. Sermaye avanslarının durumu” başlıklı bölümünde;

“İleride gerçekleştirilecek sermaye artırımından kaynaklanan sermaye taahhüdünün yerine getirilmesinde kullanılmak amacıyla, sermaye artırımına ilişkin karardan önce ortaklar tarafından sermaye avansı olarak şirketin banka hesabına yatırılan tutarların;

a) Banka hesabına yatırıldığı tarihten itibaren şirketin bilançosunda öz sermaye kalemleri arasında yer alan “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında izlenmesi ve

b) Banka hesabına yatırıldığı tarihin içinde bulunduğu hesap döneminin sonuna kadar bu tutarlarla ilgili sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil ettirilmesi

şartıyla, söz konusu kararın ticaret siciline tescil ettirildiği tarih esas alınarak indirim uygulamasında dikkate alınması mümkündür.

Dolayısıyla, şirketin banka hesabına yatırıldığı tarihin içinde bulunduğu hesap döneminde sermaye artırımına konu edilmeyen sermaye avansı niteliğindeki tutarların, indirim uygulamasında dikkate alınması mümkün değildir. Ayrıca, şirketin banka hesabına yatırıldığı tarihten itibaren bilançoda öz sermaye kalemleri arasında yer alan “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında izlenmeyen tutarlar için, ilgili hesap döneminde bu tutarlara ilişkin sermaye artırımı gerçekleştirilse dahi indirim uygulamasından faydalanılması mümkün bulunmamaktadır.

…” 

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, 24.09.2018 ve 25.09.2018 tarihlerinde ortaklarınızca sermaye artırım avans ödemesi olarak şirketinizin banka hesabına yatırılan ve yatırıldığı tarihten itibaren şirketinizin bilançosunda “Diğer sermaye yedekleri” hesabında izlenen 7.560.000,00 TL’nin banka hesabınıza yatırıldığı tarihin içinde bulunduğu hesap döneminin sonuna kadar sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil ettirilmemesi nedeniyle, söz konusu tutar için Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında indirimden yararlanmanız mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Okul inşası için alınan arsanın satışının vergisel durumu

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları KDV ve ÖTV Grup Müdürlüğü

15.06.2020

Sayı         : 84974990-130[KDV-1/İ/17-2020/21]-E.155653

Konu      : Okul inşası için alınan arsanın satışının vergisel durumu

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda;

– Şirketinizin esas faaliyet konusunun okul ve yayıncılık olduğu, bugüne kadar aldığınız gayrimenkullerin de bu faaliyetler kapsamında alınmış ve kullanılmış olduğu; şirketiniz ana sözleşmesinde “inşaat taahhüt işleri yapmak veya yaptırmak, emlak komisyonculuğu yapmak” ifadelerine yer verildiği ancak bu kapsamda ticari faaliyetinizin olmadığı,

– Esas faaliyet konunuz çerçevesinde okul inşa etmek üzere 2008 ve 2010 yılında taşınmaz hissesi satın aldığınız ve aynı parselde Milli Emlak Müdürlüğüne ait bulunan taşınmaz için de irtifak hakkı tesis ettirdiğiniz, ancak belediyeden gerekli izinler alınamadığı için inşaata başlanılmadığı ve Milli Emlak Müdürlüğünden tesis edilen irtifak hakkının iptal edildiği,

belirtilerek okul yapılmak üzere satın alınan, ancak gerekli izinlerin alınamaması sebebiyle aktifinize kayıtlı arsa paylarının satışının yapılması halinde Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e ve KDV Kanununun 17/4-r maddeleri kapsamında istisna hükümlerinden yararlanılıp yararlanılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

I-KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde; kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının kurumlar vergisinden istisna olduğu, bu istisnanın satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulmasının ve satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğu, bu sürede tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı, aynı şekilde istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmına uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk
ettirilmeyen vergilerin de ziyaa uğramış sayılacağı, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı bölümünde;

“Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.

İstisna uygulaması esas itibarıyla bütün kurumlar için geçerlidir. Ancak, faaliyet konusu menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanması olan kurumların bu amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazançlar için istisnadan yararlanmaları mümkün değildir.

Satışa konu edilen kıymetlerin iki tam yıl kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmeyecektir. Aynı durum, satmak üzere taşınmaz inşaatı ile uğraşan mükellefler açısından da geçerlidir. Ancak, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek; taşınmaz ticaretine konu edilen veya kiralama ya da başka surette değerlendirilen taşınmazların satış kazancı ise istisnaya konu edilmeyecektir.

Örnek 1: Bir inşaat şirketinin şirket merkezi olarak kullanılmak üzere inşa etmiş olduğu bir binayı, en az iki tam yıl süre ile kullandıktan sonra satması halinde, bu satıştan doğan kazanç için istisna uygulanabilecektir. Şirketin satmak amacıyla inşa etmiş olduğu veya satın aldığı binaların satışından elde ettiği kazançlar için söz konusu istisna uygulanmayacaktır.

Örnek 2: İnşaat faaliyetinde bulunan bir şirketin satın aldığı arsayı iki tam yıl geçtikten sonra satması halinde ya da faaliyet konusu alış veriş merkezleri inşaa etmek veya kiraya vermek olan şirketin bu amaçla inşa ettiği taşınmazları iki tam yıl geçtikten sonra satması halinde, şirketin bu istisnadan yararlanması söz konusu olmayacaktır.

Örnek 3: Bir inşaat şirketinin inşa etmiş olduğu binanın bir kısmını otopark olarak, diğer bir kısmını işyeri olarak kiraya vermesi, kalan kısmını ise şirket faaliyetlerinde kullanması halinde, şirket faaliyetinde kullandığı kısmın satılmasından elde edilen kazanç istisnaya konu olabilecek, diğer kısımlar istisnadan yararlanamayacaktır.

….”

açıklamaları yer almaktadır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde; ana sözleşmesinde faaliyet konuları arasında “inşaat taahhüt işleri yapmak veya yaptırmak, emlak ve arsa komisyonculuğu yapmak” ibaresine yer verilmiş olan şirketiniz tarafından, okul inşa edilmek üzere satın alındığı ancak belediyeden gerekli izinlerin alınamaması nedeniyle üzerinde okul inşaatına başlanılmadığı için atıl hale geldiği belirtilen taşınmazların iktisap tarihinden bugüne kadar taşınmaz ticareti veya kiralanmasına konu edilmemiş ya da bu amaçla iktisap edilmemiş olması kaydıyla, bu taşınmazların satışından elde edilen kazancın Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan istisnaya konu edilmesi mümkün bulunmaktadır.

II-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

-1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

-17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerin vergiden istisna olduğu, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin istisna kapsamı dışında olduğu

hüküm altına alınmıştır. 

KDV Genel Uygulama Tebliğinin “Taşınmaz Satışlarında İstisna Uygulaması” başlıklı (II/F-4.16.1.) bölümünde;

“Satışa konu edilecek taşınmazlar (arsa, arazi, bina) ile iştirak hisselerinin satışında istisna uygulanabilmesi için kurumların aktiflerinde asgari iki tam yıl (730 gün) kayıtlı bulunmuş olması gerekmektedir.

İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan (taşınmazların mutat olarak alım satımının yapılması veya kiraya verilmesi) kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmazların tesliminde istisna hükmü uygulanmaz.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, ana sözleşmesinde faaliyet konuları arasında, “inşaat taahhüt işleri yapmak veya yaptırmak, emlak ve arsa komisyonculuğu yapmak” ibaresine yer verilmiş olan Şirketiniz tarafından, okul inşa edilmek üzere satın alındığı ancak belediyeden gerekli izinlerin alınamaması nedeniyle üzerinde okul inşaatına başlanılmadığı için atıl hale geldiği belirtilen taşınmazların iktisap tarihinden bugüne kadar taşınmaz ticareti veya kiralanmasına konu edilmemiş ya da bu amaçla iktisap edilmemiş olması kaydıyla, söz konusu taşınmazların satışının, KDV Kanununun 17/4-r maddesi kapsamında KDV’den istisna tutulması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Sermaye şirketinin birleşmesinde devralınan şirketin şartları yerine getirmemiş olması durumunda devralan şirketin vergiye uyumlu mük.vergi ind. uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı

(Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü)

15.06.2020

Sayı         : 50426076-120[MÜK-121-2018/20-704]-E.43742

Konu      : Sermaye şirketinin birleşmesinde devralınan şirketin şartları yerine getirmemiş olması durumunda devralan şirketin vergiye uyumlu mük.vergi ind. uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağı hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirketinizin … tarihinde iki sermaye şirketini devraldığı, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesine göre % 5’lik vergi indirimine ilişkin şartların sağlandığı ancak devralınan şirketlerden birinin şartları yerine getirmemiş olmasının Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesi kapsamında %5’lik vergi indiriminden yararlanmanıza engel teşkil edip etmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 7162 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki “Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi” başlıklı Mükerrer 121 inci maddesinde;

“Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon (305 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 1/1/2019 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 1.200.000 TL ) Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 250 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.) Vergi kanunları gereğince, tecil edilerek belirlenen şartların gerçekleşmesine bağlı olarak terkin edilecek vergilerin, şartların sağlanamaması halinde kanunlarında belirlenen tecil süresinin sonunu takip eden onbeşinci günün bitimine kadar ödenmesi şartıyla bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.

2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),

3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

şarttır.

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar.

Bu madde kapsamında vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti hâlinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın tarh edilir. Bu hüküm, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanların gerçek durumu yansıtmadığının indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine yapılan tarhiyatların kesinleşmesi hâlinde de uygulanır ve bu takdirde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler açısından zamanaşımı, yapılan tarhiyatın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.

Bu maddede geçen vergi beyannamesi ve vergi ibareleri, Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken vergi beyannameleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergileri ifade eder.

…”

hükmü yer almıştır.

Diğer taraftan, 23.12.2017 tarihli ve 30279 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 301 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Öte yandan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinde;

(1) Bu Kanunun uygulanmasında aşağıdaki şartlar dahilinde gerçekleşen birleşmeler devir hükmündedir:

a) Birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanunî veya iş merkezlerinin Türkiye’de bulunması.

b) Münfesih kurumun devir tarihindeki bilânço değerlerinin, birleşilen kurum tarafından bir bütün halinde devralınması ve aynen bilânçosuna geçirilmesi.

(2) Kurumların yukarıdaki şartlar dahilinde tür değiştirmeleri de devir hükmündedir.

hükmüne yer verilmiş olup aynı Kanunun “Devir, bölünme ve hisse değişimi hallerinde vergilendirme” başlıklı 20’nci maddesinde de;

“...

a) Şirket yetkili kurulunun devre ilişkin kararının Ticaret Sicilinde tescil edildiği tarih, devir tarihidir. Münfesih kurum ile birleşilen kurum;

1) Devir tarihi itibarıyla hazırlayacakları ve müştereken imzalayacakları münfesih kuruma ait kurumlar vergisi beyannamesi ile,

2) Devir işleminin hesap döneminin kapandığı aydan kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği ayın sonuna kadar geçen süre içerisinde yapılması halinde, münfesih kurumun önceki hesap dönemine ilişkin olarak hazırlayacakları ve müştereken imzalayacakları münfesih kuruma ait kurumlar vergisi beyannamesini,

birleşmenin Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde münfesih kurumun bağlı bulunduğu vergi dairesine verirler.

...”

hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; mevcut bir kurumun başka bir kurumu devralması suretiyle gerçekleşen birleşmelerde devralan kurumun vergi indiriminden faydalanabilmesi için, devralan ve devrolunan kurumların her ikisinin de maddede yer alan şartları sağlaması gerekmektedir. Dolayısıyla, şirketinizce devir alınan şirketlerin herhangi birisinin Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer alan şartları sağlayamaması halinde devralan şirketinizin de ilgili döneme ilişkin olarak söz konusu vergi indiriminden faydalanması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyette bulunan istisna kapsamındaki mükelleflerin kurumlar vergisi istisnasından vazgeçip vazgeçemeyeceği hakkında

T.C.

NİĞDE VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

15.06.2020

Sayı         : 43626428-125-E.10792      

Konu      : Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyette bulunan istisna kapsamındaki mükelleflerin kurumlar vergisi istisnasından vazgeçip vazgeçemeyeceği hakkında.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesine göre yönetici şirketlerin bu Kanunun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlarının 31.12.2023 tarihine kadar istisna edildiği, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinde kurumlar vergisinden istisna olan işlem ve faaliyetlerin belirtildiği, ancak kurumlar vergisinden istisna olan faaliyetlere ilişkin mükelleflerin istisnadan vazgeçip vazgeçemeyeceklerine dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı belirtilerek,

4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca 31.12.2023 tarihine kadar teknoloji geliştirme bölgesindeki yönetici şirketin bu kanun kapsamındaki kazançları istisna olmakla birlikte,

– İstisna uygulamasından vazgeçip geçemeyeceğiniz,

– İstisnadan vazgeçilmesi durumunda daha sonraki yıllarda bu istisnayı tekrar uygulayıp uygulayamayacağınız,

– Kurumlar vergisi istisnasından vazgeçmeniz durumunda Kanunda yer alan diğer istisna ve teşviklerden (gelir vergisi stopaj teşviki, sigorta işveren teşviki, damga vergisi gibi) vazgeçme mecburiyeti olup olmadığı hususlarında tereddüt hasıl olduğundan, konu hakkında Defterdarlığımızdan özelge talebinde bulunduğunuz anlaşılmaktadır.

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun 3 üncü maddesinde;

“…

c) Araştırma ve Geliştirme (AR-GE):  Araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yazılım dahil yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları,

k) Yönetici Şirket: Bu Kanuna uygun ve anonim şirket olarak kurulan, Bölgenin yönetimi ve işletmesinden sorumlu şirketi,

l) Yazılım: Bir bilgisayar, iletişim cihazı veya bilgi teknolojilerine dayalı bir diğer cihazın çalışmasını ve kendisine verilen verilerle ilgili gereken işlemleri yapmasını sağlayan komutlar dizisinin veya programların ve bunların kod listesini, işletim ve kullanım kılavuzlarını da içeren belgelerin, belli bir sistematik içinde, tasarlama, geliştirme şeklindeki ürün ve hizmetlerin tümü ile bu ürün ya da mal ve hizmetlerin lisanslama, kiralama ve tüm hakları ile devretme gibi teslim şekillerinin tümünü,

ifade eder.”

hükümleri yer almakta olup aynı Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrasında; “Yönetici şirket; Bölgeye ait planlama ve projelendirmenin yapılması, gerekli alt yapı ve üst yapı hizmetleri ile Bölge için gerekli her türlü hizmetlerin yürütülmesi, kuluçka merkezi ve teknoloji transfer ofislerinin kurulması, AR-GE veya tasarım projelerinin değerlendirilmesi ve projesi uygun görülen girişimcilere yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslara göre Bölge içerisinde yer tahsis edilmesi, Bölgenin bu Kanun ve ilgili yönetmeliklerde gösterilen amaca uygun olarak yönetilmesi, girişimcilerin ve üçüncü şahısların buna aykırı davranışlarının önlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması ile yükümlüdür.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasında ise “Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.” hükmü yer almaktadır.

Söz konusu istisnanın uygulanmasına yönelik açıklamalara, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde yer verilmiş olup anılan Tebliğin “5.12.2. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunda yer alan istisna” başlıklı bölümde yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yönetici şirketlerin bu Kanunun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlarına yönelik istisnadan vazgeçilebileceği hususunda 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu veya 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununda herhangi bir hüküm bulunmayıp, söz konusu istisna her durumda uygulanan mutlak bir istisna olduğundan, bu uygulamadan vazgeçilmesi ya da anılan Kanun kapsamında bazı istisna ve teşviklerden yararlanılıp bazı istisna ve teşviklerden yararlanılmaması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Devralınan Yatırım Teşvik Belgesine İstinaden İndirimli Kurumlar Vergisinden Faydalanıp Faydalanamacağı

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Kahramanmaraş Vergi Dairesi Başkanlığı

15.06.2020

Sayı         : 47285862-125[32/A-2018/12]-E.22727     

Konu      : Devralınan Yatırım Teşvik Belgesine İstinaden İndirimli Kurumlar Vergisinden Faydalanıp Faydalanamacağı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … A.Ş. adına düzenlenmiş olan ve 22.05.2015 tarihinde tamamlama vizesi yapılan yatırım teşvik belgesinin, Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü tarafından uygun görülmesi neticesinde 19.10.2018 tarihinde şirketinizce devralındığı belirtilmiş olup, 2012/3305 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının geçici 8 inci maddesinde yer alan düzenlemeden yararlanılıp yararlanılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.

Kurumlar Vergisi Kanununun;

– “İndirimli kurumlar vergisi” başlıklı 32/A maddesinde; “(1) Finans ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar, iş ortaklıkları, taahhüt işleri, 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Kanun ile 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yatırımlar ile rödovans sözleşmelerine bağlı olarak yapılan yatırımlar hariç olmak üzere, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ve Ekonomi Bakanlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulur. 

(2) Bu maddenin uygulamasında yatırıma katkı tutarı, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle tahsilinden vazgeçilen vergi yoluyla yatırımların Devletçe karşılanacak tutarını, bu tutarın yapılan toplam yatırıma bölünmesi suretiyle bulunacak oran ise yatırıma katkı oranını ifade eder. Yatırımın tamamlanması şartıyla, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle yararlanılan kısmı hariç olmak üzere kalan yatırıma katkı tutarı, yatırımın tamamlandığı hesap dönemini izleyen yıllarda Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre bu yıllar için belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır. Cumhurbaşkanı; 

b) Her bir il grubu, stratejik yatırımlar veya (a) bendinde belirtilen yerler için yatırıma katkı oranını % 55’i, yatırım tutarı 50 milyon Türk Lirasını aşan büyük ölçekli yatırımlarda ise % 65’i geçmemek üzere belirlemeye, kurumlar vergisi oranını % 90’a kadar indirimli uygulatmaya,

c) Yatırıma başlanan tarihten itibaren bu maddeye göre hesaplanacak yatırıma katkı tutarına mahsuben, toplam yatırıma katkı tutarının %50’sini ve gerçekleştirilen yatırım harcaması tutarını geçmemek üzere; yatırım döneminde kurumun diğer faaliyetlerinden elde edilen kazançlarına indirimli kurumlar vergisi oranı uygulatmak suretiyle yatırıma katkı tutarını kısmen kullandırmaya, bu oranı her bir il grubu, bölgesel, büyük ölçekli, stratejik ve öncelikli yatırımlar ile konusu, sektörü ve niteliği itibarıyla proje bazında desteklenmesine karar verilen yatırımlar için sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya, 

yetkilidir.

(7) Yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçmesinden sonra devri halinde indirimli vergi oranından devir tarihine kadar devreden, devir tarihinden sonra ise devralan, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla yatırıma katkı tutarının kalan kısmı için yararlanır…” 

– Geçici 9 uncu maddesinde, “(1) Mükelleflerin 2017 ve 2018 takvim yıllarında gerçekleştirdikleri imalat sanayiine yönelik yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırım harcamaları için, bu Kanunun 32/A maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde “%55”, “%65” ve “%90” şeklinde yer alan kanuni oranlar sırasıyla “%70”, “%80” ve “%100” şeklinde ve (c) bendinde “%50” şeklinde yer alan kanuni oran ise “%100” şeklinde uygulanır.”

hükümlerine yer verilmiştir.

2012/3305 sayılı Kararın geçici 8 inci maddesinde, “(1) Bu Karar ve daha önceki kararlara istinaden imalat sanayiine yönelik (US-97 Kodu:15-37) düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 1/1/2017 ile 31/12/2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek[1]  yatırım harcamaları için;

a) Bina-inşaat harcamalarında KDV iadesi,

b) Bölgesel, büyük ölçekli ve stratejik teşvik uygulamaları kapsamında vergi indirimi desteğinde uygulanacak yatırıma katkı oranları her bir bölgede geçerli olan yatırıma katkı oranına 15 puan ilave edilmek suretiyle, kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirimi tüm bölgelerde yüzde yüz oranında ve yatırıma katkı tutarının yatırım döneminde yatırımcının diğer faaliyetlerinden elde ettiği kazançlarına uygulanacak oranı yüzde yüz olmak üzere,

teşvik belgesi üzerinde herhangi bir işlem yapılmaksızın uygulanır.”

hükmü yer almaktadır.

Buna göre, teşvik belgesi kapsamındaki yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçmesinden sonra devredilmesi halinde, indirimli vergi oranından devir tarihine kadar devreden, devir tarihinden sonra ise devralan, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla yararlanabileceğinden devraldığınız yatırıma ilişkin yatırıma katkı tutarının devreden tarafından kullanılmamış kısmı için yatırımdan elde ettiğiniz kazancınıza indirimli kurumlar vergisi oranı uygulanmak suretiyle faydalanmanız mümkündür. Yatırıma katkı tutarının hesabında, şirketinizce söz konusu yatırımın devralınması için yapılan harcama tutarının değil, yatırımı gerçekleştiren şirket tarafından teşvik belgesi kapsamında yapılan yatırım harcamalarının dikkate alınması gerektiği tabiidir.

Öte yandan, 2012/3305 sayılı Kararın geçici 8 inci maddesinde yer alan artırımlı yatırıma katkı tutarı ve indirimli kurumlar vergisi oranı, 1/1/2017 ile 31/12/2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek yatırım harcamaları için uygulanabileceğinden, 22.05.2015 tarihinde tamamlama vizesi yapılarak tamamlanan yatırım teşvik belgesine konu yatırımlar dolayısıyla geçici 8 inci maddenin uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Ar-ge merkezi kapsamında artırılan patent sayısı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

15.06.2020

Sayı         : 84098128-125[10-2019/3]-E.163405         

Konu      : Ar-ge merkezi kapsamında artırılan patent sayısı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketiniz bünyesinde 5746 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş Ar-Ge merkezi bulunduğu, kanunla verilen izin kapsamında Kurumlar Vergisi indiriminden yararlandığı, 2017 yılında bir olan tescilli patent sayınızın 2018 yılında bir tescilli patent daha eklenmek suretiyle ikiye çıkarıldığı ve bu durumun Ar-Ge merkezinde cari yıl içinde yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamalarının bir önceki yıla göre artışının %50’sine kadarının ilave olarak indirim konusu yapılmasına ilişkin olarak yayımlanan 2016/9092 sayılı BKK ile belirlenen %20 artış koşulunu sağlayıp sağlamadığı ile artırılacak patent sayısı konusunda tereddüde düşüldüğü belirtilerek, anılan Kararnamede yer alan %20 artışın neye göre hesaplanacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5746 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Ar-Ge ve tasarım indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen münhasıran tasarım harcamalarının tamamı, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. Bakanlar Kurulunca belirlenen kriterleri haiz Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı; Bakanlar Kurulunca belirlenen kriterleri haiz tasarım merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı yukarıdaki esaslar dâhilinde indirim konusu yapılabilir. Belirlenen kriterlere göre kanuni hadler içerisinde oranları ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir…” hükmü yer almaktadır.

10.08.2016 tarih ve 29797 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01.08.2016 tarih ve 2016/9092 sayılı Kararnamenin Eki Kararın 1 inci maddesinde, “(1) 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamında kurulan ve aşağıda belirtilen göstergelerden herhangi birinde bir önceki yıla göre en az yüzde yirmi artış sağlayan Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde, o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik veya tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artış tutarının yüzde ellisi, 31/12/2023 tarihine kadar, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır.

a) Ar-Ge veya tasarım harcamasının toplam ciro içindeki payı.

b) Tescil edilen ulusal veya uluslararası patent sayısı.

c) Uluslararası destekli proje sayısı.

ç) Lisansüstü dereceli araştırmacı sayısının toplam Ar-Ge personeli sayısına oranı.

d) Toplam araştırmacı sayısının toplam Ar-Ge personeli sayısına oranı.

e) Ar-Ge sonucu ortaya çıkan yeni ürünlerden elde edilen cironun toplam ciroya oranı.

hükmü yer almaktadır.

6 seri no.lu 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Genel Tebliğinin 5 inci maddesinde;

…(4) 10/8/2016 tarihinde yürürlüğe giren 1/8/2016 tarihli ve 2016/9092 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre, 5746 sayılı Kanun kapsamında kurulan ve aşağıda belirtilen göstergelerden herhangi birinde bir önceki yıla göre en az yüzde yirmi artış sağlayan Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde, o yıl yapılan Ar-Ge, yenilik veya tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artış tutarının yüzde ellisi, Ar-Ge ve tasarım indirimine konu edilebilir:

a) Ar-Ge veya tasarım harcamasının toplam ciro içindeki payı

b) Tescil edilen ulusal veya uluslararası patent sayısı

c) Uluslararası destekli proje sayısı

ç) Lisansüstü dereceli araştırmacı sayısının toplam Ar-Ge personeli sayısına oranı

d) Toplam araştırmacı sayısının toplam Ar-Ge personeli sayısına oranı

e) Ar-Ge sonucu ortaya çıkan yeni ürünlerden elde edilen cironun toplam ciroya oranı.

   …

(6) Bu kapsamda, yukarıda belirtilen göstergelerden herhangi birinde, bir önceki yıla göre en az yüzde yirmi oranında artış sağlayan Ar-Ge ve tasarım merkezleri, o yıl yapılan Ar-Ge, yenilik veya tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artış tutarının yüzde ellisini, ilave olarak Ar-Ge ve tasarım indirimine konu edebileceklerdir. 2016/9092 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının uygulamasında, 2016 yılında yapılan Ar-Ge ve tasarım harcamalarının tamamı dikkate alınacaktır…

açıklamasına yer verilmiştir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, şirketiniz bünyesinde faaliyet gösteren Ar-Ge merkezi kapsamında 2017 yılında tescil edilen bir adet ulusal patent sayısını 2018 yılında bir tescilli patent daha eklemek suretiyle ikiye çıkartmanız, dolayısıyla en az %20 oranında arttırma koşulunu yerine getirmeniz nedeniyle anılan Kanun ile Tebliğde yer alan diğer şartları da sağlamanız durumunda, 2018 hesap dönemindeyaptığınız Ar-Ge ve yenilik veya tasarım harcamalarının bir önceki (2017) yıla göre artış tutarının yüzde ellisini 2016/9092 sayılı BKK kapsamında ilave indirim olarak dikkate almanız mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında kar/zarar beyanı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı

(Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü)

15.06.2020

Sayı         : 50426076-125[6-2019/20-370]-E.43746   

Konu      : Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında kar/zarar beyanı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve eklerinin incelenmesinden; arsa sahipleri ile yapmış olduğunuz kat karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden, … yer alan taşınmaz üzerine A, B, C ve D bloklarından oluşan, toplam 192 adet daire ve 14 adet dükkan inşa edeceğiniz, A bloktaki 3 adet dükkan, B bloktaki 52 adet daire ile C bloktaki 16 adet dairenin arsa sahiplerine verileceği, A ve D blokları inşaatlarının 2019 yılında, B ve C blokları inşaatlarının ise 2020 yılında tamamlanmasının planlandığı anlaşılmış olup, 2019 yılında tamamlanarak alıcılara teslim edilecek olan A ve D bloklarındaki bağımsız bölümler için kar/zarar beyanı yapılıp yapılmayacağı, kar/zarar beyanı yapılacak olması durumunda 2019 yılında işin tamamının bitmeyecek olması sebebiyle arsa sahiplerine verilecek konut maliyetleri belli olmayacağından Şirketinizce satışı yapılacak konutların arsa maliyetlerinin nasıl hesaplanacağı hususlarında Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde kurumlar vergisine tabi kurumlar sayılmış olup, aynı Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde ise, “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tesbit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

hükümlerine yer verilmiştir.

Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar veya mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin eksiksiz tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Ticari kazancın elde edilmesi tahakkuk esasına bağlanmış bulunduğundan, bir gelir unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır.

Öte yandan, başkasının arsası üzerine inşaat yapanların arsa sahibine vermiş oldukları dairelerin inşası için yapmış oldukları harcamalarla, kendilerine ait daireler için yapmış oldukları harcamaların toplamı inşaat maliyetini oluşturur. Müteahhide ait dairelerin maliyeti, toplam inşaat maliyetinin bu dairelere dağıtımı suretiyle bulunur. İnşaatın toplam maliyetinin arsa sahibine verilen dairelere isabet eden kısmı müteahhidin kendisine ait dairelerin arsa maliyetini oluşturmaktadır.

Buna göre; Şirketiniz tarafından kat karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden inşası bitirilerek satışı yapılan ve teslimi gerçekleştirilen dairelerin birim metrekare inşaat maliyetleri (rekreasyon, alt yapı, üst yapı ve peyzaj işlerinden düşen paylar da dahil) dikkate alınarak arsa sahiplerine verilecek olan fakat inşaatı henüz tamamlanmamış olan dairelerin yaklaşık maliyetlerinin hesaplanması ve bu şekilde bulunan tutarın da inşaatı bitirilerek satışı yapılan ve teslimi gerçekleştirilen şirketinize ait dairelerin arsa payı maliyeti olarak dikkate alınması suretiyle satışını gerçekleştirdiğiniz dairelere ilişkin kazancınızın satış tarihi itibarıyla hesaplanması gerekmektedir. Arsa sahiplerine ait dairelerin inşaatı ile bunlara isabet eden rekreasyon, alt yapı, üst yapı ve peyzaj işleri tamamlandığında arsa maliyeti tam olarak belirlenecek olup, daha önce yapılan hesaplamalara göre gerekli düzeltmelerin yapılabileceği tabiidir.

Diğer taraftan, Şirketiniz tarafından inşa edilen dairelere ilişkin olarak inşaatın devamı sırasında yapılan satışlar karşılığında alınan tutarların avans olarak dikkate alınması ve inşaatı tamamlanan dairelerin müşterilere teslim edildiği dönem kazancına dahil edilmesi gerekmektedir. Ancak, dairelerin tamamlanması ile ilgili muvazaalı bir durumun tespit edilmesi durumunda, gerekli cezai işlemlerin uygulanacağı tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Bankanın kullandırdığı kredilerin teminatını oluşturan gayrimenkullerin vefa hakkı protokolü kapsamında bankaya devredilmesi işleminin kurumlar vergisi ve damga vergisine tabi olup olmadığı

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı

(Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü)

15.06.2020

Sayı         : 50426076-125[1-2018/20-344]-E.43743   

Konu      : Bankanın kullandırdığı kredilerin teminatını oluşturan gayrimenkullerin vefa hakkı protokolü kapsamında bankaya devredilmesi işleminin kurumlar vergisi ve damga vergisine tabi olup olmadığı hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Şirketinizin aktifine kayıtlı bulunan taşınmazların …’den kullanılan ve finansman sıkıntısı nedeni ile ödenemeyen kredi borçlarınızın karşılığı olarak 14.875.000.00-TL bedelle Vefa (İştira) Hakkı Sözleşmesi kapsamında 16.03.2018 tarihinde …’ye devredildiği, borçlarınızın 16.03.2023 tarihine kadar düzenli olarak ödenmesi halinde banka tarafından söz konusu taşınmaz ve üzerindeki müştemilatlarının Şirketinize bedelsiz olarak devredileceğinden bahisle, söz konusu taşınmazların …’ye şartlı olarak devredilmesi işleminin kurumlar vergisi ve damga vergisine tabi olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce; işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükmüne yer verilmiştir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Değer Artışı Kazançları” başlıklı mükerrer 80 inci maddesinde;

“Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

6. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70 inci maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde  elden çıkarılmasından doğan kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.).

Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.

Faaliyetine devam eden ticarî bir işletmenin kısmen veya tamamen satılmasından veya ticarî işletmeye dahil amortismana tâbi iktisadî kıymetlerle birinci fıkrada yazılı hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar ticarî kazanç sayılır ve bunlara ticarî kazanç hakkındaki hükümler uygulanır.”

hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “2. Sözleşmeden doğan önalım hakkı”ve “3.Alım ve geri alım hakları” başlıklı 735 inci  ve 736 ncı maddelerinde;

“Sözleşmeden doğan önalım hakkı

MADDE 735- Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir. Kütükte koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas alınır.

Şerhin etkisi her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer. Yasal önalım hakkının kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanır.

3.Alım ve geri alım hakları

MADDE 736.- Tapu kütüğüne şerh verilen alım ve geri alım hakları, şerhde belirtilen süre içinde her malike karşı kullanılabilir.

Şerhin etkisi, her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer.”

hükmü yer almıştır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tapuda vefa hakkı şerhi konularak yapılan satış neticesinde, söz konusu gayrimenkulün alan tarafından satılması halinde Türk Medeni Kanununda belirtilen süre dahilinde sadece vefa hakkı tesis edilen kişiye öncelik tanınmasıdır.

Buna göre; Şirketinizin … Bankası A.Ş.’ye “vefa hakkı tesisi” şerhi ile devrettiği gayrimenkullerin devir işlemi tapuda yeni bir tescil gerektirmekte olup söz konusu gayrimenkuller üzerine vefa hakkı tesisi suretiyle yapılan devir işlemi elden çıkarma olarak değerlendirilecektir ve bu devir işlemi nedeniyle elde ettiğiniz kazancın kurum kazancınıza dahil edilmesi gerekmektedir.

DAMGA VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN;

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu; 3 üncü maddesinde, damga vergisinin mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu; 6 ncı maddesinde, bir kağıtta birbirinden tamamen ayrı birden fazla akit ve işlem bulunduğu takdirde bunların her birinden ayrı ayrı vergi alınacağı, bir kağıtta toplanan akit ve işlemler birbirine bağlı ve bir asıldan doğma oldukları takdirde damga vergisinin en yüksek vergi alınmasını gerektiren akit veya işlem üzerinden alınacağı, ancak bu akit ve işlemlere asıl işlemin akitlerinden başka bir şahsın eklenen akit ve işlemi de ayrıca vergiye tabi olacağı, bir kâğıt üzerinde birden fazla adi kefalet ve garanti taahhüdü bulunması hâlinde, ayrı ayrı olmak üzere bunlardan yalnızca birinden damga vergisi alınacağı, pey akçesi, cayma tazminatı, ücret tevkifi, cezai şart gibi bir sözleşmenin müeyyidesi mahiyetinde olan taahhütlerden, başlı başına bir sözleşmeye konu olmadıkça damga vergisi alınmayacağı, 9 uncu maddesinde, bu Kanuna ekli (2) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisinden müstesna olduğu hükümlerine yer verilmiştir.

Mezkur Kanuna ekli (1) sayılı tablonun “I. Akitlerle İlgili Kağıtlar” başlıklı bölümünün A/1 fıkrasında, belli parayı ihtiva eden mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknamelerin nispi damga vergisine tabi olacağı, Kanuna ekli (2) sayılı tablonun “IV – Ticari ve medeni işlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümünün 23 üncü fıkrasında ise; Bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilere, bunların teminatlarına, geri ödenmelerine, devrine ve krediden doğan alacakların temlikine ilişkin kâğıtlar ile bu kâğıtlar üzerine konulacak şerhler (kredilerin kullanımları hariç) damga vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 4 seri no.lu Damga Vergisi Sirkülerinde, Kanun kapsamındaki kredi tanımına, Bankalar Kanununa göre kredi olarak kabul edilen nakdi krediler ile teminat mektupları, kefalet, aval, ciro ve kabuller gibi gayri nakdi kredilerin gireceği, akreditiflerin de bu kapsamda değerlendirileceği belirtilmiştir.

Ayrıca, 18 seri no.lu Damga Vergisi Sirkülerinin “3-Kredinin teminatına ilişkin damga vergisi ve harç istisnası uygulaması” başlıklı bölümünde, söz konusu istisna kapsamında kullandırılan kredinin teminatına ilişkin olarak düzenlenen kağıtlar ile bu amaçla yapılan işlemlere münhasıran kullandırılan krediye ilişkin olması kaydıyla istisnanın uygulanması gerektiği açıklanmıştır.

Buna göre, Şirketiniz ile … arasında düzenlenen akitin Şirketiniz adına kayıtlı bulunan söz konusu gayrimenkullerin, bankadan kullanılan kredinin teminatını teşkil etmesi ve münhasıran bankadan kullandırılan krediye ilişkin olması kaydıyla adı geçen bankaya devir işlemi ile ilgili kısmının damga vergisinden istisna edilmesi gerekmektedir.

Ancak, Şirketiniz lehine vefa hakkı tesis edilmesine ilişkin işlem ile ecrimisil bedeli ödenmesine ilişkin işlemin istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından, “Vefa (İştira) Hakkı Protokolü” başlıklı kağıdın 488 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca vefa hakkına ilişkin belirtilen bedel ile ecrimisil bedelinin toplanması suretiyle bulunan tutar üzerinden 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablonun I/A-1 fıkrasına göre damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 15.06.2020 : Birleşilen şirketler nedeniyle vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağı

T.C. 

ISPARTA VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

15.06.2020

Sayı         : 25947440-120[2019/09]-E.9706    

Konu      : Birleşilen şirketler nedeniyle vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Şirketinizin … Sicil Müdürlüğünce 19.12.2017 tarihinde tescil edilen kararla … vergi kimlik numaralı … Şti. ve … vergi kimlik numaralı … A.Ş. ile birleştiği; birleşen şirketlerin 2016 ve 2017 yıllarında kanuni süresinde verilmemiş beyannameleri ve/veya kanuni süresinde ödenmemiş tahakkukları ile 2016 yılında ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış tarhiyatlarının bulunduğu belirtilerek 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer alan vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Defterdarlığımız (Gelir Müdürlüğü) görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Devir, bölünme ve hisse değişimi” başlıklı 19 uncu maddesinde,

“(1) Bu Kanunun uygulanmasında aşağıda yazılı şartlar dahilinde gerçekleşen birleşmeler devir hükmündedir.

a) Birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanuni veya iş merkezlerinin Türkiye ‘de bulunması.

b) Münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerinin, birleşilen kurum tarafından bir bütün halinde devralınması ve aynen bilançosuna geçirilmesi.

(2) Kurumların yukarıdaki şartlar dahilinde tür değiştirmeleri de devir hükmündedir.

(3) Aşağıdaki işlemler bölünme veya hisse değişimi hükmündedir:

a) Tam bölünme: Tam mükellef bir sermaye şirketinin tasfiyesiz olarak infisah etmek suretiyle bütün mal varlığını, alacaklarını ve borçlarını kayıtlı değerleri üzerinden mevcut veya yeni kurulacak iki veya daha fazla tam mükellef sermaye şirketine devretmesi ve karşılığında devredilen sermaye şirketinin ortaklarına devralan sermaye şirketinin sermayesini temsil eden iştirak hisseleri verilmesi, bu Kanunun uygulanmasında tam bölünme hükmündedir.

…”

hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun “Devir, Bölünme ve Hisse Değişimi Hallerinde Vergilendirme” başlıklı 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin iki numaralı alt bendinde ise,

“2) Devir işleminin hesap döneminin kapandığı aydan kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği ayın sonuna kadar geçen süre içerisinde yapılması halinde, münfesih kurumun önceki hesap dönemine ilişkin olarak hazırlayacakları ve müştereken imzalayacakları münfesih kuruma ait kurumlar vergisi beyannamesini, birleşmenin Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde münfesih kurumun bağlı bulunduğu vergi dairesine verirler.

…”

hükmüne yer verilmiştir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Vergiye Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi” başlıklı mükerrer 121 inci maddesinde,

Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon (305 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 1/1/2019 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 1.200.000 TL) Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

1.İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),

2.(1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),

3.İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

şarttır.

…”

hükmü yer almaktadır. 

Ayrıca, 301 seri no.lu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliğinin “4.1. İlgili dönem beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması” başlıklı bölümde konu ile ilgili gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

Öte yandan, mevcut bir kurumun başka bir kurumu devralması suretiyle gerçekleşen birleşmelerde devralan kurumun Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer alan indirim hükmünden faydalanılabilmesi için devralan ve devrolunan kurumların her ikisinin de maddede yer alan şartları sağlaması gerekmektedir.

Buna göre, Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20 nci maddeleri kapsamında devraldığınız şirketlerin 2016 ve 2017 yıllarında kanuni süresinde verilmemiş beyannamelerinin, kanuni süresinde ödenmemiş tahakkuk eden vergilerinin, 2016 yılında ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış tarhiyatlarının bulunması nedeniyle, Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121 inci maddesinde yer alan şartlar sağlanamadığından, şirketinizin söz konusu vergi indiriminden yararlanması mümkün değildir. Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 12.06.2020 : Ferdi işletmenin limited şirketine devri halinde ferdi işletmenin çektiği kredilerin faizlerinin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

12.06.2020

Sayı         : 49327596-125.06[KVK.2019.ÖZ.5]-E.87823       

Konu      : Ferdi işletmenin limited şirketine devri halinde ferdi işletmenin çektiği kredilerin faizlerinin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin 11/12/2018 tarihinde şahıs firması ile birleşerek şahsa ait işletmeyi tüm aktif ve pasifiyle devir aldığı, devir alınan işletmeye ait pasif kısımda daha önce kullanılan ve ödemeleri devam eden rotatif ve taksitli banka kredileri bulunduğu belirtilerek, bu kredilerin faiz giderlerinin şirketiniz tarafından indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde, kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten, devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması (Bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.) halinde değer artış kazancı hesaplanmayacağı ve vergilendirilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

Bu çerçevede, ferdi işletmenin bilançosunun aktif ve pasifiyle bütün halinde bir sermaye şirketine devrolunması, devrolunan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermaye tutarında ortaklık payı alması (bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır) durumunda bu devir nedeniyle değer artış kazancı hesaplanmayacak ve vergileme yapılmayacaktır.

Öte yandan, devir nedeniyle ferdi işletme sona ereceğinden işletmenin devir tarihine kadar olan ticari kazancının yıllık gelir vergisi beyannamesiyle beyan edileceği tabiidir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 180 inci maddesinde; “(1) Bir şirket hukuki şeklini değiştirebilir. Yeni türe dönüştürülen şirket eskisinin devamıdır.” hükmü ile 182 ve 193 üncü maddeleri arasında şirketlerin tür değişikliğine ilişkin hükümler yer almaktadır.

Mezkur Kanunun 194 üncü maddesinde ise; “(1) Bir ticari işletme, bir ticaret şirketiyle, onun tarafından devralınmak suretiyle birleşebilir. Bu hâlde devralan ticaret şirketinin türüne göre 138 ilâ 140, 142 ilâ 158 ve ortak hükümlere ilişkin 191 ilâ 193 üncü madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.

(2) Bir ticari işletmenin bir ticaret şirketine dönüşmesi hâlinde 182 ilâ 193 üncü maddeler kıyas yoluyla uygulanabilir.

(3) Bir ticaret şirketinin bir ticari işletmeye dönüştürülebilmesi için, söz konusu ticaret şirketinin paylarının tümü, ticari işletmeyi işletecek kişi veya kişiler tarafından devralınmalı ve ticari işletme bu kişi veya kişiler adına ticaret siciline tescil ve ilan edilmelidir. Bu hâlde, ticari işletmeye dönüştürülen ticaret şirketi, bir kollektif veya komandit şirket ise mezkûr ticaret şirketinin borçlarından, ticari işletmeyi işletecek kişi ve kişiler ile ticaret şirketinin eski ortakları da 264 üncü maddedeki zamanaşımı süresince sıfatlarına göre müteselsilen sorumlu olurlar. Dönüştürmeye bu Kanunun 264 ilâ 266 ncı maddeleri de uygulanır.

(4) 182 nci maddenin üçüncü fıkrası hükmü saklıdır.” hükümlerine yer verilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup, maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan bent hükmü uyarınca, genel giderlerin kurum kazancından indirim konusu yapılabilmesi için, söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması gerekmekte olup bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir.

Diğer taraftan, Türk Ticaret Kanununun 11 inci maddesinde; “Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir.” hükmü yer almaktadır.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi işletmenin Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendine göre aktif ve pasifiyle birlikte şirketinize devredilmesi sonucunda devir alınan ferdi işletmenin daha önce kullanmış olduğu banka kredilerine ilişkin faiz giderlerinin devir tarihinden sonraki kısmının, ticari kazancın elde edilmesi ve idamesi ile ilgili olması kaydıyla, devralan şirketiniz kayıtlarında izlenmesi ve kazancın tespitinde dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Öte yandan, söz konusu işlemlerde muvazaalı bir durumun tespiti halinde gerekli cezai işlemlerin yapılacağı tabiidir. Bilgi edinilmesini rica ederim. 

KVK Özelge – 12.06.2020 : Gelir Vergisi Kanunu Uygulamaları

T.C. 

GİRESUN VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

12.06.2020

Sayı         : 97677631-120[Özelge/2018]-E.12432       

Konu      : Gelir Vergisi Kanunu Uygulamaları

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun tetkikinde; Şirketinizin aynı hesap döneminde birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleri kapsamında bina ve işyeri yapımı işi yanında bu kapsamda olmayan özel inşaat işleri yaptığı ve kiraya verilen taşınmazlardan kira geliri elde edildiği belirtilerek;

-Şirketinizin hesap dönemi içerisinde yapmış olduğu finansman giderlerinin Gelir Vergisi Kanununun 43 ncü maddesi kapsamında dağıtıma tabi tutulmasının gerekip gerekmediği, finansman giderlerinin dağıtıma tabi tutulmasının zorunlu olup olmadığı, ilgili hesap döneminde oluşan finansman giderlerinin hepsinin gelir tablosunda gider olarak yazılıp yazılmayacağı, finansman giderlerinin dağıtıma tabi tutularak ilgili işlerin maliyetlerine pay verilmesi veya doğrudan gider olarak yazılması konusunda seçimlik hakkı bulunup bulunmadığı, 

-Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleriyle sair işlerde müştereken kullanılan tesisat, makina ve ulaştırma vasıtalarının amortismanlarının bunların her işte kullanıldığı gün sayısına göre dağıtımında sıkıntı yaşandığı, gün sayılarının tespitinin yapılamadığı, aynı şekilde merkez adresinde bulunan demirbaşların hangi işte kaç gün kullanıldığının bilinemediğinden birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleri kapsamında bina ve işyeri yapımı işleriyle bu kapsamda olmayan özel inşaat işlerinde müşterek kullanılan tesisat, makina ve ulaştırma vasıtalarının amortismanlarının, her işte kullanıldıkları gün sayısı yerine GVK’nın 43 ncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtildiği şekilde dağıtılıp dağıtılamayacağı

hususlarında Defterdarlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmaktadır. 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinde;

“Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kar veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir.

Mükellefler bu madde kapsamına giren hallerde her inşaat ve onarma işinin hasılat ve giderlerini ayrı bir defterde veya tutmakta oldukları defterlerin ayrı sayfalarında göstermeye ve düzenleyecekleri beyannameleri işlerin ikmal edildiği takvim yılını takip eden yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü akşamına kadar vermeye mecburdurlar.”,

Aynı Kanunun 44 üncü maddesinde;

İnşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarih bitim tarihi olarak kabul edilir.

Bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınır.”

hükümlerine yer verilmiştir.

Diğer taraftan, anılan Kanunun “Müşterek Genel Giderler ve Amortismanların Dağıtılması” başlıklı 43 ncü maddesinde ise;

“Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde veya bu işlerin diğer işlerle birlikte yapılması halinde müşterek genel giderler ve amortismanları aşağıdaki esaslara göre dağıtılır:

1. Yıl içinde birden fazla inşaat ve onarma işinin birlikte yapılması halinde, her yıla ait müşterek genel giderler bu işlere ait harcamaların (enflasyon düzeltmesi yapılan dönemlerde düzeltilmiş tutarlarının) enflasyon düzeltmesine tâbi tutulmuş tutarlarının birbirine olan nispeti dahilinde;

2. Yıl içinde tek veya birden fazla inşaat ve onarma işinin bu madde şümulüne girmeyen işlerle birlikte yapılması halinde, her yıla ait müşterek genel giderler, bu işlere ait harcamalar ile diğer işlere ait satış ve hasılat tutarlarının (enflasyon düzeltmesi yapılan dönemlerde bunların düzeltilmiş tutarlarının) birbirine olan nispeti dahilinde;

3. Birden fazla inşaat ve onarma işlerinde veya bu işlerle sair işlerde müştereken kullanılan tesisat, makina ve ulaştırma vasıtalarının amortismanları, bunların her işte kullanıldıkları gün sayısına göre.”

dağıtıma konu olacağı hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 274 ncü maddesinde, satın alınan veya imal edilen emtianın maliyet bedeli ile değerleneceği, 262 nci maddede ise, maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferrik bulunan giderlerin toplamını ifade edeceği hükmüne yer verilmiştir.

Mamul maliyetine girecek gider ve maliyet unsurları ise VUK’un 275 inci maddesinde tek tek sayılmak suretiyle belirlenmiştir.

Buna göre;

– Mamulün vucuda getirilmesinde sarfolunan iptidai ve ham maddelerin bedeli,

– Mamule isabet eden işçilik,

– Genel imal giderlerinden mamulü düşen hisse,

– Genel idame giderlerinden mamule düşen hisse (Bu hissenin mamulün maliyetine katılması ihtiyaridir.)

– Ambalajlı olarak piyasaya arzedilmesi zaruri olan mamullerde ambalaj malzemesinin bedelidir.

Kanun maddesinin tetkikinde; genel idare giderlerinden mamul maliyetine pay verilmesi veya doğrudan gider kaydedilmesi konusunda mükelleflere serbestlik tanındığı gibi diğer giderler dolayısıyla maliyet unsurlarından mamule pay verilmesinin zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.

Bunun yanında, yatırımların finansmanında kullanılan kredilere ilişkin faiz giderlerinin, sabit kıymetin maliyet bedeline mi intikal ettirileceği yoksa doğrudan ilgili yılın giderleri arasında mı gösterileceği 163 Sıra No’lu VUK Genel Tebliğinde açıklanmış ve yatırımların finansmanında kullanılan kredilerle ilgili faizlerden kuruluş dönemine ait olanların sabit kıymetle birlikte amortisman yoluyla itfa edilmek üzere yatırım maliyetine eklenmesi, işletme dönemine ait olanların ise ilgili bulundukları yıllarda doğrudan gider yazılması ya da maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.

Yine, işletmeler tarafından yıl içinde işletme faaliyetlerinin sürdürülmesi amacıyla temin edilen krediler ve benzeri kaynaklar için ödenen faiz ve komisyon giderleri ile ithal edilen emtiaya bağlı olarak ortaya çıkan kur farklarının dönem sonundaki stok maliyetiyle ilgilendirilip ilgilendirilmeyeceği hususundaki açıklamalara ise 238 Sıra No’lu VUK Genel Tebliğinde yer verilmiş ve anılan tebliğin “B-DÖNEM SONU STOKLARIN DEĞERLEMESİ İLE İLGİLİ HUSUSLAR” başlıklı bölümünde; “Bu hüküm uyarınca, giderin maliyet bedeline intikal ettirilebilmesi için iktisadi bir kıymetin edinilmesi veya değerinin artırılması için yapılan ödemeler ile bunlara benzer ek diğer giderlerden olması gerekmektedir” denilmiştir.

Bu itibarla, emtianın satın alınıp işletme stoklarına girdiği tarihe kadar oluşan kur farklarının maliyete intikal ettirilmesi zorunludur. Stokta kalan emtia ile ilgili olarak daha sonra ortaya çıkacak kur farklarının ise ilgili bulundukları yıllarda gider yazılması veya maliyete intikal ettirilmesi mümkün bulunmaktadır. İşletmelerin finansman temini maksadıyla bankalardan veya benzeri müesseselerden aldıkları krediler için ödedikleri faiz ve komisyon giderlerinden dönem sonu stoklarına pay verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna göre mükellefler söz konusu ödemelerin doğrudan gider olarak kaydedebilcekleri gibi diledikleri takdirde stokta bulunan emtiaya isabet eden kısmı maliyete dehil edebilceklerdir.” denilmiştir.

Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre; GVK’nın 43 ncü maddesi, işletme bünyesinde oluşan “Müşterek Genel Giderlerin” inşaat ve onarım işleri ile diğer işlerin bir arada yapılması durumunda bu işler arasında nasıl dağıtılacağına, VUK’un 275 nci maddesi ise; imal edilen emtianın maliyet bedelinin hangi giderlerden müteşekkül olduğuna, ilişkindir.

Dolayısıyla, yıllara sari inşaat ve taahhüt işi “Hizmet Üretimi” mahiyetinde olduğundan GVK’nın 43 ncü maddesi hükmü gereğince müşterek genel idare giderlerinden hizmet maliyetine pay verilmesi gerekmektedir.

Ancak, gerek kat karşılığı gerekse kendi arsası üzerine inşaat yapımı ve satımı işi “Mamul Üretimi” niteliğinde olacağından bu işlere isabet eden müşterek genel idare giderlerinden mamul maliyetine pay verilmesi veya doğrudan gider kaydedilmesi hususunda 213 sayılı VUK’un 275/4 ncü maddesi gereği mükelleflere tercih hakkı verilmiştir. Her türlü gayrimenkul alım satımı ve kiralanması işine isabet eden müşterek genel giderlerin ise doğrudan gider kaydedileceği tabiidir.

Diğer taraftan, tüm faaliyetlerde kullanılan sabit kıymetlerin aktifleştirildikleri dönemden sonra ortaya çıkan finansman giderleri ile diğer finansman giderlerinin sabit kıymet maliyeti ve mamul maliyetine intikal ettirilmemesinin tercih edilmesi durumunda 163 ve 238 Sıra No’lu VUK Genel Tebliğleri uyarınca doğrudan ilgili dönemde gider olarak dikkate alınabileceği gibi yıllara sari inşaat ve onarım işine isabet eden kısmın ise hizmet üretim maliyetine intikal ettirilmesi gerekir.

Bu itibarla, birden fazla inşaat ve onarım işlerinde veya bu işlerle sair işlerde müşterek kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarına ilişkin amortismanların GVK’nın 43 ncü maddesindeki hükme göre dağıtılması, inşaat ve onarım işi ile sair işlerde müştereken kullanılmayan sadece sair işlere tahsis edilen tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarına ait amortismanlarından inşaat ve onarım işine pay verilmemesi, büro malzemelerine ilişkin amortismanların ortak genel giderlere eklenerek dağıtıma tabi tutulması, tesisat, makine ve ulaştırma araçlarının kullanılmayıp boş kaldığı günlere isabet eden amortismanların ortak genel giderlere eklenerek dağıtıma tabi tutulması, yatırımların finansmanı ve işletme faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için kullanılan kredilere ilişkin ödenen faiz ve benzeri ödemelerin 163 ve 238 Sıra No’lu VUK Genel Tebliğinde yapılan açıklamalar doğrultusunda gider veya maliyet olarak dikkate alınması gerekmektedir. Bilgilerinize rica ederim.

KVK Özelge – 11.06.2020 : Teknopark bölgesine taşınılmadan önce başlanan ve teknopark bölgesinde devam edilen faaliyetlerin vergilendirilmesi

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

11.06.2020

Sayı         : 62030549-125[5-2019/660]-E.409908

Konu      : Teknopark bölgesine taşınılmadan önce başlanan ve teknopark bölgesinde devam edilen faaliyetlerin vergilendirilmesi hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, teknoloji geliştirme bölgesinde oyun yazılımı alanında faaliyet gösterdiğinizi, söz konusu faaliyetlerinize teknoloji geliştirme bölgesine taşınmadan önce başladığınızı ve yeni sürüm ve güncellemelere teknoloji geliştirme bölgesinde devam ettiğinizi belirterek, teknoloji geliştirme bölgesine taşınılmadan önce başladığınız ve halen devam ettiğiniz oyun yazılımları hakkında teknoloji geliştirme bölgesi içinde verilen uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon ve ek yazılım gibi faaliyetlerin kurumlar vergisi ve KDV açısından nasıl vergilendirilmesi gerektiği hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmaktadır.

Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun “Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesinde;

“Bu Kanunun uygulanmasında; 

… 

c) Araştırma ve Geliştirme (AR-GE): Araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yazılım dahil yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları,

l) Yazılım: Bir bilgisayar, iletişim cihazı veya bilgi teknolojilerine dayalı bir diğer cihazın çalışmasını ve kendisine verilen verilerle ilgili gereken işlemleri yapmasını sağlayan komutlar dizisinin veya programların ve bunların kod listesini, işletim ve kullanım kılavuzlarını da içeren belgelerin, belli bir sistematik içinde, tasarlama, geliştirme şeklindeki ürün ve hizmetlerin tümü ile bu ürün ya da mal ve hizmetlerin lisanslama, kiralama ve tüm hakları ile devretme gibi teslim şekillerinin tümünü,

ifade eder.”

hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı Kanunun geçici 2 nci maddesinde; “Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.” hükmü yer almaktadır.

Söz konusu madde hükmünden yararlanılabilmesi için;

– Bu Kanunda tanımlanan teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösterilmesi,

– Kazancın, münhasıran bu bölgedeki yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlardan olması,

– Bölge içi ve dışı faaliyetlerden elde edilen kazanç ayırımının yapılması

gerekmektedir.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2.2. Yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda kurumlar vergisi istisnasının kapsamı”‘ başlıklı bölümünde;

“Yapılan düzenlemeyle teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar, faaliyete başlanılan tarihten bağımsız olmak üzere, 31/12/2023 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin bölge dışında gerçekleştirdikleri faaliyetlerinden elde ettiği kazançlar, yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilmiş olsa dahi istisnadan yararlanamaz.

Öte yandan, teknoloji geliştirme bölgelerinde yazılım ve Ar-Ge faaliyetinde bulunan şirketlerin, bu faaliyetler sonucu buldukları ürünleri kendilerinin seri üretime tabi tutarak pazarlamaları halinde, bu ürünlerin pazarlanmasından elde edilen kazançların lisans, patent gibi gayri maddi haklara isabet eden kısmı, transfer fiyatlandırması esaslarına göre ayrıştırılmak suretiyle istisnadan yararlanabilecektir. Üretim ve pazarlama organizasyonu nedeniyle doğan kazancın diğer kısmı ise istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. Ancak, lisans, patent gibi gayri maddi haklara bağlanmamış olmakla birlikte uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon, ek yazılım gibi faaliyetlerden elde edilen kazançların istisna kapsamında değerlendirileceği tabiidir.

Örneğin; teknoloji geliştirme bölgesinde yazılım faaliyetinde bulunan şirketin, ürettiği yazılımların lisans satışından veya kiralanmasından elde edeceği kazançlar istisnadan yararlanacak, ancak söz konusu yazılımın disk, CD veya elektronik ortamda pazarlanmasından elde edilen kazançların (lisansa isabet eden kısmı hariç) istisnadan yararlanması mümkün olmayacaktır.”

Aynı tebliğin “5.12.2.2.2. Bölgede faaliyete geçilmeden önce başlatılmış projelerden sağlanan kazançların istisna kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği” başlıklı bölümünde;

“Mükelleflerin bölgede faaliyete geçtikleri tarih itibarıyla tamamlamış oldukları yazılım, tasarım ve Ar-Ge’ye dayalı projelerden elde edecekleri kazançların istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

Diğer taraftan, mükelleflerin bölgede faaliyete geçmeden önce başlayıp, bölgede devam ettirdikleri yazılım, tasarım ve Ar-Ge’ye dayalı projelerden sağladıkları kazancın, sadece projenin bölgede gerçekleştirilen kısmına isabet eden tutarı istisnadan yararlanabilecektir.

Elde edilen kazancın ne kadarının bölgede gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin olduğu, bölgede faaliyete başlanmasından sonra ortaya çıkan maliyetin projenin başlangıcından tamamlanmasına kadar geçen dönemde oluşan maliyete oranı kullanılmak suretiyle belirlenecektir. Daha sağlıklı bir sonuç verecekse, mükelleflerin başka bir yöntem kullanmak suretiyle de (kullanılan doğrudan işgücü miktarı gibi) bu ayrımı yapabilmeleri mümkün bulunmaktadır.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, istisna sadece bölgede gerçekleştirilen Ar-Ge, yazılım ve tasarım faaliyetlerinden elde edilen kazançlara yönelik olup uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon, ek yazılım gibi faaliyetlerden elde edilen kazançlar da bu kapsama girmektedir. Bölge dışında gerçekleştirilen faaliyetlerden elde edilen kazançların ise Ar-Ge ve yazılım faaliyetlerinden elde edilse dahi istisnaya konu edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Yukarıda yer alan Kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar çerçevesinde, Şirketinizin teknoloji geliştirme bölgesinde yukarıda yer alan esaslar doğrultusunda oyun yazılımı faaliyetine ilişkin olarak yaptığı uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon ve ek yazılım gibi faaliyetleri dolayısıyla elde edeceği kazançlar 31/12/2023 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisna olacaktır. Ancak, teknoloji geliştirme bölgesi dışında gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerden elde ettiğiniz kazançlarla ilgili olarak, yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilmiş olsa dahi istisnadan yararlanılamayacağı tabiidir.

Ayrıca, yukarıda açıklanan şekilde yapılan faaliyetler, teknoloji geliştirme bölgesinde yürüttüğünüz oyun yazılımı faaliyetine bağlı olarak ortaya çıkan bir ürünün seri üretime tabi tutularak pazarlanması durumunda ise, bu ürünlerden elde ettiğiniz kazançların sadece lisans, patent gibi gayrimaddi haklara isabet eden kısmı için, transfer fiyatlandırması esaslarına göre gerekli ayrıştırma yapılmak suretiyle istisna hükümlerinden yararlanılabilecektir.

Katma Değer Vergisi Kanunu Yönünden 

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

1/1 maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu,

Geçici 20/1 maddesinde; 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa göre teknoloji geliştirme bölgesinde ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde ürettikleri ve sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, oyun, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetleri katma değer vergisinden müstesna olduğu, bu kapsamda istisna edilen işlemler bakımından bu Kanunun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uygulanmayacağı ve Hazine ve Maliye Bakanlığının program ve lisans türleri itibarıyla istisnadan yararlanılacak bedele ilişkin olarak asgari sınır belirlemeye, istisna uygulanacak yazılım programlarını tanımlamaya ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, KDV Genel Uygulama Tebliğinin (II/G.2.) “Teknoloji Geliştirme Bölgesinde ve İhtisas Teknoloji Geliştirme Bölgesinde Verilen Teslim ve Hizmetler” başlıklı bölümünde;

“3065 sayılı Kanunun geçici 20/1 inci maddesi ile, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa göre teknoloji geliştirme bölgesinde ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde ürettikleri ve sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, oyun, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetlerinin KDV’den müstesna olduğu ve Maliye Bakanlığının program ve lisans türleri itibarıyla istisnadan yararlanılacak bedele ilişkin olarak asgari sınır belirlemeye, istisna uygulanacak yazılım programlarını tanımlamaya ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.

Bu hükme göre, teknoloji geliştirme bölgelerinde veya ihtisas teknoloji geliştirme bölgelerinde bulunan mükelleflerin 31/12/2023 tarihine kadar bu bölgede ürettikleri sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, oyun, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımları şeklindeki teslim ve hizmetleri KDV’den istisnadır. Söz konusu bölgede üretilen yazılımın farklı kişilere satılması ya da satışın CD veya elektronik ortamda yapılması istisna uygulanmasına engel değildir.

Üniversitelere bağlı Teknokentler de Teknoloji Geliştirme Bölgesi olarak değerlendirilir. Kanunun geçici 20/1 inci maddesi kapsamında üretilen söz konusu yazılımların fikri mülkiyet hakkının, bu bölgede faaliyette bulunan mükellefte kalmak suretiyle belirli zaman aralıklarıyla farklı kişilere satılması veya söz konusu yazılımların sanal ortamda paylaşımının sağlanması halinde de KDV istisnası uygulanır.

Ayrıca, yazılımların pazarlanması işinin bayi kanalıyla yapılması halinde, Teknokent bünyesinde geliştirilen sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, oyun, mobil ve askeri komuta kontrol uygulamalarına yönelik genel anlamda yazılım programlarının bayiye tesliminde KDV istisnası uygulanır. Bayiler tarafından satışında ise (bu satış işlemi istisna kapsamında değerlendirilmeyeceğinden) genel hükümler çerçevesinde KDV hesaplanır.

Ancak, teknoloji geliştirme bölgesinde veya ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimciler tarafından münhasıran bu bölgelerde üretilen yazılımlar için yapılacak her türlü mal ve hizmet alımları, söz konusu yazılımın vergiden istisna olup olmadığına bakılmaksızın KDV’ye tabidir.

Güncelleme dışında bir yazılımla ilgili olarak verilen bakım, destek (otomasyon) hizmetleri, teknoloji geliştirme bölgesinde veya ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde üretilse dahi, network uygulamaları gibi yazılımlar, işlevlerini yerine getirmek için yazılım kullanan ürün, aygıt, eşya vb. donanımlar ile bu donanımlara ilişkin hizmetler, web sitesi aracılığıyla verilen reklam hizmetleri ve ar-ge çalışmaları kapsamında yer alan teslim ve hizmetler istisna kapsamında değerlendirilmez.

1/1/2019 tarihinden itibaren bu istisna kapsamında yapılan işlemlere ilişkin yüklenilen KDV indirilebilir, ancak indirim yoluyla giderilemeyen KDV iade edilmez.

Diğer taraftan, teknoloji geliştirme bölgesinde veya ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde üretilen yazılımın Kanunun 11 ve 12 nci maddeleri kapsamında ihraç edilmesi halinde, bu ihracata ilişkin yüklenilen KDV’nin, 3065 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre indirim ve iade konusu yapılması mümkündür.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, münhasıran teknoloji geliştirme bölgesi ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde üretilen sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, oyun, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetler KDV’den istisna olup, tarafınızca teknoloji geliştirme bölgesi dışında üretilip halihazırda pazarlanmakta olan oyun yazılımlarıyla ilgili yeni sürüm ve güncellemelere ilişkin uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon ve ek yazılım gibi yazılımların münhasıran teknoloji geliştirme bölgesi içerisinde üretilmesi, bakım, destek (otomasyon) hizmetleri kapsamında olmaması ve teknoloji geliştirme bölgesi dışında üretilen oyundan bağımsız olarak ayrıca satışa konu edilmesi koşuluyla satışı KDV’den istisnadır. Ancak, söz konusu yazılımların, teknoloji geliştirme bölgeleri dışında üretilen yazılımla birlikte (bir bütün halinde) satışa konu edilmesi durumunda işleme istisna uygulanamayacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 09.06.2020 : Yurtdışından Türkiye’ye yapılan taşımacılık işlerine aracılık hizmeti verilmesi karşılığında yapılan ödemelerin vergi mevzuatları yönünden değerlendirilmesi

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü

09.06.2020

Sayı         : 39044742-130-401025

Konu      : Yurtdışından Türkiye’ye yapılan taşımacılık işlerine aracılık hizmeti verilmesi karşılığında yapılan ödemelerin vergi mevzuatları yönünden değerlendirilmesi

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; taşımacılık faaliyetinde bulunan şirketinizin yurtdışından Türkiye’ye yapılan taşımacılık işlerine aracılık ettiği, Türkiye’deki bir firmaya verilen aracılık hizmeti dolayısıyla fatura düzenlediği, ayrıca yurtdışından Türkiye’ye yapılan nakliye işinin yabancı uyruklu tır şöförü tarafından yapıldığı ve tır şöförüne ödemenin şirket tarafından gerçekleştirildiği ancak ödeme karşılığında şirkete fatura verilmediği belirtilerek, söz konusu faaliyet karşılığında ödenen bedellerin gider olarak yazılabilmesi için hangi belgelerin tevsik edici belge olarak dikkate alınması gerektiği ve KDV yönünden faturaların Türkiye’deki firmaya yurtdışı nakliye olduğu için KDV’siz mi düzenleneceği hususlarında Başkanlığımız görüşleri talep edilmektedir.

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi Kurum Kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup, kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesindeki giderlerin indirim konusu yapılması mümkündür.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1.İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2.İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

hükümlerine yer verilmiştir.

Ayrıca, ticari kazancın tespitinde tahakkuk esası geçerli olup, bir giderin safı kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi için mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmiş olması, kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında bir illiyet bağının bulunması, kazancın elde edilmesine yönelik olması, bu giderlerin tevsik edici belgelere dayanması ve yasal kayıtlarda izlenmesi, karşılığında gayri maddi bir kıymet iktisap edilmemiş olması ve maliyete dahil edilecek giderlerden olmaması gerekir.

Yukarıda yer verilen hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, şirketiniz tarafından aracılık hizmeti faaliyetlerinize ilişkin olarak yapılan harcamaların, Vergi Usul Kanunu hükümleri gereğince tevsik edici belgeler ile belgelendirilmesi kaydıyla, kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilmesi mümkündür.

VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hükme bağlanmış olup, söz konusu kayıtların esas itibariyle Kanunun 229 ve müteakip maddelerinde düzenlenen belgelerden biri ile tevsik edilmesi zorunludur.

Diğer taraftan, 253 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Belgelerle İlgili İşlemler” başlıklı (B) bölümünde, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri gider olarak defterlerine kaydedebildikleri belirtilerek, yurt dışındaki kişi veya firmalardan belge alan mükelleflerin, bu belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermeleri sırasında belgelerde yazılı bedelleri, belgelerin düzenlendiği günde Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevirerek kayıtlarında gösterecekleri; ancak, inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükelleflerin bu belgelerini tercüme ettirmek zorunda oldukları açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu itibarla mükelleflerin yurt dışından alacakları nakliye hizmetine ilişkin tutarların işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilmesi için Vergi Usul Kanununun 229 ve müteakip maddelerinde yer alan belgelerden herhangi biri ile tevsik edilmesi gerekmekte olup, aksi durumda gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilmesi, ancak yurt dışından alınan belgenin ilgili ülke mevzuatı çerçevesinde geçerli bir belge olması halinde mümkün bulunmaktadır.

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

-1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

-14/1 inci maddesinde, transit ve Türkiye ile yabancı ülkeler arasında yapılan taşımacılık işlerinde, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek taşıma işlerinin vergiden istisna olduğu,

hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, uluslararası taşımacılık istisnasına yönelik açıklamaların yer aldığı KDV Genel Uygulama Tebliğinin “II/C. Transit ve Türkiye ile Yabancı Ülkeler Arasında Yapılan Taşımacılık İşlerinde İstisna” başlıklı bölümünde;

“… İstisna kapsamına;

-Yabancı bir ülkede başlayıp Türkiye’den geçerek yabancı bir ülkede sona eren,

-Yabancı bir ülkede başlayıp Türkiye’de sona eren,

-Türkiye’de başlayıp yabancı bir ülkede sona eren, taşıma işleri girmektedir.

İstisna kapsamına giren taşıma faaliyetlerinin tamamının veya bir kısmının başka taşımacılara yaptırılması halinde, gerek taşıma işini yaptıran firmaya karşı muhatap olarak işi yüklenen organizatör firmanın, gerekse ikinci derece yüklenici olarak fiili nakliyeyi gerçekleştiren firmanın bu faaliyetleri istisna kapsamına girdiğinden, her iki faaliyet için de vergi hesaplanmaz. Ancak ikinci derece yüklenicinin taşıma faaliyetinin Türkiye içinde başlayıp bitmesi halinde, bu işler KDV ye tabidir.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre; KDV Kanununun 14 üncü maddesi kapsamına giren uluslararası taşımacılık hizmetlerinde Şirketinizin yurtiçi firmaya organizatör firma olarak düzenleyeceği faturada KDV hesaplanmayacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 01.06.2020 : Kurum aktifinde kayıtlı bulunan gayrimenkulün satışında kurumlar vergisi ve KDV istisnası

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü

01.06.2020

Sayı         : 93767041-125[4140072370]-E.44701       

Konu      : Kurum aktifinde kayıtlı bulunan gayrimenkulün satışında kurumlar vergisi ve KDV istisnası.

İlgide kayıtlı özelge talep formlarınızda; Şirketinizin … ve … tarihlerinde şirket çalışanlarına lojman yapmak üzere şirket  aktifine kaydedildiği belirtilen taşınmazların ekonomik şartlardan dolayı … tarihinde satışa çıkarılacağı, söz konusu gayrimenkullerde herhangi bir tamir onarım veya yatırım yapılmadığı, yapılacak satıştan doğan kazancın kurumlar vergisi ve KDV’den istisna olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

A) KURUMLAR VERGİSİ KANUNU UYGULAMASI:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun istisnaları düzenleyen 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde; kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu, bu istisnanın satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulmasının ve satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğu, bu sürede tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı, aynı şekilde istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmına uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin de ziyaa uğramış sayılacağı, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

Diğer yandan, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı bölümünde de, 

“Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır. İstisna uygulaması esas itibarıyla bütün kurumlar için geçerlidir. Ancak, faaliyet konusu menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanması olan kurumların bu amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazançlar için istisnadan yararlanmaları mümkün değildir.

Satışa konu edilen kıymetlerin iki tam yıl kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmeyecektir. Aynı durum, satmak üzere taşınmaz inşaatı ile uğraşan mükellefler açısından da geçerlidir. Ancak, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek; taşınmaz ticaretine konu edilen veya kiralama ya da başka surette değerlendirilen taşınmazların satış kazancı ise istisnaya konu edilmeyecektir.

…” açıklamalarına yer verilmiştir.

Öte yandan, ilgide kayıtlı özelge talep formları ve ekleri incelenmiş olup, şirket ana sözleşmesindeki faaliyet konuları arasında menkul ve gayrimenkul alım satımı ve kiralama işlerinin yer aldığı, … ve … tarihlerinde satın alındığı belirtilen söz konusu taşınmazların lojman olarak kullanılmasına ilişkin … Kararının … tarihinde alındığı, ayrıca  bu taşınmazların da … tarihinde satışa çıkarılacağı ve söz konusu taşınmazların şirket faaliyetlerinin yürütülmesinde kullanılmadığı anlaşılmıştır.

Bu itibarla, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin sadece faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek olup bu mükelleflerin diğer taşınmazlarının satış kazancının istisnaya konu edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Satışa konu edilecek taşınmazların iki tam yıl süreyle kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmemektedir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, … ve … tarihlerinde satın alınan, bugüne kadar şirket faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis edilmemiş olan, lojman olarak kullanılmasına ilişkin olarak … tarihinde … Kararı alınan ve … tarihinde satışa çıkarılacağı belirtilen  taşınmazların satışından elde edilecek kazancın, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

B) KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU UYGULAMASI:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerin istisna olduğu, ancak istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin ise istisna kapsamında olmadığı vurgulanmaktadır. KDV Genel Uygulama Tebliğinin (II/F-4.16.1.) bölümünde, satışa konu edilecek taşınmazlar (arsa, arazi, bina) ile iştirak hisselerinin satışında istisna uygulanabilmesi için bu kıymetlerin kurumların aktiflerinde, asgari 2 tam yıl (730 gün) kayıtlı bulunmuş olması gerektiği, ancak istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan (taşınmazların mutat olarak alım satımının yapılması veya kiraya verilmesi) kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmazların tesliminde istisna hükmü uygulanmayacağı açıklanmıştır. 

Buna göre, Şirketiniz tarafından satılacak taşınmazların taşınmaz ticaretine konu edilecek nitelikte olduğu anlaşıldığından, bu taşınmazların satışının 3065 sayılı Kanunun 17/4-r maddesindeki istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayıp genel hükümler çerçevesinde KDV’ye tabi tutulması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 12.05.2020 : Şirket Aktifine Kayıtlı Olan ve Kiraya Verilmek Suretiyle Değerlendirilen Taşınmaz Satışının KDV ve KVK Yönünden Değerlendirilmesi

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Konya Vergi Dairesi Başkanlığı

12.05.2020

Sayı         : 31435689-125 – 40274

Konu      : Şirket Aktifine Kayıtlı Olan ve Kiraya Verilmek Suretiyle Değerlendirilen Taşınmaz Satışının KDV ve KVK Yönünden Değerlendirilmesi.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden; şirketinizin ana faaliyet konusunun motorlu kara taşıtlarına lpg sistemi montajı, bakım hizmeti ve satışı olduğundan bahisle, mevcut merkez adresiniz olan sanayi sitesinin taşınması ve yıkılması ile ilgili belediye tarafından yürütülen çalışmalar nedeniyle şirketinizin ana faaliyetinde kullanılmak üzere vadeli olarak … tarihinde bir işyeri binası satın alındığı, mevcut sanayi sitesinin taşınması süreci uzadığından merkez adresinde değişiklik yapılmasına gerek görülmediğinden satın alınan işyeri binasının … ay boyunca atıl durumda iken … tarihinde masraflarını karşılamak amacıyla kiraya verildiği, daha sonra satışa çıkarıldığı, bu satış işleminden doğacak zararın şirket kurum kazancından indirim konusu yapılıp yapılamayacağı ve düzenlenecek satış faturasında KDV istisnasından yararlanabilme konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

A) Kurumlar Vergisi Yönünden:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının 7061 sayılı Kanunun 89 uncu maddesiyle değişik (e) bendinde; kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının anılan bentte sayılan şartlar dahilinde kurumlar vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır.

Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilmeyeceği belirtilmiştir.

Diğer taraftan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin; “5.6.2.3.1. İki tam yıl süre ile aktifte bulundurulma” başlıklı bölümünde, 

“İstisna uygulamasına konu olacak taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının en az iki tam yıl (730 gün) süreyle kurumun aktifinde yer alması, diğer bir ifadeyle kurumun bu değerlere iki tam yıl süreyle bilfiil sahip olması gerekmektedir.

…”

“5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı bölümünde ise “Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır. İstisna uygulaması esas itibarıyla bütün kurumlar için geçerlidir. Ancak, faaliyet konusu menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanması olan kurumların bu amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazançlar için istisnadan yararlanmaları mümkün değildir. Satışa konu edilen kıymetlerin iki tam yıl kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmeyecektir. Aynı durum, satmak üzere taşınmaz inşaatı ile uğraşan mükellefler açısından da geçerlidir. Ancak, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek; taşınmaz ticaretine konu edilen veya kiralama ya da başka surette değerlendirilen taşınmazların satış kazancı ise istisnaya konu edilmeyecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Özelge talep formunuzun tetkikinde, şirketiniz aktifinde yer alan bahse konu taşınmazın faaliyetlerinizin yürütülmesinde kullanılmadan bir süre kiralandıktan sonra satışa çıkarıldığı anlaşılmıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketinizin ana faaliyetinde kullanılmak üzere satın alınan ancak muhtelif nedenlerle şirket faaliyetlerinde kullanılmaksızın … ay süreyle kiralama suretiyle değerlendirildikten sonra satılan söz konusu taşınmazın satışından elde edilen kazanç Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan istisnaya konu edilemeyeceğinden, bu satış işleminden doğan zararın tamamının kurum kazancının tespitinde dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

B-Katma Değer Vergisi Yönünden: 

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun; 

-1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu, 

-17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara, finansal kiralama ve finansman şirketlerine borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara, finansal kiralama ve finansman şirketlerine devir ve teslimleri ile bu taşınmaz ve iştirak hisselerinin finansal kiralama ve finansman şirketlerince devir ve teslimlerin vergiden istisna olduğu, 

-İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin istisna kapsamı dışında olduğu

hüküm altına alınmıştır.

KDV Genel Uygulama Tebliğinin (II/F-4.16.1.) bölümünde;

“Satışa konu edilecek taşınmazlar (arsa, arazi, bina) ile iştirak hisselerinin satışında istisna uygulanabilmesi için kurumların aktiflerinde asgari iki tam yıl (730 gün) kayıtlı bulunmuş olması gerekmektedir.

İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan (taşınmazların mutat olarak alım satımının yapılması veya kiraya verilmesi) kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmazların tesliminde istisna hükmü uygulanmaz.”

açıklaması yer almaktadır.

Buna göre, şirketiniz tarafından satın alınarak kiraya verilen işyeri, ticareti yapılmak maksadıyla aktifte bulundurulan taşınmaz olarak değerlendirileceğinden, ticari amaçla elde bulundurulan söz konusu taşınmazın tesliminde 3065 sayılı Kanunun 17/4-r maddesindeki istisna hükmünün uygulanması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 05.05.2020 : İngiltere Mukimi Yayıncı Kuruluş Tarafından Verilen Hizmete İlişkin Yapılan Ödemeler Üzerinden Kurumlar Vergisi Kesintisi Yapılıp Yapılmayacağı

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

05.05.2020

Sayı         : 62030549-125[30-2018/4]-E.352679         

Konu      : İngiltere Mukimi Yayıncı Kuruluş Tarafından Verilen Hizmete İlişkin Yapılan Ödemeler Üzerinden Kurumlar Vergisi Kesintisi Yapılıp Yapılmayacağı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; iktisadi işletmesi bulunmayan derneğinizin psikoloji alanında faaliyet yürüttüğü, derneğiniz adına yayımlanan İngilizce bir dergi için üyelerinizce hazırlanan makalelerin, İngiltere merkezli bir yayıncı kuruluş tarafından şekilsel olarak düzenlenip derneğiniz adına internet ortamında yayımlandığı ve bu derginin kağıt ortamında basımının söz konusu olmadığı belirtilerek, İngiltere mukimi yayıncı kuruluşça kesilen hizmet faturasına karşılık yapılan ödemelerden kurumlar vergisi stopajı yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği hükme bağlanmış, üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyette verginin mevzuuna giren kurum kazancının hangi kazanç ve iratlardan oluştuğu belirtilmiştir.

Aynı Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tâbi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılması öngörülmüş ve kesinti oranları 03/02/2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenmiştir. Ancak, anılan maddede, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamına giren işler dolayısıyla yapılan ödemeler hariç, ticari kazanç kapsamındaki ödemeler üzerinden tevkifat yapılmasına ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir.

Öte yandan, 1 Ocak 1989 tarihinden itibaren uygulanmakta olan “Türkiye Cumhuriyeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Arasında Gelir ve Sermaye Değer Artış Kazançları Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması“nın ticari kazanca ilişkin 7 nci maddesine göre, bir İngiltere mukimi teşebbüs Türkiye’de yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça bu teşebbüsün kazancı yalnız İngiltere’de vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs Türkiye’de yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunursa, kazanç Türkiye’de işyerine doğrudan doğruya veya dolaylı olarak atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere vergilendirilebilir. İşyerinin tanımı ise Anlaşmanın 5 inci maddesinde yapılmış olup İngiltere mukimi teşebbüsün hangi koşullarda Türkiye’de bir işyerine sahip olacağı ayrıntılı olarak belirlenmiştir.

Bu itibarla, İngiltere mukimi firma Türkiye’de yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadığı sürece elde edeceği gelir üzerinden Türkiye’nin vergi alma hakkı olmayacaktır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, derneğiniz adına yayımlanan İngilizce bir dergi için hazırlanan makalelerin İngiltere merkezli bir yayıncı kuruluş tarafından şekilsel olarak düzenlenip derneğiniz adına internet ortamında yayımlanması faaliyeti, ticari faaliyet kapsamında değerlendirildiğinden, bu hizmet karşılığında İngiltere mukimi firmaya yapılan ödemeler üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmemektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 05.05.2020 : Yapı Kooperatifinin üçüncü kişilere taşınmaz satışı

T.C. 

KARABÜK VALİLİĞİ

Defterdarlık Gelir Müdürlüğü

05.05.2020

Sayı         : 35831311-010.01[KV]-E.5266       

Konu      : Yapı Kooperatifinin üçüncü kişilere taşınmaz satışı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, kooperatifinizin … yılında kurulduğu, … tarihinde … mevkiinde …m2 yüzölçümlü tarla satın alındığı, ancak söz konusu tarlada imar olmadığından … imarlı kooperatif arsasından kooperatifinize yazı ile arsa teklifinde bulunulduğu, kooperatif üyelerini konut sahibi yapmak için …ilçesi … mahallesinde … m2 yüzölçümlü arsanın … tarihinde satın alındığı, söz konusu arsada konut yapılarak … yılında üyelerinize teslim edildiği, bu inşaattan 3 katlı toplam … m2 yüzölçümlü dükkanın kooperatifinize … tarihinde yer karşılığı verildiği, kooperatifinizin elindeki taşınmazları satarak üyelerine dağıtmak ve kooperatifin tasfiyesini sağlamak amacında olduğu  belirtilerek bu satışlardan doğacak mali yükümlülükler hususunda Defterdarlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

I-KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında kooperatifler kurumlar vergisi mükellefleri arasında sayılmış, aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde, tüketim ve taşımacılık kooperatifleri hariç olmak üzere, bentte yer alan şartları topluca sağlayan kooperatiflerin kurumlar vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “4.13.1.4.3. Yapı kooperatiflerinde ortak dışı işlemler” başlıklı bölümünde “… Kooperatife ait taşınmazların, ortaklara veya ortak olmayanlara kiraya verilmesi veya kooperatifin inşa ettiği konut veya işyerlerinin ortaklara dağıtımından sonra elinde kalan işyeri, konut veya arsaların satılması ortak dışı işlem sayılacaktır.” açıklamalarına, “4.13.3.Kurumlar vergisinden muaf olan kooperatiflerde ortak dışı işlemlerin vergilendirilmesi” başlıklı bölümünde ise,

“7061 sayılı Kanunla 5520 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendine eklenen parantez içi hükümle 1/1/2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, kurumlar vergisinden muaf kooperatiflerin ortak dışı işlemleri nedeniyle kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme oluşmuş kabul edileceği, kooperatiflerin bu iktisadi işletmelerinden ve tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından kazanç elde etmelerinin ve bu kazançların daha sonra ortaklara dağıtılmasının da muafiyete etkisinin olmayacağı ve ortak dışı işlemlerden elde edilen kazancın vergilendirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığınca belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Bu suretle kooperatiflerin, 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirecekleri ortak dışı işlemler nedeniyle muafiyetleri etkilenmeyecek; ancak bu işlemlerden elde edilen kazançlar kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacaktır. Dolayısıyla, muafiyete ilişkin diğer şartları taşıyan kooperatiflerin ortak dışı işlemlerinden elde edilen kazançları kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacak, ortak içi işlemlerinden elde edilen kazançlarının kurumlar vergisine tabi tutulması söz konusu olmayacaktır.

Ortak dışı işlemlerle ilgili olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen iktisadi işletme adına gerekli kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilecektir.

Öte yandan, ortak dışı işlemlerde bulunmaları nedeniyle 1/1/2018 tarihinden önce kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmiş olan kooperatiflerin, muafiyete ilişkin diğer şartları da taşıyor olmaları kaydıyla, 1/1/2018 tarihi itibarıyla kurumlar vergisi mükellefiyet kayıtları sonlandırılacaktır. Bu kooperatiflerin 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirdikleri ortak dışı işlemlerine ilişkin olarak kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis ettirilmek suretiyle bu işlemlerden elde ettikleri kazançları vergilendirilecektir.

…” 

açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan aynı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmı maddede belirtilen şartlar çerçevesinde kurumlar vergisinden müstesna tutulmuştur.

Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanmakta olup satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulacaktır. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılacaktır.

Ayrıca 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.3.4.1. Kooperatiflerin durumu” başlıklı bölümünde, yapı kooperatiflerinin de önceki bölümlerde yapılan açıklamalar çerçevesinde söz konusu istisnadan yararlanabilmesinin mümkün olduğu, ancak, istisna edilen kazancın özel bir fon hesabında tutulması, hiçbir şekilde ortaklara dağıtılmayarak kooperatif amaçları doğrultusunda kullanılması gerektiği belirtilmiştir.

Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre, kooperatifiniz adına kayıtlı taşınmazların satışı ortak dışı işlem olarak değerlendirilecek olup 1/1/2018 tarihinden itibaren gerçekleştirilecek ortak dışı işlemler nedeniyle (diğer şartların da sağlanması kaydıyla) muafiyetiniz etkilenmeyecek ve ortak dışı bu işlemlerden elde ettiğiniz kazançlar kooperatif tüzel kişiliğine bağlı ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.

Öte yandan, … yılında satın alınan tarla ile … yılında yer karşılığı olarak verilen dükkanın kooperatifin aktifinde iki yıldan fazla süreyle bulunması ve Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan diğer şartların da sağlanması halinde taşınmaz satışından elde edilecek kazancın %50’sinin kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmakla birlikte söz konusu satış işlemlerinden doğan kazançların, kooperatif ortaklarına dağıtılacak olması, satışın yapıldığı yılı izleyen beş yıl içinde fon hesabından başka bir hesaba (sermayeye ilave hariç) nakledilmesi, işletmeden çekilmesi ve bu süre içinde tasfiyeye girilmesi halinde, anılan istisna hükmünden yararlanılamayacaktır.

Buna göre, söz konusu taşınmazların üçüncü kişilere satışı ortak dışı işlem olarak değerlendirilecek olup satıştan doğan kazancın kooperatif tüzel kişiliğine bağlı oluştuğu kabul edilen ayrı bir iktisadi işletme nezdinde kurumlar vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Bu taşınmazların satışından doğan kazancın kooperatif ortaklarına dağıtılacak olması nedeniyle Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde düzenlenen istisnadan yararlanmanız mümkün değildir.

Diğer taraftan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendinde; iştirak hisselerinden doğan kazançların (Limited Şirket ortaklarının, iş ortaklıklarının ortakları ve komanditerlerin kar payları ile kooperatiflerin dağıttıkları kazançlar bu zümreye dahildir. Kooperatiflerin ortakları ile yaptıkları muamelelerden doğan karların ortaklara, kooperatifle yaptıkları muameleler nispetinde tevzii, kazanç dağıtımı sayılmaz.) menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup, 94 üncü maddenin birinci fıkrasının (6/b-i) bendinde ise; tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından (karın sermayeye eklenmesi kar dağıtımı sayılmaz.) %15 oranında vergi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Bu çerçevede, kooperatifinize ait taşınmazların satışından elde edilen kazancın ortaklara dağıtılması durumunda Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının 6/b-i bendine göre %15 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması ve muhtasar beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

II-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

-1/1 maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu,

-17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara, finansal kiralama ve finansman şirketlerine borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara, finansal kiralama ve finansman şirketlerine devir ve teslimleri ile bu taşınmaz ve iştirak hisselerinin finansal kiralama ve finansman şirketlerince devir ve teslimlerinin KDV den müstesna olduğu, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin ise istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

Buna göre; kooperatifinize ait taşınmazların en az iki tam yıl süreyle kooperatifiniz aktifinde kayıtlı bulunması ve kooperatif olarak bu arsa ve tarlaların ticaretinin yapılmaması şartıyla bu arsa ve tarlaların teslimi 3065 sayılı KDV Kanununun 17/4-r maddesi kapsamında KDV den istisna olacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 29.04.2020 : Kiralık gayrimenkullerde oluşturulacak teşhir alanları için yıl içinde yapılan alçıpan, kontroplak vb. harcamaların giderleştirilmesi

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 BÜYÜK MÜKELLEFLER VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

29.04.2020

Sayı         : 64597866-105[313]-11156 

Konu      : Kiralık gayrimenkullerde oluşturulacak teşhir alanları için yıl içinde yapılan alçıpan, kontroplak vb. harcamaların giderleştirilmesi.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ek dilekçede; Başkanlığımız … vergi kimlik numaralı mükellefi olan şirketinizin iç mekan tefrişi ile ilgili her türlü ahşap, madeni veya diğer malzemelerden büro ve ev mobilya, dekorasyon malzemeleri ticaretini yapmak, her türlü tekstil ürününün ticaret ve pazarlamasını yapmak ve bu mevzularda ithalat ve ihracat faaliyeti ile uğraşmak, lokanta / restoran açmak, gıda ürünlerinin, gıda ile temas eden ürünlerin veya mutfak ve sofra eşyalarının ithalatını, ihracatını ve satışını yapmak faaliyetleri ile iştigal ettiği, faaliyet konusunda yer alan ticari işlemleri gerçekleştirebilmek adına kiraladığınız mağazalarda satışı gerçekleşecek ürünlerin müşterilere tanıtımının yapılabilmesi için ürünlerin sergilendiği teşhir odaları tasarlanarak kurulduğu, ürün grupları ve teşhir edilecek ürünlerin ticari planlamaya ve üretilen ürünlerin çeşitliliğine paralel olarak aynı yıl içerisinde düzenli olarak değiştirildiği, anılan değişimler neticesinde daha önceden tasarlanmış ve kurulmuş olan teşhir odalarının yeniden değerlendirilme sonucunda bazı teşhir odalarının sökülerek yerine yeni tasarlanan teşhir odalarının kurulmasının söz konusu olduğu gerçekleşen bu değişiklikler neticesinde katlanılan alçıpan, kontraplak, vb. kurulum masraflarının ne şekilde değerlendirileceği hususunda tereddüt oluştuğundan Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir. 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun bilanço usulüne göre ticari kazancın tespiti ile ilgili 38 inci maddesinde ise; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce: 

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur. 

Ticari kazancın bu suretle tesbit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmüne yer verilmiştir. 

Diğer taraftan, safi kazancın tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde bentler halinde sayılan giderler dikkate alınabilecektir.

Ayrıca, ticari kazancın tespitinde geçerli olan iki temel ilke “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar veya mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin eksiksiz tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Ticari kazancın elde edilmesi, tahakkuk esasına bağlanmış bulunduğundan; bir gelir unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

– 272 nci maddesinde, normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderlerin, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline ekleneceği; gayrimenkuller kira ile tutulmuş veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının işletme hakkı verilmiş ise, kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan bir ve ikinci fıkralardaki giderlerin bunların özel maliyet bedeli olarak ayrıca değerleneceği, kiracının veya işletme hakkına sahip tüzel kişinin faaliyetini icra için vücuda getirdiği tesisata ait giderlerin de bu hükümde olduğu, gayrimenkuller veya elektrik üretim ve dağıtım varlıkları için yapılan giderlerin hem tamir, hem de kıymet artırma giderlerinden terekküp ettiği takdirde, mükellefin bu giderlerden maliyet bedeline eklenecek kısmı ayrı göstermek mecburiyetinde olduğu, 

– 313 üncü maddesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesinin amortisman mevzuunu teşkil ettiği,

– 327 nci maddesinde, gayrimenkullerin, elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının ve gemilerin iktisadî kıymetlerini artıran ve 272 nci maddede yazılı özel maliyet bedellerinin kira veya işletme hakkı süresine göre eşit yüzdelerle itfa edileceği, kira veya işletme hakkı süresi dolmadan, kiralanan veya işletme hakkı alınan şeyin boşaltılması veya işletme hakkının herhangi bir sebepten sona ermesi halinde henüz itfa edilmemiş olan giderlerin boşaltma veya hakkın sona erdiği yılda bir defada gider yazılacağı 

– 328 inci maddesinde, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde alınan bedel ile bunların envanter defterinde kayıtlı değerleri arasındaki farkın kar ve zarar hesabına geçirileceği, amortisman ayrılmış olanların değerinin ayrılmış amortismanlar düşüldükten sonra kalan meblağ olacağı, devir ve trampanın satış hükmünde olduğu 

hükme bağlanmıştır.

Bu bağlamda, kiralanmak suretiyle edinilen gayrimenkullere ilişkin normal bakım, tamir ve temizleme giderleri mahiyetindeki harcamaların doğrudan gider yazılması, ancak, söz konusu gayrimenkullerde kiracının faaliyetinin icrası amacıyla faaliyet konusuna uygun olarak yaptığı tesisata ilişkin harcamalar ile gayrimenkulü genişletici, iktisadi değerini ya da kullanım ömrünü arttırıcı nitelikteki harcamaların özel maliyet bedeli olarak aktifleştirilmesi ve kiralama süresi boyunca eşit yüzdelerle itfa edilmesi gerekmektedir.

Buna göre, şirketiniz tarafından kiralanmak suretiyle edinilen mağazalarda satışı gerçekleştirilecek ürünlerin müşterilere tanıtımının yapılabilmesi ve sergilenmesi amacıyla tasarlanan teşhir odalarının;

– Kurulumuna ilişkin harcamaların (alçıpan, kontraplak harcamaları gibi) özel maliyet bedeli olarak aktifleştirilmesi ve kiralama süresi boyunca eşit yüzdelerle itfa edilmesi,

– Sökülerek yenilenmesi ve sökülen kısmın hurda vb şekilde satışa konu edilmemesi halinde daha önce aktifleştirilen özel maliyet bedelinin itfa edilmemiş kısmının, değişikliğin yapıldığı dönemde doğrudan gider olarak dikkate alınması, 

– Sökülerek yenilenmesi ve sökülen kısmın satışa konu edilmesi halinde ise 213 sayılı Kanunun 328 inci maddesi çerçevesinde değerlemeye konu edilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, kiralamak suretiyle şirket faaliyetlerinde kullandığınız mağazalarda satışı gerçekleşecek ürünlerin sergilenerek müşterilere tanıtımının yapılabilmesi amacıyla tasarlanan teşhir odalarının, yıl içerisinde düzenli olarak değiştirilmesi nedeniyle katlanılan alçıpan, kontraplak, vb. kurulum masraflarından özel maliyet olarak değerlendirilmeyen kısmının işletmenizin satışını artırmak amacıyla yapılan pazarlama harcaması olarak kabul edilmesi ve Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 29.04.2020 : Danışmanlık hizmeti karşılığında elde edilen kazancın hangi dönemin beyanına dahil edileceği

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

29.04.2020

Sayı         : 62030549-125[6-2017/55]-347290

Konu      : Danışmanlık hizmeti karşılığında elde edilen kazancın hangi dönemin beyanına dahil edileceği

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirket müşterileriniz olan alışveriş merkezi mülk sahiplerine ait kiralama ve AVM yönetimi konularında danışmanlık hizmeti kapsamında AVM’deki bağımsız bölümlerin kiralanması, AVM’nin yönetilmesi ve işletilmesi faaliyetlerini yürüttüğünüz, anlaşma yapılan AVM’nin bağımsız bölümlerinin kiralanması hizmeti karşılığında kiralanan kısımların, yıllık kira bedeli üzerinden hesaplanan tutarda fatura karşılığında hizmet bedeli aldığınız, verilen hizmetin karşılığı olan bedel, AVM’nin açılış tarihine kadar olan sürede belirlenen vadelerde fatura düzenlemek suretiyle tahsil edildiği belirtilerek, söz konusu kiralama işlemine aracılık hizmeti karşılığında fatura düzenleme suretiyle almış olduğunuz bedellerin kurumlar vergisi beyanının fatura düzenleme tarihinde mi yoksa verilen hizmetin sonucunda yapılan kira kontratlarının süreleri dikkate alınarak mı yapılacağı hususunda bilgi talep edildiği açıklanmış olup konu hakkında Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi kurum kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Ticari Kazancın Tarifi” başlıklı 37 nci maddesinde,“Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır”. denilmiş olup; aynı Kanunun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmü yer almıştır.

Ticari kazancın tespitinde “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk ilkesinde, gelir veya giderin miktar veya mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin eksiksiz tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Ticari kazancın elde edilmesi tahakkuk esasına bağlanmış bulunduğundan, bir gelir unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. Dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, taşınmaz kiralamasına ilişkin danışmanlık hizmetine ait sözleşme kapsamında sunmuş olduğunuz kiralama işlemine aracılık hizmetinin tamamlandığı ve dolayısıyla hizmet bedelinin şirketiniz adına tahakkuk ettiği, bir başka ifade ile söz konusu taşınmazların kiralamasına aracılık ettiğiniz tarih itibarıyla vergiyi doğuran olay gerçekleşecek olduğundan bu tarih itibarıyla elde edilen kazançların ilgili dönem kurum kazancınızın tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

 Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 29.04.2020 : Yurtdışı eğitim harcamalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılıp yapılamayacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

29.04.2020

Sayı         : 62030549-120[40-2016/544]-347292        

Konu      : Yurtdışı eğitim harcamalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılıp yapılamayacağı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, sanayi ürünleri toptan ticaretini yapan Şirketinizin satış yönetiminde görev yapan, aynı zamanda Şirket ortağınızın oğlu olan çalışanınızın Şirket faaliyetleri ile ilgili olarak işletme ve pazarlama eğitimi amacıyla 4 yıllığına yurt dışına gönderileceği, söz konusu eğitimin Şirket yararına kullanılacağı ve eğitim bedelinin yaklaşık … TL olacağı belirtilerek yapılan bu harcamanın kurum kazancından indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safî kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmış olup Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinde safî kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “İndirilecek Giderler” başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendinde ise, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Kurumlar Vergisi Kanununun “Kabul edilmeyen indirimler” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançların kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 13 üncü maddesinde; 

“(1) Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.

(2) İlişkili kişi; kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade eder. Ortakların eşleri, ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları ve kayın hısımları da ilişkili kişi sayılır. Kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususunun göz önünde bulundurulması suretiyle Bakanlar Kurulunca ilan edilen ülkelerde veya bölgelerde bulunan kişilerle yapılmış tüm işlemler, ilişkili kişilerle yapılmış sayılır. İlişkinin doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık kanalıyla oluştuğu durumların örtülü kazanç dağıtımı kapsamında sayılması için en az %10 oranında ortaklık, oy veya kâr payı hakkının olması şartı aranır. Ortaklık ilişkisi olmadan doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkının olduğu durumlarda da taraflar ilişkili kişi sayılır. İlişkili kişiler açısından bu oranlar topluca dikkate alınır. 

(3) Emsallere uygunluk ilkesi, ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade eder. Emsallere uygunluk ilkesi doğrultusunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kâğıtlar olarak saklanması zorunludur.

…” hükümlerine yer verilmiştir.

Buna göre, ortağınızın oğlu olan ve Şirketinizde ücretli olarak çalışan kişi Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesi çerçevesinde ilişkili kişi kapsamında olduğundan, bu kişiye emsaline uygun olarak, diğer bir ifade ile şirketinizin ortaklarıyla ilişkili kişi kapsamında olmayan çalışanlarınıza yapılan ücret ödemesine uygun olarak, ödeyeceğiniz ücretin kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan, şirket ortaklarıyla hısımlık kriterlerine göre şirketinizle ilişkili kişiler arasında yer almayan çalışanlarınızın da aynı veya benzer koşullarla masrafları şirketiniz tarafından karşılanmak suretiyle yurt dışında eğitime gönderiliyor olması durumunda, söz konusu eğitim için emsallere uygun olarak yapılan ödemelerin Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi gereğince Şirketinizin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmakta olup bu şekilde bir emsalin bulunmaması halinde şirket ortağınızın oğlu olan çalışanınızın yurt dışı eğitimi için yapacağınız tüm ödemeler transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç olarak dikkate alınacaktır.

Dolayısıyla, şirket ortağınızın oğlu olan çalışanınıza emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak ücret ödenmesi halinde Kurumlar Vergisi Kanununun transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı ve emsaline nazaran fazladan ödenen tutarın kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı tabiidir.

Öte yandan, söz konusu ücret ödemeleriyle ilgili olarak muvazaalı bir durumun tespit edilmesi durumunda, gerekli cezai işlemlerin uygulanacağı tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 20.04.2020 : Yurt dışı mukimi firmaya verilen danışmanlık hizmeti, makina ve teçhizat temini gibi işlerin kurumlar vergisinden istisna olup olmadığı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

 20.04.2020

Sayı         : 62030549-125[5-2018/422]-E.336767       

Konu      : Yurt dışı mukimi firmaya verilen danışmanlık hizmeti, makina ve teçhizat temini gibi işlerin kurumlar vergisinden istisna olup olmadığı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekinde yer alan dilekçede, şirketinizin …ve …bölgeleri … tesisi inşaat ihalesini kazanan Suudi Arabistan ülkesi mukimi …firması ile,

-Elektromekanik mühendislik danışmanlığı,

-Projelendirme ve teknik danışmanlığı,

-Tesisin çalışması için gerekli olan makine ve teçhizatın üretimi ve tedariki,

-Arıtma tesisinin kurulum ve işletmeye alma danışmanlık hizmetleri gibi işleri kapsayan sözleşme imzaladığı, bu hizmetlerin … şirketine faturalandırıldığı, ayrıca söz konusu sözleşmeye istinaden proje kapsamında gerekli olan malzeme, makine ve teçhizatların bir kısmının yurt içinden, bir kısmının yurt dışından temin edildiği, bir kısmının ise şirketiniz tarafından üretilerek …firmasına fatura edilmek sureti ile yurt dışındaki inşaat sahasına gönderildiği, su arıtma tesisinin yapılması için gerekli olan planlama, projelendirme çalışmaları ile etüd ve fizibilite çalışmalarının gerek şirketinize teslim edilen inşaat sahası içinde gerekse Türkiye’de yapıldığı, … şirketine basılı rapor, CD ya da e-posta şeklinde gönderildiği, bahsedilen söz konusu iş ve hizmetlerin hem Suudi Arabistan’daki inşaat sahasındaki personelleriniz hem de Türkiye’de bulunan personelleriniz aracılığı ile yapıldığı belirtilerek, yapılan işlerin 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca kurumlar vergisinden istisna olup olmadığı hususunda tereddüt hasıl olduğu anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN:

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Tam mükellefiyet: Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanunî veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilirler.” hükmü yer almaktadır.

Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde; yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Diğer taraftan, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.9. Yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançlarda istisna” başlıklı bölümünde;

“Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanarak Türkiye’de genel sonuç hesaplarına aktarılan kazançlar, herhangi bir koşula bağlanmaksızın kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. 

Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde, kurumların yurt dışında bulunan işyerleri veya daimi temsilcileri aracılığıyla elde ettikleri kazançlar, maddede belirtilen tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olmak ve en az %15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergi yükü taşımak koşuluyla vergiden istisna edilmiştir.

Benzer şekilde, anılan fıkranın (h) bendi ile de yurt dışında bulunan işyerleri veya daimi temsilcileri aracılığıyla yapılan ve yurt dışında vergilendirilen inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançların (vergi yükü oranına bakılmaksızın), ayrıca yurt içinde de vergilendirilmesinin önüne geçilmesi amacıyla bu kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Teknik hizmetler esas itibariyle inşaat, onarım ve montaj işleriyle ilgili olarak yürütülen planlama, projelendirme, mimarlık ve mühendislik, etüd, fizibilite, harita tasarım, metraj, keşif, idari ve teknik şartname ile ihale dosyası hazırlama, ihale değerlendirme, mesleki kontrollük, inşaat kontrollüğü, tasarım kontrollüğü, işletmeye alma danışmanlığı, proje ve yatırım yönetimi ve benzeri hizmetleri kapsamaktadır.

Teknik hizmetlerden elde edilen kazançların da anılan istisnadan yararlanabilmesi için bu işlerin yurt dışında bulunan işyerleri veya daimi temsilciler aracılığıyla yapılması; yurt dışında ayrıca bir işyeri veya daimi temsilci olmadan yapılan teknik hizmetlerin, hizmet ihracatı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, teknik hizmetlerin yurt dışındaki inşaat, onarım ve montaj işlerine bağlı olarak yapılma şartı bulunmamaktadır.

İnşaat, onarım ve montaj işlerinin yurt dışında gerçekleştirilmesi için bir işyeri bulunması gerekirken, bu işlere bağlı teknik hizmetlerin yurt dışında herhangi bir işyeri olmaksızın Türkiye’den gerçekleştirilebilmesi de mümkün olabilmektedir. Proje hazırlanması gibi teknik hizmetler, inşaat ve onarma işinin tamamlayıcı bir unsuru olmasına karşın; kurumların yurt dışında devam eden bir inşaat ve onarma işi olmadığı ya da ayrıca bir işyeri veya daimi temsilci bulundurulmadığı durumlarda, bu faaliyetin ihracat olarak değerlendirilmesi gerekmekte olup yurt dışındaki inşaat işine bağlı olarak Türkiye’de yapılan teknik hizmetlerden sağlanan kazançların bu istisnadan yararlandırılması mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla, kurumların yurt dışında bir inşaat ve onarım işi varsa, buna bağlı teknik hizmetler ister Türkiye’de isterse yurt dışında yapılsın, elde edilen kazançlar istisnadan yararlanabilecektir. Kurumların yurt dışında yaptıkları bir inşaat ve onarım işinin bulunmaması halinde ise ancak yurt dışında bir işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla yaptıkları teknik hizmetlerden elde edilen kazançlar istisnadan yararlanılabilecektir.

Bu istisnanın uygulanması açısından, yurt dışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançların Türkiye’ye getirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Söz konusu kazançların Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilmesi istisnadan yararlanması için yeterlidir.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan, aynı Tebliğin “33.3. Mahsup edilebilecek yurt dışı vergilerin sınırı” başlıklı bölümünde ise, yurt dışında elde edilen kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmiş olması halinde, bu kazançlar üzerinden yurt dışında ödenen vergilerin yurt içinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, … Su ve Elektrik Bakanlığınca ihale edilen su arıtma tesisinin inşasını üstlenen … firması ile düzenlenen sözleşmeye istinaden anılan işe ilişkin olarak Şirketinizce yapılan elektromekanik mühendislik danışmanlığı, projelendirme ve teknik danışmanlığı, arıtma tesisinin kurulum ve işletmeye alma danışmanlık hizmetlerinin Suudi Arabistan’da bulunan bir iş yeri veya daimi temsilci aracılığıyla yapılması ve Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan şartları taşıması halinde, bu işle ilgili olarak Şirketinizce elde edilerek Türkiye’deki genel sonuç hesaplarına intikal ettirilecek kazançların söz konusu istisnaya konu edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan, anılan tesisin inşası için gerekli olan makine ve teçhizatın yurt içinde üretilen veya yurt içinden/dışından temin edilen malzemelerin ihracından sağlanan kazançların anılan istisnaya konu edilemeyeceği tabiidir.

ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMASI AÇISINDAN:

“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması” 01/01/2010 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.

Anlaşmanın “İşyeri” başlıklı 5 inci maddesinde hangi hallerde diğer devlette bir işyeri oluşacağı veya oluşmayacağı açıkça belirtilmiş olup, müteahhitlik işleri bakımından işyerinin oluşmasını düzenleyen 3 üncü fıkranın (a) bendi, “on iki ayı aşan bir süre devam eden bir inşaat şantiyesi, yapım, montaj veya kurma projesi veya bunlara ilişkin kontrol faaliyetleri”nin faaliyetin icra edildiği ülkede bir işyeri oluşturduğu hükmünü öngörmektedir.

Anlaşmanın “Ticari Kazançlar” başlıklı 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasında ise;

“1. Bir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs yukarıda bahsedilen şekilde ticari faaliyette bulunursa, teşebbüsün kazançları yalnızca işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere bu diğer Devlette vergilendirilebilir.”

hükmü yer almaktadır.

Yukarıda hükümlerine yer verilen Türkiye–Suudi Arabistan Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasında inşaat, yapım, montaj ve kurma işleri bakımından işyerinin oluşması 12 aylık süre koşuluna bağlanmış olup, şirketinizin su arıtma tesisi kurulumu ve işletmeye alınması işi kapsamında Suudi Arabistan’da gerçekleştireceği faaliyetin 12 aydan kısa sürmesi halinde, bu faaliyet dolayısıyla elde edilecek kazançlar yalnızca Türkiye’de vergilendirilecek; faaliyetin 12 ayı aşması durumunda ise, Anlaşmanın 5 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının (a) bendi gereğince Suudi Arabistan’da bir işyerine sahip olunduğu kabul edilerek, elde edilecek kazançlar, bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere, Suudi Arabistan’da da vergilendirilebilecektir.

Diğer taraftan, özelge talep formunuzda … tesislerinin inşaat şantiye sahası tesliminin … tarihinde gerçekleştiği, şantiye kurulumunun şirketinizin sorumluluğunda olduğu belirtilmekle birlikte işin tam olarak başlangıç ve bitim tarihi belirtilmemiştir. 12 aylık sürenin hesaplanmasında başlangıç tarihi olarak şantiyenin oluştuğu tarihin (müteahhidin hazırlık çalışmaları da dahil Suudi Arabistan’da çalışmalarına başladığı tarih); bitim tarihi olarak ise işin tamamlandığı veya sürekli olarak terk edildiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir.

Şirketiniz tarafından Suudi Arabistan’da vergi ödenmesi durumunda ise, ödenen vergiler Anlaşmanın “Çifte Vergilendirmeyi Önleme”yi düzenleyen 23 üncü maddesinin 1 inci fıkrası hükmü çerçevesinde söz konusu kazanca ilişkin Türkiye’de ödenecek vergiden mahsup edilmek suretiyle çifte vergilendirme önlenebilecektir.

Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmeniz için şirketinizin Gelir İdaresi Başkanlığından alacağı, Türkiye’de tam mükellef olduğunuzu ve tüm dünya kazançları üzerinden Türkiye’de vergilendirildiğinizi gösteren bir mukimlik belgesini Suudi Arabistan’daki vergi sorumlularına ibraz etmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 18.03.2020 : Yurt dışı iştirak kazançlarının kurumlar vergisi kanunu açısından değerlendirilmesi

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

18.03.2020

Sayı         : 62030549-125[5-2019/406]-E.308436       

Konu      : Yurt dışı iştirak kazançlarının kurumlar vergisi kanunu açısından değerlendirilmesi

İlgi          :

İnternet Vergi Dairesi Sistemi aracılığıyla Müdürlüğümüze gönderilen ilgide kayıtlı özelde talep formunda; şirketinizin Almanya’da mukim …şirketinin %100 ortağı olduğu, yine Almanya’da adi ortaklık statüsündeki…’nin %53,69 hissesini elinde bulundurduğunu,

… şirketi tarafından kar dağıtımı kararı alındığında, brüt temettü tutarı üzerinden Almanya vergi mevzuatına göre % 26,375 stopaj yapıldığı, stopaj sonrası net temettü rakamının ilgili dönem kurumlar vergisi beyannamesi verme süresi sonuna kadar şirketleri hesabına aktarıldığı, şirketinizin de bu tutarı yurt dışı iştirak kazancı olarak kayıtlarına alarak, Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-b maddesi gereğince yurt dışı iştirak kazancı istisnası olarak beyan ettiğini,

Bununla birlikte şirketinizin Almanya vergi mevzuatı çerçevesinde Almanya Vergi İdaresine dar mükellef olarak beyanname verdiğini ve bu beyanın Almanya Vergi İdaresince kontrol edildiğini, kontrol sonucu ekte yer alan … tarihli belgeden de görüleceği üzere 2017 dönemi ile ilgili olarak şirketinize … EUR iade yapıldığını belirterek,

2019 yılında kesinleşen iade tutarının, 2017 dönemi temettü dağıtımından kaynaklanan vergi stopajına ilişkin olması sebebiyle 2019 yılı beyanname verme süresi sonuna kadar şirketinize transfer edilmiş olması ve Kanunun 5/1-b maddesinde belirtilen diğer tüm şartların yerine getirilmesi şartıyla yurt dışı iştirak kazancı istisnası olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde kurumlar vergisine tabi kurumlar sayılmış olup aynı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında da bu kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanların tam mükellef olarak gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançlarının tamamı üzerinden vergilendirilecekleri hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Kanunun “Safi Kurum Kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Ticari kazancın tespitinde “tahakkuk esası” ve “dönemsellik esası” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, bu işlemin miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesi ise, bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır. Dönemsellik, tahakkuk etmiş bir gelir için söz konusudur. Bu esaslar dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme olmadığı sürece mahiyet veya tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Anılan Kanunun “İstisnalar” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; 

“(1) Aşağıda belirtilen kazançlar, kurumlar vergisinden müstesnadır:

b) Kanunî ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan anonim ve limited şirket niteliğindeki şirketlerin sermayesine iştirak eden kurumların, bu iştiraklerinden elde ettikleri aşağıdaki şartları taşıyan iştirak kazançları;

1) İştirak payını elinde tutan şirketin, yurt dışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az % 10’una sahip olması, 

2) Kazancın elde edildiği tarih itibarıyla iştirak payının kesintisiz olarak en az bir yıl süreyle elde tutulması (Rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle veya yurt dışı iştirakin iç kaynaklarından yapılan sermaye artırımları nedeniyle elde edilen iştirak payları için sahip olunan eski iştirak paylarının elde edilme tarihi esas alınır.), 

3) Yurt dışı iştirak kazancının kâr payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az % 15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması; iştirak edilen şirketin esas faaliyet konusunun, finansal kiralama dahil finansman temini veya sigorta hizmetlerinin sunulması ya da menkul kıymet yatırımı olması durumunda, iştirak edilen kurumun faaliyette bulunduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması,

4) İştirak kazancının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi.

Yurt dışındaki inşaat, onarım, montaj işleri ve teknik hizmetlerin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatına göre ayrı bir şirket kurulmasının zorunlu olduğu durumlarda, özel amaç için kurulduğunun ana sözleşmelerinde belirtilmesi ve fiilen bu amaç dışında faaliyetinin bulunmaması şartıyla, söz konusu şirketlere iştirak edilmesinden elde edilen kazançlar için bu bentte belirtilen şartlar aranmaz.

Bu bent uyarınca vergi yükü, kanunî veya iş merkezinin bulunduğu ülkede ilgili dönemde tahakkuk eden ve kâr payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden ödenen vergiler dahil olmak üzere toplam gelir ve kurumlar vergisi benzeri verginin, bu dönemde elde edilen toplam dağıtılabilir kurum kazancı ile tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi toplamına oranlanması suretiyle tespit edilir.”

hükümleri yer almaktadır.

Anılan maddenin üçüncü fıkrası ile de iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Diğer taraftan, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.2 Yurt dışı iştirak kazancı istisnası” başlıklı bölümünde istisna uygulamasına ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir.

Öte yandan, Kurumlar Vergisi Kanununun “Yurt dışında ödenen vergilerin mahsubu” başlıklı 33 üncü maddesinde,

“(1) Yabancı ülkelerde elde edilerek Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlardan mahallinde ödenen kurumlar vergisi ve benzeri vergiler, Türkiye’de bu kazançlar üzerinden tarh olunan kurumlar vergisinden indirilebilir. 

(2) Kanunun 7 nci maddesinin uygulandığı hallerde, yurt dışındaki iştirakin ödemiş olduğu gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler, kontrol edilen yabancı şirketin Türkiye’de vergilendirilecek kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilir.

(3) Tam mükellef kurumların doğrudan veya dolaylı olarak sermayesi veya oy hakkının % 25’ine sahip olduğu yurt dışı iştiraklerinden elde ettikleri kâr payları üzerinden Türkiye’de ödenecek kurumlar vergisinden, iştiraklerin bulunduğu ülkelerdeki kâr payı dağıtımına kaynak oluşturan kazançlar üzerinden ödenen gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergilerin kâr payı tutarına isabet eden kısmı mahsup edilebilir. Kazanca ilave edilen kâr payı, bu kazançlar üzerinden yurt dışında ödenen gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler dahil edilmek suretiyle dikkate alınır.

(4) Yurt dışı kazançlar üzerinden Türkiye’de tarh olunacak vergilere mahsup edilebilecek tutar, hiç bir surette yurt dışında elde edilen kazançlara Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen kurumlar vergisi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamaz. Bu sınır dahilinde, ilgili bulunduğu kazancın Türkiye’de genel sonuç hesaplarına intikal ettirildiği hesap döneminde tamamen veya kısmen indirilemeyen vergiler, bu dönemi izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar indirim konusu yapılabilir.

(5) Geçici vergilendirme dönemi içinde yurt dışından elde edilen gelirlerin bulunması halinde, bu gelirler üzerinden elde edildiği ülkelerde kesinti veya diğer şekillerde ödenen vergiler, o dönem için hesaplanan geçici vergi tutarından da mahsup edilebilir. İndirilecek tutar, yurt dışında elde edilen kazançlara Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen geçici vergi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamaz. 

(6) Yabancı ülkelerde vergi ödendiği, yetkili makamlardan alınarak mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları, yoksa mahallinde Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı nitelikteki temsilcileri tarafından tasdik olunan belgelerle tevsik olunmadıkça, yabancı ülkede ödenen vergiler Türkiye’de tarh olunan vergiden indirilemez.

(7) Kurumlar vergisinden indirim konusu yapılan vergilerin yabancı ülkelerde ödendiğini gösterir belgelerin, tarhiyat sırasında mükellef tarafından ibraz edilememesi halinde, yabancı ülkede ödenen veya ödenecek olan vergi, Kanunun 32 nci maddesindeki kurumlar vergisi oranını aşmamak şartıyla o ülkede geçerli olan oran üzerinden hesaplanır ve tarhiyatın bu suretle hesaplanan tutara isabet eden kısmı ertelenir. İbraz edilmesi gereken belgeler, tarh tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde ilgili vergi dairesine ibraz edildiği takdirde, bu belgelerde yazılı kesin tutara göre tarhiyat düzeltilir.

(8) Mücbir sebepler olmaksızın belgelerin bu süre zarfında ibraz edilmemesi veya bu belgelerin ibrazından sonra ertelenen vergi tutarından daha düşük bir mahsup hakkı olduğunun anlaşılması halinde, ertelenen vergiler için Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre gecikme zammı hesaplanır.

(9) Bu madde hükmünün uygulanmasında, yabancı para ile ödenen vergilere, bunların ilgili bulunduğu kazançların genel sonuç hesaplarına intikali esnasındaki kur uygulanır.”

hükümlerine yer verilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Mücbir sebepler” başlıklı 13 üncü maddesinde,

1. Vergi ödevlerinden her hangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk;

2. Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler; 

3. Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler;

4. Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması 

gibi haller mücbir sebepler olarak sayılmıştır.

Aynı Kanunun “Mücbir sebeplerle gecikme” başlıklı 15 inci maddesinde de,

“13 üncü maddede yazılı mücbir sebeplerden her hangi birinin bulunması halinde bu sebep ortadan kalkıncaya kadar süreler işlemez. Bu takdirde tarh zaman aşımı işlemiyen süreler kadar uzar.

Bu hükmün uygulanması için mücbir sebebin malûm olması veya ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi lâzımdır.”

hükümleri yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, … tarihinde şirketinize ödenen … EUR iade tutarının 2017 hesap döneminde elde edilen temettünün bir parçası olduğu, Almanya vergi mevzuatı çerçevesinde dağıtılan temettü üzerinden tahsil edilerek yapılan kontrol sonucunda 2019 yılında şirketinize iade edildiği, elinizde olmayan sebeplerden dolayı yurt dışı iştirak kazancınızın söz konusu kısmının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilemediği anlaşılmış olup Almanya vergi idaresince şirketinize iade edilen söz konusu tutarın Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, söz konusu maddede sayılan diğer şartların sağlanması şartıyla, iştirak kazancının elde edildiği 2017 hesap dönemi kurum kazancınızın tespitinde istisna olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır. Anılan istisnanın uygulanması noktasında “İştirak kazancının, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi” şartı açısından Almanya vergi idaresince yapılan kontroller sebebiyle geçen süre ise 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 13 üncü maddesi kapsamında mücbir sebep hali olarak değerlendirilecektir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 11.02.2020 : Vergiye uyumlu mükelleflere uygulanacak vergi indirimi

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Gelir Kanunları Gelir Ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü

11.02.2020

Sayı         : 62030549-120[Mük.121-2019/255]-E.159471      

Konu      : Vergiye uyumlu mükelleflere uygulanacak vergi indirimi hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; şirketinizin … dönemi damga vergisi beyannamesinde, beyana konu edilmesi gereken sözleşme damga vergisinin sehven … dönemi damga vergisi beyannamesinde beyan edildiği ve bununla ilgili … dönemine ait damga vergisi düzeltme beyannamesinin … tarihinde pişmanlık talepli olarak verildiği ve yine damga vergisi beyannamesi ile ilgili … döneminde beyana tabi sözleşmenin bulunmadığı belirtilerek, aynı tarihte kanuni süresinden sonra damga vergisi ile ilgili düzeltme beyannamesinin verilerek ödenen damga vergisi tutarının (…-TL), … tarihinde beyan edilen pişmanlık talepli … dönemi damga vergisi beyannamesine mahsup edildiği ve gerekli düzeltmenin bağlı olduğunuz vergi dairesince yapıldığı belirterek, Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 121’inci maddesinde yer alan vergi indiriminden yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 121 inci maddesinde; “Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir. 

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),

2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),

3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması 

şarttır.

…” hükmü yer almaktadır.

Konu ile ilgili olarak yayımlanan 301 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin, “4.1. İlgili dönem beyannamelerinin kanuni süresi içerisinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması” bölümünde ise;

“İndirimden yararlanılabilmesi için mükelleflerin, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu beyannamenin ait olduğu yıldan önceki son iki yıla ilişkin olarak Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken gelir veya kurumlar vergisi, katma değer vergisi, muhtasar gibi tüm vergi beyannamelerini kanuni süresi içerisinde vermiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerini de kanuni süresi içerisinde ödemiş olmaları gerekmektedir.

Öte yandan, kanuni süresi içerisinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak, kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler vergi indiriminden yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir. Ancak, indirimden yararlanılabilmesi için bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin de kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması gerekmektedir.

…” açıklamasına yer verilmiştir.

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar uyarınca, kanuni süresi içerisinde verilen ve tahakkuk eden vergisi kanuni süresi içerisinde ödenen … dönemi damga vergisi beyannamesine ilişkin olarak, kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla pişmanlık talepli olarak düzeltme beyannamesi verilmiş olması, bu beyanname üzerinden tahakkuk eden verginin kanuni süresi içerisinde ödenmiş olması kaydıyla, Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 121 inci maddesinde yer alan % 5’lik vergi indiriminden yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 10.02.2020 : 5746 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanıp yararlanılmayacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

10.02.2020

Sayı         : 38418978-125[10-17/5]-59323      

Konu      : 5746 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanıp yararlanılmayacağı

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda;

– Şirketinizin “…” başlıklı projesinin … tarihinde TÜBİTAK tarafından proje destek karar yazısı çerçevesinde destek kapsamına alındığı,

– Aynı projenin … tarihinde …tarafından da uygun görüldüğü ve Ar-Ge/yazılım faaliyetinin Teknokentte yürütülmeye başlandığı,

– Şirketinizin Ar-Ge/yazılım faaliyeti dışında da faaliyetlerinin bulunduğu

belirtilmiş olup, Ar-Ge/yazılım faaliyetlerinizin tamamlanması sonucu ileride ortaya çıkacak ürünün satışından elde edilen kazancın kurumlar vergisinden istisna olup olmadığı, daha önce Kurumlar Vergisi Kanunu veya 5746 sayılı Kanun kapsamında Ar-Ge indiriminden yararlanılması durumunda 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamında kurumlar vergisi istisnasından yararlanılıp yararlanılamayacağı, Ar-Ge/yazılım faaliyeti devam ederken bu faaliyetlerden elde edilen kazançların istisna kapsamına alınıp alınmayacağı ile 6728 sayılı Kanunla ilgili olarak durumunuzda bir değişiklik olup olmayacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

4691 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesinde, “Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.” hükmüne yer verilmiştir.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2.2. Yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda kurumlar vergisi istisnasının kapsamı”‘ başlıklı bölümünde;

“Yapılan düzenlemeyle teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar, faaliyete başlanılan tarihten bağımsız olmak üzere, 31/12/2023 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin bölge dışında gerçekleştirdikleri faaliyetlerinden elde ettiği kazançlar, yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilmiş olsa dahi istisnadan yararlanamaz.

Öte yandan, teknoloji geliştirme bölgelerinde yazılım ve Ar-Ge faaliyetinde bulunan şirketlerin, bu faaliyetler sonucu buldukları ürünleri kendilerinin seri üretime tabi tutarak pazarlamaları halinde, bu ürünlerin pazarlanmasından elde edilen kazançların lisans, patent gibi gayri maddi haklara isabet eden kısmı, transfer fiyatlandırması esaslarına göre ayrıştırılmak suretiyle istisnadan yararlanabilecektir. Üretim ve pazarlama organizasyonu nedeniyle doğan kazancın diğer kısmı ise istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir. Ancak, lisans, patent gibi gayri maddi haklara bağlanmamış olmakla birlikte uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon, ek yazılım gibi faaliyetlerden elde edilen kazançların istisna kapsamında değerlendirileceği tabiidir…”

açıklamaları yer almaktadır.

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinin 35 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, “Bölge içerisinde faaliyette bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükellefleri, yazılım, tasarım veya Ar-Ge faaliyetleri dolayısıyla 4691 sayılı Kanunda yer alan vergisel teşviklerden bütün halinde yararlanabilirler. Bu durumda aynı yazılım veya Ar-Ge veya tasarım projesi için 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunda yer alan vergisel teşviklerden ayrıca yararlanamazlar.” açıklamasına yer verilmiştir.

5746 sayılı Kanunun;

– 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “(1) Ar-Ge ve tasarım indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile bu Kanun kapsamında yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen tasarım projelerinde ve tasarım merkezlerinde gerçekleştirilen münhasıran tasarım harcamalarının tamamı, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. Bakanlar Kurulunca belirlenen kriterleri haiz Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı; Bakanlar Kurulunca belirlenen kriterleri haiz tasarım merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan tasarım harcamalarının bir önceki yıla göre artışının yüzde ellisine kadarı yukarıdaki esaslar dâhilinde indirim konusu yapılabilir. Belirlenen kriterlere göre kanuni hadler içerisinde oranları ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ayrıca bu harcamalar, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması halinde ise doğrudan gider yazılır. Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki hesap dönemlerine devredilir. Devredilen tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır.”

– 4 üncü maddesinin beşinci fıkrasında, “Bu Kanun kapsamındaki indirim, istisna, destek ve teşviklerden yararlananlar; 193 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (13) numaralı bendi, 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi hükümleri ile 4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi hükümlerinden ayrıca yararlanamazlar.”

hükümleri yer almaktadır.

Ar-Ge indirimi uygulamasına ilişkin 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 6728 sayılı Kanunun 57 nci maddesi hükmüyle 9/8/2016 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Yine 6728 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesiyle, 5746 sayılı Kanuna 3/A maddesi eklenmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde,

– Söz konusu projeniz için 5746 sayılı Kanunda yer alan destek ve teşviklerden yararlanmanız halinde, bu proje dolayısıyla 4691 sayılı Kanunda yer alan destek ve teşviklerden yararlanmanız mümkün değildir. Aynı şekilde anılan proje için 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamında sağlanan istisnalardan yararlanmanız halinde, bu proje dolayısıyla 5746 sayılı Kanunda yer alan destek ve teşviklerden yararlanmanız mümkün değildir.

– Proje kapsamında teknoloji geliştirme bölgesinde geliştirilen ürünün, proje sonuçlanmadan satışından elde edilen kazançların, kurumlar vergisinden istisna tutulması mümkün bulunmaktadır. Öte yandan, söz konusu işlemde muvazaalı bir durumun tespiti halinde gerekli cezai işlemlerin yapılacağı tabiidir.

– Şirketinizin Ar-Ge/yazılım faaliyeti dışında da faaliyetlerinin bulunup bulunmaması,  indirim, istisna, destek ve teşviklerden yararlanmanıza engel teşkil etmemektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 27.01.2020 : Sermaye Artırımının Ortakların Alacaklarından Karşılanması Halinde Kurum Kazancında İndirim Konusu Yapılıp Yapılamayacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

KAHRAMANMARAŞ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

27.01.2020

Sayı         : 47285862-125[10-2017/12]-4307  

Konu      : Sermaye Artırımının Ortakların Alacaklarından Karşılanması Halinde Kurum Kazancında İndirim Konusu Yapılıp Yapılamayacağı Hk.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olarak tekstil ürünleri imalatı faaliyetinde bulunduğunuz, … tarihinde gerçekleştirilen genel kurulda şirketinizin sermayesinin … TL.’den … -TL’ye çıkarılması kararının alındığı ve bu kararın … tarihinde ticaret sicil gazetesinde tescil ve ilan ettirildiğini ancak şirketin nakit ihtiyacını karşılamak üzere şirket ortağı … ‘dan daha önceki tarihlerde alınan ve “331-Ortaklara Borçlar” hesabında takip edilen borçları için yine bu tarihlerde adı geçen kişiye ödemeler yapıldığı ve ortağın da sermaye artırımı taahhüdüne ait ödemelerini bu dönemde yaptığı belirtilerek sermaye artırımı işleminin Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi gereği kurum kazancından indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine 1/7/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 6637 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle eklenen (ı) bendinde, finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’sinin, kurumlar vergisi matrahının tespitinde kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirim konusu yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Konuya ilişkin açıklamaların yapıldığı 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “10.6.1. İndirimin kapsamı” başlıklı bölümünde;

– “Sermaye şirketlerinin sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla getirilen bu düzenleme uyarınca indirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında, 1/7/2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya bu tarihten itibaren yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden, ilgili hesap döneminin sonuna kadar Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi hükmüne göre hesaplanacak tutar dikkate alınacaktır.

Bu indirim uygulamasında, 

a) Nakdi sermaye artışı, sermaye şirketlerince ilgili hesap döneminde ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi artışlar ile yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakdi olarak karşılanan kısmını,

ifade etmektedir.

İndirime konu edilecek tutarın hesaplanmasında; mevcut sermaye şirketlerinde ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları, yeni kurulan sermaye şirketlerinde ise ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı dikkate alınacak olup sermayenin nakit olarak karşılanmayan kısmı için indirim uygulamasından yararlanılamayacağı tabiidir.

Bununla birlikte;

– Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,

– Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları,

– Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışları,

– Ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

– Şirkete nakdi sermaye dışında hisse senedi, tahvil veya bono gibi kıymetlerin konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,

– Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları,

indirim tutarının hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.” 

denilmiştir. 

Bu hüküm ve açıklamalara göre, bilanço içi kalemlerin sermayeye eklenmesi suretiyle gerçekleştirilen nakdi sermaye artırımları dolayısıyla Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde düzenlenen indirim uygulamasından faydalanılamayacağından, “331-Ortaklara Borçlar” hesabında takip edilen şirket borcunun ortağınıza geri ödenmesi ve ödenen bu tutarın ortağınız tarafından sermaye artırımı dolayısıyla kendisine isabet eden taahhüdün yerine getirilmesinde kullanılması halinde, bu tutarla sınırlı olmak üzere Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde düzenlenen indirim uygulamasından faydalanmanız mümkün bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 20.01.2020 : Aktifte kayıtlı bulunan arsanın kat karşılığı müteahhide verilmesi nedeniyle arsanın değer artışında vergilendirme

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

BURSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Grup Müdürlüğü

20.01.2020

Sayı         : 17192610-125[ÖZG-15/9]-13264  

Konu      : Aktifte kayıtlı bulunan arsanın kat karşılığı müteahhide verilmesi nedeniyle arsanın değer artışında vergilendirme

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile şirketiniz aktifinde kayıtlı bulunan arsanın kat karşılığı müteahhit firmaya tapu devri yapılmaksızın teslim edildiği, müteahhit firma tarafından inşaatın tamamlanarak, şirketinize 64 adet daire ve 3 adet dükkan teslim edildiği ve bu teslime ilişkin olarak … (+KDV) TL tutarında fatura düzenlendiği, şirketinizce de arsa payının teslimine ilişkin olarak aynı tutarda bir fatura düzenlendiği belirtilerek, aktifinizde kayıtlı arsanın maliyet bedeli (… TL) ile müteahhit firma tarafından şirketinize düzenlenen faturada yer alan … TL’lik bedel arasındaki farkın şirketiniz açısından kar olup olmayacağı ve vergilendirilip vergilendirilmeyeceği konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde kazançları kurumlar vergisine tabi olan kurumlar sayılmış olup, aynı Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, Kanunun birinci maddesinde yazılı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükmüne yer verilmiştir.

Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar “dönemsellik” ve “tahakkuk” esası ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; sözleşmeye istinaden şirketinize ait arsa üzerine inşa edilerek tarafınıza teslim edilen söz konusu daire ve işyerlerinin emsal bedelleri üzerinden müteahhit firma tarafından şirketiniz adına düzenlenen faturada yer alan bedel ile şirketiniz tarafından müteahhit firmaya devredilen arsa payının maliyet bedeli arasındaki farkın ilgili olduğu dönemde şirketiniz kurum kazancına dahil edilmesi gerekmektedir.

Öte yandan, Tek Düzen Muhasebe Sistemi’nin uygulanmasına ilişkin açıklamalar, 26.12.1992 tarihli ve 21447 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Tebliği ve daha sonra bu konuda yayımlanan diğer tebliğlerde yapılmış bulunmaktadır. Anılan Tebliğlerde hesap tanımlarına yer verilmekte ve bu hesapların işleyişine ilişkin açıklamalar yapılmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 21.01.2020 : Şirket ortağının Ar-Ge teşvikinden yararlanıp yararlanamayacağı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

DENİZLİ VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü)

21.01.2020

Sayı         : 51421814-120[61-2017-72]-5837  

Konu      : Şirket ortağının Ar-Ge teşvikinden yararlanıp yararlanamayacağı.

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden, 4691 sayılı Kanun kapsamında fiili çalışma sonucu firma ortağına ödenen ücretin damga vergisi ve gelir vergisinden istisna olup olmadığı ve verilen ücretin tamamının gider olarak yazılıp yazılmayacağı hususunda, Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde;

“Ücret, işverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Ücretin, ödenek, tazminat, kasa tazminatı (mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmez.” hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun 6676 sayılı Kanunla değişik Geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Yönetici şirketlerin bu kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgedeki yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.”

İkinci fıkrasında; “Bölgede çalışan; Ar-Ge, tasarım ve destek personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri, 31/12/2023 tarihine kadar her türlü vergiden müstesnadır. Gelir vergisi stopajı ve sigorta primi işveren hissesine ilişkin teşviklerden yararlanacak olan destek personeli sayısı Ar-Ge ve tasarım personeli sayısının yüzde onunu aşamaz. Hak kazanılmış hafta tatili ve yıllık ücretli izin süreleri ile 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda belirtilen tatil günlerine isabet eden ücretler de bu istisna kapsamındadır. Haftalık kırk beş saatin üzerindeki ve ek çalışma sürelerine ilişkin ücretler bu istisnadan faydalanamaz. Yönetici şirket, ücreti gelir vergisi istisnasından yararlanan kişilerin Bölgede fiilen çalışıp çalışmadığını denetler. Ancak, Bölgelerde yer alan işletmelerde çalışan Ar-Ge ve tasarım personelinin bu Bölgelerde yürüttüğü projelerle doğrudan ilgili olmak şartıyla, proje kapsamındaki faaliyetlerin bir kısmının Bölge dışında yürütülmesinin zorunlu olduğu durumlarda Bölge dışındaki bu faaliyetlere ilişkin ücretlerinin yüzde yüzünü aşmamak şartıyla Bakanlar Kurulunca ayrı ayrı veya birlikte belirlenecek kısmı ile Bölgede yer alan işletmelerde en az bir yıl süreyle çalışan Ar-Ge ve tasarım personelinin yüksek lisans yapanlar için bir buçuk yılı, doktora yapanlar için iki yılı geçmemek üzere Bölge dışında geçirdiği sürelere ilişkin ücretlerin yüzde yüzünü aşmamak şartıyla Bakanlar Kurulunca ayrı ayrı veya birlikte belirlenecek kısmı, gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında değerlendirilir. Bu kapsamda teşvikten yararlanılması için Bölge yönetici şirketinin onayının alınması ve Bakanlığa bildirilmesi zorunludur. Yönetici şirketin onayı ile Bölge dışında geçirilen sürenin Bölgede yürütülen görevle ilgili olmadığının tespit edilmesi halinde, ziyaa uğratılan vergi ve buna ilişkin cezalardan ilgili işletme sorumludur.”

hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, 6170 sayılı Kanunla 4691 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine eklenen bentlerde;

“Ar-Ge Personeli: Ar-Ge faaliyetlerinde doğrudan görevli araştırmacı, yazılımcı ve teknisyenleri,

Araştırmacı: Ar-Ge faaliyetleri ile yenilik tanımı kapsamındaki projelerde, yeni bilgi, ürün, süreç, yöntem ve sistemlerin tasarım veya oluşturulması ve ilgili projelerin yönetilmesi süreçlerinde yer alan en az lisans mezunu uzmanları,

Destek Personeli: Ar-Ge faaliyetlerine katılan veya bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili yönetici, teknik eleman, laborant, sekreter, işçi ve benzeri personeli,

Yazılımcı Personel: Yazılım olarak tanımlanan süreçte çalışıp program geliştiren, üreten, alanında yeterli deneyime veya eğitime sahip nitelikli personeli,”

hükmüne yer verilmiştir.

10/8/2016 tarihli ve 29797 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği”nde uygulama esaslarına yönelik açıklamalara yer verilmiş olup, Yönetmeliğin “Muafiyet, indirim ve istisnalar” başlıklı 35 inci maddesinde;

“(1) Bölgede muafiyet, istisna ve indirim uygulamasına ilişkin esaslar aşağıda belirtilmiştir:

a) Yönetici şirketlerin, Kanunun uygulanması ile ilgili her türlü faaliyetleri sonucunda elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar kurumlar vergisinden müstesnadır. Yönetici şirket, bu istisnaların uygulanabilmesi için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvuruda bulunur. Yönetici şirket, ayrıca, Kanunun uygulanması ile ilgili olarak düzenlenen kâğıtlar yönünden damga vergisinden, yapılan işlemler bakımından harçlardan ve Bölge alanı içerisinde sahip olduğu taşınmazlar dolayısıyla emlak vergisinden muaftır.

b) Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım veya Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır. Bu istisnanın uygulanabilmesi için mükellefler bağlı bulundukları vergi dairesine başvuruda bulunurlar. Söz konusu istisnanın uygulanabilmesi için bu başvuruya, yönetici şirketten alınacak olan vergi mükellefinin Bölgede yer aldığını ve mükellefin faaliyet alanlarını gösteren belgeler de eklenir.

c) Bölgede çalışan; Ar-Ge, tasarım ve destek personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri 31/12/2023 tarihine kadar her türlü vergiden müstesnadır. Gelir vergisi stopajı ve sigorta primi işveren hissesine ilişkin teşviklerden yararlanacak olan destek personeli sayısı toplam Ar-Ge ve tasarım personeli sayısının yüzde onunu aşamaz. Destek personeli sayısı hesabında küsuratlı sayılar bir üst tamsayıya iblağ edilir. Destek personeli sayısının toplam Ar-Ge ve tasarım personeli sayısının yüzde onunu aşması hâlinde, brüt ücreti en az olan destek personelinin ücretinden başlamak üzere her türlü vergi istisnası uygulanır. Brüt ücretlerin aynı olması hâlinde, ücretine her türlü vergi istisnası uygulanacak destek personeli ise çalıştığı girişimci firma tarafından belirlenir. Hak kazanılmış hafta tatili ve yıllık ücretli izin süreleri ile 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda belirtilen tatil günlerine isabet eden ücretler de bu istisna kapsamındadır. Hesaplamada küsuratlı sayılar bir üst tamsayıya iblağ edilir. Haftalık kırk beş saatin üzerindeki ve ek çalışma sürelerine ilişkin ücretler bu istisnadan faydalanamaz. Yönetici şirket, ücreti gelir vergisi istisnasından yararlanan kişilerin Bölgede fiilen çalışıp çalışmadığını denetler. Bu istisnanın uygulanabilmesi için, ilgili girişimci, Bölgede çalışan ve bu Yönetmeliğe göre tanımlanmış tüm Ar-Ge, tasarım ve destek personelini, Ar-Ge ve tasarım projelerindeki görev tanımlarını, nitelik ve çalışma sürelerini gösteren listeyi aylık olarak yönetici şirkete onaylatır, inceleme ve denetimlerde ibraz edilmek üzere saklar. Bölgede çalışan personelin istisna kapsamı dışındaki net ücret ödemelerinin brüte iblağ edilecek vergisinin hesaplanması, bu hesaplama yapılırken Kanunla sağlanan vergi teşviklerinin dikkate alınmaması gerekir. Ar-Ge, tasarım ve destek personelinin bu Kanun kapsamında elde ettiği ücret, prim, ikramiye ve benzeri ödemeler de istisna kapsamına dâhildir. Bu bent kapsamındaki saat, oran, süre, ücret gibi konular aylık ve 30 gün esasına göre hesaplanır.”

hükmü yer almıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa bağlı olarak yayımlanan 1 seri no’lu Kurumlar vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununda Yer Alan İstisna” başlıklı bölümünde söz konusu istisna uygulaması ile ilgili olarak ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir.

Anılan Tebliğin “5.12.2.4. İstisna kazanç tutarının tespiti” başlıklı bölümünde, “4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinde yer alan istisna, bir kazanç istisnası olup istisna kapsamındaki faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunacak kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisna olacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinde ise transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, … Teknokent Bölgesinde “…Yazılımı” projesi kapsamında Ar-Ge faaliyetinde bulunan ve mükellefiyet kayıtlarımızda tek ortaklı olarak kayıtlı olan şirketinizin huzur ücretini gerektiren çalışmaların tamamının söz konusu Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri ile ilgili olması durumunda, Ar-Ge faaliyetleri çalışmaları karşılığı ödenecek ücretler için diğer şartları da taşıması kaydıyla anılan teşvik hükümleri çerçevesinde gelir vergisi ve damga vergisi istisnası uygulanması mümkün bulunmaktadır.

Şirket ortağına yapılan ücret ödemelerinin emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilmesi halinde Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesi hükümleri kapsamında işlem tesis edileceği tabiidir.

Diğer taraftan, şirket ortağına yapılacak huzur ücreti ödemelerinin Ar-Ge faaliyeti kapsamına girmesi ve belirlenen şartları taşıması durumunda, Teknoloji Geliştirme Bölgesindeki istisna faaliyetlerle ilgili harcama olarak kabul edilerek istisna kazançlarının hesabında gider olarak dikkate alınabilecektir.

DAMGA VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu; 3 üncü maddesinde, damga vergisi mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun “IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar” başlıklı bölümünün 1/b fıkrasında, maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan paralar (avans olarak ödenenler dahil) için verilen makbuzlar ile bu paraların nakden ödenmeyerek kişiler adına açılmış veya açılacak cari hesaplara nakledildiği veya emir ve havalelerine tediye olunduğu takdirde nakli veya tediyeyi temin eden kağıtların nispi damga vergisine tabi olacağı hükme bağlanmıştır.

4691 sayılı Kanunun 16/02/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6676 sayılı Kanunla değişik geçici 2 nci maddesinde; bölgede çalışan; Ar-Ge, tasarım ve destek personelinin bu görevleri ile ilgili ücretlerinin 31/12/2023 tarihine kadar her türlü vergiden müstesna olduğu hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun 6170 ve 6676 sayılı Kanunlarla değişik 3 üncü maddesinde,

“m) Ar-Ge Personeli: Ar-Ge faaliyetlerinde doğrudan görevli araştırmacı, yazılımcı ve teknisyenleri,

p) Destek Personeli: Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine katılan veya bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili yönetici, teknik eleman, laborant, sekreter, işçi ve benzeri personeli,

bb) Tasarım Personeli: Tasarım faaliyetlerinde doğrudan görevli tasarımcı ve teknisyenleri,

ifade edeceği” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun 6676 sayılı Kanunla değişik geçici 2 nci maddesi uyarınca teknoloji geliştirme bölgelerinde çalışan Ar-Ge, tasarım ve destek personeline, münhasıran bölgedeki bu görevleri nedeniyle ödenecek ücretlere ilişkin düzenlenen kağıtlar 31/12/2023 tarihine kadar damga vergisinden istisna olup, Ar-Ge veya tasarım faaliyetlerine katılması veya bu faaliyetlerle doğrudan ilişkili olması kaydıyla şirketiniz ortağına bu faaliyetlerine ilişkin ücret ödemeleri nedeniyle düzenlenen kağıtlara damga vergisi istisnası uygulanması mümkün bulunmaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 24.01.2020 : Teknokent’in girişimcilik yarışmasında kazanılan ödülün vergilendirilmesi

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü

24.01.2020

Sayı         : 62030549-125[6-2016/189]-91796

Konu      : Teknokent’in girişimcilik yarışmasında kazanılan ödülün vergilendirilmesi

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, “…” yarışmasında geliştirdiğiniz proje ile…TL değerinde ödül kazandığınızı, bu ödül miktarını da …’ye fatura düzenlemeniz karşılığında alacağınızı, düzenlenen faturada “Ödül Hizmet Bedeli” açıklamasına yer verildiği belirtilerek, yarışmadan kazanılan ve Ar-Ge çalışmalarında kullanılacak ödül tutarının vergilendirilmesi hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir. 

I) KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN 

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup, Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde de her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiştir.

Anılan Kanunun 38 inci maddesinde “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında,  Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmü yer almaktadır.

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa 6676 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi ile düzenlenen geçici 2 nci maddesinde, yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2.4. İstisna kazanç tutarının tespiti” başlıklı bölümünde;

“…

Bölgede faaliyet gösteren mükelleflerin, 4691 sayılı Kanun kapsamı dışındaki ticari işlemlerinden elde edecekleri gelirleri ile olağandışı gelirlerinin istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda, nakitlerin değerlendirilmesi sonucu oluşan faiz gelirleri, yabancı para cinsinden aktifler dolayısıyla oluşan kur farkları ve iktisadi kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan gelirler istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir.

…”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, Şirketiniz tarafından “…” yarışması için geliştirilen projenin teknoloji geliştirme bölgesinde yürütülen Ar-Ge ve yazılım faaliyetleri kapsamında olması şartıyla bu proje nedeniyle kazandığınız ödül tutarının 4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkündür.

II) KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 1/1 inci maddesinde ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

Buna göre; … tarafından düzenlenen yarışmada Şirketiniz tarafından geliştirilen proje nedeniyle kazanılan ödül, herhangi bir mal teslimi veya hizmetin ifasının karşılığını teşkil eden bir bedel olmaması halinde KDV’nin konusuna girmeyeceğinden düzenlenen faturada KDV hesaplanmayacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 20.01.2020 : Teknopark İstisnası

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

Trabzon Vergi Dairesi Başkanlığı

(Gelir Kanunları Grup Müdürlüğü)

20.01.2020

Sayı         : 26468226-125[ÖZG-2-2018]-E.4280        

Konu      : Teknopark İstisnası

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun tetkikinden; … Üniversitesi Teknokent bünyesinde … Projenizin ürünü olan, internet sitesi aracılığı ile nihai tüketicilere gayrimenkul sektöründeki verileri sağlayan ve karar destek süreçlerini hızlandırmak amacıyla “… Raporu” hazırlayıp satışını yaptığınızı belirterek, söz konusu internet sitesinden elde edilen kazancın kurumlar vergisi ve katma değer vergisi istisnasından yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

A) KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun “Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesinde;

“Bu Kanunun uygulanmasında;

c) Araştırma ve Geliştirme (AR-GE): Araştırma ve geliştirme, kültür, insan ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bunun yazılım dahil yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları,

 … 

l) Yazılım: Bir bilgisayar, iletişim cihazı veya bilgi teknolojilerine dayalı bir diğer cihazın çalışmasını ve kendisine verilen verilerle ilgili gereken işlemleri yapmasını sağlayan komutlar dizisinin veya programların ve bunların kod listesini, işletim ve kullanım kılavuzlarını da içeren belgelerin, belli bir sistematik içinde, tasarlama, geliştirme şeklindeki ürün ve hizmetlerin tümü ile bu ürün ya da mal ve hizmetlerin lisanslama, kiralama ve tüm hakları ile devretme gibi teslim şekillerinin tümünü ifade eder.

 …

hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı Kanunun geçici 2 nci maddesinde ise;

Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile Bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu Bölgedeki yazılım, tasarım ve AR-GE faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları 31/12/2023 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesnadır.”

hükmü yer almaktadır.

Söz konusu madde hükmünden yararlanılabilmesi için; 

-Bu Kanunda tanımlanan teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösterilmesi,

-Kazancın münhasıran bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge’ye dayalı üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlardan olması,

-Bölge içi ve dışı faaliyetlerden elde edilen kazanç ayırımının yapılması

gerekmektedir.

Diğer yandan, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.2.2. Yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda kurumlar vergisi istisnasının kapsamı” başlıklı bölümünde;

“Yapılan düzenlemeyle teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren mükelleflerin, münhasıran bu bölgedeki yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar, faaliyete başlanılan tarihten bağımsız olmak üzere, 31/12/2023 tarihine kadar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Bölgede faaliyette bulunan mükelleflerin bölge dışında gerçekleştirdikleri faaliyetlerinden elde ettiği kazançlar, yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilmiş olsa dahi istisnadan yararlanamaz.

Öte yandan, teknoloji geliştirme bölgelerinde yazılım ve Ar-Ge faaliyetinde bulunan şirketlerin, bu faaliyetler sonucu buldukları ürünleri kendilerinin seri üretime tabi tutarak pazarlamaları halinde, bu ürünlerin pazarlanmasından elde edilen kazançların lisans, patent gibi gayrimaddi haklara isabet eden kısmı, transfer fiyatlandırması esaslarına göre ayrıştırılmak suretiyle istisnadan yararlanabilecektir. Ancak, lisans, patent gibi gayrimaddi haklara bağlanmamış olmakla birlikte uyarlama, yerleştirme, geliştirme, revizyon, ek yazılım gibi faaliyetlerden elde edilen kazançların istisna kapsamında değerlendirileceği tabiidir. Ayrıca, teknoloji geliştirme bölgelerinde tasarım faaliyetleri sonucu buldukları ürünleri kendileri seri üretime tabi tutarak pazarlayan mükellefler, bu ürünlerin pazarlanmasından elde edilen kazançlarının tasarıma isabet eden kısmını, transfer fiyatlandırması esaslarına göre ayrıştırmak suretiyle istisnadan yararlanabilecektir. Üretim ve pazarlama organizasyonu nedeniyle doğan kazancın diğer kısmı ise istisna kapsamında değerlendirilmeyecektir

Örneğin; teknoloji geliştirme bölgesinde yazılım faaliyetinde bulunan şirketin, ürettiği yazılımların lisans satışından veya kiralanmasından elde edeceği kazançlar istisnadan yararlanacak, ancak söz konusu yazılımın disk, CD veya elektronik ortamda pazarlanmasından elde edilen kazançların (lisansa isabet eden kısmı hariç) istisnadan yararlanması mümkün olmayacaktır. 

Aynı şekilde, bir ilaç şirketince bölgede gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyeti sonucu ortaya çıkan kanser ilacına ait gayrimaddi hakkın kiralanması veya devrinden elde edilecek kazançlar istisnadan yararlanacak, ilacın bizzat üretilerek satılması halinde bu faaliyetten elde edilen kazancın gayrimaddi hakka isabet eden kısmı hariç istisnadan yararlanması mümkün olmayacaktır.

İstisna uygulamasında, mükellefin tam veya dar mükellefiyet esasında kurumlar vergisine tabi olmasının bir önemi yoktur”

açıklamalarına yer verilmiştir. 

Yine aynı Tebliğin “5.12.2.4. İstisna Kazanç Tutarının Tespiti” başlıklı bölümünde;

“4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinde yer alan istisna, bir kazanç istisnası olup istisna kapsamındaki faaliyetlerden elde edilen hasılattan bu faaliyetler nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunacak kazancın tamamı kurumlar vergisinden istisna olacaktır.

İstisna kazancın ve bu bağlamda kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından, Kanun uygulaması kapsamında bulunan ve bulunmayan hasılat, maliyet ve gider unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi ve istisna kapsamında olan faaliyetlere ait hasılat, maliyet ve gider unsurlarının, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların da bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması gerekmektedir.

Kanun uygulaması kapsamında istisna olan faaliyetlerin zararla sonuçlanması halinde, bu zararların istisna kapsamında olmayan diğer faaliyetlere ilişkin kazançlardan indirilmesi mümkün değildir.

…”

açıklamaları yer almaktadır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, … Üniversitesi Teknokentte faaliyet gösteren şubenizde üretilen … Projenizin ürünü olan “… Raporu”nun internet sitesi aracığıyla nihai tüketicilere satışından elde ettiğiniz kazancınızın, Ar-Ge faaliyetlerinden elde edilen kazanç olarak değerlendirilemeyeceğinden, kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün değildir. 

B) KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun; 

-1/1 inci maddesinde, ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’ de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu, 

-Geçici 20 inci maddesinde ise 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununa göre teknoloji geliştirme bölgesinde ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimcilerin kazançlarının gelir veya kurumlar vergisinden istisna bulunduğu süre içinde münhasıran bu bölgelerde ürettikleri ve sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, oyun, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımı şeklindeki teslim ve hizmetlerin katma değer vergisinden istisna olduğu, bu kapsamda istisna edilen işlemler bakımından bu Kanunun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uygulanmayacağı

hüküm altına alınmıştır.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin “II-G/2 Teknoloji Geliştirme Bölgesinde ve İhtisas Teknoloji Geliştirme Bölgesinde Verilen Teslim ve Hizmetler” başlıklı bölümünde; 

” … 

Bu hükme göre, teknoloji geliştirme bölgelerinde veya ihtisas teknoloji geliştirme bölgelerinde bulunan mükelleflerin 31/12/2023 tarihine kadar bu bölgede ürettikleri sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımları şeklindeki teslim ve hizmetleri KDV’den istisnadır. Söz konusu bölgede üretilen yazılımın farklı kişilere satılması ya da satışın CD veya elektronik ortamda yapılması istisna uygulanmasına engel değildir.

Üniversitelere bağlı Teknokentler de Teknoloji Geliştirme Bölgesi olarak değerlendirilir. Kanunun geçici 20/1 inci maddesi kapsamında üretilen söz konusu yazılımların fikri mülkiyet hakkının, bu bölgede faaliyette bulunan mükellefte kalmak suretiyle belirli zaman aralıklarıyla farklı kişilere satılması veya söz konusu yazılımların sanal ortamda paylaşımının sağlanması halinde de KDV istisnası uygulanır.

Ayrıca, yazılımların pazarlanması işinin bayi kanalıyla yapılması halinde, Teknokent bünyesinde geliştirilen sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulamalarına yönelik genel anlamda yazılım programlarının bayiye tesliminde KDV istisnası uygulanır. Bayiler tarafından satışında ise (bu satış işlemi istisna kapsamında değerlendirilmeyeceğinden) genel hükümler çerçevesinde KDV hesaplanır.

Ancak, teknoloji geliştirme bölgesinde veya ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde faaliyette bulunan girişimciler tarafından münhasıran bu bölgelerde üretilen yazılımlar için yapılacak her türlü mal ve hizmet alımları, söz konusu yazılımın vergiden istisna olup olmadığına bakılmaksızın KDV’ye tabidir.

Güncelleme dışında bir yazılımla ilgili olarak verilen bakım, destek (otomasyon) hizmetleri, teknoloji geliştirme bölgesinde veya ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde üretilse dahi, oyun programları, network uygulamaları gibi yazılımlar, işlevlerini yerine getirmek için yazılım kullanan ürün, aygıt, eşya vb. donanımlar ile bu donanımlara ilişkin hizmetler, web sitesi aracılığıyla verilen reklam hizmetleri ve ar-ge çalışmaları kapsamında yer alan teslim ve hizmetler istisna kapsamında değerlendirilmez.

… 

Örnek 2:(A) Ltd. Şti.’nin Teknoloji Geliştirme Bölgesindeki faaliyetleri neticesinde ürettiği bir ürünün lisans, patent gibi gayrimaddi haklara isabet eden kısmı KDV’den istisnadır. Ancak, söz konusu ürünün seri üretime tabi tutulup pazarlanmasından elde edilen kazancın istisnadan yararlanması mümkün değildir. Ayrıca, Teknokent binası içinde telefon ve internet yardımı ile satış sonrasında müşterilere çağrı destek hizmeti verilmesi durumunda bu hizmetler KDV istisnası kapsamında değerlendirilmez.

…”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu çerçevede, şirketiniz tarafından “… Üniversitesi Teknokent” bünyesinde üretilen … Projenizin ürünü olan “… Raporu”nun internet ortamında nihai tüketicilere satışı, sistem yönetimi, veri yönetimi, iş uygulamaları, sektörel, internet, mobil ve askeri komuta kontrol uygulama yazılımları şeklinde bir teslim ve hizmetler olmadığından, KDV Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamında KDV’ den istisna tutulması mümkün değildir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 08.01.2020 : Kısmi Bölünme

T.C. 

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

(Gelir Kanunları Gelir ve Kurumlar Vergileri Grup Müdürlüğü)

08.01.2020

Sayı         : 62030549-125[9-2018/320]-E.22838         

Konu      : Kısmi Bölünme

İlgi          :

İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve dilekçenizde,  … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, şirketinizce … otel işletmesinin bütünüyle … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi … .’ye kısmi bölünme kapsamında devredileceği belirtilerek devir karşılığında şirketinize %… iştirak hissesi verilmesi, kalanının ise sermaye azaltımı yoluyla şirket ortaklarına hisse senedi verilmesi işleminin, kısmi bölünme kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ile şirketiniz ortaklarına devralan firmadan hisse senedi verilmesi amacıyla yapılan sermaye azaltılması sonucu vergilemenin nasıl olacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde; “Kısmî bölünme: Tam mükellef bir sermaye şirketinin veya sermaye şirketi niteliğindeki bir yabancı kurumun Türkiye’deki iş yeri veya daimî temsilcisinin bilânçosunda yer alan taşınmazlar ile en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kayıtlı değerleri üzerinden aynî sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devretmesi, bu Kanunun uygulanmasında kısmî bölünme hükmündedir. Ancak, üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmî bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. Taşınmaz ve iştirak hisselerinin bu bent kapsamında devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.”, aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise, “Bu maddeye göre yapılacak bölünmelerde aktifi ve pasifi düzenleyici hesaplar ilgili olduğu aktif veya pasif hesapla birlikte devrolunur.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Kanunun “Devir, bölünme ve hisse değişimi hallerinde vergilendirme” başlıklı 20 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında ise, “Bu Kanunun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde belirtilen işlemlerden doğan kârlar hesaplanmaz ve vergilendirilmez. 19 uncu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre gerçekleştirilen kısmî bölünme işlemlerinde, bölünen kurumun bölünme tarihine kadar tahakkuk etmiş ve edecek vergi borçlarından bölünen kurumun varlıklarını devralan kurumlar, devraldıkları varlıkların emsal bedeli ile sınırlı olarak müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmü yer almaktadır.

1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “19.2.2.1. Üretim ve hizmet işletmelerinin ayni sermaye olarak konulması” başlıklı bölümünde,

“Üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmi bölünme sonucu hem bölünen işletmenin hem de bölünme sonucunda varlıkları devralan işletmenin faaliyetine devam etmesi esastır. Bu kapsamda, söz konusu işletmelerin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli taşınmaz, her türlü tesis, makine ve teçhizat, alet, edevat, taşıtlar, gayrimaddi haklar ile hammadde, mamul, yarı mamul mallar gibi aktif kıymetler ile ilgili pasif kıymetlerin tümünün devredilmesi zorunludur.

…”

“19.2.2.1.2. Üretim ve hizmet işletmelerine bağlı taşınmazların durumu” başlıklı bölümünde,

“Üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki veya teknik bütünlük arz eden ve bu işletmelerden ayrılması mümkün olmayan binalar, arsa ve araziler de bu işletmelere dahil taşınmazlar olarak kabul edilecektir. Ancak, bir fabrika binasının içinde iki ayrı üretim işletmesi bulunması halinde üretim işletmelerinden birinin devri fabrika binasının da bölünüp devredilmesini gerektirmeyecektir.

…”

“19.2.2.3. İştirak hisselerinin ortaklara verilmesi” başlıklı bölümünde ise;

“Kısmi bölünmede devredilen varlıklara karşılık edinilen devralan şirket hisseleri, devreden şirkette kalabileceği gibi doğrudan bu şirketin ortaklarına da verilebilir. Taşınmaz ve iştirak hisselerinin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine göre devrinde, devralan şirketin hisselerinin devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin borçların da devri zorunludur.

Örneğin; Ortakları (A) ve (B) olan (R) Limited Şirketi aktifinde kayıtlı olan ve banka kredisi kullanılarak satın alınmış olup henüz ödenmemiş 50.000.- YTL borcu bulunan taşınmazı, kayıtlı değeri olan 100.000.- YTL üzerinden (Y) A.Ş.’ye kısmi bölünme kapsamında devretmiş ve bu devir karşılığında (Y) A.Ş.’den alınan hisse senetleri Ortak (A) ve (B)’ye verilmiştir.

Buna göre, (Y) A.Ş. ayni sermaye olarak konulan taşınmaz nedeniyle 50.000.- YTL’lik sermaye artırımında bulunacak, bu sermaye artırımına ilişkin hisse senetlerinin (R) Limited Şirketinin ortaklarına verilmesi nedeniyle, (R) Limited Şirketi de 50.000.- YTL’lik sermaye azaltımında bulunacaktır. 

Örnekten de anlaşılacağı üzere, devredilen kıymetlere karşılık edinilen devralan şirket hisselerinin ortaklara verilmesi halinde, bölünen şirkette sermaye azaltımına gidileceği tabiidir. 

Öte yandan, devralan şirketin hisselerinin devreden şirkette kalması halinde, devredilen taşınmaz ve iştirak hisselerine ilişkin pasif kıymetlerin (borçların) devri ihtiyaridir.” açıklamaları yer almaktadır.

Sermaye azaltımının, ortaklar tarafından nakden veya aynen yapılan ödemelerden kaynaklanması halinde, ortakların esas olarak işletmeye koydukları sermayeyi Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde geri almış olmaları nedeniyle mükellefiyet statüsüne bakılmaksızın vergilendirme işlemi yapılmayacaktır.

Yapılacak sermaye azaltımının; 

-Öncelikle, kurumlar vergisine ve vergi sonrası dağıtılan kazancın ise kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesaplardan karşılanması, 

 -Devamında, sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların kullanılması,

-Son olarak ise, işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek olan ayni ve nakdi sermayenin işletmeden çekildiğinin kabulü gerekmektedir. 

Bu hüküm ve açıklamalara göre,  üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunlu olup şirketiniz bünyesinde bulunan … Otel işletmesinin Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer alan şartların sağlanması kaydıyla kısmi bölünme kapsamında devredilmesi mümkün bulunmaktadır. 

Ayrıca, kısmi bölünme işlemi kapsamında devredilen otel işletmesine karşılık olarak devralan şirketten alınan iştirak hisselerinin; %…’lik kısmının şirketinize verilmesi ve kalan …’lik kısmının  ise şirket ortaklarınıza şirketinizdeki hisseleri oranında paylaştırılması kısmi bölünme hükümlerine aykırılık teşkil etmemekte olup bu halde şirketiniz nezdinde sermaye azaltımına gidilmesi gerekecektir.

Kısmi bölünme kapsamında gerçekleşen devirler nedeniyle sermaye azaltımına gidilmesi halinde, sermaye azaltımına giden şirketin sermaye hesabına ilişkin alt kalemlerinin kısmi bölünme sözleşmesine istinaden devralan şirkette takip edilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu durumda, kısmi bölünme kapsamında varlıklarını devreden şirket nezdinde sermaye azaltımı nedeniyle herhangi bir vergileme söz konusu olmayacaktır. Ancak, söz konusu hesapların devralan şirkette başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde bu işlemin gerçekleştiği dönemde vergilendirilmesi gerekmekte olup söz konusu vergilendirme işleminde sermayeyi oluşturan unsurlara ilişkin sıralamaya uyularak sermaye azaltımına gidildiği kabul edilecektir.

Öte yandan, devralan şirket hisselerinin devreden şirket ortaklarına verildiği ve devreden şirketin sermaye alt hesaplarının devralan şirkette takip edilmediği durumlarda devreden şirketin sermayesini oluşturan unsurlara göre sermaye azaltımı dolayısıyla vergilendirme yapılması söz konusu olabilecektir. 

Yapılacak sermaye azaltımında; 

-Öncelikle, işletmeden çekilmesi halinde kurumlar vergisine ve kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların (pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, yeniden değerleme değer artış fonu, maddi duran varlıklar yeniden değerleme artış fonu, iştirakler yeniden değerleme değer artış fonu, maliyet artış fonu vb.),

-Sonra, sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların (geçmiş yıl karları, yasal yedekler, olağanüstü yedekler vb.), 

-Son olarak ise işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek olan ayni ve nakdi sermayenin 

işletmeden çekildiği kabul edilecektir. 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

KVK Özelge – 03.01.2020 : Eğitime katılan personel için yemek ve kafeterya hizmeti verilmesi hk.

            

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

03.01.2020

Sayı    : 27575268-105[8-2016-472]-2917

Konu  : Eğitime katılan personel için yemek ve kafeterya hizmeti verilmesi hk.

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; …. Vergi Dairesi Müdürlüğünün …… vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz ve …… Eğitim Tesislerinde eğitime katılan personele ve Başmüdürlük personeline kar amacı olmaksızın yemek ve kafeterya hizmeti vermek istediğiniz belirtilerek söz konusu hizmetin verilebilmesi için Genel Müdürlüğünüzün vergi numarasından ayrı olarak potansiyel vergi numarası alınıp alınamayacağı, POS cihazı kullanılıp kullanılmayacağı ve fiş veya fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği hususlarında Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

             KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

   5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi kurum kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde de her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiştir.

   Kurumlar Vergisi Kanununun “Beyan esası” başlıklı 14 üncü maddesinin (2) numaralı bendinde de, her mükellefin vergiye tâbi kazancının tamamı için bir beyanname vereceği, ancak, tüzel kişiliği bulunmayan iktisadî kamu kuruluşları ile dernek ve vakıflara ait iktisadî işletmelerden her biri için, bunların bağlı olduğu kamu tüzel kişileri ile dernek ve vakıflar tarafından ayrı beyanname verileceği hüküm altına alınmıştır.

   1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “14.1.Beyannamenin verilmesi” başlıklı bölümünde ise her mükellefin vergiye tabi kazancının tamamı için bir beyanname vereceği, mükelleflerin şubeleri, ajanlıkları, alım-satım büro ve mağazaları, imalathaneleri veyahut kendilerine doğrudan doğruya bağlı sair işyerleri için bağımsız muhasebeleri ve ayrılmış sermayeleri olsa dahi ayrı beyanname verilmesinin söz konusu olmayacağı, ancak, tüzel kişiliği bulunmayan iktisadi kamu kuruluşları ile dernek veya vakıflara ait tüzel kişiliği bulunmayan iktisadi işletmelerin her biri için bunların bağlı oldukları kamu tüzel kişileri ile dernek veya vakıflar tarafından ayrı beyanname verilmesi gerekeceği, bu nedenle, söz konusu kuruluşlara ait iktisadi işletmelerin her biri için ayrı kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis ettirileceği, iktisadi işletmelerin ortak yönetimi veya sermayesi olsa dahi faaliyetlerinin bağımsız ve farklı olması halinde ayrı ayrı mükellefiyet tesis ettirilmesi gerekeceği, aynı faaliyet alanında farklı işyerlerinde faaliyette bulunulması halinde ise tek mükellefiyet tesis ettirilmesinin mümkün olacağı, ancak, farklı yönetim, sermaye ya da organizasyonu olan işletmelerin ayrı ayrı iktisadi işletme kabul edileceğinin tabii olduğu açıklamalarına yer verilmiştir.

   Öte yandan, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin “Genel hükümler” başlıklı birinci kısmının 1 inci maddesinde, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin, iktisadi devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarını ve bunların müesseselerini, bağlı ortaklıklarını ve iştiraklerini kapsadığı, “Teşebbüs, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakler” başlıklı ikinci kısmının 4 üncü maddesinde ise , teşebbüslerin tüzel kişiliğe sahip olduğu ve bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi olduğu ifade edilmiştir.

   Buna göre, tüzel kişiliği ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan Kurumunuz tarafından …. Eğitim Tesislerinde eğitime katılan personele ve Başmüdürlük personeline kar amacı olmasa dahi bir bedel mukabilinde yemek ve kafeterya hizmeti verilmesi faaliyeti nedeniyle elde edilen gelirlerin ilgili dönem kurum kazancınıza dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.

             VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

             213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

             – 156 ncı maddesinde, “Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette iş yeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir.”,

             – 159 uncu maddesinde, “Aynı teşebbüs veya işletmeye dahil bulunan iş yerlerinin sayısında vukua gelen artış veya azalışları mükellefler vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar.”,

             – 168 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, “1. … Şirketlerin işe başlama bildirimleri dışında yapılacak bildirimler ile işi bırakma ve değişiklik bildirimleri, bildirilecek olayın vukuu tarihinden itibaren bir ay içerisinde mükellef tarafından vergi dairesine yapılır.”

             – 227 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.”,

             – 229 uncu maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.”,

             – 232 nci maddesinde, “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler: 

             1.Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;

             2.Serbest meslek erbabına;

             3.Kazançları basit usulde tesbit olunan tüccarlara;

             4.Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;

             5.Vergiden muaf esnafa.

             Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlara da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.

             Yukarıdakiler dışında kalanların, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tesbit edilenlerden ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerden satın aldıkları emtia veya onlara yaptırdıkları iş bedelinin 50.000.000 lirayı (2018 yılı için 1.000, -TL) geçmesi veya bedeli 50.000.000 liradan (2018 yılı için 1.000, -TL) az olsa dahi istemeleri halinde emtiayı satanın veya işi yapanın fatura vermesi mecburidir.“,

             – 233 üncü maddesinde, “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin fatura vermek mecburiyetinde olmadıkları satışları ve yaptıkları işlerin bedelleri aşağıdaki vesikalardan herhangi biri ile tevsik olunur.       

             1.Perakende satış fişleri;

             2.Makineli kasaların kayıt ruloları;

             3.Giriş ve yolcu taşıma biletleri.

             Perakende satış fişi, makineli kasaların kayıt ruloları ve biletlerde, işletme veya mükellefin adı, düzenlenme tarihi ve alınan paranın miktarı gösterilir.

             Perakende satış fişi ile giriş ve yolcu taşıma biletleri seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir. Bu fiş ve biletler kopyalı iki nüsha olarak tanzim edilir ve bir nüshası müşteriye verilir. Makineli kasa kullanılıp da müşteriye fiş (makineli kasanın önceki fıkrada belirtilen malumatı ihtiva eden fişi) verilmemesi halinde, perakende satış fişi tanzimi ve müşteriye verilmesi mecburidir.

             Bunun yanı sıra;

             – Vergi Usul Kanunu Uyarınca Vergi Mükellefleri Tarafından Kullanılan Belgelerin Basım ve Dağıtımı Hakkında Yönetmeliğin (13/e) maddesinde, “e) Genel ve Katma Bütçeli İdarelere, İl Özel İdarelerine, Belediyeler ve Köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde tanımı yapılan teşebbüs, teşekkül, kuruluş, müessese, bağlı ortaklık, iştirak ve işletmeler kullanacakları belgeleri Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinde belirtilen bilgileri taşıması kaydıyla anlaşmalı matbaalar dışındaki matbaalara da bastırabilirler. Ancak, bu şekilde belge bastırılması halinde, belgenin üzerine “Vergi Usul Kanunu Yönetmelik hükümlerine tabi değildir.” ibaresinin yazılması zorunludur. …”,

             – 164 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin (III.) bölümünde, “… Genel ve Katma Bütçeli İdarelere, İl Özel İdarelerine, Belediyeler ve Köyler ile bunların teşkil ettikleri birliklere ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen müesseseler ile 233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde tanımı yapılan Teşebbüs, Teşekkül, Kuruluş, Müessese, Bağlı Ortaklık, İştirak ve İşletmeler tasdik mecburiyetine tabi olmaksızın Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerine göre yukarıda sayılan belgeleri düzenleyeceklerdir. Ancak bu kuruluşlar kullanacakları belgelerin üzerine ‘Vergi Usul Kanunu Yönetmelik Hükümlerine Tabi Değildir’ ibaresini kaşe ile basacaklar veya matbaa baskısı ile belirleyeceklerdir.”

             açıklamalarına yer verilmiş olup, söz konusu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, mezkur Yönetmeliğin (13/e) maddesinde sayılan mükellefler tarafından Vergi Usul Kanunu kapsamında düzenlenmesi gereken belgelerin ilgili Yönetmelik hükümlerine göre anlaşmalı matbaalara bastırılma veya mezkûr Genel Tebliğ uyarınca notere tasdik ettirilme şartı aranmamakta, ancak zorunlu asgari bilgileri taşıması zorunluluğu bulunmaktadır.

             Buna göre, kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan Genel Müdürlüğünüz tarafından, …. Eğitim Tesislerinde eğitime katılan personele ve Başmüdürlük personeline bir bedel mukabilinde verilen yemek ve kafeterya hizmetlerinde, yukarıda belirtilen düzenlemelere ve ilgili diğer düzenlemelere riayet edilmek suretiyle, fatura veya perakende satış vesikası düzenlenmesi icap etmektedir.

             Diğer taraftan, söz konusu yerin şube iş yeri olarak değerlendirilmesi ve işletmeye dahil bulunan iş yerlerinin sayısında vukua gelen artışa ilişkin bildirimin Kanunun 168 inci maddesinde öngörülen süre dahilinde yapılması gerektiği tabiidir.

             3100 SAYILI KANUN YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

             3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin bir numaralı bendinde; “Satışı yapılan malları aynen veya işlendikten sonra satışını yapanlar dışındaki kimselere satan veya aynı kimselere hizmet veren birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, bu Kanuna göre ödeme kaydedici cihaz kullanmak mecburiyetindedirler.” hükmüne yer verilmiştir.

             Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Mükerrer 257’nci maddesiyle Bakanlığımıza tanınan yetkiye dayanılarak; 15.06.2013 tarih ve 28678 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 426 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile satışı yapılan malları aynen veya işlendikten sonra satışını yapanlar dışındaki kimselere satan veya aynı kimselere hizmet veren birinci ve ikinci sınıf tüccarlara (perakende teslimde bulunan veya hizmet ifa eden) Vergi Usul Kanununa göre fatura vermek zorunda olmadıkları mal satışları veya hizmet ifalarının belgelendirilmesinde (6.12.1984 tarihli ve 3100 sayılı Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihaz Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında Kanuna göre kullanmak zorunda oldukları ödeme kaydedici cihazların yerine) “Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazları” kullanma mecburiyeti getirilmiş olup, mezkur Tebliğin “Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanma Mecburiyetinin Başlama Tarihleri” başlıklı 4 numaralı bölümünün 427, 466, 488 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile değişen bölümünde yeni nesil ödeme kaydedici cihaz kullanım zorunluluğu kademeli olarak yeniden düzenlenmiştir.

             Buna göre, 426 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanma Mecburiyetinin Başlama Tarihleri” başlıklı 4 numaralı bölümüne 466 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile eklenen (f) bendinde; “1/1/2016 tarihinden sonra işe başlayacak mükelleflerin Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazları kullanma mecburiyeti işe başlama tarihinden itibaren 30 gün (kalkınmada öncelikli yörelerde 60 gün) içinde başlayacaktır.” açıklamasına yer verilmiştir.

             Bu itibarla, …. Eğitim Tesislerinde eğitime katılan personele ve Başmüdürlük personeline kar amacı olmaksızın yemek ve kafeterya hizmeti verilmesi faaliyeti neticesinde kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan Kurumunuzun, Vergi Usul Kanununa göre defter tutma bakımından birinci veya ikinci sınıf tacir kapsamına girmesi halinde ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyetinin olacağı ve bu yükümlülüğün 426 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği esaslarına göre yerine getirileceği tabiidir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

2020 Yılı Kurumlar Vergisi Özelgeleri

TarihKonu
03/01/2020Eğitime katılan personel için yemek ve kafeterya hizmeti verilmesi hk.
08/01/2020Kısmi Bölünme
20/01/2020Aktifte kayıtlı bulunan arsanın kat karşılığı müteahhide verilmesi nedeniyle arsanın değer artışında vergilendirme
20/01/2020Teknopark İstisnası
21/01/2020Şirket ortağının Ar-Ge teşvikinden yararlanıp yararlanamayacağı.
24/01/2020Teknokent’in girişimcilik yarışmasında kazanılan ödülün vergilendirilmesi.
27/01/2020Sermaye Artırımının Ortakların Alacaklarından Karşılanması Halinde Kurum Kazancında İndirim Konusu Yapılıp Yapılamayacağı Hk.
10/02/20205746 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanıp yararlanılmayacağı
11/02/2020Vergiye uyumlu mükelleflere uygulanacak vergi indirimi hk.
18/03/2020Yurt dışı iştirak kazançlarının kurumlar vergisi kanunu açısından değerlendirilmesi
20/04/2020Yurt dışı mukimi firmaya verilen danışmanlık hizmeti, makina ve teçhizat temini gibi işlerin kurumlar vergisinden istisna olup olmadığı.
29/04/2020Kiralık gayrimenkullerde oluşturulacak teşhir alanları için yıl içinde yapılan alçıpan, kontroplak vb. harcamaların giderleştirilmesi.
29/04/2020Danışmanlık hizmeti karşılığında elde edilen kazancın hangi dönemin beyanına dahil edileceği
29/04/2020Yurtdışı eğitim harcamalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılıp yapılamayacağı.
05/05/2020İngiltere Mukimi Yayıncı Kuruluş Tarafından Verilen Hizmete İlişkin Yapılan Ödemeler Üzerinden Kurumlar Vergisi Kesintisi Yapılıp Yapılmayacağı
05/05/2020Yapı Kooperatifinin üçüncü kişilere taşınmaz satışı
12/05/2020Şirket Aktifine Kayıtlı Olan ve Kiraya Verilmek Suretiyle Değerlendirilen Taşınmaz Satışının KDV ve KVK Yönünden Değerlendirilmesi.
01/06/2020Kurum aktifinde kayıtlı bulunan gayrimenkulün satışında kurumlar vergisi ve KDV istisnası.
09/06/2020Yurtdışından Türkiye’ye yapılan taşımacılık işlerine aracılık hizmeti verilmesi karşılığında yapılan ödemelerin vergi mevzuatları yönünden değerlendirilmesi hk.
11/06/2020Teknopark bölgesine taşınılmadan önce başlanan ve teknopark bölgesinde devam edilen faaliyetlerin vergilendirilmesi hk.
11/06/2020
12/06/2020Ferdi işletmenin limited şirketine devri halinde ferdi işletmenin çektiği kredilerin faizlerinin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hk.
12/06/2020Gelir Vergisi Kanunu Uygulamaları
15/06/2020Reklamasyon ve Kickback Giderlerinin Kabul Edilip Edilmeyeceği hk.
15/06/2020Okul inşası için alınan arsanın satışının vergisel durumu
15/06/2020Sermaye şirketinin birleşmesinde devralınan şirketin şartları yerine getirmemiş olması durumunda devralan şirketin vergiye uyumlu mük.vergi ind. uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağı hk.
15/06/2020Teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyette bulunan istisna kapsamındaki mükelleflerin kurumlar vergisi istisnasından vazgeçip vazgeçemeyeceği hk.
15/06/2020Devralınan Yatırım Teşvik Belgesine İstinaden İndirimli Kurumlar Vergisinden Faydalanıp Faydalanamacağı.
15/06/2020Ar-ge merkezi kapsamında artırılan patent sayısı.
15/06/2020Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında kar/zarar beyanı
15/06/2020Bankanın kullandırdığı kredilerin teminatını oluşturan gayrimenkullerin vefa hakkı protokolü kapsamında bankaya devredilmesi işleminin kurumlar vergisi ve damga vergisine tabi olup olmadığı hk.
15/06/2020Birleşilen şirketler nedeniyle vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından yararlanıp yararlanamayacağı
16/06/2020… Nak.Ltd.Şti. Kısmi Bölünme hk.
16/06/2020Sermaye Artırımında İndirim hk.
16/06/2020Çin’den Alınan Malların … Unvanlı İnternet Sitesi Aracılığı ile Amerika’da Satılması Halinde Vergilendirme
16/06/2020Nakdi Sermaye Artışında İndirim
17/06/2020Teknoloji geliştirme bölgesinde elde edilen kazanca ilişkin istisna hk.
17/06/2020Vergi indirimi.
17/06/2020İnternet ortamında alınan reklam hizmetlerine ilişkin tevkifat uygulaması.
18/06/20206736 sayılı Kanun kapsamında yapılan kasa ve ortaklardan alacaklar hesaplarına ilişkin düzeltmeler hk.
19/06/2020Şirket aktifine kayıtlı gayrimenkullere ilişkin geçmişe dönük ödenen kira bedellerinin gider yazılıp yazılmayacağı ve muhasebe kaydı hk.
22/07/2020Şirkette kullanılmak üzere kiralanan araçların giderlerinin indirimi hk.
04/08/2020Sulh Protokolüne göre ödenen geçmiş yıl kiralarının hangi yılın gideri olarak dikkate alınacağı.
04/08/2020Vakıf Tarafından Elde Edilen Eurobond Faiz Geliri ve Alım Satım Kazançlarının Beyan Edilip Edilmeyeceği
04/08/2020İrlanda mukimi firmadan internet ortamında alınan hizmetlerin 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği
04/08/2020Orman Genel Müdürlüğü’nden tahsis edilen alana ilişkin kira bedeli haricinde yapılan ağaçlandırma ve ilave ağaçlandırma bedelinin giderleştirilmesi
04/08/2020Şirket tarafından eski çalışan personeline yapılacak kıdem, ihbar tazminatı vb. ödemelerin hangi dönemde gider yazılacağı.
04/08/2020Yurt dışında açılan şube iş yerleri için ihracatı destekleme fonu tarafından kira yardımı olarak ödenen ve gelir olarak kaydedilen tutarın gider olarak gösterilip gösterilmeyeceği.
04/08/2020Merkezi Türkiye’de olan şirketin yurt dışı şubesine verilen mimari proje tasarım hizmeti HK.
04/08/2020Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasında üç dönem faaliyette bulunma zorunluluğu bulunup bulunmadığı HK.
04/08/2020Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasında üç dönem faaliyette bulunma zorunluluğu bulunup bulunmadığı
05/08/2020Sermaye azalışında meydana gelen zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı
11/08/2020İfraz işlemi yapılan taşınmazın satışının K.V ve KDV’den istisna olup olmadığı hk.
12/08/2020Aktifte kayıtlı gayrimenkulün mevcut borca karşılık devrinde istisna hükmünden faydalanılıp faydalanılmayacağı
12/08/2020Kooperatif Mükellefiyeti
12/08/2020Resen terk eden mükellefin yeniden işe başlaması halinde geçmiş yıllara ait zararların mahsubu
12/08/2020İndirilecek Giderler hk.
12/08/2020Kooperatife ait muhtelif demirbaşı, tesisler ile traktör ve ekipmanlarının bedelsiz olarak site yönetimine devrinin KDV ve Kurumlar Vergisi karşısındaki durumu
12/08/2020Teşvik belgesi kapsamında yatırıma katkı tutarının belirlenmesinde hangi tutarın dikkate alınacağı hk.
12/08/2020Home Ofis olarak kiraladıkları işyerine ait doğalgaz, elektrik,su faturaları gibi giderlerin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hk.
12/08/2020Devir alınan şirket zararlarının mahsubu hakkında.
12/08/2020Kooperatif üyelerine ait fazla payların kooperatifçe geri alınması durumunda tevkifat yapılıp yapılmayacağı hk.
12/08/2020518 Seri No.lu VUK Genel Tebliği ile mücbir sebep uygulaması kapsamında ödemesi ertelenen sigorta primlerinin kurum kazancından indirimi
13/08/2020Mükellefiyet hk.
13/08/2020Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda yatırım indirimi istisnası hk.
14/08/2020İnternet Ortamında Verilen Reklam Hizmetleri İçin Yapılan Ödemelerden KDV ve Gelir Vergisi Tevkifat Yapılıp Yapılmayacağı
14/08/2020Özel Okula Yapılan Yardımların Vergilendirilmesi
14/08/2020Şirket merkezinin tek ortağın ikamet adresi olarak gösterilmesi durumunda elektrik, su, doğalgaz giderlerinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hk.
14/08/2020Kooperatifin boşta duran gayrimenkullerini kiraya vermesi ve ortaklarından aldığı aidat, gecikme faizlerinin vergilendirilmesi hk.
14/08/2020İşverenin iflası halinde yıllara sari inşaat işinin bitim tarihi hk.
14/08/2020Orman Hakedişe tabi hizmet sözleşmelerinde faturanın ne zaman düzenleneceği hk.
14/08/2020Yurtdışı mukimi kurumlara verilen hizmet karşılığında elde edilen kazancın vergilendirilmesi hk.
14/08/2020Adi ortaklığın ortaklarından borç para alması ve ortaklarına borç para vermesi hususunun transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk.
14/08/2020Hasılat paylaşımı karşılığı işi yapan firmaya arsa sahibi firma tarafından yapılan giderlerin yansıtma faturası ile yansıtmasının vergi mevzuatı açısından durumu hk.
17/08/2020İndirimli kurumlar vergisi uygulamasında yeniden değerleme hk.
17/08/2020Üretim sırasında ortaya çıkan ve üretim artığı, tali ürün veya yan ürün vasfına sahip olan kıymetlerin işletme bünyesinde kullanılmasının vergisel boyutu hk.
17/08/2020Eğitim kooperatifi üyelerinin çocuklarına eğitim verilmesinin kurumlar vergisi ve katma değer vergisi muafiyetine etkisi hk.
19/08/2020Teknokentte Faaliyet Gösteren Şirketin Elektronik Ticaret Yazılım Kiralaması hk.
21/08/2020Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesine göre yeniden değerleme hk.
03/09/2020Tahvil ihraç etmek suretiyle elde edilen kaynağın vadesinden önce ödenmesi durumunda kalan borcun örtülü sermaye kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hk
04/09/2020Yurtdışındaki merkezden Türkiye’deki şubeye yapılan nakdi fon transferinin özkaynak (sermaye) ve örtülü sermaye olarak kabul edilip edilmeyeceği hk.
04/09/20205746 sayılı Kanun hakkında yayımlanan 2016/9092 sayılı BKK kararı ile belirlenen ölçütlerdeki oranının hesaplanması.
07/09/2020Atık Su Arıtma Hizmetinin Devamlılığı Niteliğinde Diğer Belediyelerden Alınan Katılım Payında KDV
07/09/20206550 Sayılı Kanuna Göre Yeterlilik Almış ve Tüzel Kişiliğe Haiz Olan Kurumun Vergisel Durumu Hk.
07/09/2020Yap-İşlet-Devret kapsamında üretilen ve işletme hakkı süresi sonunda Bakanlığın belirleyeceği bir Kuruma devredilecek olan amortismana tabi iktisadi kıymetlerin itfası hk.
18/09/2020Bedelsiz satılacak marka hakkı devri hk.
25/09/2020Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesine istinaden anadolu lisesi statüsüne dönüşen özel okula tanınan eğitim istisnasının devam edip etmeyeceği hk.
25/09/2020Serbest Bölgede Ar-Ge İndirimi Uygulamaları
06/10/2020Yurtdışında gerçek ve tüzel kişilere verilen tasarım, mimarlık ve montaj hizmetlerinden elde edilen gelirin kurumlar vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hk.
12/10/2020Şirket müdürü adına yaptırılan hayat sigortası poliçe bedellerinin gider yazılması hk.
10/11/2020Japonya’da yerleşik şirkete ödenecek olan komisyon ödemelerinden vergi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hk.
12/11/2020Serbest bölgelerde istisna (Elleçleme Hizmeti)

Murat Yusuf Akın: Türk Ticaret Kanunu Geçici Madde 13’ün Bazı Uygulama Varyasyonları Üzerine Düşünceler

Türk Ticaret Kanunu Geçici Madde 13’ün Bazı Uygulama Varyasyonları Üzerine Düşünceler

Doç. Dr. Murat Yusuf AKIN

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Türk Ticaret Kanunu’na, Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un[1] 12. Maddesi ile eklenen Geçici 13. Madde[2] [“Madde”] ve Madde’ye istinaden çıkartılmış olan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Geçici 13 üncü Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ[3][“Tebliğ”], yürürlüğe girdiği tarihten bu yana üzerinde tartışmaların yapıldığı konulardan birisi haline gelmiştir. Bunun temel sebebi şirket pay sahiplerinin bir şirkete ortak olurken en önemli beklentilerinin başında olması lazım gelen kâr payı hakkının pay sahiplerine dağıtılmasının sınırlandırılması olduğu kadar, mezkûr Madde’nin (dolayısıyla Tebliğ’in) kaleme alınışındaki sorunlar ve eksikliklerdir. Yazının konusu Madde’nin yaklaşık 8 aylık bir süre içinde uygulamada ortaya çıkardığı sorunların bazılarına değinmektir.

Avans Kâr Payı

Bu bağlamda değinmek istediğim üzerinde tartışma ortaya çıkan hususlardan ilki avans kâr payıdır. TTK ile birlikte isabetli bir şekilde normatif temele kavuşmuş olan avans kâr payına ilişkin düzenleme gerek Madde’de gerekse Tebliğ’de sadece geleceğe yönelik olarak düzenlenmiştir. Hatta bu hususun Tebliğ’in ilk halinde 5 ve 6 ncı maddelerde düzenlemesi unutulmuş, sonradan çıkartılan bir tebliğ[4] ile bu eksiklik giderilmiştir. Madde ve Tebliğ ileriye matuf düzenleme yapmakla birlikte, şirketlerin 2019 yılın içinde dağıttığı kâr payı avansına yönelik bir düzenlemeyi içermemektedir. Bugün artık bir çok şirket bir önceki mali yılın hesaplarının görüşüldüğü genel kurulda (“GK”) gündeme mevzuatın aradığı şekliyle ilgili maddeyi koymak suretiyle içinde bulunulan mali yılda elde edilecek kârın da bir sonraki yılın GK toplantısını beklemeden dağıtılmasını sağlamaktadır. Oysa bu önemli bir eksiklik olup, uygulamada kafaların karışmasına yol açmaktadır. 2019 mali yılı içinde (dağıtılabilir net) kârı örneğin 100.000 TL olan bir şirket, bu tutarın 60.000 TL’sini avans olarak dağıtırsa ve Madde’nin yürürlük tarihinden sonra 2019 mali yılı GK toplantısı yaparsa durum ne olacaktır?

Anılan hususa ilişkin olarak birisi uygulama dostu olarak görülebilecek diğeri ise hukuka daha uygun olduğunu düşündüğüm iki görüş ortaya çıkmıştır. Uygulama dostu görüş taraftarları özetle Madde ve Tebliğ metninde bu yönde bir düzenlemenin yer almadığını ve 2019 yılı içinde yapılmış olan kâr payı avansı ödemesinin bir nevi ‘kazanılmış hak’ olarak mütalaa edilmesi gerektiği fikrindedirler. Kanaatimce bu görüşe iki temel gerekçeyle iştirak etmek mümkün değildir ki, bu iki temel gerekçe hukuka daha uygun olduğunu düşündüğüm ikinci görüşün de esasını oluşturmaktadır.

Bu gerekçelerden ilki Madde’nin ratio legis’idir. Kanun koyucu Madde’yi ihdas ederken gerekçesinde olarak özetle; pandeminin toplum sağlığı kadar ekonomik hayata ilişkin de ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ekonomik faaliyetler üzerinde olumsuz etkinin bertaraf edilmesi amacıyla muhtelif tedbirlerin alındığı, ekonomik faaliyetlerin yavaşlamasının, sınırların  kapanmasının arz ve talep üzerinde belirsiz etkileri olduğunu, bu çerçevede ihtiyatlılık politikası gereği olarak şirket kaynaklarının nakit kâr dağıtımı yapılmak suretiyle azaltılmaması gerektiğini, şirketlerin özkaynak yapılarının korunması ve ilâve finansman ihtiyacının doğmaması amacıyla kâr payı dağıtımının belli bir süreyle sınırlı olarak engellenmesinin uygun olacağını ifade etmiştir. Üzerinde ayrıca izahata muhtaç olunmayan bu gerekçe çerçevesinde Madde metninde yer almayan pay sahiplerine dağıtılmış bulunan kâr payı avansının akıbetinin Madde metnindeki düzenleme esaslarına ve Madde’nin ruhuna uygun şekilde bir yoruma tabi tutulması hukuken uygun olacaktır. Dolayısıyla %25’lik sınırlama bu halde de geçerli olmak lazım gelir.

İkinci olarak ve esasen üzerinde durulması gereken husus, yönetim kurulu (“YK”) tarafından GK’ca verilen yetkiye istinaden dağıtılan tutarın adı üzerinde ‘avans’ mahiyetinde olduğu ve henüz (kâr payı dağıtımı) işlemin(in) tamamlanmamış olduğudur. Dolayısıyla burada ‘kazanılmış bir hak’ olmadığı aşikârdır. Her ne kadar pay sahiplerine dağıtılmış avansa ilişkin, bu dağıtımın yapıldığı tarihte herhangi bir oran sınırlaması olmadığı bir hukuki vakıa ise de, aynı şekilde Madde’nin emredici nitelikte olduğu ve yayımı tarihi itibarıyla yürürlüğe girdiği olgusu karşısında avans kâr payının reel temettüye dönüştüğü GK’da Madde’nin uygulanacağı da izahtan varestedir. Dolayısıyla 17.04.2020 tarihinden sonra yapılacak olan GK toplantılarında emredici karakterdeki Madde’nin uygulanması neticesinde %25’ten fazla kâr payı dağıtılması (mevzuattaki istisnalar haricinde) mümkün olmayacaktır. Yukarıda verdiğimiz örneğe geri dönecek olursak; 2019 yılı içinde kâr payı avansı olarak 60.000 TL dağıtmış ve yıl sonunda 100.000 TL dağıtılabilir net kârı olduğu anlaşılan şirket, 2020’deki GK’da bunun 25.000 TL’sini reel kâr payına dönüştürebilecek olup, 35.000 TL’lik[5] tutar bakımından ise iki seçenek ortaya çıkacaktır: (i) pay sahibinin bu tutarı iadesi -ki alınmış olan kâr payının iadesi kavramı sermaye şirketinin pay sahibi için yabancı olmayıp, hem TTK m. 512’de hem de avans kâr payına ilişkin düzenlemede bu yönde hüküm vardır- veya (ii) bu tutarın pay sahibine borç yazılması. İkinci olasılıkta ilgili tutar kadar ortaklar cari hesabında pay sahibine borç kaydolunur ve fakat bu işlem neticesinde şirketin, pay sahibinden bu tutara ilişkin olarak TTK m. 20 çerçevesinde faiz istemesi gerekir. Anılan işlemin vergi hukukuna ilişkin (transfer fiyatlaması, tüzel kişiler bahis konusu ise faiz için fatura kesilmesi gerekliliği vs.) başkaca sonuçları söz konusu olabilmekle birlikte, yazıda bu hususa sadece dikkat çekilmekle yetinilecektir.

Şirketin Feshi ve Tasfiyesi

Üzerinde durulması gereken diğer bir konu ise şirketin feshi ve tasfiyesidir. Bu hususta da uygulamada kafa karışıklığının olduğu gözlemlenmektedir. Yatırım yapmak isteyen kişilerin bunu bir ticaret şirketi üzerinden birlikte yapmaya karar vermeleri ve bir şirket kurarak işletmeleri ne kadar doğalsa, yaptıkları yatırımı geri almak istemeleri de bir o kadar doğaldır. Kaldı ki, ekonomik sıkıntıların şiddetini artırdığı son günlerde bilhassa yabancı sermayeli şirketlerin yatırımı geri alma reflekslerinin sıklaştığını ifade etmek hatalı olmayacaktır. İşte mevzu bahis işlemin gerçekleştirilmesi için pay sahiplerinin GK’da uygun çoğunlukla fesih kararı almaları gerekir ve TTK m. 533/1 gereği fesholunan şirket tasfiyeye geçer. Tasfiyeye ilişkin işlemler tamamlandıktan, şirket tüzel kişiliği sona ermeden evvel pay sahiplerine iade yapılması gerekir. Örneğin şirketin sermayesi 100.000 TL ise ve alacaklar tahsil edilip, borçlar ödendikten ve mal varlığı değerleri likit hale dönüştürüldükten sonra geriye 160.000 TL kaldı ise, bunun 100.000 TL’sinin ortakların koyduğu esas sermaye olduğu tartışmasızdır. Bakiye 60.000 TL ise tasfiye bakiyesi olarak adlandırılmakla birlikte, aslen şirketin elde ettiği kârdır. Her ne kadar bu tutar kâr olarak tasnif edilmek lazım gelse de, şirketin hayatiyetine son vermesinin söz konusu olduğu bu durumda anılan tutarın pay sahiplerine ödenmesinin Madde’nin uygulama çerçevesine girmeyeceği kanaatimce izahtan varestedir[6].

Sermaye Artışı ve Azaltımı

Şirketin içinde geçmiş dönemlerden bu yana (dağıtılmamış kâr, iştirak veya gayrimenkul/menkul satışından elde edilen gelirler vs. sebebiyle) birikmiş olan tutarlar yedek akçelerde toplanır. Yedek akçeler, (iç kaynaklı) sermaye artışında kullanılabileceği gibi, mevzuata uygun şekilde olmak kaydıyla, kâr payı olarak da dağıtılabilirler. Bu bağlamda birikmiş yedek akçelerin önce iç kaynaklı sermaye artışında kullanılması, sonra bu tutarın sermaye azatılmıyla pay sahiplerine iade edilmesinin önünde Madde ve Tebliğ hükümleri bağlamında bir engel yok gibi gözükmekle birlikte, kanaatimizce bu muvazaa olarak nitelendirilmeli ve kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olmalıdır. Zira bu durumda kanun koyucunun engellemek istediği bir sonuca mevzuattaki boşluktan yararlanmak suretiyle başka bir yolla ulaşılmaktadır.

Burada sorulması gereken soru muvazaanın kimin tarafından ileri sürüleceğidir. Kural gereği muvazaanın her ilgili tarafından ileri sürülebilmesi mümkündür. Kuşkusuz ilgili çevresine girecek ilk grup olarak akla gelenler pay sahipleri olmakla birlikte, bu işten istifadeleri olması hasebiyle kanaatimce kural olarak muvazaayı son olarak ileri sürecek kitle bunlardır.

Bu bağlamda üzerinde durulmak lazım gelen diğer grup şirket alacaklıları olabilir. Zira bu suretle şirketten çıkartılan kaynağın/paranın eğer kaynak/para şirkette kalsa idi alacaklıların alacaklarını tahsil için kullanılacağını söylemek mümkün ve hatta kaçınılmazdır. Ancak pay sahiplerinin muvazaalı olarak bu kaynakları belli bir oranın üzerinde dağıtılması yasaklanmış kâr payına dönüştürmek yerine[7] bu kısıtlamadan kaçmak için önce sermayeye kalbetmeleri, ardından sermaye itfasında bulunmaları alacaklıların alacaklarına ulaşmasına engel bir haldir ve bu bağlamda alacaklıların muvazaayı ileri sürebilecek ilgili çevresi içinde değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Diğer bir ilgili olarak ticaret sicili gündeme gelebilir. TTK m. 32 gereğince sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların varlığını incelemekle yükümlüdür. Gerçekleşmesi oldukça düşük bir ihtimal olmakla birlikte sicil müdürünün önüne gelen tescil talebinden muvazaayı tespit etmesi halinde tescili reddetmesi mümkün olabilmelidir.

Nihayet son olarak şirketlerin denetim makamı olan Ticaret Bakanlığı da ilgili kategorisinde sayılmak gerekir. Denetim faaliyetinde Ticaret Bakanlığı’nın böyle bir durumu tespit etmesi söz konusu olursa, muvazaa nedeniyle artış ve müteakiben yapılan azaltım işleminin kesin hükümsüzlüğünün tespitini dava etmesi mümkün olabilmelidir.

Bu noktada hatırlanması gereken husus TTK m. 353 hükmüdür. Anılan maddenin ilk fıkrası gereğince “Anonim şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemez. Ancak, şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilmek suretiyle, alacaklıların, pay sahiplerinin veya kamunun menfaatleri önemli bir şekilde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olursa, yönetim kurulunun, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, ilgili alacaklının veya pay sahibinin istemi üzerine şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince şirketin feshine karar verilir. Mahkeme davanın açıldığı tarihte gerekli önlemleri alır.” TTK m. 353/1 hükmü TTK m. 456/4’teki atıf gereği sermaye artışlarında da kıyasen uygulanacağından dava açılmasına ilişkin 3 aylık süre sınırı burada da geçerli olacaktır.

Öte yandan öncesinde iç kaynaklardan sermaye artırmadan doğrudan yapılan sermaye azaltımlarının Madde kapsamında mütalaa edilmemesi gerekir. Her ne kadar ülkemizde şirketlerin en büyük sorunlarından birisi de genelde yetersiz özkaynak olmakla beraber, bazı şirketlerin sermaye/özkaynak fazlası olabilmektedir. İşte bu gibi şirketlerin sermaye azaltımı yapmaları halinde, örneğin bir önceki yıllarda (2020 öncesi) sermayeye eklenmiş iç kaynaklar iade bağlamında vergi hukuku bakımından kâr payı dağıtımı[8] olarak kabul edilse ve buna vergi tahakkuk ettirilse de, bu durum ticaret hukuku bakımından sermayenin iadesi olarak değerlendirilecek olup, vergi hukukunun mezkûr anlayışı Madde’nin uygulanmasına vücut veremez.

Sonuç

Özetlemek gerekirse; Madde, 2019 yılında dağıtılan ve 17.04.2020 tarihinden evvel GK kararıyla ‘reel temettüye’ dönüştürülmeyen avans kâr payları için de uygulanmak gerekir.

Fesih ve tasfiye halinde şirketin hayatine son verme söz konusu olduğunda Madde’nin uygulanmayacağı aşikârdır.

Önce iç kaynaklı sermaye artışı sonra sermaye azaltımı halinde işlemin muvazaa sebebiyle kesin hükümsüzlüğü ileri sürülebilecektir. Muvazaanın başta pay sahipleri olmak üzere alacaklılar, ticaret sicili ve denetim makamı olarak da Ticaret Bakanlığının arasında olduğu tüm ilgililer tarafından 3 aylık süre içinde ileri sürülmesi/kesin hükümsüzlüğün tespitinin istenmesi mümkün olmalıdır.


[1] 17.04.2020 tarihli ve 31102 sayılı Resmî Gazete.

[2] Geçici Madde 13

(1) Sermaye şirketlerinde, 30/9/2020 tarihine kadar 2019 yılı net dönem kârının yalnızca yüzde yirmi beşine kadarının dağıtımına karar verilebilir, geçmiş yıl kârları ve serbest yedek akçeler dağıtıma konu edilemez, genel kurulca yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilemez. Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait fonların, doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip olduğu şirketler hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz. Bu fıkrada belirtilen süreyi üç ay uzatmaya ve kısaltmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. [18/9/2020 tarihli ve 31248 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2948 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu fıkrada belirtilen sürenin üç ay uzatılmasına karar verilmiştir.]

(2) Genel kurulca 2019 yılı hesap dönemine ilişkin kâr payı dağıtımı kararı alınmış ancak henüz pay sahiplerine ödeme yapılmamışsa veya kısmi ödeme yapılmışsa, 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmi beşini aşan kısma ilişkin ödemeler birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar ertelenir.

(3) Bu maddenin kapsamına giren sermaye şirketlerine ilişkin istisnalar ile uygulamaya dair usul ve esasları belirlemeye, Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşünü almak suretiyle Ticaret Bakanlığı yetkilidir.

[3] 17.05.2020 tarihli ve 31130 sayılı Resmî Gazete.

[4] 28.10.2020 tarihli ve 31288 sayılı Resmî Gazete.

[5] Şirket GK’da 60.000 TL’nin tamamının temettü olarak dağıtılmasına karar verirse, bu GK kararının 25.000 TL’yi aşan kısmının kısmî butlanla sakat olacağı açıktır.

[6] Bu bağlamda vergi hukukunda da tasfiye bakiyesi kâr olarak nitelendirilmekte ve vergileme ortağın tam ve/veya dar ile gerçek ve/veya tüzel kişi olmasına göre farklılık göstermek suretiyle gerçekleşmektedir.

[7] Pay sahibinin mevzuat çerçevesinde şirketten kendisine maliyeti düşük biçimde para “çıkarmasının” iki yolu vardır; kâr payı ödemesi ve sermayenin itfası. Bunun dışında kalan ancak ülkemizde fevkalade yaygın şekilde uygulanan ve hatta 6102 s. TTK’nın ilk taslağında cezalandırılmış olan ve fakat bilahare oluşan ağır toplumsal baskı sebebiyle TTK yürürlüğe girmeden hemen önce değiştirilen şirkete ortaklar cari hesabı üzerinden borçlanma şeklinde bir yol daha olmakla birlikte, bunun da en azından bir faiz maliyeti vardır. Bu maliyet netice itibarıyla kâr payı için ödenecek stopajdan ilk yıl için düşük olabilmekle birlikte yıllara sari bakıldığında pek makul olmasa bile, neredeyse 1,5 yılda bir getirilen af kanunlarıyla uygulaması mantıklı hale gelmiş olmakla birlikte, hukuki midir tartışılır.

[8] Vergi hukuku uyarınca, sermaye azaltımlarında şirket ortağı tarafından nakit olarak konulan değerin üzerinde elde edilen tutarlar açısından gelir yani dağıtılan temettü olarak kabul edilmektedir. Dağıtılan temettüde vergileme ortağın tam ve/veya dar ile gerçek ve/veya tüzel kişi olmasına göre farklılık göstermek suretiyle gerçekleşmektedir.

Ali Paslı – Mehmet Hamza Arslan: Covid-19 Tedbirlerinin Türkiye Futbol Federasyonu’nun Olağan Genel Kurul Toplantısına Etkisi: 01.09.2020 Kararları Hükümsüzdür

COVID-19 TEDBİRLERİNİN TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONU’NUN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTISINA ETKİSİ: 01.09.2020 KARARLARI HÜKÜMSÜZDÜR

Prof. Dr. Ali Paslı*

Mehmet Hamza Arslan**

COVID-19 salgınının başlangıcından bu yana ülkemizde salgının yayılmasının önlenmesi, salgının olumsuz sosyal ve ekonomik etkilerinin azaltılması amacıyla tedbirler alınmaktadır. Salgının yayılmasının önlenmesi gayesiyle COVID-19’un temel olarak solunum yoluyla ve kalabalık insan topluluklarının bulunduğu yerlerde yayıldığı dikkate alınarak sokağa çıkma yasakları dâhil olmak üzere çeşitli tedbirler alınmıştır. Bu konudaki tedbirlerden ilki, salgının ülkemizde yayılmaya başladığı ilk anlarda İçişleri Bakanlığı’nın 16.03.2020 tarihli sivil toplum kuruluşlarının tüm genel kurul toplantılarının ertelenmesine ilişkin yayınlanan genelgedir. Bu Genelgeyi takiben 7244 sayılı “Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik Ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”[1] ile dernekler ve kooperatifler başta olmak üzere çeşitli kuruluşların genel kurulları 31.07.2020 tarihine kadar ertelenmiştir.

7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç hükmü “Yeni koronavirüs (Covid-19) salgını kaynaklı zorlayıcı sebep gerekçesiyle; (…) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre dernekler tarafından verilecek bildirim ve beyannameler ile dernek genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, 3 aya kadar İçişleri Bakanınca uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılır. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder.” şeklinde olup, hüküm uyarınca dernek genel kurulları 31.07.2020 tarihine kadar ertelenmiş, İçişleri Bakanına bu süreyi üç aya kadar uzatma yetkisi tanınmış ve derneklerin mevcut organlarının yapılacak ilk genel kurul toplantısına kadar görevlerinin devam edeceği ifade edilmiştir. İçişleri Bakanlığı da dernek genel kurul toplantılarını ertelemeye ilişkin kanuni yetkisini 24.07.2020 tarihinde kullanarak, dernek genel kurul toplantılarının yapılması yasağının 31.10.2020 tarihine kadar uzatılmasına karar vermiştir[2] [3].

Öte yandan özellikle salgının ilk dalgasının ikinci zirvesine ulaşmaya başladığı bu günlerde dahi 7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç hükmüne bazı kuruluşlar tarafından riayet edilmediği ve genel kurul toplantılarının yapıldığı üzüntüyle gözlemlenmektedir[4]. Bu kuruluşların başında 01.09.2020 tarihinde 01.06.2019-31.05.2020 dönemine ilişkin olağan genel kurul toplantısını gerçekleştiren Türkiye Futbol Federasyonu (“TFF”) gelmektedir. 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un (“TFF Kuruluş Kanunu”) 18/2. madde hükmü aynen “Bu Kanunda, TFF Statüsü ve ilgili diğer talimatlarda hüküm bulunmayan hallerde 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri kıyasen uygulanır.” şeklinde olup, buna göre TFF Kuruluş Kanunu’nda hüküm bulunmayan hallerde Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu (“TMK”) hükümleri uygulanacaktır. TFF her ne kadar özel bir kanunla kurulmuş olsa da TFF Kuruluş Kanunu m. 18/2 hükmü ile tüzel kişiler hukukuna hâkim sınırlı sayı (“numerus clausus”) ve tipe bağlılık ilkesi[5] dikkate alındığında TFF’nin özel hukuka tabi bir dernek olduğu kabul edilmelidir[6]. Zira TFF Kuruluş Kanunu TFF için farklı bir hukuki statü ya da tüzel kişilik tipi öngörmemiş, tam aksine m. 18/2 hükmü ile TFF Kuruluş Kanunu’nda hüküm bulunmayan hallerde açıkça Dernekler Kanunu ile TMK hükümlerinin uygulanacağını belirtmiştir[7].

Hemen belirtelim ki bir derneğin ya da genel olarak bir özel hukuk tüzel kişisinin kanunla kurulması onu doğrudan kamu hukuku tüzel kişisi ya da kendine özgü bir tüzel kişi haline getirmez. Örneğin 1211 sayılı kanunla kurulan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, anılan Kanun’un 1. maddesi uyarınca bir anonim şirket olup hariç tutulan hükümleri dışında Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir. Benzer şekilde 3388 sayılı kanunla kurulan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı da kanunla kurulmasına rağmen özel hukuk hükümlerine tabi bir vakıftır[8]. Bu çerçevede TFF’nin kanunla kurulmuş olması ve kanunla kendisine bazı özel yetkiler ve muafiyetler tanınmış olması, TFF’nin özel hukuk hükümlerine tabi bir dernek olmadığını göstermez. Ayrıca ülkemizde futbol kulüplerinin dernek statüsünde kuruluyor olması ve TFF’nin temel olarak bu derneklerin bir araya gelmesiyle oluşan (federasyon) üst kuruluş olması da TFF’nin bir dernek olduğunu doğrulamaktadır. Nitekim Dünya çapında en büyük futbol otoritesi olan FIFA ile UEFA da İsviçre Medeni Kanunu’na tabi dernek olarak kurulmuşlardır[9].

TFF’nin hukuki statüsünün bir dernek olduğu tespit edildikten sonra ve TFF Kuruluş Kanunu m. 18/2 uyarınca ilgili özel kanunda hüküm bulunmayan hallerde Dernekler Kanunu ve TMK hükümlerinin uygulanacağı da dikkate alındığında, doğrudan derneklere ilişkin bir düzenleme olan 7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç hükmünün yani COVID-19 dönemi özel tedbirinin TFF’ye de uygulanması gerektiğine bir şüphe bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir an için, TFF’nin hukuki statüsünün “dernek” olduğu kabul edilmese[10] bile, TFF Kuruluş Kanunu’ndaki özel atıf gereğince derneklere ilişkin hükümlerin[11], özel kanunda –veya statü veya diğer talimatlarda- düzenleme bulunmayan konularda TFF’ye de uygulanacak olması karşısında Türkiye’deki tüm derneklerin genel kurullarının kanuni bir düzenleme ile yapılmasının yasaklandığı bir ortamda, TFF’nin bu yasağa tabi olmadığı düşünülemez[12]. Ne TFF Kuruluş Kanunu’nda ne de ilgili diğer özel düzenlemelerde bu anlamda TFF’yi dernek genel kurullarının yapılmasına özel bir kanunla getirilen yasağın uygulama alanı dışına çıkaran bir kural/hüküm bulunmaktadır. Zaten böyle bir kuralın olması da düşünülemez: COVID-19 tedbirleri kapsamında öngörülen yasal bir engelin daha önceki bir özel hüküm ile uygulama alanının daraltılması mümkün değildir.

Bu çerçevede kanaatimizce 7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç hükmü ile anılan hükmün İçişleri Bakanına verdiği yetki kapsamında alınan 24.07.2020 tarihli İçişleri Bakanlığı kararı çerçevesinde, TFF’nin de diğer dernekler gibi 31.10.2020 tarihine kadar genel kurul toplantısı yapması yasaklanmış, bir anlamda genel kurul toplantısı –daha çağrıya çıkılmadan- ertelenmiştir. Ancak TFF yönetim kurulu bu yasağa, takiben erteleme gerekliliğine uyum sağlamamıştır.

7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç hükmü salgın hastalıkla mücadele kapsamında alınan bir tedbir içermekte olup bu hükmün emredici ve kamu düzenine ilişkin olduğu açıktır. Anılan hükmün emredici olmasının anlamı, bu hükme uyulup uyulmamasının ne TFF üyelerinin ne de TFF Yönetim Kurulu’nun takdirine bağlı olmasıdır. Bu çerçevede 01.09.2020 tarihinde gerçekleştirilen TFF olağan genel kurul toplantısında alınan kararlar kanaatimizce TMK m. 83/3 ve Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi çerçevesinde batıldır. Buradaki geçersizliğine neden olan, salt toplantı yapılmasını yasaklayan emredici ve kamu düzenine ilişkin bir kanun hükmüne uyulmamasıdır. Bu bağlamda alınan kararların içerik itibariyle hukuka uygun olup olmaması önem taşımamaktadır. TFF’nin olağan genel kurul toplantısında alınan kararların butlanının tespitinin talep edilebileceği kanaatindeyiz. Ek olarak buradaki yaptırımın türünün butlan olduğu nazara alındığında, üyelerin toplantıya katılıp katılmamaları, olumsuz oy kullanıp kullanmamaları ve muhalefet sunup sunmamaları toplantıda alınan kararların hükümsüz olduğu sonucunu değiştirmemektedir. Bu bağlamda TFF Yönetim Kurulu tarafından yapılması gereken, zaten normal koşullarda Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü m. 27’ye göre 31 Temmuz’a kadar yapılması öngörülen, ancak Statü’de belirtilen tarihte yapıl(a)mayan olağan genel kurul toplantısının, 7244 sayılı -özel- Covid 19 Kanunu m. 2/1-ç hükmü ve İçişleri Bakanlığı’nın genel kurul toplantılarının 31.10.2020’ye kadar ertelenmesine ilişkin kararı çerçevesinde, toplantının söz konusu tarihten sonraki bir günde yapılmasına ilişkin çağrı ve hazırlıkları yapmak idi. Diğer bir deyişle zaten Statü’deki tarihten 1 (bir) ay sonra yapılan ve Statü’de değişiklik yapılması gibi önemli bir gündemi içeren genel kurul toplantısının hukuki sıhhati ve pandemi ortamında toplantıya katılan kimselerin kişisel sağlıkları için 2 (iki) ay daha beklenmesi doğru olurdu.

Son olarak belirtelim ki TFF Kuruluş Kanunu m. 16’da genel kurul kararının iptali davası TMK m. 83/1’e benzer şekilde düzenlenmiş olmakla birlikte bizim bahsettiğimiz hükümsüzlük sebebi, anılan hükümlerin düzenlediği iptal edilebilirlik yaptırımı olmayıp butlan/kesin hükümsüzlüktür. Bu çerçevede TFF Kuruluş Kanunu m. 18/2’nin atfıyla TMK m. 83/3 çerçevesinde butlan ve yokluk yaptırımları TFF genel kurulunun aldığı kararlar bakımından cari olup burada TFF Kuruluş Kanunu m. 16 hükmü uygulama alanı bulmayacaktır.


[1]        R.G. 17.04.2020, 31102.

[2]        İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün “Dernek Genel Kurul Toplantıları, Bildirim ve Beyannameleri” başlıklı basın açıklaması, (Çevrimiçi), https://www.siviltoplum.gov.tr/dernek-genel-kurul-toplantilari-bildirim-ve-beyannameleri.

[3]        COVID-19 salgın hastalığının anonim ve limited ortaklıkların genel kurullarına etkisine ilişkin yaptığımız çalışmada (bkz. Ali PASLI,Anonim/Limited Ortaklık Genel Kurul Toplantılarının 7244 Sayılı Özel Covid-19 Kanunu Sonrasındaki Durumu: Sermaye Şirketlerindeki Ortakların Sağlığının Değeri Var Mıdır?”, (çevrimiçi) http://www.ticaretkanunu.net/ali-pasli-anonim-limited-ortaklik-genel-kurul toplantilarinin-7244-sayili-ozel-covid-19-kanunu-sonrasindaki-durumu-sermaye-sirketlerindeki-ortaklarin-sagliginin-degeri-var-midir/.) bu düzenlemenin en azından dernekler ve kooperatifler için insanların kapalı ortamda birlikte bulunmalarından kaynaklanabilecek bulaş ortamını önlemesi ve genel kurul toplantısının yapılamamasının sebep olabileceği en acil sakınca olan yönetim organının görev süresinin sona ermesinin yasal bir düzenleme çerçevesinde önüne geçilmesi bakımından olumlu olduğu, fakat düzenlemenin anonim ve limited şirketleri kapsamamasının pay sahiplerinin çeşitli haklarını zedeleyebileceği gerekçesiyle doğru olmadığı, bu dönemde anonim ve limited şirket genel kurullarında alınan kararların hükümsüzlük tehdidi ile karşı karşıya olduğu dile getirilmiştir.

[4]        İçişleri Bakanı’na tanınan bu yetki yalnızca erteleme süresinin üç aya kadar uzatılmasına yönelik olup, yoksa söz konusu Bakana/Bakanlığa kapsam içindeki bir tüzel kişiye genel kurul yapılmasına yönelik izin verme yetkisi tanınmamıştır. Nitekim İçişleri Bakanı anılan hükümdeki süreyi 24.07.2020 tarihinde üç ay uzatmak ile bu konudaki yetkisini kullanarak tüketmiştir. Bakanlığın kanun hükmünün uygulanması hususundaki takdir yetkisi, sadece genel kurul yapılma yasağına ilişkin sürenin uzatılıp uzatılmaması noktasında olup, o da genel niteliktedir. Yani Bakan(lık), bu yasağı bazı dernekler için uygulayıp, bazıları açısından uygulamama noktasında da yetki sahibi değildir. Dolayısıyla yasak kapsamındaki bir tüzel kişinin/derneğin, bu arada TFF’nin Bakanlığın özel izni ile yasak süresi içesinde genel kurul toplantısı yapması hukuken mümkün değildir. Bir kanun hükmünün uygulanma(ma)sı hususunda Bakanlığın yetkili olduğu düşünülemez, bir başka deyişle yasal bir düzenlemenin uygulanmaması için idari bir kurumdan onay/icazet alınmış olması, ilgili yasal düzenlemede bu onay/icazet yetkisi açıkça düzenlenmediği sürece, kanuna aykırılık sonucunu ve bunun doğal hukuki sonuçlarını değiştirmez.

[5]        Mustafa DURAL/Tufan ÖĞÜZ, Kişiler Hukuku, İstanbul, 2019, s. 218.

[6]        Aynı yönde bkz. Hasan PETEK/Evrim ERİŞİR, “Türkiye Futbol Federasyonu’nun Hukukî Niteliği”, Terazi Hukuk Dergisi, C. 3, S. 19, Mart 2008, s. 203; özel hukuk tüzel kişisi olmasına rağmen kamu kurumlarına ilişkin bir kavram olan özerklik ile donatılması nedeniyle TFF’nin atipik bir karakter sergilediği yönünde bkz. Serkan Ağar, “Türk Spor İdaresinde Türkiye Futbol Federasyonu’nun Yeri ve İşlevi: Kurumsal İnceleme”, (Çevrimiçi), http://www.idare.gen.tr/agar-tff.htm; TFF’nin dernek niteliğinde değil, kamu tüzel kişisi niteliğinde olduğu yönündeki görüşler için bkz. Taner Ayanoğlu, Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun İşlevi ve Kararlarının Hukuki Niteliği, TBBD, S. 74, 2008, s. 53; Cenk AKİL, “Türkiye Futbol Fedarasyonu Tahkim Kurulu’nun Yapısı ve Kararlarının Hukuki Niteliği”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 19, S. 3, 2013, s. 384.

[7]        Buradaki yasal atıfta “kıyasen” ifadesinin kullanılıyor olması, TFF’nin dernek olmadığı anlamına gelmemelidir. Kanun koyucunun burada “kıyasen” ifadesini kullanma sebebi, dernekler hukuku kurallarının uygulanması sırasında TFF’nin karakteristik yapısının ve özelliklerinin göz ardı edilmemesi ihtiyacıdır.

[8]        Bkz. PETEK/ERİŞİR, s. 204, dn. 19.

[9]        PETEK/ERİŞİR, s. 204.

[10]       Kanaatimizce TFF’nin hukuki statüsü özel hukuka tabi bir dernek olmakla birlikte, TFF’nin bir kamu hukuku tüzel kişisi olarak nitelendirilmesi durumunda dahi 7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç hükmünün TFF’ye de uygulanabilmesi önünde bir engel bulunmamaktadır. Nitekim doktrinde kamu tüzel kişilerinin özel hukuka tabi olmasının, kamu hukuku tüzel kişiliği ile bağdaşabildiği ifade edilmiştir (Bkz. Taner AYANOĞLU, “Türkiye Futbol Federasyonu’nun Özel Hukuk Tüzel Kişiliği Görüşü Hakkında Düşünceler ve Eleştiriler”,  Legal Hukuk Dergisi, C. 15, S. 174, 2017, s. 2847). Bu anlamda kamu tüzel kişisi niteliği taşıyan bir dernek, şirket bulunabilir. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, TMK hükümlerine göre bir vakıf olarak kurulan Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı’nın idari işlem olarak nitelendirilen lojman tahsis işlemine ilişkin davanın idari yargıda görülmesine dair verdiği 5/12 sayılı ve 16.04.2001 tarihli karar da dikkat çekicidir (Anılan kararın idare hukuku bağlamında analizi ve bu karar kapsamında TFF’nin kamu hukukundan etkilenen bir tüzel kişilik olduğu yönünde bkz. Kahraman BERK, Türkiye Futbol Federasyonunun Türk İdare Teşkilatı İçindeki Yeri, İÜHFM, C. 64, S. 2, 2006, s. 3-24). Karara göre kimi özel hukuk tüzel kişilerinin bazı şartlar altında idari işlemler de tesis edebilecekleri kabul edildiğine göre TFF’nin kamu hukukuna tabi özellikleri bulunduğu kabul edilse bile, en azından genel kurulun işleyişi ve genel kurul kararlarının denetimi tamamen özel hukuk karakterli bir konu olduğu için doğrudan derneklere ilişkin bir hüküm olan 7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç’nin TFF’nin olağan genel kurulu için de uygulanabilir olduğu konusunda bir şüphe bulunmamalıdır.

Kaldı ki dernekler hukukuna ilişkin hükümlerin TFF hakkında uygulanmasına ilişkin atfı yapan TFF Kuruluş Kanunu m. 18/2 hükmü var olduğu sürece, TFF’nin bir kamu hukuku tüzel kişisi olduğu, dahası “dernek” olmadığı kabul edilse bile bizim işbu çalışmada vardığımız sonucun doğruluğundan şüphe edilmemelidir.

[11]       TFF Kuruluş Kanunu m. 18/2’de spesifik olarak Dernekler Kanunu ve TMK’ya atıf yapılmış olsa da, bu atfın kapsamına derneklere ilişkin diğer özel yasal düzenlemelerin girdiğine şüphe edilmemelidir. TFF Kuruluş Kanunu ve ilgili diğer özel düzenlemelerde TFF organizasyonuna ilişkin hüküm bulunmayan konulardaki boşluk dernekler hukuku kurallarının uygulanması ile doldurulacaktır.

[12]       Bu bağlamda dernek şeklinde kurulmuş olan spor kulüplerinin de, tıpkı TFF gibi, her halükarda 7244 sayılı Kanun m. 2/1-ç hükmü çerçevesinde 31.10.2020 tarihine kadar genel kurul toplantısı yapamayacakları tartışmasızdır.

Kemal Bahriyeli: Şirket Birleşme ve Devralmaları Kapsamında Görülen Yeniden Yapılandırma Davalarında Tahkim ve Arabuluculuk

ŞİRKET BİRLEŞME VE DEVRALMALARI KAPSAMINDA GÖRÜLEN YENİDEN YAPILANDIRMA DAVALARINDA TAHKİM VE ARABULUCULUK

Av. Kemal Bahriyeli

GİRİŞ

Ekonomik gelişime bağlı olarak tıpkı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de şirketlerin birleşme, bölünme ve tür değiştirme şeklinde görülen yeniden yapılandırma işlemleri ivme kazanmaktadır. Bu çerçevede, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TTK’da şirket birleşme ve devralma işlemleri ile ilgili kapsamlı hükümler ihdas edilmiştir.

Her hukuki işlem gibi şirket birleşme ve devralmalarının çeşitli etkileri olmakta; birleşme ve devralmalarda, özellikle ortakların haklarına yönelik birtakım kısıtlama veya ihlaller ile karşılaşılmaktadır. Bu bakımdan ortakların haklarının dava yoluyla korunması öngörülmüştür. Bu davalarda tahkim ve zorunlu arabuluculuk kurumlarının rolünün belirlenmesi, yeniden yapılandırma kapsamında haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunan ortakların adalete erişim hakları bakımından son derece önemlidir.

Bu çalışmada, söz konusu davalar bakımından tahkim yoluna başvuru ve özellikle dava şartı arabuluculuk nazarında arabuluculuk açısından özellik arz eden durumlar üzerinde durulacaktır. Pekala her bir dava kapsamlı birer monografik çalışmaya konu olabilecek yoğunluktadır. Bu çalışma yalnızca bu davaların tahkime elverişliliği ve arabuluculuk bakımından durumunu ele almayı amaçlamaktadır. Önce kısa da olsa söz konusu davaların konusu ve hukuki niteliği üzerinde durulacaktır. Zira davaların tahkime elverişliliği ve özellikle dava şartı arabuluculuk bakımından arz ettiği özellikler ancak bu davaların konusu ve niteliği ile ilgili yapılacak belirlemelerle netleşebilir. Ardından yine çok genel bir şekilde tahkim ve arabuluculuğa dair önemli noktalara değinilecek ve nihayet yeniden yapılandırma davalarının bu hukuki müesseseler nazarında ayırt edici özellikleri ele alınacaktır. 

I. YENİDEN YAPILANDIRMA DAVALARI

A. Genel Olarak

Türk Ticaret Kanunu’nun 134 ila 194. maddeleri arasında birleşme, bölünme ve tür değiştirmeden oluşan yeniden yapılandırma modelleri düzenlemiştir. Her üç yapılandırma modeli için geçerli olmak üzere ortakları koruyucu başvuru mekanizmaları olarak 191. maddede denkleştirme davası (ortaklık paylarının/haklarının korunması davası), 192. maddede özel iptal davası ve 193. maddede özel sorumluluk davası düzenlenmiştir.

Elbette yeniden yapılandırma nedeniyle hakları haleldar olduğu kanaatindeki ortakların, bu davaların dışında genel anlamda şirketler hukukunda ve birleşmeye katılan her şirket tipi için ihdas edilen hükümlerde yer alan talep ve dava hakları da vardır[1]. Fakat kanun koyucu konunun önemine binaen yeniden yapılandırma halleri bakımından özel davalar öngörerek hem işlem sıhhatinin tetkikini hem de ortakların daha etkin başvuru alternatiflerine sahip olmasını arzulamıştır.  

Davalardan denkleştirme davası ve özel iptal davası yalnızca ortaklar tarafından devralan şirkete karşı ikame edilebilecek davalardandır. Her ortak, denkleştirme davası kapsamında, ortaklık paylarının ve ortaklık haklarının gereğince korunmamış veya ayrılma karşılığının uygun belirlenmemiş olduğu iddiasıyla yeniden yapılandırma kararının ilanını takip eden iki ay içerisinde, uygun bir denkleştirme akçesinin saptanması için şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Mahkemece verilecek karar, davacı ortak ile aynı hukuki durumda bulunmaları hâlinde, yeniden yapılandırmaya katılan şirketlerin tüm ortakları hakkında da hüküm doğurur. Kural olarak bu davadaki yargılama giderleri devralan şirkete aittir (TTK m. 191/f.3).

Denkleştirme davasında verilen hüküm, yeniden yapılandırma kararının geçerliliğini etkilemez. Özel iptal davası ile denkleştirme davası arasındaki en temel fark budur. Özel iptal davasında, yeniden yapılandırmaya olumsuz oy veren ve bunu tutanağa geçirten ortak, yeniden yapılandırma işleminin iptali için yine iki aylık süre içerisinde mahkemeye başvurabilir. Yeniden yapılandırmada herhangi bir eksik varsa, mahkeme bunun giderilmesi için süre verir. Bu sürede eksiklik ikmal edilmezse, yeniden yapılandırma işleminin iptaline karar verilir.

Kanuna göre, birleşmeye katılan kişiler, kusurları ile ortaklara, şirkete veya alacaklılara bir zarar vermişlerse, bu zararı tazmin etmekle yükümlüdürler. Sorumluluk davası olarak adlandırılan bu davada, diğer iki yeniden yapılandırma davasından farklı olarak; ortaklar dışında şirketlere ve alacaklılara da dava hakkı tanınmıştır (TTK m. 193/1).

B. Denkleştirme Davası

1. Denkleştirme Davasının Konusu ve Niteliği

TTK m. 191 uyarınca yeniden yapılandırmada (birleşme, bölünme veya tür değiştirme) ya ortak paylarının ve haklarının gereğince “korunmamış” veya ayrılma akçesi gereğince “belirlenmemiş” olduğu durumlarda bir denkleştirme akçesinin saptanması mahkemeden istenir[2]. Bu davada, özel iptal davasından farklı olarak, ortaklık ilişkisinin devamlılığı ilkesi uyarınca yapısal dönüşümün iptali değil hakkı ihlal edilen ortağın zararının giderimi esas alınır (TTK m. 191/4).

Ortaklık payının ve haklarının sürekliliği ilkesi uyarınca bir ortağın ortaklık yapısında mevcut olan ortaklık payının, hedef ortaklıkta (birleşmede devralan), bu ortaklığa uyarlanmış değeri, içeriği ve kapsamı ile aynen devamının sağlanması esastır[3]. Tam uyarlamanın mümkün olmadığı hallerde, aynen (pay tahsisi yoluyla denkleştirme) ya da nakten denkleştirme yapılabilir. Eğer ortağın, devralan nezdindeki ortaklığının sona ermesi kabul edilmişse bu durumda da onun lehine “ayrılma akçesi” belirlenir.

Bu doğrultuda denkleştirme davasının konusunu, değişim oranının veya ayrılma akçesinin uygunluğunun hukuki denetimi oluşturmaktadır[4]. TTK m. 191 hükmüne göre yapısal değişiklik kararının ticaret sicil gazetesinde ilanını takip eden iki aylık hak düşürücü süre içerisinde, yapısal değişiklik nedeniyle hakkının ihlal edildiğini iddia eden ortak(lar) gerek ayni gerekse de nakdi denkleştirme talebinde bulunmak üzere mahkemeye başvurabilir[5].

Bu davanın tahkime elverişliliği ve zorunlu arabuluculuk bakımından gösterdiği özelliğin tahlilinde davanın niteliği de önem arz etmektedir. Doktrinde ağırlıklı olarak denkleştirme davasının inşai (yenilik doğuran) bir dava olduğu kabul edilmektedir[6]. Azınlıkta kalan diğer bir görüşe göre ise anılı dava, HMK m. 105’e göre açılmış bir eda davasıdır[7].

Kanaatimizce davanın hukuki niteliği ile ilgili farklı mülahazaların olmasının temel nedeni, dava sonunda talebe göre davacı lehine belirli bir denkleştirme ödemesine hükmedilebilecek olmasıdır[8]. Oysa belirli bir edimin yerine getirilmesine yönelik bir mahkûmiyet kararının münhasıran eda davalarına özgü bir hukuki sonuç olduğu söylenemez. Zira inşai hükmün aynı zamanda bazı edimlere mahkumiyeti içermesi pekâlâ olasıdır[9]. Sırf bu olasılığın vaki olması, davanın hukuki nitelemesini değiştirmez.

Eda davası, davacının davalının bir işi yapması, bir şeyi vermesi veya yapmamaya mahkûm edilmesini isteme hususunda hukuki yararının bulunması halinde açılır[10]. İnşai dava, var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması taleplerini içerir[11]. Denkleştirme davası ile birleşme sözleşme sözleşmesi ve birleşme kararı ihtiva ettikleri değişim oranları veya ayrılma akçesini düzenleyen hükümler yönünden mahkeme kararı ile yeniden şekillenmektedir[12]. Davanın bu niteliği ve ortaya koyduğu hukuki sonuçlar itibariyle inşai bir dava olduğu açıktır.     

TTK m. 191/ f. 2 uyarınca, bu davada verilen mahkeme kararı, davacı ile aynı hukuki durumda bulunmaları hâlinde, birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin tüm ortakları hakkında da hüküm doğurur. Burada, kanun ile kesin hükmün sübjektif sınırları genişletilmiştir[13]. Sarıkaya’ya göre, kararın hukuki etkisinin sadece davacı ortak(lar) için değil aynı durumdaki bütün ortaklar için cari olması; anılı hüküm bir erga omnes etki oluşturduğunu göstermekte ve bu etki davanın inşai bir dava olduğuna dair kanaati pekiştirmektedir[14].

C. Özel İptal Davası

1.  Özel İptal Davasının Konusu ve Hukuki Niteliği

Yeniden yapılandırma işlemlerine karşı açılabilecek ikinci dava, özel iptal davasıdır. Anılı işlemler için olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirtmiş olan ortak, kararın ticaret sicilde ilanından itibaren, ilanın gerekmediği hallerde ise tescilden itibaren iki ay içerisinde iptal davası açabilir (TTK m. 192).

İşlemin tamamen iptalinden ayrı olarak işlemlerde herhangi bir eksiklik olduğu iddiasıyla da dava açılabilir. Bu durumda mahkemece verilecek süre içerisinde söz konusu eksiklik giderilmezse mahkeme yeniden yapılandırma kararını iptal eder ve gerekli önlemleri de alır (TTK m 192/f.3).

Özel iptal davasının konusunu, birleşemeye katılan şirketlerin genel kurullarının ya da yönetim organlarının onayladıkları birleşme kararı oluşturur[15]. Dava ile bu kararın geçerliliği denetlenmektedir.

Esasında bu dava, hukuki nitelik itibariyle bir genel kurul kararının iptali davası ile benzerdir. Genel kurul kararlarının iptali davası, inşai (yenilik doğurucu) dava olarak kabul edilir[16]. Bu bağlamda özel iptal davalarının da HMK m.108 anlamında inşai davalardan olduğu açıktır. Her ne kadar HMK 108/3’te kanunda aksine hüküm olmadıkça inşai kararlar, geçmişe etkili değildir hükmü bulunsa da genel iptal davalarının da özel iptal davasının da geçmişe etkili olduğu hususunda tereddüt yoktur[17].

D. Sorumluluk Davaları

1. Sorumluluk Davasının Konusu ve Hukuki Niteliği 

Yeniden yapılandırma işlemlerine katılmış herkes, kusurları ile şirkete, ortaklara ve alacaklılara verdikleri zararlardan sorumludur. Bir kusur sorumluluğu olarak belirlenmiş bu davada, diğer davalardan farklı olarak yeniden yapılandırmadan etkilenen şirketlere ve alacaklılara da dava açma imkânı verilmiştir. 

6102 sayılı TTK’nın ilk şeklinde, 193. maddenin 2. fıkrasındaki, yeniden yapılandırma işlemlerini denetlemiş kişilerin; şirketler, münferit ortaklar ve alacaklılara karşı kusurları ile verdikleri zararlardan sorumlu olduğuna dair hüküm, 26.6.2012 tarih ve 6335 sayılı Kanun ile ilga edilmiştir. Aslında bu, yeniden yapılandırma kapsamında TTK 148’de “işlem denetçisi raporu” zorunluluğu öngören hükmün ilga edilmesinin doğal sonucudur[18]

Bu davanın konusu, zarar gören şirket, ortaklar veya alacaklıların zararını giderecek tazminatın alınmasıdır[19]. Hiç şüphesiz sorumluluk davası, zarar tazminine yönelik bir eda davasıdır. Tazminat alacağı bölünebilir olduğundan kısmi eda davası; çoğu zaman da belirlenebilir olamayacağından belirsiz alacak davasına konu edilebilir[20].

II. YENİDEN YAPILANDIRMA DAVALARINDA TAHKİME ELVERİŞLİLİK

A. Genel Olarak Tahkim

Tahkim yargılaması, tarafların anlaşarak devlet mahkemelerine başvurulmadan daha hızlı ve iradi bir çözüm yolu arayışından ileri gelmektedir. Hiç şüphesiz tahkim de esas itibariyle bir yargılama faaliyetidir[21]. Tahkim yargılaması, uyuşmazlığın daha süratli, gizlilik içerisinde ve nispeten daha uygun maliyetlerle çözülmesi amacıyla başvurulan bir hukuki mekanizmadır.

Tahkime başvuru için bir tahkim anlaşmasının varlığı şarttır. Tahkim anlaşması, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümleneceği hususunda tarafların irade açıklamalarını gösteren sözleşme şeklinde yapılabilir[22]. İrade açıklaması, bağımsız bir anlaşma şeklinde ya da hukuki ilişkiye dair esas sözleşmeye konulacak bir tahkim klozu ile somutlaşabilir[23]. Her ne kadar HMK’da düzenlenmese de Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlendiği şekliyle, hakem yargılamasının ancak tahkim anlaşmasının tarafları açısından geçerli ve bağlayıcı olacağı sabittir.

Mahkeme tarafından geçerli bir tahkim sözleşmesinin olup olmadığı HMK m. 412[24] kapsamında incelecek ve karar ona göre verilecektir. Sözleşmesel ve sözleşme dışı ilişki de geçerli bir tahkim sözleşmesine vücut verebilecektir (HMK m. 412/1). Ayrıca yukarıda da belirttiğimiz üzere, tahkim sözleşmesi, esas sözleşmenin bir parçası olarak yapılabileceği gibi, esas sözleşmeden bağımsız bir kloz öngörülmesi ile de yapılabilir (HMK m. 412/2). Tahkim sözleşmesi yazılı olmalıdır (HMK m. 412/3). Bunun yanında, tahkim sözleşmesi esas sözleşmeden bağımsızdır. Bu nedenle esas sözleşmenin geçersiz olduğu hallerde, tahkim anlaşması bu geçersizlikten etkilenmeyecektir[25].

HMK m. 410’da “Tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri bölge adliye mahkemesidir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli ve yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri bölge adliye mahkemesidir.” şeklinde açıklanmıştı. Mahkemenin bölge adliye mahkemesi olması ve bölge adliye mahkemelerinin henüz faaliyete geçmediği dönemde hangi mahkemenin görevli olacağı çeşitli tartışmalara neden olmuştur[26]. Diğer yandan 6545 sayılı Kanun m. 45/3-(4) hükmü ile 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m. 5 hükmünde yapılan değişiklikle bu mahkemelerin bölge adliye mahkemeleri değil, asliye ticaret mahkemeleri olacağı düzenlenmişti. Fakat 28/2/2018 tarihli 7101 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle HMK 410, “Tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme, konusuna göre tahkim yeri asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesidir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli mahkeme, konusuna göre asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesi, yetkili mahkeme ise davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri mahkemesidir” şeklini almıştır. Dolayısıyla icra şerhini verecek mahkeme, tahkimin niteliğine göre ya asliye hukuk ya da asliye ticaret mahkemesi olacaktır.

B. Şirketler Hukuku İhtilaflarının Tahkime Elverişliliği

Şirketler hukukuna dair meselelerin tahkime elverişliliği bahsinde, tahkime konu edilecek uyuşmazlığın korporatif (tüzel kişilikle ilgili) karakterde olup olmadığına göre ayrım yapılmaktadır. Genel olarak bu ayrım, uyuşmazlığın şirketin iç işleyişi ve şirket tüzel kişiliği ile pay sahibi arasında mı yoksa pay sahiplerinin kendi aralarında mı gelişip gelişmediği ile alakalıdır[27].

Şirket tüzel kişiliği ile pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği bahsinde tartışma büyük oranda şirket esas sözleşmesine bir tahkim şartının konulup konulamayacağı ve bu mümkün görülürse tahkim şartının özellikle yeni pay sahiplerine teşmil edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Doktrinde bunun en azından teorik düzlemde mümkün olduğu; özellikle Kıta Avrupa’da halka kapalı şirket tipleri bakımından geçerli kabul edildiği belirtilmekte ve fakat Yargıtay’ın en azından şimdilik bunu kabul etmeme eğiliminde olduğu belirtilmektedir[28].

Pay sahiplerinin kendi aralarında birtakım hak ve yükümlülükler öngören sözleşmeler yapmaları mümkündür. Bu tür hukuki ilişkiler, korporatif düzlem dışında kalan işlemlerdir. Niteliği itibariyle bu “hissedarlar sözleşmesi”ne (yan sözleşmeler olarak adlandırıldıkları da görülmektedir)[29] konu olabilecek hükümlerin esas sözleşmeye konulmasının, bunların “gerçek esas sözleşme hükmü” olarak yorumlanmasına gerekçe oluşturmayacağı vurgulanmaktadır[30] [31]. Bu çerçevede, hissedarlar sözleşmesi, içerdikleri hükümlere göre sürekli borç ilişkisi içeren tipik borçlar hukuku sözleşmesi olabileceği gibi, adi şirket boyutlu hükümler hıfzetmesi halinde, şirketler hukukunun adi şirket hükümlerine tabi bir yapıya da haiz olabilir[32]. Hissedarlar sözleşmesinin tarafları, her ne kadar birbirleri bakımından birtakım hak ve yükümlülükler belirleyip bunlara riayet edeceklerini taahhüt etseler de temelde şirketin işleyişine dair birtakım esaslar ortaya koymak istemektedirler. Bu kapsamda, şirket bakımından hissedarlar sözleşmesinin bağlayıcı olup olmadığı önem kazanmaktadır.

Yargıtay yakın tarihli bir kararında, hissedarlar sözleşmesinin şirket tarafından bağlayıcı olması için şirketin de bu sözleşmeye taraf olması gerektiğini belirtmiştir. Karara konu olayda hissedarlar sözleşmesi ile olağanüstü genel kurul çağrısının ancak oybirliği ile yapılabileceği kararlaştırılmış; buna aykırı olarak yapılan genel kurulun iptali için dava açılmış; diğer iptal sebeplerinin yanı sıra hissedarlar sözleşmesine aykırılığa da bir iptal sebebi olarak dayanılmıştır. Yargıtay, şirketin de taraf olması durumunda hissedarlar sözleşmesinin şirket bakımından bağlayıcı olabileceğini aksi halde genel kurul kararının iptali talebinde bu sözleşmeye aykırılığa dayanılamayacağını belirtmiştir[33].

Gerek milli gerekse de milletlerarası tahkime konu olabilecek uyuşmazlıklar bakımından aranan şart, uyuşmazlığın iki tarafın iradesine tabi olmasıdır (HMK m. 408/f. 1, MTK m. 1/f. 4). Bu kapsamda hissedarlar sözleşmesinin iki tarafın iradesine tabi diğer tüm sözleşmelerden doğan ihtilaflar gibi tahkime elverişli olduğu kabul edilmektedir[34]. Kuşkusuz, hissedarlar sözleşmesinde tahkim kaydı, bu sözleşmeye taraf olmayan şirket tüzel kişiliğini bağlamayacak ve tahkim yargılaması sonunda verilen hakem kararları şirketler hukuki düzeni (korporatif düzlem) açısından herhangi bir sonuç doğurmayacaktır[35]. Özellikle pay satım sözleşmeleri gibi hissedarlar sözleşmesine şirketin taraf yapılması uygulamada sıkça görülmektedir. Bu durumda dahi esasında şirketin bu sözleşmeye taraf olması “bağlayıcı olmayan bir niyet açıklaması” olarak değerlendirilmekte; böylece anılı satım sözleşmelerindeki tahkim kayıtlarının şirket bakımından bağlayıcılığı bulunmadığı ifade edilmektedir[36].

Sonuç olarak korporatif düzlemde cereyan eden uyuşmazlıkların en azından halihazırdaki uygulama nazarında tahkime elverişsiz kabul edildiği buna mukabil her iki tarafın iradesine tabi olan hissedarlar sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlıklar bakımından tahkim şartının öngörülebileceği söylenebilir. Bir uyuşmazlığın tahkimde çözülebilmesi için; tahkime elverişli bir uyuşmazlık hakkında -HMK m. 408/f. 1 ve MTK m. 1/f. 4 her iki tarafın iradesine tabi olma, elverişliliğin bir unsurudur[37]– taraflar arasında tahkim anlaşmasının bulunması gerekmektedir.

1. Denkleştirme Davalarının Tahkime Elverişliliği

 Denkleştirme davası, korporatif düzlem içerisinde yer alan davalardandır. TTK m. 192/f.2 hükmünde işaret edilen davanın erga onmes etkisi yani kararın davada yer almayan ortaklara da etki edeceğinin kabul edilmesi bu korporatif düzlem savını pekiştirmektedir.

 Bu çerçeveden bakıldığında, davanın korporatif karakterinin tahkime elverişliliğe engel olduğu en azından halihazırdaki uygulama nazariyesinden durumun böyle olduğu söylenebilir. Buna ilaveten denkleştirme davasının iki tarafın iradelerine tabi olmayan uyuşmazlıklardan olduğu bu yönüyle de tahkime elverişsiz kabul edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır[38].

Birleşme sözleşmesine bir tahkim şartı konulması ve bunun devrolunan ve devralan şirket genel kurullarında onaylanması da bu tahkime elverişsizlik kanaatini değiştirmeyeceği açıktır.  Zira her şeyden önce ortaklar ve intifa senedi sahipleri bu sözleşmeye taraf olmadığından ortada geçerli bir tahkim anlaşmasından bahsetme imkânı yoktur[39]. Bu nedenlerle denkleştirme davaları bakımın tahkim yoluna başvurmanın imkânsız olduğu açıktır.

Buna ilaveten davanın inşai niteliği ile TTK m. 191/f.2 uyarınca kararın tüm ortaklara teşmiline dair erga omnes etkisi nazara alındığında; tıpkı kabul ve sulhün imkânsız olması gibi tahkime başvurunun da imkânsız olduğu belirtilmektedir[40]. Gerçekten HMK m. 308/f.2’de ve m.  313/f.2’de tarafların ancak üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklar bakımından kabul ve sulhe yetkili oldukları vurgulanmıştır. Böylece denkleştirme davasının kabul ve sulhe ve de tahkime elverişsiz olduğu kabul edilmektedir.

2. Özel İptal Davalarının Tahkime Elverişliliği

Özel iptal davasında, birleşmeye katılan şirketlerin genel kurullarında verdikleri “birleşme kararı”nın hukuki denetimi yapılmaktadır. Bu bakımdan genel kurul kararlarının iptali davalarının tahkime elverişliliğine dair yapılan değerlendirmeler bu davalar bakımından da aydınlatıcı olacaktır.

Şirket organlarının kararlarına yönelik iptal davalarının tahkime elverişliliği doktrinde sıkça tartışılan hususlardandır. Ayoğlu genel kurul kararının iptali davalarının HMK m. 408 ve MTK m.1/f.4 bağlamında her iki tarafın iradesine tabi uyuşmazlıklardan olduğunu, davalar bakımından sulh ve feragatin mümkün olduğunu bu kapsamda tahkime elverişli olduğunu söylemektedir[41]. Yazar, anılı uyuşmazlıklar bakımından ad hoc tahkim yerine kurumsal tahkimin tercih edilmesinin, uzman bir hakem heyetinin huzurunda uyuşmazlığın hallini sağlayacağından somut olay adaletine daha uygun olacağını düşünmektedir[42].

Genel kurul kararlarının iptalinin tahkime elverişliliğine dair doktrindeki birçok müspet görüşe rağmen Yargıtay’ın aksi kanaat olduğunu belirtmeliyiz[43]. Nitekim Yargıtay yakın tarihli bir kararında, “hakem kararında davalının talebinin, genel kurul kararının iptalini gerektiren kar payı istemine ilişkin olup, şirketin ana sözleşmesinde yer alan tahkim şartının bu tür uyuşmazlık açısından geçersiz olduğu, 6100 Sayılı HMK’ nın 439/2-a maddesi uyarınca uyuşmazlığın tahkime elverişli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, hakem kararının iptaline” karar veren Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır[44].

Doktrinde birleşme kararının iptali ile devralan şirketin terkini veya devrolan şirketin yeniden tescilinin gündeme geleceği belirtilerek; şirketlerin feshine özellikle anonim şirketin feshine dair TTK m. 531 hükmünün tahkime elverişliliğine bakılması gerektiği ifade edilmektedir[45]. TTK m. 531, “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir” şeklindedir. Maddede anılı haklı sebeplerle fesih, sürekli borç ilişkilerinde Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde tarif edilen dürüstlük kuralından kaynaklı olağanüstü fesih hakkını ifade etmektedir[46]. Şahin’e göre, esas sözleşmeye pay sahiplerine mahkemeye gitmek ya da tahkime başvurmak şeklinde seçimlik hakkı bulunduğuna dair hüküm konulması mümkündür zira TTK m. 531 fesih dışı alternatif diğer kararları verme hususunda münhasıran mahkemeleri yetkilendirmiştir[47].

Bu görüşün iki yön itibariyle sorunlu olduğunu düşünmekteyiz. Birincisi tahkim iradesinin açık ve kesin olması bir zarurettir[48]. Tahkimin bir seçimlik hak olarak sunulması, açıklık ve kesinliğin sağlanmasını sorunlu hale getirir. İkincisi ise görüşün kendi içerisinde bir tutarlılık sorunu yaşadığı açıktır; zira hakemlerin şirketi feshetme yetkisi bulunduğunu ve fakat feshin yerine alternatif çözümlere karar veremeyeceklerini söylemek açık bir çelişkidir. Anılı hüküm gibi birçok kanun hükmü elbette öncelikle mahkemelerin verebilecekleri kararların istikametini aşağı yukarı işaret etmektedir. Sırf TTK m. 531 hükmünün ikinci cümlesine “mahkeme” kelimesi ile başlanmış olması, o cümlede bahsedilen kararların münhasıran mahkemece verilebileceği ve fakat öncesinde zikredilen ve daha büyük hukuki sonuçları bulunan feshe hakemlerce takdir edilebileceği sonucuna ulaştırmamalıdır. Eğer fesih davasının tahkime elverişli olduğu düşünülmekte ise feshe karar verebilecek hakemlerin elbette fesihten daha az hukuki sonuçları olacağı kesin olan alternatif kararlara da müracaat edebilme imkânı olduğu kabul edilmelidir. Hatta bu yönü nazara alındığında hakemlerin feshe değil ama alternatif diğer kararlara hükmedilmesine imkân tanıyan değerlendirmeler yapılabileceğini düşünmekteyiz.

Son tahlilde Yargıtay’ın tıpkı genel kurul kararlarının iptalinde olduğu gibi fesih davaları bakımından da tahkime elverişsizlik yönünde kararlar vermeye devam ettiğini görmekteyiz[49].  

Tüm bu belirlemelere göre en azından halihazırdaki uygulamayı nazara alarak özel iptal davasının da tahkime elverişsiz kabul edilmesi gerektiğini söyleyebilir. Yine de özellikle Kıta Avrupası hukukunda halka kapalı anonim şirketler yönünden esas sözleşmeye tahkim klozu konulmasına yönelik müspet eğilimin[50] ülkemiz bakımından da tartışılmaya devam edeceğini ve uzun vadede aksi yönde bir eğilimin gelişebileceğini söyleyebiliriz.

3. Sorumluluk Davalarının Tahkime Elverişliliği

Sorumluluk davası, yeniden yapılandırma işlemlerine katılmış bütün kişilerin şirketlere, ortaklara ve alacaklılara karşı kusurlarıyla verdikleri zararların tazmini amaçlayan bir eda davasıdır. Şirketin zararından bağımsız olarak ortakların zararının tazmini şeklinde doğrudan ileri sürülebileceği gibi (doğrudan zarar) ortaklar şirketin uğradığı zararın giderilerek şirkete ödeme yapılmasını da talep edebilirler (dolaylı zarar)[51].

İster doğrudan isterse de dolaylı tazmin talebine havi olsun, sorumluluk davalarının HMK m. 408 ve MTK m. 1/f.4 hükümlerinde işaret edilen iki taraf iradesine tabi olma şartlarını taşıdığı sabit olduğundan; davanın tahkime elverişli olduğu tartışmasızdır[52]. Yine de tahkim anlaşmasına taraf olma kriteri bağlamında gerek doğrudan gerekse de dolaylı zarar talepleri bakımından birtakım sorunlar vardır. Örneğin birleşme sözleşmesine bir tahkim şartı konulduğundan bu sözleşmenin tarafları şirketler olacağından sözleşmeye göre üçüncü kişi konumunda bulunan ortak ve yöneticilerin bu sözleşme ile bağlı olup olmadıklarının daha doğrusu tahkim şartının bu kişilere teşmil edip etmeyeceği tartışmalıdır. Bu sorun ile ilgili olarak, tahkim şartına bağlı olma iradelerini fiil ve davranışları ile tereddütsüz bir şekilde ortaya koymaları şartıyla sözleşmeye taraf olmayan ortak ve yöneticilere tahkim şartının teşmil edilebileceği değerlendirilmektedir[53]. Bu noktada anılı hükümde zikredilen kişilerden ayrıca ve açıkça birleşme sözleşmesindeki tahkim şartını kabul ettiklerine dair yazılı beyanlarının alınması düşünülebilir. Nitekim benzer çözüm, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluk davaları bakımından gündeme getirilmiştir[54]. Böyle bir yazılı beyanın alınmadığı hallerde tazminat talep edenlerin öncelikle sorumluların tahkim şartını onayladıklarını gösterir fiil ve davranışlarının bulunduğunu ispatlamaları gerekir. Bunun pratikte oldukça zor olduğu açıktır.

III. YENİDEN YAPILANDIRMA DAVALARINDA ZORUNLU ARABULUCULUK

A. Genel Olarak Arabuluculuk ve Yasal Düzenleme

Arabuluculuk, yargısal bir işlevi bulunmayan ve esaslı unsuru tarafsızlık ilkesi olan [55] menfaat temelli[56] bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk kurumu, 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle hukuk uyuşmazlıkları için yasal bir altyapıya kavuşmuştur.

12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile iş akdinden kaynaklık birçok uyuşmazlık, dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa tabi kılınmıştır. İMK, HUAK’ta çok önemli değişiklikler yapmıştır. Dava şartı olarak arabuluculuğa başvurma zorunluluğu, ilk kez İMK ile mevzuatımıza girmiştir.

7155 sayılı Abonelik Sözleşmelerinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanunun 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) eklenen 5/A maddesi uyarınca 1.1.2019 tarihi itibarıyla TTK’nin 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir. Gerek İMK gerekse de TTK m. 5/A düzenlemesi ile mahkemelerin iş yükünün önemli bir kısmını oluşturan uyuşmazlıklar zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır.

TTK m. 5/A düzenlemesine göre, dava şartı arabuluculuğa tabi olma bakımından iki kriterin bir arada bulunması gerekmektedir. Birinci kriter davanın ticari dava olmasıdır. İkinci kriter ise bu ticari davanın konusu, bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri olmalıdır. Bu çerçeveden bakıldığında, TTK düzenlenen tüm husus ve davalar ticari dava olarak nitelenmekte; yeniden yapılandırma davaları TTK’da düzenlendiğinden, mutlak ticari dava sayılmaktadır[57]. Bu durumda yeniden yapılandırma davalarının zorunlu arabuluculuğa tabi olması bakımından birinci kriter olan “ticari dava” olma kriteri tespit edilmiş olmakla; ikinci kriter olan dava konusunun bir miktar para ödenmesi olan alacak ve tazminat talebine havi olup olmadığı bakımından değerlendirme yapılmalıdır.

B. Denkleştirme Davalarında Arabuluculuk

Denkleştirme davasının konusunu, değişim oranının veya ayrılma akçesinin uygunluğunun hukuki denetimi oluşturmaktadır. Dava inşai davalardan olup; nakdi bir denkleştirme talebinde bulunmak suretiyle devralan şirketin bir edaya mahkûm edilmesi de mümkündür. Böyle bir eda mahkumiyetinin davanın hukuki niteliğini değiştirmeyeceği; davanın inşai niteliğinin devam ettiği yukarıda izah edilmiştir.

Davanın mutlak ticari dava niteliğinde olduğunda şüphe yoktur. Dava kapsamında, nakdi bir denkleştirme talebinde bulunulabileceği; bu kapsamda dava şartı arabuluculuğa tabi olma bakımından ikinci kriter olan “bir miktar para ödenmesine yönelik alacak ve tazminat talebi”ne havi kabul edilebileceği açıktır.

Esasında zorunlu arabuluculuk kapsamında yapılan düzenlemeler gerek düzenlemelerin yapılışında takip edilen yöntem gerekse de düzenlemelerin uygulamada neden olduğu tereddüt ve karmaşa nedeniyle sıkça tenkit edilmektedir. Zorunlu arabuluculuğun hak arama hürriyeti ve adalete erişim hakkı bakımından sorunlu uygulamalara neden olacağına dair endişeler sıkça dile getirilmektedir[58]. Özellikle ticari uyuşmazlıklar bakımından zorunlu arabuluculuğun kapsamının kanunu da aşan bir yaklaşımla alabildiği geniş tutulmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir[59]. Üç dereceli yargı düzeninden kaynaklı içtihat birliği sorunu da eklenince halihazırda hangi ticari davaların zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu hususunda kanaat bildirmek zorlaşmaktadır.

Bu genel tespitten hareketle denkleştirme davalarının zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığı hususunun uzunca bir süre daha tartışılabileceğini öngörmek mümkündür. Sarıkaya’ya göre, denkleştirme davaları nakdi denkleştirme talebine havi olsalar bile, “tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği iş ve işlemlerden olma” özelliğine haiz olmadığından arabuluculuğa tabi değildir[60]. Gerçekten HUAK m. 1/f.2 hükmünde “Bu Kanun, yabancılık unsuru içeren uyuşmazlıklar da dahil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır” denilmektedir. Bu hükmün gerek ihtiyari gerekse de zorunlu arabuluculuk bakımından nazara alınması gerektiği hususunda şüphe yoktur. Zira zorunlu arabuluculuğun esasları da yine HUAK m. 18/A hükmünde düzenlenmiştir.

Burada ayrılma karşılığı (akçesi) verilerek ortaklığı sona erdirilen ortaklar bakımından durumun farklı bir hal aldığı düşünülebilir. Doktrinde “arabuluculuğa elverişli uyuşmazlıklar” bahsinde, “tarafların kendi iradeleriyle mahkeme başvurmaksızın ortaya çıkarabilecekleri her türlü sonucu, arabulucunun önünde de gerçekleştirmelerinin mümkün olduğu” bu bağlamda taşınmazın aynından kaynaklı uyuşmazlıkların dahi arabuluculuğa elverişli olduğu ifade edilmektedir[61]. Özellikle ayrılma akçesi talebinin yetersiz belirlendiği iddiasını içeren denkleştirme uyuşmazlıklarının diğerlerinden farklı ele alınması imkân dahilindedir.

Bunun yanı sıra Sarıkaya herhangi bir ortağın açtığı denkleştirme davasında saptanan denkleştirme tutarının istenmesine dair başka bir ortakça açılacak davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu kanaatindedir[62]. Bu görüşe katılmadığımızı ifade etmeliyiz. Zira denkleştirme akçesi talebini içeren davanın ilk defa mı yoksa ilk dava emsal gösterilecek başka bir ortakça açılan ikinci bir dava olarak mı açıldığına dair ayrım yapılması uygun değildir. Eğer bu ayrım yapılacaksa, her ikisi de TTK m. 191’den kaynaklanan bir denkleştirme davası olacağı açık olduğundan ya ikisi de zorunlu arabuluculuğa tabi olmalı ya da ikisi de bu kurumdan vareste tutulmalıdır. Bu noktada, biz bu davanın her iki halinin de zorunlu arabuluculuğa tabi olmayacağını değerlendirmekteyiz. Ancak uygulamadaki genel eğilim nazara alındığında, nakdi denkleştirme taleplerine müteallik davalar bakımından davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğuna dair dava şartı yokluğu nedeniyle ret kararları görmek şaşırtıcı olmayacaktır.[63] Yine de konuya dair fikir verebilecek herhangi bir yargı kararının henüz bulunmadığını, yargı kararlarının ve bu konu özelinde yapılacak monografik çalışmaların artmasıyla beraber konunun biraz daha berraklaşabileceğini ifade etmeliyiz.

C. Özel İptal Davasında Arabuluculuk

 Özel iptal davasında, birleşmeye katılan şirketlerin genel kurullarında verdikleri “birleşme kararı”nın hukuki denetimi yapılmaktadır. Bu kapsamda, davanın kabulüne karar verildiğinde birleşme işlemi ortadan kalkacak; devrolunan şirketin yeniden sicile tescili, devralan şirketin ise terkini gündeme gelecektir.

Bu çerçeveden bakıldığında, özel iptal davaları, TTK m. 5/A’da sayılı ticari davalardan olsa da zorunlu arabuluculuk bakımından gerekli ikinci kriter olan dava konusunun para ödenmesine yönelik alacak ya da tazminat talebi olması şartını karşılamadığı açıktır[64].

Yine özel iptal davalarının HUAK m. 1/f.2 anlamında tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri işlerden sayılmadığını da tartışmasızdır. Zira iptal talebi, sonucu itibariyle tüm ortakları ve yeniden yapılandırmaya konu tüm şirketleri doğrudan ilgilendirmekte ve herkesin statüsünde değişikliğe neden olmaktadır.

D. Sorumluluk Davalarında Arabuluculuk

 Sorumluluk davası, yeniden yapılandırma işlemlerine katılmış bütün kişilerin şirketlere, ortaklara ve alacaklılara karşı kusurlarıyla verdikleri zararların tazmini amaçlayan bir eda davasıdır. Şirketin zararından bağımsız olarak ortakların kendi zararının tazmini şeklinde doğrudan talepte bulunması mümkün olduğu gibi (doğrudan zarar) şirketin uğradığı zararın giderilerek şirkete ödeme yapılmasını da talep edilebilir (dolaylı zarar).

Davanın bu niteliği nazara alındığında, davanın konusunun bir miktar paranın ödenmesi olan tazminat olduğu açıktır. Bu kapsamda, anılı dava ister doğrudan zararın tazmini isterse de dolaylı zararın tazmini için açılmış olsun dava şartı olan zorunlu arabuluculuğa tabidir[65].

E. Yeniden Yapılandırma Davalarında Arabuluculuk ve Tahkim Süreçlerinin Birbirlerine Etkisi ve Davaların Med-Arb (Arabuluculuk -Tahkim Yolu) Yoluna Başvurularak Çözülebilmesi  

Birçok uyuşmazlık gibi şirketler hukuku uyuşmazlıklarının da alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile çözülmesine yönelik olumlu yaklaşımlar gün geçtikçe ivme kazanmaktadır. Arabuluculuk başta olmak üzere alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri yasal altyapıya kavuşmakta; bu konulara dair monografik çalışma sayısı da geçmişe nazaran artmaya devam etmektedir.

Özellikle Kıta Avrupası’nda halka kapalı şirket tipleri bakımından korporatif düzlemde cereyan eden uyuşmazlıkların halli için bile tahkime başvuru yolunun açık olduğu vurgulanmaktadır[66]. Halihazırda ülkemiz bakımından en azından uygulama nazarında bu denli keskin bir belirleme yapmak mümkün olmasa da inceleme konumuz olan yeniden yapılandırma davalarının alternatif uyuşmazlık yöntemleri ile çözülmesi hususunda tartışmaların devam ettiği ortadadır. Bu bağlamda, yeniden yapılandırma davaları bakımından alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ele alınırken, bu yolların birbirleri ile etkileşimi üzerinde de kısaca durmak gerekmektedir.

HUAK’ın 18/A maddesinin on sekizinci fıkrasına göre, özel Kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurmanın zorunlu olduğu durumlar ya da tahkim sözleşmesinin bulunduğu hallerde dava şartı olarak arabuluculuğa dair hükümler uygulanmaz. Buna göre, taraflar arasındaki sözleşmede tahkim şartı varsa veya müstakil bir tahkim sözleşmesi bulunuyorsa, hakemler önünde dava açmadan önce arabuluculuğa başvuru zorunluluğu yoktur[67].

Kategorik olarak yeniden yapılandırma davalarından sorumluluk davalarının tahkime elverişli olduğu yukarıda belirtilmişti. Bu kapsamda bu davalar bakımından bir tahkim anlaşması yapılmış ise zorunlu bir arabuluculuk sürecinden bahsedilemeyecektir. Bu uyuşmazlığın halli için tahkim yoluna başvurulması gerekmektedir.  

Uyuşmazlığın sıralı olarak önce arabuluculuk sonra tahkim yöntemiyle veya her iki yöntemin bir arada yürütülmesiyle ya da bu iki yöntemin çeşitli başka kombinasyonlarla kullanılarak çözülmesi, mediation (arabuluculuk) ve arbitration (tahkim) ifadelerinden türetilmiş Med-Arb kavramı ile ifade edilir.[68] Bu yönteme başvurulabilmesi için, tarafların, bu konuda ayrı bir sözleşme yapmaları ya da mevcut sözleşmeye bu yönde bir kayıt koymaları gerekmektedir[69].

Med-Arb, özellikle zorunlu arabuluculuğun kapsamının genişletilmesinden sonra ülkemizde de sıkça ele alınan yöntemlerden birisi haline gelmiştir. Hakemler, arabuluculuğun tüketilmesinin tahkim anlaşmasının hüküm ve sonuç doğurmasının zorunlu bir ön şartı olduğuna karar verirlerse tarafların tahkim yoluna başvurmadan önce arabulucuya başvurmaları gerekir[70]. Zorunlu arabuluculuk yolu tüketildikten sonra veya ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurduktan sonra Med-Arb kapsamında hakem yargılaması süreci başlatılabilir.

Yöntem prensip olarak, önce arabuluculuk sürecinin işletilmesi ve fakat buradan istenen neticenin alınmaması halinde uyuşmazlığa çözüm arayışına tahkim ile devam edilmesini içerir[71]. Türkiye’deki kurumsal tahkim yerlerinden birisi olan, İstanbul Tahkim Merkezi tarafından 15.11.2019 tarihinde ilan edilen “İstanbul tahkim Merkezi Arabuluculuk-Tahkim (Med-Arb) Kuralları”nda da önce arabuluculuk yolunun tüketilmesi akabinde tahkim yoluna başvurulması esası benimsenmiştir[72].

Denkleştirme ve özel iptal davalarının Med-Arb yönteminde çözülmesi mümkün değildir. Zira her iki dava da yukarıda detaylıca belirtildiği üzere tahkime elverişli değildir. Yeniden yapılandırma davalarından sorumluluk davasının tahkime elverişli olduğu ve bu dava bakımından arabuluculuğa başvurunun zorunlu olduğu açıktır.  Bu dava bakımından Med-Arb yöntemi ile uyuşmazlığın halli mümkündür. Bu durumda, HUAK m. 5 hükmündeki sınırlamalar geçerli olacaktır. Buna göre, taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda, HUAK m. 5’de sayılan beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz[73]. Bu belge ve beyanların açıklanması mahkeme, hakem veya herhangi bir idari makam tarafından istenemez. Bu beyan veya belgeler, delil olarak sunulmuş olsa dahi hükme esas alınamaz. Ancak, söz konusu bilgiler bir kanun hükmü tarafından emredildiği veya arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşmanın uygulanması ve icrası için gerekli olduğu ölçüde açıklanabilir.

SONUÇ

Yeniden yapılandırma (birleşme, bölünme ve tür değiştirme) işlemlerinde haklarının ihlal edildiğini iddia edenlerin korunmasına yönelik davalar TTK m. 191 ila m. 193 arasında sıralanmıştır. Bu kapsamda ortakların 191. maddede düzenlenen denkleştirme davası (ortaklık paylarının ve ortaklık haklarının incelenmesi) ve 192. maddede düzenlenen özel iptal davasını açma imkânı vardır. TTK m. 193 kapsamında hem ortakların hem de birleşmeye katılan şirketler ile alacaklıların, birleşmeye katılan kişilerin kusurlarıyla verdikleri zararların tazminin talep etme hakları söz konusudur.

Bir uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülebilmesi için iki şartın bir arada bulunması gerekmektedir. Öncelikle uyuşmazlık, her iki tarafın iradesine tabi (HMK m. 408/f. 1, MTK m. 1/f. 4) iş ve işlemlerden olmalıdır. Bunun yanı sıra, tarafların uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi hususunda anlaşmış olmaları gerekir. Bu çerçeveden bakıldığında, yeniden yapılandırma davalarından denkleştirme davası ile özel iptal davasının tahkime elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Korporatif düzlem kapsamında kalan bu davalar, her iki tarafın iradesine tabi olmayan, dava sonucunun ergo omnes etki ile diğer ortaklara da sirayet ettiği böylece bir tahkim sözleşmesine konu olamayacak nitelikte davalardır. 

Doktrinde, özel iptal davasının tahkime elverişliliği ile ilgili olarak genel kurul kararlarının iptali ve anonim şirketlerin haklı nedenlerle feshi davasının tahkime elverişliliği hakkında yapılan mülahazaları referans alan değerlendirmeler yapılmıştır. Bu davaların tahkime elverişliliği ile ilgili müspet değerlendirmeler artmaya devam etse de halihazırda uygulamada halen devlet mahkemelerinin bu davalar bakımından münhasıran yetkili ve görevli sayıldığı görülmektedir. Bu bağlamda özel iptal davaları bakımından tahkime elverişsizlik yönünden yapılan değerlendirmelerin yakın zamanda değişme ihtimali görülmemektedir. Yine de genel kurul kararlarının denetiminin alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ile mümkün görüleceği bir yapısal değişim pekâlâ özel iptal davaları bakımından da sonuç doğuracaktır. 

Sorumluluk davalarının tahkime elverişliliği bakımından taraf iradelerine tabi olma kriterinin sağlandığı şüphesizdir. Fakat burada da tahkime başvurunun olmazsa olmaz şartlarından tahkim anlaşmasının mevcudiyeti sorunu vardır. Birleşme sözleşmesine yazılacak genel bir tahkim şartının bu sözleşmeye taraf olmayan ve fakat bu sözleşmeye dayalı birleşme kararını oylayan ortaklara ya da sorumluluk davasının olası taraflarına teşmil edip etmeyeceği tartışmalıdır. Bu davalar özelinde tahkim yolunun kullanılması ortaklar ve birleşmeye katılan herkesten ayrıca ve açıkça tahkim yoluna başvuruyu kabul ettiklerine dair yazılı beyan alınması düşünülebilir. Bu durumda dahi kanunen dava hakkı bulunan alacaklıların belirlenip böyle bir beyana razı edilmesi zor ve düşük bir ihtimaldir. Son tahlilde, sorumluluk davalarının kategorik olarak tahkime elverişli olduğunu fakat pratikte bu davalar bakımından açık, kesin ve bağlayıcı bir tahkim iradesini sağlamanın zor olduğunu vurgulamak gerekir.

01.01.2019 itibariyle konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerini içeren ticari davalar için arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Yeniden yapılandırma davalarının üçü de TTK’da düzenlenmiş olmaları hasebiyle mutlak ticari davalardandır. Bir uyuşmazlığın arabuluculuğa tabi olup olmadığının belirlenmesinde; HUAK 1/f.2 hükmünde işaret edildiği üzere, uyuşmazlığın tarafların serbestçe tasarrufta bulunabilecekleri uyuşmazlıklardan olup olmadığı önem arz eder. O halde yeniden yapılandırma davalarının taraf iradesine bağlı olup olmadığı belirlendikten sonra bu davaların konusunun bir miktar para ödenmesi olan alacak ve tazminat taleplerini içerip içermediğine bakılmalıdır.

Denkleştirme davalarının tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri iş ve işlemlerden olmadığından arabuluculuğa tabi olamayacağı belirtilmektedir. Bununla birlikte özellikle ayrılma karşılığı (akçesi) alarak şirketten ayrılan ortakların açacağı denkleştirme davaları bakımından aksi yönde değerlendirmeler yapılabileceğini düşünmekteyiz. Yine bilhassa nakdi denkleştirme taleplerini içeren davaların, TTK m. 5/A bağlamında bir paranın ödenmesi talebini içeren davalardan olduğu kanaatiyle davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu şeklinde uygulama örnekleri görmek mümkündür. Zira uygulamada, zorunlu arabuluculuğa tabi ticari dava sayısının alabildiğine arttırılmasına yönelik genişletici yorumlarla karşılaşılmaktadır.

Özel iptal davaları, her şeyden önce konusu itibariyle tazminat veya alacak talebi içermediklerinden zorunlu arabuluculuk kapsamında görülmemektedir. Bu davalarla birleşme kararının iptali talep edilmektedir. Bu yönüyle davayı açacak ortaklar ile devralan şirketin serbestçe tasarruf edebilecekleri işlerden sayılamazlar. Bu davalar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde doğrudan ikame edilebilir.

Sorumluluk davalarının zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu açıktır. Bu davada, ortaklar, şirket veya alacaklılar, birleşmeye katılan kişilere karşı bu kişilerin kusurlarıyla verdikleri zararın tazmini için talepte bulunmaktadır. Bu kapsamda, HUAK 1/f.2’deki serbest tasarruf kriteri sağlandığı gibi TTK m. 5/A bağlamında para ödenmesini içerir bir tazminat talebi olduğu açıktır.

Son olarak hem en azından kategorik olarak tahkime elverişli olması hem de dava şartı olan zorunlu arabuluculuk kapsamında kalması bakımından sorumluluk davalarının bir başka alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olan Med-Arb kapsamında çözülmesinin mümkün olduğunu belirtmeliyiz.

KAYNAKÇA

AKINCI Ziya, Milletlerarası Tahkim, İstanbul 2016.

ATALI Murat, ERMENEK İbrahim, ERDOĞAN Ersin, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019.

AYOĞLU Tolga, Sermaye Şirketleri Özelinde Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim, 2018 İstanbul.

BAHTİYAR Mehmet, Ortaklıklar Hukuku, 13. Bası, İstanbul 2019.

BALKAR, Süheylâ, Uluslararası Ticarî Tahkim ve Geçici Hukukî Tedbirleri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı, 2010.

BOZKURT Tamer, Şirketler Hukuku, 9. Bası, Ankara 2018.

BUDAK, Ali Cem, “Ticari Davalarda Dava Şartı Olan Arabuluculuk”, MİHDER, C.: 15, S.:42, 2019/1, s. 25-40.

DEMİR GÖKYAYLA, Cemile, “Arabuluculuk ve Tahkimi Bir arada İçeren Uyuşmazlık Çözüm Yöntemi”, İstanbul Hukuk Mecmuası, 77/2, 2019, s.575-616.

EKMEKÇİ, Ömer, ÖZEKES, Muhammet, ATALI, Murat, SEVEN, Vural, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk, İstanbul 2019.

ERDEM Ercüment, Milletlerarası Ticaret Hukuku, İstanbul 2017, s. 537.

KURU Baki, ARSLAN Ramazan, YILMAZ Ejder, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011.

KURU Baki, BUDAK Ali Cem, Tespit Davaları, İstanbul 2010, s. 60.

OKUTAN NILSSON Gül, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, İstanbul, 2003, s. 98. 

ÖZEL Sibel, Milletlerarası Ticari Tahkimde Kanunlar İhtilafı Meseleleri, İstanbul 2008.

Özmumcu, Seda, “Arabuluculukta Tarafsızlık İlkesinin Görünümü ve Etik Kurallar Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019, C: 10, S:1.

 ÖZTÜRK AKKARTAL Hanife, KANDIRALIOĞLU CUYLAN Çağla, “Şirketler Hukukunda Yan Sözleşmeler” İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 15(2), 2016, İstanbul.

POROY Reha, TEKİNALP Ünal, ÇAMOĞLU Ersin, Ortaklıklar Hukuku I, 13. Bası, İstanbul 2014.

SARIKAYA Sinan, Şirket Birleşmelerinde Ortakların Dava Yoluyla Korunması, İstanbul 2019 (Birleşme).

SARIKAYA Sinan, Yeniden Yapılandırma Davalarında (TTK m. 191-192-193) Arabuluculuk Üzerine Düşünceler, “Legal Hukuk Dergisi”, C.: 17, S.: 201, Y: 2019, s. 3865-3894 (Arabuluculuk)

ŞAHİN Ayşe, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, İstanbul 2013.

TAŞPINAR AYVAZ, Sema: “Asliye Ticaret Mahkemeleri Hakkında Yapılan Değişiklikler Çerçevesinde Tahkimde Görevli Mahkeme”, Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’e Armağan, DEÜHFD, C. 16, Özel Sayı, İzmir, 2015, s. 469-482.

TAŞPOLAT TUĞSAVUL, Melis, “4686 Sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu Uyarınca Hakemlerin ve Mahkemelerin Geçici Hukuki Koruma Kararı Verme Yetkisi”, Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ’e Armağan, DEÜHFD, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 2063-2113 (Tahkim)

TUĞSAVUL Taşpolat Melis, “Ortaklık Paylarının ve Ortaklık Haklarının İncelenmesi Davasının Medeni Usul Hukuku Bakımından İncelenmesi”, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 145-146, Y. 2016 (Ortaklık Payları)

YASAMAN Hamdi, “Anonim Ortaklığın Haklı Nedenle Feshi”, İsviçre Borçlar Kanunu’nun İktisabının 80. Yılında İsviçre Borçlar Hukuku’nun Türk Ticaret Hukuku’na Etkileri, İstanbul 2009.           

YEŞİLIRMAK, Ali, “Uyuşmazlıkların Arabuluculuk ve Tahkim Yollarının Birlikte Kullanılarak Çözümü (MED-ARB)”, Arabuluculuğun Geliştirilmesi Uluslararası Sempozyumu, Yargıtay’ın 150. Kuruluş Yıl Dönümü Etkinliği, Yargıtay AYBÜ Hukuk Fakültesi, Ankara, 6-7 Aralık 2018, (Toplantı Kitabı: Editör, Ersin Erdoğan, Anakara, 2019).

Elektronik Kaynaklar

Dergipark makale tarama portalı: https://dergipark.org.tr/

Yök tez arama: https:// https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/

Kazancı içtihat arama: https://www.kazanci.com.tr/

Marmara Üniversitesi online kütüphane: http://www.marmara-elibrary.com/


[1] SARIKAYA Sinan, Şirket Birleşmelerinde Ortakların Dava Yoluyla Korunması, İstanbul 2019, s. 3.

[2] TEKİNALP Ünal, (POROY Reha/ÇAMOĞLU Ersin), Ortaklıklar Hukuku I, 13. Bası, İstanbul 2014, s.176; BAHTİYAR Mehmet, Ortaklıklar Hukuku, 13. Bası, İstanbul 2019, s. 76; BOZKURT Tamer, Şirketler Hukuku, 9. Bası, Ankara 2018, s. 607.

[3] TEKİNALP(Poroy/Çamoğlu), N. 181a.

[4] SARIKAYA, Birleşme, s. 40.

[5] Hukuki talebin içeriği konusunda davacıya serbesti tanınması gerektiği ile ilgili bkz.: SARIKAYA, Birleşme, s. 400.

[6] TEKİNALP(Poroy/Çamoğlu), N. 181j; SARIKAYA, Birleşme, s. 56 vd.

[7]  TUĞSAVUL Taşpolat Melis, “Ortaklık Paylarının ve Ortaklık Haklarının İncelenmesi Davasının Medeni Usul Hukuku Bakımından İncelenmesi”, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 145-146, Y. 2016, s. 900.

[8] Aynı yönde bkz.: SARIKAYA, Birleşme, s. 61.

[9] KURU Baki, BUDAK Ali Cem, Tespit Davaları, İstanbul 2010, s. 60.

[10] Bkz.: KURU Baki, ARSLAN Ramazan, YILMAZ Ejder, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011, s. 270.

[11] KURU, ARSLAN, YILMAZ, s. 279.

[12] SARIKAYA, Birleşme, s. 63.

[13]  TAŞPOLAT TUĞSAVUL, Ortaklık Payları, s. 900.

[14] SARIKAYA, Birleşme, s. 63.

[15] SARIKAYA, Birleşme, s. 201.

[16] BAHTİYAR Mehmet, Ortaklıklar Hukuku, İstanbul 2019, s. 213.

[17] BAHTİYAR, s. 213; ÇAMOĞLU (POROY/TEKİNALP), N. 750.

[18] BOZKURT, s. 608.

[19] SARIKAYA, Birleşme, s. 322.

[20] SARIKAYA, Birleşme, s. 321.

[21] Tahkim yargılaması kapsamında hakem(ler), yargılama yetkisine (jurisdictio) haiz olmakla birlikte; cebri icrayı emretme (imperium) yetkisini haiz değildir. TAŞPOLAT TUĞSAVUL, Melis, “4686 Sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu Uyarınca Hakemlerin ve Mahkemelerin Geçici Hukuki Koruma Kararı Verme Yetkisi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 2063-2113 (Basım Yılı: 2015) Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ’e Armağan, s. 2073. Ayrıca imperium ve juridisticto kavramlarının kökeni hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz.: BALKAR, Süheylâ, Uluslararası Ticarî Tahkim ve Geçici Hukukî Tedbirleri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı, 2010, s. 90-92.

[22] AKINCI Ziya, Milletlerarası Tahkim, İstanbul 2016, s. 96.

[23] ÖZEL Sibel, Milletlerarası Ticari Tahkimde Kanunlar İhtilafı Meseleleri, İstanbul 2008, s. 35

[24] HMK’nın “tahkim sözleşmesinin tanımı ve şekli başlıklı 412. maddesi:

 (1) Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.

(2) Tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabilir.

(3) Tahkim sözleşmesi yazılı şekilde yapılır. Yazılı şekil şartının yerine getirilmiş sayılması için, tahkim sözleşmesinin taraflarca imzalanmış yazılı bir belgeye veya taraflar arasında teati edilen mektup, telgraf, teleks, faks gibi bir iletişim aracına veya elektronik ortama geçirilmiş olması ya da dava dilekçesinde yazılı bir tahkim sözleşmesinin varlığının iddia edilmesine davalının verdiği cevap dilekçesinde itiraz edilmemiş olması yeterlidir. Asıl sözleşmenin bir parçası hâline getirilmek amacıyla tahkim şartı içeren bir belgeye yollama yapılması hâlinde de tahkim sözleşmesi yapılmış sayılır.

(4) Tahkim sözleşmesine karşı, asıl sözleşmenin geçerli olmadığı veya tahkim sözleşmesinin henüz doğmamış olan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğu itirazında bulunulamaz.

(5) Yargılama sırasında tarafların tahkim yoluna başvurma konusunda anlaşmaları hâlinde, dava dosyası mahkemece ilgili hakem veya hakem kuruluna gönderilir.”

[25] ÖZEL, s. 35; AKINCI, s. 116.

[26] Tartışmalar için bkz: TAŞPINAR AYVAZ, Sema: “Asliye Ticaret Mahkemeleri Hakkında Yapılan Değişiklikler Çerçevesinde Tahkimde Görevli Mahkeme”, Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’e Armağan, DEÜHFD, C. 16, Özel Sayı, İzmir, 2015, s. 469-482.

[27] AYOĞLU Tolga, Sermaye Şirketleri Özelinde Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim, 2018 İstanbul, s. 7-8, s. 300.

[28] AYOĞLU, s. 299-300; AKINCI, s. 276.

[29] ÖZTÜRK AKKARTAL Hanife, KANDIRALIOĞLU CUYLAN Çağla, “Şirketler Hukukunda Yan Sözleşmeler” İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 15(2), 2016, İstanbul, s. 378.

[30] OKUTAN NILSSON Gül, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, İstanbul, 2003, s. 98. 

[31] Ortaklıklara uygulanacak hükümler arasındaki sıralı ilişki için Bkz.: POROY (TEKİNALP/ÇAMOĞLU), s. 16.

[32] ÖZTÜRK AKKARTAL, KANDIRALIOĞLU CUYLAN, s. 392.

[33] Yargıtay 11. HD KT.: 25.2.2019, 2017/4658 E., 2019/1463 K. (www.kazanci.com , 01.01.2020).

[34] AYOĞLU, s. 306.

[35] AYOĞLU, s. 306.

[36] AYOĞLU, s. 307.

[37] AKINCI, s. 267.

[38] SARIKAYA, Birleşme, s 193.

[39] SARIKAYA, Birleşme, s. 195.

[40] SARIKAYA, Birleşme, s. 185, s. 193

[41] AYOĞLU, s. 108-109

[42] Örnek tahkim klozu için Bkz.: AYOĞLU, s. 169-171.

[43] AKINCI, s.  276-277. Doktrinde de aynı yönde değerlendirmeler mevcuttur. Bkz.: BAHTİYAR, s. 212.

[44] Yargıtay 11. HD. KT.: 01.07.2019, 2019/2226 E., 2019/5000 K. (Kazancı İçtihat Arama, 11.04.2020)

[45] SARIKAYA, Birleşme, s. 313.

[46] YASAMAN Hamdi, “Anonim Ortaklığın Haklı Nedenle Feshi”, İsviçre Borçlar Kanunu’nun İktisabının 80. Yılında İsviçre Borçlar Hukuku’nun Türk Ticaret Hukuku’na Etkileri, İstanbul 2009, s.715 

[47] ŞAHİN Ayşe, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, İstanbul 2013, s. 373.

[48] ERDEM Ercüment, Milletlerarası Ticaret Hukuku, İstanbul 2017, s. 537.

[49] Bkz.: SARIKAYA, Birleşme, s. 313.

[50] Bkz.: AYOĞLU, s. 303.

[51] SARIKAYA, Birleşme, s. 342-343.

[52] AYOĞLU, s. 128, SARIKAYA, Birleşme, s. 394.

[53] SARIKAYA, Birleşme, s. 396-397.

[54] Bkz.: AYOĞLU, s. 138.

[55] Özmumcu, Seda, “Arabuluculukta Tarafsızlık İlkesinin Görünümü ve Etik Kurallar Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019, C: 10, S:1, s.274.

[56] HUAK m. 17/f.16

[57] SARIKAYA Sinan, Yeniden Yapılandırma Davalarında (TTK m. 191-192-193) Arabuluculuk Üzerine Düşünceler, “Legal Hukuk Dergisi”, C.: 17, S.: 201, Y: 2019, s. 3865-3894, s. 3868.

[58] Bkz.: EKMEKÇİ, Ömer, ÖZEKES, Muhammet, ATALI, Murat, SEVEN, Vural, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk, İstanbul 2019, s. 137 vd.

[59] BUDAK, Ali Cem, “Ticari Davalarda Dava Şartı Olan Arabuluculuk”, MİHDER, C.: 15, S.:42, 2019/1, s. 25-40, s. 39.

[60] SARIKAYA, Birleşme, s. 196-197.

[61] ATALI Murat, ERMENEK İbrahim, ERDOĞAN Ersin, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019, s. 778.

[62] Bkz.: SARIKAYA, Birleşme, s. 197, SARIKAYA, Arabuluculuk, s. 3880.

[63] Ticari davaların zorunlu arabuluculuğa tabi olmalarına dair uygulamada görülen genişletici yorumlara önekler için Bkz.: BUDAK, s. 35.

[64] SARIKAYA, Birleşme, s. 316.

[65] SARIKAYA, Birleşme, s. 397, SARIKAYA, Arabuluculuk, s. 3886.

[66] AYOĞLU, s. 299

[67] ATALI, ERMENEK, ERDOĞAN, s. 776.

[68] YEŞİLIRMAK, Ali, “Uyuşmazlıkların Arabuluculuk ve Tahkim Yollarının Birlikte Kullanılarak Çözümü (MED-ARB)”, Arabuluculuğun Geliştirilmesi Uluslararası Sempozyumu, Yargıtay’ın 150. Kuruluş Yıl Dönümü Etkinliği, Yargıtay AYBÜ Hukuk Fakültesi, Ankara, 6-7 Aralık 2018, (Toplantı Kitabı: Editör, Ersin Erdoğan, Anakara, 2019), s. 181, s. 185 

[69] EKMEKÇİ, ÖZEKES, ATALI, SEVEN, s. 17.

[70] DEMİR GÖKYAYLA, Cemile, “Arabuluculuk ve Tahkimi Bir arada İçeren Uyuşmazlık Çözüm Yöntemi”, İstanbul Hukuk Mecmuası, 77/2, 2019, s.575-616 s. 586.

[71] EKMEKÇİ, ÖZEKES, ATALI, SEVEN, s. 17.

[72] İstanbul Tahkim Merkezi Arabuluculuk-Tahkim Kuralları için Bkz.: https://istac.org.tr/wp-content/uploads/2019/11/ISTAC-Arabuluculuk-Tahkim-Kurallar%C4%B1-Med-Arb.pdf (12.10.2020)

[73] Bu beyan veya belgeler, taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği, uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler, arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü ve son olarak sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler şeklinde sayılmıştır. (Bkz.: HUAK m. 5/f.1, a-ç)

Geçici Madde 13

GEÇİCİ MADDE 13 – (Ek:16/4/2020-7244/12 md.)

(1) Sermaye şirketlerinde, 30/9/2020 tarihine kadar 2019 yılı net dönem kârının yalnızca yüzde yirmi beşine kadarının dağıtımına karar verilebilir, geçmiş yıl kârları ve serbest yedek akçeler dağıtıma konu edilemez, genel kurulca yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilemez. Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait fonların, doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip olduğu şirketler hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz. Bu fıkrada belirtilen süreyi üç ay uzatmaya ve kısaltmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.

(2) Genel kurulca 2019 yılı hesap dönemine ilişkin kâr payı dağıtımı kararı alınmış ancak henüz pay sahiplerine ödeme yapılmamışsa veya kısmi ödeme yapılmışsa, 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmi beşini aşan kısma ilişkin ödemeler birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar ertelenir.

(3) Bu maddenin kapsamına giren sermaye şirketlerine ilişkin istisnalar ile uygulamaya dair usul ve esasları belirlemeye, Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşünü almak suretiyle Ticaret Bakanlığı yetkilidir.

Ali Paslı: COVID-19 Salgınının Çek Hukukuna Etkisi: Güncel Koşullar Sürerken Çek İbrazı Mümkün Müdür?

COVID-19 SALGINININ ÇEK HUKUKUNA ETKİSİ: GÜNCEL KOŞULLAR SÜRERKEN ÇEK İBRAZI MÜMKÜN MÜDÜR?

Doç. Dr. Ali PASLI *

1. Çekin İbrazında Hukukumuzdaki Güncel Durum

İşbu çalışmada, COVID-19 salgınının ve bu süreçte alınan önlemlerin çek ibrazı üzerine olan mevcut/muhtemel etkileri incelenecektir. Bu dönemde karşılıksız çek düzenlemenin/düzenlenmesine sebebiyet vermenin yaptırımına ilişkin olarak yapılan -tartışmaya açık ve ihtiyaca maalesef cevap vermeyen- değişiklik inceleme konumuzun kapsamına alınmamıştır[1].

Çekin ibrazı, bir kambiyo senedi ve takiben kıymetli evrak olan çekin, hamil tarafından ödenmek üzere muhatap bankaya sunulması eylemidir/hukuki işlem benzeridir. Hakkın senetsiz ileri sürülmesi mümkün olmadığı için alacaklı konumdaki hamil tarafından senedin ödemeyi yapacak kişiye, yani muhataba ödeme yapılması talebiyle sunulması şarttır[2]. İbraz, ödeme talebinin bir ön şartı olup, ibrazsız ödeme talebi ve ibrazsız ödeme, kural olarak, mümkün değildir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (=TTK) sisteminde bir ödeme aracı olarak öngörülen çekte teknik anlamıyla vade bulunmadığı için çekin düzenlenmesinden ve hamile/lehdara verilmesinden itibaren ibraz süreci başlamış olacak ve senedi elinde bulunduran kişi, ödeme talebi ile senedi muhatap bankaya sunacaktır. Hesapta karşılık varsa, bu durum senet bedelinin ödenerek sürecin tamamlanmasına; şayet kısmen veya tamamen hesapta karşılık yoksa da bu sefer karşılıksız çek ve başvuru/müracaat hakkı sürecinin başlamasına sebebiyet verecektir.

Süresi içinde çekin hamil tarafından bankaya ibraz edilmemesi hâlinde düzenleyen dâhil başvuru hakkının düşmesi, karşılıksız çek yaptırımlarının uygulanamaması, düzenleyenin çekten cayma hakkının ortaya çıkması, karşılık olsa dahi bankanın ödeme yükümlülüğünün sona ermesi gibi sonuçların varlığı karşısında, çekin süresi içinde ibrazı ve gerektiğinde ödememe durumunun tespiti hamil/alacaklı açısından ciddi bir öneme sahiptir.

Çekin ibrazı zorunluluğuna, ibraz süreleri düzenlenirken TTK m. 796’da da işaret edilmektedir: “Bir çek…muhataba ibraz edilmelidir.”. Aynı maddede ibraz süreleri kısa tutulmuş; düzenleme yeri ile ödeme yerinin aynılığına/farklılığına göre 10 gün, 1 ay veya 3 aylık süreler belirlenmiştir.

TTK m. 795/1 uyarınca çek görüldüğünde ödenecektir ve buna aykırı olarak çeke koyulan çekte vade yaratmaya –ya da görüldüğünde vade sayılabilecek bu durumdan farklı bir durum oluşturmaya- yönelik kayıtlar da yazılmamış sayılacaktır. Uygulamadaki ileri tanzim tarihli/post date çekleri karşılayan bir kural ile TTK m. 795/2’de de “(d)üzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir.” denilmiş ve düzenleme tarihinden önce dahi çekin ödeme için ibrazına, takiben ödenmeme durumunun tüm yaptırımlarının bu hâlde de uygulanmasına olanak tanınmıştır.

Çekte vade olmaması, çekin görüldüğünde ödenebilir bir senet olması dolayısıyla çekin düzenlenmesi ve ilk müktesibine/hamiline verilmesi ile birlikte ibrazın hemen o andan itibaren mümkün ve geçerli olması kuralından 5941 sayılı Çek Kanunu ile birlikte vazgeçilmiştir. Bu vazgeçme, ÇekK m. 3/8’de “kısmen”; geçici m. 3/5’de ise “tamamen”dir. Şöyle ki, sürekli/kalıcı hüküm mahiyetindeki 3. maddenin 8. fıkrası uyarınca “(ü)zerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının…kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır”. Böylelikle bankanın karşılığı bulunan çeki ödeme zorunluluğu kaldırılmamakta, ancak alacaklının/hamilin, ancak çekin üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre belirlenecek yasal ibraz süresi içindeki ibraz şartı ile ödenmeyen çeklere ilişkin icra takibi dâhil hukuki takip ve karşılıksızlık yaptırımlarına başvuru hakkı olduğu vurgulanmıştır. Demek ki yasal ibraz süresi başlamayan/işlemeyen çekin ibrazı ve takiben -karşılığı varsa- ödenmesi mümkündür. Ancak ödememe durumunda borçlu/düzenleyen korunmaktadır. İbraz süresi başlamayan çek ibraz edilir ve muhatap tarafından ödenir ise bu ödeme geçerlidir ve sebepsiz zenginleşme teşkil etmez. Hatta hesapta karşılık varsa, ibraz süresi başlamayan çekin ibrazı hâlinde bankaca ödemede bulunulması gerektiği söylenebilir. Dolayısıyla ÇekK m. 3/8 sisteminde hâlen çek, görüldüğünde ödenir.

Öte yandan bizim incelememiz açısından asıl önemli olan ve “çekte vade yoktur” saptamasını geçersiz hâle getirip TTK m. 795 hükmünü -en azından geçerli olduğu zaman dilimi açısından- ilga ettiğini söyleyebileceğimiz hüküm, özel kanun olan ÇekK’nın geçici 3. maddesinin 5. fıkrasında yer almaktadır. Geçiciliğinin süresi uzatılmış şekli ile hükmün -yıllardır yürürlükte olan- son hâli aynen şu şekildedir: “31/12/2020 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.”. O zaman ÇekK m. 3/8 kapsamında dahi varlığını koruyan çekin görüldüğünde ödeneceği kuralı, 31.12.2020 tarihine kadar askıdadır. Zira anılan tarihe kadar çekin hamili tarafından üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce yapılan ibraz geçersiz olacaktır. İbraz olmaksızın çek ödenemeyeceğine göre geçersiz ibrazın anlamı, ibrazın yapılamayacağı ve bankanın söz konusu ibrazın yapılamayacağı dönem açısından hesapta karşılık olsa bile ödeme zorunluluğunun bulunmadığı, hatta ödeme yapmamak zorunda olduğudur. Böylelikle çekin üzerinde yazılı olan düzenleme tarihi, fiilen senedin ödeme talebi olan ibrazın beklenmesinin gerektiği tarih, takiben adeta senedin “vadesi” hâline gelmiş olmaktadır.

2. Salgın ve Yasal Önlemler Sonrasındaki Durum

İşte hukukumuzda çek ibrazının alacaklı/hamil, borçlu/düzenleyen ve muhatap banka üçgenindeki güncel durumuna ilişkin bu değerlendirme, bizi salgın sonrasında alınan tedbirlerin etkisi noktasında ilginç noktalara götürmektedir.

a. Hamil Açısından

Hamil/alacaklı bakımından COVID-19 salgınının ve oluşan hastalığın en önemli olumsuz etkisi; 65 yaşından büyük olunmasından veya kronik hastalık bulunmasından kaynaklı olarak sokağa çıkılamaması yahut yaşanan hastalıktan ötürü hastanede olunması veya kamu görevlilerinin çağrısı karşısında fiilen “evde kalma”dan ötürü gündeme gelmektedir. Bu açıdan yaklaşıldığında, hukuki veya fiili engeller karşısında çek ibrazı için bankaya gidemeyecek konumda olan çek hamilini, hem TTK hem de salgın döneminde çıkarılan özel yasal düzenleme korumaktadır.

“Mücbir sebepler” kenar başlığını taşıyan TTK m. 811’in ilk fıkrası uyarınca “(k)anunen belirli olan süreler içinde çekin ibrazı veya protesto edilmesi veya buna denk bir belirlemenin yapılması, bir devletin mevzuatı veya herhangi bir mücbir sebep gibi aşılması imkânsız bir engel nedeniyle gerçekleştirilememişse, bu işlemler için belirli olan süreler uzar”.

Maddenin geri kalan fıkralarında bu uzamanın şekli, süresi, mücbir sebebin anlamı, hamilin bu durumda yapması gerekenler ve hatta ibraz zorunluluğunun tamamen ortadan kalkmasına ilişkin özel kurallar getirilmiştir (TTK m. 811/2-5).

Öte yandan –kabul edildiğinin hemen ertesi günü RG’da yayımlanan- 25.03.2020 tarih ve 7226 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile özel olarak süreler ile ilgili bir belirleme yapıldığı için TTK m. 811’in ayrıntılarına girmeyi gerekli görmüyoruz. Anılan 7226 sayılı Kanun geçici m. 1 hükmü uyarınca “(1) Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler…13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden…itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir…”.

Aşağıda irdeleyeceğimiz üzere bu düzenlemenin kapsamına göre çekin ibrazı süreleri, 30.04.2020 tarihine kadar duracak ve anılan tarihten itibaren özel düzenlemedeki kurallar kapsamında yeniden işlemeye başlayacak ve hatta bazı durumlarda yeniden işlemeye başlamasından itibaren kalan süreden de daha fazla bir ibraz süresi elde edilmiş olacaktır. İşte çek hamilinin buradaki süreler içinde çeki ibraz ederek ödeme talebinde bulunması, süresi içinde ibraz sayılacak ve hamil, -çekin üzerinde yazılı olan düzenleme tarihinden çok sonraki ibraza rağmen- hak kaybına uğramaktan kurtulacaktır.

b. Muhatap Banka Açısından

ÇekK m. 3/1’de muhatap bankanın ödeme sorumluluğu, “(k)arşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde…ödenir.” şeklinde düzenlenmiş, akabinde aynı maddenin 7. fıkrasında bankanın çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen ödemesinin geciktirilmesi durumunda çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası ödeyeceği öngörülmüştür. Ayrıca, “diğer ceza hükümleri” kenar başlıklı aynı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrasında da “(k)arşılığı tahsil edilmek üzere bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta mevcut olmasına rağmen, hamile ödemede bulunmayan…banka görevlisi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi ile bankanın ödeme zorunluluğu -banka görevlisini kapsayan- bir ceza hükmü ile desteklenmiştir. O zaman karşılığı bulunan çekin ibrazı durumunda muhatabın ödeme yapması noktasında ona kanuni bir sorumluluk/borç yüklenmiş durumdadır. İşte bunun ihlalinin hukuki ve cezai sonuçları da olduğu için sorumluluğun şartlarının çok net şekilde belirlenmesi lazımdır.

Muhatap bankanın ödeme zorunluluğundan bahsedilebilmesi için çekin -yetkili hamil tarafından- bankaya ibrazının şart olduğu aşikârdır. Salgın ve onu takip eden özel kanuni düzenleme açısından sorun, ibraz süresinin durması durumunda ibrazın mümkün olup olmadığıdır.

Bu soruyu cevaplandırabilmemiz iki hususun aydınlatılmasına bağlıdır:

  • Çekin düzenlenmesi ve hamile teslim edilmiş olması, ibraz edilebilmesi için yeterli midir? Yoksa yasal ibraz sürelerinin işlemeye başlaması şart mıdır?
    Yukarıda irdelediğimiz bu durum, ÇekK geçici m. 3/5 ile cevaplanmış durumdadır. 31.12.2020 tarihine kadar çekin üzerinde yazılı olan düzenleme tarihinden önce çekin ibrazı geçersizdir. Burada kastedilen husus, yasal ibraz süreleri başlamadan çekin ibrazının mümkün olmamasıdır. Bu düzenleme, TTK m. 795/2’deki ileri düzenleme tarihli çeklerin üzerinde yazılı olan tarih gelmeden ibrazı durumunda ödenmesi gerekliliğinin, yeni düzende işlememesini sağlamaya matuftur. ÇekK geçici m. 3/5’de “üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce” lafzının kullanılmasının sebebi, TTK m. 796’da öngörülen yasal ibraz süresinin zaten bu tarihten başlayacak olmasıdır. İbraz süresi, Çek Kanunu düzeninde –en azından geçici maddenin yürürlükte olduğu dönem açısından- çekin usulüne uygun şekilde ibraz edilebileceği dönemi gösterir. Bu süre, çift yönlüdür: Alacaklı/hamil, bu süre bittikten sonra çeki -ödeme sorumluluğu varmış şekilde- ibraz edemeyeceği gibi, aynı zamanda bu süre başlamadan da ibraz edemez. İşte bu başlamama durumunu ortaya koyan tarih, çekin üzerinde yazılı olan düzenleme tarihidir. Dolayısıyla ileri düzenleme tarihli çeklerde ibraz süresi, çekin şeklen düzenlendiği gözüken tarihte başlayacağı için bundan önceki ibrazları da kanun koyucu engellemiştir. İbraz süresi işlemeye başlamamış ise ibraz da mümkün değildir. 31.12.2020 tarihine kadar var olan çek hukuku düzenimiz bu şekildedir. O zaman işlemeye başlayan ibraz süresi bir şekilde durmuş ise aynı şekilde ibrazın yapılabileceğinden bahsedilemez. İşlemeyen süre sadece alacaklıya değil, çek işleminin tüm taraflarına yöneliktir.
    Gerçekten de ibraz süresinin anlamı, çekin ibraz edilebileceği zaman dilimidir. Eskiden bunun anlamı yoktu. Zira düzenlenme anından itibaren çek ibraz edilebilirdi, hamilin -ibraz için sahip olduğu- azami süresi de çekin üzerinde yazan tarihe göre belirlenirdi. O zaman ibraz edilemeyecek bir zaman dilimi de yoktu. Ancak, ÇekK ile birlikte oluşan düzende söz konusu ibrazsızlık döneminin artık vardır. Zira ÇekK ile birlikte, bilhassa geçici madde sonrasında, ibraz süresi anlam değiştirmiştir: Bu süre, aynı zamanda alacaklı olan hamilin ibraz olanağının bulunduğu zaman aralığını göstermektedir. O zaman bu sürenin durması ve işlememesi, ibrazın da mümkün olmaması anlamına gelecektir.
  • Tam da bu noktada ikinci kritik soru gündeme gelmektedir: 7226 sayılı yeni Kanun’daki “ibraz süresi” ifadesi, çekin ibraz süresini de kapsar mı?
    Bu soruya esasında yukarıda cevap vermiştik. Burada biraz daha açmak gerekirse; öncelikle belirtelim ki, hak düşürücü süreler ile ibraz sürelerinin -zamanaşımı sürelerinden farklı olarak- durması ve kesilmesi  prensip olarak, kabul edilmemektedir. Ne var ki, 7226 sayılı Kanun geçici m. 1 hükmünün lafzı ve amacı, çekteki ibraz sürelerinin de bu düzenlemenin kapsamında olduğunu ortaya koymaktadır. Bizatihi maddede “hak düşürücü” sürelerden de bahsedilmiş olması, ibraz süresinin, zamanaşımı süreleri ile birlikte anılmış olması, dahası “bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler”in zikredilmiş olması, bizi bu sonuca götürmektedir.
    Maddede “ibraz süreleri” lafzı bulunmasaydı dahi ibraz süresinin çekteki ödeme talebine ilişkin hamile ait hakkın kullanımına ilişkin bir zaman dilimini gösterdiği ve süre şartına uyulmaması durumunda hamilin hukuki takip hakları, başvuru hakkı gibi haklarını sona erdireceği ve düzenleyenin de cayma hakkının doğumuna yol açacağı noktasında herhangi bir tereddüt yoktur. Şu hâlde söz konusu ibraz sürelerinin madde kapsamına girdiğine ve takiben durmuş olduğuna da şüphe etmemek gerekir.
    İnceleme konusu 7226 sayılı Kanun geçici m. 1 düzenlemesinin hemen başında “Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla” ifadesinin kullanılmış olması, bizi farklı bir sonuca götürmez. Zira maddede yalnızca usul hukuku ile ilgili süreler düzenlenmemekte, hüküm yargısal uygulamayı aşan, maddi hukukta karşılığı olan süreleri de kapsamına almaktadır. Kaldı ki, çekteki ibraz sürelerinin geçirilmesinin yargı alanında hak kaybına yol açacağına, hamilin bu çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus özel takip usulüne başvuramayacağına, dahası karşılıksız çeke ilişkin özel hükümlerin de uygulanamayacağına da şüphe yoktur.
    Öte yandan ibraz süresi denildiği vakit, akla öncelikle ticari defterlerin ispat hukuku açısından oynadığı rol kapsamında mahkemelere veya vergi incelemesi sırasında vergi memurlarına ibrazı değil, çekin ibrazı süreleri gelmektedir. Zaten hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri ile birlikte anılan ibraz süresinin de, bu sürelere benzeyen çekin ibrazı süresini karşıladığı açıktır[3].

O zaman ulaşılan sonuç açıktır: Çekteki ibraz süreleri, 13.03.2020’den başlayarak 30.04.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durmuştur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Ancak 30 Nisan’ı takip eden gün olan 1 Mayıs da resmi tatildir. 2 ve 3 Mayıs da hafta sonudur. TTK m. 816 uyarınca bir çekin ibrazı, ancak bir iş gününde yapılabilir. Ancak bu iş günü kuralı, aradaki günler için değil, ibrazın son günü için geçerlidir. Bu sebeple durma anı itibarıyla ilgili çekin ibraz süresinin son günü ise ibrazın, 04.05.2020 tarihinde yapılması gerektiği düşünülebilecek olsa da, 7226 sayılı Kanun’da bu duruma yönelik de özel bir uzatma kuralı öngörülmüş ve durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine 15 gün ve daha az kalmış olan sürelerin durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere 15 gün uzamış sayılacağı belirtilmiştir. Bu durumda ibraz süresi 10 gün olan çekler her durumda bu istisna uzama kuralının kapsamına girecek ve geçici süreliğine bu çeklerde ibraz süresi, TTK m. 796/3 uyarınca 01.05.2020’den başlayarak 15 gün olarak kabul edilecektir. İbraz süresi 1 ay olan çeklerde ise kalan süreye göre, 01.05.2020’den başlamak üzere ibraz süresinin son günü hesaplanacaktır.

Sonuç olarak; resmi tatilde ibraz da olmayacağına göre COVID-19 dönemi açısından -Cumhurbaşkanlığı’nca başka bir uzatma kararı alınmadıkça- 13.03.2020 – 04.05.2020 tarihleri arasında çekin ödenmek üzere muhatap bankaya ibrazı geçersizdir. Bu süreler zarfınca ibraz süreleri durmuştur ve duran süre içinde çekin hamil tarafından ibrazı da mümkün değildir. Böylelikle muhatap banka, düzenleyenin hesabında karşılık olsa ve çek, ödeme talebi ile yetkili/meşru hamil tarafından kendilerine sunulsa bile geçersiz bir ibrazın varlığı karşısında çek bedelini ödememek ve çeki aynen hamile iade etmek zorundadır. Banka, hesapta karşılık yoksa da çekin arkasına karşılıksızlık şerhini yazamaz. Zira ibraz süresi başlamamıştır. Muhatap bankanın buna aykırı davranışı, onu, düzenleyene karşı sorumlu hâle getirecektir.

Bu süre içerisinde muhatap bankanın ÇekK m. 3/3’den kaynaklı kanunen ödemekle yükümlü olduğu bir miktardan da bahsedilemez. Zira bankanın söz konusu kanuni sorumluluğu da çekin süresi içerisinde ibrazına bağlıdır. Bu durumda süre başlamamış veya başlamış ise de durmuştur. İşlemeyen süre, bu sürenin bağlandığı eylemin de yapılamayacağı anlamına gelir.

Hamil, 04.05.2020 tarihi itibarıyla çeki yeniden ibraz edebilir ve bankanın ödeme sorumluluğu/zorunluluğu ancak bu tarih itibarıyla var olabilir.

c. Düzenleyen Açısından

Ticaret hayatı açısından ciddi sonuç doğurabilecek ve piyasadaki ödeme dengelerini bozabilecek olan yukarıda ulaştığımız durumu, 7226 sayılı Kanun geçici m. 1’i yazanlar düşünmüş müdür ya da amaçlamış mıdır bu çok açık/net değildir. Amacın hak kaybını önlemek olduğu hükümde yazılıdır ve hak kaybı alacaklıya, yani hamile yöneliktir. Ancak hamilin hakkı korunurken borçlu konumdaki düzenleyenin konumunun göz ardı edilmesi de düşünülemez. Üstelik, mevcut salgın ortamında makro endişe, alacaklılardan daha çok borçlular üzerindedir. Tüm bunların ötesinde 7226 sayılı Kanun geçici m. 1’deki süre durması/uzatımı, alacaklıyı ön plâna alsa da çek hukukunun ÇekK geçici m. 3/5’den kaynaklanan mevcut durumu karşısında işlemeyen bir ibraz süresi içerisinde borçlu konumdaki düzenleyenin de bir ödeme sorumluluğundan bahsedilemez.

Öte yandan ibraz sürelerini 13.03.2020 tarihi itibarıyla durduran 7226 sayılı Kanun’un RG’de yayınlanma tarihi 26.03.2020’dir. Kanun’un kazanılmış haklara ve ödemesi yapılmış çeklere etkisi olmaması esastır. Zaten Kanun’un yürürlük hükmü olan 52. maddesinde de geçici maddeye ilişkin bir geçmişe etki kuralı getirilmiş değildir. Dolayısıyla ancak yürürlüğe girme tarihinden sonra çek ibrazının engellenmesi ve ödemelerin geçerli bir sebebe dayanmaması, takiben de -yapılmaması gereken ödemelerden kaynaklı olarak- sorumluluk doğurmasından bahsedilebilecektir.

O zaman 26.03.2020 tarihinden başlamak kaydıyla üzerinde yazılı düzenleme tarihi itibarıyla ibraz süresi içerisinde de olsa, ülkemizdeki çeklerin ibraz süresi durmuş olduğuna göre borçlu konumdaki düzenleyenlerin de bir ödeme sorumluluğundan bahsedilemeyecektir. Çekte mündemiç olan hakkın borçluya karşı ileri sürülebilmesi ibraza bağlıdır, ancak belirtilen zaman dilimi aralığında ibraz mümkün değildir. Durma süresi boyunca düzenleyen açısından hukuken ve/veya cezaen karşılıksız çek yaptırımının işletilmesine de olanak yoktur.

Bu durumda düzenlediği çeki ilgili resmi salgın süresi boyunca -o ya da bu sebeple- ödeyemeyen borçluyu/düzenleyeni ayrıca koruyan özel bir düzenlemeye de ihtiyaç kalmamaktadır. Dolayısıyla bankanın ödememe gerekçesi olarak karşılıksızlık dışında bir şerhi çekin arkasına işlemesinin mümkün olup olmadığına ilişkin tartışmanın da bir anlamı kalmayacaktır[4].

SONUÇ OLARAK:

  • “Çekte vade yoktur” kuralı, ülkemizde ÇekK geçici m. 3/5 ile -31.12.2020 tarihine kadar- geçici süreliğine de olsa askıya alınmıştır. Anılan düzenlemedeki üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ibrazının geçersiz addedilmesi esası, ibraz süresinin başlamasından önceki ibrazları da yasaklamaktadır. O zaman nasıl ki yasal ibraz süresi geçtikten sonra çekin tüm hukuki sonuçlarını doğuracak şekilde ibrazı mümkün değilse, bu ibraz süresi başlamadan önceki ibraz da olanaksızdır.
  • COVID-19 salgın dönemine yönelik özel bir tedbir olan 7226 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi düzenlemesi ile 13.03.2020 ila 30.04.2020 tarihleri arasında ibraz süreleri durdurulmuştur. Çek ibrazı ve buna ilişkin süreler de bu düzenlemenin kapsamı içindedir. O zaman ülkemizde şu anki güncel durum, tüm çeklerin ibraz sürelerinin durmuş ve anılan özel düzenlemedeki kurallar çerçevesinde 30.04.2020 tarihinden sonra yeniden işlemeye başlayacak olmasıdır. İşlemeyen ibraz süresi içinde ibraz mümkün değildir. Bu sebeple de 04.05.2020 tarihine kadar hiçbir çekin geçerli bir şekilde ödeme talebi ile ibrazı olanaksızdır.
  • Takiben hamilin/alacaklının, Mart/Nisan tarihli çekleri evinden çıkmadan Mayıs ayı içerisinde de bankaya ibraz etmesi mümkündür ve bu tarihteki ibraz, süresi içinde yapılan ibrazdır.
  • Muhatap bankanın 04.05.2020 tarihinden önce karşılığı bulunan çekleri dahi ödememesi, aynen hamile iade etmesi ve karşılığı olmayan çeklerde de karşılıksızlık işlemi yapmaması gerekir. Aksine tutum, bankanın düzenleyene karşı sorumluluğunu doğurur.
  • Düzenleyen/borçluyu mücbir sebepten kaynaklı ödememe sebebiyle koruyan özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte, söz konusu ibraz sürelerini durduran özel düzenleme, -bunu öngörüp öngörmediği net olmamakla birlikte- diğer taraftan çek borçlularını da korumuş ve ödeme noktasında onlara –üstelik de faizsiz- zaman kazandırmıştır.
  • Bu durumun ticaret hayatının silsilesi içinde sorunlara gebe olduğu açık olmakla birlikte çek hukuku tekniğinin getirdiği -makro ekonomik etkileri olabilecek- bu yorum tarzının/sonucun engellenmesinin yolu, -ivedilikle- ÇekK geçici m. 3/5’in yürürlükten kaldırılmasıdır. Bu olasılıkta ÇekK m. 3/8’deki orijinal sisteme dönülmüş olacak ve 7226 sayılı Kanun geçici m. 1 ile çekteki ibraz süreleri durmuş olsa da ibraz süresi öncesindeki/dışındaki ibraz geçersiz sayılmayacak, hesapta karşılık varsa bankanın ödeme yapma sorumluluğu söz konusu olacaktır. Zira karşılığı bulunan çeki ödeme noktasındaki bankanın yasal sorumluluğu, çekin ibraz süresi içinde ibraz edilmesine değil, yetkili hamil tarafından “ibraz edilmesine” bağlıdır. Ancak bu olasılıkta da hesapta yeterli karşılık yoksa, çek yasal ibraz süresi içinde ibraz edilmemiş olduğu için hamilin/alacaklının hukuki takip yapabilmesine olanak olmayacaktır.

*        İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi.

         Son okuma ve tashih konusundaki desteğinden ötürü İstanbul Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku Anabilim Dalı’ndan Araş. Gör. Buğra Kesici’ye teşekkürlerimi sunmak isterim.

[1]        Bkz. 7726 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5941 sayılı Çek Kanunu’na eklenen Geçici Madde 5.

[2]        İşbu çalışmada çekin, üzerine çekildiği banka hesabının bulunduğu şubeye, bankanın başka bir şubesine [5941 sayılı Çek Kanunu (= ÇekK) m. 3/1] ve Takas Odasına ibrazı da (TTK m. 798), “ibraz” kavramının içerisinde değerlendirilmektedir.

[3]        Maddenin ikinci fıkrasında kapsam dışında bırakılan süreler arasında da çekteki ibraz süreleri yer almamaktadır.

[4]        Kaldı ki zaten çekin ödenmemesinin herhangi bir mücbir sebepten kaynaklandığının ortaya konulmasının/ispatının düzenleyeni hukuki veya cezai yaptırımdan kurtarmasına, ilgili çekin karşılıksız çek sayılmasını önlemesine ilişkin bir düzenlememiz de bulunmamaktadır. TTK’da “ödemelerin tatili” hep makro değil mikro anlamda borçlunun durumu açısından ele alınmakta ve sonuç itibarıyla da hamilin haklarını belirli şartları karşılamadan kullanmasını sağlamaktadır, yoksa ödemeyi yapamayan borçluyu değil. Bkz. örn. TTK m. 713, 806. Kıymetli evrak hukukunun esas korumayı amaçladığı kişinin, senet hamili olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla yukarıda yaptığımız çek ibrazının mümkün olmadığı yorumunun kabul edilmemesi durumunda, mücbir sebebin varlığı borçlu düzenleyeni çek hukukunun ödememeye bağladığı hukuki ve cezai yaptırımlardan kurtarmayacaktır. 

Ticari İşletme Devrinde Pasiflerin İntikali – Doğan Kocabey

Av. Doğan Kocabey tarafından yazılan “Ticari İşletme Devrinde Pasiflerin İntikali” başlıklı makale, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 67 (3) 2018: 605-633’de yayımlanmıştır.

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

ÖZ
“Ticarî işletmenin sadece aktiflerinin devri devredilip, pasiflerin devir
kapsamı dışında tutulup tutulamayacağı” Türk hukukunda tartışmalı ve
üzerinde ittifak edilemeyen bir konudur. TBK. m. 202 ve TTK. m. 11
düzenlemeleri karşısında, işletmenin sadece aktiflerin devredilip, pasiflerinin devredilmemesine dair sözleşmenin geçerli olup olmadığı bu tartışmanın odak noktasıdır. Türk hukukunda pasiflerin akıbeti ile ilgili açık bir hüküm bulunmadığı için farklı düşünceler ortaya çıkmıştır. Teminat teorisine göre, (e)BK. m. 179’da konuya ilişkin bir düzenleme olmadığı dönemlerde dahi bu tarz sözleşmeler geçersizdir. Bu görüşü savunanlar, Kanunda bir boşluk olduğunu ve hükmün amacından hareketle boşluğun bu şekilde doldurulması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Buna karşılık, irade serbestîsi olarak adlandırılabilecek diğer bir görüşe göre, taraf iradelerine üstünlük tanınması gerekir. Böylece pasiflerin devir kapsamı dışında tutulmasının mümkündür.

Bu iki teorinin yanında bağdaştırıcı veya ara görüş olarak adlandırabilecek
görüşler de vardır. Yargıtay, ticarî işletmenin sadece aktiflerinin devredilip, pasiflerin devir kapsamı dışında bırakılmasının mümkün olmadığını benimsenmiştir. Yüksek Mahkeme’ye göre, işletmenin aktifleri, işletmeye tanınan kredilerin ve borçların doğal teminatıdır. Başka bir deyişle işletmenin aktifleri aslında işletmenin teminatıdır. Bu sebeple devir sözleşmesinin pasifleri de kapsaması gerekir. Türk hukukunda, doktrinde ve yargı uygulamasında hâkim görüş bu yöndedir.

İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu – Betül Aktaş

Betül Aktaş tarafından hazırlanan “İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu” adlı eser On İki Levha Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 454’te düzenlenen imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun temel işlevi imtiyazların korunmasıdır. İmtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edebilecek nitelikte olan genel kurulun anasözleşme değişikliklerinde, yönetim kuruluna sermaye artırımı yetkisi verilmesi kararında ve kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulunun yaptığı sermaye artırımında özel kurul onayının alınması gerekmektedir. Aksi takdirde alınan genel kurul veya yönetim kurulu kararı uygulanamaz. Çalışmamız imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu kavramı, yapısı, işlevi ve hukuki niteliği, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunun toplanma şartları ve süreci ve imtiyazlı pay sahipleri özel kurul kararlarının hukuki etkisi ve sakatlık halleri olmak üzere üç bölüm altında ele alınmıştır.


İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
A. KONUNUN ÖNEMİ
B. KONUNUN SINIRLANDIRILMASI
C. KONUNUN ELE ALINIŞ ŞEKLİ

BİRİNCİ BÖLÜM 
İMTİYAZLI PAY SAHİPLERİ ÖZEL KURULU KAVRAMI, YAPISI, İŞLEVİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ 
A. İMTİYAZ KAVRAMI
B. TARİHÇE
C. TERMİNOLOJİ
D. TANIM
E. İMTİYAZLI PAY SAHİPLERİ ÖZEL KURULUNUN YAPISI
F. AMACI
G. HUKUKİ NİTELİĞİ
H. MUKAYESELİ HUKUKTA İMTİYAZLI PAY SAHİPLERİ ÖZEL KURULU

İKİNCİ BÖLÜM 
İMTİYAZLI PAY SAHİPLERİ ÖZEL KURULUNUN TOPLANMA ŞARTLARI VE SÜRECİ 
A. ÖZEL KURUL TOPLANTISININ ŞARTLARI
B. TOPLANTININ İCRA EDİLME SÜRECİ 
C. ÖZEL KURUL TOPLANTISINA GEREK OLMAYAN HALLER

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 
İMTİYAZLI PAY SAHİPLERİ ÖZEL KURUL KARARLARININ HUKUKİ ETKİSİ VE SAKATLIK HALLERİ 
A. ÖZEL KURUL KARARLARININ HUKUKİ ETKİSİ
B. ÖZEL KURUL KARARLARININ SAKATLIĞI

SONUÇ

KAYNAKÇA

Anonim Ortaklık Genel Kurul Kararının Yürütmesinin (Tedbiren) Geri Bırakılması (TTK m. 449) – Doğukan Algan

Doğukan Algan tarafından yazılan “Anonim Ortaklık Genel Kurul Kararının Yürütmesinin (Tedbiren) Geri Bırakılması (TTK m. 449)” adlı eser Oniki Levha Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNSÖZ
Anonim ortaklık genel kurul kararının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda genel kurul kararlarının yürütmesinin geri bırakılması talebi yaygın bir uygulama alanına sahiptir. İlgili düzenleme 6102 sayılı TTK m. 449’da yer almakla birlikte bir usul hukuku müessesesi olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, bu düzenlemenin usul hukuku boyutuyla incelenmesi önem kazanmaktadır.

İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
Birinci Bölüm 
ANONİM ORTAKLIKTA GEÇİCİ HUKUKİ KORUMALARA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER 

§1. GENEL KURUL KARARININ YÜRÜTMESİNİN GERİ BIRAKILMASININ HUKUKİ NİTELİĞİ
I. Anonim Ortaklıkta Genel Kurul
II. Genel Kurul Kararının Yürütmesinin Geri Bırakılması

§2. ASIL (NİHAİ) KORUMA OLARAK GENEL KURUL KARARININ İPTALİ VEYA BUTLANI
I. Asıl (Nihai) Koruma Olarak Genel Kurul Kararının İptali
II. Asıl (Nihai) Koruma Olarak Genel Kurul Kararının Butlanı

§3. MENFAATLER DENGESİ
I. Menfaat Kavramı
II. Ortaklık Menfaati ve Menfaatler Dengesi

§4. GENEL KURUL KARARININ YOKLUĞU HALİNDE TTK M. 449’DAKİ ÖZEL HÜKMÜN (KIYASEN) UYGULANIP UYGULANAMAYACAĞI SORUNU

İkinci Bölüm 
TEDBİRİN ŞARTLARI VE TARAFLARI 
§5. TEDBİRİN ŞARTLARI
I. Asıl Talep Hakkı: Genel Kurul Kararının İptalini veya Butlanını Talep Hakkı
II. Tedbir Sebebinin Varlığı

§6. TEDBİRİN TARAFLARI
I. Tedbir Talebinde Bulunan Taraf
II. Aleyhine Tedbir İstenen Taraf: Anonim Ortaklık

Üçüncü Bölüm 
TEDBİR YARGILAMASI, KARARI VE SONUÇLARI 
§7. Tedbir Yargılamasının Özellikleri
I. Genel Olarak
II. Görevli ve Yetkili Mahkeme
III. Talep ve Tedbirin Konusu
IV. Tedbir Kararı Verilirken Yönetim Kurulunun Dinlenmesi Sorunu
V. İspat ve Deliller Bakımından Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
VI. Teminat Sorunu

§8. Tedbir Kararı ve Kanun Yolu

§9. Tedbir Kararının Uygulanması

§10. Tedbire İtiraz ve Tedbirin Kaldırılması
I. Tedbire İtiraz
II. Tedbirin Kaldırılması

§11. Haksız Tedbirden Doğan Tazminat Sorumluluğu

SONUÇ

KAYNAKÇA

Limited şirket ortak sayısı

Limited şirket ortak sayısı 6102 sayılı TTK’nın 573. maddesinde düzenlenmiş olup, söz konusu madde uyarınca tek bir gerçek ya da tüzel kişi tarafından limited şirket kurulabilmektedir.

TTK 573’ün limited şirket ortak sayısı ile ilgili ifadesi şu şekildedir; “Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur…

6102 sayılı TTK’nın yürürlükten kaldırdığı 6762 sayılı TTK döneminde ise limited şirket en az iki ortakla kurulabiliyor ve faaliyetine devam edebiliyordu.

Acente

Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı
gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir (TTK m. 102).

Yokluk ve Butlan

“Kavram olarak yokluk; bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen ve kurucu nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık halidir. Bu aykırılık, işlemin unsurlarında eksikliğe yol açar ve işlemi “yokluk” ile sakat hale getirir. Yok sayılan işlem, şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir, hâkim tarafından da re’sen dikkate alınır. Mahkemenin vereceği tespit hükmü, bu durumu açıklayıcı niteliktedir.

Şirketler hukukundaki emredici hükümlere göre, genel kurul kararlarının oluşabilmesi için iki kurucu unsur gereklidir: Birincisi genel kurul toplantısı yapılması, ikincisi toplantıda karar alınmasıdır. Bunların birisindeki eksiklik halinde, işlem (karar) hiç doğmamış sayılır; yani baştan itibaren yoktur. Örneğin, karar alınmadığı halde alınmış gibi gösterilirse veya Bakanlık temsilcisinin toplantıda bulunmaması halinde işlem, yoklukla sakat olacaktır.

Butlan ise; bir işlemin, konusuna ilişkin emredici hükümlere aykırı olması halidir. Eş söyleyişle, bir işlemin konusu; kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız ise, bu işlem batıldır. Yokluktaki gibi, butlanda da kesin geçersizlik söz konu-sudur; hâkim bunu re’sen göz önünde bulundurur ve herkes bu geçersizliği, iptal davasında öngörülen üç aylık süreyle bağlı olmaksızın ileri sürebilir ve tespit ettirebilir. Yokluk ve butlan arasında sonuçları değil, sebepleri bakımından farklılık bulunmaktadır (Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, 2012, 2. Baskı, s.190).

Mülga Türk Ticaret Kanunu’nda bir işlemin batıl hale gelmesine örnek olarak 392. madde hükmü verilebilir. Anılan yasa hükmünde, sermaye artırım koşullarına uyulmamasının kararı batıl hale getireceği düzenlenmiş olup, ikinci fıkra aynen; “Esas sermayenin artırılması yukarıki hükümlere göre icra edilmemiş ise bu husustaki muameleler batıl ve bundan dolayı da idare meclisi azalariyle murakıplar; şirkete, münferit ortaklara ve üçüncü şahıslara karşı müteselsilen mesuldürler.” şeklindedir. Bunun yanı sıra, toplantı ve karar nisabının bulunmaması da (6762 Sayılı TTK m. 378) butlan sebeplerine örnek olarak verilebilir.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2013/1048, K:2014/430, T:02.04.2014

“Yokluk”; bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen kurucu veya şekli nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık halidir (Mehmet Bahtiyar, Ortaklıklar Hukuku, s.196). Bu aykırılık, işlemin unsurlarında eksikliğe yol açar ve işlemi “yokluk” ile sakat hale getirir. Yok sayılan işlem, şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir, hâkim tarafından da re’sen dikkate alınır. Mahkemenin vereceği tespit hükmü, bu durumu açıklayıcı niteliktedir. Yokluk ve butlan hallerinin varlığı halinde bu hususun mahkemelerce re’sen gözönünde bulundurulacağı ve herkesin bu geçersizliği, mülga 6762 sayılı TTK’nın 381. maddesinde (6102 S. TTK 445-446) düzenlenen koşullara tabi olmaksızın ileri sürebileceği Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2008 gün ve 2008/11-246 E., 2008/239 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir.” Yargıtay 11. HD., E:2019/1941, K:2020/435, T:15.01.2020

Anonim Şirket Genel Kurul Kararı – Hükümsüzlük ve İptal Edilebilirlik

“Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle; anonim şirket genel kurul kararlarının iptali için ileri sürülebilen nedenler arasında yer alan “hükümsüzlük” ile “iptal edilebilirlik” kavramlarının açıklanmasında yarar vardır.

Bilindiği üzere, mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 Sayılı TTK) batıl kararlara yönelik olarak genel kurul kararlarının iptali için dava açma hakkı düzenlenmemiş ancak doktrin ve uygulamada ilgililerin açacağı bir tespit davası ile hükümsüzlüğün belirlenmesinin talep edebileceği kabul edilmiştir. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 447. maddesinde ise genel kurulun hangi tür kararlarının batıl olduğu hüküm altına alınmış durumdadır.) 

Hükümsüzlük halleri, yokluk ve butlan olarak iki alt kategoride ela alınabilir.

Kavram olarak yokluk; bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen ve kurucu nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık halidir. Bu aykırılık, işlemin unsurlarında eksikliğe yol açar ve işlemi “yokluk” ile sakat hale getiri. Yok sayılan işlem, şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir, hâkim tarafından da re’sen dikkate alınır. Mahkemenin vereceği tespit hükmü, bu durumu açıklayıcı niteliktedir.

Şirketler hukukundaki emredici hükümlere göre, genel kurul kararlarının oluşabilmesi için iki kurucu unsur gereklidir: Birincisi genel kurul toplantısı yapılması, ikincisi toplantıda karar alınmasıdır. Bunların birisindeki eksiklik halinde, işlem (karar) hiç doğmamış sayılır; yani baştan itibaren yoktur. Örneğin, karar alınmadığı halde alınmış gibi gösterilirse veya Bakanlık temsilcisinin toplantıda bulunmaması halinde işlem, yoklukla sakat olacaktır.

Butlan ise; bir işlemin, konusuna ilişkin emredici hükümlere aykırı olması halidir. Eş söyleyişle, bir işlemin konusu; kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız ise, bu işlem batıldır. Yokluktaki gibi, butlanda da kesin geçersizlik söz konu-sudur; hâkim bunu re’sen göz önünde bulundurur ve herkes bu geçersizliği, iptal davasında öngörülen üç aylık süreyle bağlı olmaksızın ileri sürebilir ve tespit ettirebilir. Yokluk ve butlan arasında sonuçları değil, sebepleri bakımından farklılık bulunmaktadır (Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, 2012, 2. Baskı, s.190).

Mülga Türk Ticaret Kanunu’nda bir işlemin batıl hale gelmesine örnek olarak 392. madde hükmü verilebilir. Anılan yasa hükmünde, sermaye artırım koşullarına uyulmamasının kararı batıl hale getireceği düzenlenmiş olup, ikinci fıkra aynen; “Esas sermayenin artırılması yukarıki hükümlere göre icra edilmemiş ise bu husustaki muameleler batıl ve bundan dolayı da idare meclisi azalariyle murakıplar; şirkete, münferit ortaklara ve üçüncü şahıslara karşı müteselsilen mesuldürler.” şeklindedir. Bunun yanı sıra, toplantı ve karar nisabının bulunmaması da (6762 Sayılı TTK m. 378) butlan sebeplerine örnek olarak verilebilir.

İptal edilebilir kararlarda ise; genel kurul kararının geçersizlik halini oluşturan nedenin, işlemin, baştan itibaren geçersiz olması sonucunu doğuracak nitelikte olmaması hali söz konusudur. Örneğin; anonim şirket ortaklar genel kurulunda oyunu kullanmasına haksız yere izin verilmediği, çağrının usulsüz yapıldığı, gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediği, toplantıya ve karara yetkili olmayan kimselerin iştirak ettikleri iddiasında olan ortaklar, yasa, ana sözleşme ve afaki iyi niyet kurallarına aykırılık hallerini ileri sürerek, kararların iptallerini mülga 6762 Sayılı TTK’nun 381. maddesi uyarınca isteme hakları bulunmaktadır

Eş söyleyişle; mutlak butlanla batıl kararlar, baştan beri hükümsüz olan, sonradan geçerlilik kazanma olanağı olmayan, emredici kurallara, kamu düzenine veya ahlaka ve adaba aykırı veyahut konusu olanaksız olan kararlardır. Bu tür kararlar, baştan beri hüküm ifade etmezler ve mahkemece, re’sen üzerinde durulması da gerekir. 6762 Sayılı TTK’nun 381. maddesi anlamında iptali kabil kararlar ise, daha çok ortakların menfaatlerinin koruyan düzenlemelere aykırılık teşkil eden, emredici kurallar dışında yorumlayıcı ve şekle ilişkin kuralların ihlal edildiği kararlardır. İptali gereken kararlar, baştan itibaren geçersiz olmadıklarından, iptal edilinceye kadar geçerli bir kararın hüküm ve sonuçlarını doğururlar. 

Yokluk ve butlan hallerinin re’sen göz önünde bulundurulacağı ve herkesin bu geçersizliği, 6762 Sayılı TTK’nun 381. maddesinde düzenlenen koşullara tabi olmaksızın ileri sürebileceği Hukuk Genel Kurulu’nun 12.3.2008 gün ve 2008/11-246 E., 2008/239 K. sayılı ilamında da benimsenmiştir.

Bu itibarla, anonim şirket kararının iptali için yukarıda açıklanan hükümsüzlük hallerine dayanılmadığı durumlarda iptal davası açılabilmesi için, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 381. maddesinde (benzer düzenleme 6102 Sayılı TTK, 445 ve 446. maddelerinde mevcuttur) düzenlenen koşulların oluşması gerekir. Anılan yasa hükmü aynen;
“Aşağıda yazılı kimseler, kanun veya esas mukavele hükümlerine ve bilhassa afaki iyi niyet esaslarına aykırı olan umumi heyet kararları aleyhine, tarihlerinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye müracaatla iptal davası açabilirler:
1. Toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak keyfiyeti zapta geçirten veya reyini kullanmasına haksız olarak müsaade edilmiyen yahut toplantıya davetin usulü dairesinde yapılmadığını veyahut gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini yahut umumi heyet toplantısına iştirake salahiyetli olmıyan kimselerin karara iştirak etmiş bulunduklarını iddia eden pay sahipleri;
2. İdare meclisi;
3. Kararların infazı idare meclisi azalariyle murakıpların şahsi mesuliyetlerini mucip olduğu takdirde bunların her biri.
İptal davasının açılması keyfiyetiyle duruşmanın yapılacağı gün, idare heyeti tarafından usulen ilan olunur.
Birinci fıkrada yazılı üç aylık hak düşüren müddetin sona ermesinden önce duruşmaya başlanamaz. Birden fazla iptal davası açıldığı takdirde, davalar birleştirilerek görülür.

Mahkeme şirketin talebi üzerine şirketin muhtemel zararına karşı davacıların teminat göstermesine karar verebilir. Teminatın mahiyet ve miktarını tayin mahkemeye aittir.” şeklindedir.

Madde metninden de anlaşılacağı üzere, hükümsüzlük hallerinin bulunmadığı genel kurul kararlarının iptalini isteyebilmek için, toplantıda hazır olan ortağın, alınan kararlara muhalif kaldığını toplantı tutanağına yazdırması (muhalefet şerhi) ve üç aylık hak düşürücü sürede dava açılması gerekmektedir. Aksi halde, iptal edilebilir kararlar açısından dava hakkı söz konusu olmaz.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2013/1048, K:2014/430, T:02.04.2014

Anonim Şirketlerde Pay

“Anonim şirketler için önemli bir kavram olan “pay”, üç anlamda kullanılır. Bunlardan ilki esas sermayenin bir parçasını ifade etmesidir. Esas sermayenin pay sayısına bölünmesi sonucu oluşan ve nominal (itibari) değeri olan her bir birim birer payı oluşturur. Pay sayısının ve nominal değerinin esas sözleşmede gösterilmesi zorunludur. Bir diğer anlamıyla pay; pay sahipliği konumunu yani ortaklık sıfatını ifade eder. Ortaklık sıfatından kaynaklanan hak ve borçlar paya bağlıdır. Pay elde edilirken ortaklık sıfatı da kazanılmış olur. Payın devredilmesi halinde ortaklık sıfatı ve buna bağlı hak ve borçlar da devredilmiş olur. Üçüncü anlamıyla pay; bir kıymetli evrak niteliğindeki pay senetlerini (hisse senetlerini) ifade eder. Hamiline düzenlenmiş paylar hariç olmak üzere, payın bir senede bağlanması zorunluluğu yoktur. Senede bağlanmamış paylar “çıplak pay” olarak adlandırılmıştır (F… Şirketler Hukuku, 2.bası, 2012, s.240,241).” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2014/801, K:2014/891, T:12.11.2014

Teyit Mektubu

Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır (TTK m. 21/3).

Vade Farkı

“…vade farkı yasal düzenlemeler kapsamında tanımlanmış bir kavram olmayıp, enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi sonucunda yargı kararları ile uygulama bulmuştur. Vade farkı ile para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören alacaklının korunması amaçlanmıştır.
Nitekim, 27.06.2003 gün ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vade farkının “veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen’e belirli oranlarda yapılan ilave başka bir anlatımla vade farkı mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen’in ulaştığı miktarı ifade ettiği” belirtilmiştir.

Vade farkı, başta sözleşme ilişkisi kurulurken ya da daha sonradan tarafların ortak iradeleri ile kararlaştırılabileceği gibi var olan ticari teamüller sonucu da ortaya çıkabilir.

Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği durumlarda alacaklı bu yöndeki istemini doğrudan sözleşmeye dayandıracaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.09.2003 gün ve 2003/19-449 E., 2003/491 K.; 28.04.2004 gün ve 2004/19-205 E., 2004/246 K.; 06.10.2004 gün ve 2004/19-470 E., 2004/462 K. sayılı ilamları). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2017/901, K:2018/402, T:28.02.2018

Fatura

Ticari işletme gereği satılan mal veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere malı satan veya işi yapan tacir tarafından müşteriye verilen ticari belgeye fatura denir (VUK m.229, TTK m.23).

Fatura tek başına borç doğuran bir belge olmadığı gibi bunun karşı tarafa tebliğ edilmemiş olması da borcun doğumu ya da istenebilir olması bakımından önem taşımaz.

TTK Madde 5/A

3. Dava şartı olarak arabuluculuk
MADDE 5/A- (Ek:6/12/2018-7155/20 md.)
(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

(2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ

Resmi Gazete Tarih ve No: 15.09.2018 – 30536

Ticaret Bakanlığından:

6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNUNUN 376 NCI MADDESİNİN

UYGULANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR

HAKKINDA TEBLİĞ

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı maddesi kapsamında sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında uyulacak usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri kapsar.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Tebliğ, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 210 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 446 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4 – (1) Bu Tebliğde geçen;

a) Aktif: Şirketin sahip olduğu dönen ve duran varlıkları,

b) Ara dönem finansal tablo: 3, 6 ve 9 aylık dönem sonları itibarıyla hazırlanmış finansal tabloları,

c) Borç: Öz kaynaklar hariç şirketin aktiflerini finanse ettiği kaynakları,

ç) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

d) Kanuni yedek akçe: Kanunun 519 uncu maddesinde düzenlenen yedek akçeyi,

e) Ortak: Anonim şirketlerin pay sahiplerini, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ortaklarını,

f) Serbest yedek akçe: Kanuni yedek akçelerin sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşan kısmı ile kanun ve sözleşme gereği ayrılanlar dışında genel kurulca ayrılmasına karar verilen yedek akçeleri,

g) Şirket: Anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri,

h) Sözleşme: Anonim şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin esas sözleşmesini, limited şirketlerin şirket sözleşmesini,

ı) Yönetim organı: Anonim şirketlerde yönetim kurulunu, limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulunu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticiyi veya yöneticileri,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Sermaye Kaybı

Genel kurulun toplantıya çağrılması

MADDE 5 – (1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırır. Genel kurulun gündem maddeleri arasında, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız kaldığı belirtilir.

(2) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı durumlarda farklı bir gündem ile toplantıya çağrılmış olsa dahi bu husus genel kurulda görüşülür.

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde genel kurul

MADDE 6 – (1)  Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde yönetim organı, bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

(2) Yönetim organı, son bilançoyu genel kurula sunarak şirketin finansal yönden bulunduğu durumu bütün açıklığıyla ve her ortağın anlayabileceği şekilde anlatır. Bu hususta genel kurula rapor da sunulabilir.

(3) Yönetim organı, şirketin mali durumundaki kötüleşmeyi ortadan kaldırmak veya en azından etkilerini hafifletmek amacıyla, uygun gördüğü sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi iyileştirici önlemleri alternatifli ve karşılaştırmalı olarak aynı genel kurula sunar ve açıklar.

(4) Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir.

Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurul

MADDE 7 – (1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul;

a) Sermayenin üçte biri ile yetinilmesine ve Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre sermaye azaltımı yapılmasına,

b) Sermayenin tamamlanmasına,

c) Sermayenin artırılmasına,

karar verebilir.

Sermayenin azaltılması

MADDE 8 – (1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisi zarar sebebiyle karşılıksız kalan şirketin genel kurulu, sermayenin üçte biriyle yetinmeye karar verdiği takdirde sermaye azaltımı Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre yapılır.

(2) Bu madde kapsamında yapılacak sermaye azaltımında yönetim organı, alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçebilir.

Sermayenin tamamlanması

MADDE 9 – (1) Sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez.

(2) Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından Kanunun 421 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz.

(3) Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edilir.

Sermayenin artırılması

MADDE 10 – (1) Genel kurul tarafından;

a) Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması ile birlikte eş zamanlı olarak istenilen tutarda artırımına karar verilebilir. Sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı sermaye artırımında artırılan sermayenin en az dörtte birinin ödenmesi şarttır.

b) Sermayenin zarar sonucu ortaya çıkan kayıp kadar azaltılması yoluna gidilmeden sermaye artırımına karar verilebilir. Bu şekilde yapılacak sermaye artırımında sermayenin en az yarısını karşılayacak tutarın tescilden önce ödenmesi zorunludur.

Genel kurulun gerekli tedbirlerden birini almaması

MADDE 11 – (1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, 7 nci maddede belirtilen tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. Bu şekilde sona eren şirketin tasfiye işlemleri, Kanunun 536 ncı ve devamı maddelerine göre yürütülür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Sermaye ile Kanuni Yedek Akçeler Toplamının Tamamının Karşılıksız Kalması

Borca batık olma durumu

MADDE 12 – (1) Borca batık olma durumu, şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması halidir.

(2) Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.

(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır.

(4) Yönetim organı, hem işletmenin devamlılığı esasına hem de aktiflerin muhtemel satış değerlerine göre çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve 7 nci maddede belirtilen tedbirleri almaması halinde şirketin iflası için mahkemeye başvurur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Ortak ve Son Hükümler

Esas alınacak finansal tablolar

MADDE 13 – (1) Şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumları, Kanunun 88 inci maddesine göre hazırlanacak finansal tablolar esas alınarak belirlenir. Finansal tabloların düzenlenmesinde ihtiyari olarak Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasının tercih edilmesi halinde, bahsi geçen durum bu şekilde hazırlanan finansal tablolar üzerinden değerlendirilir.

Sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında birleşmeye katılma

MADDE 14 – (1)  Sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirket, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir.

(2) Birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile ortaya konulur. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, denetime tabi şirketin denetçisi tarafından da hazırlanabilir.

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 1/1/2023 tarihine kadar, Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir.

Yürürlük

MADDE 15 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 16 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.

Tasfiyede Kalan Varlığın Dağıtılması İçin Beklenecek Süre

T.C. 

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI

İç Ticaret Genel Müdürlüğü

 

Sayı: 50035491-431.04

Konu: Tasfiyede Kalan Varlığın Dağıtılması İçin Beklenecek Süre

……………….. TİCARET SİCİLİ MÜDÜRLÜĞÜNE

6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 68 inci maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 543 üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak, tasfiyede kalan varlığın dağıtılabilmesi için alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı ilanından itibaren geçmesi gereken bir yıllık süre altı aya indirilmiştir. Bu sayede şirketlerin tasfiyelerini altı ay gibi bir sürede tamamlamaları imkanı getirilmiştir.

Son dönemde Bakanlığımıza intikal eden muhtelif yazılardan, mezkur düzenlemenin yürürlüğe girdiği 09.08.2016 tarihinden önce tasfiye haline giren şirketleri kapsayıp kapsamadığı hususunda ticaret sicili müdürlüklerince tereddüt yaşandığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 6102 sayılı Kanunun 541 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, tasfiye haline giren şirketlerde, alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilerek, alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılmakta ve 543 üncü maddede düzenlenen süre üçüncü çağrı ilanından itibaren başlamaktadır.

Bu itibarla;

  • 6728 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 09.08.2016 tarihinden önce tasfiye halinde olduğu tescil edilen şirketlerde, kalan varlığın bir yıl geçmeden dağıtılmasına yetki tanıyan mahkeme kararı bulunmadıkça ve şirket sözleşmesinde aksine daha uzun süre öngörülmemişse üçüncü çağrı ilanından itibaren bir yılllık sürenin tamamlanmasının ardından kalan varlık dağıtılarak tasfiyenin sonlandırılması,
  • 09.08.2016 tarihinden sonra tasfiye halinde olduğu tescil edilen şirketlerde ise, şirket sözleşmesinde veya alacaklılara yapılan çağrı ilanında aksine daha uzun süre öngörülmemişse üçüncü çağrı ilanından itibaren 6728 sayılı Kanunun 68 inci maddesi ile değişik 543 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık sürenin tamamlanmasının ardından kalan varlık dağıtılarak tasfiyenin sonlandırılması
  • Şirket sözleşmelerinde kalan varlığın dağıtılması için bir yıl veya daha uzun süre beklenmesi öngörülen şirketlerde, tasfiyenin 6728 sayılı Kanunun 68 inci maddesi ile değişik 543 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen altı aylık sürede tamamlanmasının istenmesi durumunda, şirket sözleşmesinin ilgili hükmünün Kanunda yapılan değişikliğe uygun olarak değiştirilmesi,

Gerekmektedir.

Bilgi ve gereğini rica ederim.

Adnan YANKIN

Bakan a.

Genel Müdür V.

Yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Geçici Madde 11

GEÇİCİ MADDE 11 – (Ek: 15/7/2016-6728/72 md.)

(1) 31/12/2016 tarihinden sonra bankalarca çek hesabı sahiplerine 780 inci maddeye bu Kanunla eklenen hüküm gereğince bulunması gereken karekod ve seri numarası unsurlarını içermeyen çek yaprağı verilemez. 31/12/2016 tarihinden önce basılan çeklerde bu unsurlar aranmaz.

Geçici Madde 10

GEÇİCİ MADDE 10 – (Ek: 10/9/2014-6552/134 md.)

14/2/2014 tarihine kadar Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yapılması gereken sermaye artırımlarını herhangi bir nedenle yapmamış olan şirketler hakkında asgari sermaye şartını bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yapmaları hâlinde fesih işlemi uygulanmaz. Sermaye artırımında bulunmaması nedeniyle ticaret sicili kaydı silinenlerin de bu süre içinde sermaye artırımı için başvurmaları hâlinde kayıtları resen yeniden oluşturulur.

Halka Açık Şirketlerde TTK 376 Uygulaması

Anonim şirketlerde sermaye kaybı ve borca batıklık durumunu ve alınması gereken önlemleri düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376. maddesinin halka açık şirketler açısından uygulanması ile ilgili esaslar, Sermaye Piyasası Kurulu’nun 10.04.2014 tarih ve 11/352 sayılı kararı ile belirlenmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun 10.04.2014 tarih ve 2014/11 sayılı bülteninde yayınlanan söz konusu karar aşağıda yer almaktadır.

Halka Açık Şirketler Bakımından 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 376’ncı Maddesinin Uygulaması 

Kurulumuzun 10.04.2014 tarih ve 11/352 sayılı Kararı’nda;
A. TTK’nın 376’ncı maddesinin birinci fıkrasının uygulaması ile ilgili olarak; 
  1. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının yarısının karşılıksız kaldığına ilişkin tespitin, Kurulumuzun II-14.1 sayılı “Sermaye Piyasasında Finansal Raporlamaya İlişkin Esaslar Tebliği” (II-14.1 Tebliği) çerçevesinde hazırlanıp kamuya açıklanan yıllık finansal durum tablolarından (bilanço) yapılmasına,
  2. Sermaye kaybının tespitinde II-14.1 Tebliği uyarınca hazırlanan finansal durum tablosunda (bilanço) yer alan kalemler dikkate alınarak, [((Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler) – Özkaynaklar) / (Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler)] formülünün uygulanmasına, (Özkaynaklar tutarı, konsolide finansal tablo düzenleyenler için “Ana Ortaklığa Ait Özkaynaklar” kalemi değil özkaynakların tamamı olarak dikkate alınacaktır.)
  3. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının yarısının karşılıksız kaldığının tespiti halinde, şirket yönetim kurulunun genel kurulu derhal toplantıya çağırmak ve iyileştirici önlemleri genel kurula sunmakla yükümlü olduğuna,

B- TTK’nın 376’ncı maddesinin ikinci fıkrasının uygulaması ile ilgili olarak; 

  1. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığına ilişkin tespitin, Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde hazırlanıp kamuya açıklanan yıllık finansal durum tablolarından (bilanço) yapılmasına,
  2. Sermaye kaybının tespitinde II-14.1 Tebliği uyarınca hazırlanan finansal durum tablosunda (bilanço) yer alan kalemler dikkate alınarak, [((Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler) – Özkaynaklar) / (Sermaye + Kanuni Yedek Akçeler)] formülünün uygulanmasına, ( Özkaynaklar tutarı, konsolide finansal tablo düzenleyenler için “Ana Ortaklığa Ait Özkaynaklar” kalemi değil özkaynakların tamamı olarak dikkate alınacaktır.)
  3. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığının tespiti halinde, şirket yönetim kurulunun, genel kurulu derhal toplantıya çağırmak ve bu genel kurulda sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanması kararlarından birinin alınması amacıyla gündeme madde eklemekle yükümlü olduğuna,
  4. Sermaye ve kanuni yedek akçelerin toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığının tespiti halinde, şirket yönetim kurulunun, şirketin borca batıklık durumunu da incelemesi gerektiğine,

C- TTK’nın 376’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının uygulaması ile ilgili olarak; 

  1. Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde ara dönem finansal rapor hazırlama yükümlülüğü bulunan şirketler için;
    i.  İşletmenin devamlılığı esasına göre hazırlanacak ara bilanço olarak Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde hazırlanan periyodik finansal tabloların dikkate alınmasına,
    ii. Aktiflerin muhtemel satış fiyatları esas olmak üzere hazırlanacak ara bilançonun (TTK 376 bilançosu) ise, Kurulumuzun II-14.1 Tebliği hükümlerine tabi olmaksızın ancak Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde hazırlanan periyodik finansal tablolar ile aynı tarihli olmak üzere borca batıklık şüphesinin çıkmasını takiben en çok 30 gün içerisinde tanzim edilmesine,
  2. Kurulumuzun II-14.1 Tebliği çerçevesinde ara dönem finansal rapor hazırlama yükümlülüğü bulunmayan işletmeler için ise; borca batıklık şüphesinin çıkmasını takiben 30 gün içerisinde hem Kurulumuzun II-14.1 Tebliği hükümlerine uygun olarak devamlılık esasına göre hem de TTK 376 bilançosu tanzim edilmesine,
  3. Devamlılık esasına uygun olarak hazırlanan finansal durum tablosu sermayenin tamamının kaybını gösteriyorken, TTK 376 bilançosu aktiflerin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılaması durumunda, aksini açıkça ortaya koyan durumların ortaya konamaması halinde, TTK’nın 376’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen tedbirlerin alınmasına gerek bulunmadığına,
  4. TTK 376 bilançosunda yer alan duran varlıklardan gayrimenkul niteliğinde olanların Kurulumuzun yetkilendirdiği “Gayrimenkul Değerleme Şirketleri”nden biri tarafından, geri kalan maddi ve maddi olmayan duran varlıkların ise Kurulumuzun 17.07.2003 tarih ve 37/875 sayılı Kararında belirtilen şirketlerden biri tarafından Kurulumuzun değerlemeye ilişkin düzenlemeleri kapsamında değerleme yapılmış olması gerektiği ve konuya ilişkin dipnotlarda değerlemesi yapılan duran varlığın cinsi, uygulanan değerleme metodolojisi ve değerleme yapan şirketin ticaret unvanı başta olmak üzere gerekli açıklamalara yer verilmesi gerektiğine,
  5. TTK 376 bilançolarının, Kurulumuzun II-14.1 Tebliği hükümlerinden tümüyle bağımsız olduğu ve bunların yerine geçemeyeceğine ilişkin olarak alınacak bir yönetim kurulu kararı ile birlikte Kurulumuzun özel durumların açıklanmasına ilişkin düzenlemeleri kapsamında kamuya duyurulması gerektiğine,
  6. Aktiflerin muhtemel satış fiyatları esas alınarak hazırlanan bilançolarda yer alan varlıkların değerlerinin Kurulumuzun II-14.1 Tebliği uyarınca düzenlenen finansal raporlama dönemleri itibariyle gözden geçirilmesi; esas alınan aktiflerde satış, genel ekonomik durum, şirkete özel gelişmeler ve benzeri nedenlerle değişme olmadığı ve değerleme sonucunda oluşan fon gelecek dönemlerde oluşan/oluşacak sermaye kaybını karşılamaya yeterli olduğu sürece, yeni bir TTK 376 kapsamında ara bilanço düzenlenmesi gerekmediğine; ancak varlıkların değerinde yeniden değerlemeyi gerektirecek önemli bir değişikliğin olmadığı ve yeniden değerleme sonuçları ile oluşan fona ilişkin olarak, periyodik finansal tabloların kamuya açıklandığı tarihler itibarıyla TTK 376 bilançosunun ilk yayımlandığı özel durum açıklamasının tarihinin de belirtildiği bir özel durum açıklamasında bulunulması gerektiğine,
  7. Faaliyet konusu sportif faaliyetler veya söz konusu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin yönetilmesi olan halka açık ortaklıkların, TTK 376 bilançosunda yer alan varlıklarını her durumda en çok 2 yıllık, diğer halka açık ortaklıkların ise 5 yıllık periyotlarla yeniden değerlemesini yaptırmalarının zorunlu olduğu ve yeniden değerleme sonuçları ile oluşan fona ilişkin olarak periyodik finansal tabloların kamuya açıklandığı tarihler itibarıyla özel durum açıklamasında bulunulması gerektiğine,
D- 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 136’ncı maddesi uyarınca banka ve sigorta şirketleri ile 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktöring ve Finansman Şirketleri Kanunu uyarınca finansal kiralama, faktöring ve finansman şirketlerinin, TTK’nın 376’ncı maddesine ilişkin özel mevzuatlarında yer alan hükümleri uygulamaları, yukarıda yer verilen TTK’nın 376’ncı maddesine ilişkin olarak öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesi hükmünde olup, konuya ilişkin olarak kamuya yapılacak açıklamalar hususunda bu Karara tabi olduklarına,
E- TTK’nın 376’ıncı maddesi kapsamında yapılan/yapılacak işlemlerin yönetim kurulunun veya yerine geçecek müessesenin sorumluluğunda olduğuna,
karar verilmiştir. 

Bakanlar Kurulu Kararı – 2014/5973

Bakanlar Kurulu Kararı
Resmi Gazete Tarih ve No: 14.03.2014 – 28941

Karar Sayısı : 2014/5973

Ekli “Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar”ın yürürlüğe konulması; Maliye Bakanlığının 6/1/2014 tarihli ve 34 sayılı yazısı üzerine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 397 nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 10/2/2014 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 BAĞIMSIZ DENETİME TABİ OLACAK ŞİRKETLERİN BELİRLENMESİNE DAİR KARARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KARAR

MADDE 1- 19/12/2012 tarihli ve 2012/4213 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan ‘‘Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Karar’’ın 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘‘a) Aktif toplamı yetmişbeşmilyon ve üstü Türk Lirası

b) Yıllık net satış hasılatı yüzellimilyon ve üstü Türk Lirası

c) Çalışan sayısı ikiyüzelli ve üstü’’

MADDE 2- Aynı Karara ekli (I) sayılı listenin birinci sırasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

‘‘i) Nitelikli yatırımcılara satılmak üzere pay hariç sermaye piyasası aracı ihraç eden anonim şirketler’’

MADDE 3- Aynı Karara ekli (I) sayılı listenin dördüncü sırasında yer alan ‘‘İstanbul Altın Borsasında üye olarak’’ ibaresi ‘‘Borsa İstanbul piyasalarında’’ şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4- Aynı Karara ekli (II) sayılı listenin altıncı sırasının (a), (b) ve (c) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘‘a) Aktif toplamı yetmişbeşmilyon ve üstü Türk Lirası’’

b) Yıllık net satış hasılatı yüzellimilyon ve üstü Türk Lirası

c) Çalışan sayısı ikiyüzelli ve üstü’’ 

MADDE 5- Bu Karar 1/1/2014 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 6- Bu Karar hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Bakanlar Kurulu Kararının Yayımlandığı Resmi Gazetenin

Tarihi

Sayısı

23/1/2013

28537

Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete tarih ve no: 29 Haziran 2013 – 28692

ANONİM ŞİRKETLERİN GENEL KURULLARINDA UYGULANACAK

ELEKTRONİK GENEL KURUL SİSTEMİ HAKKINDA

TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA

DAİR TEBLİĞ

MADDE 1 – 29/8/2012 tarihli ve 28396 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Uygulanacak Elektronik Genel Kurul Sistemi Hakkında Tebliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Elektronik ortamda oyların gönderilmesi iki dakika ile sınırlıdır.”

MADDE 2 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

 

Ticari Defterlere İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 6 Haziran 2013 – 28669

TİCARİ DEFTERLERE İLİŞKİN TEBLİĞDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

MADDE 1 – 19/12/2012 tarihli ve 28502 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ticari Defterlere İlişkin Tebliğin 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 15 – (1) Kapanış onayı yapılacak defterlerin onay zamanı ve şekline ilişkin hususlar aşağıda belirtilmiştir.

a) Yevmiye defterinin, izleyen hesap döneminin altıncı ayının sonuna kadar notere ibraz edilip son kaydın altına noterce “Görülmüştür” ibaresi yazılarak mühür ve imza ile onaylanması zorunludur.

b) Yönetim kurulu karar defterinin, izleyen hesap döneminin birinci ayının sonuna kadar notere ibraz edilip son kaydın altına noterce “Görülmüştür” ibaresi yazılarak mühür ve imza ile onaylanması zorunludur.”

MADDE 2 – Bu Tebliğin 1 inci maddesiyle değiştirilen 15 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi 1/1/2013tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, (b) bendi ise yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı ile Maliye Bakanı birlikte yürütür.

Yevmiye Defteri ve Yönetim Kurulu Karar Defterinin Kapanış Onayı Tarihleri Değiştirildi

Özel hesap dönemi bulunmayan şirketlerde yevmiye defterinin kapanış onayı,30 Haziran’a kadar yaptırılacak. Yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise, özel hesap dönemi bulunmuyorsa 31 Ocak’a kadar yaptırılmalı.

Gümrük Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı‘nın konu ile ilgili 78. maddesi şu şekilde;

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yevmiye defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar, yönetimkurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar notere yaptırılır.”

Söz konusu düzenleme, 28.03.2013 tarihli TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Genel Kurul’da yapılan görüşmede verilen bir önerge ile Tasarının 90.maddesinin (b) bendi değiştirildi ve 2013 yılında yapılacak yevmiye defteri kapanış onayının 6. ay sonuna kadar yapılması mümkün hale getirildi.

İlgili Önerge: 
Görüşülmekte olan 437 sıra sayılı “Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 90 ıncı maddesinin (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“b) 78 inci maddesi ile değiştirilen 6102 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan yevmiye defterinin kapanış onayına ilişkin hüküm 1/1/2013 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,”

Önerge Gerekçesi: Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinde yapılan değişiklikle yevmiye defterinin üçüncü aya kadar olan kapanış onay tarihi altıncı aya uzatılmaktadır. Bu yıl yapılacak defter kapanışlarında da bu hükmün uygulanabilmesi için geçerlilik tarihi öne alınmıştır.

Değişiklik öncesi: TTK 64/f.3, c.4’ün değişiklikten önceki hali şu şekildeydi;

”Yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin üçüncü ayının sonuna kadar notere yaptırılır.”

BATİDER – Cilt: XXVIII – Sayı:4 – Aralık 2012

Makaleler

Dr. Rona Serozan, Profesör
Atipik Trampa Sözleşmeleri……………………………………………………………… 5-26

Dr. Veliye Yanlı, Profesör
Şirketin Kendi Paylarını Edinmesinde Finansal Destek Yasağı…………….. 29-44

Dr. Kemal Şenocak, Profesör
Hayatı Sigorta Edilecek Kişi (Riziko Şahsı) (TTK m. 1490) ……………….. 47-82

Dr. Mustafa S. Özbek, Doçent
Dr. İlhami Öztürk
İcra-İflâs ve Kamu İcra Hukuku Açısından Merkezî Kayıt
Kuruluşunun Mallarının Haczedilebilirliği………………………………………… 85-142

Dr. Negahan Kırkbeşoğlu, Yardımcı Doçent
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ile Getirilen Faiz Sınırları
Üzerine Bir Değerlendirme …………………………………………………………… 145-172

Dr. Başak Şit, Yardımcı Doçent
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Karşısında Banka Anonim Şirketi…… 175-205

Çiğdem Yatağan, Araştırma Görevlisi
Avrupa Birliği’nde Topluluk Patenti Sürecinde Yaşanan Sorunlar………. 209-240

Görüşler
Dr. Korkut Özkorkut, Doçent
Avrupa Komisyonu’nun 2012 Yılı Türkiye İlerleme Raporunun
Şirketler Hukuku Faslını Finansal Raporlama ve Denetim
Açısından Doğru Okumak …………………………………………………………….. 243-246

Murat Gürel, Araştırma Görevlisi
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın “Siciller Arası İşbirliği” ile
“İzne Tabi Şirketler” Tebliğlerinin Denetime İlişkin
Hükümleri Hakkında Bir İnceleme…………………………………………………. 247-253

 

Karar İncelemesi
Dr. Levent Börü
Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu ile Takipte İmzaya
İtirazın Takibi Durdurup Durdurmayacağının Değerlendirilmesi………… 257-265

Karar Çevirisi
Sami Aksoy, Araştırma Görevlisi
“Sánchez and Others v. Iberia Airlines” C-410/11 Sayılı
Avrupa Birliği Adalet Divanı Kararı 3. Daire – 22 Kasım 2012………….. 269-277

Kararlar – Seçilmiş Mevzuat
Murat Gürel, Araştırma Görevlisi……………………………………………………….. 281-325
Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları (2010-2012)………. 327-328

Limited Şirket Hükümleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun
LİMİTED ŞİRKET HÜKÜMLERİ

İKİNCİ KİTAP
ALTINCI KISIM

BİRİNCİ BÖLÜM

Tanım ve Kuruluş

A) Kavram (TTK 573)

B) Ortakların sayısı (TTK 574)

C) Şirket sözleşmesi

I – Şekil (TTK 575)

II – İçerik

1. Zorunlu kayıtlar (TTK 576)

2. Şirket sözleşmesinde öngörülmeleri şartıyla bağlayıcı olan hükümler (TTK 577)

3. Ayni sermaye, ayni devralmalar ve özel menfaatler (TTK 578)

4. Emredici hükümler (TTK 579)

D) Sermaye

I – En az tutar (TTK 580)

II – Ayni sermaye (TTK 581)

III – Mal bedelleri ve kurucu menfaatleri (TTK 582)

E) Esas sermaye payları (TTK 583)

F) İntifa senetleri (TTK 584)

G) Kuruluş

I – Kurulma anı (TTK 585)

II – Tescil

1. İstem (TTK 586)

2. Tescil ve ilan (TTK 587)

III – Tüzel kişilik (TTK 588)

İKİNCİ BÖLÜM

Şirket Sözleşmesinin Değiştirilmesi

A) Genel olarak (TTK 589)

B) Özel değişiklikler

I – Esas sermayenin artırılması

1. İlke (TTK 590)

2. Rüçhan hakkı (TTK 591)

II – Esas sermayenin azaltılması (TTK 592)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Ortakların Hak ve Borçları

A) Esas sermaye payının işlemlere konu olması

I – Genel olarak (TTK 593)

II – Pay defteri (TTK 594)

III – Esas sermaye payının geçişi hâlleri

1. Devir (TTK 595)

2. Miras, eşler arasındaki mal rejimi ve icra (TTK 596)

3. Gerçek değerin belirlenmesi (TTK 597)

4. Tescil (TTK 598)

IV – Birden fazla ortağa ait esas sermaye payı, bu pay üzerinde çeşitli haklar

1. Paylı mülkiyet (TTK 599)

2. İntifa ve rehin hakkı (TTK 600)

B) Geri verme yasağı (TTK 601)

C) Ortakların sorumluluğu (TTK 602)

D) Ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri

I – Ek ödeme yükümlülüğü

1. Kural (TTK 603)

2. Yükümlülüğün sürmesi (TTK 604)

3. Geri ödeme (TTK 605)

II – Yan edim yükümlülüğü (TTK 606)

III – Sonradan öngörülme (TTK 607)

E) Kâr payı ve ilgili diğer hükümler

I – Kâr payı ve yedek akçeler (TTK 608)

II – Faiz yasağı ve hazırlık dönemi faizi (TTK 609)

III – Finansal tablolar ve yedek akçeler (TTK 610)

IV – Haksız alınan kâr paylarının geri verilmesi (TTK 611)

F) Şirketin kendi esas sermaye paylarını iktisabı (TTK 612)

G) Bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağı (TTK 613)

H) Bilgi alma ve inceleme hakkı (TTK 614)

I) Özkaynakların yerini tutan ödünçler (TTK 615-Mülga)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Şirketin Organları

A) Genel kurul

I – Yetkiler (TTK 616)

II – Genel kurulun toplanması

1. Çağrı (TTK 617)

2. Oy hakkı ve hesaplanması (TTK 618)

3. Oy hakkından yoksunluk (TTK 619)

III – Karar alma

1. Olağan karar alma (TTK 620)

2. Önemli kararlar (TTK 621)

IV- Genel kurul kararlarının butlanı ve iptali (TTK 622)

B) Yönetim ve temsil

I – Müdürler

1. Genel olarak (TTK 623)

2. Müdürlerin birden fazla olmaları (TTK 624)

II – Görevler, yetkiler ve yükümlülükler

1. Devredilemez ve vazgeçilemez görevler (TTK 625)

2. Özen ve bağlılık yükümü, rekabet yasağı (TTK 626)

3. Eşit işlem (TTK 627)

III – Müdürlerin yerleşim yeri (TTK 628-Mülga)

IV – Temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması (TTK 629)

V – Görevden alma, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınması ve sınırlandırılması (TTK 630)

VI – Ticari mümessiller ve ticari vekiller (TTK 631)

VII – Haksız fiil sorumluluğu (TTK 632)

C) Sermaye kaybı ve borca batıklık

I – Bildirim yükümlülüğü (TTK 633)

II – İflasın bildirilmesi veya ertelenmesi (TTK 634)

D) Denetçi (TTK 635)

BEŞİNCİ BÖLÜM

Sona Erme ve Ayrılma

A) Sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçları (TTK 636)

B) Tescil ve ilan (TTK 637)

C) Çıkma ve çıkarılma

I – Genel olarak (TTK 638)

II – Çıkmaya katılma (TTK 639)

III – Çıkarma (TTK 640)

IV – Ayrılma akçesi

1. İstem ve tutar (TTK 641)

2. Ödeme (TTK 642)

D) Tasfiye (TTK 643)

E) Uygulanacak hükümler (TTK 644) 

 

Anonim Şirket Hükümleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun
ANONİM ŞİRKET HÜKÜMLERİ

İKİNCİ KİTAP
DÖRDÜNCÜ KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler, Kuruluş ve Temel İlkeler

     A) Genel Hükümler

     I – Tanım (TTK 329)

     II – Özel kanunlara bağlı anonim şirketler (TTK 330)

     III – Amaç ve konu (TTK 331)

     IV – En az sermaye tutarı (TTK 332)

     V – Devletin gözetimi

     1. İzin (TTK 333)

     2. Kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulunda temsili (TTK 334)

     B) Kuruluş

     I – Kurucu işlem (TTK 335)

     II – Kuruluş belgeleri  (TTK 336)

     III – Kurucular

     1. Tanım (TTK 337)

     2. Asgari sayı (TTK 338)

     IV – Esas sözleşme

     1. İçerik (TTK 339)

     2. Emredici hükümler (TTK 340)

     V – Taahhüdün onaylanması (TTK 341-Mülga)

     VI – Ayni sermaye

     1. Ayni sermaye konulabilecek malvarlığı unsurları (TTK 342)

     2. Değer biçme (TTK 343)

     VII – Pay bedellerinin ödenmesi

     1. Nakdi sermaye (TTK 344)

     2. Ödeme yeri (TTK 345)

     3. Halka arzedilecek paylar  (TTK 346)

     VIII – Primli paylar (TTK 347)

     IX – Kurucu menfaatleri (TTK 348)

     X – Kurucular beyanı (TTK 349)

     XI – Halka arz taahhüdü (TTK 350)

     XII – İşlem denetçisi raporu (TTK 351-Mülga)

     XIII – Kuruluştan önce pay taahhüdünün devri (TTK 352)

     XIV – Fesih davası (TTK 353)

     XV – Şirketin tescili ve ilanı (TTK 354)

     XVI – Tüzel kişiliğin kazanılması (TTK 355)

     C) Kanuna karşı hile  (TTK 356)

     D) Temel ilkeler

     I – Eşit işlem ilkesi (TTK 357)

     II – Pay sahiplerinin şirkete borçlanma yasağı (TTK 358)

İKİNCİ BÖLÜM
Yönetim Kurulu

     A) Genel olarak

     I – Atama ve seçim

     1. Üyelerin sayısı ve nitelikleri (TTK 359)

     2. Belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesi (TTK 360)

     3. Sigorta (TTK 361)

     4. Görev süresi (TTK 362)

     II – Üyeliğin boşalması (TTK 363)

     III – Görevden alma  (TTK 364)

     B) Yönetim ve temsil

     I – Genel olarak

     1. Esas  (TTK 365)

     2. Görev dağılımı (TTK 366)

     3. Yönetimin devri (TTK 367)

     4. Ticari mümessil ve vekiller (TTK 368)

     5. Özen ve bağlılık yükümlülüğü (TTK 369)

     II. Temsil yetkisi

     1. Genel olarak (TTK 370)

     2. Kapsam ve sınırlar (TTK 371)

     3. İmza şekli (TTK 372)

     4. Tescil ve ilan  (TTK 373)

     III – Görevler ve yetkiler

     1. Genel olarak (TTK 374)

     2. Devredilemez görev ve yetkiler (TTK 375)

     3. Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu

     a) Çağrı ve bildirim yükümü  (TTK 376)

     b) İflasın ertelenmesi  (TTK 377)

     4. Riskin erken saptanması ve yönetimi (TTK 378)

     5. Şirketin kendi paylarını iktisap veya rehin olarak kabul etmesi

     a) Genel olarak (TTK 379)

     b) Kanuna karşı hile  (TTK 380)

     c) Yakın ve ciddi bir kaybın önlenmesi (TTK 381)

     d) İstisnalar  (TTK 382)

     e) İvazsız iktisap (TTK 383)

     f) Elden çıkarma (TTK 384)

     g) Aykırı iktisap halinde elden çıkarma (TTK 385)

     h) Sermayenin azaltılması (TTK 386)

     ı) Saklı tutulan hükümler  (TTK 387)

     i) Kendi paylarını taahhüt yasağı (TTK 388)

     j) Hakların kullanılması (TTK 389)

     IV – Yönetim kurulu toplantıları

     1. Kararlar  (TTK 390)

     2. Batıl kararlar  (TTK 391)

     3. Bilgi alma ve inceleme hakkı (TTK 392)

     4. Müzakereye katılma yasağı (TTK 393)

     V- Yönetim kurulu üyelerinin mali hakları (TTK 394)

     VI – Şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı (TTK 395)

     VII – Rekabet yasağı (TTK 396)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Denetleme

     A) Genel olarak  (TTK 397)

     B) Konu ve kapsam  (TTK 398)

     C) Denetçi

     I – Seçim, görevden alma ve sözleşmenin feshi (TTK 399)

     II – Denetçi olabilecekler (TTK 400)

     D) İbraz yükümü ve bilgi alma hakkı (TTK 401)

     E) Denetim raporu (TTK 402)

     F) Görüş yazıları (TTK 403)

     G) Denetçilerin sır saklamadan doğan sorumluluğu (TTK 404)

     H) Şirket ile denetçi arasındaki görüş ayrılıkları (TTK 405)

     I) Topluluk ilişkileri için özel denetçi denetimi (TTK 406)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Genel Kurul

     A) Genel olarak  (TTK 407)

     B) Görev ve yetkileri (TTK 408)

     C) Toplantılar  (TTK 409)

     D) Çağrı

     I – Yetki

     1. Yetkili ve görevli organlar  (TTK 410)

     2. Azlık

     a) Genel olarak (TTK 411)

     b) Mahkemenin izni (TTK 412)

     II – Gündem (TTK 413)

     III – Çağrının şekli

     1. Genel olarak  (TTK 414)

     2. Genel kurula katılmaya yetkili olan pay sahipleri (TTK 415)

     3. Çağrısız genel kurul (TTK 416)

     E) Toplantının yapılması

     I – Hazır bulunanlar listesi (TTK 417)

     II – Toplantı ve karar nisabı (TTK 418)

     III – Toplantı başkanlığı ve iç yönerge  (TTK 419)

     IV – Toplantının ertelenmesi (TTK 420)

     V – Esas sözleşme değişikliklerinde toplantı ve karar nisapları (TTK 421)

     VI – Tutanak (TTK 422)

     VII – Kararların etkisi (TTK 423)

     VIII – Bilançonun onaylanmasına ilişkin karar (TTK 424)

     F) Pay sahibinin kişisel hakları

     I – Genel kurula katılma

     1. İlke  (TTK 425)

     2. Şirkete karşı yetkili olma (TTK 426)

     3. Pay sahibinin temsili (TTK 427)

     a) Genel olarak

     b) Organın temsilcisi, bağımsız temsilci ve kurumsal temsilci  (TTK 428)

     c) Tevdi eden temsilcisi (TTK 429)

     d) Bildirge (TTK 430)

     e) Bildirim (TTK 431)

     4. Birden çok hak sahibi (TTK 432)

     II – Yetkisiz katılma (TTK 433)

     III – Oy hakkı

     1. İlke (TTK 434)

     2. Oy hakkının doğumu (TTK 435)

     3. Oydan yoksunluk (TTK 436)

     IV – Bilgi alma ve inceleme hakkı (TTK 437)

     V – Özel denetim isteme hakkı

     1. Genel kurulun kabulü (TTK 438)

     2. Genel kurulun reddi (TTK 439)

     3. Atama (TTK 440)

     4. Görev (TTK 441)

     5. Rapor (TTK 442)

     6. İşleme konulma ve açıklama (TTK 443)

     7. Giderler (TTK 444)

     G) Genel kurul kararlarının iptali

     I – İptal sebepleri (TTK 445)

     II – İptal davası açabilecek kişiler (TTK 446)

     H) Butlan

     I) Çeşitli hükümler (TTK 447)

     I – İlan, teminat ve kanun yolu (TTK 448)

     II – Kararın yürütülmesinin geri bırakılması (TTK 449)

     III – Kararın etkisi (TTK 450)

     IV – Kötüniyetle iptal ve butlan davası açanların sorumluluğu (TTK 451)

BEŞİNCİ BÖLÜM
Esas Sözleşmenin Değiştirilmesi

BİRİNCİ AYIRIM
Genel Olarak

     A) İlke (TTK 452)

     B) Usul

     I – Sanayi ve Ticaret Bakanlığının izni ve genel kurul kararı  (TTK 453)

     II – İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu (TTK 454)

     III – Tescil (TTK 455)

İKİNCİ AYIRIM
Özel Değişiklikler

     A) Sermayenin artırılması

     I – Ortak hükümler

     1. Genel olarak (TTK 456)

     2. Yönetim kurulunun beyanı (TTK 457)

     3. Denetleme raporu (TTK 458-Mülga)

     II – Sermaye taahhüdü yoluyla artırım

     1. Esas sermaye sisteminde (TTK 459)

     2. Kayıtlı sermaye sisteminde (TTK 460)

     3. Rüçhan hakkı (TTK 461)

     III – İç kaynaklardan sermaye artırımı (TTK 462)

     IV – Şarta bağlı sermaye artırımı

     1. İlke (TTK 463)

     2. Sınırlar (TTK 464)

     3. Esas sözleşmedeki dayanak (TTK 465)

     4. Pay sahiplerinin korunması (TTK 466)

     5. Değiştirme veya alım hakkını haiz bulunan kişilerin korunması (TTK 467)

     6. Sermaye artırımının gerçekleştirilmesi

     a) Hakların kullanılması, sermaye taahhüdü (TTK 468)

     b) Uygunluğun doğrulanması (TTK 469-Mülga)

     c) Esas sözleşmenin uygun duruma getirilmesi (TTK 470)

     d) Ticaret siciline tescil (TTK 471)

     7. Esas sözleşmeden çıkarma (TTK 472)

     B) Esas sermayenin azaltılması

     I – Karar  (TTK 473)

     II – Alacaklılara çağrı (TTK 474)

     III – Kararların yerine getirilmesi (TTK 475)

ALTINCI BÖLÜM
Pay ve Sermaye Koyma Borcu

BİRİNCİ AYIRIM
Pay

     A) Genel hükümler

     I – Asgari itibari değer (TTK 476)

     II – Payların bölünememesi (TTK 477)

     B) İmtiyazlı paylar

     I – Tanım (TTK 478)

     II – Oyda imtiyazlı paylar  (TTK 479)

İKİNCİ AYIRIM
Pay Bedelini İfa Borcu ve İfa Etmemenin Sonuçları

     A) İlke (TTK 480)

     B) Ödemeye çağrı (TTK 481)

     C) Temerrüt

     I – Sonuçları (TTK 482)

     II – Iskat usulü (TTK 483)

YEDİNCİ BÖLÜM
Menkul Kıymetler

BİRİNCİ AYIRIM
Pay senetleri

     A) Ortak Hükümler

     I – Türler

     1. Şartlar  (TTK 484)

     2. Dönüştürme  (TTK 485)

     II – Pay senedi bastırılması (TTK 486)

     III – Pay senetlerinin şekli (TTK 487)

     IV – Yıpranmış pay senetleri (TTK 488)

     B) Hamiline yazılı pay senetlerinin devri (TTK 489)

     C) Nama yazılı payların ve pay senetlerinin devrinde ilke (TTK 490)

     D) Devrin sınırlandırılması

     I – Kanuni sınırlama (TTK 491)

     II – Esas sözleşmeyle sınırlama

     1. İlkeler  (TTK 492)

     2. Borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar

     a) Red sebepleri (TTK 493)

     b) Hükümleri (TTK 494)

     3. Borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar

     a) Red sebepleri (TTK 495)

     b) Bildirme yükümü (TTK 496)

     c) Hakların geçişi (TTK 497)

     d) Red süresi (TTK 498)

     III – Pay defteri

     1. Kayıt (TTK 499)

     2. Kaydın silinmesi (TTK 500)

     3. Bedellerinin tamamı ödenmemiş nama yazılı paylar (TTK 501)

İKİNCİ AYIRIM
İntifa Senetleri

     A) Çıkarılması (TTK 502)

     B) Hükümleri (TTK 503)

ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Borçlanma Senetleriyle Alma ve Değiştirme Hakkını İçeren Menkul Kıymetler

     A) Genel kurul kararıyla (TTK 504)

     B) Yönetim kurulu kararıyla (TTK 505)

     C) Sınır (TTK 506)

SEKİZİNCİ BÖLÜM
Kar, Kazanç ve Tasfiye Payı

      A) Kar ve tasfiye payı hakkı

     I – Genel olarak (TTK 507)

     II – Hesaplama biçimi (TTK 508)

     B) Kar payı, hazırlık dönemi faizi ve kazanç payı

     I – Kar payı (TTK 509)

     II – Hazırlık dönemi faizi (TTK 510)

     III – Kazanç payları (TTK 511)

     C) Geri alma hakkı

     I – Kötüniyet halinde (TTK 512)

     II – Şirketin iflası halinde (TTK 513)

DOKUZUNCU BÖLÜM
Şirketin Finansal Tabloları, Yedek Akçeler

      A) Anonim şirketlerin finansal tabloları ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu

     I – Hazırlama yükümü (TTK 514)

     II – Dürüst resim ilkesi (TTK 515)

     III – Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu (TTK 516)

     B) Şirketler topluluğunun finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporu

     I – Uygulanacak muhasebe standartları (TTK 517)

     II – Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu (TTK 518)

     C) Yedek akçeler

     I – Kanuni yedek akçe

     1. Genel kanuni yedek akçe (TTK 519)

     2. Şirketin iktisap ettiği kendi pay senetleri için ayrılan yedek akçe ve yeniden değerleme fonları (TTK 520)

     II – Şirketin isteği ile ayırdığı yedek akçe

     1. Genel olarak  (TTK 521)

     2. Çalışanlar ve işçiler lehine yardım akçesi (TTK 522)

     III – Kar payı ile yedek akçeler arasında ilgi (TTK 523)

     D) Çeşitli hükümler

     I – İlan (TTK 524-Mülga)

     II – Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri (TTK 525-Mülga)

     III – Özet finansal tabloları  (TTK 526-Mülga)

     IV – Sır saklama yükümü  (TTK 527)

     E) Özel hükümler (TTK 528)

ONUNCU BÖLÜM
Sona Erme ve Tasfiye

     A) Sona erme

     I – Sona erme sebepleri

     1. Genel olarak (TTK 529)

     2. Özel haller

     a) Organların eksikliği (TTK 530)

     b) Haklı sebeplerle fesih (TTK 531)

     II – Hükümleri

     1. Tescil ve ilan (TTK 532)

    2. Sonuçlar (TTK 533)

     III – İflas halinde tasfiye (TTK 534)

     IV – Şirket organlarının durumu (TTK 535)

     B) Tasfiye

     I – Tasfiye memurları

     1. Atama (TTK 536)

     2. Görevden alma (TTK 537)

     3. Aktifleri satma yetkisi (TTK 538)

     4. Yetkilerin sınırlandırılması ve genişletilmesi (TTK 539)

     II – Tasfiye işleri

     1. İlk envanter ve bilanço (TTK 540)

     2. Alacaklıların çağrılması ve korunması (TTK 541)

     3. Diğer tasfiye işleri (TTK 542)

     4. Tasfiye sonucu dağıtma (TTK 543)

     5. Defterlerin saklanması (TTK 544)

     III – Şirket unvanının sicilden silinmesi (TTK 545)

     IV – Uygulanacak diğer hükümler (TTK 546)

     C) Ek tasfiye (TTK 547)

     D) Tasfiyeden dönülmesi (TTK 548)

ONBİRİNCİ BÖLÜM
Hukuki Sorumluluk

     A) Sorumluluk halleri

     I – Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması (TTK 549)

     II – Sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi (TTK 550)

     III – Değer biçilmesinde yolsuzluk (TTK 551)

     IV – Halktan para toplamak (TTK 552)

     V – Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu (TTK 553)

     VI – Denetçinin sorumluluğu (TTK 554)

     B) Şirketin zararı

     I – Genel olarak (TTK 555)

     II – İflas halinde (TTK 556)

     III – Teselsül ve başvuru (TTK 557)

     IV – İbra

     1. İbranın etkisi (TTK 558)

     2. Kuruluş ve sermaye artırımında ibra (TTK 559)

     V – Zamanaşımı (TTK 560)

     VI – Yetkili mahkeme (TTK 561)

ONİKİNCİ BÖLÜM
Cezai Sorumluluk

     A) Suçlar ve cezalar  (TTK 562)

     B) Soruşturma ve kovuşturma usulü (TTK 563-Mülga)

Çek Kanununda Düzenlenen Yeni Sisteme Göre İleri Tarihli Çekler Üzerine Bir Değerlendirme – Muharrem Gençtürk

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Muharrem GENÇTÜRK’ün Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XV, S. 1–2 (2011), s. 119-159′da yayınlanan ”Çek Kanununda Düzenlenen Yeni Sisteme Göre İleri Tarihli Çekler Üzerine Bir Değerlendirme” adlı makalesine buradan ulaşabilirsiniz.

Çek Kanununda Düzenlenen Yeni Sisteme Göre İleri Tarihli Çekler Üzerine Bir Değerlendirme

ÖZET
Türk Ticaret Kanununun çeklere ilişkin hükümleri, Cenevre Yeknesak Kurallarına uygun olduğundan dolayı Türkiye’de çekler görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir” (YTK 795). Bununla birlikte 5941 sayılı Çek Kanununda düzenlenen yeni sisteme göre üzerindeki düzenleme tarihinden önce ödeme için ibraz edilen çek, düzenleyenin hesabında karşılık varsa ibraz günü ödenir. Üzerindeki düzenleme tarihinden önce ödeme için ibraz edilen çek için düzenleyenin hesabında yeterli karşılık bulunmazsa düzenleyen veya çekten dolayı sorumlu olan diğer kişiler hakkında herhangi bir hukuki işlem yapılamaz. Hamil kanuni süreler içinde çeki ödeme için tekrar ibraz etmek zorundadır; aksi halde düzenleyene, cirantalara ve sorumlu diğer kişilere karşı müracaat haklarını kullanamaz.

 

Genel Kurulda Oy Hakkı, Oy Hakkının Kısıtlamaları ve Oy Kullanma Şekli

Her pay sahibinin genel kurulda en az bir oy hakkı vardır.

Pay sahipleri oy haklarını, paylarının toplam itibarî değeriyle orantılı olarak fiziki veya elektronik ortamda kullanırlar. Ancak her durumda oy hakkının doğabilmesi için, esas sözleşmede daha yüksek bir miktarın ödenmesi öngörülmüşse bunun, öngörülmemişse pay tutarının dörtte birine karşılık gelen miktarın ödenmesi şarttır.

TTK 479 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca esas sözleşme ile paylara oy hakkında imtiyaz tanınmış ise;

  • Esas sözleşme değişikliğinde,
  • Yönetim kurulunun ibrasında ve yönetim kurulu aleyhine sorumluluk davası açılmasında,

imtiyazlı oy kullanılamaz.

Pay sahiplerinden hiçbiri; kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargıkurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz.

Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler veya bunların temsilcileri, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. Ancak anılan kişiler, yönetim kurulu üyesi olmayan diğer pay sahiplerinin oy haklarını temsilen kullanabilirler.

Özel mevzuatında, şirket esas sözleşmesinde, iç yönergede yer alan özel hükümler ve genel kurulda alınacak kararlar saklı kalmak kaydıyla, genel kurul toplantısında oylama açık ve el kaldırmak suretiyle yapılır. Elektronik ortamda yapılan genel kurullarda oy kullanımına ilişkin hükümler saklıdır.

Genel Kurul Toplantısına Katılma Zorunlu Olanlar ile Toplantıya Katılma Hakkı Olanlar

Genel kurul toplantılarında bulunması zorunlu olan kişiler şu şekildedir;

  • murahhas üyeler
  • en az bir yönetim kurulu üyesi (diğer yönetim kurulu üyeleri de genel kurul toplantısına katılabilirler).
  • denetime tabi olan şirketlerin genel kurul toplantılarında denetçi de hazır bulunur.

Genel kurul toplantısına katılma hakkına sahip kişiler şu şekildedir;

Genel kurul toplantısına yönetim kurulu tarafından hazırlanan genel kurula katılabilecekler listesinde yer alan bütün pay sahiplerinin katılma hakkı vardır. Bu pay sahipleri genel kurul toplantılarına bizzat kendileri katılabileceği gibi üçüncü bir kişiyi de temsilcisi olarak genel kurula gönderebilir. Temsilcinin pay sahibi olması şartınıöngören esas sözleşme hükmü geçersizdir.

Gerçek kişi pay sahipleri, genel kurula katılabilecekler listesini kimliklerini ibraz etmek suretiyle, tüzel kişi pay sahipleri ise tüzel kişiyi temsil ve ilzama yetkili olan kişilerin kimlikleriyle beraber yetki belgelerini ibraz etmek suretiyle imzalarlar. Gerçek veya tüzel kişi pay sahiplerini temsilen genel kurula katılacakların ayrıca temsil belgelerini de ibraz etmeleri zorunludur.

Hamiline yazılı pay senedi sahipleri genel kurul toplantı gününden en geç bir gün önce, bu senetlere zilyet olduklarını ispatlayarak giriş kartı almak ve ibraz etmek suretiyle genel kurul toplantısına katılabilirler.

Hamiline yazılı pay senedini, rehin, hapis hakkı, saklama sözleşmesi veya kullanım ödüncü sözleşmesi ve benzeri sözleşmeler sebebiyle elde bulunduran kimse, pay sahibi tarafından bu Yönetmelik hükümleri uyarınca yetkilendirilmişse genel kurula katılıp oy kullanabilir.

Bir payın üzerinde intifa hakkı bulunması halinde aksi kararlaştırılmamışsa genel kurula katılma ve oy hakkıintifa hakkı sahibi tarafından kullanılır. Bu durumda genel kurul toplantısına katılan kimse intifa hakkı sahibi olduğunu belgelendirmek zorundadır.

Bir pay birden çok kişinin ortak mülkiyetinde ise, bunlar ancak kendi içlerinden veya dışarıdan seçecekleri bir temsilci vasıtasıyla genel kurula katılıp oy kullanabilirler.

Halka açık olmayan şirketlerde gerek nama gerek hamiline yazılı pay senetleri sahiplerinin vekilleri vasıtasıyla toplantıda temsil edilebilmeleri için vekâletnamenin Ek-3’teki örneğe uygun olarak noter onaylı şekilde düzenlenmesi veya noter onaylı olmayan vekaletnamelerde noter huzurunda düzenlenmiş imza beyanının eklenmesi gerekir. Elektronik Genel Kurul Sisteminden yapılan temsilci tayinlerine ilişkin olarak Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik hükümleri ve Sermaye Piyasası Kurulunun halka açık şirketlerde genel kurula vekâleten katılma ve oy kullanılmasına ilişkin düzenlemeleri saklıdır.

Her pay sahibinin genel kurulda sadece bir kişi tarafından temsil edilmesi esastır. Ancak birden fazla kişiye temsil yetkisinin verilmesi veya tüzel kişi pay sahiplerini temsil ve ilzama yetkili birden fazla kişinin genel kurula katılması durumlarında ise bunlardan ancak birisi tarafından oy kullanılabilir. Oy kullanmaya kimin yetkili olduğunun yetki belgesinde gösterilmesi şarttır. Bu fıkra hükmü Kanunun 429 uncu maddesi uyarınca payların birden fazla kişiye tevdi edildiği durumda her biri oy hakkı sahibi olan tevdi eden temsilcilerine uygulanmaz.

Pay sahiplerinin genel kurulda kanuni temsilciler vasıtasıyla temsil edilebilmesi bu durumun belgelendirilmesine bağlıdır.

Genel Kurul Toplantı Başkanlığı

Esas sözleşmede aksine herhangi bir düzenleme yoksa toplantıyı yönetecek başkan ve gereğinde başkan yardımcısı genel kurul tarafından seçilir.

Genel kurul toplantı başkanı, tutanak yazmanı ile gerek görürse oy toplama memurunu tayin ederek başkanlığı oluşturur. Ayrıca tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmemişse, bunlara ait görevler toplantı başkanı tarafından yerine getirilir. Elektronik Genel Kurul Sistemindeki teknik işlemlerin toplantı anında yerine getirilmesi için toplantı başkanıtarafından uzman kişiler de görevlendirilebilir. Tek pay sahipli şirketlerde tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmesi zorunlu değildir.

Genel Kurul Toplantısında Hazır Bulundurulacak Belgeler

Genel kurul toplantı yerinde;

a) Şirketin esas sözleşmesi,

b) Pay defteri,

c) Toplantıya çağrının yapıldığını gösteren gazete ve diğer belgeler,

ç) Yönetim kurulunca hazırlanan yıllık faaliyet raporu,

d) Denetçi raporu,

e) Finansal tablolar,

f) Gündem,

g) Gündemde esas sözleşme değişikliği varsa, izne tabi şirketlerde Bakanlıktan alınan izin yazısı ve eki değişiklik tasarısı, diğer şirketlerde ise yönetim kurulunca hazırlanmış değişiklik tasarısı,

ğ) Hazır bulunanlar listesi,

h) Genel kurul erteleme üzerine toplantıya çağrılmışsa bir önceki toplantıya ilişkin toplantı tutanağı,

fiziki ve/veya elektronik ortamda hazır bulundurulur.

Olağan Genel Kurul Toplantısı Gündemi

Olağan genel kurul toplantısının gündeminde sırasıyla şu hususlar bulunur:

a) Açılış ve toplantı başkanlığının oluşturulması.

b) Yönetim kurulunca hazırlanan yıllık faaliyet raporunun okunması ve müzakeresi.

c) Denetçi raporlarının okunması.

ç) Finansal tabloların okunması, müzakeresi ve tasdiki.

d) Yönetim kurulu üyelerinin ibrası.

e) Kârın kullanım şeklinin, dağıtılacak kâr ve kazanç payları oranlarının belirlenmesi.

f) Yönetim kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi hakların belirlenmesi.

g) Faaliyet yılı içinde yönetim kurulu üyeliklerinde eksilme meydana gelmiş ve yönetim kurulunca atama yapılmış ise atamanın genel kurulca onaylanması.

ğ) Görev süreleri sona ermiş olan yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi, şayet esas sözleşmede görev süreleri belirtilmemişse görev sürelerinin tespiti.

h) Denetçinin seçimi.

ı) Lüzum görülecek sair hususlar.

Lüzum görülen sair hususlar gündeme açıkça yazılmalıdır. Görüşülecek konu önceden tespit edilip gündeme yazılmadan, “lüzum görülecek sair hususlar” şeklinde bir gündem maddesi belirlenemez.

Kanun ve esas sözleşme gereği genel kurulun yetkisinde olan ve olağanüstü genel kurul toplantı gündemini oluşturan her türlü konu, olağan genel kurul toplantı gündemine yazılabilir.

Azlığın süresi içinde müracaat etmesi halinde, görüşülmesini istediği konular yönetim kurulu tarafından gündeme alınır.

Yapılan denetim sonucunda veya herhangi bir sebeple Bakanlıkça, şirket genel kurulunda görüşülmesi istenen konuların gündeme konulması zorunludur.

Gündem, genel kurulu toplantıya çağıran tarafından belirlenir.

Çağrısız Genel Kurul Toplantısı

Çağrısız genel kurul toplantısı, bütün pay sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, çağrı usulüne uyulmaksızın toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alınabilir. Genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklıdır.

Genel Kurulu Toplantıya Çağrı İlanının İçeriği

Genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin ilanlarda ve pay sahiplerine gönderilecek mektuplarda;

a) Toplantı günü ve saati,

b) Toplantı yeri,

c) Gündem,

ç) Gündemde esas sözleşme değişikliği var ise değişen maddenin/maddelerin eski ve yeni şekilleri,

d) Çağrının kimin tarafından yapıldığı,

e) İlk toplantının herhangi bir nedenle ertelenmesi üzerine genel kurul yeniden toplantıya çağrılıyor ise, erteleme sebebi ile yapılacak toplantıda yeterli olan toplantı nisabı,

f) Olağan toplantı ilanlarında; finansal tabloların, konsolide finansal tabloların, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun, denetleme raporunun ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisinin şirket merkez ve şube adresleri belirtilmek suretiyle anılan adreslerde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulduğu,

g) Kanunun 428 inci maddesinde tanımlanan temsilcilerin kimlikleri ve bunlara ulaşılabilecek iletişim bilgileri,

belirtilir.

Yapılacak ilanda, genel kurul toplantısında kendisini vekil vasıtasıyla temsil ettirecekler için vekâletname örneklerine de yer verilir.

Genel Kurulu Çağrı Usulü

Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede belirtilen şekilde, internet sitesi açmakla yükümlüolan şirketler internet sitelerinde ve her halde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan ile çağrılır. Çağrı, toplantıya elektronik ortamda katılma sistemini uygulayan şirketlerde elektronik genel kurul sisteminde de yapılır. Ayrıca, pay defterinde yazılı pay sahipleri ile önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adresini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. 2499 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü saklıdır.

Genel kurulun toplantıya çağrısı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki haftaönce yapılır.

Çağrısı yapılan ilk toplantıda nisabın temin edilememesi halinde, genel kurul aynı usulle yeniden toplantıyaçağrılır. İlk toplantının ilan metnine, nisabın sağlanamaması halinde yapılacak ikinci toplantının çağrısına dair konulan hükümler geçersizdir.

Azlığın istemi üzerine, Kanunun 420 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca genel kurul toplantısının, toplantıbaşkanının kararıyla bir ay sonraya ertelenmesi halinde, erteleme kararı, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir ve internet sitesi açmakla yükümlü olan şirketlerin internet sitelerinde karar tarihinden itibaren en geç beş gün içinde yayımlanır. Ertelenen genel kurul bir ay sonra yapılmak üzere, çağrı usulüne uyularak tekrar toplantıya çağrılır.

Genel Kurulu Çağrıya Yetkili Olanlar

Olağan ve olağanüstü genel kurullar ile imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır.

Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, Kanunun 410 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Şirket sermayesinin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan veya esas sözleşmede öngörülmesi halinde daha az sayıdaki pay sahiplerince oluşturulan azlık pay sahipleri, yönetim kurulundan, gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulun toplantıya çağrılmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri hususların gündeme konulmasını yazılı olarak noter aracılığıyla isteyebilirler. Gündeme madde konulması isteminin, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılmasıtarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmış olması gerekir.

Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin yönetim kuruluna yaptıkları başvurunun kabul edilmesine rağmen kırkbeş gün içerisinde toplantı çağrısının yönetim kurulu tarafından yapılmaması halinde azlık pay sahipleri, genel kurulu toplantıya çağırabilir. Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin talebinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi veya yedi iş günü içerisinde olumlu cevap verilmemesi üzerine Kanunun 412 nci maddesi gereğince mahkemece atanmış kayyım tarafından genel kurul toplantıya çağrılabilir.

Tasfiye halinde olan şirketlerde tasfiye memurları, görevleri ile ilgili konular için genel kurulu toplantıya çağırabilirler.

Süresi içerisinde yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılmaması üzerine, Kanunun 454 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkeme tarafından yetkilendirilen imtiyazlı pay sahiplerinden her biri, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunu toplantıya çağırabilir.

Genel Kurul Toplantı Yeri

Genel kurul toplantı yeri, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça, şirketin merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları içindeki yerdir. Şirket merkezinin bulunduğu yerde toplantının hangi adreste yapılacağı esas sözleşmede özel olarak belirtilmemişse, bunu belirleme yetkisi toplantı çağrısı yapanlara aittir.

Toplantının, şirket merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları dışındaki başka bir yerde veya yurt dışında yapılabilmesi için bunun esas sözleşmede açıkça düzenlenmesi gerekir.

Çağrı ilanında; toplantı yerinin doğru, anlaşılır ve ayrıntılı biçimde belirtilmesi gerekir.

Genel Kurul Toplantı Zamanı

Genel kurul toplantıları aşağıda belirtilen zamanlarda yapılır:

Olağan genel kurul toplantısı, her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde toplantılar yılın ilk üç ayı içinde, özel hesap dönemi olan şirketlerde ise, hesap döneminin bittiği günü izleyen ilk üç ay içinde yapılır.

Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için toplantının yapılmasını gerektiren durumların ortaya çıktığızamanlarda yapılır.

İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu; imtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde genel kurul tarafından imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek mahiyette esas sözleşme değişikliğine karar verilmesi halinde, anılan karar tarihinden itibaren en geç bir ay içinde toplantıya çağrılır. Bu süre sonuna kadar imtiyazlı pay sahipleri toplantıya çağrılmazsa, her imtiyazlı pay sahibi yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere onbeş gün içinde, bu kurulun toplantıya çağrılmasını mahkemeden isteyebilir. Çağrıya rağmen süresi içinde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplanamazsa, genel kurul kararı onaylanmış sayılır.

Esas sözleşme değişikliği Bakanlık iznine tabi olan şirketlerde bu amaçla yapılacak genel kurul toplantıları, ancak bu izin alındıktan sonra yapılır.

Genel Kurul Toplantı Çeşitleri

Şirketlerde aşağıda sayılan genel kurul toplantıları ve imtiyazlı pay sahipleri özel kurul toplantısı yapılır:

  • Olağan genel kurul toplantısı: Şirket organlarının seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kuruluüyelerinin ibraları ile faaliyet dönemlerini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakereler yapmak ve karar almak üzere her hesap dönemi için yapılan toplantılardır.
  •  Olağanüstü genel kurul toplantısı: Şirket için lüzumu halinde veya zorunlu ve ivedi sebepler çıktığı takdirde yapılan ve gündemini toplantı yapılmasını gerektiren sebeplerin oluşturduğu toplantılardır.
  • İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplantısı: İmtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde, genel kurulun imtiyazlıpay sahiplerinin haklarını sınırlayacak tarzda esas sözleşmeyi değiştirmeye karar vermesi halinde, Kanunun 454 üncü maddesine göre esas sözleşme değişikliği kararını onaylamak için sadece imtiyazlı pay sahiplerinin katılımıyla yapılan toplantılardır.
  • İmtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikteki esas sözleşme değişikliğinin görüşüleceği genel kurul toplantısında, imtiyazlı payları temsil eden sermayenin en az yüzde altmışına sahip olan imtiyazlı pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ve bunların çoğunluğunun genel kurulda esas sözleşme değişikliğine olumlu oy vermeleri halinde, ayrıca özel kurul toplantısı yapılmaz.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı

Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için lüzumu halinde veya zorunlu ve ivedi sebepler çıktığı takdirde yapılan ve gündemini toplantı yapılmasını gerektiren sebeplerin oluşturduğu toplantılardır.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Zamanı
Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için toplantının yapılmasını gerektiren durumların ortaya çıktığı zamanlarda yapılır.

Olağanüstü Genel Kurulu Çağrıya Yetkili Olanlar
Olağan genel kurullar, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır. Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, TTK m. 410/2’ye göre, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısının Gündemi
Olağanüstü genel kurul toplantısının gündemini, toplantı yapılmasını gerektiren sebepler oluşturur.

Olağan Genel Kurul Toplantısı

Olağan genel kurul toplantısı;

  • Şirket organlarının seçimine,
  • Finansal tablolara,
  • Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporuna,
  • Kârın kullanım şekline,
  • Dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine,
  • Yönetim kuruluüyelerinin ibraları ile faaliyet dönemlerini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakereler yapmak ve karar almak üzere

her hesap dönemi için yapılan toplantılardır.

Olağan Genel Kurul Toplantı Zamanı
Olağan genel kurul toplantısı, her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde toplantılar yılın ilk üç ayı içinde (31 Mart’a kadar), özel hesap dönemi olan şirketlerde ise, hesap döneminin bittiği günü izleyen ilk üç ay içinde yapılır. Esas sözleşme değişikliği Bakanlık iznine tabi olan şirketlerde bu amaçla yapılacak genel kurul toplantıları, ancak bu izin alındıktan sonra yapılır.

Olağan Genel Kurulu Çağrıya Yetkili Olanlar
Olağan genel kurullar, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır. Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, TTK m. 410/2’ye göre, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Olağan Genel Kurul Toplantısının Gündemi 

Olağan genel kurul toplantısının gündeminde sırasıyla şu hususlar bulunur:

a. Açılış ve toplantı başkanlığının oluşturulması.

b) Yönetim kurulunca hazırlanan yıllık faaliyet raporunun okunması ve müzakeresi.

c) Denetçi raporlarının okunması.

ç) Finansal tabloların okunması, müzakeresi ve tasdiki.

d) Yönetim kurulu üyelerinin ibrası.

e) Kârın kullanım şeklinin, dağıtılacak kâr ve kazanç payları oranlarının belirlenmesi.

f) Yönetim kurulu üyelerinin ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi hakların belirlenmesi.

g) Faaliyet yılı içinde yönetim kurulu üyeliklerinde eksilme meydana gelmiş ve yönetim kurulunca atama yapılmış ise atamanın genel kurulca onaylanması.

ğ) Görev süreleri sona ermiş olan yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi, şayet esas sözleşmede görev süreleri belirtilmemişse görev sürelerinin tespiti.

h) Denetçinin seçimi.

ı) Lüzum görülecek sair hususlar. Lüzum görülen sair hususlar gündeme açıkça yazılmalıdır. Görüşülecek konu önceden tespit edilip gündeme yazılmadan, “lüzum görülecek sair hususlar” şeklinde bir gündem maddesi belirlenemez.

Kanun ve esas sözleşme gereği genel kurulun yetkisinde olan ve olağanüstü genel kurul toplantı gündemini oluşturan her türlü konu, olağan genel kurul toplantı gündemine yazılabilir. Azlığın süresi içinde müracaat etmesi halinde, görüşülmesini istediği konular yönetim kurulu tarafından gündeme alınır. Yapılan denetim sonucunda veya herhangi bir sebeple Bakanlıkça, şirket genel kurulunda görüşülmesi istenen konuların gündeme konulması zorunludur.

Gündem, genel kurulu toplantıya çağıran tarafından belirlenir.

Kurumsal Risk Yönetimi – Cumhur Bilgili

İMKB ve SPK desteğiyle Kurumsal Risk Yönetimi Derneği’nin 09 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirdiği “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Kurumsal Risk Yönetimine İlişkin Düzenlemelerinin, Şirketlerdeki Uygulamalar ve Ekonomik İstikrar Üzerindeki Yansımaları” başlıklı seminerin “Kurumsal Risk Yönetimi Uygulamaları, Faydaları ve Zorlukları” konulu panel bölümünde Brisa Risk Yönetimi Müdürü Dr.Cumhur Bilgili’nin konuşması..

Dr.Cumhur Bilgili hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Anonim Şirketlerde Nama Yazılı Pay Senedi Devri ve Devrin Sınırlandırılması – Levent Yaralı

I.   Anonim Şirketlerde Pay, Pay Senetleri ve İlmühaber
Anonim şirket ortaklığı paya bağlı olarak gerçekleşmektedir. Pay nama ya da hamiline yazılı pay senedine bağlanabileceği gibi (6102 sayılı Türk Ticaret KanunuTTK” m. 484/1), senede bağlanmamış anonim ortaklık payları da söz konusu olabilmektedir.

Anonim şirketlerde henüz çıkarılmamış pay senetlerini temsil etmek üzere ‘‘ilmühaberler’’ de çıkarılabilir. İlmühaberler, hak sahibine tüm pay sahipliği haklarını (payın devri dâhil) sağlar. İlmühaberlere kıyas yoluyla nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanır(TTK 486/2).

II.  Nama Yazılı Pay Senedi Devri ve Sınırlandırılması

A.    Devir serbestisi
Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler (TTK 490/1).

B.    Ciro ve teslim ile devrin gerçekleşmesi
Nama yazılı pay senetlerinin devri, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle gerçeklestirilir (TTK 490/2).

C.     Pay defterine kayıt
Nama yazılı pay senedinin usulüne uygun olarak devredildiği ispat edilmediği sürece, devralan pay defterine yazılamaz (TTK 499/2). Şirketle ilişkilerde, sadece pay defterinde kayıtlı bulunan kimse pay sahibi olarak kabul edilir(TTK 499/4, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ”eTTK” 417/4).

D.    Devrin tamamen yasaklanamaması
Limited şirketlerden farklı olarak(TTK 595/4), anonim şirket payının ve pay senetlerinin devri tamamen yasaklanamaz.

E.     Pay devrinin sınırlandırılması
Anonim şirket esas sözleşmesinde, nama yazılı payların ancak şirketin onayıyla devredilebileceği öngörülebilir(TTK 492/1). Bununla beraber, nama yazılı pay senetlerinin devrinde esas sözleşmede yer alan hükme dayanarak ve sebep göstermeksizin devrin kaydedilmesinden kaçınabilme imkânı(”eTTK’’ 418/2), TTK’da yer almamaktadır.  Diğer bir ifadeyle, sebep göstermeksizin devrin reddedilmesi imkânı TTK uyarınca söz konusu olmayacaktır.

Şirket ancak esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek devre onay vermeyi reddedebilecektir. Şirket rakiplerine yapılan pay devirlerini şirket onayına bağlama ya da payların sadece kurucu aile pay sahiplerine veya belirli bir mesleğe mensup bulunan kişilere devredebilmesi önemli sebeplere örnek olarak verilebilir.

F.     Devrin Sınırlandırıldığı Durumlarda Şirket Onayının Pay Senedi Devrine Etkisi
eTTK döneminde pay devri açısından şirketin onayı ve bu çerçevede pay defterine kaydı kurucu etkiye sahip değildi. Pay üzerindeki mülkiyet, şirket onaylamasa da devralana geçiyordu, ancak devralan pay defterinde kayıtlı olmadığı için yalnızca şirkete karşı ortak sıfatını kazanamıyor ve buna bağlı hakları da kullanamıyordu(eTTK 417/4).

Nama yazılı pay devrinin şirket esas sözleşmesi ile sınırlandırıldığı durumlarda, devre şirket tarafından verilen onayın kurucu etkiye sahip olduğu TTK 494/1 ile düzenlendi. Dolayısı ile, anonim şirket pay devrinin esas sözleşme ile sınırlandırıldığı ve şirket onayına bağlandığı durumlarda, şirket onayı (yönetim kurulu onayı) pay devrinin kurucu bir unsuru olacak, onayın bulunmadığı durumlarda mülkiyet de geçmeyecektir.

Levent Yaralı – 4.1.2013

Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

Resmi Gazete Tarih ve No: 28 Ağustos 2012 – 28395

ŞİRKETLERİN YILLIK FAALİYET RAPORUNUN ASGARİ İÇERİĞİNİN BELİRLENMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1  (1) Bu Yönetmeliğin amacı, yönetim organı tarafından düzenlenecek yıllık faaliyet raporunun asgari içeriğini belirlemektir.

(2) Bu Yönetmelik, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre kurulan ve faaliyet gösteren anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin yıllık faaliyet raporlarını ve şirketler topluluğunda ana şirketin yıllık faaliyet raporunu kapsar.

(3) Özel kanunlara tabi şirketlere, özel hükümler dışında bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.

Dayanak

MADDE 2  (1) Bu Yönetmelik, 6102 sayılı Kanunun 516 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına, 518 inci maddesine, 565 inci maddesinin ikinci fıkrasına ve 610 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3  (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Finansal tablolar: Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülmüş bulunan finansal tabloları,

c) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

ç) Ortak: Anonim şirketlerde pay sahiplerini, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ortakları,

d) Sözleşme: Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde esas sözleşmeyi, limited şirketlerdeşirket sözleşmesini,

e) Şirket: Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketi,

f) Üst düzey yönetici: Şirket yönetim organı üyeleri dışında, yönetim organınca şirketin faaliyetlerini doğrudan veya dolaylı olarak planlama, yönetme ve kontrol etme yetkisi ve sorumluluğu verilen kişileri,

g) Yıllık faaliyet raporu: Yönetim organı tarafından Kanuna ve bu Yönetmeliğe göre düzenlenen, şirketin ilgili yıla ilişkin faaliyetlerinin akışı ile her yönüyle finansal durumunun doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtıldığı, şirketin gelişmesinin ve karşılaşılması muhtemel risklerin belirtildiği raporu,

ğ) Yönetim organı: Anonim şirketlerde yönetim kurulunu, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticiyi veya yöneticileri, limited şirketlerde müdürü veya müdürler kurulunu,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Yıllık Faaliyet Raporunun Hazırlanması

Genel ilkeler

MADDE 4  (1) Yıllık faaliyet raporu, şirketin ilgili hesap dönemine ait iş ve işlemlerinin akışını, her yönüyle finansal durumunu, şirketin hak ve yararını da gözetecek şekilde, doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtır. Yıllık faaliyet raporunda, yanıltıcı, abartılı ve yanlış kanaat uyandırıcı, gerçeğe aykırı ifadelere yer verilemez.

(2) Yönetim organı, yıllık faaliyet raporunu, ortakların şirketin faaliyetleri hakkında her türlü bilgiye tam ve doğru bir şekilde ulaşmasını sağlayacak ayrıntıda hazırlar. Yıllık faaliyet raporunda mümkün olan en basit kavram ve terimler kullanılır, tereddüde neden olabilecek belirsiz ifadelerden kaçınılır. Teknik terim kullanılması gereken yerlerde, herkesin kolayca anlamasına imkan verecek şekilde açıklamalar yapılır.

(3) Şirketin, finansal performansı ile finansal durumunun genel özellikleri ve karşı karşıya bulunduğu temel riskler yıllık faaliyet raporunda değerlendirilir. Şirketin finansal durumuna ilişkin bu değerlendirmeler finansal tablolara dayandırılır. Ayrıca finansal olmayan risklere de faaliyet raporunda yer verilir.

(4) Yıllık faaliyet raporunda; şirket faaliyet ve hizmetlerinin etkin, güvenilir ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesini, muhasebe ve mali raporlama sisteminden sağlanan bilgilerin bütünlüğünü, tutarlılığını, güvenilirliğini, zamanında elde edilebilirliğini ve güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan iç kontrollerin etkinliği, yeterliliği ve uyumluluğu konularında açıklamalara yer verilir.

(5) Yıllık faaliyet raporunda gerekli olması halinde istatistiki bilgilere ve grafiklere de yer verilebilir.

Geleceğe yönelik tahminlerin yıllık faaliyet raporunda belirtilmesi

MADDE 5  (1) Yıllık faaliyet raporunda şirketin gelişmesine ve karşılaşması muhtemel risklere açıkça işaret olunur ve bu konulara ilişkin yönetim organının değerlendirmesine yer verilir. Yıllık faaliyet raporunda, geleceğe yönelik bilgi verildiği veya tahminlerde bulunulduğu durumlarda, bunların dayandığı gerekçelere ve istatistiki bilgilere de yer verilmesi zorunludur.

(2) Yıllık faaliyet raporunda yer verilen geleceğe yönelik bilgi ve tahminler şirketin finansal durumu ve faaliyet sonuçları ile uyumlu olmalıdır.

Yıllık faaliyet raporunda yer verilebilecek ilave bilgiler

MADDE 6  (1) Yıllık faaliyet raporunda, bu Yönetmelikte yer verilen asgari içeriğe ve şirketin niteliği ve konumu itibariyle ortakların haklarını kullanabilmesi için bilmeleri gereken diğer bilgilere yer verilmesi zorunludur. Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yıllık faaliyet raporlarında yönetim organının uygun gördüğü ilave bilgilere yer verilebilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yıllık Faaliyet Raporunun İçeriği

Yıllık faaliyet raporunun bölümleri

MADDE 7  (1) Yıllık faaliyet raporu aşağıda gösterilen bölümlerden oluşur:

a) Genel bilgiler,

b) Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar,

c) Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları,

ç) Şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler,

d) Finansal durum,

e) Riskler ve yönetim organının değerlendirmesi,

f) Diğer hususlar.

Genel bilgiler

MADDE 8  (1) Yıllık faaliyet raporunun genel bilgiler bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer almasızorunludur:

a) Raporun ilgili olduğu hesap dönemi,

b) Şirketin ticaret unvanı, ticaret sicili numarası, merkez ve varsa şubelerine ilişkin iletişim bilgileri ile varsa internet sitesinin adresi,

c) Şirketin organizasyon, sermaye ve ortaklık yapıları ile bunlara ilişkin hesap dönemi içerisindeki değişiklikler,

ç) Varsa imtiyazlı paylara ve payların oy haklarına ilişkin açıklamalar,

d) Yönetim organı, üst düzey yöneticileri ve personel sayısı ile ilgili bilgiler,

e) Varsa; şirket genel kurulunca verilen izin çerçevesinde yönetim organı üyelerinin şirketle kendisi veya başkasıadına yaptığı işlemler ile rekabet yasağı kapsamındaki faaliyetleri hakkında bilgiler.

Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar

MADDE 9  (1) Yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Sağlanan huzur hakkı, ücret, prim, ikramiye, kâr payı gibi mali menfaatlerin toplam tutarları,

b) Verilen ödenekler, yolculuk, konaklama ve temsil giderleri ile ayni ve nakdi imkânlar, sigortalar ve benzeri teminatların toplam tutarlarına ilişkin bilgiler.

Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları

MADDE 10  (1) Bu bölümde şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları ile bunların sonuçlarına ilişkin bilgilere yer verilir.

Şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler

MADDE 11  (1) Yıllık faaliyet raporunun şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Şirketin ilgili hesap döneminde yapmış olduğu yatırımlara ilişkin bilgiler,

b) Şirketin iç kontrol sistemi ve iç denetim faaliyetleri hakkında bilgiler ile yönetim organının bu konudaki görüşü,

c) Şirketin doğrudan veya dolaylı iştirakleri ve pay oranlarına ilişkin bilgiler,

ç) Şirketin iktisap ettiği kendi paylarına ilişkin bilgiler,

d) Hesap dönemi içerisinde yapılan özel denetime ve kamu denetimine ilişkin açıklamalar,

e) Şirket aleyhine açılan ve şirketin mali durumunu ve faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikteki davalar ve olasısonuçları hakkında bilgiler,

f) Mevzuat hükümlerine aykırı uygulamalar nedeniyle şirket ve yönetim organı üyeleri hakkında uygulanan idari veya adli yaptırımlara ilişkin açıklamalar,

g) Geçmiş dönemlerde belirlenen hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığı, genel kurul kararlarının yerine getirilip getirilmediği, hedeflere ulaşılamamışsa veya kararlar yerine getirilmemişse gerekçelerine ilişkin bilgiler ve değerlendirmeler,

ğ) Yıl içerisinde olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmışsa, toplantının tarihi, toplantıda alınan kararlar ve buna ilişkin yapılan işlemler de dâhil olmak üzere olağanüstü genel kurula ilişkin bilgiler,

h) Şirketin yıl içinde yapmış olduğu bağış ve yardımlar ile sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde yapılan harcamalara ilişkin bilgiler,

ı) Şirketler topluluğuna bağlı bir şirketse; hâkim şirketle, hâkim şirkete bağlı bir şirketle, hâkim şirketin yönlendirmesiyle onun ya da ona bağlı bir şirketin yararına yaptığı hukuki işlemler ve geçmiş faaliyet yılında hâkimşirketin ya da ona bağlı bir şirketin yararına alınan veya alınmasından kaçınılan tüm diğer önlemler,

i) Şirketler topluluğuna bağlı bir şirketse; (ı) bendinde bahsedilen hukuki işlemin yapıldığı veya önlemin alındığıveyahut alınmasından kaçınıldığı anda kendilerince bilinen hal ve şartlara göre, her bir hukuki işlemde uygun bir karşıedim sağlanıp sağlanmadığı ve alınan veya alınmasından kaçınılan önlemin şirketi zarara uğratıp uğratmadığı, şirket zarara uğramışsa bunun denkleştirilip denkleştirilmediği.

Finansal durum

MADDE 12  (1) Yıllık faaliyet raporunun finansal durum bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer almasızorunludur:

a) Finansal duruma ve faaliyet sonuçlarına ilişkin yönetim organının analizi ve değerlendirmesi, planlanan faaliyetlerin gerçekleşme derecesi, belirlenen stratejik hedefler karşısında şirketin durumu,

b) Geçmiş yıllarla karşılaştırmalı olarak şirketin yıl içindeki satışları, verimliliği, gelir oluşturma kapasitesi, kârlılığı ve borç/öz kaynak oranı ile şirket faaliyetlerinin sonuçları hakkında fikir verecek diğer hususlara ilişkin bilgiler ve ileriye dönük beklentiler,

c) Şirketin sermayesinin karşılıksız kalıp kalmadığına veya borca batık olup olmadığına ilişkin tespit ve yönetim organı değerlendirmeleri,

ç) Varsa şirketin finansal yapısını iyileştirmek için alınması düşünülen önlemler,

d) Kâr payı dağıtım politikasına ilişkin bilgiler ve kâr dağıtımı yapılmayacaksa gerekçesi ile dağıtılmayan kârın nasıl kullanılacağına ilişkin öneri.

Riskler ve yönetim organının değerlendirmesi

MADDE 13  (1) Yıllık faaliyet raporunun riskler ve yönetim organının değerlendirmesi bölümünde aşağıda belirtilen hususların yer alması zorunludur:

a) Varsa şirketin öngörülen risklere karşı uygulayacağı risk yönetimi politikasına ilişkin bilgiler,

b) Oluşturulmuşsa riskin erken saptanması ve yönetimi komitesinin çalışmalarına ve raporlarına ilişkin bilgiler,

c) Satışlar, verimlilik, gelir yaratma kapasitesi, kârlılık, borç/öz kaynak oranı ve benzeri konularda ileriye dönük riskler.

Diğer hususlar

MADDE 14  (1) Yıllık faaliyet raporunun diğer hususlar bölümünde, faaliyet yılının sona ermesinden sonraşirkette meydana gelen ve ortakların, alacaklıların ve diğer ilgili kişi ve kuruluşların haklarını etkileyebilecek niteliktekiözel önem taşıyan olaylara ilişkin açıklamalara yer verilmesi zorunludur.

(2) Bu bölümde ayrıca, bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yönetim organının uygun gördüğüilave bilgilere de yer verilebilir.

Şirketler topluluğunda ana şirketin faaliyet raporları

MADDE 15  (1) Şirketler topluluğunda ana şirketin faaliyet raporlarında, bu Yönetmelikte yer alan diğer hükümlere ek olarak aşağıda belirtilen hususların da yer alması zorunludur:

a) Bir sermaye şirketinin sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmi beşini, otuz üçünü, ellisini, altmış yedisini veya yüzde yüzünü temsil eden miktarda paylarına sahip olunduğu veya payları bu yüzdelerin altına düştüğü takdirde bu durum ve gerekçesi,

b) Topluluğa dâhil işletmelerin ana şirket sermayesindeki payları hakkında bilgiler,

c) Konsolide finansal tabloların hazırlanması süreci ile ilgili olarak topluluğun iç denetim ve risk yönetimi sistemlerine ilişkin açıklamalar,

ç) Yönetim organı üyelerinden birinin talep etmesi halinde, Kanunun 199 uncu maddesinin dördüncü fıkrasındaöngörülen raporun sonuç kısmı.

Yıllık faaliyet raporunun sunumu

MADDE 16  (1) Yıllık faaliyet raporu ilgili olduğu hesap döneminin bitimini izleyen iki ay içinde hazırlanır.Şirketin yönetim organı başkanı ve üyeleri tarafından imzalanarak onaylanır. Yönetim organı üyelerinden herhangi birinin yıllık faaliyet raporunda yer alan bilgilerle ilgili farklı görüşte olması halinde, itiraz ettiği hususlar gerekçeleri ile birlikte yıllık faaliyet raporunda belirtilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Geçiş hükmü

GEÇİCİ MADDE 1  (1) 2012 yılı hesap dönemine ait yıllık faaliyet raporunda yer verilecek finansal bilgiler, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca düzenlenen mali tablolara dayandırılır.

Yürürlük

MADDE 17  (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 18  (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Münfesih Olmasına veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler ile Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:
Resmi Gazete Tarih ve No: 30 Aralık 2012 – 28513

MÜNFESİH OLMASINA VEYA SAYILMASINA RAĞMEN TASFİYE EDİLMEMİŞ ANONİM VE LİMİTED ŞİRKETLER İLE KOOPERATİFLERİN TASFİYELERİNE VE TİCARET  SİCİLİ KAYITLARININ SİLİNMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ

Amaç

MADDE 1  (1) Bu Tebliğin amacı; münfesih olmasına veya sayılmasına rağmen tasfiye edilmemiş anonim velimited şirketler ile kooperatiflerin, ilgili kanunlardaki tasfiye usullerine uyulmaksızın tasfiyelerine ve ticaret sicili kayıtlarının silinmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

MADDE 2  (1) Bu Tebliğ, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanununda sayılan sebeplerle münfesih olan veya sayılan anonim ve limited şirketleri;  13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun yürürlük tarihinden itibaren iki yıl içinde münfesih olacak anonim ve limited şirketler ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılıKooperatifler Kanunu uyarınca halen münfesih olan veya 1/7/2014 tarihine kadar münfesih olacak kooperatifleri kapsar.

Dayanak

MADDE 3  (1) Bu Tebliğ, 6102 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 4  (1) Bu Tebliğde geçen:

a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

b) Genel Müdürlük: İç Ticaret Genel Müdürlüğünü,

c) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

ç) Müdürlük: Ticaret sicili müdürlüklerini,

d) Oda: Ticaret ve sanayi odaları veya ticaret, sanayi ya da deniz ticaret odalarını,

e) Sicil Gazetesi: Türkiye Ticaret Sicili Gazetesini,

f) Şirket: Anonim ve limited şirketleri,

g) TOBB: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini,

ifade eder.

Müdürlüklerce kapsama giren şirket ve kooperatiflerin belirlenmesi

MADDE 5  (1) Kendi kayıtları üzerinden aşağıdaki hallerden en az birinin varlığının tespit edilebildiği durumlarda, Müdürlüklerce aşağıdaki sebeplerle münfesih olan veya sayılan şirket ve kooperatifler 31/3/2013 tarihine kadar resen belirlenir:

a) Sermayelerini, 31/12/1998 tarihine kadar 5.000 TL’ye çıkarmayan anonim şirketler ile 500 TL’ye çıkarmayanlimited şirketler.

b) Kanunun yürürlük tarihinden önce münfesih olan veya sayılan anonim ve limited şirketler.

c) Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle dağılmış olan kooperatifler.

ç) Sebebi ne olursa olsun aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatifler.

d) 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 10 ve 32 nci maddelerine göre adreslerinin ve durumlarının tespit edilememesi nedeniyle ilgili odadaki üyelikleri askıya alınan ve oda yönetim kurulu kararını takip eden yılbaşından itibaren iki yıl sonunda oda kaydı silinerek, sicil kaydı silinmeküzere Müdürlüklere bildirilen şirketler ve kooperatifler.

(2) Birinci fıkra uyarınca resen yürütülen çalışmalar sırasında;  herhangi bir kişi, kurum ya da kuruluş tarafından yukarıdaki durumları kanıtlarıyla Müdürlüğe bildirilen şirket ve kooperatifler de belirlemeye dahil edilir. Ancak bu bildirim sırasında ilgili kişiler tarafından yapılan bildirimlerde şirket veya kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunmadığına ilişkin yazılı beyanın da Müdürlüğe verilmesi zorunludur.

(3) Birinci fıkrada öngörülen süreden sonra 1/7/2014 tarihine kadar tespit edilecek kapsam dahilindeki şirket ya da kooperatiflere ilişkin bu Tebliğde öngörülen işlemler de müdürlükler tarafından aylık olarak yerine getirilir.

(4) Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten 1/7/2014 tarihine kadar münfesih olacak veya sayılacak şirket ve kooperatifler için herhangi bir kişi, kurum ya da kuruluş tarafından kanıtlarıyla yapılacak başvurular da bu madde hükümlerine göre değerlendirilecektir.

(5) 1/7/2014 tarihine kadar münfesih olunduğuna dair kanıtlayıcı belgeler ile şirket ya da kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunmadığına ilişkin yazılı beyanla birlikte;

a) Şirket veya kooperatif ortaklarından herhangi birinin veya ticaret siciline kayıtlı en son yetkililerinin, kendilerini,

b) Şirket veya kooperatif ortaklarından herhangi birinin veya ticaret siciline kayıtlı en son yetkililerinin; kendileri yerine, başka bir ortağı veya başka bir yetkiliyi ya da görevi kabul ettiklerine ilişkin yazılı beyan da eklenmek suretiyleüçüncü şahısları,

tasfiye memuru olarak bildirmeleri halinde, sicil kayıtları üzerinden gerekli tespitlerin yapılmasından sonra, 6 ncımaddeye göre ayrıca ihtar yapılmaksızın Müdürlükçe 10 uncu ve 11 inci maddeye göre işlem yapılır.

Müdürlüklerce yapılacak ihtar ve ilan

MADDE 6  (1) Müdürlüklerce resen ya da yapılacak bildirim üzerine tespit edilen şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilinde kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmişkişilere 7 nci maddeye göre hazırlanacak ihtar gönderilir. Bu ihtar, sermayelerini 31/12/1998 tarihine kadar 5.000 TL’yeçıkarmayarak münfesih olan anonim şirketlerin ayrıca en son tescil edilmiş denetçisine de gönderilir.

(2) Gönderilen ihtarlar, ilan edilmek üzere Müdürlükler tarafından Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir.

(3) Sicil Gazetesinde yapılan ilan, ilgili odanın internet sitesinde 7 nci maddeye uygun olarak aynen yayımlanır.İlgili odanın internet sitesinin bulunmaması durumunda ilan TOBB’un internet sitesinde yayımlanır.

İhtarın içeriği

MADDE 7  (1) Müdürlüklerce;

a) Sermayelerini 31/12/1998 tarihine kadar 5.000 TL’ye çıkarmayarak münfesih olan anonim şirketler ile 500 TL’ye çıkarmayarak münfesih olan limited şirketler için yapılacak ihtarda; tebliğ tarihinden itibaren iki ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde ticaret sicili kayıtlarından unvanının silineceği, şirkete ait malvarlığının, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır. (Ek-1)

b) Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilenlerin dışındaki şirketler ile kooperatiflere yapılacak ihtarda tebliğtarihinden itibaren iki ay içinde; münfesih olma sebepleri de gösterilerek, bu sebepleri ortadan kaldıran işlemlerin yapılıp ispat edici belgelerin Müdürlüğe verilmesi ya da tasfiye memurunun Müdürlüğe bildirilmesi gerektiği, bildirimde bulunulmaması halinde ise bu sürenin sonunda ticaret sicili kayıtlarından unvanının silineceği, şirkete/kooperatife ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır. (Ek-2)

c) Bu madde uyarınca yapılacak ihtarlarda şirket ya da kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunup bulunmadığının yazılı şekilde beyan edilmesi de istenir.

İhtarın sonuçları

MADDE 8  (1) 6 ncı madde uyarınca Müdürlüklerce yapılan ihtar; ilgilisine ulaştığı durumlarda tebliğ tarihi itibariyle, ulaşmadığı durumlarda ise ihtarın sicil gazetesinde yayımlandığı tarihten itibaren otuzuncu günün akşamıitibariyle 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış sayılı