23 Ekim 2020, Yürürlüğünün 8. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında TÜRK TİCARET KANUNU SEMPOZYUMU -IV- (çevrimiçi)

Yürürlüğünün 8. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında TÜRK TİCARET KANUNU SEMPOZYUMU -IV- başlıklı sempozyum, 23 Ekim 2020 Cuma günü saat 10:00-17:00 arası aşağıdaki Youtube hesabı üzerinden canlı yayımlanacaktır.

Sempozyum Yayın Adresi

https://www.youtube.com/iuhfticarethukukuabd

AÇILIŞ KONUŞMALARI (10:00-10:30)

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019 Yılı Kararları İstatistiği
Prof. Dr. Arslan Kaya
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

1. OTURUM (10:30-11:30)
Oturum Başkanı : Prof. Dr. Mehmet Helvacı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Ticari Dava
Prof. Dr. Ali Paslı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Acentelerin Aracılık Ettiği İşlemler Sebebiyle Üçüncü Kişilere Karşı Hukuki Sorumluluğu ve Bu Bağlamda Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi
Dr. Adem Aslan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Üyesi

TARTIŞMA (11:30-12:00)

ÖĞLE ARASI (12:00-13:30)

2. OTURUM (13:30-14:30)
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Abuzer Kendigelen
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshinde Fesih Dışındaki Diğer Çözüm Yollarının Uygulanmasında Kararı Veren Mahkemenin Rolü
Dr. Öğr. Üyesi İlhan Yiğit
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Avrupa Birliği Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Limited Şirketlerde Müdürün Azli
Dr. Öğr. Üyesi Fatih Aydoğan
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

TARTIŞMA (14:30-15:00)

ARA (15:00-15:30)

3. OTURUM (15:30-16:30)
Oturum Başkanı: Ahmet Özgan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı

Zamanaşımına Uğrayan Bonodaki Vade Tarihinin Temel İlişkiye Dayalı Bir Davada Temerrüde Esas Alınamayacağına Dair 2019/1-8 sayılı 25.12.2019 tarihli İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararının Değerlendirilmesi
Ayşe Albayrak Doğan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Üyesi

Sınırlı Ayni Hak Sahibinin İzninin Malikin Sigorta Tazminatının Tahsili Talebiyle Açacağı Davaya Etkisi Meselesi
Dr. Öğr. Üyesi M. Halil Çonkar
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

TARTIŞMA (16:30-17:00)

KAPANIŞ

Ali Paslı: Anonim/Limited Ortaklık Genel Kurul Toplantılarının 7244 Sayılı Özel Covid-19 Kanunu Sonrasındaki Durumu : Sermaye Şirketlerindeki Ortakların Sağlığının Değeri Var Mıdır?

ANONİM/LİMİTED ORTAKLIK GENEL KURUL TOPLANTILARININ 7244 SAYILI ÖZEL COVID-19 KANUNU SONRASINDAKİ DURUMU:

SERMAYE ŞİRKETLERİNDEKİ ORTAKLARIN SAĞLIĞININ DEĞERİ VAR MIDIR?

Doç. Dr. Ali PASLI*

I. Yeni Kanun’un Genel Kurullara Bakışı

16.04.2020 tarih ve 7244 sayılı “Yeni Koronavirüs (COVID-19) Salgınının Ekonomik Ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”[1](“Kanun”)ile içinde bulunduğumuz pandemi ortamına ilişkin ekonomik ve sosyal hayata ilişkin tedbir mahiyetinde birçok özellikli yeni kural, kanunlarımıza eklenmiştir. Hemen tüm dünyada da bu şekilde acil ve torba kanun niteliğinde yasal düzenlemeler ile pandemi ortamının yarattığı/yaratabileceği sakıncaların giderilmeye çalışıldığı görülmektedir[2]. Ülkemizde idari tasarruflar ile acil mahiyetteki birçok hususun halledilmeye çalışıldığı bu dönemde, normlar hiyerarşisi açısından ilgili değişikliklerin bir yasal düzenleme ile yapılması sevindirici olmuştur.

İşbu çalışmamızın amacı, 7244 sayılı Kanun’daki tüm değişikliklerin veya -uzmanlık alanımız itibarıyla- ticaret hukukunu ilgilendiren bütün noktaların irdelenmesi olmayıp, bunun yerine anonim ve limited ortaklıklardaki genel kurul toplantılarının bu dönemde yapılmasının sakıncalarına ilişkin bir önceki makalemizin[3] ardından bu yeni Kanun ile ulaşılan güncel durumu değerlendirmektir.

Hemen en başta belirtelim ki, işbu Kanun öncesinde kamuoyuna yansıyan taslakta/teklifte yer alan genel kurul toplantılarının faaliyet döneminin bitiminden itibaren yapılma süresinin üç aydan beş aya çıkarılmasına ve bu sürede genel kurulun yapılmaması durumuna ilişkin değişiklik, yasalaşan metinde bulunmamaktadır. Zaten Kanun’un teklif metninde de, Komisyon’a yansıyan metninde de bu değişiklikten vazgeçilmişti. Üstelik bu süre içerisinde genel kurulun yapılmamasının çağrıyı yapmayan yönetim kurulu üyeleri açısından idari para cezasına bağlanması ve salgın ortamının beşinci ayın sonu olan Mayıs ayı sonuna kadar sona ermemesinin çok muhtemel olması göz önüne alındığında, esasında işbu özel Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) olağan genel kurul toplantılarının yapılması süresinde -kalıcı şekilde- değişiklik yapılmaması isabetli olmuştur. TTK’nın temel hükümlerinin kaleme alındığı, ardından yasalaştığı ve takiben yürürlüğe girdiği tarihten bu yana hem dünyada yaşanan gelişmeler hem de ülkemiz uygulamasındaki sorunlar karşısında ciddi değişikliklerin yapılması gerekmekle ve olağan genel kurulların yapılma süresi/süreci de bunlar arasında olmakla birlikte, işbu özellikli dönemde -aciliyete binaen- geçici mahiyette, pandemi dönemine uygun, somut ihtiyaca cevap veren değişiklikler yapılması doğru olacaktır.

Anonim ve limited şirket genel kurul toplantılarına ilişkin hüküm bulunmayan 7244 sayılı inceleme konusu Kanun’da dernek ve kooperatif genel kurul toplantılarına yönelik olarak ise özel hüküm vazedilmiştir. “Süre uzatımı, toplantı erteleme ve uzaktan çalışma” kenar başlığını taşıyan 2. maddenin ilgili maddeleri şu şekildedir:

ç) …Dernekler Kanunu ve… Türk Medeni Kanununa göre… dernek genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, 3 aya kadar İçişleri Bakanınca uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılır. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder.

d) …Kooperatifler Kanunu kapsamındaki genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, ilgili Bakan tarafından 3 aya kadar uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder.

e) …Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile… Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu kapsamındaki genel kurul toplantıları 31/7/2020 tarihine kadar ertelenir. Bu süre, Tarım ve Orman Bakanınca 3 aya kadar uzatılabilir. Ertelenen genel kurul toplantıları, ertelemenin sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır. Mevcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder.

f) …Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 61 inci maddesi uyarınca 2020 yılı Mayıs ayı içinde yapılması gereken Birlik Genel Kurulu, bir sonraki yıl Genel Kurulu ile birlikte yapılır…”.

Kanun koyucunun mantığı basit ve açıktır: Pandemi dönemi, genel kurul toplantısı yapılmasına ve bu anlamda onlarca/yüzlerce/binlerce insanın üstelik kapalı bir ortamda bir araya gelmesine uygun bir zaman dilimi değildir. O nedenle bu tür tüzel kişilerin genel kurul toplantıları yapılmamalı, ancak bu erteleme/yapılmama durumunun ortaya çıkarabileceği potansiyel yönetimsel organ yokluğu durumu da önlenmelidir. Madde gerekçesinde de, “…Dernekler, kooperatifler, tarımsal üretici birlikleri ve TOBB gibi çeşitli kuruluşların genel kurul toplantılarının ertelenmesi ve bu süre içerisinde mevcut organların görev, yetki ve sorumluluklarının devamının sağlanması… amaçlanmaktadır.” denilmektedir.

Bu mantık oldukça yerindedir: Bir taraftan insanların kapalı ortamda birlikte bulunmalarından kaynaklanabilecek bulaş ortamı önlenmekte, diğer taraftan da genel kurul toplantısının yapılamamasının sebep olabileceği en acil sakınca olan yönetim organının görev süresinin sona ermesi -açık bir yasal düzenleme ile- engellenmektedir.

Tüm derneklerde ve TTK m. 124/1’in açık düzenlemesi ile bir ticaret şirketi olan kooperatiflerde 7244 sayılı Kanun sonrasındaki durum şu şekildedir: Yeni Kanun, ilk aşamada Bakanlığa da yetkiyi/sorumluluğu bırakmadan 2020 yılı içinde yapılması gereken olağan genel kurul toplantılarını Temmuz ayı sonuna kadar ertelemektedir. Hatta ilgili Bakan’a bu süreyi 3 aya kadar uzatma yetkisi de ayrıca verilmektedir. Yani bu tarihe kadar kooperatiflerin ve derneklerin genel kurul toplantısı yapmaları kesin bir kanun hükmü ile yasaklanmaktadır. Güncel Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uygulaması da Bakanlık temsilcisi görevlendirmeme şeklinde olduğu için kooperatifler için zaten bu yasak fiilen söz konusuydu. Önceki çalışmamızda üzerinde durduğumuz Cumhurbaşkanlığı genelgesi de, bunu dernekler için öngörmüştü. İşte kanuni altyapısı tartışmaya açık olan bu durum, 7244 sayılı Kanun ile kesin bir hukukiliğe kavuşmuş olmaktadır.

II. Sermaye Ortaklıkları Genel Kurullarına İlişkin Kural Olmaması

1. Kategorik Yasağın/Ertelemenin Bulunmaması: Anayasa’ya Aykırılık Sorunsalı

Öte yandan anladığımız kadarıyla kanun koyucunun gözünde, anonim ve limited ortaklık pay sahiplerinin/ortaklarının sağlığı, kooperatif ortakları ve dernek üyeleri kadar önemli değildir. Her nasılsa söz konusu acil dönem kanununda, yabancı ülke uygulamalarının aksine, anonim/limited ortaklık genel kurul toplantıları için hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Limited ortaklıklarda zaten TTK m. 617/4 uyarınca elden dolaştırma yoluyla karar alınabileceği düşünülebilir; ancak o da hiçbir ortağın itiraz etmemesine bağlıdır. Anonim ortaklıklarda zaten bu şekilde toplantı yapmaksızın genel kurul kararı alınması imkânı da yoktur[4].

O zaman anonim ve limited ortaklıklarda zaten güncel uygulama da fiziki toplantı yapılabilmesi yönünde olduğuna ve Ticaret Bakanlığı, bakanlık temsilcisi görevlendirmede de bir sakınca görmediğine göre genel kurul toplantıları yapılmaya devam edilecektir. Bu konuda kanun koyucunun, olumsuz da olsa bir irade gösterdiği söylenebilecektir: Dernek ve kooperatiflerde açık bir düzenleme ile 31.07.2020 tarihine kadar genel kurul toplantısı yasaklanmış iken, anonim/limited ortaklıklarda bu yönde bir yasak getirilmediğine göre kanun koyucunun iradesi anılan sermaye şirketi niteliğindeki tüzel kişilerde genel kurulların pandemi ortamına rağmen yapılması yönündedir. Bu olumsuz iradenin öncelikli sonucu, dernek ve kooperatif genel kurul toplantılarına yönelik getirilen ertelemenin/yasaklamanın kıyasen sermaye ortaklıklarına uygulanmasının mümkün olmamasıdır[5]

İşte 7244 sayılı Kanun ile ulaştığımız bu sonuç, maalesef toplum sağlığı açısından çok ciddi bir sorun teşkil ettiği gibi eşit/adil işlem ilkesi açısından da sorunlara gebedir.

Daha önce andığımız kök/önceki çalışmamızda ayrıntılarını açıkladığımız[6] Cumhurbaşkanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın toplantı yasaklarını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kooperatif genel kurulları için temsilci görevlendirmeme uygulamasını takiben, salgının yayılmasını önlemeye yönelik tedbirler artırılmıştır: Şehirlerarası geçiş engelleri, bazı bölgeler için kısmi karantina uygulamaları, sokağa çıkma yasağına tabi insan grubunun genişletilmesi, çok geniş bir coğrafyada uygulanan belli süreli sokağa çıkma yasakları herkese yönelik kısıtlamaların arttığını göstermektedir.

Yeni uygulamalar/sınırlamalar ile salgının toplumsal yaşam üzerindeki olumsuz etkilerini artırması önlenmeye çalışılırken ve ülkemizdeki resmi enfekte insan sayısı 100 bine yaklaşmış iken, böylesine özellikli bir salgın ortamında hâlen anonim ve limited ortaklık genel kurul toplantılarının -sanki hiçbir şey yokmuşçasına- yapılmasını savunmak ve insanları toplantı salonlarında genel kurul için toplamak/bir araya getirmek yanlışta ısrardan başka bir şey değildir.

İşbu özellikli döneme, toplantı yapılmasının arz ettiği tehlikeye ve benzer tüzel kişilerde açıkça genel kurulların ertelenmesine rağmen benzer bir düzenlemenin sermaye ortaklıkları için yapılmaması devletin toplum sağlığını koruma görevinin ihlali dışında, eşitlik ilkesinin de göz ardı edilmesi sebebiyle en başta anayasaya aykırılık teşkil etmektedir. Sermaye ortaklıklarında ekonomik ve işletmesel sebeplerle genel kurulun yapılmasının gerekmesi düşünülebilirse de, dernek ve bilhassa da kooperatiflerin de ekonomik düzenin bir parçası olması dışında, genel kurulun yapılmaması özellikle de yönetim organının varlığına/görev süresine ilişkin alınabilecek önlemler karşısında şirket işleyişini sekteye de uğratmayacaktır. Unutulmamalıdır ki, bu şirketler, yönetim kurulu/müdürler tarafından yönetilir ve temsil edilir.

Kooperatif ve derneklerde de -hatta sermaye ortaklıklarından da fazlasıyla- genel kurulun toplanması gerekliliğinden bahsedilebilir. Kanuni sistem ile uyumlu olmasa da, uygulamada yıllarca genel kurul yap(ıl)maksızın işlerini yürüten çok sayıda anonim/limited ortaklığın bulunduğu da bir vakıadır. O zaman alınabilecek önlemlerle sermaye şirketlerinin birkaç ay genel kurul toplantısı yap(a)mamaları, onların işleyişini –geniş anlamda yönetimini- sekteye uğratmayacaktır.

Kooperatif ve derneklerdeki ortak/üye sayısının, her zaman anonim ve limited ortaklıklardan daha fazla olması da şart değildir. Çok ortaklı kapalı anonim ortaklıklar bulunduğu gibi, halka açık anonim ortaklıklar da bu noktada dikkati çekmektedir. Elektronik katılım imkânı, bu noktada tek başına sorunu çözebilecek nitelikte değildir[7].

O zaman 7244 sayılı Kanun’un normlar hiyerarşisinde toplantı yapılmasını yasaklayan Cumhurbaşkanlığı genelgesi ve Bakanlık düzenlemelerinin önünde gelmesi sebebiyle bundan böyle sermaye şirketlerinde genel kurul yapılmasının kategorik olarak yasak olduğundan bahsedilemese de, hemen en başta işbu kanuni düzenlemenin bu kısmının anayasa hukuku karşısında sorunlu olduğu ve tıpkı sınırlı af düzenlemelerinin kanundaki bir ifadenin iptal edilmesi suretiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapsamının genişletilmesinde olduğu gibi bu düzenlemenin de kapsamının -sermaye şirketlerini kapsamına alacak şekilde genişletilmesinin- mümkün ve gerekli olduğunu hatırlatalım.

2. Bu Dönemdeki Genel Kurul Toplantılarında Alınan Kararların Hükümsüz Olması Tehdidi/İhtimali

Hemen yukarıdaki tespitimizi takiben sorulması gereken soru, Anayasa Mahkemesi bu yönde bir karar vermese bile acaba bu dönemdeki genel kurul kararlarının gene de hukuka aykırılığından bahsedilebilir mi?

Yukarıda belirttiğimiz üzere kanun koyucunun 7244 sayılı Kanun ile ortaya koyduğu iradesi karşısında bu şirketlerde -bundan böyle artık kategorik anlamda- genel kurul toplantısı yapılmasına ilişkin yasal bir engel olmadığı tespiti yanlış olmayacaktır. Ancak bu tespite rağmen, yasal düzlemde hâlen toplantı yapılmasının sorunsuz olduğu da düşünülmemelidir.

Bir kere genel kurul toplantısına katılmak, pay sahipleri açısından müktesep hak olmanın ötesinde, “vazgeçilmez” niteliktedir. Pay sahiplerinin en temel haklarından olan bu hak, esasında neredeyse diğer tüm pay sahipliği haklarının da kaynağını oluşturur. Yönetim kurulu ve genel kurul kararlarının butlan sebeplerinin düzenlendiği TTK m. 391/1-(c) ve 447/1-(a)’da vazgeçilmez haklara ve bunlar içinde genel kurula katılma hakkına özel atıf yapılmaktadır. Bu hakkın sürekli şekilde engellenmesine ilişkin şirket organlarının tasarrufları kesin hükümsüzdür; bu yöndeki esas sözleşme düzenlemeleri de aynı yaptırıma tabidir. Genel kurul toplantısına katılma –ve devamında bilhassa da oy kullanma- hakkının kutsal ve kaynak niteliğinde olduğu anonim ortaklık düzeninde[8] bugünkü salgın ortamında kanun koyucunun pay sahiplerinden hâlen bu genel kurul toplantılarına katılmalarını beklemesinin ve onları zorlamasının geçerliliği/anlamı olamaz. Dolayısıyla katılım noktasında pay sahiplerinin sorun yaşadığı genel kurullarda alınan kararlar; her ilgili şirket, onun ortaklık yapısı ve toplantının yapılış şekli açısından hukuka aykırılık denetimine tabi tutulabilecektir. Takiben de “7244 sayılı Kanun sermaye ortaklıklarındaki genel kurul toplantılarını yasaklamadığı savunması”, tek başına, vazgeçilmez hakkın kullanımının sınırlandığı/ortadan kalktığı vakıalarda davalı şirketi kurtar(a)mayacaktır. Genel kurulun bizatihi aldığı karar, pay sahibinin vazgeçilmez hakkını sınırlandırmamakta/ortadan kaldırmamaktadır; ancak bunu yapan yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırma kararı için aynı şey söylenemez. Pay sahibinin en vazgeçilmez hakkı olan ilgili yıl olağan genel kurul toplantısına katılma hakkı, yönetim kurulunun bu pandemi sürecinde aldığı/alacağı çağrı kararı ile ortadan kalkmış olmaktadır. Sokağa bile çıkmanın bazen mümkün olmadığı bazen de tehlikeli olduğu bir ortamda, pay sahibinden şirket merkezindeki toplantıya katılması istenmektedir/beklenmektedir. Sağlığını düşünerek bu davete icabet etmeyen ya da farklı bir büyükşehirde ikamet eden yahut da yaşından ötürü yasal olarak sokağa bile çıkamayacak olan bir pay sahibinin, pay oranı düşük olsa bile, işbu davete ilişkin yönetim kurulu kararı ile genel kurul toplantısına katılma hakkı ortadan kalkmış olmamakta mıdır? O zaman genel kurul çağrısına ilişkin yönetim kurulu kararı, TTK m. 391/1-(c) karşısında batıl değil midir? Hatta bu yönetim kurulu kararı, özellikle sokağa çıkma yasağına tabi olanlar aleyhine ve bunlarla sınırlı olmamak üzere tüm pay sahipleri arasındaki eşitliği bozacak mahiyette olup, TTK m. 391/1-(a) hükmünün de kapsamına girmemekte midir? Batıl çağrı kararına dayalı olarak toplanan genel kurulun aldığı kararların hepsi, hükümsüz değil midir?

Bilhassa pay sahipleri arasında 20 yaş altı veya 65 yaş üstü insanların olması durumunda veya şehir dışı seyahat engeline takılan kişilerin bulunduğu durumlarda, bunların vekâleten veya elektronik yolla genel kurula katılmalarını beklemek doğru olmayacaktır. Belki de birçoğunun bu şekilde katılma olanağı bile olmayabilir. İnsanlara temsilci bulmak zorunluluğu nasıl yüklenebilir? O temsilci de, sonuçta potansiyel virüs taşıyıcısı olan bir insan değil midir? Hatta tüm insanlara sürekli olarak mümkün olduğunca evden çıkmamaları önerilirken, saatlerce sürebilecek ve bazı durumlarda çok ciddi tartışmaların yaşanabileceği kapalı bir ortama gitmelerini onlardan beklemek nasıl açıklanabilir?

Düşünelim: Babalarının vefatı üzerine dört kardeş bir şirkette pay sahibi sıfatını kazanmıştır. En büyük ağabey yılların verdiği güç ile şirket yönetiminin başında ve bir kardeşini de yanına almış durumda iken; diğer ikisinin pay oranını düşürmek amacıyla sermaye artırımı yapma düşüncesinde olsun. Şirket içindeki yönetimsel ihtilaflar yıllardır sürmekte olup; gelin, damat ve kuzenlerin/yeğenlerin de dahliyle bu ortaklık içi çekişme, büyük bir aile krizi hâline gelmiş durumda olsun. İşte bu tablo, ülkemizde çok yaygın olup, maalesef ki, bilhassa ikinci ve devam eden kuşak aile şirketlerdeki prototip şirket yapısını tarif etmektedir. Aile bireylerinden birinde virüs şüphesi var ama büyük ağabey kanuni zorunluluk bahanesi ile genel kurulu toplamak istiyor. Bu genel kurulda şirket finansal tabloları müzakere edilecek, yönetim kurulu üyelerinin ibrası oylanacak, belki de sermaye artırımı ve/veya esas sözleşme değişikliği yapılacaktır. Böylesine potansiyel tartışmalara gebe bir genel kurula % 25 pay sahibi olarak katılacak mısınız? 7244 sayılı Kanun, “sizin canınız kooperatif ortağı kadar önemli değil bu ülke için” demektedir..Katılmazsanız genel kurul kararının alınmasına engel olamayacaksınız.. Hatta TTK ve şirket sözleşmesine göre usulüne uygun bir çağrı yapıldığı takdirde genel kurul kararlarına karşı iptal davası bile açamayacaksınız. Bu koşullarda tüm ortakların katılımı olmaksızın yapılan bir genel kurul toplantısında alınan kararlarda hiçbir hukuka aykırılık yok mu diyeceğiz? Hatta sağlığını, belki de diğer insanların sağlığını düşünerek bu toplantıya katılmayan ortağın pay oranının düşük olmasından ötürü, zaten alınacak/alınan kararlara etki etmesi düşünülemezdi denilebilir mi? Bundan âlâ kategorik bir genel kurula katılım engeli olabilir mi? Tüm bunlara rağmen biz, hâlâ, bu koşullarda genel kurul toplantıları yapıyoruz, üstelik halka açık olanlarınkini dahi…

Daha da ötesinde pay sahiplerinin genel kurula katıma imkânları noktasında aralarındaki eşitsizlik durumunun, yarattığı hakkaniyete aykırı ortam dışında, anonim ve limited ortaklığın temel ilkelerinden olan eşit işlem ilkesi (TTK m. 357, 627) karşısında da sorunlu olduğu açık değil midir?

O hâlde ulaştığımız sonuç şudur: Tüm pay sahiplerinin katılımı ile toplanan veya çağrısız usul ile bir araya gelen veyahut da kimsenin katılım noktasında bir sorunu/itirazı olmayan anonim/limited ortaklıklarda -7244 sayılı Kanun sonrasında- genel kurul kararı alınmasında sorun olmayacaksa da[9], diğer hemen tüm durumlarda genel kurula katılım hakkı özelinde alınan kararların hukuki akıbeti/geçerliği tartışmaya açıktır.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğiz: Kâr payı dağıtımını kısıtlayan Ticaret Bakanlığı “yazı”sının normlar hiyerarşisinde karşılığının bulunmaması ve Bakanlığın bu yetkiyi aldığını belirttiği kanun hükmünün konu ile bağlantısızlığını takiben, genel kurul toplantıları uygulamasında da Bakanlık, net bir tutum içinde olamamaktadır. Bir taraftan erteleme için şirket yönetimlerine özel olanak sağlanmakta[10], ancak öbür taraftan da toplantı yapılmasının hukuken ve fiilen mümkün olmadığı şu günlerde halka açık anonim ortaklıklarda dahi yapılan toplantılara cevaz verilmektedir. 7244 sayılı Kanun’un hazırlığı sürecinde de Ticaret Bakanlığı’nın olumlu bir yönlendirme yapmadığı, kooperatif ve sermaye şirketleri arasında yaratılan farklılıktan anlaşılmaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın genel kurullar için temsilci görevlendirme noktasındaki farklı uygulamaları, 7244 sayılı Kanun’a da yansımıştır. Bakanlığın kâr dağıtım noktasındaki sınırlamasının da 7244 sayılı Kanun’da yer aldığı düşünüldüğünde, işbu Kanun’da sermaye şirketlerinde genel kurul toplantılarının ertelenmemesinin Ticaret Bakanlığı’nın açık tercihinin kanun koyucuya yansıdığını göstermektedir. Bu durumun ilerleyen süreçte yaratabileceği potansiyel sağlık sorunlarının ötesinde, alınan genel kurul kararlarını da hukuken sorunlu hâle getirdiği açıktır. Pandemi sonrasında açılacak davalarda bunları göreceğiz[11].

III. Genel Kurulun Yapılamamasının Yaratabileceği Sorun Nasıl Aşılabilir(di)?

Bu koşullar altındaki temel sorun nedir? Şirket yöneticilerinin görev süreleri sona ermektedir? Şirket nasıl temsil edilecektir? Bunun da esasında dört yöntemi vardır:

a) TTK m. 410/1’in Geniş Yorumlanması: Genel kurul, süresi dolan yönetim kurulu tarafından dahi toplantıya çağrılabildiğine göre, kanun koyucu olağanüstü koşullarda organ yokluğunun oluşmasını engellemek istemektedir. İşte pandemi gibi böylesine mutadın çok dışındaki bir durumda şirket yöneticilerinin görev süresi, olağan genel kurulun yapılabileceği bir sonraki tarihe kadar uzamış olur.

b) Yargıtay’ın Yönetim ve Temsil Yetkisinin Sınırsız Şekilde Devam Ettiğine İlişkin İçtihadının Takibi: Yargıtay’ın görev süresi sona eren yönetim kurulu üyelerinin yetki/görev durumuna ilişkin içtihatları çok çeşitlidir. Süre dolduğu anda tüm yetkiler sona erer diyen kararlar da vardır; sadece genel kurulu toplantıya çağırabilirler diyen de vardır; acele işleri yapabilirler diyen de vardır; dahası yerine yenileri seçilene kadar tüm yetkileri aynen devam eder diyen de vardır[12]. Bu geniş yelpaze içerisinde Yüksek Mahkeme’nin -teknik açıdan pek doğru olmasa da- işbu son andığımız tüm yetkilerin aynen bir sonraki seçime kadar devamına ilişkin içtihadının, tam da uygulanma zamanı değil midir? Normal koşullarda dahi Yargıtay’ın bu yönde organ yokluğunu reddeden, yapılan işlemleri koruyan kararları olduğuna göre bu türden bir pandemi ortamında Yüksek Mahkeme’nin süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin imza vb. yetkilerinin ve takiben yetkilendirmelerinin de varlığına/geçerliliğine hükmedebileceği rahatlıkla düşünülebilir.

c) TBK m. 138’in Uygulanması: Tüm hukuki işlemler hakkında uygulama kabiliyetini haiz “aşırı ifa güçlüğü” kenar başlığını taşıyan Türk Borçlar Kanunu’nun 138. madde düzenlemesi de, bu noktada yol gösterici olabilir. Şu günlerin en güncel tartışmalarının yapıldığı kanun maddesi olan TBK m. 138, sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanmasını sağlamaktadır. Anonim ortaklık tüzel kişiliği ile yönetim kurulu üyeleri -ve limited ortaklık ile de müdürleri- arasında bir sözleşmesel ilişki bulunmaktadır. Genel kurulun seçim kararı ve yönetim kurulu üyelerinin icap niteliğindeki bu seçim kararı doğrultusunda görevi açıkça veya zımnen kabul etmeleri ile bu hukuki ilişki kurulur.

Kanuni düzenlemenin lafzı ile; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş -veya haklarını saklı tutarak ifa etmiş- ise borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Görev süresi sona eren yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasındaki sözleşme ilişkisinin de sona erdiği, dolayısıyla uyarlanacak bir hukuki ilişkinin kalmadığı düşünülebilecek olsa da, yönetim kurulu üyelerinin ortaklığa karşı özen ve bağlılık yükümlülüklerinin bulunması (TTK 369); hatta üyeler ve ortaklık arasındaki vekâlet ilişkisi kapsamında (BK 513/2) vekilin, vekâletin sona ermesinden sonra da vekâlet verenin menfaatlerini koruma yükümlülüğünün devam etmesi karşısında, TBK m. 138 düzenlemesinin geniş yorumlanması marifetiyle şirket tüzel kişiliği yöneticiler arasındaki hukuki ilişkinin süresinin uzamasının sağlanması mümkün olmalıdır. Burada devam eden bir borç ilişkisindeki edimin niteliğinin/şeklinin değişmesindense, TBK m. 138’e uyan özel koşulların sözleşme ilişkisinin sona ermesini engellemesi söz konusu olmaktadır.

TBK m. 138’den hareketle görev süresinin uzaması, şirket tüzel kişiliği ile yönetim kurulu üyesi arasındaki –karşılıklı- edimler arasındaki dengeyi tesis edebilecek mahiyettedir. Yoksa sözleşme ilişkisinin uzamadığının kabulü, yöneticilerin sorumluluğunun devam edip etmediği, hâlen işleri takip etmelerinin gerekip gerekmediği noktasında oldukça karanlık bir dönem yaratacaktır. Yönetim kurulu üyeleri, daha öncesinde yararlandıkları ücret, huzur hakkı gibi mali olanakları kaybedecekler ancak şirkete karşı belli oranda –belki de tamamen- sorumlulukları sürecektir. İşte bu dengesizliğin önlenmesi adına görev süresinin uzadığının kabulü, tüm işlem taraflarının menfaatine ve onlar arasındaki dengeye uygun bir çözüm olacaktır.

Mevcut durumun, yönetim kurulu süre atamaları öncesinde öngörülemeyeceği, kimseden kaynaklanmadığı, tamamen öngörülemez/engellenemez nitelikteki bu durumun yönetim kurulu üyeleri ile şirket tüzel kişiliği arasında kurulan sözleşme ilişkisindeki görev süresinin uyarlama marifetiyle uzatılmasının hakkaniyet gereği olduğu ve taraflar arasındaki menfaat durumu ile uyumlu olduğu unutulmamalıdır.

d) Özel Yasal Düzenleme Yapılması: Bir yasal düzenleme ile TTK’ya eklenecek bir geçici madde, anonim ve limited ortaklıklardaki genel kurulların yapılmasını, -en azından dernek ve kooperatiflerinkine uygun bir zaman dilimi için- ertelemeli[13] ve takiben mevcut yöneticilerin görev sürelerinin, yasal pandemi önlemlerinin sürdüğü süre boyunca kendiliğinden uzayacağını, tüm mevcut imza sirkülerlerinin/iç yönerge çerçevesindeki görevlendirmelerin aynı süre boyunca geçerliğini muhafaza edeceğini, bunun için özel bir karar almaya gerek olmadığını, ancak aksi yani azil yapılmak isteniyor ise özel bir karara ihtiyaç olduğunu öngörebilir.

Bu maddede TTK m. 362’deki üç yıllık azami sürenin de, bu uzamaya engel olmayacağı özellikle belirtilmelidir. Zaten 7244 sayılı Kanun’da dernek ve kooperatifler açısından genel kurullar ertelenirken bu sakınca göz önüne alınmış ve “(m)evcut organların görev, yetki ve sorumlulukları erteleme süresi sonrasında yapılacak ilk genel kurula kadar devam eder.” hükmü vazedilmiştir. En azından anonim ve limited ortaklıklardan genel kurullarını bu zorlu dönemde yapmamayı tercih edenlerde yukarıda sıraladığımız üç yöntemden hiçbiri kabul görmezse, belki de işbu özel kanun hükmünün kıyasen uygulanması düşünülebilecektir. En azından kanun koyucunun benzer tüzel kişilerdeki tercihine uygun bir yorum yapılması isabetli olacaktır. Yani genel kurulun yapılmayıp otomatik erteleme noktasında bir kıyas mümkün olmasa da, kendiliğinden ertelemeyi gerçekleştiren sermaye şirketleri açısından özel Kanun’daki yöneticilerin görev süresinin devamına ilişkin özel imkânın kıyasen veya yorum yoluyla uygulanması mümkün olabilecektir[14].

Tüm bunların ötesinde tıpkı limited şirketlerde (TTK m. 617/4) veya anonim ortaklık yönetim kurulu kararlarındaki (TTK m. 390/4) gibi anonim ortaklık genel kurullarının toplantı yapılmaksızın karar metninin dolaştırılması marifetiyle alınması olanağının öngörülmesi, genel nitelikli bir kanun değişikliği olarak düşünülmelidir. Ancak bu tür karar alınabilmesi için hiçbir ortağın -yönetim kurulu açısından üyenin- toplantı yapılmasını talep etmemesi gerektiği de unutulmamalıdır. Bu noktada önceki makalemizde aynen şöyle demiştik: “…Öte yandan mevcut koşullar altında toplantı yapılmasını istemenin hakkın kötüye kullanılması sayılabileceği göz ardı edilmeksizin, ilgili genel kurulun gündemine göre, genel kurulun karar almasını engelleyen ortağın bu tutumunu hukuk düzeninin korumayacağı da unutulmamalıdır.”[15]. İşte limited ortaklıkta tek bir ortağa verilen bu engelleme yetkisi, hükmün mehazı olan Alman düzenlemesi GmbHG § 48/2 açısından Almanya’da COVID-19 ile mücadele sırasındaki önlemlere ilişkin 27.03.2020 tarihli Kanun[16] ile 2020 yılı içindeki genel kurul toplantılarına yönelik olarak geçici süreli olarak kaldırılmıştır[17]. Ülkemizde de hem anonim ortaklıklarda hem de limited ortaklıklarda toplantı yapılması zorunluluğu olmaksızın genel kurul kararı alınabilmesi noktasında bir yeknesaklık sağlanması ve bu yapılırken geçici süreliğine ortakların toplantı yapılmasını isteme hakkının önlenmesi, bilhassa bizdeki aile şirketi mahiyetindeki anonim ortaklıkların sayısının fazlalığı da göz önüne alınınca faydalı olacaktır[18].

Bunun gibi -geçici süre için- elektronik genel kurul olanağının da esas sözleşmede hüküm bulunması şartına bağlı olmaksızın yapılmasına ilişkin bir değişiklik yerinde olacaktır[19]. Ancak elektronik genel kurul sisteminin arz edeceği maliyet ve insanların bu noktadaki hazırlıksızlığı göz önüne alınarak elektronik katılım ve oy kullanmanın kolaylaştırılması da gündeme getirilebilir[20].

Ayrıca belirtelim ki, TTK’ya eklenecek geçici madde ile 2020 yılı içerisindeki sınırlı bir dönemde -ki bu dönem genel kurul toplantılarının ertelendiği süre dilimi olmalıdır- TTK’da genel kurula verilen bazı yetkilerin yönetim kurulu tarafından kullanılması mümkün kılınmalıdır. Bu tür yetki devrine konu olabilecek konulara; acele durumlarda önemli varlık(ların) toptan satışı, kâr dağıtımı ve denetçi seçimi örnek olarak verilebilir[21].


*        İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi.

         Son okuma ve tashih konusundaki desteklerinden ötürü İstanbul Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku Anabilim Dalı’ndan Araş. Gör. Necdet Uzel’e ve değerli dostum Av. Levent Yaralı’ya teşekkürlerimi sunmak isterim.

[1]        RG. 17.04.2020, 31102.

[2]        Söz konusu kriz dönemi kanuni düzenleme örneklerinin bir listesi için bkz. Dirk A. Zetzsche/Linn Anker-Sørensen/Roberta Consiglio/Miko Yeboah-Smith, “Covid-19-Crisis And Company Law – Towards Vırtual Shareholder Meetıngs”, (çevrimiçi) http://ssrn.com/abstract=3576707, s. 4.

[3]        Bkz. Ali Paslı, “COVID-19 Salgınının Anonim ve Limited Ortaklık Yıllık Olağan Genel Kurul Toplantılarına Etkisi: Güncel Koşullar Sürerken Genel Kurul Kararı Alınabilir Mi?”, (çevrimiçi) “http://www.ticaretkanunu.net/covid-19-salgininin-anonim-ve-limited-ortaklik-yillik-olagan-genel-kurul-toplantilarina-etkisi-guncel-kosullar-surerken-genel-kurul-karari-alinabilir-mi/.

[4]        Bu konuda bkz. Paslı, ticaretkanunu.net, N. 9.

[5]        Hatta yeni Kanun’un 12. maddesi ile TTK’ya eklenen Geçici Madde 13 düzenlemesinin, 30.09.2020 tarihine kadar kâr payı dağıtımına sınırlama getirmesi de bu yasağın yöneldiği sermaye şirketlerinde genel kurul toplantısı yapılabileceği noktasındaki kanun koyucu iradesini teyit etmektedir. Zira kâr payı dağıtımına karar verecek organ genel kurul olduğuna ve bu şirketlerde içinde bulunduğumuz özellikli dönemde dahi belli bir sınırlamaya tabi olarak kâr payı dağıtılabileceği belirtildiğine göre bunlarda anılan dönemde dahi genel kurul kararı alınabilecektir. Hâlbuki genel kurul toplanamayacak olsaydı zaten kanun koyucunun temettü noktasında bu yönde bir sınırlama yapmasına da gerek olmayacaktı. Şirketler zaten kâr payı dağıtımı kararı alamayacaklardı.

[6]        Paslı, ticaretkanunu.net, N. 2.

[7]        Paslı, ticaretkanunu.net, N. 6.

[8]        TTK m. 447’de butlan sebepleri arasında genel kurula katılma hakkına yapılan yollamanın ötesinde aynı Kanun’un 407. maddesinin ilk fıkrasında da pay sahiplerinin şirket işlerine ilişkin haklarını kullanma yerinin –kural olarak- genel kurul olduğu hükme bağlanmıştır. Eski TTK’nın 385/2. maddesindeki müktesep hak tanımında da “umumi heyetin toplantılarına iştirak hakkından doğan” ifadesi ile genel kurul toplantısına katılım hakkının diğer ortaklık hakları için arz ettiği kaynak role işaret edilmektedir.

G20/OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri’nin II/A/4. maddesinde de genel kurul toplantısına katılım –ve oy hakkı-, temel pay sahipliği hakları arasında zikredilmektedir. Bu konuda bkz. Ali Paslı, Anonim Ortaklık Kurumsal Yönetimi, 2. Bası, Çağa Hukuk Vakfı yay., İstanbul 2004, s. 107 vd.

[9]        Karş. Paslı, ticaretkanunu.net, N. 5.

[10]       Paslı, ticaretkanunu.net, N. 3-4.

[11]       Ticaret Bakanlığı’nın her şeyden önce kendi çalışanlarının sağlığını koruma görevi olduğu şüphesizdir. Bir bakanlık temsilcisinin testinin pozitif çıkmasının sorumluluğunu kim üstlenecektir? Şirket yöneticilerinin ve pay sahiplerinin sağlığını da onlar istemeseler bile Bakanlığın koruması gerekmemekte midir? Üstelik bunun pandemi kuralları açısından esasında tüm halkın güvenliği için olduğu da açıktır. Kaldı ki, -ekonomik ve hukuki açıdan isabetli bulmasak da- Bakanlığın bu dönemde kârın dağıtılmasını istemediği de göz önüne alınınca, genel kurulların yapıl(a)mamasının kendiliğinden bu sonucu doğurabileceği ve ayrıca temettü dağıtım yasağına/sınırlamasına ilişkin bir düzenleme yapılmasının da gerekmeyebileceği unutulmamalıdır.

[12]       Bu konudaki doktrin görüşleri ve Yargıtay uygulaması için inc. hepsi yerine İsmail Cem Soykan, Anonim Ortaklıklarda Organ Yokluğu, İstanbul 2012, s. 120 vd.

[13]       Erteleme noktasında dünya ülkelerinde COVID-19 önlemleri arasındaki açık yasal düzenlemeler ile şirket yönetimlerine genel kurul toplantılarını erteleme imkânı getirildiği görülmektedir. Geçici süre için geçerli olmak üzere, İtalya’da mali yıl sonundan itibaren 120 gün olan yasal sürenin 180 güne; Almanya’da da 8 aydan 12 aya çıkarıldığı görülmektedir. Burada genel kurulların ertelenme zorunluluğu değil, olanağı söz konusudur. Ülkemizde 3 ay olan sürenin 5 aya çıkarılması düşünülmüş, ancak İsviçre’de olduğu gibi bizde de bu anlamda bir süre değişikliğine gidilmemiştir. Bkz. Zetzsche/Anker-Sørensen/Consiglio/Yeboah-Smith, s. 9-10.

[14]       Bilhassa bankalar başta olmak üzere şirket ile işlem yapacak olan üçüncü kişilerin bu noktadaki yoruma set çekmemeleri doğru olacaktır. Bu zorlu dönemde bankalardan en azından bu kadarcık bir yumuşamayı beklemek piyasanın hakkıdır diye düşünüyorum.

[15]       Paslı, ticaretkanunu.net, N. 9.

[16]       BGBI, I 2020, 569; 28.03.2020’.

[17]       Bkz. (çevrimiçi) https://blog.handelsblatt.com/rechtsboard/2020/03/23/gesetzlich-ermoeglicht-die-virtuelle-hauptversammlung-im-jahr-2020/; (çevrimiçi) https://www.cmshs-bloggt.de/rechtsthemen/coronavirus-schutzschirm-fuer-die-deutsche-wirtschaft/alternative-wege-zur-abhaltung-von-gesellschafterversammlungen-einer-gmbh-oder-personengesellschaft-in-zeiten-des-corona-virus/.

[18]       Bu arada İsviçre ve Almanya’da yapıldığı üzere genel kurul öncesindeki davet merasimi ve sürelerine ilişkin getirilen istisnaların (bu konuda bkz. Zetzsche/Anker-Sørensen/Consiglio/Yeboah-Smith, s. 18, 20) çok da gerekli olmadığı düşüncesindeyiz. Pandemi dönemindeki esaslı sorun, insanların fiziki olarak bir araya gelmelerinin yaratacağı sakıncadır yoksa bir şekilde insanlara davetiye gönderilmesine ve bunların zamanlamasına yönelik ciddi bir sıkıntının varlığından bahsedilemez. En azından ülkemizde posta hizmetleri açısından böyle bir gecikme yoktur.

[19]       Bu noktada TTK m. 1527’nin uygulanma şekline ilişkin bir geçici madde ve ilgili Yönetmelik hükmünde düzenleme yapılması faydalı olacaktır.

[20]       İsviçre’de COVID-19 virüsüne karşı alınan önlemler kapsamında 13.03.2020 tarihli İkinci COVID-19 Tüzüğü’nün 6a maddesinde bütün -anonim ve limited ortaklıklar da dâhil olmak üzere- şirket genel kurul toplantılarına ilişkin -kanaatimizce ideal olmayan- bir kural konulmuştur. Buna göre toplantı davetini yapan makamın hakların kullanılması noktasındaki belirlemesine göre ya “yazılı veya çevrimiçi” ya da “bağımsız bir temsilci” marifetiyle kullanım gerçekleştirilecektir. Alman düzenlemesi bu noktada daha tatminkârdır. Buna göre toplantının canlı olarak yayınının/ulaşımının mümkün olması, elektronik katılımı mümkün kılan çevrimiçi oy kullanma usulünün tüm pay sahipleri için tesis edilmesi, soru sorma ve muhalefet etme imkânlarının sağlanması şartları getirilmektedir. Bkz. Zetzsche/Anker-Sørensen/Consiglio/Yeboah-Smith, s. 14-15. Bu noktada ülkemizde MKK tarafından sunulan elektronik genel kurul sistemi tüm bunlara cevap verir mahiyettedir. Ancak bu sistemin tüm ortaklıklarda tesisi hem maliyet açısından problemlidir hem de altyapının bu kadar çok sayıda işleme hazır olmaması olasıdır. Dolayısıyla bilhassa Alman COVID-19 sisteminin cevaz verdiği -İsviçre’nin de yasaklamadığı- e-posta yoluyla, elektronik imza temini ve e-MKK Bilgi Portalına kaydolma, vb. merasimlere tabi olmaksızın oyun kullanılabilmesi ciddi bir olanak mahiyetindedir. Ancak bunun da işlem güvenliği açısından yaratacağı sakınca şüphesizdir.

[21]       7244 sayılı Kanun öncesindeki kanun teklifinde yer alan TTK m. 40/2 değişikliği de bu dönemde faydalı olabilecektir: Zira imza beyannamesi verilmesinde mutlaka sicil müdürlüğüne gidilmesi gerekliliği içinde bulunduğumuz ortam ile uyuşmamaktadır. Zaten bu kuralın mevcut hâlinin yani noter onayı imkânının kaldırılmasının -pandemiden bağımsız olarak- uygulamada ciddi sorunlar yarattığı da unutulmamalıdır.

Geçici Madde 13 İle Getirilen Kar Payı Dağıtım Sınırlaması Üzerine Ek Değerlendirme

GEÇİCİ MADDE 13 İLE GETİRİLEN KAR PAYI DAĞITIM SINIRLAMASI ÜZERİNE EK DEĞERLENDİRME:

İLK TASLAK İLE FARKLAR VE HÜKMÜN YAPTIRIM KABİLİYETİ

Av. M. Cüneyd TİRYAKİ

Av. Rasim Can ÇAKIR

Koronavirüs Salgınına Karşı Acil Durum Önlemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“Torba Kanun”) ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (“TTK”) şirketlerin kar dağıtımına ilişkin süre ve miktar bakımından sınırlama getiren Geçici Madde 13 hükmü kanunlaştı. Geçici Madde 13’ün sivil toplum kuruluşları ile paylaşılan ilk taslak haline ilişkin görüş ve değerlendirmelerimizi Sermaye Şirketlerinin 2020 Yılı İçerisinde Alacakları Kar Dağıtım Kararlarının Akıbeti – Türkiye ve Dünyadaki Genel Durum başlıklı çalışmamızda izah etmiştik.

 Hükmün kanunlaşması ve kabul edilen metnin çalışmamızda incelediğimiz metne göre değişiklikler içermesi nedeniyle bu yazımızda ilk taslak metin ile kanunlaşan metin arasındaki farklara değinilecek, ardından da hükmün yaptırım kabiliyeti bakımından toparlayıcı kısa bir değerlendirme yapılacaktır.

1. Geçici Madde 13 Kısaca Neler Getirdi?

Torba Kanun’un 12. maddesi ile TTK’ya eklenen Geçici Madde 13 hükmü aşağıdaki gibidir:

GEÇİCİ MADDE 13- (1) Sermaye şirketlerinde, 30/9/2020 tarihine kadar 2019 yılı net dönem kârının yalnızca yüzde yirmibeşinin dağıtımına karar verilebilir, geçmiş yıl kârları ve serbest yedek akçeler dağıtıma konu edilemez, genel kurulca yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilemez. Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait fonların, doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip olduğu şirketler hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz. Bu fıkrada belirtilen süreyi üç ay uzatmaya ve kısaltmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.

(2) Genel kurulca 2019 yılı hesap dönemine ilişkin kâr payı dağıtımı kararı alınmış ancak henüz pay sahiplerine ödeme yapılmamışsa veya kısmi ödeme yapılmışsa, 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmibeşini aşan kısma ilişkin ödemeler birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar ertelenir.

Hüküm ile birlikte Eylül ayı sonuna kadar, şirketler son dönem karının %25’ini kar dağıtımına konu edebilecektir. Yine bu tarihe kadarki genel kurul kararlarıyla geçmiş yıl karları ve serbest yedekler kar dağıtımında kullanılmayacak, genel kurul tarafından yönetim organına kar payı avansı dağıtım yetkisi verilemeyecektir. Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ile sermayesinin yarıdan fazlası kamuya ait olan fonların, doğrudan veya dolayla olarak sermayesinin yarıdan fazlasına sahip olduğu şirketler bu düzenleme kapsamı dışında bırakılmıştır.

Hükmün ikinci fıkrası ise Geçici Madde 13’ün yürürlüğe girmesinden önce alınmış olan kar dağıtım kararlarının henüz tam olarak uygulanmamış olması halinde, bu dağıtımların da maddenin ilk fıkrasındaki sınırlamalara uygun olarak, aşkın kısmın dağıtımının Eylül ayı sonuna kadar ertelenmesini düzenlemektedir. Yine madde düzenlemesine göre; maddede öngörülen süre, Cumhurbaşkanı kararıyla üç aya kadar uzatılabilecek veya kısaltılabilecektir.

2. İlk Taslak ile Kanunlaşan Hüküm Arasındaki Farklar Nelerdir?

İki metin arasında üç temel fark göze çarpmaktadır:

Bir önceki çalışmamızda incelediğimiz ilk taslak, devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin ortağı olduğu şirketleri kar payı dağıtımına ilişkin sınırlamadan muaf tutmaktaydı. İstisna kapsamında tutulacak olan bu tür şirketler bakımından pay oranı, hakimiyet veya imtiyaz gibi haller üzerinden bir muafiyet belirlenmesinin adaletli olacağını vurgulamıştık. Nitekim kanunlaşan metinde, devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ile sermayesinin yarıdan fazlası kamuya ait fonların doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin yarıdan fazlasına sahip olduğu şirketler muafiyet kapsamına alınmış; sembolik kamu sahipliği bulunan ancak ana karakteri özel teşebbüs olan şirketlerin bu kapsamda olmadığı netleştirilmiştir.

Maddenin kanunlaşan halinde, geçmiş yıl karları ve serbest yedek akçelerin de dağıtıma konu edilemeyeceği ifadesi eklenmiştir. Kanaatimizce bu ilavenin pratikte bir tesiri yoktur. Zira, bu kalemler altındaki meblağlar da ancak kar payı statüsünde dağıtıma konu edilebilir. Bu sebeple, ilk taslakta da yer verilen “dağıtabilecekleri nakit kar payı tutarı 2019 yılı net dönem karının yüzde yirmibeşini aşamaz” ifadesiyle vaz’ edilen toplam tutar sınırı bu bilanço kalemlerinden yapılacak aktarımları da içine almaktadır. Kanun koyucunun uygulayıcılar bakımından tereddüde mahal vermemek için ifadeyi netleştirmek istediği anlaşılmaktadır.

İlk taslakta, sınırlamanın yıl sonuna kadar süreceği kati olarak öngörülmüşken, kanunlaşan metinde Eylül ayı sonuna kadar uygulanması öngörülmüş ve bu sürenin Cumhurbaşkanı kararıyla üç aya kadar uzatılıp kısaltılabilmesi imkanı getirilmiştir. Salgının etkilerinin ne kadar süreceğine ilişkin dünya genelindeki belirsizlik düşünüldüğünde, hükmün uygulanma süresi için iki yönlü esneklik getirilmesi şüphesiz yerinde olmuştur.

3. Geçici Madde 13’ün “Kendisini Uygulatabilme” Sorunu

Hüküm henüz görüşe açılmış taslak halindeyken kaleme aldığımız yazımızda, sebeplerini sayarak Geçici Madde 13’ün pratik anlamda muhatabını uymaya zorlama veya teşvik unsurundan yoksun olduğunu ifade etmiştik. Bu tespit hem ilgilileri tarafından açılabilecek hukuk davaları hem de kamu erki tarafından uygulanacak yaptırımlar bakımından geçerlidir.

En basit örneğini kamuya açık alanlarda sigara içme yasağında gördüğümüz üzere, diğer pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde norm ihlalinin bütçelendirilmesi gerek fertler gerekse kurumlar arasında yaygın görülen bir yaklaşımdır. Daha açık ifadesiyle, normlara uyulup uyulmaması tercihi, o normla getirilen yasağın hikmeti, maksadı veya koruduğu üstün menfaatin ne olduğuna göre değil, bu yasağa uymamanın faturası nedir? sorusunun cevabına göre yapılmaktadır. Bu itibarla, yasak getiren normun pratikte tesir doğurabilmesi için mutlaka bir mevcut veya yeni bir yaptırıma bağlanması ve bu yaptırımın yasağa uymamakla elde edilecek faydayı gözden düşürecek ağırlıkta olması gerekmektedir. Geçici Madde 13’ün içinde bu yasağa özgü yeni bir yaptırım tanımlanmamıştır. Bu itibarla, cezaların kanuniliği ilkesi de akılda tutularak, normun fiilen bir yaptırımının olup olmadığı sorusunun cevabı, uygulama alanı bulabilecek diğer yaptırım mecralarında aranmıştır.

a. TTK’daki Adli ve İdari Para Cezaları Yönünden Değerlendirme

TTK’nın 562. maddesi, kanuna uymamanın yaptırımı olarak düzenlenen adli ve idari para cezalarını ihtiva etmektedir. Maddede kanuna veya kamu düzenine aykırı olarak alınan genel kurul kararları veya bu yönde alınmış olan kararların uygulanması hakkında işletilebilecek bir adli/idari yaptırım bulunmamaktadır. Bu itibarla, bu yaptırımlar zümresi Geçici Madde 13 için uygulanabilir değildir.

b. Butlan Davası ve Bakanlık Tarafından Açılabilecek Fesih Davası İhtimali Hakkında Değerlendirme

Geçici Madde 13 hükmünün kamu düzenini ilgilendirdiğinden bahisle, hükme aykırı alınan kararların batıl olduğu yönünde bir tartışma yapmak mümkündür. Geçici Madde 13’ün yürürlüğe girmesi ile hükme aykırı olarak alınan aşkın kar dağıtım kararları hakkında, karara muhalif kalan ortaklar kararın butlanını ileri sürebilirler. Ancak oybirliğiyle alınan -hükme aykırı- aşkın kar dağıtım kararı hakkında butlanı kimin öne süreceği tartışmalıdır. Getirilen sınırlamaya uymayarak nakde erişen ortaklar tarafından hükme aykırılıktan bahisle aşkın kar payı dağıtım kararları hakkında hukuki süreç başlatılması şüphesiz beklenemez.

Önceki çalışmamızda da izah ettiğimiz üzere, hükmün kamu düzenini ilgilendirdiğinden bahisle Bakanlık’ın da butlanı ileri sürme imkanı olduğu tartışmaya açıktır. Ne var ki; sayıları binleri geçen, ülkemizde sanayinin, ticaretin bel kemiği konumunda olan sermaye şirketlerinin genel kurullarında hükme aykırı karar almaları halinde –bunların çoğunun halka kapalı aile şirketleri veya tek kişilik ortaklıklar olduğu düşünüldüğünde– Bakanlık tarafından böyle bir takibat veya hukuki mücadele verilmesinin pratikte imkanı bulunmamaktadır.

TTK’nın 210. maddesi üzerinden, hükme aykırı davranan şirketler hakkında Bakanlık’ça bir fesih davasının açılmasını hususunu da bir önceki çalışmamızda tartışmıştık. İçerisinde bulunduğumuz dönem, bizatihi şirket tüzel kişiliklerinin korunması ve ekonominin işlemeye devam etmesini gerektirir nitelikte olağanüstü/istisnai bir özellik taşımaktadır. O halde, hükme aykırı davranan şirketlere karşı Bakanlık’ça fesih davası açılacak olması ihtimali, getirilen düzenlemenin ruhu ve maksadıyla açık bir çelişki barındıracağından, Geçici Madde 13’ün yaptırımı olarak bu yolun izlenmesi tutarsız olacaktır.

c. Alınmış Olan Kar Payı Avansı Kararlarının Önüne Geçilmesi Noktasındaki Boşluk

Geçici Madde 13’ün ilk fıkrasıyla genel kurulun yönetim kuruluna kar payı avansı dağıtımı hakkında yetki vermesinin önü kesilmiş vaziyettedir. Hükmün ikinci fıkrasında, daha önceden alınmış olan ve tamamen ifa edilmemiş kar payı dağıtım kararlarının aşkın kısımlarına ilişkin ödemelerinin, hükümde öngörülen süre sonuna kadar ötelenmesi emredilmekteyken; önceden alınmış olan kar payı avansı dağıtım kararları hakkında bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu açık boşluk karşısında, Geçici Madde 13’ün yürürlüğe girmesinden önce alınmış olan kar payı avansı dağıtım kararlarının serbestçe uygulanabileceği kanaatindeyiz. Ancak bu noktada, bir önceki çalışmamızda izah ettiğimiz, hükmün yürürlüğe girmesinden önce alınmış olan kar payı dağıtım kararına ilişkin iptal davası açılması ve bu davada Bakanlık tarafından TOBB’a gönderilen mektubun tartışma konusu edilebilmesi hususlarına sayın okuyucularımız tarafından göz atılmasını rica ederiz.

d. Güveni Kötüye Kullanma Suçu Bakımından Değerlendirme

Geçici Madde 13’e aykırı şekilde aşkın kar payı dağıtım kararı alınarak dağıtım yapılması veya hükmün kanunlaşmasından önce alınan kar dağıtım kararlarının -hükme göre- aşkın kısmının da ikinci fıkra düzenlemesine rağmen dağıtılmasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 155. maddesi çerçevesinde zilyetliğin devri amacı dışında tasarruf eylemini oluşturacağından bahisle, şirket yönetim organı üyeleri hakkında nitelikli güveni kötüye kullanma suçu gündeme gelebilecektir. Nitelikli güveni kötüye kullanma suçu şikayete tabi değildir. Yani Cumhuriyet Başsavcılıkları kendiliklerinden de soruşturma açabilirler. Ancak bu ihtimalin hayata geçmesi pratikte pek mümkün gözükmemektedir: Soruşturma makamlarına bu suçu kim haber verecektir? Belki, kar dağıtım kararına muhalif kalan veya hükmün kanunlaşmasından önce alınmış olan kar dağıtım kararının aşkın kısmının dağıtılmasını istemeyen ortakların yahut durumdan haberdar olan önemli şirket alacaklılarının suç duyurusunda bulunması ihtimal olarak görülebilir.

Tekrardan altını çizerek ifade etmek isteriz ki; çoğunluğu aile şirketi veya tek kişilik ortaklık olan sermaye şirketleri bakımından, aşkın kar dağıtımı ile fayda elde eden ortakların bu yönde bir adli şikayette bulunacağını beklemek gerçekçi değildir. Aynı şekilde, Bakanlık tarafından böyle bir şikayet prosedürünün işletilmesi de, TTK’nın 210. maddesindeki fesih davası yolunda olduğu gibi çok mümkün gözükmemektedir.

e. Çözüm Önerimiz

Önceki çalışmamızda, kar dağıtım -ve kaynakların dışa aktarılması- enstrümanlarının daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğinden bahsetmiş; ortakların şirkete borçlanması, yönetim kurulu üyelerinin şirketle iş ve işlem yapması ve şirketin kendi paylarını iktisap edebilmesi kurumları hakkında bir düzenleme yapılmadıkça, Geçici Madde 13’ün istenmeyen davranışlara ilişkin sınırlandırıcı etkisinin umulan düzeye varamayacağının altını çizmiştik. Gerçekten de, kar dağıtımına ilişkin miktar veya süre bakımından bir sınırlama getirilmesi, şirket özvarlıklarının şirket dışına aktarılmasının engellenmesi için tek başına hukuken yeterli bir araç değildir. Ortakların şirkete borçlanması veya yönetim organı üyelerinin şirketle iş ve işlem yapması yahut en önemlisi şirketin kendi paylarını iktisap etmesi –ki bu yöntem özellikle yurtdışı uygulamasında kar ve kaynak aktarımı için en sık kullanılan yöntemdir– yoluyla Geçici Madde 13’ün sınırlamaları kolaylıkla aşılabilecektir.

Gerek hukuki gerek cezai karşılıklarını yukarıda değerlendirmiş olduğumuz Geçici Madde 13 hükmü, kendisini uygulatabilme noktasında güçlendirilmeye ihtiyaç duymaktadır. Elbette hükme aykırı alınan kararların TTK’nın 32. maddesi çerçevesinde ticaret sicil müdürlüklerince tescilinin geri çevrilmesi mümkündür. Ancak kar dağıtım kararlarında tescilin kurucu bir etkisi yoktur. Ortaklıklar genel kurullarında Geçici Madde 13’e açıkça aykırı şekilde karar alarak kar payı dağıtımında bulunabilir. Ancak bu karara muhalif kalmış olan bir ortak/ortak grubu varsa veyahut durumdan haberdar olan bir şirket alacaklısı varsa, o zaman butlan davası gibi hukuki yolların işletilebilme imkanı tartışılacaktır.

Bu noktada, çözüm önerimizi tekrar etmek isteriz: Teklifimiz, ortakların şirkete borçlanması, yönetim kurulu üyelerinin şirketle iş ve işlem yapması ve şirketin kendi paylarını iktisap edebilmesi hakkında da kanuni bir sınırlama getirilmesidir. Bu sınırlamalara uyulması cezalandırma yolu ile sağlanacak ise, aykırı davranışın hem şirket bakımından (idari) hem de bu yolla menfaat elde eden ortaklar bakımından (adli) para cezasına bağlanması ve bu cezaların bu yolla elde edilmesi umulan faydadan daha fazla bir külfet getirecek derecede olması gerekir. Ancak kanaatimizce, hukukî tartışmalara yol açmadan bu uyumu sağlamanın en rahat yolu, ABD ve Avrupa örneklerinde de olduğu üzere, cezalandırma yerine teşvik yaklaşımının benimsenmesi ve bu sınırlamalara riayetin, kamu desteklerinden yararlanmanın temel şartlarından birisi olarak düzenlenmesidir.

Sermaye Şirketlerinin 2020 Yılı İçerisinde Alacakları Kar Dağıtım Kararlarının Akıbeti

SERMAYE ŞİRKETLERİNİN 2020 YILI İÇERİSİNDE ALACAKLARI KAR DAĞITIM KARARLARININ AKIBETİ

TÜRKİYE VE DÜNYADAKİ GENEL DURUM

Av. M. Cüneyd TİRYAKİ

Av. Rasim Can ÇAKIR

Koronavirüs salgın hastalığı (“COVID-19”) 2020 yılı başından itibaren şiddetli bir şekilde etki göstermektedir. 11.03.2020 itibariyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi statüsünde değerlendirilen COVID-19, tüm dünyada geniş kitleleri etkiliyor olması ve kesin bir tedavisinin henüz bulunamaması nedeniyle sağlık alanını aşarak ekonomik hayatın bütünü üzerinde yıpratıcı etkilerini göstermektedir. Ekonomik etkilerin katlanarak büyümesi ile en liberal ekonomi sistemlerinde dahi devletler sıkı önleyici müdahalelerde bulunma ihtiyacı hissetmektedir.

Ülkemizde de yakın zamanda Cumhurbaşkanlığı kararları ve ilgili Bakanlıklar tarafından yürürlüğe konulan idari düzenleyici işlemler ile salgının ticari hayattaki etkilerine karşı önlemler alınmaya çalışılmaktadır. Bugüne kadar alınan önlemler arasında, açık ve kapalı alanlarda toplantı ve organizasyonların yapılmaması ile hukuki hakların kullanımına ilişkin sürelerin durdurulması konularında alınan kararlar şirketler hukuku ekseninde doğrudan tesiri olan hususlardır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) başta olmak üzere çeşitli kanunlarda değişiklik öngören bir kanun taslağı (“Taslak”) sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine sunulmuş olup yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi (“TBMM”) gündemine de geleceği öngörülebilir. Taslak’ta yer alan ve TTK’ya Geçici Madde 13 olarak eklenmesi planlanan hüküm ile sermaye şirketlerinin kar dağıtım esasları hakkında miktar ve zaman bakımından bir sınırlama getirilecektir. Taslak’ta yer alan hüküm, şirketler hukuku bakımından tedbir amaçlı bir ekonomik müdahale örneğidir.

Taslak’ın 47. maddesi ile TTK’ya eklenmesi gündemde olan Geçici Madde 13 aşağıdaki gibidir:

(1) Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketler hariç olmak üzere; sermaye şirketlerinin, 31/12/2020 tarihine kadar dağıtabilecekleri nakit kâr payı tutarı 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmibeşini aşamaz, genel kurulca yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilemez.

(2) Genel kurulca 2019 yılı hesap dönemine ilişkin kâr payı dağıtımı kararı alınmış ancak henüz pay sahiplerine ödeme yapılmamışsa veya kısmi ödeme yapılmışsa, 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmibeşini aşan kısma ilişkin ödemeler birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar ertelenir.

Yazımızda, TTK’ya eklenen bu geçici madde hükmünün niteliğini ve hükme aykırı kararların akıbetini hukuki ve cezai boyutlarını ele alarak irdeleyecek, dünyadaki örnek uygulamalar üzerinden değerlendirmelerde bulunacağız. Taslak ile birlikte tartışmaya açılan bu konunun, iç hukukumuzdaki karşılıkları ve dünyanın önde gelen ekonomilerine sahip ülkelerdeki uygulamaları birlikte sunarak, değerlendiricilere yeni bir perspektif sunabilmeyi ummaktayız.

1. Sermaye Şirketlerinde Kar Dağıtım Zorunluluğu Var Mıdır?

Kanun ve esas sözleşme ile ayrılması zorunlu olarak öngörülmüş olan yedek akçeler ayrıldıktan sonra, kalan miktarın genel kurul kararıyla pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılabileceği genel kuraldır. Kar payının TTK’da bir tanımı yoktur; ancak kar payını pay sahiplerinin şirketteki ortaklık statüleri karşılığında elde etmeyi umdukları semere, veyahut ortaklık ilişkisinin nihai amacı olarak tanımlamak mümkündür. Kar payı elde edebilmek, ortaklıktan bu faydayı ummak anonim ortaklığın kuramsal mantığının çıkış noktasıdır. Bu bakımdan kar payı vazgeçilemez, engel olunamaz bir haktır. Ancak bu mutlaklığın da sınırları bulunmaktadır. Öyle ki; anonim şirket her dönem kar dağıtma zorunluluğu altında değildir. Öncelikle ilgili dönem içerisinde kazanç elde etmeli, bu kazançlar giderlerini, zararlarını aşmalı, geçmiş yıllardan kalan zararlar varsa bunlar kapatılmalı, akabinde kanun ve esas sözleşme ile ayrılması öngörülen yedek akçeler ayrılmalıdır. Daha sonra kalan miktar şirket uhdesinde tutulabileceği gibi bir kısmı veya tamamı şirket pay sahiplerine kar payı olarak dağıtılabilir. Görüldüğü üzere önce kanuni ve esas sözleşmesel zorunluluklar yerine getirilerek birtakım kalemler ayrılmalıdır. Sonrasında ise kar payının dağıtılması, pay sahibinin bu engel olunamaz hakkına ulaşabilmesi ise genel kurulun kararına bağlıdır. Genel kurulun kar dağıtmama kararı alması halinde ise bu durumu sebepleriyle birlikte ortaya koyması, pay sahiplerini bilinçli olarak şirket karından mahrum etmeye yönelik bir hareketin bulunmadığını, iyi niyet kuralları dışında davranılmadığını ispat etmesi gerekir.

TTK’ya tabi şirketlerin yanı sıra 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na (“SerPK”) tabi şirketler bakımından da kar payı dağıtımı mevzuat bakımından bir zorunluluğa tabi tutulmamıştır. Kar payı dağıtımını düzenleyen SerPK md. 19 ve 23.01.2014 tarih ve 28891 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren No.II-19.1  sayılı Kar Payı Tebliği (“Tebliğ”) incelendiğinde kar dağıtımı kararının şirket genel kurulunun iradesine bırakıldığı görülmektedir. Nitekim Tebliğ’in 4. maddesinde şirketin bir kar dağıtım politikası belirlemesi ve bu noktada kar payı dağıtılıp dağıtılmayacağı, dağıtılacak ise ortaklar ve kara katılan diğer kişiler için belirlenen kar payı dağıtım oranının belirlenmesi şart koşulmuştur. Ancak yine de kardan pay alma hakkının pay sahibi için vazgeçilemez bir hak olduğu hususu göz önünde bulundurulmalı, TTK hükümleri açısından kar payı dağıtılmaması kararının içeriği ve sebepleri hakkında yapmış olduğumuz açıklamalar burada da cari kabul edilmelidir. Diğer bir ifadeyle iyi niyet kurallarına aykırı bir biçimde, kar elde eden bir ortaklığın ısrarla pay sahiplerine bu kardan pay vermekten imtina etmesi yine kabul edilemez nitelikte olacaktır.

2. En Temel Pay Sahipliği Haklarından Olan Kar Payı Hakkı Kanunla Sınırlandırılabilir mi?

Kar payı hakkı, ortaklık hukukundan doğan bir haktır ve bu hakkı genel anlamda mülkiyet hakkı içerisinde değerlendirmek gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinin ilk fıkrası herkes mülkiyet hakkına sahiptir derken, ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Nitekim yine Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlandırılabileceği düzenlenmiş olup mülkiyet hakkı da Anayasa’nın Kişinin Hakları ve Ödevleri başlıklı ikinci bölümünde düzenlenen temel hak ve hürriyetlerdendir.

Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında belirli ilkeler caridir: (i)sınırlamanın kanunla yapılması, (ii)sınırlamanın belli sebeplere dayanması, (iii)sınırlamada ölçülülük ilkesine uyulması, (iv)sınırlamanın Anayasa’ya aykırı olmaması, (v)sınırlama ile çekirdek haklara dokunulmaması.

Geçici Madde 13 ile devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketler dışında kalan sermaye şirketlerinin 2020 yılı sonuna kadar alabilecekleri kar dağıtım kararlarının, şirketin 2019 yılı net dönem karının %25’ini aşamayacağı öngörülmektedir. Madde gerekçesinde hükmün COVID-19 salgınının ekonomik hayata karşı oluşturduğu tehditler dolayısıyla alınan tedbirlerden olduğu ifade edilmiştir:

Yeni tip koronavirüs (COVID-19) toplum sağlığına olduğu kadar ekonomik hayata ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Salgının ekonomik faaliyetler üzerindeki olumsuz etkilerinin bertaraf edilebilmesi amacıyla çeşitli tedbir programları uygulamaya konulmuştur.

Ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması, sınırların kapatılması, ekonominin hem arz hem de talep tarafında ortaya çıkan belirsizlikler sebebiyle salgının toplum sağlığı ve ekonomi üzerindeki etkileri henüz net olarak ortaya konulamamaktadır.

Bu çerçevede, ihtiyatlılık politikası gereği olarak, şirket kaynaklarının nakit kâr dağıtımı yapılmak suretiyle azaltılmaması, şirketlerimizin mevcut özkaynak yapılarının korunması ve ilave finansman ihtiyacının doğmaması amaçlanmıştır.

Yukarıda izah ettiğimiz ilkeler ışığında Taslak’ta yer alan madde hükmünü ve gerekçesini değerlendirmek gerekirse; düzenlemenin kanun yoluyla yapılacak olması, getirilen sınırlama ile sermaye şirketlerinin dönem karlarını ellerinde tutmaları sağlanarak kendileri için bu özvarlığı kullanılabilir halde tutmalarının amaçlanması, dönem karının bir kısmının dağıtımına izin verilmesi yoluyla mülkiyet hakkına karşı tam bir sınırlama getirilmemesi hususlarında kanun koyucunun dikkatli davrandığı söylenebilir. Ancak devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketlerin bu düzenlemeden muaf tutulması bir sorun teşkil edebilecektir. Elbette bu muafiyet ile ekonomik olarak yaşanacak darboğazlarda kamuya kaynak aktarımının önünün kesilmemesi hedeflenmekteyse de, devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin çok cüzi miktarlarda pay sahibi olduğu ve kalan payların özel sektöre ait olduğu sermaye şirketleri bakımından bu düzenlemenin açık bir adaletsizlik oluşturacağı ortadadır. Bu nedenle, devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketlerdeki pay oranının muafiyet bakımından belirlenmesi veya bu şirketlerde hakimiyet, imtiyaz vb. hallerin bulunması durumunda muafiyet tanınması daha hakkaniyetli olacaktır.

3. Kar Dağıtım Sınırına Uymamanın Genel Anlamda Hukuki Sonuçları Nedir?

Kar payı dağıtım oranını 2020 yılına özgü olarak düzenleyen Geçici Madde 13’ün –gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde– emredici nitelikte bir hüküm olduğu tartışmasızdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 27. maddesi, emredici hükümlere aykırılığı butlan sebebi olarak göstermektedir. Nitekim TTK’nın 447. maddesinde de şirketler hukukuna has butlan sebepleri de sayılmıştır: (i)Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, (ii)pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, (iii)anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlar batıldır.

Geçici Madde 13’e aykırı olarak, 2019 yılı net dönem karının %25’ini aşar şekilde bir kar dağıtım kararının genel kurulda alınması halinde bu kararın genel hükümler dairesinde butlan ile sakat olduğunu söylemek mümkündür. Bu yönde bir kararın TTK’nın 447. maddesinin (c) fıkrasında yer alan sermayenin korunması hükümlerine aykırı bir karar olarak değerlendirilmesi de -yine gerekçe ve COVID-19 salgınının ekonomik etkileri göz önüne alındığında- mümkündür. Zira sermayenin korunması ilkesi, anonim şirketin borçlarından sadece ortaklığın kendi malvarlığı ile sorumlu olmasını, ortaklarının bir sorumluluğunun bulunmamasını sağlayan temel ilkedir. Bu ilke, şirket alacaklarının güvencesi konumundadır. Yukarıda da izah ettiğimiz üzere; şimdiye salgının şimdiye değin yaşattığı sarsıcı sosyal etkilerinin ekonomik düzleme de sirayet etmesi karşısında, piyasanın aktörleri olan sermaye şirketlerinin bu dönemde özkaynak sıkıntısına girmemeleri ve varlıklarını kendi kaynakları üzerinden sürdürmelerini amaçlayan Geçici Madde 13, olağanüstü bir dönem olan bugünler için sermayenin korunması ilkesi kapsamında bir hüküm olarak sınıflandırılacaktır.

Yasalaşması halinde, hükme uymamanın getireceği butlanı kim öne sürebilir? Butlan bir kesin hükümsüzlük halidir ve butlana dayanmakta hukuki yararı olan herkes tarafından ileri sürülebilir. Genel kurulda kar dağıtım kararına muhalif kalan üyeler, butlanı öne sürebilecek kişiler arasında ilk akla gelendir. Öyle ki; ortada bir genel kurul kararı olsa da, sermayenin korunması ilkesine aykırılık teşkil eden bu yönde bir kararın uygulanması yönetim kurulunun sorumluluğunu doğuracağından, yönetim kurulu üyelerinin de butlanı öne sürmesinin mümkün olduğu söylenebilir. Temel sorun, Geçici Madde 13 ile belirlenmiş olan %25 sınırı aşar düzeydeki kar dağıtım kararının oybirliğiyle alınmış olmasında ortaya çıkacaktır. Butlanın ileri sürülmesi, her hakta olduğu gibi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) 2. maddesi çerçevesinde, dürüstlük kuralına tabidir. Oybirliği ile alınmış olan bu tür bir kararda, karardan istifade eden ortakların birinin veya bir kısmının sonradan kararın butlanını ileri sürmesi hem hakkın kötüye kullanılması anlamına gelecek hem de TMK’nın 2. maddesinden hareketle çelişkili davranış yasağı içerisinde de değerlendirilecektir.

O halde, oybirliğiyle alınan ve Geçici Madde 13’e aykırılık teşkil eden kararlar bakımından bir hukuki engelle karşılaşılmayacak mıdır? Daha önce de dediğimiz üzere; butlanı hukuki yararı olan herkes ileri sürebilir. Kar payı dağıtım sınırlamasının yasalaşması halinde bunun kanunla getirilecek bir sınırlama olması, düzenlemenin COVID-19’un ekonomik etkilerini hafifletmek amacı taşıması ve bu yönüyle kamu yararını ilgilendirir niteliği karşısında Ticaret Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından hükme aykırı genel kurul kararlarının butlanının istenmesi gündeme gelebilecektir.

4. Kar Dağıtım Sınırına Aykırı Kararlar Mutlak Butlan ile mi Sakattır?

Geçici Madde 13 ile gelen %25’lik sınırı aşar düzeyde kar dağıtım kararı alınması halinde, bu kararın mutlak butlan ile mi sakat olacağı yoksa karar hakkında kısmi butlana ilişkin hükümlerin mi uygulanacağı tartışma konusu olacaktır. Burada TBK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasını dikkate almakta fayda vardır: Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.

Genel kurul kararları bakımından kısmi butlanı değerlendirirken, genel kurulda alınan kararın, iradenin bölünebilirliğinin mümkün olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Örneğin TTK’nın 362. maddesi uyarınca azami üç yıl süreyle seçilebilen yönetim kurulu üyeleri hakkında daha uzun bir süre için seçim kararı alınmış olması halinde, üç yılı aşan kısım için butlanın söz konusu olduğu kabul edilmektedir. Zira temel irade, yönetim kurulu üyelerinin seçimidir. Buradan hareketle, kar payı dağıtım kararındaki asıl iradenin de elde edilen karın ortaklarla paylaşılması olduğu, bu hakkın temel pay sahipliği haklarından olduğu ve Taslak’ın kanunlaşması ile bu dağıtıma geçici olarak bir sınırlama getirileceği gözetildiğinde, %25’lik sınırı aşan düzeyde kar payı dağıtım kararlarının %25’e kadar olan kısmının geçerli; fakat bu oranın üzerinde kalan kısmının batıl olduğunu söylemek mümkündür.

5. Geçmiş Yıl Karları da Sınırlamaya Tabi Midir?

Serbest yedek akçelerde yer alan geçmiş yıl karları, kural olarak şirket tarafından bir sınırlamaya tabi olmaksızın tasarruf konusu edilebilir. Ancak Geçici Madde 13’te 31/12/2020 tarihine kadar dağıtabilecekleri nakit kâr payı tutarı 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmibeşini aşamaz denilmek suretiyle genel bir sınırlama getirilmiş olup bu sınırlama sadece 2019 yılında elde edilmiş karın dağıtımı ile ilgili değildir. Madde hükmü ile sermaye şirketleri ister son yıl elde edilen kar olsun isterse geçmiş yıllardan kalan ve dağıtılmamış, biriken karlardan olsun, 2019 yılı net dönem karının %25’i oranında bir kar dağıtımı yapabilecektir.

6. Karın Dağıtım Dışında Başka Bir Amaçla Kullanılması Mümkün Müdür?

Geçici Madde 13 ile getirilen sınırlama, sadece kar payı dağıtımına -ve kar payı avansı dağıtımına- ilişkindir. Şirketlerin geçmiş yıl karlarını veya son yıl karını sermayeye eklemek suretiyle sermaye artırımı yapmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Zaten maddeyle amaçlanan, elde edilen gelirin 2020 yılı için şirket varlıklarından dışarı mümkün olduğunca az çıkartılmasını temin etmektir.

Öte yandan, pay sahiplerinin şirkete borçlanma yasağı bakımından da konu ele almak elzemdir. TTK’nın 358. maddesi uyarınca; pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. Ancak maddede yer aldığı üzere, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borcunu ifa etmiş bir pay sahibi, şirketin yedek akçelerle ilgili şartı da yerine getirmiş olması halinde şirkete borçlanabilecektir. Söz konusu şartların yerine geldiği sermaye şirketlerinde pay sahipleri kar dağıtımı yoluyla olmasa da, 2020 yılı içerisinde şirkete borçlanmak suretiyle kendi malvarlıklarına kar aktarımı yapabilirler. Kanun’da bu yolla bir kar aktarımının önünde engel bulunmamaktadır. Yine TTK’nın 395. maddesinde yer alan genel kurul izninin alınmasıyla şirketle kendisi veya başkası adına işlem yapabilecektir. Getirilen kanuni düzenleme, yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapmak suretiyle kar aktarımı sağlamasını da engellememektedir. Bu itibarla, yapılması planlanan hukuki düzenlemenin ulaşmayı hedeflediği amacı tek başına sağlayamayacağı açıktır. Eğer şirketlerin özvarlıklarının korunması içerisinden geçtiğimiz süreçte kamuyu ilgilendirir derecede önemli görülüyor ve kanun koyucu tarafından müdahalede bulunuluyorsa, ortakların şirkete borçlanmasına ve yönetim kurulu üyelerinin şirketle iş ve işlem yapmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında da ivedi bir ek düzenleme getirilmesi zorunludur.

Karın ortaklara aktarımından bahsederken, TTK’nın 379 ila 389. maddeleri arasında düzenlenmiş olan anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi kurumunu es geçmemekte gerekir. 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu döneminde şirketin kendi payını iktisabı kural olarak mümkün değildi, şirket birtakım istisnai hallerin varlığı durumunda kendi paylarını iktisap edebilmekteydi. TTK ile şirketin kendi payını iktisap edebilmesinin önü açıldı ve Kanun’da yer alan şartların varlığı ve genel kurul kararı alınması halinde şirketin kendi paylarının %10’una kadar iktisap edebilmesinin önü açıldı.

Şirketin kendi paylarını iktisap etmesi iki yönlü bir finansman aracı olarak günümüzde kullanılmaktadır. Şirket kendi paylarını iktisap ederek, paylarını, geri alım yaptığı dönemki değerden daha yüksek bir değere ulaştığında tekrar satışa sunmakta ve bu şekilde kar elde edebilmektedir. Diğer yandan şirketler, yatırımcılarına bir kar aktarımı yöntemi olarak da kendi paylarını iktisap yolunu kullanabilmektedir. Bu yol bilhassa yurtdışında çokça rastlanılan bir durumdur.

Konumuz bakımından şirketin kendi payını iktisap kurumunu değerlendirmek gerekirse, günümüzde en çok kar açıklayan şirketlerin yıllık karları dahi kendi sermayelerinin %10’unu aşar düzeylere varamamaktadır. O halde, karın şirket dışına aktarılması istenirse, şirketin kendi payını iktisap etmesi suretiyle yıllık karını kolaylıkla ortaklarıyla paylaşabileceği göz ardı edilmemelidir. TTK’daki şartlar sağlandıktan sonra bu kurumun çok pratik bir kar aktarım aracı olarak kullanılması mümkündür.

7. Kar Dağıtım Sınırlaması Öngören Hüküm Ne Zamandan İtibaren Geçerlidir?

Taslak’ın 61. maddesi, Kanun ile gelen düzenlemelerin yayımı ile birlikte yürürlüğe gireceğini düzenlemiştir. Taslak TBMM’de kabul edilip Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından, Geçici Madde 13 hüküm ifade edecektir. Düzenlemenin ilk fıkrası, Taslak’ın Resmi Gazete’de yayım tarihi ardından yapılacak olan genel kurullarda son dönem net karının %25’ini aşar düzeyde kar dağıtımı yapmasını engelleyecektir.

İkinci fıkra ise Taslak’ın Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce yapılmış olan genel kurul toplantılarında son dönem net karının %25’ini aşar düzeyde kar dağıtımı kararı alınmış olması haline ilişkin bir düzenleme içermektedir. Fıkraya göre, kar payı dağıtım kararı alınmış, ancak %25’i aşan kısım hakkında ödeme yapılmamışsa, bu ödemeler 2020 yılı sonuna kadar ertelenmek durumundadır.

Ne var ki; Bakanlık tarafından Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (“TOBB”) gönderilen 31.03.2020 tarihli mektupta;

Covid-19 virüsü nedeniyle sermaye şirketlerinin özkaynaklarını korumasının önemine işaret edilmekte ve 28.11.2012 tarihli ve 28481 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmeliği’nin” 13/5’inci maddesine dayanılarak; Kamunun iştiraki olan şirketler hariç olmak üzere, sermaye şirketlerinin 2019 yılı hesap dönemine ilişkin olarak bu yıl gerçekleştirilecek genel kurul toplantılarında gündeme alınacak nakit kâr payı dağıtımı kararlarında, geçmiş yıl kârlarının dağıtıma konu edilmemesi ve dağıtım tutarının 2019 yılı net dönem karının %25’ini aşmaması ile yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilmemesi…” ifadelerine yer verilmiştir.

Dolayısıyla söz konusu mektubun tarihi olan 31.03.2020 ila Taslak’ın kanunlaşarak Resmi Gazete’de yayımlandığı tarih arasında %25 sınırını aşar düzeyde alınmış olan kar payı dağıtım kararları hakkında, şirketin özvarlıklarının yaşanan ekonomik konjonktürde korunması gerekliliği bahsiyle ve Bakanlık mektubu da dayanak gösterilerek ilgililerince TTK hükümlerindeki usul ve esaslar dahilinde iptal davasına konu edilebilir. Elbette her somut olay kendi şartları dahilinde değerlendirileceğini, şirketin finansal yapısının ve özvarlıklarının durumunun irdelenerek iptal istemi hakkında hüküm kurulacağını da unutmamak gerekir.

8. Kar Dağıtımına İlişkin Sınırlamaya Uyulmaması Halinde Bakanlık Tarafından Başkaca Hukuki Yollara Başvurulabilir mi?

Taslak’ta yer alan düzenlemenin kanunlaşması halinde, kamu düzenini ilgilendiren boyutu sebebiyle, getirilecek düzenlemeye aykırı davranışlar hakkında butlanın ileri sürülebileceğini ve Bakanlık’ın da butlanın ileri sürülmesinde ilgili olarak görülebileceğini söylemiştik. Bakanlık tarafından Geçici Madde 13 düzenlemesine aykırı kararlar hakkında butlan davası dışında başvurulabilecek başka bir hukuki yol var mıdır? TTK’nın 210. maddesinin üçüncü fıkrası, Bakanlık’ın fesih davası açma yetkisini düzenlemektedir:

Kamu düzenine veya işletme konusuna aykırı işlemlerde veya bu yönde hazırlıklarda ya da muvazaalı iş ve faaliyetlerde bulunduğu belirlenen ticaret şirketleri hakkında, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, bu tür işlem, hazırlık veya faaliyetlerin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde fesih davası açılabilir.

Düzenlemeye aykırı genel kurul kararı alınması veya önceden alınmış olan aşkın kar payı dağıtımına ilişkin genel kurul kararının düzenlemenin ikinci fıkrasına rağmen 2020 yılına kadar ötelenmeksizin uygulanması ile anılan hükmün kanunlaşması halinde kamu düzenine aykırılık iddia edilebilir. Hatta, kamu düzenine … aykırı işlemlerde veya … muvazaalı iş ve faaliyetlerde bulunduğu belirlenen ticaret şirketleri hakkında ifadesi üzerinden, ortaklara borç vermek suretiyle düzenlemenin ardından dolaşıldığının ve bu yolla kar aktarımı yapıldığının tespiti halinde de Bakanlık’ça açılacak bir fesih davası riski bulunmaktadır.

9. Kar Dağıtım Sınırlamasına Aykırı Kararlar Hakkında Cezai Yaptırımdan Bahsedilebilir mi?

Sermaye şirketlerinin yönetim organı üyeleri ile şirket arasında –kimi özel durumlarda hizmet sözleşmesi veya sui generis ilişki gündeme gelebilse de– vekalet sözleşmesi temelli bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişkin sebebiyle yönetim organı üyelerinin gerek genel hükümler gerekse TTK’daki konuya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde şirkete karşı hukuki sorumlulukları bulunmaktadır.

Yönetim organı üyelerinin hukuki sorumluluklarının yanı sıra, bu sorumluluklarına aykırı davranışları halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 155/2. maddesi hükümleri dairesinde –suçun unsurlarının varlığı halinde– nitelikli güveni kötüye kullanma suçundan da sorumluluklarının doğması mümkündür. Maddenin ilk fıkrasında; başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi … cezalandırılır denilmek suretiyle zilyetliğin devri amacı dışında tasarruf eyleminin cezalandırılacağı düzenlenmiştir.

Taslak’ta yer alan Geçici Madde 13 düzenlemesinin kanunlaşmasının ardından bu hükme aykırı karar ve eylemlerin hukuken sakat olacağı açıktır, peki cezai sorumluluktan bahsedilebilir mi?

Kar payı hakkı, genel kurulun kar dağıtım kararıyla doğan bir haktır. Genel kurulun bu yönde aldığı bir kararla şirket ile pay sahipleri arasında bir alacak hakkı doğar. Güveni kötüye kullanma suçu, taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde işlenebilen suçtur. Alacak hakkı bakımından –örneğin kar payı dağıtım kararı alınmış olup da bu ödemelerin yönetim organınca gerçekleştirilmemesi veya aksatılması gibi hallerde– bu suçun oluşmayacağı kanaatindeyiz.

Ancak, Taslak’ta yer alan Geçici Madde 13’ün yazımızda bahsettiğimiz haliyle kanunlaşmasının ardından, son dönem net karının %25’inden fazla kar dağıtım kararı alınmak suretiyle, maddede öngörülen oranı aşar düzeyde kar payı dağıtımı yapılması halinde bu suç tipi gündeme gelecektir. Yine hükmün kanunlaşmasından önce hükümde belirlenmiş olan sınırdan yüksek bir miktarda kar dağıtım kararı alınmış olup da bu aşkın miktara ilişkin ödemelerin 2020 yılına kadar ötelenmeyip dağıtılması halinde de güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hali işlenmiş olacaktır. Zira her iki durumda da bir alacak hakkının yerine getirilmesinden bahsedilemez. Taslak’ın kanunlaştığını varsayarsak, böyle durumlarda kanunun açıkça yasakladığı bir eylem, yönetim organı tarafından şirket malvarlığı üzerinde işlenmiş olmakta, şirket malvarlığında kanuna ve dolayısıyla zilyetliğinde devri amacına aykırı bir tasarruf işlemi gerçekleştirilmektedir.

Güveni kötüye kullanma suçunun sermaye şirketlerinin yönetim organları bakımından TCK’nın 155. maddesinin ikinci fıkrasındaki nitelikli hali üzerinden değerlendirileceğinin ve bu suç tipinin kovuşturulmasının şikayete bağlı olmadığının altını çizmek isteriz.

10. Uluslararası Uygulamalar ve Diğer Ülke Örnekleri

Şirketlerin kar payı dağıtımının COVID-19’dan etkilenmesi şüphesiz ülkemize has bir durum değildir. Tüm dünyada gerek finansal kurumlar gerekse diğer ticaret şirketleri aynı etkiye maruzdur. Pek çoğu, tedbirler belirleyerek bunları ilan etmiş ve/veya uygulamaya koymuştur. Tedbirlerin tamamının ortak amacı, ülkemizde de hedeflendiği üzere, nakit varlığının muhafazasıdır. Ancak muhatapların tedbirlere uymasını temin yaklaşımı bakımından, irdelenen taslak metinle yurt dışı uygulamaları arasında çok temel bir fark göze çarpmaktadır. Taslak metin herhangi bir şart ve kapsam tanımlaması yapmaksızın –kamunun ortaklığı bulunanlar dışında– tüm şirketlerin kar payı dağıtımını yasaklamakta ve bu yasağa uyulmamasına bir takım yaptırımlar bağlamaktadır. Uluslararası kurumların ve diğer ülkelerin uygulamalarında ise sistemin nimetlerinden yararlanmak istiyorsanız külfetini de kabul etmelisin şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşım hakimdir.

Taslak metin ile yurt dışı uygulamaları arasındaki bir diğer fark da tedbirlerin kapsamında giren enstrümanlardır. Taslak metinde yalnızca kar payı dağıtımının yasaklanması söz konusu iken, yurt dışı uygulamalarında, farklılıkları olmakla birlikte TTK’da hisselerin şirketçe iktisabı başlığı altında düzenlenen hisselerin geri alınması (buyback veya repurchase) uygulaması da kar payı dağıtımı ile sürekli olarak birlikte anılmış ve aynı kapsamda değerlendirilmiştir. Buyback uygulamasının, pay sahiplerine kar aktarımının başat unsurlarından birisi olarak kullanılıyor olması sebebiyle doğal olarak bu enstrüman da tedbirler arasına alınmıştır. Yine sıklıkla rastlanan bir ifade, üst düzey yöneticilere ve çeşitli kişilere bonus, prim, vb. ismi altında yapılacak yüksek tutarlı ödemelerin de aynı kapsamda ertelenmesi tavsiyesidir. Bu tür ödemelerin ülkemizde uygulama alanının sayı ve tutar bakımından yok sayılabilecek kadar az oluşu sebebiyle bu farklılığın ülkemizde fiilen bir karşılığının olmayacağı değerlendirilmektedir.  Bu uygulamaları, bankalar, finansal kuruluşlar, emeklilik fonları dahil olmak üzere sigorta şirketleri ve diğer ticaret şirketleri olmak üzere muhatapları bakımından iki grup halinde tasnif etmek mümkündür.

a. Bankalar, Finansal Kuruluşlar, Emeklilik Fonları Dahil Olmak Üzere Sigorta Şirketleri

Varlığının neredeyse tamamı ve bizatihi faaliyet konusu nakit ve nakde doğrudan bağlı unsurlar olan bankalar, finansal kuruluşlar ve sigorta şirketleri tedbirlerin birinci dereceden muhatabıdır.  Amerikan Merkez Bankası (“FED”) ve Avrupa Birliği Merkez Bankası’nın yanı sıra Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İsveç, İtalya, Belçika, Avusturya, Rusya, Danimarka, Yeni Zelanda, Avustralya, Meksika, Arjantin, Kanada ve Japonya başta olmak üzere pek çok ülkenin finansal piyasaları düzenlemek ve denetlemekle görevli ulusal kurumları Mart ayının son haftasından itibaren politika önerileri ve tedbirler ilan etmişlerdir.

İfade edilmelidir ki, bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle, bu örneklerin hiçbirinde, düzenleyici kurumun doğrudan yasaklayıcı bir hüküm ilanı söz konusu değildir. Yaygın olarak kullanılan dil, dünyanın ve ülkenin içinden geçtiği şartlar göz önüne alınarak bankaların/finansal şirketlerin 2019’dan kalan ve 2020’de doğacak olan karlarını dağıtmama seçeneğini değerlendirmeye davet olunduğu mesajı etrafında şekillendirilmiştir. Ancak bu davet istenen neticenin elde edilmesine yeterli olmuştur. Zira yüksek regülasyon yoğunluğuna sahip olan bu piyasalarda, düzenleyici kurumun davetine icabet etmemek yalnızca bir nezaketsizlik veya piyasalarla empati eksikliği olarak değerlendirilmeyecek, icabetten kaçınanlar için hiç şüphesiz orta ve uzun vadede arzu edilmeyen neticeler getirecektir.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ulusal kurumları, Avrupa Birliği Merkez Bankası’nın 27.03.220 tarihinde yayımlamış olduğu ECB/2020/19 Sayılı Tavsiye Kararı[1] ile Avrupa Sigorta ve Mesleki Emeklilik Otoritesi’nin 17.03.2020[2] ve 2 Nisan 2020[3] tarihli açıklamalarını referans alarak üzerinde düzenleme ve denetleme yetkisine sahip oldukları muhataplara çağrıda bulunmuşlardır.

Gerek Avrupa Birliği Merkez Bankası’nın Tavsiye Kararı gerekse Avrupa Sigorta ve Mesleki Emeklilik Otoritesi’nin Açıklaması esasında kamu veya özel sektördeki muhataplar bakımından hukuki bağlayıcılığı olan metinler değildir. Ancak Avrupa Birliği Merkez Bankası’nın varlık alımı yoluyla piyasalara enjekte edeceğini ilan ettiği 750 Milyar Avro’luk destek paketinin muhtemel yararlanıcıları olarak ülke merkez bankalarının ve finansal piyasa aktörlerinin bu tavsiyelere duyarsız kalmaları mümkün olmamıştır.

Avrupa Birliği Merkez Bankası’nın tahminlerine göre, Avrupa Birliği menşeli bankaların bu tedbirlere uyması halinde bankacılık sisteminde fazladan 30 Milyar Avro kaynağın nakit olarak bulundurulabileceği düşünülmektedir.

Bankacılık, finansal hizmetler ve sigortacılık piyasasının en önemli oyuncusu Amerika Birleşik Devletleri’nde de yine nimetten yararlanmak istiyorsan külfete katlan yaklaşımı hakimdir. 27.03.2020 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanarak yürürlüğe giren 2020 Yılı Koronavirüs Ekonomik İstikrar Kanunu ile Birleşik Devletler hükümetinin kurumları, piyasaları, ve şirketleri COVID-19 salgınının etkilerinden korumak amacıyla doğrudan veya dolaylı olarak 2 trilyon Amerikan Doları’ndan fazla kaynak kullandıracağı ilan edilmiştir[4].

Kısa adı CARES olan kanunla, bu kaynağın 500 Milyar Amerikan Doları tutarındaki kısmının nakit akışı sağlamak için kredi, kredi garantisi ve başka yatırımlar suretiyle nakit olarak kullandırılması düzenlenmiştir. CARES Kanunu’nun 4003.c.3 maddesinde, bu kaynağın FED tarafından kullandırılacak 454 Milyar Amerikan Doları tutarındaki kısmı için şartlar düzenlenmiştir. Anılan maddenin A.ii bendinde, özetle bu kapsamda kaynak kullanacak tarafların kullandırılan kredinin devamı süresince ve kredinin kapatılmasından sonra 12 ay boyunca kar payı dağıtımı ve buyback yapmasına yasak getirilmiştir. Görüleceği üzere, ABD uygulamasında, getirilen kısıtlamanın, verilen kredinin kapatılmasından sonra 12 ay boyunca daha yürürlükte kalması şartı aranmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, Kanunla ABD Hazine Bakanı’na, Federal Hükümet’in faydasına olacağına kanaat getirdiği hallerde bu kısıtlama ve yükümlülükleri uygulamama yetkisinin tanındığını ifade etmekte fayda vardır. Bakanın bu yetkisini kullanması halinde, Senato’nun Bankacılık, Konut ve Şehircilik Komitesi ile Temsilciler Meclisi’nin Finansal Hizmetler Komitesi önünde, kararının gerekçeleri ile ilgili ifade vermesi şart kılınmıştır.

Diğer ülke uygulamaları arasında muhataplarla diyalog tarzı bakımından belki de en çarpıcı olanı, İngiltere Merkez Bankası (“Bank of England”) çatısı altında düzenleyici faaliyetlerden sorumlu olan İhtiyati Düzenleme Otoritesi (“PRA”) tarafından yürütülen süreçtir. İngiltere Merkez Bankası Başkan Yardımcısı ve PRA Başkanı Sam Woods tarafından, 31.03.2020 tarihinde İngiltere’nin en önde gelen yedi bankasına birer mektup yazılarak özetle 2019 yılına ait henüz dağıtılmamış kârlar ile 2020 yılındaki kârların dağıtımının ve “buyback” uygulamalarının 2020 yılı sonuna kadar askıya alınması yönünde bir karar almaları halinde PRA’in çok memnun kalacağı bildirilmiş, o gün saat 20:00’a kadar bu yönde bir karar alıp almayacaklarının PRA’a bildirilmesi istenmiş, bu yönde bir karar alınması halinde katılan bankalarca o gün saat 21:00’de yapılmasını tavsiye ettikleri açıklamanın örnek metni ile PRA’in katılan bankalara teşekkür etmek üzere yapacağı açıklamanın taslak metni dahi mektubun ekine konulmuştur. PRA Başkanı, mektubunda “eğer bankanız bu davetimize icabet etmez ise PRA olarak düzenleyici yetkilerimizi kullanma seçeneğini değerlendirdiğimizi bilmenizi isteriz”ikazını yapmayı da ihmal etmemiştir[5].

Gayet tabii olarak, bu bankalar aynı gün kendilerine tavsiye edilen açıklama metnine de ziyadesiyle sadık kalarak birer açıklama yayımlamışlar ve PRA’in talebini yerine getirmişlerdir[6]. PRA’in bu çağrısına uyan bankaların 2020 yılı sonuna kadar dağıtmayacakları ve kasalarında tutacakları tutarın yaklaşık 15.6 Milyar İngiliz Sterlini’ne ulaşacağı değerlendirilmektedir[7].

PRA Başkanı Sam Woods tarafından benzer nitelikte bir mektup İngiltere’nin tüm sigorta şirketlerine de yapılmıştır. Bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle, PRA’nin bu çağrısına uyduğunu açıklayan sigorta şirketlerinin dağıtıma tabi tutmayacağı tutar 1.3 Milyar İngiliz Sterlini’ne ulaşmıştır[8].

Tam bu noktada, kar dağıtımının kısıtlanması yönündeki tasarrufların tek muhatabının karı dağıtacak olan şirketler olmadığının hatırlanmasında fayda vardır. Temettü geliri ile hayatını idame ettirmek, fertler için giderek yaygınlaşan bir tercih haline gelmektedir. Yukarıda örnek olarak ele alınan HSBC Bankası’nın temettüleri de, özellikle ilk kurulduğu yer olan Hong Kong’da pek çok kişi için mutad ve istikrarlı bir geçim kaynağıdır. Perakende hissedarlar olarak isimlendirilen bu kişiler HSBC hisselerinin yaklaşık üçte birine sahiptir. Nitekim, Bankanın kar dağıtımı yapmama kararının ardından bu kişilerden bazılarının sosyal ağlar üzerinden örgütlenerek veya münferiden hukuki yollarla karara karşı çıkma girişiminde bulundukları basında yer bulmuştur[9]. Açık bir kanuni düzenleme veya regülasyon olmaksızın ancak bunların gerçekleşmesi ihtimalinin kesine yakın olduğu bir vasatta, bu riski görerek Banka yönetiminin aldığı bu kararın hukuki mecraya taşınması halinde şirketler hukuku anlamında yeni ve çarpıcı gelişmelere gebe olduğu açıktır.

Eldeki yazının konusu, şirketlerin kar dağıtımına mevzuatla veya regülasyonla sınırlandırma getirilmesi olduğu cihetle üzerinde geniş olarak durulmayacak olmakla birlikte, ABD başta olmak üzere dünya genelinde bankaların ve büyük şirketlerin önemli kısmının zaten kendiliklerinden buna dönük bazı tedbirler aldıklarını ve yenilerini almayı değerlendirdiklerini ifade etmek isteriz. Bunlardan belki de en çarpıcı olanı, 16.03.2020 tarihinde, ABD’nin en önde gelen sekiz bankasının, temelde pay sahiplerine kar dağıtma aracı olarak kullandıkları buyback operasyonlarını askıya almış olmalarıdır. Bu Bankaların 2019 yılında buyback aracılığıyla hissedarlarına yaptıkları toplam 108 Milyar Amerikan Doları ödemiş oldukları göz önüne alınırsa, merkezi bir müdahale olmaksızın atılmış olan bu adımın boyut ve önemi daha iyi kavranabilecektir[10].

b. Diğer Ticaret Şirketleri

Bu yazının kaleme alındığı tarih itibariyle ABD, Avrupa Birliği ve münferit Avrupa ülkeleri ile dünyanın önde gelen ekonomilerine sahip ülkelerde, ticaret şirketleri için ülkemizde değerlendirilen taslak metindekine benzer açık bir yasaklama hükmüne rastlanmamıştır. Yukarıda geniş olarak izah edildiği üzere; bankalar, finansal kuruluşlar ve sigorta şirketleri için benimsenen nimet külfet dengesi yaklaşımı diğer şirketler bakımından da uygulama alanı bulmuştur.

ABD uygulamasında, FED programları dışında CARES Kanunu kapsamında toplam 46 Milyar Amerikan Doları tutarındaki nakit kredi desteğinden ve miktar sınırı getirilmemiş olan sair yardımlardan (vergi kolaylıkları, vb.) yararlanacak muhatapların uyması gereken kurallar da aynı kanunun 4003. bölümünde düzenlenmiştir. Tıpkı FED programlarından yararlanacak bankalar, kurumlar ve kuruluşlar gibi, bu kanun kapsamında kredi alacak veya kolaylıklardan yararlanacak diğer muhataplar da kredi müddetince ve kredinin kapatılmasından 12 ay sonraki dönemde kar dağıtamayacak ve buyback uygulaması yapamayacaktır[11].

Benzer şekilde, özellikle şirketlere kredi verilmek üzere yaklaşık 1 Trilyon Avro ilave kaynak ayıran Almanya ile 300 Milyar Avro kaynak ayıran Fransa da, bu yardımlardan yararlanacak şirketlerin kar dağıtımı yapmasına olumsuz bakıyor. 25.03.2020 tarihinde Almanya Parlamentosu tarafından kabul edilen ve 28.03.2020 tarihinde yürürlüğe giren Ekonomik İstikrar Fonları Kanunu uyarınca, yardıma başvuran şirketlerin talepleri değerlendirilirken kendilerine kar dağıtmama şartını içeren bir anlaşma teklif edilmesi mümkündür. Kar payı dağıtılmamasının açık bir şart olarak düzenlenmemiş olmasına karşılık, uygulamanın bu yönde olacağına dair kuvvetli belirtiler bulunmaktadır. Almanya Ekonomi Bakanlığı sözcüsünün Mart ayı sonunda bir bilgilendirme toplantısında bunu teyit etmesi ve 27 Mart tarihinde TUI AG şirketine verilen 1.8 Milyar Avro’luk kredinin bu şarta bağlanmış olması bu çerçevede değerlendirilebilir[12]. Aynı şekilde Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire’in kâr payı dağıtımından vazgeçmeyen hiçbir şirkete verilecek krediyi imzalamayacağını ifade etmesi ve verginizi ve sosyal güvenlik katkı payınızı yatıracak paranız yoksa ortaklarınıza kar olarak dağıtacak paranız da olmasa gerek yorumunda bulunması, Fransa’nın da aynı yolu izleyeceğinin açık bir göstergesidir[13].

11. Değerlendirmelerimiz

İçerisinde bulunduğumuz olağanüstü dönem, olağanüstü önlemler gerektirmektedir. Taslak’ta yer alan düzenleme de içeriği, etkileri ve uygulaması bakımından bu kapsamda değerlendirilmeli ve bir olağan dönem normu gibi ele alınmamalıdır. Tam da bu sebeple, düzenlemenin amacına ulaşmasını temin etmek için azamî özen gösterilmelidir. Diğer bir ifade ile, elde edilen neticenin, olağanın sınırlarını aşmaya değeceğinden emin olunmalıdır. Kanaatimizce, Taslak’ın mevcut hali bu maksat doğrultusunda ziyadesiyle iyileştirmeye müsaittir. Bunlardan ilki, kar dağıtımı enstrümanının tek başına ele alınmaması gerekliliğidir. Şirketlerin kar dağıtımına süre ve miktar bakımından bir sınırlama getirilirken, kar dağıtım veya nakit aktarım enstrümanları olarak kullanılabilecek olan ortakların şirkete borçlanması, yönetim kurulu üyelerinin şirketle iş ve işlem yapması ve şirketin kendi paylarını iktisap edebilmesi kurumları hakkında bir düzenleme yapılmadıkça, Geçici Madde 13’ün istenmeyen davranışlara ilişkin sınırlandırıcı etkisi pratikte kısıtlı kalacaktır.

Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde nimet külfet dengesi olarak açıkladığımız bir “teşvik etme, fiilen mecbur kılma” anlayışı hakim iken, Taslak’ta “yasaklayıcı hüküm getirmek ve bunlara yaptırım bağlamak” yaklaşımı tercih edilmiştir. İyileştirme marjı bulunan bir diğer alan bu yaptırımlardır. Getirilen kuralın karşılığı olan yaptırım nedir? Evet, bu hükme aykırı genel kurul kararları batıldır denebilir. Ancak bu hukukî tespitin muhatap şirketleri bir davranışa yöneltmek konusundaki pratik faydası tartışılır. Ülkemizde sanayinin, ticaretin bel kemiği konumunda olan sermaye şirketlerinin kahir ekseriyeti halka kapalı anonim şirketlerdir. Bu şirketler de ya tek ortaklıdır ya da aile şirketi niteliğindedir. Bu tür şirketlerde butlanı kim ileri sürecektir? Bunun, getirilen sınırlamaya uymayarak nakde erişen ortaklar tarafından yapılması şüphesiz beklenemez. Yine bu halde butlan davası yoluyla aşkın kar dağıtımının şirkete iadesi ile Bakanlık mı uğraşacaktır/uğraşmalıdır? Sayıları binleri geçen bu tür şirketleri Bakanlık tarafından böyle bir denetime tabi tutmak, Bakanlık’ın bu denli geniş ve şirketler hukuku bakımından regülasyon ile karşı karşıya kalmamış olan aktörleri bulunan bir sahada yargı yoluyla mücadele etmesi de gerçekçi bir senaryo olarak gözükmemektedir. Son olarak, Bakanlık’ın teorik anlamda TTK’nın 210. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde fesih davası açma imkanı bulunmaktaysa da, içerisinde bulunduğumuz dönemde bizatihi şirket tüzel kişiliklerinin korunması ve ekonominin işlemeye devam etmesi amacıyla çıkartılan olağanüstü/istisnaî bir hükme aykırı davranış sebebiyle binlerce şirkete karşı Bakanlıkça fesih davası açılacak olması ihtimali de getirilen düzenlemenin ruhu ve maksadıyla çelişecektir. Kaldı ki bunun pratikte ne derece mümkün olacağı da ayrı bir tartışma konusudur. Nitelikli güveni kötüye kullanma suçu bakımından da aynı şekilde düşünmek gerekir.

Bu itibarla, getirilecek yaptırımın, kurala uymamakla elde edilen maddî faydayı ortadan kaldıracak bir karakterde olmasının arzu edilen neticeye hizmet edeceği kanaatindeyiz. Teklifimiz, ortakların şirkete borçlanması, yönetim kurulu üyelerinin şirketle iş ve işlem yapması ve şirketin kendi paylarını iktisap edebilmesi hakkında da kanuni bir sınırlama getirilmesidir. Bu sınırlamalara aykırı davranışlarda bulunan şirketler bakımından şirketin dağıttığı karın, o yıl Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından uygulanan en yüksek mevduat faizi oranının X çarpanı katında faizi ile birlikte idari para cezası ile cezalandırılması ve bu aykırılıktan fayda sağlayan, aşkın kar payı edinen ortakların kendi paylarına düşen karın, o yıl Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından uygulanan en yüksek mevduat faizi oranının X çarpanı katında faizi ile birlikte adli para cezası ile cezalandırılması da caydırıcı bir yol olacaktır.

En önemlisi, bundan sonra Cumhurbaşkanlığı veya diğer kamu makamlarınca açıklanacak olan desteklerden yararlanmanın temel şartlarından birinin bu sınırlamalara riayet olması lüzumudur.


[1]            https://www.ecb.europa.eu/ecb/legal/pdf/ecb_2020_19_f_sign.pdf

[2]            https://www.eiopa.europa.eu/content/eiopa-statement-actions-mitigate-impact-coronaviruscovid-19-eu-insurance-sector_en

[3]            https://www.eiopa.europa.eu/content/eiopa-statement-dividends-distribution-and-variable-remuneration-policies-context-covid-19_en

[4]            https://www.whitehouse.gov/briefings-statements/president-donald-j-trump-providing-economic-relief-american-workers-families-businesses-impacted-coronavirus/

[5]            Örnek mahiyetinde HSBC Bankasına yazılan mektubun İngilizce orijinaline şu adresten ulaşılabilir: https://www.bankofengland.co.uk/-/media/boe/files/prudential-regulation/letter/2020/letter-to-hsbc.pdf?la=en&hash=32DB7BA3BF1DFBDBD0AE6F5CC0C3C48852FED99D

[6]            Örnek mahiyetinde HSBC tarafından yapılan açıklamaya şu adresten ulaşılabilir: https://www.hsbc.com/media/media-releases/2020/statement-on-2019-fourth-interim-dividend-and-2020-ordinary-share-dividends

[7]            https://www.bbc.com/news/business-52114410

[8]            https://www.theguardian.com/business/2020/apr/08/several-uk-insurers-scrap-plans-to-pay-13bn-in-dividends

[9]            https://www.ft.com/content/3681a998-8164-4fd1-a5e5-ae54f56a3b70

[10]          https://www.nasdaq.com/articles/big-us-banks-suspend-stock-buybacks-amid-coronavirus-pandemic-2020-03-16

[11]          https://www.congress.gov/116/bills/hr748/BILLS-116hr748enr.pdf

[12]          https://www.bloomberg.com/news/articles/2020-03-30/germany-asks-companies-to-suspend-dividends-for-coronavirus-aid

[13] https://www.reuters.com/article/uk-france-dividends/french-firms-seeking-state-aid-forced-to-ditch-dividends-idUKKBN21E11I

Murat Yusuf Akın: Ticaret Bakanlığının 31.03.2020 tarihli Kâr Payı Dağıtımına İlişkin Yazısı Üzerine Düşünceler

Ticaret Bakanlığının 31.03.2020 tarihli Kâr Payı Dağıtımına İlişkin Yazısı Üzerine Düşünceler

Doç. Dr. Murat Yusuf AKIN

Ticaret Bakanlığı (“Bakanlık”) 31.03.2020 tarihinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine (“TOBB”) yollamış olduğu yazıyla şirketlerin genel kurullarında kâr payı dağıtımına ilişkin bir idari tasarrufta bulunmuştur. Bakanlığın yazısındaki aynen

“Yeni tip koronavirüsün (COVID-19) toplum sağlığına ve ekonomik hayata ciddi tehdit oluşturduğu açıktır. Salgın, pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de ekonomik faaliyetlerin olumsuz etkilenmesine sebep olduğundan, söz konusu etkilerin bertaraf edilebilmesi amacıyla çeşitli tedbir programları uygulamaya konulmuştur.

Ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması, gümrük kapılarının kapatılması nedeniyle ihracat ve ithalatın etkilenmesi, hem arz hem de talep tarafında ortaya çıkan belirsizlikler sebebiyle ve salgının toplum sağlığına ve ekonomiye etkilerinin kontrol altında tutulması için süreç aktif olarak takip edilmekte olup, gerekli tedbirler ivedilikle uygulamaya konulmaktadır.

28/11/2012 tarihli ve 28481 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin[1] 13’üncü maddesinin beşinci fıkrasında “Yapılan denetim sonucunda veya herhangi bir sebeple Bakanlıkça, şirket genel kurulunda görüşülmesi islenen konuların gündeme konulması zorunludur. ” düzenlemesi yer almaktadır.

Bu doğrultuda, ihtiyatlılık politikası gereği olarak, sermaye şirketlerimizin mevcut özkaynak yapılarının korunmasını teminen, kamunun iştiraki olan şirketler hariç olmak üzere, sermaye şirketlerinin 2019 yılı hesap dönemine ilişkin olarak bu yıl gerçekleştirilecek genel kurul toplantılarında gündeme alınacak nakit kâr payı dağıtımı kararlarında, geçmiş yıl kârlarının dağıtıma konu edilmemesi ve dağıtım tutarının 2019 yılı net dönem kârının %25’ini aşmaması ile yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilmemesi bakımından ticaret ve sanayi odaları ile ticaret odaları nezdinde şirketlerimize gerekli duyuruların yapılması hususunda bilgi ve gereğini rica ederim.”

denilmektedir.

Bu yazının muhatabı olan TOBB da 01.04.2020 tarihli yazısında kendisine üye olan tüm oda ve borsalara bir duyuru yaparak Komiser Yönetmeliği’nin 13/5 maddesine atıfla “kamunun iştiraki olan şirketler hariç olmak üzere, sermaye şirketlerinin 2019 yılı hesap dönemine ilişkin olarak bu yıl gerçekleştirilecek genel kurul toplantılarında gündeme alınacak nakit kâr payı dağıtımı kararlarında, geçmiş yıl kârlarının dağıtıma konu edilmemesi ve dağıtım tutarının 2019 yılı net dönem kârının %25’ini aşmaması ile yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilmemesi” hususunun duyurulmasını istemiştir.

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı da 03.04.2020 tarihinde resmi Twitter hesabından “Covid-19’un ekonomiye etkisiyle mücadele kapsamında, Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda firmaların kar dağıtımlarını 2019 karının %25’i ile sınırlandırdık. İş gücü piyasamızı, istihdamı, şirketlerimizin öz kaynaklarını, sermaye yapılarını ve nakit dengelerini korumalıyız.” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Bu yazının konusunu halka açık olmayan sadece, Türk Ticaret Kanununa (“TTK”) tabi şirketlerde “kamunun iştiraki olan şirketler hariç olmak üzere, sermaye şirketlerinin 2019 yılı hesap dönemine ilişkin olarak bu yıl gerçekleştirilecek genel kurul toplantılarında gündeme alınacak nakit kâr payı dağıtımı kararlarında, geçmiş yıl kârlarının dağıtıma konu edilmemesi ve dağıtım tutarının 2019 yılı net dönem kârının %25’ini aşmaması ile yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilmemesi” şeklindeki Bakanlık kararının değerlendirilmesi oluşturmaktadır.

TTK m. 210/1 çerçevesinde Ticaret Bakanlığı TTK’nın ticaret şirketlerine ilişkin hükümlerinin uygulamasıyla ilgili tebliğler yayımlamaya yetkilidir ve ticaret sicili müdürlükleri ve şirketler bu tebliğlere uyarlar. Nitekim bu yetkiden bilistifade Bakanlık 28.11.2012 tarihli ve 28481 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Komiser Yönetmeliği’ni çıkartmıştır. Anılan yönetmeliğin 13/5 maddesi gereğince “Yapılan denetim sonucunda veya herhangi bir sebeple Bakanlıkça, şirket genel kurulunda görüşülmesi istenen konuların gündeme konulması zorunludur.” Somut olayda bir ‘denetim’ mevzu bahis olmadığı için Bakanlığın bu talebinin gerekçesini fıkradaki “herhangi bir sebeple” ifadesi oluşturacaktır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Bakanlığın bu talebinin 31.03.2020 tarihinden önce gündemini belirleyerek ilan etmiş olan sermaye şirketleri bakımından toplantı tarihinde gündeme alınması tüm pay sahiplerinin oybirliğini gerektirecek bir husustur; zira TTK m. 413/2 hükmü “Gündemde bulunmayan konular genel kurulda müzakere edilemez ve karara bağlanamaz.” Genel kurulu toplantıya çağıran organ/kişi/kurul tarafından belirlenerek ilan olunan gündeme sonradan ekleme yapılması ancak tüm pay sahiplerinin onayı ile mümkün olacak bir husustur. Öte yandan mezkûr fıkradaki ikinci cümleyi teşkil eden “Kanuni istisnalar saklıdır.” ifadesinin Bakanlığın bu talebini karşılamayacağı aşikar olup, düzenlemenin adresi TTK’da yer alan özel denetçi atanması gibi (TTK m. 438 vd.) gündeme bağlılığın istisnası teşkil eden kanunla düzenlenen hallerdir, Bakanlık kararlarının bu kategoride mütalâa edilmesi mümkün değildir. Her ne kadar mezkûr talebin gündeme eklenmesi gibi bir durum bu şirketler için söz konusu olamasa bile, talebin içeriğinin genel kurulda kar payı dağıtımı maddesi üzerindeki görüşmelerde ele alınmasının önünde bir engel yoktur. Zira Komiser Yönetmeliğinin 13/1e maddesi gereğince kâr dağıtımı uygulamada ‘standart’ gündemin bir parçasıdır ve TTK m. 408/2d gereğince genel kurul, kâr payı üzerinde yegâne tasarruf hakkı olan organ sıfatıyla yönetim kurulunun yapacağı ‘kâr payı dağıtılması’ veya ‘dağıtılmaması’ yolundaki öneriyle bağlı değildir; dilerse Bakanlık kararındaki son mali yılda elde edilen kârın %25’ini dağıtmaya karar verebilir.

Genel kurul çağrısını henüz yapmamış olan anonim şirketlerse bu maddeyi gündemlerine ekleyeceklerdir. Ancak sorun bu maddenin gündeme eklenmediği ve/veya Bakanlık kararında yer alan sınırların ötesinde kâr payı dağıtımına karar verildiği durumda yaptırımın ne olacağıdır.

Şirketler (genel kurul kararıyla) TTK m. 509/2 gereğince kâr payını ancak net dönem kârından veya serbest yedek akçelerden dağıtabilir. Net dönem kârından (henüz tamamlanmadı ise) TTK m. 519/1 gereğince ilgili kesinti yapılacaktır, bu kesintiyi müteakiben de dağıtılacak tutardan gene TTK m. 519/2 gereğince yapılması gereken kesintilerden sonra bakiye pay sahiplerine kâr payı olarak ödenebilecektir ki, serbest yedeklerden gelecek tutarlardan da TTK m. 519/2c uyarınca kesinti yapılması gereklidir.

Görüldüğü üzere şirketin kâr elde etmiş olması durumunda veya diğer bir deyimle zarar etmemiş ise -ki bu halde elde edilen kârdan önce zararlar mahsup edilecektir ve zarar sonrası kâr varsa bu tutar da dağıtılabilir- pay sahiplerine, şirketin yatırımlarını ve likiditesini de göz önünde tutarak hem son mali yıl içinde elde net dönem kârından hem de serbest yedeklerden (gerekli kesintiler sonrasında) istediği tutarda kâr payı dağıtması genel kurulun, dolayısıyla ortaklarının tercihine göre şekillenecektir.

Bu noktada ilk olarak üzerinde durulması gereken mesele henüz genel kurul toplantısına ilişkin bir çağrı yapılmamış olan şirketlerde Bakanlık kararında yer alan metnin gündeme hiç konulmamasıdır. Bu durumu da ikiye bölerek incelemekte fayda vardır. İlki çağrı usulüne uyularak TTK m. 414 hükmüne göre toplantı çağrısının yapıldığı haldir. İlgili norm gereği genel kurul çağrısı ve gündem TTSG’de yayımlanacaktır. TTSG kendisine gelen çağrı ilanını Bakanlık kararında yer alan metnin gündeme eklenmemiş olmaması sebebiyle yayımlamayabilir. Bu durumda ilgili şirket bakımından yönetim kurulu kararının revizyonu ve Bakanlık kararında yer alan metnin gündeme eklenmesi tercih edilebileceği gibi, TTSG’nin yayımlamama kararına karşı yargıya başvurulması da düşünülebilir. Ancak pratikte bu sonuncu yola başvurulması oldukça düşük ihtimaldir, zira netice almak için göreceli de olsa uzun süreye ihtiyaç duyulacaktır.

İkinci hal ise genel kurulun TTK m. 416 gereğince toplanmasıdır. Bu durumda da yönetim kurulunun bir karar alarak gündem hazırlaması zorunludur (çağrısız genel kurul toplantılarında sadece ilan mükellefiyeti yerine getirilmez, ancak diğer hususlarda yapılması gereken işlemler aynen çağrı usulünün kullanıldığı genel kurullar gibi yerine getirilir), fakat gündem ilan edilmez ve tüm pay sahiplerinin huzuru söz konusu ise genel kurul toplantısı yapılır. Bu durumda gündemde Bakanlık kararı gereği ilgili metnin yer almamasının pek büyük bir önemi yoktur, zira tüm pay sahipleri mevcut olduğundan -itiraz olmadığı müddetçe- gündemde her türlü değişiklik yapılabilir. 

Bakanlık kararında yer alan metnin gündeme eklenmediği hallerde alınacak kararların akıbetini üçe ayırarak incelemekte fayda vardır. Bunlar (i) gündem gereği genel kurulda alınan kararların tescile tabi olmaması, (ii) gündem gereği genel kurulda alınan -en azından bazı- kararların tescile tabi olması ve (iii) her iki hale ek olarak toplantıya Komiser Yönetmeliği çerçevesinde ihtiyari veya zorunlu olarak hükümet komiserinin katılmasıdır.

Genel kurul kararlarının tescile tabi olmadığı hallerde, alınan kararlara ilişkin genel kurul tutanağı genel kurul müzakere ve karar defterine yapıştırılır ve TTK m. 442/2 gereğince noter tasdikli bir nüsha sicile verilirse de ilanla gelen aleniyetin aksine üçüncü kişilerin bu tutanağı/kararları görmesi ihtimali düşüktür.

Genel kurul kararlarının tescile tabi olduğu hallerde ise şirketler kararların tescili için genel kurul tutanağından bir örneği sicile gönderirler. MERSİS ile birlikte siciller sadece tescil edilmesi (TTK m. 35/3 gereği tescil edilen her husus ilan da edilecektir) gereken genel kurul kararlarını, (eski uygulamanın aksine genel tutanağını olduğu gibi değil) tescil (ve ilan) etmektedir. Bunula birlikte gündeme Bakanlık kararında yer alan metnin eklenmediği hallerde sicil ve TTSG tescil ve ilan talebini reddedebilir.

Her ne kadar kâr payı dağıtılması tescil (ve ilana) tabi bir genel kurul kararı değilse de, yürürlükteki uygulama gereğince sicil genel kurul tutanağını talep sahibine iade ederek tescil talebini reddetme yoluna gidebilir. Sicilin bu kararına karşı ilgililer TTK m. 34 gereğince 8 gün içinde itiraz ederek asliye ticaret mahkemesinde dava açabilecekleri gibi eş zamanlı olarak TTK m. 32/4 uyarınca geçici tescil talep edebilirler. TTSG’nin ilan talebini reddetmesi durumunda ise gene buna karşı yargı yoluna başvurulması mümkün olmakla birlikte, mevzuatımızın göreceli olarak az hükmünde ilana sonuç bağlanmış olduğundan, tescil çoğu halde şirketler için istenilen sonucu doğurmak konusunda yeterli olabilecektir.

Genel kurula ihtiyari veya zorunlu olarak hükümet komiserinin katılması durumunda ise hükümet komiserinin genel kurul tutanağında (dolayısıyla kararlarda) imzasının olmadığı hallerde doktrin ve içtihat yaptırımın yokluk olduğu konusunda mutabıktırlar. Dolayısıyla hükümet komiserinin, Bakanlık kararı gereği ilgili metnin gündeme eklenmemiş olması sebebiyle genel kurul tutanağını imzadan kaçınması genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olmasını sonuçlayacaktır. Böyle bir davranışın (imzadan kaçınmanın) hukuki temeli yoktur, ancak fiiliyatta pratik etkisi çok ağır olacağından pay sahipleri imzanın hükümet komiserince atılması adına Bakanlık kararına uygun davranmayı seçebilirler.

Üzerinde durulması gereken diğer çok mühim mesele ise Bakanlık kararında yer alan metnin gündeme eklenmesine rağmen genel kurulun %25’ten fazla kâr payı dağıtılmasına ve/veya serbest yedeklerden kâr payı dağıtılmasına karar vermesinin hukuken mümkün olup olmayacağı ve Bakanlık kararında yer alan orandan yüksek oranda ve/veya serbest yedeklerden kâr payı dağıtım kararının hukuki akıbetidir.

Yukarıda da değinildiği üzere kâr payı dağıtılması ve bunun ne oranda olacağı hususu münhasıran genel kurulun (dolayısıyla pay sahiplerinin) takdirine tabidir. Burada tartışılması gereken ilk mesele genel kurulun bu takdir hakkının kamu otoritesi tarafından sınırlanıp sınırlanamayacağı ve eğer sınırlanabilirse de bunun gerekçesi ve çerçevesidir.

Sınırlama yetkisinin varlığı ve çerçevesinin incelemesine geçmeden önce ifade etmek gerekir ki, sınırlamanın gerekçesi ancak ve ancak kamu yararı olabilir. Zira kamu otoritesinin bu denli büyük bir tüzel kişi (bunların pay sahibi olan gerçek/tüzel kişi) kitlesini etkileyen özel hukuka ilişkin bir tasarrufta bulunabilmesinin başka bir gerekçesi olamaz. Bununla birlikte virüs salgını sebebiyle olağanüstü zamanları yaşadığımız bugünlerde şirketlerin kâr payını dağıtmayıp tüzel kişinin bünyesinde tutmasının kamu yararı ile olan bağlantısını tam olarak tesis etmek güç gözükmektedir. Zira özel hukuk tüzel kişileri olan şirketler ekonominin birer aktörü olsalar da bu tüzel kişilere hakim olan ilkelerin başında irade serbestisi gelmektedir ve bu serbesti çerçevesinde özel hukuk tüzel kişilerinin işlem ve eylemlerinin sınırları ilgili mevzuat saklı kalmak üzere TBK m. 27 gereğince emredici hükümlerdir. Bu çerçevede ifade etmek gerekir ki, mezkûr Bakanlık kararı emredici hüküm vasfını haiz değildir.

İkinci olarak üzerinde durulması gereken mesele sınırlamanın nasıl olacağıdır. Normlar hiyerarşisi gereğince kanun hükümleri tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge, karar ve özelge gibi düzenleyici işlemlerin üzerindedir. Binaenaleyh kanunda yer alan bir hususa ilişkin sınırlama getirilmek istendiği takdirde bunun gene kanun gücündeki bir düzenleyici işlemle yapılması gerekir. Bu bağlamda Bakanlık kararında yer alan hususlar (azami %25 kâr payı dağıtılması, serbest yedeklerden kâr payı dağıtımı yapılmaması, kâr payı avansı dağıtılmaması) tavsiye niteliğinden öteye gitmeyecektir, zira aksi durum Anayasa madde 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlali çerçevesine girebilir.

Nihayet değerlendirilmesi gereken nokta kararda geçen %25’lik sınırdır. Özel kanunlar gereği düzenleyici otoriteler olarak kurulan SPK ve BBDK gibi yapılar bu özel nitelikteki düzenleme alanlarında zaman zaman bazı tasarruflarda bulunmak suretiyle bilhassa kâr payı dağıtımı hakkında kararlar vermektedirler. Örneğin SPK varlık sebeplerinden birisi olan küçük tasarruf sahibini korumak adına HAO’ların belli bir orandan az olmayacak şekilde kâr payı dağıtmalarına karar verebilmektedir. Benzeri şekilde BDDK da ekonomik hayatın temel direği şeklindeki bir güven müessesesi olan bankaların mali yapılarının kuvvetini korumak veya kuvvetlendirmek adına uzun süredir kâr payı dağıtmalarına izin vermemektedir. Gerek SPK’nın gerek BBDK’nın düzenleme alanları tüm dünyada özel kurallara sahip olan, genel ticaret hayatından ayrık düzenlemeleri bulunan faaliyet alanlarıdır ve bu sebeple de koruma altına aldıkları menfaatler tüm ekonomik sistem için yaşamsal öneme sahiptir. Her şeyden önemlisi düzenleme yaptıkları alanlardaki yetkileri açıkça özel hükümlerden kaynaklıdır. Oysa aynı hususun özel bir himaye gerektirmeyen meseleleri genel ticari hususları tanzim eden Ticaret Bakanlığı için varit olduğunu ifade etmek güçtür. Bu cihetle de Bakanlığın hangi ölçüte göre %25 oranını belirlediğini tespit etmek mümkün olamamıştır.

Gündemde olmasına rağmen Bakanlık kararında yer alan sınırların ötesinde bir kâr payı dağıtılması durumunda buna ilişkin olarak gündeme gelebilecek yaptırım iptal davası veya butlanın tespiti davasının ikamesidir. İptal davasının hangi sebeple ikame edilebileceği TTK m. 445’te, davacı çevresi ise TTK m. 446’da düzenlemiştir. Buna ek olarak intifa hakkı sahibinin de dava açma hakkı olduğu kabul edilmektedir. Pay sahiplerinin dava için gerekli şartları yerine getirdikleri varsayımında açtıkları davaların kanaatimizce reddi gerekecektir, zira Bakanlık kararına aykırılık, kanun (mevzuat olarak okumak gerekse dahi), esas sözleşme ve dürüstlük kuralına aykırılık mahiyetinde değildir, zira yukarıda da ifade edildiği Bakanlık kararının hukuki etkisi tavsiye niteliğindedir.

İkinci olarak ikame edilebilecek dava ise genel kurulda alınan kararların butlanının tespiti davasıdır. Davanın mahiyeti gereği, menfaati olan herkes butlanın tespitini mahkemeden talep edebilir. Ticaret hukukunda butlana ilişkin düzenleme TTK m. 447’de yer almaktadır (ancak TBK M. 27’deki haller de bu kapsamadadır). Bunlar arasında meseleyle en yakından ilgili olarak görülebilecek TTK m. 447/1c hükmü “anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlar” dahi alınan genel kurul kararlarının butlanın gerektirmez, zira kâr payı dağıtımında ne sınırlı sorumluluk esasının değiştirilmesine ilişkin kararlardaki temel yapıya aykırılık, ne de sermayenin iadesindeki gibi sermayenin korunması hükümlerine aykırılık mevzu bahistir. Bunun da ötesinde Bakanlığın butlanın tespitini mahkemeden talep edebilecek ‘menfaat sahibi’ kategorisine girmeyeceği aşikârdır.

Üzerinde durulması gereken son bir nokta da Bakanlık kararına aykırı davranışta bulunan şirketler hakkında TTK m. 210/3 hükmü gereğince fesih davası açılıp açılamayacağıdır. Kanaatimizce Bakanlığın bu husustaki tasarrufu kamu düzenine ilişkin olmadığı için, fesih davasının da açılması mümkün değildir. Bununla birlikte uygulamada Bakanlığın anılan davayı açması mümkündür ve fakat olması gereken hukuk bağlamında bu davanın mahkemelerce reddi gerekecektir.

Özetlemek gerekirse; kâr payı dağıtımı hususunda tek yetki sahibi genel kuruldur ve kurulun ne oranda ve hangi kaynaklardan kâr payı dağıtılmasına ilişkin tasarruf yetkisinin Bakanlık kararıyla sınırlanması mümkün olamamak gerekir. Nitekim bu görüşümüzü TBMM’deki bir torba kanun taslağında yer verilen “GEÇİCİ MADDE 13- (1) Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ile diğer kamu tüzel kişilerinin pay sahibi olduğu şirketler hariç olmak üzere; sermaye şirketlerinin, 31/12/2020 tarihine kadar dağıtabilecekleri nakit kâr payı tutarı 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmibeşini aşamaz, genel kurulca yönetim kuruluna kâr payı avansı dağıtımı yetkisi verilemez.

(2) Genel kurulca 2019 yılı hesap dönemine ilişkin kâr payı dağıtımı kararı alınmış ancak henüz pay sahiplerine ödeme yapılmamışsa veya kısmi ödeme yapılmışsa, 2019 yılı net dönem kârının yüzde yirmibeşini aşan kısma ilişkin ödemeler birinci fıkrada belirtilen sürenin sonuna kadar ertelenir.” şeklindeki düzenleme de desteklemektedir.

Doç. Dr. Murat Yusuf AKIN

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi


[1] Yazının devamında kısaca “Komiser Yönetmeliği” olarak anılacaktır.

Ek Açıklama : Ali Paslı / Çeklerin Pandemi Süresince İbrazının Devamına İlişkin Güncel Uygulamanın Eleştirisi

ÇEKLERİN PANDEMİ SÜRESİNCE İBRAZININ DEVAMINA İLİŞKİN GÜNCEL UYGULAMANIN ELEŞTİRİSİ

ÇEKTEKİ İBRAZ SÜRESİNİN BİLHASSA ÇEK KANUNU SONRASINDAKİ TEKNİK ANLAMININ ANLAŞILAMAMASI

Doç. Dr. Ali Paslı

Son yaptığımız çalışma çerçevesinde (http://www.ticaretkanunu.net/ali-pasli-covid-19-salgininin-cek-hukukuna-etkisi-guncel-kosullar-surerken-cek-ibrazi-mumkun-mudur/) vardığımız sonuca paralel olarak 7226 sayılı Kanun’a eklenen geçici maddedeki “ibraz süresi” ifadesinin çekteki ibraz süresini karşıladığı hususunun uygulamada da kabul gördüğü, ancak bunun sadece senedi elinde bulunduran hamil/alacaklı lehine yorumlandığı ve ibraz süresinin durmasının uzama şeklinde yorumlandığı, ibraza engel olunmadığı görülmektedir. Çek Kanunu geçici m. 3/5 yürürlükten kaldırılmadıkça kanuni düzenimize uyumlu olmayan –hatta bu yapılsa dahi karşılıksız çekler açısından uyumsuzluk devam edecek olan- bu uygulamaya/yorum tarzına karşın son bir hatırlatma yapmak amacıyla bu kısa yazıyı kaleme alma zarureti doğmuştur.

Gerçekten de 7226 sayılı Kanun geçici m. 1’in başındaki “yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla” ifadesi de eleştirdiğimiz yorumu desteklemektedir. Yani kanunun amacı, hak sahibi konumundaki alacaklının/hamilin hak kaybına uğramasını önlemek, süresi içinde çeki ibraz edememesi nedeniyle yaşayacağı sorunları ve hak kayıplarını gidermek için ona ek süre verilmesidir. Bu yorum tarzını takip eden (muhatap) bankalar da, ibraz edilen çekin karşılığı varsa ödeme yapmakta; karşılığı yoksa da çekin arkasını yazmakta yani karşılıksızlık şerhini vurmaktadırlar.

COVID-19 pandemisi sırasında 7226 sayılı özel Kanun sonrasında süregelen uygulama kanaatimizce –hukuk tekniği açısından- isabetli değildir ve salgın sonrası dönemdeki davalarda bizatihi alacaklılar/hamiller açısından dahi hak kayıplarına yol açabilecek niteliktedir. Ayrıntılarını makalemizde açıklamış olmakla birlikte burada kısaca belirtelim ki, gerçekten de çıkan özel kanunun amacı ödeme sürelerini uzatmak/ötelemek, bu yolla borçluları korumak değildir. Ancak ibraz süresi ile vade arasındaki teknik farklılığın göz ardı edilmesi sebebiyle kanunun ulaştığı sonuç, borçluyu da korumuş olmaktadır. Belki de zaten olması gereken de budur.

İbraz süresi, vade değildir. İbraz süresi, çekin bankaya ibraz edilebileceği zaman dilimini gösterir. TTK sisteminde ibraz süresinin söz konusu niteliğinin yansıması yoktur, zira çekin düzenlenmesi ve tedavüle çıkması ile birlikte, üzerinde yazan düzenleme tarihi gelmemiş olsa bile ibrazına yasal bir engel bulunmamaktadır. Ancak Çek Kanunu’nun güncel durumu böyle değildir ve bizi, ibraz süresinin çekin ibraz edilebileceği zaman dilimini göstermesi sonucuna götürmektedir. Yani çekin düzenlenmesi ile birlikte –üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce- bankaya ibrazı ve ödeme talebine olanak yoktur. İbraz süresi, çekin gerçekten düzenlendiği değil, üzerinde yazan düzenleme tarihinde başlar ve bu tarihten önceki ibrazları, Çek Kanunu geçici madde düzenlemesi –en azından 31.12.2020 tarihine kadar- yasaklar. Bu sebeple de ibraz süresi başlamadan yapılan ibraz muhatap banka tarafından kabul görmez. Bu durumda ancak –o da ibraz süresi başladıktan sonra- Takas Odası’na ibraz için çekin alınması mümkün olabilir.

O zaman mevcut Çek Kanunu/Hukuku sistemimiz, ibraz süresi başlamamışsa/işlemiyorsa çek ibrazının da mümkün/geçerli olmaması şeklindedir. Dolayısıyla geçerli ibraz, ibraz süresi başladıktan sonra yapılandır.

Bonodaki durum ise farklıdır, orada teknik anlamda “vade” vardır. Bonoda senedin düzenleme tarihi ile ödeme tarihi iki farklı yasal unsurdur. Çekte bu anlamda bir ödeme tarihi yoktur. 7226 sayılı Kanun, vadeyi ötelemiş değildir. Bononun ödeme talepli olarak düzenleyene sunulmasına engel yoktur. Zira 7226 sayılı Kanun ile vade tarihleri ötelenmiş değildir. İbraz süresi, çek hukukuna özgü bir kavramdır; istisnai durumlar hariç- bonoda çekin ödeme talebi ile düzenleyene sunulmasına yönelik bir ibraz süresinden bahsedilemez. Dolayısıyla bonoda sadece ödememe protestosu açısından bir zaman kazanılmıştır ki, ilgili protestonun yokluğu bile zaten düzenleyene başvuruya engel değildir. Yoksa çekteki gibi borçluyu koruyan, kanunun bizi götürdüğü bir teknik sonuç –bono açısından- söz konusu değildir.

Çekteki durum, tamamen ibraz süresinin teknik anlamından kaynaklanmaktadır. Bunu göz ardı eden yorum tarzı, Çek Kanunu ile bağdaşmaz. Sadece 7226 sayılı Kanun’daki geçici maddenin konuluş amacından hareket etmek, kıymetli evrak hukukunun şekli bir hukuk düzeni kurduğu gerçeğini anlamamaktır.

İbraz süresinin başlangıç tarihi, teknik anlamda vade değildir. Çünkü çekte, ödeme tarihi yoktur. Hamilin ibrazı üzerine çek ödenir. Çek Kanunu, ibrazın yapılma süresini belirlemiştir. 7226 sayılı Kanun ile anılan ödeme talepli ibrazın süresi durduğu için bu durumun doğal sonucu olarak geçerli ibraz yapılamayacak, geçerli ibraz yapılamadığı için de ödeme anı/tarihi gelmemiş olacaktır. Takiben de ödememe durumunun tespitine ilişkin tüm işlemler, geçersiz olacaktır.

7226 sayılı özel Kanun, ibraz süresini durdurduğuna göre ibraz süreci işlemiyordur. Burada 7226 sayılı Kanun, ibraz sürelerini “uzatmamış”, aksine “durdurmuştur”. Uzama, ancak durmanın sonucudur. İbraz süresi işlemediği için de düzenleme tarihi geçse de ibraz yapılamaz. Bu dönemdeki tüm karşılıksız çek işlemleri, sorunludur. Zira ibraz süresi içinde bir ibraz yoktur. Hamiller, icra takibi yaptıkları vakit, geçerli ibrazın olmadığı savunması ile karşılaşacaklardır. Bankalar da, koymamaları gereken bir karşılıksızlık şerhini çeklere işlemektedirler.

Bilgilerinize sunulur.

Ali Paslı

Erol Ulusoy: Koronavirüs salgını çeki nasıl etkiler?

Koronavirüs nedeniyle ister kapatılsın, isterse mücbir sebep kapsamına alınsın, birçok işyerinin piyasada dönen çekleri var. Bunların vadeleri de gelmiş. Gelin bu durumu birlikte inceleyelim…

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisi ile bazı işletmeler, İçişleri Bakanlığı Genelgesi ile ileriki bir tarihe kadar tamamen kapatıldı. Bunlar arasında yer alan örneğin sinema, gösteri merkezi, nişan/düğün salonu, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, her türlü kapalı çocuk oyun alanları, dernek lokalleri, yüzme havuzu, SPA ve spor merkezlerinin ticari faaliyetleri geçici bir süreliğine sona ermiş oldu.

Bir de Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 24/03/2020 tarihli ve 31078 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 518 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında; vergi ödevlerinin yerine getirilmesi bakımından Kovid-19 mücbir sebep hükümlerinden yararlanacak, 16 sektörde faaliyet gösteren işyerleri var. Bu işyerlerinin kamu borçları, vergi borçları ertelendi, ama ticari borçları aynen devam ediyor.

Durumu sorgulayın

İşyerinizin mücbir sebep kapsamında olup olmadığını internetten “İnteraktif Vergi Dairesi”ne giriş yapıp, “Bilgilerim/518 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği Kapsamında Mücbir Sebep Durum Sorgusu” başlığından sorgulayabilirsiniz.

İster kapatılmış olsun, isterse vergi ödevleri bakımından mücbir sebep kapsamına alınmış olsun, bu işyerlerinin düzenlemiş olduğu ve piyasada dönen çekleri var. Vadeleri de gelmiş.

Konu her ne kadar 7226 sayılı Kanun geçici 1’inci madde ile soruna çözüm getirilmek istense de, bazı konuların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Bu Kanun ile bilhassa vadesi gelmiş, daha doğrusu ibraz süresinin son günü 13.03.2020 ile 30.04.2020 tarihi arasına denk gelen çeklerin, ibraz süreleri durdurulmuştur. Eğer elinizdeki çeki bankaya ibraz edeceğiniz son gün 13.03.2020 ile 30.04.2020 tarihi arasında bir güne denk geliyorsa, ve siz de çeki ibraz edememişseniz, endişelenmeyin, 30.04.2020 tarihinden itibaren 10 gün daha çeki ibraz süreniz olacak. Çekinizin ibraz süresi 1 ay, ama kalan süre 15 günden az ise, ibraz süreniz 30.04.2020 tarihinden itibaren 15 güne tamamlanacak.

Hak kaybı kimde?

Aman dikkat edin, 7226 sayılı Kanun geçici 1’inci maddesi, sadece çekin ibraz süresini durduruyor. Çekin ibrazını yasaklamıyor. Yani burada çeki düzenlemiş borçluya, ya da varsa cirantalara getirilen bir avantaj yok. Olayı sadece çeki düzenleyen ve hamil açısından düşünmemeli, cirantalar, varsa avaller açısından da düşünmeli.

Kanun sadece çek hamilinin, mesela sokağa çıkma yasağına tabi birisi olma ihtimaline karşı, çeki süresinde ibraz edemeyeceği için hak kaybına uğramamasını önlüyor. Yasanın amacı geçici 1’inci maddede, “hak kayıplarının önlenmesi” olarak belirlenmiştir. Korunan taraf hiç bir hak kaybına uğramayan borçlu değil, duran sürede çeki ibraz etmediği için normalde süreyi kaçırmış olacak olan, ve böylece hak kaybına uğrayacak olan alacaklı taraftır.

Ödenmeyen senetler protesto edilir mi?

Elinizdeki senetlerin de ödeme için ibraz günü 13.03.2020 ile 30.04.2020 tarihi arasına denk gelse, ibraz etmeseniz de hak kaybına uğramazsınız. Keza ödeme gününde ödenmeyen bir senet için ödememe protestosu, ödeme gününü izleyen iki iş günü içinde çekilmeli.

İşte ödememe protestosunun çekileceği iki iş günü aynı tarih aralığına denk gelirse, isterseniz notere gidip ödememe protestosu çektirebileceğiniz gibi, isterseniz 30 Nisan 2020’den sonraki ilk 2 iş günü içinde de protesto çektirebilirsiniz.

Aman yanılmayın, 7226 sayılı Kanun ödememe protestosu çekme süresini 15 iş gününe çıkarmış olmaz, 2 gün olarak devam eder. 15 güne uzayan süreler, 15 gün ve daha uzun olan sürelerdir.

Ama yasal süre zaten 15 günden az ise, örneğin, ödeme emrine 7 ve 5 günlük itiraz süreleri, 10 günlük çek ibraz süresi, 2 iş günlük ödememe protesto süresi 30 Nisan 2020 tarihinden sonra da aynen geçerlidir, 15 güne uzamış olmaz.

Bankalar çekleri ödeyecek mi?

Banka kendisine ibraz edilen çekin karşılığı varsa, ödemek zorunda. Karşılığı yoksa da, “karşılıksız işlemi” yapmak zorunda. Çünkü ne çekin ibrazı yasaklandı, ne de bankaya karşılığı varsa, süresinde ibraz edilen çeki ödeme yasağı getirildi.

Bu sebeple elinizde bir çek var ve düzenleyeni de bilhassa ticari faaliyetlerinde kısıtlama olmayan, kapatılmayan bir işyeri ise, çekinizi bankaya ibraz etmekten çekinmeyin. Banka karşılığı varsa ödemek zorunda olduğu gibi, karşılığı yoksa da, kendi mali yükümlülüğünü yerine getirip 2.225 TL ödemek zorundadır.

Hatta daha da ileri gideyim, çeki ciro edenler arasında ticari faaliyetleri devam eden bir işyeri varsa, çeki ibrazdan kaçınmayın, karşılıksız çıkarsa, ticari faaliyetine devam eden cirantaya başvurabilirsiniz.

Bankalar Birliği, bankaların, Hazine destekli Kredi Garanti Fonu kefaleti ile, kurumsal ve ticari müşterilerine, Çek Ödeme Destek Kredisi vereceğini de duyurdu. Üstelik, çek ödeme desteği; 3 ay anapara ve faiz ödemesiz, toplam 12 ay vadeli ve yıllık yüzde 9.5 faizli olacaktır. Şimdi bu durumda, çeki karşılıksız çıkan birisinin, mücbir sebebe dayanması biraz zorlaşıyor. Çünkü, koşulları olmasına rağmen, 3 ay ana para ve faizsiz çek kredi desteği alma olanağı varken, bunu kullanmaması ve çekinin karşılıksız çıkması halinde, hukuki ve ekonomik sonuçlarına katlanmak zorunda kalabilir.

Kaynak: 4 Nisan 2020 tarihli Milliyet Gazetesi yazısı

Ali Paslı : COVID-19 Salgınının Anonim ve Limited Ortaklık Yıllık Olağan Genel Kurul Toplantılarına Etkisi: Güncel Koşullar Sürerken Genel Kurul Kararı Alınabilir Mi?

COVID-19 SALGINININ ANONİM VE LİMİTED ORTAKLIK YILLIK OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTILARINA ETKİSİ:

GÜNCEL KOŞULLAR SÜRERKEN GENEL KURUL KARARI ALINABİLİR Mİ?

Doç. Dr. Ali PASLI*

Korona virüs salgın hastalığı (“COVID-19”) sağlık ve ilişkili sektörleri doğrudan etkilemekle birlikte Dünya Sağlık Örgütü’nün (“WHO”) 12.03.2020 tarihinde pandemi ilan etmesiyle beraber küresel ekonomi açısından arz ettiği olumsuz etkilerin her biri, her geçen gün ortaya çıkmaktadır. Bu etkiler, makro ekonomik ölçüde kalmamış, alınan tedbirler şirketlerin iç işleyişlerine kadar yansımıştır.

Biz, işbu çalışmada, ülkemizdeki anonim ve limited şirketlerin kanun gereğince 2020 yılı Mart ayı sonuna kadar yapılması planlanan yıllık olağan genel kurul toplantılarının bu salgından nasıl etkileneceğinin üzerinde duracağız.  

1. Olağan Genel Kurulun Toplantısının Mart Ayında Yapılmamasının Sonucu Nedir?

Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 409 anonim ortaklıkların, m. 617 ise limited ortaklıkların olağan genel kurul toplantılarının ne zaman yapılması gerektiğini düzenlemektedir. Anılan hükümler uyarınca her yıl hesap döneminin sona ermesinden itibaren üç ay içerisinde genel kurul toplantılarının yapılacağı öngörülmüştür. Sermaye Piyasası Kanunu’nda (“SerPK”) ise bu husus ayrıca düzenlenmemiştir.

Gerek TTK’da gerek de Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik’te (“Yönetmelik”) olağan genel kurul toplantılarının bu üç aylık süre içerisinde yapılması düzen hükmü olarak öngörülmüştür. Olağan genel kurul toplantılarının yapılma zamanının bir düzen hükmü olması sebebiyle genel kurulun Mart ayına kadar toplanmayıp daha sonra toplantı yapılarak karar alınması, bu gecikmeli toplantıda alınacak kararların geçerliliğine etki etmeyecek, ancak toplantının yapılmamasına kendi kusurları ile sebep olan yönetim kurulu üyelerinin –oluşan bir zarar varsa- tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilecektir.

Bu bağlamda pay sahiplerinin veya temsilcilerinin bir araya gelmesini engellemek amacıyla olağan genel kurul toplantılarının Mart ayında yapılmayarak ertelenmesi ve daha ileriki bir tarihte yapılması mümkün olup, kanuni düzen buna engel değildir. Olağan genel kurulun ilk elverişli zamanda yapılması sonradan alınan genel kurul kararlarının sıhhatine olumsuz etki etmeyecektir.

2. COVID-19 Sebebiyle Olağan Genel Kurul İçin Çağrı Yapılmaması Halinde Yönetim Kurulu’nun Sorumluluğu Gündeme Gelir Mi?

COVID-19 sebebiyle virüsün yayılmasını engellemek amacıyla başta eğitim kurumları olmak üzere toplu olarak bulunulan pek çok alan geçici süreliğine kapatılmakta; toplantı, konferans, tiyatro, sinema, asker uğurlama, piknik gibi organizasyonlar iptal edilmekte; Dünya Sağlık Örgütü tarafından kişiler arası mesafenin (sosyal mesafe) bir metre ile sınırlandırılması önerilmektedir.

16.03.2020 tarihli İçişleri Bakanlığı Genelgesi ile Sivil Toplum Kuruluşlarının tüm genel kurul toplantılarının ertelenmesine ilişkin yayınlanan tedbir, kıyasen ticaret şirketlerine de uygulanabilecek niteliktedir. Sivil toplum kuruluşu olarak bu Genelge’de dernek ve vakıf zikredilmiş olmakla ve anonim ve limited şirketler, sivil toplum kuruluşu olmasalar da, bu kuruluşlarda genel kurul yapılmamasındaki amaç da, dernek ve vakıflar ile özdeş olacaktır. Toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından tüm bu özel hukuk tüzel kişilik ilişkilerinde insanların en azından belli bir süre biraraya gelmelerinin önlenmesi söz konusudur.

Nitekim 19.03.2020 tarihli 2020/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’nde de açık ve kapalı alanlarda düzenlenecek her türlü toplantı ve etkinliğin ertelenmesi gerektiği duyurulmuştur.

Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü’nün 20.03.2020 tarihli ve 53382221 sayılı yazısında da olağan genel kurul toplantılarının fiziki toplantı suretiyle yapılmaması imkânından bahsedilmiştir. Tüm bu düzenlemeler genel kurul toplantılarının yapılmamasının hukuka uygunluk sebebini teşkil etmektedir.

Bu bağlamda yönetim kurulu üyelerinin salgın sebebiyle toplantıya çağrı yapmamasından dolayı -kusurlu davranmamaları sebebiyle– sorumlulukları da olmayacaktır. Dahası çağrısı yapılan genel kurulların toplantı öncesinde yönetim kurulunca ertelenmesi bir zaruret teşkil etmektedir ki, bizatihi anılan Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü yazısında bu durum vurgulanmakta ve bu ertelemenin yöntemi gösterilmektedir.

Hatta bu yönde bir genel kurul çağrısı yapılmaması –veya yapılmış ise de bu çağrının geri alınması/ertelenmesi- yasal bir zorunluluk halini almış olduğundan, aksine genel kurul toplantısına yönelik bir çağrı yapılmasının –ve(ya) ilgili dönemde böyle bir toplantı yapılması için yönetim organınca karar alınmasının- hukuki sorumluluk doğurması söz konusu olabilecektir.

3. COVID-19 Sebebiyle Çağrı Yapılmasına Rağmen Genel Kurul Toplantısının Ertelenmesi veya İptali Mümkün Olabilir Mi?

Salgın gibi küresel sağlık tehditlerinden kaynaklanan bir sebebin olağan genel kurula etkisini doğrudan düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Bu bağlamda başka herhangi bir düzenlemenin kıyasen uygulanabilme ihtimali incelenecektir.

Yönetmeliğin Toplantının Ertelenmesi başlıklı 28’inci maddesinde hangi hallerde toplantının erteleneceği tahdidi olarak sayılmıştır. Düzenlemenin 5’inci fıkrasında güvenlik nedeniyle toplantının ertelenmesinden bahsedilerek “Kolluk güçlerinin ve varsa Bakanlık temsilcisinin görüşü alınmak suretiyle toplantının güvenlik açısından sağlıklı bir şekilde yapılamayacağının anlaşılması üzerine genel kurul, toplantı başkanlığı tarafından ertelenebilir.” denilmiş ve güvenlikten kastedilenin asayişe ilişkin bir erteleme sebebi olduğu ifade edilmiştir.

Toplantının ertelenmesine ilişkin Yönetmelik hükmünün diğer fıkralarında yer alan düzenlemeler ise pay sahiplerinin bir araya gelmesi ile toplantının ertelenmesine ilişkindir. Bu sebeple kanaatimizce Yönetmeliğin 28/5 hükmü COVID-19 gerekçesiyle olağan genel kurul toplantılarının ertelenmesinde kıyasen uygulanmaya elverişli olmayıp; maddenin diğer fıkraları ise fiziken toplantıyı bertaraf eden düzenlemeler olmadığından başvurulabilir alternatifler değildir.

Öte yandan hemen yukarıda anılan Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü’nün 20/03/2020 tarihli ve 53382221 sayılı yazısında ticaret şirketlerinin genel kurul toplantılarının ertelenmesine ilişkin şu açıklama yapılmıştır:

“Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarına İlişkin Açıklama

Bilindiği üzere, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda anonim ve limited şirketlerde, olağan genel kurul toplantılarının her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılması öngörülmektedir.

Diğer taraftan şirketlerimizce faaliyet dönemi olarak genellikle takvim yılı tercih edilmekte, bu da Mart ayı sonuna kadar olağan genel kurul toplantılarının tamamlanması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Koronavirüs COVID-19 (Koronavirüs) salgınının yayılmasının engellenmesi amacıyla özellikle şirket genel kurullarının yoğunlukla gerçekleştirildiği bu dönemde şirketlerin kurul toplantıları bakımından bazı tedbirler alınmıştır.

Bu kapsamda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve şirket sözleşmesine uygun olarak yönetim organları tarafından daha önce toplantıya çağrılan anonim ve limited şirketlerin olağan genel kurullarının, erteleme kararı alınması amacıyla genel kurulun toplanması beklenmeksizin, yönetim organları tarafından alınacak bir kararla iptal edilmesi imkânı tanınmıştır…”

Söz konusu açıklamada, halka açık ve kapalı anonim şirketler ile limited şirketlerde yönetim kurulunun genel kurul için çağrı yapmış olması halinde, alınacak yeni yönetim kurulu kararı ile genel kurulun ileriki bir tarihe ertelenmesinin/iptalinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Bunun anlamı, alınacak yeni bir kararla genel kurul çağrısının iptal edilebileceği yahut ileriki bir tarihte yapılmak üzere bu yolla yeni bir çağrı yapılabileceğidir. Bu bağlamda genel kurulun toplanması için çağrı yapan yönetim kurulu, toplantının gerçekleşmesini engellemek için karar almaya yetkili kılınmış ve bu yolla fiziki katılımlı toplantıların yapılmaması tavsiyesinde bulunulmuştur.

Öyle ise yönetim kurulunun çağrıyı yaptıktan sonra bunu geri almasının mümkün olup olmadığı tartışmasına girmeksizin Bakanlığın önerdiği yolun tercih edilmesi, genel kurulun hiç toplantıya başlamaksızın ve divan oluşumu yapılmaksızın, genel kurul tarihi öncesinde yeni bir yönetim kurulu/organı kararı ile ertelenmesi isabetli olacaktır. Bu erteleme kararına yönetim kurulunun, -en azından şimdilik- 30 Nisan 2020 tarihi sonrasına yönelik yeni bir tarih belirlemesi ya da genel kurul için hiçbir spesifik yeni tarih belirtmeksizin konuyu ileriki zamandaki bir yönetim kurulu kararına bırakması isabetli olacaktır.

4. COVID-19 Salgını Süresince Yönetim Kurulu Tarafından Genel Kurulun Toplantıya Çağrılması Mümkün Müdür?

TTK birçok hükmüyle pay sahibinin genel kurula etkin şekilde katılmasını olanaklı kılmaya yönelik düzenlemeler içermektedir. Bu amaçla Kanun’da temsil ve katılımı artırmak amacıyla genel kurula temsilci aracılığıyla katılım, elektronik katılımlı genel kurul ve limited şirketlerde elden dolaştırma yoluyla -fiziken biraraya gelinmesi mecbur olmaksızın- genel kurul kararı alınması gibi imkânlar öngörülmüştür. Bu düzenlemeler pay sahiplerinin sahip olduğu pay oranlarından bağımsız olarak her bir pay sahibinin “paydaş” sıfatını haiz olması sebebiyle eşit olduğu ve eşit katılma hakkı bulunduğu ilkesinin bir görünümüdür.

Halka açık anonim şirketler için de pay sahiplerinin eşitliği, kurumsal yönetim ilkelerinden biridir. Bu sebeple pay senetlerinin borsaya kote edildiği ticari şirketlerde elektronik ortamda genel kurul yapılması bir zorunluluk olarak düzenlenmiş, özellikle pay sahibi sayısı arttıkça katılımın etkin ve eşit şekilde sağlanabilmesi bakımından Kanunda bu şirketlere elektronik katılımlı genel kurul yapma yükümlülüğü getirilmiştir[1].

Bu bağlamda halka açık ve kapalı anonim şirketlerde ortak amaç, pay sahiplerinin genel kurula katılımının en üst düzeyde sağlanarak temsil edilebilmesidir. Bu sebeple sorun pay sahiplerinin temsili bakımından ele alındığında genel kurula katılmak isteyip de salgın sebebiyle -başta Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın tavsiyelerine uyarak- toplu alanlarda bulunmaktan imtina eden pay sahiplerinin toplantıda temsil edilememesi noktasında çıkmaktadır.

Önemine binaen belirtmek gerekir ki etkin temsilin sağlanabilmesi noktasında öngörülen temsilci aracılığı ile katılım ve elektronik genel kurul imkânları, içinde bulunduğumuz salgın olgusu karşısında genel kurulun etkin katılımla yapılması için bir alternatif değildir. Zira temsilci ile katılım, bir insanın katılımını gerektirdiği için bir alternatif olarak dahi nitelendirilemezken, elektronik katılımlı genel kurullarda bir taraftan fiziki toplantının da açılması ve toplantı başkanlığının teşekkülü ve murahhas üye ve denetçi gibi toplantıda bulunması gerekenlerin fiziki katılımı şart olduğu için fikrimizce sağlık açısından ortaya çıkan sakıncayı bertaraf etmemektedir[2].

Genel kurul pay sahibinin birçok hakkı bakımından haklarını kullanabileceği öncelikli ve yegâne yerdir. Yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırma kararı bu yönden ele alındığında bu karar, pay sahiplerinin ilgili haklarını kullanmalarını güçleştirecek ve hatta engelleyecektir.

Öncelikle kanaatimiz pek çok faaliyetin devlet tarafından sağlık gerekçesiyle büyük ölçüde kısıtlandığı bu dönemde -kişilerin bir araya gelmesinin engellendiği ve tedbirlerin bizzat devlet tarafından alındığı ve İç Ticaret Genel Müdürlüğü’nün açıklaması da gözetilerek- pay sahiplerini fiziken bir araya toplamanın artık yönetim kurulunun takdir yetkisinde olmadığıdır. Kişilerin toplu alanda bulunmamasına yönelik tedbirler bizzat devlet tarafından yürütülen ve kamu sağlığına/kamu düzenine ilişkin konular olduğundan yönetim kurulunun insanların bir araya gelmemesine ilişkin alınan tedbirleri delme yetkisinin bulunmadığı sabittir. Bu durumda pandemi sebebiyle yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırma konusunda takdir yetkisinin bulunmadığı değerlendirilmektedir. Elektronik katılımın mümkün olması/olabilmesi, bu sonucu değiştirmez. Zira elektronik katılımın, bir tercih ve toplantıya katılımı kolaylaştırmak noktasında getirilmiş ek bir olanak olduğu unutulmamalıdır. Kaldı ki, elektronik katılımın sağlanması için henüz bu yolu hiç denemeyen pay sahiplerinin –elektronik imza almak gibi- toplantı öncesi yükleri yerine getirmek zorunda olacakları, takiben bu yolla bir genel kurulun yapılmasının, ortada bunu sağlayan bir kanun hükmü olmadıkça, şirketlere bir imkân olarak tanınıp, fiziki toplantıdan bütünüyle vazgeçilmesi düşünülemez. Aksi yorum, pay sahiplerinin en temel hakkı olan genel kurula katılma noktasında ortaklar arasında ciddi bir eşitsizlik yaratabilecektir.

Pandemi karşısında alınan tedbirlerin 65 yaş üstü ve kronik hastalığı bulunan kimselerin sokağa çıkmasının yasaklanmasına kadar ulaştığı dikkate alındığında, tüm bu tedbir ve koşullara rağmen yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmasına ilişkin kararının TTK m. 391/1-c ve TBK m. 27 kapsamında batıl olduğu söylenebilir. Bunu takip eden sonuç da, şüphesiz ki, her nasılsa alınan genel kurul kararının da hükümsüzlüğü olacaktır.

5. COVID-19 Salgını Süresince Genel Kurulun Aldığı Kararın Akıbeti Nedir?

Salgına rağmen genel kurulun gerçekleştirilmesi halinde meydana gelebilecek sakıncalar iki açından ele alınmalıdır: Bunların ilki, batıl olan yönetim kurulu kararına -çağrıya- binaen toplanan genel kurul kararının geçersizliği sorunu; diğeri ise enfekte pay sahibinin genel kurula katılımı sebebiyle diğer pay sahiplerine hastalık bulaştırmasından kaynaklanan zarardan sorumluluktur.

Batıl çağrı kararı sonucunda -özellikle tüm pay sahiplerinin toplantıya katılmadığı ve TTK m. 416’nın uygulanamadığı durumda- genel kurul toplantısının dayanağını oluşturan kararının batıl olması, çağrı bulunmaksızın toplanan genel kurulca alınan kararın yokluk yaptırımına tabi tutulmasına neden olacaktır. Unutulmamalıdır ki, her kişinin bu çağrıya uymamak ve toplantıya katılmamak noktasında haklı bir sebebinin bulunduğu gözetildiğinde, artık TTK m. 446/1-b’deki etki ilkesinin uygulanmasına da olanak olmayacak bir şekilde, bu dönemde hiçbir pay sahibinin aslen veya temsilen toplantıya katılması zorunluluğundan, dahası bir şirketin bu şekilde genel kurul toplantısı yapma ve karar alma hakkından bahsedilemez. Dolayısıyla TTK’daki gerekli yasal nisaplara uyulmuş olsa ve bir yönetim kurulu kararı bulunsa bile, bu dönemde şirketlerin olağan veya olağanüstü genel kurul kararı almaları mümkün olmamalıdır. Bu noktada anılan yasak dönemin, Cumhurbaşkanlığı’nın 2020/3 sayılı Genelgesi’ne uygun bir şekilde –Genelge’nin RG’da yayınlandığı- 20 Mart 2020 ila 30.04.2020 arası şeklinde belirlenmesi isabetli olacaktır.

20.03.2020 tarihli RG’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi uyarınca açık veya kapalı alanda düzenlenecek her türlü bilimsel, kültürel, sanatsal ve benzeri toplantıların veya aktivitelerin Nisan ayı sonuna kadar ertelenmesi Cumhurbaşkanlığı tarafından uygun bulunduğuna ve anonim/limited şirket genel kurullarının “benzeri toplantı” olduğuna şüphe olmadığına göre, insanların toplantı şeklinde biraraya gelmelerini gerektiren genel kurulların sanki bir şey olmamışçasına, toplanmasına izin verilemez. TTK m. 409’un ilk cümlesi hükmü açıktır: “Genel kurullar olağan veya olağanüstü toplanır.”. O zaman toplantı yapılarak karar alınması, yasal bir zorunluktur. Toplantı yoksa, karar da yoktur. Toplanılması, yasal kurallara aykırı ise, bu aykırılığın alınan kararı sakatlamayacağı da düşünülmemelidir.

Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ndeki yasağın sadece bir “düzen hükmü” olarak kabulüne olanak yoktur. Dolayısıyla Nisan ayı sonuna kadar, tüm ortakların katılımı ve oybirliği ile dahi olsa bir anonim ortaklığın genel kurulunun “toplanmasına” cevaz verilmesi mümkün değildir. Tıpkı mahkemenin verdiği bir ihtiyati tedbir kararı yoluyla genel kurulun yapılması önlenebildiği gibi burada da kamusal ve genel nitelikli Cumhurbaşkanlığı genelgesi ve –kıyasen uygulanabilecek olan- İçişleri Bakanlığı Genelgesi karşısında bu dönemde genel kurul toplantısı yapılması, yasaktır. Takiben de dayanağını kanunlardan alan emredici bir düzenleme niteliğindeki yasağı ihlal edecek şekilde toplanan genel kurulda alınan kararların, butlan yaptırımına tabi tutulması gündeme gelecektir. Toplantının çağrısız yapılması ve tüm ortakların hazır bulunması, bu sonucu değiştirmeyebilecektir. Ancak butlanın sonradan ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılabileceği durumlarda bilhassa az ortaklı ortaklıklarda tüm ortakların katılımı ile yasağa aykırı şekilde toplanan genel kurullarda alınan kararlarının ayakta tutulması söz konusu olabilecektir. Ancak bunun da istisnai bir hal olduğu göz ardı edilmemelidir.

Hatta madem ki insanların toplantı ve aktiviteleri yasaklanmıştır, o halde bu yasağın varlığı karşısında halen bir genel kurulun “var olması”nın düşünülemeyeceği, böyle bir genel kurulda alınan kararların da “yok” hükmünde olacağı iddiası dahi gündeme getirilebilecektir.

Bu dönemdeki genel kurul kararlarının ticaret siciline tescili de mümkün olmayıp, her nasılsa bu tescil gerçekleşmiş ise de, kararın hukuken geçerlik kazandığından ve butlan yahut yokluk yaptırımından kurtulduğu söylenemeyecektir.

Sonuç olarak; 30 Nisan 2020 tarihine kadar anonim ortaklıklarda genel kurul kararı alınamaz. Ticaret Bakanlığı’nın Bakanlık temsilcisi görevlendirilmesi taleplerini reddetmesi gerekir[3]. Her nasılsa Bakanlık temsilcisi katılımı ile veya değil, alınan kararlar, “hükümsüz” olacaktır. Çünkü bu tarihe kadar ülkemizde toplantı/aktiviteler yasaktır. Bu yasak, sadece bir düzen hükmü değildir ve yasağa aykırılığın yaptırımı, hükümsüzlüktür. Kararın hiçbir itiraz olmaksızın oybirliği ile alınması sonucu değiştirmez. Unutulmamalıdır ki, yönetim kurulu kararları için var olan elden dolaştırma yoluyla, toplantı yapmaksızın karar alabilme olanağı, genel kurul açısından yoktur. Genel kurul, mutlaka toplantı sonucunda “karar” alabilir. Toplantı yapılamıyor ve yok ise, kararın geçerli olması da beklenemez.

Türk şirketler uygulamasında olan sanki toplantı yapılmışçasına davranma ve tutanağı buna göre kaleme alma usulü ve bu yöndeki fiili olanak, açık bir kanuni düzenlemenin göz ardı edilmesine dayanak olamaz. Ülkedeki olağanüstü dönem, hukuk ilkelerinin yok sayılmasına gerekçe olamaz. Bir anonim ortaklığın içinde bulunduğu özel durum itibarıyla sermaye artırımı gibi bir genel kurul kararını mutlaka almasının gerekmesi, durumu değiştirmez. Özel durumlar, genel ilkelerin uygulanmamasına yol açamaz.

Mevcut dönemde anonim ortaklıklarda genel kurul kararlarının alınabilmesinin yolu açılmak isteniyor ise; ya TTK’da toplantı yapılmaksızın genel kurul kararı alınabilmesini sağlayan bir yasal değişiklik yapılması ya da ülke genelindeki toplantı yapılması yasağının kalkması ve pay sahiplerinin fiziki toplantıya katılmalarının onların sağlık durumu açısından sorun teşkil etmeyeceğinin garanti altına alınması şarttır. Yoksa İİK m. 330’a benzer bir olanak, TTK’da yer almamaktadır. Cumhurbaşkanlığı, tüm yurtta toplantı yapılmasını yasaklıyor ise kanunun toplantı olmaksızın alınamayacağını öngördüğü bir kararın, artık geçerli bir şekilde alınması imkânı da ortadan kalkmış demektir. 

Diğer bir sorun ise yönetim kurulu tarafından olağan genel kurul için çağrı yapılması ve genel kurula katılan enfekte olmuş pay sahibinin diğer pay sahiplerine virüs bulaştırması ile ortaya çıkabilir. Bu durumda yönetim kurulunun küresel çapta alınan tedbirlere rağmen toplantıya çağrı yapması, tedbir almaması sonucunda diğer pay sahiplerinin zarar görmesi halinde TTK m. 553 hükmü uyarınca –yönetimsel seviyedeki- ihmali davranışı sebebiyle hukuki ve hatta cezai sorumluluğu gündeme gelebilecektir. Bu bağlamda kanaatimizce pandemi ilan edilmesi ve Türkiye’de vakalar görülmesi toplantıya çağrı yapılması (insanların bir araya toplanması) ile pay sahiplerine virüs bulaştırılması arasında illiyet bağının kurulmasını sağlayan olgulardır.

6. Elektronik Katılımlı Genel Kurul Salgın Sebebiyle Uygulanmaya Elverişli Bir Yöntem Midir?

Bu bilgiler ışığı altında Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü’nün elektronik genel kurul yapılmasına ilişkin aldığı karar da hukuken bir anlam ifade etmemekte, açıkça önceki tarihli Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’ne aykırılık içermektedir.

Gerçekten de Genel Müdürlük yazısında aynen “…Türk Ticaret Kanunu’nun 1527’nci maddesi uyarınca, elektronik genel kurul sistemini kullanan ve genel kurul toplantısı gerçekleştirmek isteyen şirketlerde salgının önlenmesi amacıyla asgari düzeyde pay sahibinin katılımı ile fiziki ortamda toplantı gerçekleştirilmesini teminen, pay sahiplerinin genel kurul toplantılarına fiziki ortamda katılımda bulunmaksızın elektronik ortamda katılım sağlayabilecekleri hususunda takdirlerini kullanmaları tavsiye olunmaktadır.

Bu çerçevede şirket sözleşmelerinde veya esas sözleşmelerinde kurul toplantılarının elektronik ortamda gerçekleştirilmesine imkân tanıyan hüküm bulunmayan şirketlerin, bu dönemde gerçekleştirmeyi planladıkları toplantıları ‘Elektronik Genel Kurul Toplantı Sistemi’ ve ‘Elektronik Yönetim Kurulu Sistemi’ üzerinden gerçekleştirilebilmelerine yönelik tedbir alınmıştır.

Şirketlerin, bu imkândan Merkezi Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketinden destek hizmeti almak suretiyle ve hak sahiplerine elektronik ortamda katılma imkanının sağlanması zorunluluğunu ortadan kaldırmayacak şekilde yararlanmaları gerekmekte olup, şirketlerce elektronik ortamda kurul gerçekleştirilmesine imkân tanıyan hükme ilişkin sözleşme değişikliğinin bundan sonra yapılacak ilk genel kurul toplantısında gerçekleştirilmesi imkânı tanınmıştır.”.

Söz konusu Bakanlık yazısı ile elektronik genel kurula ilişkin olarak pay sahiplerinin toplantıya katılımı elektronik yolla yapması, fiziki ortamda açılan toplantıdansa elektronik katılımı tercih etmeleri teşvik edilmiştir. Yine bu amaçla elektronik genel kurul yapmak zorunda olmayan ve bu sebeple esas sözleşmesinde elektronik katılımlı genel kurul yapılabilmesine ilişkin hüküm bulunmayan ortaklıkların, elektronik genel kurul gerçekleştirebilmeleri için gereken esas sözleşmede hüküm bulunması ve bu amaca özgülenmiş internet sitesi bulunması şartı, genel kurul toplantılarının fiziki katılım olmaksızın yapılabilmesi için bertaraf edilmiştir. Ancak fiziki biraraya gelme olmaksızın anonim ortaklıklarda genel kurul yapılamayacağı hususu göz ardı edilmiştir.

Elektronik genel kurul yapılabilmesinin pay sahipleri için arz edeceği katılım seremonisinin önceden yerine getirilmesi zorluğu bir tarafa, ancak esas sözleşmelerinde bu yönde hüküm bulunan şirketlerin bu şekilde toplantı yapabileceklerine ilişkin kanuni bir düzenlemenin bir Bakanlık kararı ile nasıl yok sayılacağını, normlar hiyerarşisi ile açıklamaya olanak yoktur. Nitekim Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan mezkûr “yazının” niteliği ve normlar hiyerarşisindeki konumu dahi belirsizdir. Dolayısıyla Bakanlığın bu kararı, hem Anayasa hem de Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile uyumsuzdur. Elektronik genel kurulun, fiziki toplantı açılmaksızın yapılması olanağı olmadığına göre de bu imkânın şirketlere tanınmasının hastalıkla mücadelede bir anlam ifade etmeyeceği de açıktır.

Bakanlığın bu yazısının, olsa olsa 30 Nisan 2020 tarihinden sonrası için bir anlamı olabilir ki, bu anlam da olsa olsa bir yasal düzenleme yapılması temennisi olabilir. Olağanüstü hâl ilan edilip bir OHAL kararnamesi ile durum çözümlenmedikçe veya buna gerek olmaksızın TTK’da bir değişiklik yapılmaksızın toplantı zaruretinin ortadan kaldırılmasına olanak yoktur.

Bu bağlamda İç Ticaret Genel Müdürlüğü’nün söz konusu açıklamasına rağmen kanaatimizce –yukarıda da açıkladığımız üzere- genel kurula fiziki katılımın asıl olması ve elektronik katılımın ise pay sahipleri için zorunluluk değil, bir seçenek olması nedeniyle tüm bu tedbir ve şartlara rağmen yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmasına ilişkin kararı ile buna binaen alınacak genel kurul kararları hükümsüz olacaktır.

7. Tek Kişilik Anonim ve Limited Ortaklıklardaki Durum da Aynı Mıdır?

Yeni TTK’daki önemli yeniliklerinden biri, anonim ve limited ortaklıklardaki asgari ortak sayısının 1 olarak belirlenmesidir. İşte tek pay sahibinin bulunduğu anonim ortaklıklara yönelik olarak Kanun’un 408/3. maddesinde özel bir imkân getirilmiştir. Buna göre tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır.”. Öyle ise tek ortaklı şirketlerde genel kurul kararı alınması için toplantı şartı bulunmamaktadır. Toplantı yapılması söz konusu olmayacağına göre bu tür ortaklıklarda ilgili tek ortağın tek başına, genel kurul sıfatıyla alacağı ve yazılılık şartını yerine getiren karar, genel kurul kararı olacaktır. Dolayısıyla 30 Nisan tarihine kadar var olduğunu belirttiğimiz genel kurul kararı alınması yasağı/imkânsızlığı, tek pay sahipli anonim ortaklılarda uygulama alanı bulmayacaktır.

Özdeş kural, limited ortaklıklar için de TTK m. 616/3’de yer almaktadır. Bu sebeple tek ortaklı limited ortaklıklarda da genel kurul kararı alınabilmesi noktasında bir sıkıntı yoktur.

8. Halka Açık Anonim Ortaklıklarda Elektronik Katılım İmkanının Varlığı ve Bunun Yerleşmiş Bir Uygulamasının Bulunması Bizi Farklı Bir Sonuca Götürür mü?

Genel kurul toplantısının yapılamayacağına ilişkin tespitimiz, yasağın sebebi yani insanların salgının yayılmaması için biraraya gelmelerinin önlenmesi gerekliliği göz önüne alındığında, en başta halka açık anonim ortaklıklar açısından caridir. Bir halka açık ortaklığın genel kuruluna pay sahiplerinin elektronik yolla katılmaları yıllardır, görece sorunsuz bir şekilde işleyen bir uygulamaya sahip olsa da, bu anonim ortaklıklarda da aynı anda fiziki toplantının açılması, divanın fiziki teşekkülü zorunluluğu, TTK m. 407/2 karşısında murahhas üye ile en az bir yönetim kurulu üyesinin ve denetçi temsilcisinin fiziken katılımının şart olması, dahası bu ortaklıklarda tüm ortakların katılımının zaten fiilen mümkün olmaması karşısında halka açık anonim ortaklık yönetim kurulları açısından ilan edilen genel kurul toplantılarını ertelemek dışında bir seçenek var olamaz. Şu anki yasal rejimde hiçbir pay sahibinin elektronik katılıma zorlanması da düşünülemez.

Bu ertelemenin bir an önce yapılması ve olası tarihin en erken Mayıs ayı içinde belirlenmesi icap etmektedir. 

9. COVID-19 Salgını Boyunca Limited Ortaklıkta Genel Kurul Yapılmasını Mümkün Kılan Düzeleme Mevcut Mudur?

Limited ortaklıklarda ise toplantı yapılmaksızın, elden dolaştırma yoluyla genel kurul kararı alınması yasal olarak mümkün olduğuna göre, anılan şirketlerde bu yöntemle genel kurul kararı alınabilecektir. Söz konusu uygulamanın dayanağı olan TTK m. 617/4 hükmünde, herhangi bir ortak tarafından sözlü olarak toplantı yapılması isteminde bulunulmadıkça genel kurul kararının sirküler karar/elden dolaştırma yoluyla alınmasının mümkün olacağı öngörülmüştür. Bu şekilde alınan kararın geçerliliğinin şartı ise kararın tüm ortakların onayına sunulmasıdır.

Öte yandan mevcut koşullar altında toplantı yapılmasını istemenin hakkın kötüye kullanılması sayılabileceği göz ardı edilmeksizin, ilgili genel kurulun gündemine göre, genel kurulun karar almasını engelleyen ortağın bu tutumunu hukuk düzeninin korumayacağı da unutulmamalıdır.

Bu yol açıkça limited ortaklıklar için öngörülmüş olmakla birlikte anonim ortaklıklar için bu minvalde bir hüküm öngörülmüş olmadığından anonim ortaklıklarda elden dolaştırma yoluyla genel kurul kararı alınmasına imkân bulunmamaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere anonim ortaklıklarda bu olanak, sadece yönetim kurulu kararları açısından söz konusudur.

SONUÇ:

  • Anonim ortaklıklarda Nisan 2020 sonuna kadar genel kurul toplantısı yapılamaz. Yapılması planlananlar ertelenmelidir. Dolayısıyla bu tarihe kadar genel kurul kararı alınmasına da olanak yoktur. Yasağa rağmen alınan genel kurul kararları, -tescil edilmiş olsalar bile- 3 aylık süre şartı da olmaksızın, hükümsüzlük tehdidi altındadır. 
  • Limited ortaklıklarda ise ancak elden dolaştırma yoluyla karar alınabilir. Dolayısıyla MK m. 2 hükmü saklı kalmak şartıyla, karar alınmasını istemeyen ortakların engelleme imkânı/yetkileri söz konusu olabilecektir.  
  • Tek ortaklı anonim ve limited ortaklıklarda ise bir genel kurul kararı alınma yasağı/imkânsızlığı yoktur.

*        İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi.

         Bu çalışmaya olan katkıları sebebiyle çok değerli öğrencilerim Türk Alman Üni. Hukuk Fak. Medeni Hukuk Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olan M. Hamza Arslan ile Staj. Av. Ilgın Nursu Berber’e; ayrıca son okumaları yapan doktora sınıfından öğrencilerim değerli dostum Av. Levent Yaralı’ya ve Kadir Has Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku Anabilim Dalı’ndan Araş. Gör. Onur Görmez’e teşekkürlerimi sunmak isterim.

[1]        TTK m. 1527/5: “Anonim şirketlerde genel kurullara elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fizikî katılmanın ve oy vermenin bütün hukuki sonuçlarını doğurur. Bu hükmün uygulanması esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle düzenlenir…Bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte genel kurullara elektronik ortamda katılma ve oy kullanma sisteminin uygulanması pay senetleri borsaya kote edilmiş şirketlerde zorunlu hâle gelir.”. Aynı doğrultuda II-17.1. sayılı Kurumsal Yönetim Tebliği (“Tebliğ”) ile ekinde yer alan Kurumsal Yönetim İlkeleri’nde (“KYİ”) ayrıca pay sahiplerinin genel kurula katılımının sağlanabilmesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. KYİ’nin 1.3.3. sayılı maddesinde aynen “Genel kurul toplantısı, pay sahiplerinin katılımını artırmak amacıyla pay sahipleri arasında eşitsizliğe yol açmayacak ve pay sahiplerinin mümkün olan en az maliyetle katılımını sağlayacak şekilde gerçekleştirilir…” denilerek pay sahiplerinin en etkin şekilde genel kurula katılımının sağlanabilmesi hususuna vurgu yapılmıştır.

[2]        Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik m. 9:

(1) Genel kurul toplantısı fiziki ve elektronik ortamda aynı anda açılır…

[3]        Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 17.03.2020 tarihli karar ile yapı kooperatifleri ile üst kuruluşlarının genel kurullarının Nisan ayı sonrasına ertelenmesi hususunda Valiliklerin gerekli tedbirleri alması kararlaştırılmıştır. Bunu takiben de Nisan ayı sonuna kadar Bakanlık temsilcisi görevlendirilmesi yapılmamakta, yapılmış ise de bu atama iptal edilmektedir.

Acente Sözleşmesinin Muvazaalı Olması

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
E:2017/18547, K:2018/25913, T:03.12.2018

  • Acentelik sözleşmesinin konusu bir iş görme olup, aracı acente ve ticari işletme adına sözleşme yapma yetkisini haiz acente olmak üzere iki tür acente bulunmaktadır.
  • Her iki acentelik türünde de ticari işletme sahibine tabi olmama (bağımsızlık), acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet icra etmesi, faaliyetinin süreklilik taşıması ve meslek edinilmiş olması unsurlarının bulunması gerekir.
  • Acentelik sözleşmesinde, müvekkil adına yazılı olarak sözleşme yapma yetkisi verilmediği sürece aracı acentelik söz konusu olacaktır.
  • Geçerli bir acentelik sözleşmesinde acente, faaliyetini tek başına sürdürebileceği gibi işçi çalıştırmak suretiyle de yerine getirebilir. İşçi çalıştırması durumunda acentenin diğer işverenlerden herhangi bir farkı olmaz.
  • Acente olduğu belirtilen dava dışı … ‘in müşterilerini kendisinin belirleyememesi, kendi adına antetli kağıt kullanamaması gibi bağımsız bir tacirde bulunması gereken yetkilere sahip olmaması ve teslim alınan kargoya konu malların alıcılarına ulaştırılması gibi müşterilerle sözleşme yapma veya aracılık etmenin ötesinde bir iş üstlenmemesi dikkate alındığında, somut olayda, 6102 sayılı Kanun’un anılan hükmünde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunmamaktadır.

DAVA: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile ödenmediğini iddia ettiği bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar Cevaplarının Özeti:

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, yapılan yargılamaya, toplanan delillerle bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı toplanmaktadır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasında acenta “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre acentelik sözleşmesinin konusu da bir iş görme olup, aracı acente ve ticari işletme adına sözleşme yapma yetkisini haiz acente olmak üzere iki tür acente bulunmaktadır. Her iki acentelik türünde de ticari işletme sahibine tabi olmama (bağımsızlık), acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet icra etmesi, faaliyetinin süreklilik taşıması ve meslek edinilmiş olması unsurlarının bulunması gerekir. Acentelik sözleşmesinde, müvekkil adına yazılı olarak sözleşme yapma yetkisi verilmediği sürece aracı acentelik söz konusu olacaktır.

Geçerli bir acentelik sözleşmesinde acente, faaliyetini tek başına sürdürebileceği gibi işçi çalıştırmak suretiyle de yerine getirebilir. İşçi çalıştırması durumunda acentenin diğer işverenlerden herhangi bir farkı olmaz. Başka bir anlatımla bir işveren olarak acente, çalıştıracağı işçiler ile iş sözleşmesi akdetmek ve içeriğini belirlemek, işçinin üstlenmiş olduğu iş görme borcunu nerede, nasıl ve hangi çerçevede yerine getireceği konularında yönetim hakkına dayalı olarak işçiye talimat vermek, iş sözleşmesini sona erdirmek gibi işverene ait yetkileri kullanma hakkına sahiptir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin altıncı fıkrasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi; “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki” olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun’un 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur.

Somut olayda; dava dışı … ile davalı şirket arasında imzalanan acente sözleşmesinde acentenin; … Kargo’nun belirleyeceği nitelik ve sayıda personel çalıştırmayı, personelin … Kargo’nun belirlediği niteliklere uymaması halinde her türlü sorumluluğun kendisine ait olmak üzere derhal işten çıkarmayı ve yerine … Kargo’nun onaylayacağı yeni personel almayı, personel ücretleri, primleri ve her türlü istihkaklarının ödenmesi hususunda yalnızca kendisinin yükümlü olduğunu, personelin … Kargo’ya dava açması ve … Kargo’nun ödeme yapması halinde işbu bedelin tahsili için kendisine rücu edileceğini ve işbu talebe ilişkin bedeli derhal ödeyeceğini veya böyle bir durumda … Kargo’nun ödenmeyen miktarı gecikme faizi ile birlikte sözleşmenin 38. maddesine göre tahsil yetkisinin olduğunu kabul, beyan ve taahhüt ettiği anlaşılmaktadır. Yanı sıra, acentenin bir personel istihdam edebilmesi için aday personelin … Kargo insan kaynakları yöneticisi ile görüşme yapmasının şart olduğu, şubelerde çalışan tüm personelin ücret artışı ve sosyal haklarına ilişkin uygulamalarda … Kargo’nun ana ilkelerinin dikkate alınacağı, acentenin, iş akdini sona erdireceği personelinin iş akdinin feshi işlemlerine başlamadan 10 iş günü öncesinde gerekçesi ile birlikte yazılı olarak … Kargo’nun ilgili bölge müdürlüklerine bildireceği; yine … Kargo’nun belirlediği standartlarda, … Kargo’ya ait demirbaş, mefruşat, bilgisayar programları, iletişim hatları, lisanslı paket programlar vesaireyi kullanarak faaliyet yürütmesinin asıl olduğu, işyeri kira ise kira sözleşmesinin davalı şirket adına düzenleneceği ve kira bedelinin de davalı tarafça ödeneceği belirlenmiştir. Ayrıca acentenin müşterilere verdiği hizmete ilişkin davalının denetim hakkının bulunduğu da sözleşme içeriğinden anlaşılmaktadır.

Acente olduğu belirtilen dava dışı … ‘in müşterilerini kendisinin belirleyememesi, kendi adına antetli kağıt kullanamaması gibi bağımsız bir tacirde bulunması gereken yetkilere sahip olmaması ve teslim alınan kargoya konu malların alıcılarına ulaştırılması gibi müşterilerle sözleşme yapma veya aracılık etmenin ötesinde bir iş üstlenmemesi dikkate alındığında, somut olayda, 6102 sayılı Kanun’un anılan hükmünde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunmamaktadır.

4857 sayılı Kanun‘da belirtilen “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirme” unsuru mevcut olmadığından geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi de bulunmamaktadır.

Dosya kapsamına göre davalı şirket ile dava dışı … arasında imzalanan acente sözleşmesinin muvazaalı olduğu, davacının davalı şirket elemanı olduğu anlaşılmaktadır. Davalı şirket ile dava dışı L.H. arasındaki ilişki muvazaa dayandığından, mahkemece davacının fazla çalışma alacağından kendi dönemi ile sorumlu olduğu ve yıllık ücretli izin alacağı ile ödenmeyen ücret alacağından son işveren dava dışı …’in sorumlu olduğunun kabulü ile sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.

Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 03.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Medeni Usul Hukukunda İspat Aracı Olarak Blokchain Teknolojisi – Fatih Bilgili / Fatih Cengil

Makalenin PDF haline buradan ulaşabilirsiniz.

MEDENİ USUL HUKUKUNDA İSPAT ARACI OLARAK BLOCKCHAIN TEKNOLOJİSİ

Prof. Dr. iur. Fatih BİLGİLİ
Arş. Gör. M. Fatih CENGİL

Microsoft Word – Medeni Usul Hukukunda İspat Aracı Olarak Blockchain Teknolojisi docx.docx

I. KONU ÖZELİNDE BLOCKCHAİN TEKNOLOJİSİNE İLİŞKİN BİLGİLER

Blockchain teknolojisi 1991 yılında icat edilmesine karşın bu teknolojinin tanınması 2008 yılında duyulan Bitcoin ile birlikte olmuştur1. Bitcoin, Blockchain sisteminde hayat bulan bir kripto paradır2. Diğer bir deyişle Bitcoin uygulamasının temelinde Blockchain teknolojisi bulunmaktadır3. Dolayısıyla bu teknolojinin yapısı konumuz bakımından önem arz etmektedir. Ancak Blockchain’in çok farklı kullanım alanları olduğunun ve sadece Bitcoin için kullanılmadığının da altını çizmek gerekir4.

Blockchain, blokların birbirine zincir gibi bağlandığı bir dağıtık veri tabanıdır5. Veriler sistemdeki bloklara kaydedilir ve her bir verinin bir zaman damgası vardır. Sisteme kaydedilen tüm işlemler şifrelenmiş hâlde bloklarda bulunur. Bloklar belirli bir kapasiteye sahiptir. Bu kapasite verilerle dolunca bloğun “Hash” ismi verilen ve bloğa kaydedilmiş tüm işlemlere (verilere) karşılık gelen sabit uzunluktaki bir çıktısı oluşturulur6. Hash adeta bloğun parmak izi anlamını taşır7. Her zaman için aynı ibarelerin Hash’i aynı; farklı ibarelerin Hash’i ise farklı olmaktadır. Örneğin “Ahmed” kelimesi ile “Ahmet” kelimesinin Hashleri birbirinden farklıdır. Bir blok dolunca yeni bir blok üretilir ve bunun bir önceki bloğa bağlanması suretiyle de zincir oluşur8. Bu yeni bloğun girdilerinden birisi de kendisine bağlanan bloğun Hash’idir9. O hâlde herhangi bir blokta yapılan her türlü değişiklik (örneğin mevcut işlemin değiştirilmesi ya da yeni bir işlem eklenmesi gibi) o bloğun Hash’ini değiştirecek ve bu da devamında gelen her bloğun Hash’inin değişmesine yol açacaktır. Sonuç olarak zincirin orijinal olmadığı anlaşılacaktır10. Burada Blockchain sisteminin en önemli özelliğine değinmek gerekir. Bu sistemde merkezi bir sunucu (otorite) bulunmamaktadır11. Sistem başka bir aracıya ihtiyaç duyulmadan bir verinin iki taraf arasında değiş tokuşuna imkân tanımaktadır. Yani işlemler eşler arası/kullanıcıdan kullanıcıya/uçtan uca (Peer to Peer) gerçekleşir. Bloklarda yer alan ve şifrelenmiş hâlde bulunan tüm işlemler bu hâlleriyle ağdaki tüm kullanıcılar tarafından görülebilir. Diğer bir deyişle bu sistemin sahibi (merkez bir sunucusu) bulunmamakta ve tüm bilgiler şifrelenmiş de olsa tüm kullanıcılar tarafından takip edilebilmektedir12. Altını çizelim ki tüm kullanıcıların gördüğü kayıtlar birbirlerinin aynısıdır. Bundan dolayıdır ki Blockchain dağıtık veri tabanı ya da dağıtık defter-i kebir teknolojisi (Distributed Ledger Technology) olarak nitelendirilmektedir. Blok üretimi süresi yaklaşık 10 dakikadır13. Kötü niyetli bir kişinin sisteme saldırıp başarılı olabilmesi için hesaplama gücü tüm sistemin hesaplama gücünün en az % 51’i olmalıdır14. Bu da çok mümkün değildir15. Görüldüğü gibi kayıtların değiştirilmesinin imkânsız denecek düzeyde zor olması ve sistemde herkese dağıtılmış olan kayıtların birbirinin aynısı olması sayesinde sistem şeffaf ve güvenliklidir16.

Öte yandan son zamanlarda artar şekilde özel ve izinli Blockchainler ortaya çıkmıştır. Bu Blockchainlerde bir merkezi makam tarafından kimin hangi şartlarda sisteme katılacağına karar verilmektedir.17

Blockchain’de Bitcoin transferi işlemine değinecek olursak, transfer için sistemdeki herkesin bir adrese sahip olması gerekir. Adresin üretilmesi için de öncelikle cüzdandan18 özel anahtar (Private Key) üretilmelidir. Özel anahtarın kullanılmasıyla da açık anahtar (Public Key) üretilir. Bitcoin bu adreslerde bulunur.19

Gönderim şu şekilde gerçekleşmektedir: Şifrelemek ve şifreyi açmak için iki anahtar söz konusudur. Bunlardan açık anahtar şifrelemek, özel anahtar ise şifreyi çözmek için kullanılır. Açık anahtar banka IBAN numarası; özel anahtar ise banka hesabına girilen şifre yani hesaptaki paradan tasarruf yetkisi veren şey olarak düşünülebilir. Görüldüğü üzere açık anahtar Blockchain sistemi gereği herkese açık olabilirken, özel anahtar sadece Bitcoin üzerinde hak sahibi olan kişi tarafından bilinebilir durumda olmalıdır20. Zira Bitcoin üzerindeki tasarruf yetkisi özel anahtar kimdeyse ona aittir21. Bir kişiye Bitcoin yollanırken öncelikle o kişinin açık anahtarı istenir. Açık anahtar sayı ve harflerden oluşmaktadır. Bitcoin’in transfer edilebilmesi için diğer kişiye ait olan açık anahtar yazılır ve özel anahtar kullanılıp dijital imza22 (Digital Signature) ile işlem onaylanır23. Bitcoin’in gönderildiği adrese ilişkin özel anahtara sahip olan kişi, Bitcoin üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir.

Kripto paraların değerlendirilmesi bakımından kripto para işlem platformlarından (kripto para borsalarından) bahsetmek gerekir. Bu platformlar farklı hizmetler sunabilmektedir. Örneğin, bazı platformlar sadece satış yaparken bazıları ise hem satış hem de alış yapmaktadır. Bazı platformlar ise kripto paralarını satmak isteyen ve kripto para almak isteyen kişileri buluşturur. İşlem yapılan para birimleri de platformdan platforma farklılık göstermektedir.24 Bu platformlarda hesap açılmasıyla birlikte kendiliğinden cüzdan da açılmaktadır25. Platform üzerinden elde edilen kripto paralar bu cüzdanlarda bulunmaktadır. Bu cüzdanlardaki özel anahtarın kontrolü ise platformlardadır. İşlem yapmak isteyen kişi yapacağı işlem konusunda açmış olduğu hesabından talimat verir ve işlem özel anahtar vasıtasıyla platform tarafından gerçekleştirilir. Görüldüğü gibi bu platformlarda banka uygulamasına benzer bir uygulama söz konusudur. Kripto para sahipleri, bu platformlar sayesinde kripto paralarını kolay bir şekilde devredip itibari paraya çevirme imkânına da kavuşmaktadırlar.

Blockchain teknolojisinde belirli koşulların karşılanması hâlinde kendiliğinden uygulanan ve Blockchain’in şifreli ve adem-i merkeziyetçi yapısından dolayı kendiliğinden işlemi sonuçlandıran ve manipüle edilebilmekten uzak dijital programlara “akıllı sözleşmeler” denmektedir26. Her Blockchain’de akıllı sözleşmelerin kurulması mümkün değildir. Zira farklı Blockchain yapıları bulunmaktadır. Örneğin, Ethereum Blockchain’inde akıllı sözleşmeler kurulabilirken Bitcoin Blockchain’inde kurulamaz. Öte yandan Blockchain dışında kurulan sözleşmelerin de Blockchain’e kaydedilmesi mümkündür.

II. İSPAT HUKUKU AÇISINDAN KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

A. İspat Hakkına ve Delile İlişkin Konu Özelinde Temel Bilgiler

Taraflar arasında bir konuda uyuşmazlık çıkması hâlinde ispat faaliyeti son derece önem kazanacaktır. Genel anlamda ispat “bir iddianın doğru ve gerçek olup olmadığı konusunda hâkimi inandırma faaliyeti” olarak tanımlanmaktadır27.

İspat hakkı anayasal bir temele sahiptir28. Gerçekten Anayasa m. 36’ya göre “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmak hakkına sahiptir.” Hukuki dinlenilme hakkının düzenlediği HMK m. 27’de bu hakkın ispat hakkını da içerdiği belirtilmiştir. İspat hakkı ve bu hakka ilişkin düzenlemeler ise HMK m. 187 vd. hüküm altına alınmıştır.

İspat faaliyetinde kullanılan araçlar ise ispat araçları ya da deliller olarak nitelendirilmektedir29. Bunlar, hâkimi iddia edilen hususa inandırmak amacıyla usul hukukunda kullanılan araçlardır30. İspat hukukunda temel ilke müddeinin iddiasını ispatla mükellef olmasıdır. O hâlde, kural olarak, iddia sahibi iddiasını ispat etmek durumundadır.

Türk hukukunda “serbest delil” sistemi tercih edilmiştir31. Kanunda belirli bir delille ispat zorunluluğu öngörülmemişse Kanunda yer almayan delillerle de bir hususun ispat edilmesi mümkündür32.

Delillerin hâkim tarafından nasıl değerlendirileceğine ilişkin ayrıma göre deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olarak ikiye ayrılmaktadır33. Türk hukukunda hâkim kanunda belirtilen istisnalar dışında kural olarak delilleri serbestçe değerlendirmektedir (HMK m. 199/f. 1). Kanunda belirtilen istisnalar ise kesin delillerdir. Bunlar; senet (HMK m. 200 vd.), yemin (HMK m. 225 vd.) ve kesin hükümdür (HMK m. 303)34. Takdiri deliller ise tanık (HMK m. 240-265), bilirkişi (HMK m. 266-287) ve keşiftir (HMK m. 288-292)35.

Kesin deliller taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda hâkimi bağlar. Buna karşın bunların kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkim için bağlayıcılıkları bulunmamaktadır.36

HMK’ya göre belge, “uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları”dır (m. 199). Kesin delil olan senet ise belgeden farklı bir kavramdır37. Öyle ki belge senedi de kapsayan bir üst kavram olarak Kanunda düzenlenmiştir38. Senet dışındaki belgeler takdiri delil niteliğindedir39. Dolayısıyla bir belgenin senet niteliğinde olup olmadığının tespiti ispat hukuku bakımından oldukça önemlidir.

Genel olarak hukuki anlamda senet, “bir kimsenin kendi aleyhine hazırladığı veya aleyhine sonuç doğuran yazılı bir belge” olarak tanımlanmaktadır40. Bir belgenin HMK anlamında senet niteliğini taşıyabilmesi için, senet sayılan belgenin dış aleme yansıyacak şekilde yazılı olarak vücut bulması, bir vakıa hakkında bir irade beyanını içermesi ve üzerinde imza bulunması gerekir41. İmza senet metnindeki iradenin o iradeyi ortaya koyan kişiyle bağının ortaya konması bakımından önem taşımaktadır42. Hemen belirtelim ki güvenli elektronik imza ile el yazısıyla atılmış imzanın hukuki sonuçları farksızdır [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 15/f. 1; 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu (EİK) m. 5]. EİK m. 4 uyarınca güvenli elektronik imza; münhasıran imza sahibine bağlı olan, sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan ve imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapıp yapılmadığının tespitini sağlayan elektronik imzadır. EİK m. 8 vd.da hüküm altına alındığı üzere güvenli elektronik imzadan söz edebilmek için kanun kapsamında kurulmuş bir elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı tarafından oluşturulan nitelikli elektronik sertifikasının bulunması gerekir43.

HMK m. 205/f. 2 uyarınca, senedin diğer şartlarını taşımak koşuluyla, “usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir.” O hâlde dijital verilerin, HMK anlamında senedin diğer unsurlarını taşıması kaydıyla, güvenli elektronik imza ile imzalanması hâlinde senet niteliğinden söz edilebilir44.

İspat hukuku bakımından Blockchain’in yapısı, işleyişi önem arz etmektedir45. Bu nedenle bir iddianın ispatı her bir Blockchain türü özelinde değerlendirilmelidir.

B. Blockchain’in Delil Niteliği

İlkin tespit edelim ki Blockchain’deki veriler, HMK m. 199 anlamında belge niteliğindedir. Ayrıca Blockchain’deki veriler, somut olayda HMK m. 202/f. 2’deki şartlar kümülatif olarak sağlandığı hâllerde, delil başlangıcı olarak da kullanılabilir46. Blockchain teknolojisinde yer alan veriler teknik destekle dış aleme yansıtılabilir. O hâlde bu sistemde yer alan irade beyanını içeren bir dijital verinin senet niteliğini taşıyıp taşımadığı hususunda imza unsuru tetkik edilmelidir. Blockchain teknolojisinde işlemler özel anahtarların kullanılmasıyla dijital imza ile onaylanır. Bu dijital imza hukuki olarak güvenli elektronik imza niteliğinde değildir. Bu itibarla Blockchain teknolojisindeki dijital verilerin HMK anlamında senet olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilebilir47. Bununla birlikte Blockchain’in güvenlikli yapısını ve açık ve özel anahtarların sahiplerinin kim olduğu sistemden anlaşılmasa da dijital imzanın özel anahtarın sahibi kişi48 tarafından atıldığının bilinmesini göz önünde bulundurulduğunda dijital imzanın güvenli elektronik imzanın yerini tutabileceği ve bu dijital verinin senet niteliğinde sayılabileceği de lege ferenda ileri sürülebilir49. İsviçre doktrindeki bir görüşe göre, elektronik imza sisteminin Blockchain sistemine entegre edilmesi hâlinde hem içerik hem de taraflar bakımından daha güvenli bir sistem oluşturulur50. Bu ihtimalde ifade edilebilir ki elektronik imza, EİK anlamında güvenli elektronik imza ise, Blockchain’deki dijital veriler HMK anlamında senet niteliği taşıyacaktır.

Öte yandan senetle ispat zorunluluğu (HMK m. 200 ve 201) yalnızca hukuki işlemler bakımından öngörülmüştür51. Senetle ispat zorunluluğunda iki temel kural bulunmaktadır. İlk kurala göre belirli bir miktarın (2019 yılı için bu miktar 3660 TL’dir) üzerindeki hukuki işlemlerin ispatı, ilke olarak, senetle yapılmak zorundadır (HMK m. 200/f. 1). İkinci kurala göre ise, miktar ve değerine bakılmaksızın, “senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler” senetle ispat edilmek zorundadır (HMK m. 201). Kripto paralara ilişkin hukuki işlem 3660 TL’nin üzerindeyse bunun senetle ispatı gerekmektedir. Kripto paranın Türk Lirası cinsinden hesabı yapılırken ilgili kripto paranın Türkiye’deki kripto para borsalarındaki aritmetik ortalaması değeri dikkate alınabilir.

Son olarak ekleyelim ki Bitcoin Blockchain’inden farklı yapısı nedeniyle özel ve izinli Blockchainlerin ispat gücüne/etkisine daha çekinceli yaklaşılabilir52.

C. Blockchain’e Dayanılarak Delillerin İleri Sürülmesi

Kural olarak deliller taraflarca getirilir (HMK m. 25/f. 2). Buna karşın kanunda öngörülen istisnai hâllerde hâkim re’sen delil toplayabilir (HMK m. 25/f. 2). Deliller taraflar tarafından dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulmalıdır53. Blockchain’deki kayıtların delil olarak kullanıldığı hâllerde bunlar ekran görüntüsünün çıktısı alınarak veya incelemeye elverişli olarak elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilebilir. Ayrıca bu veriler USB tarzı kripto para cüzdanlar (Ledger Nano S/X gibi) vasıtasıyla da mahkemeye delil olarak sunulabilir. Taraflar, bunların hangi hususta ve hangi vakıaları ispat için gösterildiğini açıkça belirtilmek durumundadırlar (HMK m. 194). Diğer yandan taraflar delil olarak gösterilen Blockchain’deki kayıtlara ilişkin bilirkişi incelemesi talep edebilirler.

Ayrıca belirtilmelidir ki Blockchain’deki veriler, şifrelenmiş hâlde, herkese açıktır. Bu nedenle Blockchain’deki verilerin delil olarak ileri sürülmesi hâlinde hukuka aykırı yollardan elde edilmiş delil söz konusu değildir.

D. Blockchain’e İlişkin İşlemlerde Bilirkişi İncelemesinin ve Keşfin Yapılmasının Gerekliliği

Davalarda çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâller ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda hâkim tarafından bilirkişiye başvurulur (HMK m. 266)54.

Güvenli elektronik imzayla oluşturulmuş verinin inkârı hâlinde hâkim tarafından veriyi inkâr eden taraf dinlendikten sonra bilirkişi incelemesine karar verilir (HMK m. 210). Özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâller hâkim tarafından takdir edilir55. Şu an için ifade edilebilir ki Blockchain’in delil olarak kullanılması hâlinde çoğu kez hâkim tarafından bilirkişi incelemesine başvurulacaktır.

Ayrıca hâkim, taraflardan birinin talebiyle ya da kendiliğinden keşif yapılmasına karar verebilir (HMK m. 288/f. 2). Hâkim, keşif sayesinde uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla inceleme yapıp bilgi sahibi olabilir (HMK m. 288/f. 1). Hâkimin Blockchain’in ispat aracı olarak kullanıldığı hâllerde yapacağı keşif çoğu kez bilirkişinin bilgisayardan yapmış olduğu çalışmaları izlemek suretiyle olacaktır. Bu da Blockchain’in ispat aracı olarak kullanıldığı hâllerde oldukça önem arz etmektedir.

Bilirkişi takdiri deliller arasında yer almaktadır56. Hâkim, bilirkişi raporu sonucunda vakıaya ilişkin özel ya da teknik bilgiyi edinir ve bu bilgileri değerlendirerek kararını mesleki bilgi ve deneyimleri ışığında verir57. Bilgileri olduğu gibi koruyan ispat araçları, bir vakıanın ispatına ilişkin hâkimdeki kanaati önemli ölçüde etkileyecek delil olarak nitelendirilebilir. Bu bakımdan Blockchain’in ispat aracı olarak kullanıldığı hâllerde Blockchain’in, sahip olduğu ispat kuvveti ile, hâkimdeki kanaati önemli ölçüde etkileyeceği şimdiden ifade edilebilir58.

Bilirkişinin tespiti, kripto paralarla yapılan ödemenin kripto para borsaları üzerinden yapılması ya da kişinin kendi kripto para cüzdanından yapılması hâllerinde farklılık arz etmektedir.

Ödemenin kripto para borsalarına verilen talimatla gerçekleştirildiği hâllerde borsalar özel anahtarlar vasıtasıyla Blockchain sisteminde bu transfer işlemini gerçekleştirecektir. Bu borsalarda hesap açan kişilerin kimlikleri, borsalarda bulunan kripto paralara ilişkin cüzdan adresleri (açık anahtarlar) ve verilen talimatlar borsalar tarafından bilinmektedir. Ayrıca Blockchain sistemine kayıtlı herkes, adresler59 arası ne kadar transfer yapıldığını görebilmektedir.

Kripto paralarla yapılan ödemenin kişinin kendi kripto para cüzdanından özel anahtarların kullanılmasıyla yapılması hâlinde Blockchain sistemindeki tüm kullanıcılar hangi adresten hangi adrese ne kadar kripto paranın gönderildiğini tespit edebilirler. Ancak adresler anonim nitelikte göründüğünden transferi gerçekleştiren kişilerin gerçek kimlikleri, kural olarak, sistem üzerinden saptanamamaktadır. Hemen belirtelim ki bir adresten kripto para kullanılarak alışveriş yapılması hâlinde bu adresin sahibinin gerçek kimliği firmalar tarafından bilinebilir. Öte yandan Blockchain’de yapılan işlemlerin ne zaman yapıldığı bilinmektedir.

İspat faaliyetinde, Blockchain’deki adres sahiplerinin gerçek kimliklerinin tespiti yapılırken Blockchain dışındaki materyaller oldukça önemlidir. Örneğin; kripto para cüzdanına ilişkin adrese (açık anahtarı), yollanacak kripto para miktarına ilişkin telefon mesajları vs. belirtilen ispat faaliyetinde önemli rol oynayacaktır.

Yukarıda da ifade edildiği üzere Blockchain dışında kurulan sözleşmelerin de Blockchain’e kaydedilmesi mümkündür60. Taraflar yapmış oldukları sözleşmenin içeriği hususunda mutabık kalarak bunları Blockchain’e kaydederek ona kayıtlı bir veri konumuna getirebilirler. Anlaşılan metin olduğu gibi (harfiyen) girildiğinde aynı Hash’i verecektir. Şu an için (İsviçre uygulamasında) sözleşmelerin tamamının konulmasının oldukça masraflı olduğu aktarılmaktadır61. 1 MB’lık bir verinin Blockchain’e kaydının 50 İsviçre Frangı tuttuğu ifade edilmektedir62. Bu nedenle sözleşmenin belirli kısımları Blockchain’e konulmaktadır. Blockchain’e kayıtlı Hash değeri elde edilmekte bu Hash değeriyle de sözleşmenin kurulduğuna ilişkin bir belgeye sahip olunmaktadır. Blockchain’de yer alan kayıtların değiştirilemezliği özelliği nedeniyle bu Hash değerine temel teşkil eden sözleşme içeriği olduğu gibi muhafaza edilmektedir.

Sözleşmenin varlığına ilişkin uyuşmazlık nedeniyle ispat faaliyetinde Hash değerleri mahkemeye sunulabilir. Mahkeme sunulan bu Hash değerinden kaydedilen sözleşme metnine ulaşmak için bilirkişi tayin edecektir. Tayin edilen bilirkişi Hash değerinin oluşturduğu algoritmayı dikkate alarak Hash değerine temel teşkil eden sözleşme içeriğini tespit edecektir. İspat faaliyetinin sıhhati açısından bu hususta birden fazla bilirkişinin mahkeme tarafından tayin edilmesinin yerinde olacağı söylenebilir.

Sözleşme içeriğinin tespitinde şu hususa dikkat çekmek gerekir: Blockchain’deki kayıtların değiştirilemezliği ilkesine dayanılarak, bilirkişi tarafından tespit edilen sözleşme ile taraflar arasında kurulan asıl sözleşmenin her zaman aynı olduğu sonucuna varılmamalıdır. Zira sözleşme Blockchain’e kaydedilirken içeriği değiştirilerek kaydedilebilir ve böylece Hash değeri her zaman doğru sonuç vermeyebilir. Bu nedenle sözleşme içeriği Blockchain’e kaydedilirken taraflarca doğruluğu kontrol edilmelidir. Körner/Marijanovic’e63 göre elektronik imzanın Blockchain sistemiyle birleştirilmesiyle sözleşme içeriği ve tarafları hakkında güvenlik sağlanır.

Blockchain teknolojisinin bir diğer önemli işlevi de akıllı sözleşmelerin kurulması ve işlemesidir. Doğrudan Blockchain’de sözleşmenin kurulması, kural olarak, sözleşmenin kurulması ve icrasını da kapsamaktadır. Blockchain’de kurulan sözleşmenin tarafları, kurulma anı tespit edilebilmektedir64. Şu an için Blockchain sisteminde bu sözleşmelere ilişkin ödemelerde kripto paralar kullanılmak durumundadır65. Bu sözleşmelerin ifa edilip edilmediği (ki bu ifa borçlusunun kripto para cüzdanında kripto paranın bulunmasına bağlıdır) Blockchain’de tespit edilebilir. Akıllı sözleşmede öngörülen şartların gerçekleşmesiyle ödemenin otomatik olarak yapılması ispat hususunda kolaylık sağlamaktadır.

Microsoft Word – Medeni Usul Hukukunda İspat Aracı Olarak Blockchain Teknolojisi docx.docx

SONUÇ

Çalışmamızda şu sonuçlara ulaşılmıştır:

1. Blockchain’deki veriler HMK m. 199’e göre bir belge niteliğindedir.

2. Blockchain’deki veriler imza eksikliği nedeniyle HMK m. 200 anlamında senet olarak değerlendirilemez.

3. Blockchain’in güvenlikli yapısını ve açık ve özel anahtarların sahiplerinin kim olduğu sistemden anlaşılmasa da dijital imzanın özel anahtarın sahibi kişi tarafından atıldığının bilinmesini göz önünde bulundurduğumuzda dijital imzanın güvenli elektronik imzanın yerini tutabileceği ve bu dijital verinin senet niteliğinde sayılabileceği de lege ferenda ileri sürülebilir.

4. Blockchain’deki veriler, somut olayda HMK m. 202/f. 2’deki şartlar kümülatif olarak sağlandığı hâllerde, delil başlangıcı olarak da kullanılabilir.

5. Blockchain’deki verilerin bir kağıda basılıp imzalanması hâlinde senetten söz edilebilir.

6. Bilgileri olduğu gibi koruyan ispat araçları, bir vakıanın ispatına ilişkin hâkimdeki kanaati önemli ölçüde etkileyecek delil olarak nitelendirilebilir. Bu bakımdan Blockchain’in ispat aracı olarak kullanıldığı hâllerde Blockchain’in, sahip olduğu ispat kuvveti ile, hâkimdeki kanaati önemli ölçüde etkileyeceği şimdiden ifade edilebilir. Bu nedenle hâkimin bilirkişi incelemesi yapılırken bu incelemeyi izlemek amacıyla keşif yapması diğer bir deyişle bilirkişinin bilgisayardaki yaptığı incelemeyi takip etmesi önem arz etmektedir.

…………………………………………………..
∗  Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı (fatih.bilgili@gmail.com).
∗  Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı (m.fatihcengil@gmail.com).

1 Mendi, F./Çabuk, A.: “Bitcoin’in Arkasındaki Güç: Blockchain”, GSI Journals Serie C: Advancements in Information Sciences and Technologies, C. 1, S. 1, 2018, s. 12; Bilgili, F./Cengil, M. F.: “Bitcoin Özelinde Kripto Paraların Eşya Niteliği Sorunu”, https://www.academia.edu/39994839/BITCOIN_%C3%96ZEL%C4%B0NDE_KR%C4%B0PTO_PARALARI N_E%C5%9EY A_N%C4%B0TEL%C4%B0%C4%9E%C4%B0_SORUNU_THE_QUESTION_OF_PROPER TY_QUALIFICATION_OF_CRYPTOCURRENCIES_SPECIFIC_TO_BITCOIN, s. 3.

2 Kriptografi, bir şeyin şifrelenmesini ve bu şifrenin çözülmesini sağlayan bir yöntemdir. Bitcoin vb.lerinin işlediği sistemde kriptografi kullanılmaktadır. Bitcoin şifrelenmiş bir dijital veri olduğundan bu ve benzerlerine kripto para denmektedir.

3 Rozenfeld, M.: “Getting Linked to the Blockchain”, http://theinstitute.ieee.org/technology-topics/computing/getting-linked-to-the-blockchain ; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 3.

4 Deloitte: “Blockchain Disrupting the Financial Services Industry?”, 2015, s. 3, https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/ie/Documents/FinancialServices/IE_Cons_Blockchain_1015.pd f; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 3.

5 Verma, A. K./ Garg A.: “Blockchain: An Analysıs On Next-Generation Internet”, International Journal of Advanced Research in Computer Science, Volume 8, No. 8, September-October 2017, s. 429; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 3.

6 Güven, V./Şahinöz, E.: Blokzincir Kripto Paralar Bitcoin, İstanbul, Kasım 2018, s. 45; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 3.

7 Her blok kendi Hash’i ile tanımlanmaktadır (Singhal, B./Dhameja, G./ Panda, P. S.): Beginning Blockchain, New York 2018, s. 159).

8 Crosby, M./Nachiappan/Pattanayak, P./Verma, S./Kalyanaraman, V.: “Blockchain Technology: Beyond Bitcoin”, Sutardja Center for Entrepreneurship & Technology Technical Report, California, Ekim 2015, s. 9. Blok sistemiyle ağ üzerindeki güvenilmeyen işlemlerin devre dışı bırakılması hedeflenmiştir (Güven/Şahinöz, s. 53 vd.). İlk bloğa “Genesis Blok” denmektedir (Singhal/Dhameja/Panda, s. 159; Chohan, U. W.: “A History of Bitcoin”, https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3047875 , s. 3). Bu blok 3 Ocak 2009 tarihinde oluşturulmuştur (Crosby/Nachiappan/Pattanayak/Verma/Kalyanaraman, s. 5).

9 Nakamoto, S.: “Bitcoin: A Peer-to-Peer Electronic Cash System”, 2008, s. 3; Verma/Garg, s. 429; Güven/Şahinöz, s. 53; Tomrukçu, T.: “Blockchain Teknolojisi ve Fikrî Mülkiyet Hukuku Alanında Getirdiği Yenilikler ve Kolaylıklar”, Terazi, C. 14, S. 152, s. 828-829.

10 Singhal/Dhameja/Panda, s. 159-160; Güven/Şahinöz, s. 53; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 4.

11 Singhal/Dhameja/Panda, s. 154; Verma/Garg, s. 429; Cognizant: Blockchain in Banking: A Measured Approach”, s. 3, https://www.cognizant.com/whitepapers/Blockchain-in-Banking-A-Measured-Approach- codex1809.pdf; Tomrukçu, s. 829; Bilgili, F./Cengil, M. F.: “İcra ve İflas Hukuku Yönüyle Kripto Paralara İlişkin Bazı Meseleler”, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 1, Haziran 2019, s. 100; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 4.

12 Cognizant, s. 3; Bilgili/Cengil, İcra ve İflas, s. 100.

13 Halaburda, H./Sarvary, M.: Beyond Bitcoin, The Economics of Digital Currencies, London 2016, s. 108. Bu süre farklı dönemlerde değişiklik gösterebilir.

14 Nakamoto, s. 4; Halaburda/Sarvary, s. 106; Güven/Şahinöz, s. 96.

15 Nakamoto, s. 8.

16 Güven/Şahinöz, s. 63. Aynı yönde bkz. Topaloğlu, M.: “Elektronik Ticarette Ödeme Sistemleri: Kredi Kartları, Elektronik Para, Elektronik Çek”, Terazi, C. 12, S. Haziran 2017, s. 79; Tomrukçu, s. 829. Bu durum temelde Blockchain sistemi bakımından geçerlidir. Buna karşın cüzdan sağlayıcıları ve cüzdanların korunmasından kaynaklı güvenlik problemleriyle karşılaşılmaktadır. Bu bağlamda daha önce meydana gelen güvenlik sorunlarına ilişkin bkz. Nebil, F. S.: Bitcoin ve Kripto Paralar, İstanbul 2018. Cüzdanların güvenli bir şekilde kullanılmasına ilişkin bkz. Arıcan, E./Tanınmış Yücememiş, B.: Bitcoin, Ankara 2018, s. 88 vd.

17 Körner, A./Marijanovic, I.: “Beweis des Vertragsschlusses über das Internet im Zivilprozess Die Blockchain- Technologie als Hilfsmittel”, Von A wie Arbitration über T wie Transport bis Z wie Zivilprozess Liber discipulorum für Professor Dr. Andreas Furrer zum 55. Geburtstag, Bern 2018, s. 215; Dedeoğlu, D.: A’dan Z’ye Blockchain, İstanbul 2019, s. 37.

18 Kripto paraları kullanabilmek için bir cüzdana sahip olmak gerekir (Nebil, s. 78). Cüzdan, kripto paraların saklandığı bir yazılım/uygulamadır (Topaloğlu, s. 79; Güven/Şahinöz, s. 87). Kripto para transferlerinde kullanılan özel ve açık anahtarlar cüzdanlar tarafından üretilmekte ve saklanmaktadır (Güven/Şahinöz, s. 87-88). Cüzdan çeşitleri için bkz. Güven/Şahinöz, s. 90.

19 Bilgili/Cengil, İcra ve İflas, s. 100-101.

20 Bonaiuti, G.: “Economic Issues on M-Payments and Bitcoin”, Bitcoin and Mobile Payments, London 2016, s. 39; Cognizant, s. 3; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 7.

21 Halaburda/Sarvary, s. 110; Singhal/Dhameja/Panda, s. 213; Cognizant, s. 3; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 7.

22 Dijital imza işlemi, mükerrer harcamayı önlemenin yoludur (Bonaiuti, s. 39).

23 Nakamoto, s. 2; Singhal/Dhameja/Panda, s. 180-181; Crosby/Nachiappan/Pattanayak/Verma/Kalyanaraman, s. 6; Deloitte, s. 2 Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 7. Çoklu imza sisteminin geçerli olduğu cüzdanlarda ise birden fazla kişi özel anahtara sahiptir. Bir işlemin gerçekleşebilmesi için bu kişilerin özel anahtarlarıyla işlemi imzalamaları gerekir. Sadece bir kişinin özel anahtarıyla işlemi imzalaması, işlemin gerçekleşmesi için yeterli olmayacaktır. Çoklu imza sisteminin geçerli olduğu cüzdanlar şirketler tarafından tercih edilebilir.

24 Nebil, s. 77; Bilgili/Cengil, İcra ve İflas, s. 101; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 8.

25 Nebil, s. 80; Bilgili/Cengil, İcra ve İflas, s. 101; Bilgili/Cengil, Eşya Niteliği, s. 8.

26 Körner/Marijanovic, s. 217.

Microsoft Word – Medeni Usul Hukukunda İspat Aracı Olarak Blockchain Teknolojisi docx.docx

27 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 312, N. 1377. Benzer tanımlar için bkz. Postacıoğlu, İ. E.: Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975, s. 527; Bilge, N./Önen, E.: Medenî Yargılama Hukuku, Ankara 1978, s. 491; Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 318; Konuralp, H.: Medenî Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara 2009, s. 9; Albayrak, H.: Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yaklaşık İspat, Ankara 2013, s. 27; Tanrıver, S.: Medenî Usûl Hukuku, C. I, Ankara 2018, s. 759; Budak, A. C./Karaaslan, V.: Medenî Usul Hukuku, Ankara 2018, s. 221.

28 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 312, N. 1379.

29 Bilge/Önen, s. 492; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 346, N. 1512; Tanrıver, s. 817.

30 Bilge/Önen, s. 492; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 346, N. 1512, Tanrıver, s. 817.

31 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 351, N. 1534; Budak/Karaaslan, s. 232, N. 35.

32 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 351, N. 1534. HMK’da İspat ve Deliller başlığı altında senet, tanık beyanı, bilirkişi görüşü, keşif ve yemin ayrı ayrı öngörülmüşse de, HMK m. 192 gereğince, bu sayımın sınırlandırıcı olmadığı yönünde bkz. Tanrıver, s. 817-818; Budak/Karaaslan, s. 232, N. 35.

33 Bilge/Önen, s. 493; Alangoya, H. Y./Yıldırım, M. K./Yıldırım, N. D.: Medenî Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2011, s. 317; Tanrıver, s. 845; Budak/Karaaslan, s. 243, N. 66.

34 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 352, N. 1535; Budak/Karaaslan, s. 243, N. 66. İkrarın da kesin delil olduğu yönünde bkz. Postacıoğlu, s. 568.

35 Postacıoğlu, s. 647 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 353, N. 1542.

36 Kuru, s. 333; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 353, N. 1541.

37 Budak/Karaaslan, s. 244, N. 68.

38 Budak/Karaaslan, s. 244, N. 68.

39 Kuru, s. 344.

40 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 358, N. 1565. Benzer tanımlar için bkz. Postacıoğlu, s. 596; Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, İstanbul 2000, s. 637; Kuru, s. 346; Tanrıver, s. 848; Budak/Karaaslan, s. 244, N. 67. Bir yazılı belgenin senet niteliğini taşıması için kişinin kendi aleyhine delil teşkil etmesi amacıyla oluşturmuş olması gerekmez (Kuru, s. 346).

41 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 359, N. 1567.

42 İspat hukuku bakımından senet metnin sadır olduğu kişinin tespiti önem arz etmektedir. Bu da, ilke olarak, imza ile sağlanır (Alangoya/Yıldırım/Yıldırım, s. 326).

43 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 362, N. 1576.

44 Kuru, s. 378; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 361-362, N. 1576; Budak/Karaaslan, s. 245, N. 74.

45 Hangzhou İnternet Mahkemesi’nin bir davada Blockchain’i delil olarak kabul ettiği ifade edilmektedir. Mahkemenin, uyuşmazlığın çözümü için Blockchain’i kullanan ilk mahkeme olduğu belirtilmektedir

[http://www.chinadaily.com.cn/m/chinalic/2018-10/16/content_37080413.htm; 29.06.2018 tarihinde bu hususta
atılan bir tweet için bkz. Katherine Wu (Twitter hesabı: @katherineykwu)]


46 Blockchain’deki verilerin delil başlangıcı olarak kullanılabilmesi için verinin davanın karşı tarafı ya da temsilcisi tarafından gönderilmiş olduğu konusunda şüphe bulunmamalıdır. Bu hususta bir şüphenin varlığı hâlinde mahkeme şüphenin giderilmesi için gerekli işlemleri yapmalıdır. Bu yönde bkz. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 377- 378, N. 1649.

47 Diğer yandan Blockchain’deki verilerin bir kağıda basılıp imzalanması hâlinde senetten söz edilebilir.

48 Bu kişinin kimliğinin tespit edilememesi söz konusu olabilir. Blockchain teknolojisinin ispat hukukunda kullanılmasında bu hususun göz önünde bulundurulması gerekir.

49 Şüphesiz ki (güvenli) elektronik imzanın önemli fonksiyonlarından biri de imza sahibi kişinin kimliğinin tespit edilebilmesidir.

50 Körner/Marijanovic, s. 218.

51 Kuru, s. 370-371; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 375, N. 1639.

52 Aynı yönde bkz. Körner/Marijanovic, s. 215.

53 Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 346, N. 1515.

54 Kanunda öngörülen hâkim tarafından bilirkişi tayin edilmesinin zorunlu olduğu hâller için bkz. Kuru, s. 410.

55 Bilge/Önen, s. 539; Kuru, s. 412.

56 Postacıoğlu, s. 652; Bilge/Önen, s. 538; Üstündağ, s. 740; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 353, N. 1542; Tanrıver, s. 976; Budak/Karaaslan, s. 243, N. 66.

57 Bilge/Önen, s. 550; Tanrıver, s. 976.

58 Hâkimin bilirkişi raporu üzerindeki takdir hakkının genişliğine ilişkin değerlendirme için bkz. Üstündağ, s. 752 vd.

59 Ancak tekrar belirtelim ki, kural olarak, bu adreslerin (açık anahtarların) kime ait olduğu Blockchain sisteminden anlaşılmamaktadır.

60 Körner/Marijanovic, s. 216.

61 Körner/Marijanovic, s. 216.

62 Körner/Marijanovic, s. 216.

63 Körner/Marijanovic, s. 218.

64 Körner/Marijanovic, s. 217.

65 Körner/Marijanovic, s. 219.

KAYNAKÇA

Alangoya, H. Y./Yıldırım, M. K./Yıldırım, N. D.: Medenî Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2011.

Albayrak, H.: Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yaklaşık İspat, Ankara 2013.

Bilgili, F./Cengil, M. F.: “İcra ve İflas Hukuku Yönüyle Kripto Paralara İlişkin Bazı Meseleler”, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 1, Haziran 2019, s. 99- 109 (İcra ve İflas).

Bilgili, F./Cengil, M. F.: “Bitcoin Özelinde Kripto Paraların Eşya Niteliği Sorunu”, https://www.academia.edu/39994839/BITCOIN_%C3%96ZEL%C4%B0NDE_KR%C4%B0 PTO_PARALARIN_E%C5%9EYA_N%C4%B0TEL%C4%B0%C4%9E%C4%B0_SORUN U_THE_QUESTION_OF_PROPERTY_QUALIFICATION_OF_CRYPTOCURRENCIES_ SPECIFIC_TO_BITCOIN (Eşya Niteliği).

Bonaiuti, G.: “Economic Issues on M-Payments and Bitcoin”, Bitcoin and Mobile Payments, London 2016.

Budak, A. C./Karaaslan, V.: Medenî Usul Hukuku, Ankara 2018.
Cognizant: “Blockchain in Banking: A Measured Approach”, s. 3, https://www.cognizant.com/whitepapers/Blockchain-in-Banking-A-Measured-Approach- codex1809.pdf.

Crosby, M./Nachiappan/Pattanayak, P./Verma, S./Kalyanaraman, V.: “Blockchain Technology: Beyond Bitcoin”, Sutardja Center for Entrepreneurship & Technology Technical Report, California Ekim 2015.

Dedeoğlu, D.: A’dan Z’ye Blockchain, İstanbul 2019.

Güven, V./Şahinöz, E.: Blokzincir Kripto Paralar Bitcoin, İstanbul Kasım 2018.

Halaburda, H./Sarvary, M.: Beyond Bitcoin, The Economics of Digital Currencies, London 2016.

Konuralp, H.: Medenî Usul Hukukunda İspat Kurallarının Zorlanan Sınırları, Ankara 2009.

Körner, A./Marijanovic, I.: “Beweis des Vertragsschlusses über das Internet im Zivilprozess Die Blockchain-Technologie als Hilfsmittel”, Von A wie Arbitration über T wie Transport bis Z wie Zivilprozess Liber discipulorum für Professor Dr. Andreas Furrer zum 55. Geburtstag, Bern 2018.

Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul 2016.

Mendi, F./ Çabuk, A.: “Bitcoin’in Arkasındaki Güç: Blockchain”, GSI Journals Serie C: Advancements in Information Sciences and Technologies, C. 1, S. 1, 2018.

Nebil, F. S.: Bitcoin ve Kripto Paralar, İstanbul 2018.

Postacıoğlu, İ. E.: Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975.

Rozenfeld, M.: “Getting Linked to the Blockchain”, http://theinstitute.ieee.org/technology- topics/computing/getting-linked-to-the-blockchain .

Singhal, B./Dhameja, G./ Panda, P. S.): Beginning Blockchain, New York 2018.

Tanrıver, S.: Medenî Usûl Hukuku, C. I, Ankara 2018.

Tomrukçu, T.: “Blockchain Teknolojisi ve Fikrî Mülkiyet Hukuku Alanında Getirdiği Yenilikler ve Kolaylıklar”, Terazi, C. 14, S. 152, s. 827-836.

Topaloğlu, M.: “Elektronik Ticarette Ödeme Sistemleri: Kredi Kartları, Elektronik Para, Elektronik Çek”, Terazi, C. 12, S. 130, Haziran 2017, s. 70-80.

Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, İstanbul 2000.

Verma, A. K./ Garg A.: “Blockchain: An Analysıs On Next-Generation Internet”, International Journal of Advanced Research in Computer Science, Volume 8, No. 8, September-October 2017.

Sermaye Şirketleri Hukukunda Güncel Gelişmeler Sempozyumu – 19 Haziran 2019 Çarşamba

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından organize edilen “Sermaye Şirketleri Hukukunda Güncel Gelişmeler” başlıklı Sempozyum, 19 Haziran 2019 Çarşamba günü 08:30-17:30 saatleri arasında gerçekleştirilecektir.

Sempozyum Yeri: Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, Ord. Prof. Dr. Nihad Sayar Konferans Salonu, Küçük Ayasofya Mah., Sultan Ahmet Parkı, No:2, Fatih/İstanbul

Etkinlik herkese açık olup katılım ücretsizdir.

PROGRAM

08:30 – 09:00 AÇILIŞ KONUŞMALARI

  • Prof. Dr. Mustafa Çelen (Marmara Üniversitesi Rektör Yardımcısı)
  • Prof. Dr. Serap Helvacı (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı)
  • Prof. Dr. Murat Alışkan (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

I. OTURUM (09:00-10:30)
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Merih Kemal Omağ
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Sigorta Şirketleri Bakımından Zorunlu Arabuluculuk Sisteminin Uygulanması – Dr. Öğr. Üyesi Hanife Doğrusöz Koşut / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Cash Pooling (Nakit Havuzu) Uygulamasında Bağlı Şirket Yönetim Kurulunun Sermayenin Korunması İlkesi Bağlamındaki Yükümlülükleri ve Sorumluluğu – Dr. Funda Özdin / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Anonim Şirket Paylarının Yavru Şirketi Aracılığıyla İktisap Edilmesi: Sorunlar, Saptamalar Ve Öneriler – Dr. Öğr. Üyesi Kadir Baş / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

10:00 – 10:30 : Soru ve Tartışmalar

10:30 – 11:00 : Kahve Arası


II. OTURUM (11:00-12:30)
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Murat Alışkan
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Anonim Şirketlerde Sermaye ve Kanuni Yedek Akçeler Toplamının Belirli Oranlarda Kaybı ve Borca Batıklık Hali, Alınması Gereken Önlemler, Çözüm Önerileri – Doç. Dr. Özlem Karaman Coşgun / Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Anonim Şirketlerde Önemli Miktarda Şirket Varlığının Toptan Satışının Genel Kurul Kararına Bağlanması Üzerine Düşünceler – Dr. Öğr. Üyesi Çiğdem Yatağan Özkan / TOBB ETÜ Hukuk Fakültesi

Anonim Şirket Pay Sahibinin Genel Kurul Dışında Talep Ettiği Bilginin Şirket Yöneticileri Tarafından Genel Kurul Dışında Verilmesinin Sonuçları – Dr. Öğr. Üyesi Halil Ali Dural / Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi

12:00 – 12:30 : Soru ve Tartışmalar

12:30 – 14:00 : Yemek Arası


III. OTURUM (14:00-15:30)
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Ayşe Sumer
Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi

Sermaye Şirketlerinde Kanunî Temsilcilerin-Yöneticilerin Ödenmemiş Prim Borçlarından Sorumluluğu – Prof. Dr. Yusuf Karakoç / Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi

TTK m. 360 Hükmüne Göre Yönetim Kurulunda Temsil Edilme Hakkı Tanınabilecek Gruplar, Hakkın Hukuku Niteliği ve İcrası – Doç. Dr. Cafer Eminoğlu / Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Anonim Şirket Yönetim Kurulunda Müzakerelere Katılma Yasağına Aykırılığın Hukuki Sonuçları – Dr. Öğr. Üyesi Işık Özer / Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi

15:00 – 15:30 : Soru ve Tartışmalar

15:30 – 16:00 : Kahve Arası


IV. OTURUM (16:00-17:30)
Oturum Başkanı: Av. Erkan Daniş
Daniş Hukuk Bürosu

Halka Açık Şirketlerdeki İmtiyazların SPK Tarafından Kaldırılmasına İlişkin Düzenlemenin Analizi – Dr. Ahmet Tok / Sermaye Piyasası Kurumu

Limited Şirkette Müdürün ve Diğer Yöneticilerin Yönetim ve Temsil Yetkilerinin Mahkemece Kaldırılması veya Sınırlandırılması – Dr. Öğr. Üyesi Ali Murat Sevi / İstanbul Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Limited Şirketlerde Ortaklara Getirilen Bağlılık Yükümü ve Rekabet Yasağına ilişkin TTK m. 613 Hükmünün Değerlendirilmesi – Dr. Öğr. Üyesi Ece Deniz Günay – Dr. Gözde Engin Günay / Ankara SBÜ Hukuk Fakültesi

17:00 – 17:30 : Soru ve Tartışmalar

17:30 : Kapanış

Program afişine buradan ulaşabilirsiniz.

Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Azli ve Yetkilerinin Sınırlandırılması – Kayyım

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
E:2017/3136, K: 2019/338, T:15.01.2019

  • Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin azli
  • Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin yetkilerinin sınırlandırılması
  • Kayyım

ÖZET

  • Anonim şirket yönetim kurulu üyelerini azil ve yetkilerinin sınırlandırılması yetkisi münhasıran genel kurula aittir.
  • Mahkemece, davanın tümden reddine karar vermek gerekirken, yönetim kurulunun yetkilerini sınırlandırır biçimde atanan kayyım ile yönetim kurulunun, aynı anda görev yapmalarını sağlayacak temelde hüküm kurulması yerinde olmamıştır.

 

DAVA: Taraflar arasında görülen davada …. 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 18/02/2016 tarih ve 2013/1191-2016/71 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalılar … ve … vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacılar vekili, ortakları olduğu … Özel … A.Ş.’nin davalı yöneticilerin basiretsizliği nedeniyle zarar ettiğini, ana faaliyetlerinin yok edildiğini, şirketin üç ayrı karar defteri olduğunu, bu defterlerin yönetim kurulu başkanının evinde olduğunu, bazı kararların sahte imza ile yahut usule uygun olmayan biçimde alındıklarını, şirkete ait demirbaşların akıbetinin belli olmadığını, genel kurulun devredilemez yetkilerinin davalılardan …’e devredildiğini, şirketin kazanç kaybı içerisinde olduğunu ileri sürerek davalı şirketin yönetimine kayyım atanmasını ve yönetim kurulunun azline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket, … ve …, şirketin mali işlerinin kontrolünün mali müşavirlerde olduğunu, …’in şirkete kurum temsilcisi atamasından sonra davacının ortak olduğunu, şirket defterlerinin öncelikle şirket yapısı değişmesi, daha sonrada davacının eşinin planları neticesinde üçe çıktığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin hali hazırda kâr ettiği, yapılması gereken bazı genel kurul toplantılarının yapılmadığı, şirketin kısa sürede yüksek kâr elde edemeyecek şirketlerden olduğu, yatırım sürecinde uzun vadeli fon temin etmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı şirkete kayyım atanmasına, yönetim kurulu üyelerinin azli talebinin mahkemece karar verilecek hususlardan olmadığından bahisle anılan talebin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar … ve … vekili temyiz etmiştir.

Dava anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin görevden azli, kabul edilmemesi halinde yetkilerinin sınırlandırılması ve şirkete yönetici kayyım atanmasına ilişkin olup; mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Dairemizin 2014/4548 esas 2015/2472 karar 24.02.2015 tarihli kararında da belirtildiği gibi azil yetkisi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirketlere ilişkin 364 ve 408. maddeleri gereği münhasıran genel kurula hasredilmiştir. Bu durumun tek istisnası TTK 334/2 hükmü olup [, …, 2013, s.406-407], somut olayda şirket ortaklarının yöneticilerin azli veya yetkilerinin sınırlandırması amacıyla mahkemeye başvuru hakkı tanıyan bir hükmü bulunmamaktadır. Davacının yasal dayanaktan yoksun talebine karşın, mahkemece, davanın tümden reddine karar vermek gerekirken, yönetim kurulunun yetkilerini sınırlandırır biçimde atanan kayyım ile yönetim kurulunun, aynı anda görev yapmalarını sağlayacak temelde hüküm kurulması yerinde olmamış, hükmün davalılar … ve … lehine bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı … ve … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalılar lehine BOZULMASINA, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden davalılar … ve …’e iadesine, 15/01/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Panel: Türk Hukukunda Şirketler Topluluğu Düzenlemeleri : 14 Aralık 2018 Cuma – 14:00

“Türk Hukukunda Şirketler Topluluğu Düzenlemeleri” başlıklı panel, 14 Aralık 2018 Cuma günü saat 14:00’de Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi Adem Çelik Amfisi’nde gerçekleştirilecektir. 

TÜRK HUKUKUNDA ŞİRKETLER TOPLULUĞU DÜZENLEMELERİ

Oturum Başkanı : Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar

  • Topluluk Şirketlerinde Denkleştirmenin Hukuki Sonuçları
    Prof. Dr. Tekin Memiş
  • Hakim Şirketin Bağlı Şirketin Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğunu Üstlenmesi
    Dr. Öğretim Üyesi Murat Can Atakan
  • Şirketler Topluluğu Hükümlerinin Uygulama Alanı Karşısında Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması
    Dr. Öğretim Üyesi Argun Karamanlıoğlu – Dr. Öğretim Üyesi Esra Hamamcıoğlu

Konut ve Çatılı İşyeri Kira Sözleşmelerinde Döviz ya da Dövize Endeksli Belirlenen Kira Bedelinin 2 Sene Süre ile TL Olarak Ödenmesine İlişkin Bakanlık Örneği

Sözleşme bedeli döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde yer alan bedeller Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8. maddesi kapsamında Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenirken mutabakata varılamaması halinde 2008-32/34 Sayılı Tebliğ’in 8. maddesinin 24. fıkrasının 2. paragrafı kapsamında konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmeleriyle ilgili yapılacak hesaplamaya ilişkin, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2008-32/34)’de 6/10/2018 Tarihinde Yapılan Değişiklik İle İlgili Olarak Sıkça Sorulan Sorular 
(https://hazine.gov.tr/sikca-sorulan-sorular-dovize-endeksli-sozlesmeler)’da yer alan ve
16.10.2018 tarih ve saat 18:17 itibarıyla sitede yer alan örneğin görselleştirilmiş halidir.

Etkinlik: Yürürlüğünün 6. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumu – 12.10.2018

Yürürlüğünün 6. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında
Türk Ticaret Kanunu Sempozyumu

Yer: İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası Doktora Salonu
saat: 09:00 – 17:30
Tarih: 12.10.2018 Cuma

Açılış Kokteyli (09:00 – 09:30)

Açılış Konuşmaları (09:30 – 10:00)

1. Oturum (10:00-11:15)
Oturum Başkanı : Prof. Dr. Abuzer Kendigelen
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı

Acentelik ve Tek Satıcılık ile Benzeri Diğer Tekel Hakkı Veren Sürekli Sözleşme İlişkilerinin Sona Ermesi Halinde Denkleştirme İstemi (TK 122)
Prof. Dr. Arslan Kaya
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Anonim Şirket Yönetim Kurulu Toplantı ve Kararları (TK 390-391)
Prof. Dr. Füsun Nomer Ertan
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Anonim Şirket Hisse Devri (TK 489-498)
Doç. Dr. Ali Paslı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Tartışma (11:15-12:00)
Öğle Arası (12:00-14:00)

…………………………………………….

2. Oturum (14:00-14:50)
Oturum Başkanı : Ahmet Özgan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanı

Yargıtay Kararları Işığında Limited Şirketlerde Önemli Miktarda Aktiflerin Devri
Ayşe Albayrak Doğan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Üyesi

Limited Şirket Ortaklığından Çıkma ve Çıkarılma (TK 638-642)
Mehmet Umur Tarhan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Üyesi

Tartışma (14:50-15:30)
Ara (15:30-16:00)

…………………………………………….

3. Oturum (16:00-16:50)
Oturum Başkanı : Hafize Gülgün Vuraloğlu
Yargıtay Hukuk Genel Kurul Üyesi

Taşıma Hukukuna İlişkin Güncel Bazı Kararların Değerlendirilmesi
Dr. Öğr. Üyesi Fatih Aydoğan
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Yargıtay Kararları Işığında Sermaye Şirketlerinde Usul Hukuku Sorunları
Prof. Dr. Mehmet Helvacı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Tartışma (16:50-17:30)
Kapanış

Limited Şirket Hisse Haczi – Hakan Albayrak

LİMİTED ŞİRKET HİSSE (Ortaklık Payı) HACZİ[1]

(Limited Şirket Ortağının Şahsi Alacaklısının Alacağını TTK m. 133 Kapsamında Alma Yöntemleri)

*Bu makale “Türk Ticaret Kanunu’nun 5. Yıl Sempozyumu Hakem Denetiminden Geçmiş Tebliğler Kitabında”, (Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, Mayıs 2018, Ankara) yayınlanmış bir makaledir. Lütfen atıfları ilgili kitaptan yapınız.  PDF formatındaki metne buradan ulaşabilirsiniz. 

Özet

Makalemizde özellikle limited şirket ortağının şahsi alacaklısının alacağını TTK m. 133 çerçevesinde alabilme imkânları incelenecektir. Öncelikle genel olarak şahıs şirketleri ile sermaye şirketlerinde hisse haczinin temel özellikleri ve TTK m. 133/2 ile getirilen değişikliklere değinilecektir. Daha sonra, bir alacaklının TTK m. 133 çerçevesinde bir limited şirket ortağından alacağını alma yöntemlerine bakılarak özellikle çıplak pay haczi konusu ayrıntılı olarak değerlendirilecektir. Çıplak payın haczinin kapsamına nelerin girdiği, çıplak payın haciz usulü ve hissenin cebri icra yolu ile satılması üzerine şirketin TTK m. 596 kapsamında haklarının neler olduğu incelenmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler

Limited şirket, çıplak pay, haciz, İİK m. 89, İİK m. 94.

 

Giriş

Ticaret Kanunu’muzda 573 ve 644. maddeleri arasında düzenlenen limited şirket, ülkemizin ticari hayatında, önemli bir yer tutmakta olup ülkemizin en yaygın şirket türünü oluşturmaktadır. Limited şirketlerin anonim şirketlere nazaran daha az sermaye gerektirmesi, basit yönetim şekline sahip olması, kişisel unsurları koruması ve şirket borçlarından dolayı şirket malvarlığı ile sorumlu olunması bunun en önemli sebepleri arasında yer almaktadır[2].

Limited şirketin tanımı ve esas özelliklerine ilişkin açıklamalar, TTK m. 573’te yapılmıştır. Buna göre; “(1)Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur. (2) Ortaklar, şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler. (3) Limited şirket, kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilir.”

Limited şirketler ile ilgili son yasal değişiklikler sonucunda limited şirketler, anonim şirketlere yaklaşmıştır[3]. Yeni sistemde limited şirketler, adeta “küçük anonim şirket” niteliğine bürünmüştür[4]. Bu husus özellikle limited şirket hisse haczi ve satışında görülmektedir. Limited şirket hisse haczinde 6102 sayılı Ticaret Kanunu ile önemli değişiklikler olmuştur. Limited şirket hisse haczine ilişkin düzenlemeler daha önce şahıs şirketi hisse haczi düzenlemesine yakınken mevut düzenleme, limited şirket hisse haczini anonim şirket hisse haczine yaklaştırmıştır.

A- Genel Olarak Şahıs Şirketleri ve Sermaye Şirketlerinde Hisse Haczinin Temel Özellikleri

Bir alacaklının, aynı zamanda bir şirket ortağı konumunda olan borçlusundan olan alacağına ilişkin olarak, şirkete hangi ilke ve esaslar çerçevesinde başvurabileceği “Ortakların kişisel alacaklıları” başlıklı TTK’nın 133. maddesinde düzenlenmiştir. Burada temel olarak şirket türüne göre bir ayrım yapılmıştır.

TTK’nın 133’üncü maddesinin birinci fıkrası şahıs şirketlerinde ortakların kişisel alacaklılarının alacaklarını ortaklıktan nasıl alabileceğini düzenlemiştir. Buna göre “(1) Bir şahıs şirketi devam ettiği sürece ortaklardan birinin kişisel alacaklısı, hakkını şirketin bilançosu gereğince o ortağa düşen kâr payından ve şirket fesholunmuşsa tasfiye payından alabilir. Henüz bilanço düzenlenmemişse alacaklı bilançonun düzenlenmesi sonucunda borçluya düşecek kâr ve tasfiye payı üzerine haciz koydurabilir.”. Bunun dışında elbette TTK m. 133/IV’e göre şahsi alacaklılar, ortağın şirket dışındaki malvarlığına genel hükümlere göre de başvurma hakkına sahiptir. Dolayısıyla bir şahıs şirketi türünde ortaklardan birisinin kişisel alacaklısı, alacağını o ortağa düşecek kâr payından veya ortaklık sona ermiş ve tasfiye aşamasına geçmiş ise tasfiye payından alabilecektir. Alacaklının doğrudan haciz ve satış uygulayabileceği bir ortaklık payı bulunmayacaktır. Bu kural, kollektif şirketlerde “haciz ve şirketin feshini isteme” başlıklı TTK m. 249 ile birlikte yorumlanmalıdır. Buna göre, şahıs şirketlerinde alacaklı, öncelikle ortağın kâr payına ve şahsi mallarına haciz koydurabilir. Bunlar borcu karşılamaz ise, şahsi alacaklı, tasfiye sonucundan borçlu ortağa düşecek paya haciz koydurmaya ve altı ay önce ihbarda bulunmak ve hesap yılı sonu için hüküm ifade etmek üzere, mahkemeden ortaklığın feshini istemeye yetkilidir. Mahkemece feshe karar verilmeden önce borcun ortaklık veya diğer ortaklarca ödenmesi durumunda fesih davası düşer. Bu ilke ve esaslar TTK m. 328 gereğince adi komandit şirketlerde de uygulanır[5]. Görüldüğü üzere, şahıs şirketlerinde güven unsurunun önemli olması nedeniyle çıplak payın haczi ve satışı suretiyle üçüncü bir kişinin doğrudan şahıs şirketlerine ortak olması istenmemiş, bunun yerine alacaklının kâr payına yahut şirketin tasfiyesi suretiyle borçlu ortağa düşecek olan tasfiye payına haciz koydurabileceği düzenlenmiştir.

TTK’nın 133. maddesinin ikinci fıkrası ise sermaye şirketlerinde ortakların kişisel alacaklılarının alacaklarını ortaklıktan nasıl alabileceğini düzenlemiştir. Buna göre; “(2) Sermaye şirketlerinde alacaklılar, alacaklarını, o ortağa düşen kâr veya tasfiye payından almak yanında, borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler. Haciz, istek üzerine, pay defterine işlenir.”. Sermaye ortaklıklarında alacaklıların kollektif ve komandit şirketlerde olduğu gibi, ortaklığın feshini isteme olanakları yoktur[6].

Limited şirketler de sermaye şirketi olması nedeniyle TTK’nın 133. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tabi olacağı açıktır. Bu husus, özellikle eski 6762 sayılı Ticaret Kanunu düzenlemesinden oldukça farklıdır. Çünkü 6762 sayılı Ticaret Kanunu döneminde alacaklının tıpkı şahıs şirketlerinde olduğu gibi şirketin feshini talep etmesi gerekmekteydi. Alacaklı, tasfiye sonucunda borçlu ortağa düşecek tasfiye payından alacağını elde edebilme imkânına sahipti. Dolayısıyla, esasen bu ihtimalde haczedilen ortaklık payı değil tasfiye payı olmaktaydı[7]. İşte yeni düzenleme, limited şirketlerde doğrudan ortaklık payının haczine ve satışına izin vermesi nedeniyle önem arz etmekte ve bu yönüyle aslında anonim şirketlerde çıplak payın haczi ve satışına benzemektedir. Dolayısıyla anonim şirketlerde çıplak payın haczi için doktrinde yazılan eserlerin ve yargı içtihatlarının, limited şirket hisse haczi için de limited şirketin bünyesine uyduğu ölçüde uygulanma imkânı bulabileceği kanaatindeyiz.

B- Limited Şirket Ortağının Şahsi Alacaklısının Alacağını Alma Yöntemleri

Hem şahıs hem de sermaye şirketine ortak olanların şahsi alacaklıları TTK’nın 133. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “(3) Bunun dışında, alacaklılar, tüm ticaret şirketlerinde alacaklarını, ortağın şirketten olan diğer alacaklarından da alabilme ve bunun için haciz yaptırabilme yetkisini de haizdir.”. TTK’nın 133. maddesinin dördüncü fıkrası ise, “(4) Yukarıdaki hükümler borçlu ortakların şirket dışındaki mallarına alacaklıların başvurmalarına engel olmaz.” hükümlerini içermektedir. ,

Bu hükümler çerçevesinde limited şirket ortağının şahsi alacaklısı alacağını şu şekillerde alabilme imkânına sahiptir;

  • Ortağın şahsi malvarlığından (TTK m. 133/4)
  • Kâr payından (TTK m. 133/2)
  • Ortaklık payından (TTK m. 133/2)
  • Tasfiye payından (TTK m. 133/2)
  • Ortağın şirketten olan diğer alacaklarından (TTK m. 133/3)

 

İncelememizi yaparken öncelikle limited şirket ortağının şahsi alacaklısının alacağını nasıl alabileceğine dayalı olarak bir inceleme yapacağız, bu incelemede özellikle ortaklık payının haczinin kapsamı ve usulü üzerinde duracağız. Ayrıca hacizli ortaklık payının satışının göstermiş olduğu özelliklere de değineceğiz.

I- Ortağın Şahsi Malvarlığına Başvurma Hakkı

Belirtmiş olduğumuz gibi TTK’nın 133. maddesinin dördüncü fıkrasına göre, borçlu ortakların şirket dışındaki mallarına alacaklıların başvurma hakkı saklıdır. Dolayısıyla borçlu ortağın alacaklıları limited şirket ortağının kâr payı, ortaklık payı ve tasfiye payının yanında genel hükümlere göre borçlu ortağın şahsi malvarlığına başvurma imkânına da sahiptir.

Aslında bu düzenlemeye gerek dahi yoktur. Alacaklıların bu haklarının mevcut olması eşyanın tabiatı gereğidir. Elbette ki alacaklılar, alacaklarını, borçlu ortağın şirket ortaklığı dışında kalan haklarından alabileceklerdir.

II- Kâr Payına Başvurma Hakkı

Limited şirketlerde temel amaç, kâr elde etmek ve elde edilen kârı ortaklar arasında paylaştırmaktır[8]. Limited şirket ortaklarının kâr payı alma hakları TTK m. 608’de düzenlenmiştir. Buna göre kâr payı, sadece net dönem kârından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabilir. Doğal olarak limited şirketlerde TTK m. 133/2’ye göre kâr payı hakkı da haczin kapsamı içinde olup limited şirket ortağının şahsi alacaklısı, alacağını borçlunun şirketten olan kâr payını haczettirmek suretiyle de alabilir.

Kâr payının haczi ile ilgili konumuz kapsamında iki temel sorun vardır. Birincisi, ortaklık payının haczinin kâr payını da kapsayıp kapsamadığı, diğeri ise kâr payının haczinin nasıl gerçekleştirilebileceğidir. Bu sorulara ortaklık payının haczinde değinilecektir.

III- Ortaklık Payına Başvurma Hakkı (TTK m. 133/2)

Limited şirket hisse haczi ile ilgili getirilen önemli değişiklik, artık limited şirket hissesinin de ayrı olarak haczedilebilmesi ve şirketin feshi istenmeden satılabilecek olmasıdır. TTK m. 133/2’de bu durum açıkça belirtilmiştir. Buna göre; “Borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler” hükmü limited şirket hisse hacizleri bakımından yeni bir hükümdür. Dolayısıyla limited şirket hisse hacizlerinde durum, anonim şirket hisse hacizlerindeki çıplak payın haczine benzemiştir. Bu nedenle anonim şirketlerde çıplak payların hacizlerine ilişkin doktrindeki görüşler ve yargı içtihatları, bünyesine uygun olduğu ölçüde limited şirket hisse hacizlerinde de uygulama olanağı bulabilecektir.

Limited şirket hisse hacizlerine ilişkin olarak tartışılması gereken hususlar şunlardır; ilk olarak, çıplak payın haczinin kapsamının ne olacağı tartışılmalıdır. Bu açıdan hem malvarlıksal haklar bakımından hem de yönetimsel haklar bakımından bu kapsamın belirlenmesi gerekir. İkinci olarak çıplak payın haczedilmesinde usulün tespiti gerekir. Üçüncü olarak haczedilen bu payın satışının nasıl gerçekleştirileceği ve limited şirketin haklarının ne olacağı hususlarıdır.

1- Hisse (Ortaklık Payı) Haczinin Kapsamı

Limited şirketlerde hissenin haczedilmesi üzerine bu haczin pay sahibinin hangi hakları üzerinde, ne tür kısıtlamalara neden olacağı ve bu haczin kapsamının ne olacağının öncelikle değerlendirilmesi gerekir. Bu bağlamda, pay sahibinin çıplak payının haczinin kapsamını malvarlıksal haklar bakımından ve yönetimsel haklar bakımından incelemeye çalışacağız.

a. Malvarlıksal Haklar Bakımından Ortaklık Payının Haczinin Kapsamı

aa. Kâr Payı Hakkı

Limited şirket hisse haczinin malvarlıksal haklar bakımından ilk incelenmesi gereken kapsamı kâr payı alma hakkıdır. Çözülmesi gereken ilk sorun, ortaklık payının haczinin kâr payını kapsayıp kapsamadığı ve bu çerçevede müstakbel bir alacak hakkı olan kâr payının ayrı olarak haczinin mümkün olup olmadığıdır.

Kâr payı, payın hukuki semeresidir[9]. Burada tartışılması gereken husus kâr payı haczinin niteliği ile bu belirlenen niteliğe göre haczin kapsamına bu semerenin girip giremeyeceğidir. Kâr payı, ortağın limited şirkette olan payı karşılığı hak ettiği bir alacak hakkı niteliğindedir. Alacak hakkı ise İİK m. 106/2 gereğince taşınır hükmündedir. Dolayısıyla kâr payı haczi ve satışı taşınır hükümlerine tabidir. Ayrıca TTK m. 133/2’de “Borçlularına ait olan, senede bağlanmış veya bağlanmamış payların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun taşınırlara ilişkin hükümleri uyarınca haczedilmesini ve paraya çevrilmesini isteyebilirler” hükmü karşısında taşınır hükümlerinin uygulama bulacağında tereddüt etmemek gerekir. Bu çerçevede, taşınır hacizlerinde haczin kapsamına semerenin girip girmeyeceğinin tartışılması gerekir. Taşınır malların haczinde taşınır malların semeresinin haciz sırasında aksi belirtilmiş olmadıkça, kural olarak haczin kapsamına girmediğinden, icra müdürünün hacizli malı idare yetkisi, semereleri tahsil yetkisini içermez[10].  Kural bu olmakla birlikte doktrinde bir görüş, İİK m. 92’de yer alan “Bir taşınmazın haczi hasılat ve menfaatlerine de şamildir. Haciz, taşınmaz kendilerine rehnedilmiş olan alacaklıların haklarına helal getirmez” şeklindeki düzenlemenin, taşınır hacizlerinde de uygulanması gerektiği şeklindedir[11]. Ancak bu görüş doktrinde eleştirilmiştir. İİK m. 92 hükmünün kıyasen şirket hisselerinin haczinde de uygulanması gerektiği görüşüne, kâr payı hakkının da taşınır niteliğinde olması ve İİK m. 92’nin taşınmazlar hakkında uygulama bulan istisnai bir hüküm olması, haczin intifa hakkından farklı olarak alacaklıya kullanma ve semerelerden yararlanma hakkını vermemesi nedenleriyle kabul edilemez olarak görülmüş ve kâr payının hisse haczi kapsamına girmediği belirtilmiştir[12].

Doktrinde bir başka görüş de ortaklık payının haczinin kâr payını da kapsaması gerektiği yönündedir.  Bu görüşe göre, kâr payı, ortaklık sıfatından kaynaklanan ve şirket hissesine bağlı bir haktır. Hisse haczinin konusu olarak ortaklık ilişkisinden doğan hak ve yükümlülüklerin tamamının anlaşılması gerektiği için borçlu ortağın şirket hissesinin haczedilmesi halinde, ortağın kâr hakkının da haczin kapsamına girmesi gerekir. Ancak şirket hissesinin haczinden önce oluşan kârı talep hakkı, ortağın hissesinden bağımsız hale gelip bir alacak hakkına dönüştüğü için hisse haczinin kapsamına girmemelidir[13].

Alman hukukunda müşterek hukukun da etkisiyle haciz, rehin hakkına benzetilmektedir[14]. Bu çerçevede haczin kapsamına, ortağın şirketten çıkması veya çıkarılması halinde ödenecek tazminatın gireceği ancak kâr payının girmeyeceği savunulmuştur[15].  Bu hususta Alman hukukunda da aksi görüş mevcuttur. Buna göre, haczin şirket hissesinin haczinden sonra muaccel olan ve şirket ilişkisinden doğan tüm talepleri de kapsayacağı, bu nedenle hem tasfiye payının hem de kâr payının haczin kapsamı içerisinde olması gerektiği savunulmaktadır[16].

Yargıtay, anonim şirketlerde pay senedinin haczi ile ilgili vermiş olduğu bir kararda hisse haczinin kapsamına kâr hakkının da girdiğine hükmetmiştir. Söz konusu karara göre; “Anonim şirketlerde pay senedinin haczi İİK’nın 88’inci maddesine göre, payı temsil eden kıymetli evrak niteliğinde olan hisse senedine el konulmak suretiyle haczedilebilir. Bu şekilde haczedilen pay karşılığında, borçlu ortağa ödenecek olan kar payı da haczedilir”[17].

Kanaatimize göre, TTK m. 133/2 hükmüne göre kâr payı, tasfiye payı ve ortaklık payı ayrı ayrı haczin konuları içerisinde olabilmektedir. Bu hükümle kastedilen, alacaklının sadece kâr payının veya şirket tasfiye halinde ise tasfiye payının da haczedebileceğidir. Dolayısıyla kanunun kastettiği, kâr payının ayrı olarak da haczedilebileceğidir. Yoksa çıplak payın haczinin kapsamı dışında olduğunu belirtmek değildir. Alacaklı ayrı olarak, sadece kâr payını İİK m. 89 hükmüne dayalı olarak haczedebilir. Ancak kanaatimiz, limited şirketlerde hisse haczinin kapsamına hissenin en önemli malvarlığı hakkı olan kâr payının da girmesi gerektiğidir. Bu şekilde birçok sorun daha kolay şekilde halledilebilecektir. Aksi halde alacaklı, hisse haczini gerçekleştirdikten sonra ayrıca kâr payının haczini de İİK m. 89 hükmüne göre gerçekleştirmek zorunda kalacaktır. Bir an için hissenin haczedildiğini ancak kâr payının da bir başkası tarafından haczedildiğini düşündüğümüzde, hisse haczini gerçekleştiren taraf o hisseye düşecek kâr payından bir şey alamazken kâr payını haczettiren tarafın alacağını kâr payından alabilmesi söz konusu olacaktır. Dolayısıyla hacizli bir çıplak pay söz konusu iken o hisseye düşecek kârın bir başkası tarafından alınması durumu ortaya çıkacaktır. Doktrinde bunu önlemek için, alacaklıların talebi üzerine şirket hisse hacizlerinde (çıplak payın haczinde) şirkete gönderilen haciz ihbarnamelerine, kâr payının da haczedildiğini, bundan sonra borçluya ödenecek olan kâr payının icra dairesine ödenmesi gerektiği yazdırılması önerilmiştir[18]. Bu şekilde gönderilen bir ihbarname sonucunda da elbette hem çıplak pay hem de kâr payı haczin kapsamı içerisine girmektedir. Zaten yapılan bu teorik tartışma uygulamada çoğu kez bu nedenle bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü hisse haczinin yapılması esnasında şirkete gönderilen haciz ihbarnamesine kâr payının da haczedildiği yazılmaktadır. Ancak uygulamadaki bu çözümden öte, kâr payının hissenin ayrılmaz bir parçası olduğunun kabulü suretiyle hisse haczinin kapsamına sokulması, daha pratik ve tutarlı bir çözüm olacak ve birçok sorunun önüne geçilmiş olacaktır. Örneğin kâr payı haczinin çıplak payın haczinin kapsamına girmediğinin kabulü halinde kâr payının İİK m. 89 hükümlerine göre ayrıca haczedilmesi gerekecektir. Ancak çıplak payın haczinin kâr payını kapsadığı kabul edilirse, bu durumda çıplak payın İİK m.94’e göre haczi zaten kâr payını kapsadığından ayrıca İİK m. 89’a göre haciz gerekmeyecektir.

Teorik olarak yapılan bu tartışmanın önemi öncelik hakkında söz konusu olabilecektir. Özellikle iki alacaklıdan birisinin sadece çıplak payı haczettirdiği ancak kâr payı haczine ilişkin ihbarnamede böyle bir ibarenin olmadığını, bir başka alacaklının ise özellikle daha sonraki bir tarihte kâr payını haczettirdiği (ister çıplak pay ile birlikte ister ayrı olarak) ihtimalinde çıplak payın haczinin kapsamı önem arz edecektir. İşte bu durumda, kâr payının çıplak pay haczi kapsamına girdiği kabul edilirse, önceki tarihli çıplak pay haczi sahibine ödeme yapılması gerekecektir. Aksi halde ise, bu ihtimalde, kâr payı haczine öncelik verilmesi gerekecektir. Dolayısıyla teorik tartışmanın önemi, özellikle bu öncelik hakkının belirlenmesinde (ve çıplak pay haczinde kâr payının da haczedildiğinin belirtilmediği durumda) ortaya çıkacaktır.

Teorik olarak yapılan bu tartışmanın bir başka önemi ise özellikle alacaklının çıplak payın haczini gerçekleştiren ihbarnameyi şirkete tebliğ ettirmesinden sonra ayrıca kâr payını haczettirmek için İİK m. 89 hükmüne başvurmasında söz konusu olabilir. Çünkü alacaklılar, özellikle İİK m. 94’e göre çıplak payın haciz işlemini gerçekleştirdikten sonra (hatta kâr payını kapsayacak şekilde yapılsa dahi)  İİK m. 89 hükmünde yer alan cezai sonuçlardan faydalanmak için ayrıca İİK m. 89’a göre haciz ihbarnamesi tebliğ etme yoluna da gitmektedirler. Eğer çıplak payın haczinin kâr payını da kapsadığı düşünülürse, alacaklıların ayrıca İİK m. 89’a göre cezai sonuçları içeren ihbarname gönderme taleplerinin kanaatimizce icra dairesince reddedilmesi gerekir. Çünkü haczi gerçekleştirilen bir alacağın daha sonra yeniden haczedilmesi durumu ortaya çıkabilir. Bu ise yine öncelik hakkının hangisinde olduğu tartışmasını gündeme getirecektir. Yani, icra dairesi, aynı alacaklının hem çıplak pay haczini hem de İİK m. 89’a göre kâr payı haczini gösteren ihbarnameyi tebliğ ettiğinde ve İİK m. 89 tebliğinin ulaşmasından önce, bir başka alacaklı, şirkete o ortağın hissesine yönelik olarak İİK m. 94’e göre haciz ihbarnamesini tebliğ ettirdiğinde ilk çıplak pay haczini gerçekleştiren taraf, öncelik hakkının kendisinde olduğunu İİK m. 89 ihbarnamesini “çift dikiş” veya “İİK m. 89’un cezai sonuçlarından faydalanmak için gönderdiğini” iddia edecektir. İşte bu durum ise İİK m. 89 hükümlerinin kötüye kullanıldığı, gereksiz masraflara yol açıldığı ve şirketin gereksiz yere hukuken tehdit edildiği sonuçlarına bizi götürecektir. Dolayısıyla gereksiz haciz ihbarnamelerinin önüne geçmek, çıplak payı haczeden tarafın ayrıca İİK m. 89’a başvurma yoluyla İİK m. 89’un haksız olarak kullanılmasını engellemek hatta bunun için çıplak payın haczinden sonra ayrıca İİK m. 89’a göre talep edilen ihbarname taleplerini reddetmek daha pratik ve taraf menfaatlerine daha uygun bir çözüm tarzıdır. Ancak elbette çıplak paydan ayrı olarak kâr payının da haczi mümkündür. Bu açıklamalar, çıplak payın haczinin kâr payını da kapsayıp kapsamadığına ilişkin yapılmıştır.

bb. Tasfiye Payı – Ayrılma Akçesi Hakkı

Tasfiye payı, ortağın şirket sermayesi (ve sermayenin temsil ettiği malvarlığı) üzerindeki beklenen haktır. Şirket faaliyetine devam ettiği veya ortak, şirkette kaldığı sürece talep olunmaz. Bu hak, ancak şirketin sona ermesi halinde yapılan tasfiyenin sonuçlanması ve genel kurul tarafından onaylanan kapanış bilançosunda olumlu bir bakiye kalması koşulu ile muaccel olur. Bir ortağın şirketten ayrılması halinde ise (ayrılmanın türüne göre) işlemin kesinleşmesi üzerine muacceliyet kazanır ( TTK m. 641) ve ayrılan ortağa TTK m. 642’deki koşullara göre ödenir[19].

Görüldüğü üzere şirket devam ettiği sürece veya ortak, ortaklıktan ayrılmadığı sürece bu haklar kullanılamayacaktır. Kanaatimize göre de hisse (ortaklık payı) üzerindeki haciz, tasfiye payı ve ayrılma akçesi üzerinde de devam eder. Sadece şirket tasfiye haline girerse hisse haczi yerini tasfiye hisse haczine bırakır[20]. Başka bir ifadeyle tasfiye sonucunda haczin konusu olan hisse yerine kaim olan değer (sürrogat) söz konusudur[21].

TTK m.133/2’de tasfiye payının da haczin konusu içerisinde olduğu ayrıca zikredilmiştir. Ancak bu lafız ile tasfiye payının ortaklık payının kapsamı içerisinde olmadığının belirtilmesi amaçlanmamıştır. TTK m. 133/2 ile kast edilen, sadece tasfiye payının da haczin kapsamı içerisinde olduğu, şayet şirket tasfiye halinde ise alacaklının bu tasfiye payından alacağını alabilme imkânının mevcut olmasıdır.

cc- Hazırlık Devresi Faizi

Limited ortaklıkta sermaye payları ve ek ödemeleri karşılığında faiz verilemez (TTK m. 609). Bunun nedeni, sermayenin ve ek ödemenin şirketin kâr sağlama ve paylaşma nihai amacına özgülenmiş olmasıdır[22]. TTK 609’uncu maddesi buna özel bir istisna getirmiştir. Buna göre, şirketin kuruluş aşamasında uzunca bir süre kâr elde edemeyeceği öngörülüyorsa sadece bu evre için esas sözleşme ile kararlaştırılmak şartıyla hazırlık dönemi faizi olarak adlandırılan bir faiz ödemesi kararlaştırılabilir (TTK m. 609).

Hazırlık dönemi faizinin de ortaklık payı haczinin kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü kâr payında yapmış olduğumuz açıklamalarda belirtmiş olduğumuz gibi hazırlık devresi faizi de ortaklık payına özgülenmiş olan, ortağın bir alacak hakkıdır. Ortaklık payının haczinin o paya ödenecek olan kâr payını ve benzerlerini kapsaması, ilerde çıkması muhtemel birçok sorunun önüne geçecektir. Aksi takdirde şirketin iç işleyişini bilemeyen alacaklıların hazırlık dönemi faizinin esas sözleşme ile kararlaştırılıp kararlaştırılmadığını bilmeleri çoğu kez mümkün olmayacak ve bu alacağın haczi için ayrıca İİK m. 89 hükümlerine göre işlem yapmaları gerekecektir. Şirket ise ortaklara ödenecek olan kâr payını veya hazırlık dönemi faizini kime ödeyecekleri konusunda tereddüt edecektir. Oysa ortağın ortaklık payı haczedilmiştir. Bu ortaklık payına düşen semerelerin de artık icra dairesine ödenmesi en pratik çözümdür. Şirketin kendisine ortaklık payının haczedildiğine ilişkin gelen ihbarnameleri tek tek inceleyerek nelerin kapsam içerisinde olduğunu araştırması beklenmemelidir. Uygulamada ortaklık payının haczi için gönderilen ihbarnamelerde öyle ifadeler bulunmaktadır ki zaten bizim yapmış olduğumuz bu teorik tartışma çoğu kez anlamını yitirmektedir. Çünkü bu ihbarnamelerde ortağın ortaklık payının haczedildiğini ve ortaklık payına düşen kâr payı veya diğer bütün ödemelerin artık icra dairesine ödenmesi gerektiği ihtarı yer almaktadır. Bütün bu açıklamalar, bu ihtarı göndermede ihmalde bulunmuş veya icra dairesi memurunu doğu yönlendirememiş alacaklılar için sorun teşkil etmektedir. Alacaklıların menfaati alacaklarını alabilmektir. Şirkete gönderilecek ihbarnamelerin içeriği zaten kanunda yazılı değildir. Bu ihbarnamelerin içeriği alacaklılar tarafından talep edilmekte, icra dairesi de bu talep doğrultusunda işlem yapmaktadır. O nedenle hukuku, şekli olarak ihbarname içeriklerine boğmamak gerekir. Basit çözümler ve basit uygulamalar her zaman hakların korunması için daha elverişlidir. O nedenle ortaklık payının haczinin o ortaklık payına isabet edecek olan kâr payı ve hazırlık dönemi faizini ayrıca tasfiye payını da kapsaması gerekir. Bu çözüm tarzının hukuk uygulamasına zarar vermeyeceği bilakis takip ekonomisine fayda sağlayacağı açıktır. Aksinin kabulü halinde ise artık ihbarname içeriklerinden neyin kapsam içerisinde olup olmadığının çok dikkatlice araştırılmasının gerekecektir.  Borçluya birden çok ihbarnamenin tebliğ edilme zorunluluğu doğacaktır. Kar payı haczi için ayrı, ortaklık payı için ayrı, hazırlık dönemi faizi için ayrı ihbarnameler gönderilmesi gerekecektir. Ayrıca  uygulanan ilk haczin hangisinin olduğunun tespiti için daha fazla zahmete girilecektir. Bunların yanında İİK m. 89 gibi -dünyada bu şekilde uygulama örneği olmayan- ağır cezai sonuçları olan bir ihtar sistemi içerisinde şirketlerin de zor durumda bırakılması söz konusu olacaktır.

 dd- Rüçhan (Yeni Pay Alma) Hakkı

Ortakların sermaye artırımlarına esas sermaye payları oranında katılma ve artırılan sermayeden bu oranda yeni pay alma haklarına “rüçhan hakkı” adı verilir (TTK m. 591).  Rüçhan hakkının tanınmasının amacı ortakların korunmasıdır[23]. Bu şekilde, ortakların ortaklıktaki durumlarının kötüleşmesi engellenir ve özellikle azınlık konumundaki ortaklar korunur[24]. TTK m. 591/1’e göre, ortaklık sözleşmesinde veya artırma kararında aksi öngörülmemişse, her ortağın, esas sermaye payı oranında, esas sermayenin artırılmasına katılma hakkı vardır[25].

Rüçhan hakkının doğabilmesi için ortaklık genel kurulu tarafından sermaye artırımı kararı alınarak yeni paylar çıkartılması gerekir. Ortaklığın sermaye artırımına gitmesi, ortakların mali haklarından olan rüçhan hakkını, soyut bir hak olmaktan çıkararak, onu ortaklığa karşı ileri sürülebilen somut bir hak haline dönüştürür[26].

Rüçhan hakkının ortaklık payının haczi kapsamına girip girmediği konusunun sermaye artırımının iç kaynaklardan yapılıp yapılmadığına göre bir ayrım yapılarak incelenmesi gerekir[27]. Buna göre, şirketin sermaye artırımının iç kaynaklardan yapılmasına karar verilmiş ise ortaklar, bu sermaye artırımının tescili ile birlikte ortaya çıkan bu esas sermaye paylarını, sermaye oranlarına göre, bedelsiz olarak kendiliklerinden iktisap ederler. Ortakların bu paylar üzerindeki hakları kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz, bu haktan vazgeçme olanağı da bulunmamaktadır (TTK m. 462/3). Esas sermaye artırımının, mevcut esas sermaye paylarının itibari değerlerinin artırılması suretiyle gerçekleştirilmesi de olanaklıdır. Şayet iç kaynaklardan sermaye artırımı bu yolla gerçekleştiriliyorsa, bu durumda sermaye artırımının tescili ile birlikte, ortakların sahip oldukları esas sermaye paylarının itibari değeri de yükselir[28]. Bu açıklamalar ışığında iç kaynaklarda yapılan sermaye artırımı üzerine oluşan yeni paylar üzerinde rüçhan hakkına sahip olan hacizli pay, bu yeni paylara ortaklık payı oranında kendiliğinden hak sahibi olacağı için haczin kapsamına gireceğinden kuşku duymamak gerekir[29].

Rüçhan hakkının dış kaynaklardan artırılması halinde ise ortakların kanunda belirtilen süre içerisinde bu rüçhan hakkını kullanması gerekir. Yargıtay kararında belirtildiği üzere, bu hak, ortağın tek yanlı ve şirkete yönelteceği irade beyanıyla sonuç doğurur, bu beyan şirketin kabulüne bağlı değildir[30]. Ancak bu durum ortaklara bir yükümlülük yüklemez yani, ortaklar rüçhan hakkını kullanmaya hiçbir şekilde zorlanamazlar[31]. Bu açıklamalar ışığında olaya baktığımızda rüçhan hakkının her ne kadar malvarlıksal bir hak olmasına rağmen bu hakkın pay sahibi ortak dışında o payı haczettiren alacaklı tarafından kullanılması da sıkıntı doğuracaktır. Çünkü borçlu ortak, rüçhan hakkını kullanmaya zorlanamaz. Rüçhan hakkı kullanma yetkisi bizzat borçlu ortağa aittir[32]. Alman doktrininde de somut rüçhan hakkına haciz konulması durumunda, rüçhan hakkının alacaklı tarafından değil, borçlu ortak tarafından kullanılacağı kabul edilmektedir[33]. Ancak borçlu ortağın rüçhan hakkını kullanmak istememesi üzerine veya yeni paylar almak için yeterli parasının olmaması durumunda borçlu ortağın alacaklısının bu hakkı isterse kullanabileceği kabul edilebilir[34].  Bu durumda alacaklı bu hakkı kullanmak isterse rüçhan hakkının değerini ödemek zorunda kalacaktır. Bu durumda borçlu lehine bir pay artışı ve o payın itibari değerinin artışı meydana gelecek ve bu doğal olarak hacizli payın kapsamına girecektir.

b- Yönetimsel Haklar Bakımından Ortaklık Payı Haczinin Kapsamı 

Bu haklar ortaksal haklar olarak da tanımlanmaktadır[35]. Bu haklar ortaklık sıfatından kaynaklanan ve bu sıfata sıkı sıkıya bağlı olan haklardır[36]. Bu haklar genel kurala katılma, oy hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkı olarak değerlendirilebilir.

Genel kurula ortaklık pay defterinde kayıtlı bütün ortaklar katılabilir. Genel kurula katılma hakkı, ortakların elinden alınamayan ve vazgeçilmez haklar arasındadır[37]. Genel kurulda kullanılacak en önemli ortaklık hakkı, oy hakkıdır. Oy hakkına ilişkin temel düzenleme TTK m. 618’de düzenlenmiştir. Ortakların oy hakkı da kural olarak ellerinden alınamayan, vazgeçilmez nitelikte bir ortaklık hakkıdır[38]. Hem Alman[39] hem de Türk doktrininde kabul edilen görüş, genel kurula katılarak konuşma, önerilerde bulunma ve nihayet oy kullanma hakkının pay sahibine ait olduğu, payın haczedilmesi halinde de değişmediği yönündedir[40].

TTK m. 614/1’e göre, her ortak, ortaklık müdürlerinden ortaklığın bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir. Aynı şekilde bilgi edinme ve inceleme hakkı da ortaklık payına sıkı sıkıya bağlı bir hak olup ortaklık hakkının haczi bilgi edinme ve inceleme hakkını kapsamaz.

Bahsetmiş olduğumuz şekilde ana kural bu olsa da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 04.07.2007 tarihli kararında, anonim şirketlerde çıplak payın haczinde muhafaza tedbiri bakımından çok önemli bir karar vermiştir. Bu kararın ilgili kısmı şu şekildedir; “Bu ihbarnamede (bildiride), borçlunun anonim şirketteki çıplak payının haczedildiği, bu haczin pay defterine işlenmesi, ilerde hisse senedi (veya ilmühaber) çıkarılması halinde borçlunun (çıplak) payına düşen hisse senetlerinin (veya ilmühaberlerin) borçluya verilmeyip, icra dairesine (dosyasına) teslim edilmesi, borçluya çıplak pay ile ilgili bütün tebligatın bunda böyle icra dairesine yapılması ve borçlunun muvafakatinin alınması gereken bütün müşterek tasarruflar ve kararlar için borçlu ortak yerine icra dairesinin muvafakatinin alınması gerektiği (anonim şirkete) ihbar edilir (bildirilir). Böylece, borçlunun haczedilen çıplak payı üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlanmış olduğu (İİK m. 86, m. 94/1 c.6) anonim şirkete bildirilmiş ve buna aykırı davranışlara karşı gerekli muhafaza tedbirleri (İİK m.90) alınmış olur.”[41]. Bu karar, aslında haczedilen ortaklık payına ilişkin nasıl bir muhafaza tedbiri alınabileceğini içeren bir karardır. Bu karar, anonim şirket çıplak payı haczi için verilse de bugün için limited şirket çıplak pay haczi bakımından da uygulanabilmesi mümkün bir karardır. Eleştiriye açık bir karardır. Özellikle, yönetimsel yetkilere ilişkin borçlu ortak tarafından verilecek bütün kararların artık icra dairesinin onayı ile alınabileceğini söylemektedir. Burada iki menfaat çatışması vardır. Birinci menfaat alacaklının menfaatidir. Alacaklının alacağını alabilmek için haczettirmiş olduğu ortaklık payının alınacak olan çeşitli kararlar yolu ile engellenmesi veya imkânsız hale getirilmesi mümkündür. İşte bunu engellemek için nasıl bir muhafaza tedbiri alınacağı kanun tarafından düzenlenmemiştir. Bu muhafaza tedbirinin nasıl olması gerektiği sorusunun cevabı da oldukça zordur. Diğer menfaat ise ortağın payının sadece haczedildiği dolayısıyla mülkiyet sahibi ortağın yönetimsel haklarını kullanması gerektiğidir. Yönetimsel hakların yoğun iş yükü altında bulunan icra dairesi tarafından kullanılması fiilen güç olduğu gibi, imkânsızdır.

            Doktrinde de ifade edildiği üzere burada menfaatleri dengeleyen bir muhafaza tedbiri için kanun değişikliğine gidilmesi gerekebilir. Şirket hisse hacizlerinde bir yandan alacaklının menfaatlerini koruyacak diğer yandan ise şirketin genel işleyişine zarar vermeyecek orta bir yol bulunarak, muhafaza tedbiri alınılabileceğine ilişkin bir düzenleme olabilir. Burada haczin etkisinde olduğu gibi alacaklıların zararına neden olacak her türlü işlemin geçersizliği için alacaklının hızlı bir şekilde tedbir ve iptal kararı alabileceği bir sistem düşünülebilir[42].

2- Haczin Usulü

Haczin usulü ile ilgili değinmemiz gereken üç madde vardır. Birinci madde, değerli taşınır şeylerin haciz usulünü ve muhafaza tedbirini düzenleyen İİK’nın 88. maddesidir. İkinci olarak, iştirak halinde tasarruf edilen mallar başlıklı ancak değişiklikler neticesinde başlıkla çok ilgili olmayacak şekilde anonim şirketlerle ilgili çıplak payın da haczini düzenleyen İİK’nın 94. maddesidir. Diğeri ise, borçlunun üçüncü kişilerdeki mal ve alacaklarının haczini düzenleyen İİK’nın 89. maddesidir. İşte limited şirketlerde haczin hangi maddelere dayalı olarak ve nasıl gerçekleştirileceğinin incelenmesi önemlidir. Bu hususları ayrı ayrı incelemeye çalışacağız.

a- Ortaklık Payının (Hissenin) Haczinde İİK’nın 88. Maddesinin Uygulanıp Uygulanamayacağının Değerlendirilmesi

Taşınırlar hakkında haczedilen malların muhafaza tedbirlerinin nasıl yapılacağını gösteren İİK’nın 88 maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir; “Haczolunan paraları, banknotları, hamiline ait senetleri, poliçeler ve sair cirosu kabil senetler ile altın, gümüş ve diğer kıymetli şeyleri icra dairesi muhafaza eder.”. Haczedilen taşınır mallar maddede sayılan değerli şeylerden ise, haczin geçerliliği için bunların haczinden sonra bizzat icra dairesi tarafından muhafaza altına alınması gerekir. Bu tür taşınırlar, sadece haczedilerek üçüncü kişide ya da borçluda bırakılamaz, bırakılırsa haciz geçersizdir. Kıymetli şeylerin icra dairesince el konulmuş olması bunların haczi için geçerlilik şartıdır[43].

Bu kısa açıklamalar doğrultusunda çıplak payın her ne kadar taşınır hükmünde olmasına rağmen İİK’nın 88. maddesine göre haczedilmesi ve muhafaza altına alınması mümkün değildir. Çünkü ortada haczedilebilecek para banknot, hamiline ait senet, poliçe ve sair cirosu kabil senet söz konusu değildir. Limited şirketlerde senede bağlanmış bir ortaklık payı söz konusu değildir.

Limited şirketlerde TTK’nın 593. maddesinin ikinci fıkrası burada tartışılabilir. Hüküm şu şekildedir; “(2) Esas sermaye pay senetleri ispat aracı şeklinde veya nama yazılı olarak düzenlenir. Ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerinin, ağırlaştırılmış veya bütün ortakları kapsayacak biçimde düzenlenmiş rekabet yasağının ve şirket sözleşmesinde öngörülmüş önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım haklarının, bu senetlerde açıkça belirtilmesi gereklidir.”. Bu hükme göre düzenlenen senetlerin niteliği haczin niteliğini de etkileyecektir. Şayet ortada bu madde hükmüne göre düzenlenmiş senetler varsa haciz hangi usulle yapılacaktır? Doktrinde, limited ortaklıkta temel kuralın esas sermaye paylarına ilişkin bir senedin, ancak ortakların ortaklık sıfatını belgeleyen salt bir ispat vasıtası şeklinde olabileceği, limited ortaklıkta ispat vasıtası olarak çıkarılan senetlerin devri yolu ile ortaklık hakkının devredilemeyeceği, normalde nama yazılı senetlerin kanunen emre yazılı olacağı, ciro ile devredilebileceği ancak burada kastedilenin nama yazılı limited ortaklık senedi olduğu kanunen emre yazılı senet mahiyetinde olmadığı[44], dolayısıyla limited ortaklıkta ortaklık payına ilişkin olarak hamile veya emre yazılı senet düzenlenemeyeceği, limited şirketler ortaklık konumunun anonimleştirilmesine izin verilmediği görüşü hakimdir[45]. Zaten kanunun gerekçesinde de benzeri hususlar belirtilmiştir. Bu değerlendirmeler ışığında limited şirketlerde sadece ispat vasıtası şeklinde çıkarılan senetlerin İİK m. 88’e göre haczi bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü bu senetler İİK m. 88’in ifadesi ile ne hamiline ait ne de cirosu kabil bir senet mahiyetinde değillerdir. Ancak doktrinde TOPUZ, aksi görüştedir. Bu görüşe göre, nama yazılı senetler kıymetli evrak niteliğindedir. Nama yazılı senetlerin devri ise, senet zilyetliğinin devri ve alacağın temliki yoluyla yapılır. Şayet limited şirket hissesi için nama yazılı senet çıkarılırsa, borçlunun şirket hissesinin haczi İİK’nın 88. maddesi yoluyla nama yazılı senede el koyularak yapılmalıdır[46].

Kanaatimize göre limited şirketlerde TTK’nın 593’üncü maddesinde belirtilen durumda çıkarılan senetler ispat vasıtası niteliğinde senetlerdir. Kanunda geçen “veya” bağlacı sorun yaratmaktadır. Oysa olması gereken düzenleme “Esas sermaye pay senetleri ispat aracı şeklinde ve nama yazılı olarak düzenlenir.”. Düzenlemeyi bu şekilde anlamak ve uygulamak limited şirketlerin özelliklerine daha uygun bir yorum tarzı olur.  Limited ortaklıkta en önemli hususlardan birisi, özellikle bu ortaklık türü bakımından ortakların şahsının önemli olması nedeniyle payın devrinin güçleştirilmesi ve özellikle sözleşmesel bağlam kurallarıyla daha da zorlaştırılabilmesi hatta yasaklanabilmesidir[47]. Limited şirketlerde ortaklık sıfatının, esas itibariyle anonim ortaklık hisse senetleri gibi, bir kıymetli evraka bağlanması suretiyle ve bunların borsada işlem görerek kolaylıkla devredilebilmeleri, limited şirketlerin özüne aykırıdır. Dolayısıyla limited şirketler bakımından temel kural, esas sermaye paylarına ilişkin bir senedin, ancak ortakların ortaklık sıfatını belgeleyen salt bir ispat senedi şeklinde olmasıdır[48]. Bu açıklamaların ışığında bu şekilde çıkarılan ispat vasıtası niteliğindeki senetlerin İİK’nın 88. maddesine göre haczinin mümkün olmayacağının kabulü gerekir[49].

b. Ortaklık Payının (Hissenin) Haczinde İİK m. 94’ ün Uygulanıp Uygulanamayacağı

Anonim şirketlerde çıplak pay haczi konusu, 17.07.2003 tarih ve 4949 sayılı Kanun ile İİK m. 94’te yapılan değişiklikten önce öğreti ve uygulamada tartışmalara neden olmuştur[50]. Bu değişiklikten sonra uygulamada yaşanan sorunlar büyük ölçüde giderilmiş; haczin tamamlanma anı, alınacak muhafaza tedbirleri kanunda gösterilmiştir. Ancak bu durum da başka tartışmalara neden olmuştur[51].

Burada aslında halledilmesi gereken husus, anonim şirket çıplak pay haczi için öngörülen İİK m. 94 hükmünün limited ortaklık hisse hacizlerinde de uygulanıp uygulanamayacağıdır. Çünkü maddenin ilgili kısmı şu şekildedir; “…Anonim şirketlerde paylar için pay senedi veya pay ilmühaberi çıkarılmamışsa, borçlunun şirketteki payı icra dairesi tarafından şirkete tebliğ olunarak haczedilir. Bu haczin şirket pay defterine işlenmesi zorunludur; ancak haciz, şirket pay defterine işlenmemiş olsa bile şirkete tebliğ tarihinde yapılmış sayılır. Haciz, icra dairesi tarafından tescil edilmek üzere Ticaret Siciline bildirilir. Bu durumda haczedilen payların devri, alacaklının haklarını ihlal ettiği oranda batıldır. Haczedilen payların satışı, taşınır malların satışı usulüne tabidir. Diğer taşınırlarda icra dairesi başkasına devre mani tedbirleri alır.”. Bu metin belirtildiği gibi anonim şirket çıplak pay hacizlerinde yaşanan sorunların çözümü için getirilen bir düzenlemedir. Bu düzenlemenin yapıldığı tarihlerde limited ortaklık pay haczi farklı düzenlemelere sahipti. Limited ortaklığın ancak feshi talep edilmek suretiyle pay haczi (tasfiye payı olarak) mümkündü. Ancak yeni düzenleme ile, limited şirketlerde de çıplak payın şirketin feshini talep etmeye gerek olmaksızın tıpkı anonim şirketlerdeki çıplak pay haczine benzer şekilde yapılabilmesi ve paraya çevrilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu durumda anonim şirketlerde çıplak pay haczine ilişkin sorunları çözmek için değiştirilen İİK m. 94 hükmünün aynen limited şirket çıplak pay hacizlerinde de uygulanıp uygulanamayacağı sorunu vardır. Çünkü madde metninde açıkça anonim şirket lafzı geçmektedir. Kanaatimize göre yasal bir düzenleme yapılana kadar kıyasen İİK m. 94 hükmünün limited şirketlerdeki pay hacizlerinde de kıyasen uygulanması şu an için akla en yakın ve kolay bir çözüm yoludur. Özellikle haczin gerçekleşmiş sayılma anı, haczin yapılış şekli ve alınacak muhafaza tedbirleri konusunda oluşan içtihatlardan ve doktrin görüşlerinden bu şekilde faydalanma olanağı doğacaktır[52].

Bu çerçevede limited şirketlerde çıplak payın haciz anı İİK m. 94’e göre haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihi olmalıdır. İİK m. 94’e göre bu haczin şirket pay defterine işlenmesi zorunludur. Ancak TTK m. 133/2’de “haciz istek üzerine pay defterine işlenir” ibaresi yer almaktadır. Haczin pay defterine işlenmesi haczin geçerliliğini etkilemez[53]. Zira haciz, İİK m. 94/1, c. 4 gereğince anonim şirkete tebliğ tarihinde yapılmış sayılır[54]. Her ne kadar çıplak payın haczi, tebliğ tarihinde yapılmış olsa da haczin şirket nezdinde göz önünde tutulması açısından fayda bulunmaktadır. Özellikle bizim çıplak payın aynı zamanda kâr payını da kapsadığını kabul etmemiz nedeniyle, çıplak payın haczedilmesi halinde çıplak paydan kaynaklanan, kâr payının ödenmesi gibi, hakların getirilerinin borçlu ortağa değil de icra dairesine yapılabilmesi için söz konusu kaydın pay defterine işlenmesinde büyük yarar vardır. Ayrıca çıplak payın haczinin pay defterine işlenmesini engelleyecek bir durum bulunmamaktadır[55]. Bu nedenle, bu defteri eksiksiz ve doğru tutmakla görevli organların sorumluluğu yoluna gidilebilir.

Çıplak payın haczi, icra dairesi tarafından tescil edilmek üzere Ticaret Sicili’ ne bildirilir (İİK m. 94/1, c. 5). Ticaret Sicili’ ne yapılan bildiri ve Ticaret Sicili’ nin yapmış olduğu tescil, birer muhafaza tedbiridir[56]. Bu durumda haczedilen payların devri alacaklının haklarını ihlal ettiği oranda batıldır (İİK m. 94/1, c. 6). Buna göre Ticaret Sicili’ ne çıplak payın haczinin tescil edilmesinden sonra devir söz konusu olursa, çıplak payı devralmış olan üçüncü kişi iyiniyet iddiasında bulunamayacak ve hacizle yükümlü olarak çıplak payı devralacaktır. Ancak kanaatimize göre, Ticaret Sicili’ ne bildirimden önce dahi hacizden sonra ortaklık payının devrinin, alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleştirilecek olması ve şirketin buna onay vermesi gerekeceği için tescilden önce ortaklık payı devredilse bile bu devrin, haciz yüklü olarak gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekir. Çünkü alacakların devrinde iyiniyet korunmamaktadır[57]. Çıplak payın haczinin sicile bildirilmesinin üçüncü kişilerin haklarını koruyucu faydaları da mevcuttur. Doktrinde de belirtildiği üzere “…İİK m. 5 hükmüne göre icra müdürünün bildirimi yapmaması nedeniyle ile ortaya çıkabilecek zararlarda devlet, TTK m. 25/2’ye göre sicil memurunun bildirime rağmen tescili yapmaması nedeniyle ortaya çıkabilecek zararlardan devlet ve ilgili oda (ticaret ve sanayi odası veya ticaret odaları) müteselsilen haksız fiil hükümleri (T BK m.49 vd.) uyarınca sorumlu olacaktır. Devletin ve ilgili kurumların kusuru bulunan memura rücu hakkı saklıdır. Görüldüğü üzere İİK m. 94/1, c. 5 hükmünün hacizden haberdar olmayan üçüncü kişileri koruyucu bir etki taşımaktadır.”[58].

c. Ortaklık Payının (Hissenin) Haczinde İİK m. 89 Hükmünün Uygulanıp Uygulanamayacağı

İİK’nın 89’uncu maddesine göre, “Hâmiline ait olmıyan veya cirosu kâbil bir senede müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra müdürü; borçlu olan hakikî veya hükmî şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödeyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir. (Haciz ihbarnamesi). Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2,3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir.”.

Doktrinde anonim şirket çıplak pay hacizlerinde İİK’ nın 89’uncu maddesinin de İİK m. 94 yanında uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmıştır. Bu tartışmanın sebebi özellikle alacaklıların İİK 94’ün yanında İİK m. 89 hükümlerinden de faydalanmak istemeleridir. Çünkü İİK m. 89 hükmü cezai sonuçlar içeren bir hüküm olup oldukça etkili sonuçları mevcuttur.

İİK m. 89’un amacına bakılması gerekir. İİK m. 89 hükmü, alacaklıların borçlunun üçüncü kişilerdeki mal ve alacaklarının haczini gerçekleştirmelerini sağlamak üzere konulmuş bir hükümdür. Türk İcra ve İflas Kanunu’ nun birçok hükmü zaman içinde birçok değişikliğe uğramıştır. Özellikle İİK’nın 89. maddesi de birçok değişikliğe uğramıştır. Madde orijinal metinden ayrıldıkça tamamen kendine özgü bir hal almış ve ilgili başka maddelerle olan irtibatı da kopmuştur. Buna bağlı olarak da birçok sorun ortaya çıkmıştır.

İİK’ nın 89. maddesinin kaynağı İsviçre İcra ve İflas Kanunu’ nun 99. maddesidir. Bu maddenin tercümesi şu şekildedir: “Hamiline ait yahut cirosu kabil senede müstenit olmayan alacak veya sair bir talep hakkı haczedilirse, icra memuru borçlu olan üçüncü kişiye bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödeyebileceğini bildirir”[59]. Burada üçüncü kişiye yapılan bildirim (ihbar), bir koruma tedbiri mahiyetindedir. Bu madde; Türk İcra ve İflas Kanunu’ nun 89. maddesinin aksine, menkul malların haczinden söz etmemekte ve alacaklının alacağını karşılamak için, borçlunun üçüncü kişilerde bulunan menkul mal ve alacaklarına icra dairesince nasıl el konulacağına ilişkin hususları düzenlememektedir. İsviçre İİK’nın 99. maddesi sadece alacak veya talep haklarının haczinde muhafaza tedbiri olarak ihbarın nasıl yapıldığını düzenlemiştir[60].

Bu anlatımlarımızın amacı İİK m. 89 uygulamasının ülkemizde çok yaygın olarak ve üçüncü kişi konumundakilerin aleyhine uygulanmasıdır. Hatta borçlunun yakın akrabalarına dahi İİK m. 89 ihbarnamesi tebliğ edilmekte, şayet gereken süre içerisinde itiraz edilmez ise üçüncü kişiler adeta haczin borçlusu halinde getirilmektedirler.

Bu açıklamalar ışığında İİK m. 89’un birinci amacı, borçlunun üçüncü kişilerdeki alacaklarının haczini gerçekleştirmektir. Doktrinde anonim şirketlerde çıplak payın İİK m. 89 anlamında “sair talep hakkı” anlamında olduğu, bu nedenle İİK m. 89’a göre haczinin mümkün olduğu belirtilmektedir[61]. Doktrinde bir başka görüş ise; TTK m. 133/2 ve İİK m. 94 hükümleri karşısında çıplak payın haczinde İİK m. 89’un uygulanamayacağını ifade etmektedir[62].

Kanaatimize göre, çıplak pay ne bir alacak hakkıdır ne de İİK m. 89 anlamında taşınır bir maldır. Çıplak payın klasik anlamda bir taşınır olmaması ve uygulamada tereddütlere yol açacak olması nedeniyle, bunun haciz ve özellikle satış usulünün taşınır hükümlerine göre yapılması uygun görülmüştür. Yoksa klasik manada çıplak pay, bir alacak hakkı veya bir taşınır değildir. Çıplak pay, sadece ortaklara ortaklık hakkı sağlamaktadır. Bu ortaklık hakkı çerçevesinde ortak, şirkete karşı mali ve yönetimsel haklara sahip olmaktadır. Çıplak pay bir alacak hakkı olarak değerlendirilemez. Bu nedenle İİK m. 89 hükmü çıplak pay haczinde uygulanamaz. Aksi durum birçok sakıncayı beraberinde getirmektedir. Özellikle çıplak pay haczinin yapılmasından sonra şirkete, çıplak payın haczi için İİK m. 89 anlamında muhafaza tedbiri olarak ve şirketin cezai sonuçlara taraf olabilmesi için yeniden bir ihbarnamenin gönderilmesi uygun değildir. Bu hem İİK m. 89’un kötüye kullanılması anlamına gelmektedir; hem de İİK m.89’un getiriliş amacına aykırıdır. Ayrıca kabul ettiğimiz üzere kâr payı ve tasfiye payı, çıplak payın haczi kapsamı içerisindedir.  Ancak çıplak pay haczi yapılmadan sadece kâr payı veya tasfiye payı haczedilecek ise İİK m. 89 uygulanmalıdır. Çıplak payın İİK m. 94’e göre yapılmasından sonra artık çıplak payın kapsamına girdiğini kabul ettiğimiz diğer mali hakların haczi için de İİK m. 89 uygulanmamalıdır. Bu durum öncelik hakkının kimde olduğuna dair sorunlara yol açmaktadır.  Ancak Yargıtay’ ın anonim şirketlerde çıplak pay hacizlerinde İİK m. 89’ un uygulanabileceğine ilişkin kararları olduğunu belirtmek de isteriz[63]. Belirtmiş olduğumuz gibi bu karara katılmamaktayız.

3- Paraya Çevirme Usulü ve TTK m. 596’nın Değerlendirilmesi

İİK m. 94 ve TTK m. 133/2 hükümleri gereğince haczedilen limited şirket çıplak paylarının paraya çevrilmesi, taşınır hükümlerine göre gerçekleştirilecektir. Taşınır malların satışı ise kural olarak açık artırma usulü ile gerçekleştirilir. Ancak İİK m. 119’ da sayılan hallerden birisinin olması durumunda satış işlemi pazarlık suretiyle de yapılabilir. Alacaklı İİK gereğince çıplak payın satışını, payın haczinden itibaren altı ay içinde istemek zorundadır. Alacaklı, bu altı aylık süre içerisinde satış talebinde bulunmaz ise İİK 110. madde gereğince haciz düşer.

İcra ve İflas Kanunu’ nun 113. maddesine göre alacaklı talep etmeden, borçlu da satış talebinde bulanabilir. Ayrıca haczedilen malın değerinin düşmesi halinde tarafların talebi olmaksızın icra müdürü de satışa resen karar verebilir (İİK m. 113,II). Satış işleminin satış talebinden itibaren nihayet iki ay içerisinde yapılması gerekir (İİK m. 112). Ancak bu düzenleyici bir süredir. Bu nedenle bu sürenin geçmesinden sonra yapılan satış işlemi de geçerlidir.

Önemli olan nokta, şirket hissesinin haczedilmesinden sonra İİK m. 87 gereğince uzman bilirkişilerce hissenin kıymet takdirinin yapılması gerekir[64]. Bu takdirin yapılmaması ihalenin feshi nedenidir[65].

Limited şirket hisse haczi neticesinde, bu hisselerin paraya çevrilmesi durumunda, şirket ve diğer ortaklarının durumunun ne olacağı da Ticaret Kanunu’ nda düzenlenmiştir. İşte bu düzenlemeler de limited şirketlerin karma yapısına uygun düzenlemelerdir. Ticaret Kanunu’ nun 595. maddesine göre esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur. TTK’ nın 596. maddesi ise esas sermaye payının haciz yolu ile devrini düzenlemektedir. Buna göre, “Esas sermaye payının, icra yoluyla geçmesi hallerinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer”.  Ancak kanun koyucu, limited şirketlerdeki ortaklık yapısının özelliklerini düşünerek, -ortaklık ilişkisindeki güven unsurunun önemli olması nedeniyle- bu payları icra yolu ile devir alanların şirkete doğrudan ortak olmasının önüne geçmek için ikinci fıkrayı düzenleme gereği duymuştur. TTK m. 596, II’ye göre; “Şirket, iktisabın öğrenilmesinden itibaren üç ay içinde esas sermaye payının geçtiği kişiyi onaylamayı reddedebilir. Bunun için, şirketin, payları kendi veya ortağı ya da kendisi tarafından gösterilen üçüncü bir kişi hesabına, gerçek değeri üzerinden devralmayı, payın geçtiği kişiye önermesi şarttır”. TTK 596/(4). fıkra gereğince de “Şirket, üç ay içinde esas sermaye payının geçişini açıkça ve yazılı olarak reddetmemişse onayını vermiş sayılır”. Şirkete tanınan bu hakla, haczedilen payın cebri icra yoluyla satılarak yabancı üçüncü bir kişinin şirkete ortak olması engellenmek istenmiştir. Bu düzenleme, şirketin kendisinin veya yine kendisinin belirleyeceği bir üçüncü kişinin veya ortaklardan birinin, payı gerçek değeri üzerinden almasını sağlayacaktır. Dolayısıyla iktisap eden kişinin bu iktisabı kesin değildir. Limited ortaklık payı ve ortaklıktan kaynaklanan haklar ve yükümlülükler, payı iktisap edene geçmiştir; ancak ortaklık böyle bir geçişe engel olabilir[66].           Bu husus aslında limited ortaklık payının cebri artırımda, üçüncü kişi alıcının bu payı almasında tereddüt doğuracaktır. Hatta denilebilir ki, payın cebri icra yolu ile satılması son derece güçtür. Kimse bu şekilde kesin olmayan bir devir ile cebri artırma girmek istemeyecektir.

Tartışılması gereken bir diğer husus, şirket ortaklarından birisinin açık artırmaya bizzat girerek payı alması durumunda şirketin ret hakkı mevcut olacak mıdır? Kanaatimize göre bu durumda şirketin ret hakkı söz konusu olmaz. TTK 596/2’de “Bunun için, şirketin, payları kendi veya ortağı ya da kendisi tarafından gösterilen üçüncü bir kişi hesabına, gerçek değeri üzerinden devralmayı, payın geçtiği kişiye önermesi şarttır”. hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere bu ret hakkı şirket ortağı dışında birisinin şirkete ortak olunmasını engellemek için konuşmuş bir hükümdür.

Ancak belirtmek isteriz ki TTK’ da bu düzenlemeler yer almasına rağmen şirket ortaklarının veya şirketin (TTK m. 612 çerçevesinde)[67] açık artırmaya girerek borçlu ortağın payını almaları daha sonra açık artırmadan payı satın alan alıcıya gerçek değeri teklif etmesinden daha kolay ve pratik bir yol olarak gözükmektedir. Çünkü şirketin (veya bir ortağın) açık artırmaya girerek hisseyi alması durumunda belki de malın kıymet takdiri ile belirlenen bedelinin yarısını ödeyerek hisseye sahip olmaları mümkün olabilecektir. Daha sonra alıcıya gerçek değerin teklif edilmesine karşı hem daha kolay, hem daha ucuz hem de daha pratiktir.

IV- Alacaklının Tasfiye Payından Alacağını Alabilme Yetkisi (TTK m. 133/2)

TTK m.133/2 de belirtildiği üzere tasfiye payının da haczin konusu içerisinde olduğu ayrıca zikredilmiştir. TTK m. 133/2’ de tasfiye payının da haczin kapsamı içerisinde olduğunun belirtilmesi, şayet şirket tasfiye halinde ise alacaklının bu tasfiye payından alacağını alabilme imkanının mevcut olduğunun belirtilmesi açısından önemlidir. Yoksa şirket, tasfiye aşamasında olmadığı sürece zaten çıplak payın haczi, bizim görüşümüze göre tasfiye payını da kapsamaktadır. Dolayısıyla tasfiye aşamasında olsa bile çıplak payın haczi halinde ayrıca tasfiye payının haczine gerek olmayacaktır. Ancak tasfiye payının bir alacak hakkı olması nedeniyle şayet çıplak pay haczedilmemiş ise İİK m. 89’a göre haczedilebileceğini de belirtmek isteriz.

V- Alacaklının Ortağın Şirketten Olan Diğer Alacaklarından Alacağını Alabilme Yetkisi (TTK m. 133/3)

Limited şirket ortağından alacaklı olan şahıs, alacağını aynı zamanda ortağın şirketten olan diğer alacaklarından da tahsil edebilir. TTK m. 133/3 “(3) Bunun dışında, alacaklılar, tüm ticaret şirketlerinde alacaklarını, ortağın şirketten olan diğer alacaklarından da alabilme ve bunun için haciz yaptırabilme yetkisini de haizdir.” Buna ilişkin haczin İİK m. 89 hükmüne göre yapılması mümkündür. Örneğin bir alacaklının, ortağın şirketten olan ayrılma akçesi üzerinde haciz uygulanması mümkündür.  

Sonuç

Makalede vardığımız sonuçlar şu şekildedir;

  1. TTK’ nın 133. maddesinin ikinci fıkrası ile limited şirket haczine ilişkin önemli bir değişiklik meydana gelmiştir. Buna göre limited şirket ortak payları (hisseleri) artık şirketin feshi istenmeden haczedilebilecektir.
  2. Limited şirket ortaklık payı (hissesi) haczi eskiden beri mevcut olan anonim şirketlerin çıplak paylarının haczi gibi olmuştur. Bu nedenle anonim şirket çıplak payının haczine ilişkin içtihatlar ve doktrindeki görüşler niteliklerine uygun olduğu sürece limited şirketlerde de uygulanabilir.
  3. TTK m. 133’e göre limited şirket ortağı alacaklısı, alacağını a- Ortağın şahsi malvarlığından (TTK m. 133/4), b- Kâr payından (TTK m. 133/2), c- Ortaklık payından (TTK m. 133/2), d- Tasfiye payından (TTK m. 133/2), e- Ortağın şirketten olan diğer alacaklarından (TTK m. 133/3) alabilir. Konumuz itibariyle özellikle limited şirket ortaklık payının haczi incelenmiştir.
  4. Limited şirket ortaklık payının haczinin kapsamına kâr payı, tasfiye payı, hazırlık dönemi faizi ve iç kaynaklardan yapılan esas sermaye artırımında doğan yeni hisselere ilişkin rüçhan hakları girmektedir.
  5. Limited şirket ortaklık payının haczi neticesinde yönetimsel haklar konusunda YHGK’nın vermiş olduğu karar eleştiriye açıktır. Bu karara göre yönetimsel haklara ilişkin alınacak kararlarda icra dairesinin onayı gereklidir. Yapılacak bir kanuni düzenleme ile yönetimsel haklara ilişkin alınacak olan muhafaza tedbirlerinde bir düzenlemeye gidilmesi gerekir.
  6. Limited şirket ortaklık payının haciz usulü incelenmiştir. Burada özellikle limited şirketlerde TTK m. 593/2’ ye göre sadece ispat vasıtası şeklinde çıkarılan senetlerin İİK m. 88’e göre haczi mümkün değildir.
  7. İİK m. 94 hükmünde sadece anonim şirketlerde çıplak pay haczinin düzenlenmiş olmasına rağmen kanaatimize göre TTK’ nın sonradan değişmesi nedeniyle ve kanun koyucunun İİK m. 94 ile amacının çıplak pay haczini düzenlemek istemesi nedeniyle, limited şirketlerde de çıplak payların İİK m. 94’e göre haczinin mümkün olabilmesi gerekir. O nedenle bu maddeye ilişkin oluşan içtihatlar ve doktrin görüşleri limited şirket hisse hacizleri için de uygulanabilir.
  8. İİK’ nın 89’ uncu maddesinin limited şirket çıplak pay haczinde uygulanmaması gerektiği kanaatindeyiz. İİK m. 89’ un sadece kâr payı ve tasfiye payı gibi borçlunun şirketten olan alacak haklarının haczinde geçerli olması gerekir. Çıplak pay ne bir alacak hakkıdır ne de İİK m. 89 anlamında bir taşınır maldır. Sadece çıplak payların haciz ve satış usulü taşınır hacizleri hükmüne tabidir. Bunun dışında klasik bir taşınır gibi değerlendirmemek gerekir.
  9. Limited şirket ortaklık payı haczine ilişki yapılan önemli değişikliklerden birisi de TTK m. 596’ ncı maddeye göre, hissenin gerçek değerinin ödenmesi suretiyle şirkete, iktisabın öğrenilmesinden itibaren üç ay içinde esas sermaye payının geçtiği kişiyi onaylamayı reddedebilme hakkının verilmesidir. Bunun için, şirketin, payları kendi veya ortağı ya da kendisi tarafından gösterilen üçüncü bir kişi hesabına, gerçek değeri üzerinden devralmayı, payın geçtiği kişiye önermesi şarttır. Ancak TTK’ da bu düzenlemeler yer almasına rağmen şirket ortaklarının veya şirketin (TTK m. 612 çerçevesinde) açık artırmaya girerek borçlu ortağın payını almaları, daha sonra açık artırmadan payı satın alan alıcıya gerçek değeri teklif etmesinden daha kolay ve pratik bir yol olarak gözükmektedir.

 

Kaynakça

ADIGÜZEL, B. (2014). Anonim Şirketlerde Rüçhan Hakkının Sınırlanması veya Kaldırılması. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 18(1), 1-48.

ARSLAN, R. (1974). Borçlunun Üçüncü Kişilerde Bulunan Mal ve Alacaklarının Haczi. Recai Seçkin’e Armağan, 81-114.

BAHTİYAR, M. (2017). Ortaklıklar Hukuku. İstanbul: Beta.

BİLGİLİ, F., & DEMİRKAPI, E. (2013). Şirketler Hukuku. Bursa.

ÇAMOĞLU, E. (2017). Ortaklıklar Hukuku-II. R. POROY, Ü. TEKİNALP, & E. ÇAMOĞLU içinde, Ortaklıklar Hukuku- II (Cilt II). İstanbul: Vedat.

ÇEKER, M. (2013). Limited Şirketler. S. KARAHAN içinde, Şirketler Hukuku (s. 819-873). Konya: Mimoza.

DÖNMEZ, M. (2011). Anonim ve Limited Şirketlerde Hisse Haczi ve Paraya Çevrilmesi. İstanbul: Vedat Kitapçılık.

ERİŞ, G. (2004). Ticari İşletme ve Şirketler (Cilt 2). Ankara.

GAUL, H. F., & DEREN-YILDIRIM, N. (2004). İcra Hukuku Analizleri. İstanbul: Alkım.

İYİLİKLİ, A. C. (2012). Haciz İhbarnameleri. Ankara: Yetkin Yayınları.

KENDİGELEN, A. (1997). Anonim Ortaklık Payı (Pay Senedi) Üzerinde Hapis Hakkı ve Bu Hakka Konu Oluşturan Paya İlişkin Olarak Oy Hakkının Kime Ait Olduğu Sorunu. BATIDER, 19(1), 105-140.

KENDİGELEN, A. (2004). Anonim Şirketlerde Çıplak Payların Haczi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, LXII, 381-402.

KURU, B. (2004). İcra ve İflas Hukuku El Kitabı. İstanbul: Türkmen.

KURU, B. (2017). İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı. Ankara: Yetkin.

PEKCANITEZ, H. (2017). İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı. H. PEKCANITEZ, O. ATALAY, M. SUNGURTEKİN-ÖZKAN, & M. ÖZEKES içinde, İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı. İstanbul: Vedat.

POSTACIOĞLU, İ., & ALTAY, S. (2010). İcra Hukukunun Esasları. İstanbul: Vedat Kitapçılık.

PULAŞLI, H. (2011). 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Şirketler Hukuku Şerhi, C.I- II (Cilt C.I). Ankara.

ŞENER, O. H. (2017). Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı. Ankara: Seçkin.

ŞENER, O. H. (2017). Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku. Ankara: Seçkin.

TOPAL, Ö. (2016). Senede Bağlanmamış Anonim Şirket Payının Haczi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65(4), 2977-3016.

TOPUZ, G. (2009). Hisse Haczi ve Satışı. Ankara: Yetkin.

TUNÇOMAĞ, K. (1993). Üçüncü Kişilerdeki Alacakların Haczinin Doğurduğu Sorunlar. İstanbul Barosu Dergisi, 7-9, 450-460.

UYAR, T. (2006). Gerekçeli-İçtihatlı İcra ve İflas Kanunu Şerhi (Cilt 5). Ankara.

ÜSTÜNDAĞ, S. (1995). İcra Hukukunun Esasları. İstanbul: Alfa Basım.

YAVAŞ, M. (2005). Borçlunun Üçüncü Kişilerdeki Mal ve Alacaklarının Haczi (İİK m.89). İstanbul.

YENİOCAK, U. (2009). Anonim ve Limitet Şirket Hisselerinin Haczi. Ankara: Yetkin.

YILDIRIM, M. K., & DEREN-YILDIRIM, N. (2015). İcra ve İflas Hukuku. İstanbul.

YILDIZ, Ş. (1996). Anonim Ortaklıkta Yeni Pay Alma Hakkı. İstanbul: Beta.

YILDIZ, Ş. (2012). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Rüçhan Hakkı Konusunda Getirilen Değişiklikler. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Derneği, 18(2).

………………………………..

[1] Doktor Öğretim Üyesi, Hakan ALBAYRAK, Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Medeni Usul ve İcra İflas Hukuku Öğretim Üyesi, Mail adresi; hknalbayrak@hotmail.com .

[2] (ŞENER, 2017, s. 674); (YENİOCAK, 2009, s. 77); (ÇEKER, 2013, s. 819).

[3] Bu husus Türk Ticaret Kanunu’nun genel gerekçesinde de yer almaktadır; “144 Tasarıda limited şirket hükümlerinde değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikte, halen İsviçre’de tartışılmakta olan İsv. BK’nun limited şirketlere ilişkin hükümlerinin revizyonuna ilişkin tasarı da dikkate alınmıştır. Değişikliği yönlendiren düşünce, ileriki yıllarda, çeşitli sebeplerle, özellikle asgarî sermayenin yüksekliği sebebiyle girişimcilerin anonim şirket yerine limited şirket kurmaya daha fazla yönelecek olmaları dolayısıyla bu şirketi biraz daha sermaye şirketine yaklaştırılmasıdır. Bu ana amaç nedeniyle Tasarı kaynak İsviçre modelinden birçok noktada ayrılmıştır. Limited şirketin de en az anonim şirket kadar ticaret ve sanayi hayatında işlev sahibi olması ve özellikle son yıllarda yabancı yatırımların bu türü tercih etmeleri de limited şirkete ilişkin hükümlerin geniş çapta değiştirilmesinde rol oynamıştır.”

[4] (ÇEKER, 2013, s. 819).

[5] (ŞENER, 2017, s. 121).

[6] (PULAŞLI, 2011, s. 100).

[7] (YENİOCAK, 2009, s. 88).

[8] (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 490).

[9] (BAHTİYAR, 2017, s. 293); (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 491); (YENİOCAK, 2009, s. 43).

[10] “Bir inek haczedilmiş olursa, onun doğuracağı buzağı hacizli sayılmaz. Meğerki, haciz sırasında ineğin gebe bulunduğu ve yakın zamanda doğuracağı belirtilmiş olsun. Yalnız bu takdirde haciz gelecekteki semereleri de kapsar” (POSTACIOĞLU & ALTAY, 2010, s. 391).

[11] (DÖNMEZ, 2011, s. 127).

[12] (YENİOCAK, 2009, s.43).

[13] (TOPUZ, 2009, s. 279).

[14] (ÜSTÜNDAĞ, 1995, s. 174); (YILDIRIM & DEREN-YILDIRIM, 2015, s. 131); (GAUL & DEREN-YILDIRIM, 2004,s.4 vd.).

[15] (TOPUZ, 2009, s. 277).

[16] (TOPUZ, 2009, s. 278).

[17] 12. HD. 30.11.1992, 8071/15080, naklen (ERİŞ, 2004, s. 2391).

[18] Anonim şirketlerde çıplak pay haczi için aynı fikirde bkz.,(YENİOCAK, 2009, s. 44).

[19] (ÇAMOĞLU, 2017, s. 454).

[20] (YENİOCAK, 2009, s. 44).

[21] (YENİOCAK, 2009, s. 44).

[22] (ÇAMOĞLU, 2017, s. 454).

[23] (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 216).

[24] (ADIGÜZEL, 2014, s. 2).

[25] (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 216).

[26] “…Diğer bir ifadeyle, genel kurulun sermaye artırımı kararı ile rüçhan hakkı soyutluktan çıkan ve ortaklığa karşı ileri sürülebilen bir hak haline dönüşür…” YKD 1983, CIX, S.3, s. 378-383 (naklen; ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 216).

[27] (TOPUZ, 2009, s. 246 vd.).

[28] (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 228).

[29] Benzer görüş için bkz.; (TOPUZ, 2009, s. 246). İç kaynak dış kaynak ayrımı yapılmadan haczin kapsamına rüçhan hakkının girdiğine ilşikin olarak bkz., (YENİOCAK, 2009, s. 45).

[30] 11. HD. 14.12.1982, E. 1982/4987, K. 5386 (naklen; ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 228).

[31] (YILDIZ, 2012, s. 816); (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 218).

[32] (YILDIZ, Anonim Ortaklıkta Yeni Pay Alma Hakkı, 1996, s. 173).

[33] (TOPUZ, 2009, s. 248 vd.).

[34] (TOPUZ, 2009, sç 249).

[35] (ÇAMOĞLU, 2017, s. 450).

[36] (ÇAMOĞLU, 2017, s. 450).

[37] (ŞENER, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, 2017, s. 738).

[38] (ŞENER, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, 2017, s. 738).

[39] Alman hukukundaki görüşler için bkz.; (TOPUZ, 2009, s.253, dn. 353).

[40] (KENDİGELEN, 1997, s. 133 vd.); (TOPUZ, 2009, s. 253); (YENİOCAK, 2009, s. 47, 48, 49).

[41] YHGK 04.07.2007, E.2007/12-332, K. 2007/446 (Kazancı İçtihat Programı).

[42] (YENİOCAK, 2009, s. 65).

[43] (PEKCANITEZ, 2017, s. 159).

[44] Senede nama yazılı senet adı verildiğinde, kıymetli evrak hukukunda geçerli olan nama yazılı senetlere ilişkin kuralların uygulanması gerektiğine ilişkinolarak, (BİLGİLİ & DEMİRKAPI, 2013, s. 721). Bu tartışmaya ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz.; (BAHTİYAR, 2017, s. 416, dn.722).

[45] (ŞENER, Teorik ve Uygulamalı Ortaklıklar Hukuku Ders Kitabı, 2017, 690); (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 270, 271); (ÇAMOĞLU, 2017, s. 414); (BAHTİYAR, 2017, s. 416).

[46] (TOPUZ, 2009, s. 276).

[47] (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 270).

[48] (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 270).

[49] (KURU, 2017, s. 167, dn. 24).

[50] Bu tartışmalar için ayrıntılı bilgi için bkz.; (KENDİGELEN, Anonim Şirketlerde Çıplak Payların Haczi , 2004, s.381 vd.); (YENİOCAK, 2009, s. 51, 52); (TOPUZ, 2009, s. 214).

[51] Bu tartışmalar için bkz.; (KENDİGELEN, Anonim Şirketlerde Çıplak Payların Haczi , 2004, s. 381 vd.).

[52] Anonim şirketlerde çıplak pay haczi için bkz.; (YENİOCAK, 2009, s. 41 vd); (TOPUZ, 2009, s. 213 vd); (TOPAL, 2016, 2977 vd.); (KENDİGELEN, Anonim Şirketlerde Çıplak Payların Haczi , 2004, s. 381 vd.).

[53] (KURU, 2017, s. 166).

[54] (TOPAL, 2016, s. 2995).

[55] (TOPAL, 2016, s. 2997).

[56] (KURU, 2017, s. 166).

[57] (TOPAL, 2016, s. 2998).

[58] (TOPAL, 2016, s. 3000).

[59] Bu tercüme için bknz.; (TUNÇOMAĞ, 1993, s. 451).

[60] (ARSLAN, 1974, s. 111). İsviçre İcra ve İflas Kanunu’ nda bahsedilmesi gereken bir diğer madde ise bizdeki İİK. m. 120’ye denk gelen İsviçre İİK m. 131’dir. Ödeme yerine alacakların devri başlıklı İİK. 120. Maddesi, alacaklıların borçlunun üçüncü kişilerden olan alacaklarının tahsilini ve dava hakkını devir almak suretiyle tahsil edebilme imkânını düzenlemektedir. İsviçre İİK’nın 131’ inci maddesi ile İsviçre İİK m. 99 arasında bir uyum bulunmaktadır. Bizdeki 89. maddeye karşılık gelen İsviçre İİK m. 99 yalnızca muhafaza amaçlıdır. Yani bizdeki 89. maddede alacaklıya sağlanan hakların hiçbiri İsviçre İİK’ nın 99. maddesinde yer almamaktadır. İsviçre hukukunda ihtilaflı alacakların tahsilinde İsviçre İİK m. 131 uygulanmaktadır.

[61] (KURU, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004, s. 395); (YENİOCAK, 2009, 68); (TOPUZ, 2009, s.236); (TOPAL, 2016, s. 3002).

[62] (YAVAŞ, 2005, s. 164); (UYAR, 2006, s. 7853-7854).

[63] 12. HD vermiş olduğu bir kararda anonim şirketlerde çıplak payın haczinin de İİK m. 89’a göre yapılabileceğine hükmetmiştir. (12. HD. T. 1.6.2016, 7120/15450, naklen; Kazancı İçtihat).

[64] 12. HD. T. 8.3.2005, 351/4722.(naklen; DÖNMEZ, 2011, s. 107 vd). Kıymet takdirine ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz.; (DÖNMEZ, 2011, s. 107 vd).

[65] 12. HD. T. 20.11.1996, 12450/14776; (naklen, DÖNMEZ, 2011, s. 107 vd).

[66] (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 341).

[67] Ortaklık şayet kendi paylarını devralacaksa bu durumda ortaklığın kendi paylarını devralmasına ilişkin ilke ve esaslara (özellikle TTK m. 612’ye) dikkat etmesi gerekir; (ŞENER, Yargıtay Kararları Işığında Limited Ortaklıklar Hukuku, 2017, s. 343).

Otomatik İşyeri Tescili – SGK Genelgesi 2018/11

 

 

 

 

 

T.C.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Tarih: 16⁄03⁄2018

Sayı : 24010506-010.06-E. 1654785 

Konu : Otomatik İşyeri Tescili

GENELGE

2018-11

     1- GENEL AÇIKLAMALAR

     Bilindiği üzere, 10/3/2018 tarihli ve 30356 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7099 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18 inci ve 19 uncu maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi;

     “Şirket kuruluşunun ticaret sicil müdürlüklerine bildirilmesi halinde yapılan bu bildirim Kuruma yapılmış sayılır ve ilgililerce ayrıca işyeri bildirgesi düzenlenmez.” şeklinde değiştirilmiş,

     Aynı maddenin altıncı fıkrasına “Bu bildirimlerden hangisinin işyerinin bildirilmesi yerine geçeceği Kurumca belirlenir, belirlenenlerle ilgili ayrıca işyeri bildirgesi düzenlenmez” hükmü eklenmiş,

     Anılan Kanunun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrası “Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu kişilere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir.”

     şeklinde değiştirilmiştir.

     Buna göre, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı çalıştırılmasa dahi ticaret sicil müdürlüklerince tescil edilen şirket kuruluşları ile Kuruma verilen yetki doğrultusunda yalnızca yapı ruhsatına istinaden Kurumca otomatik işyeri tescili yapılacağı, bu durumda ilgililerce ayrıca işyeri bildirgesi düzenlenmeyeceği ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği 29 uncu maddesinde belirtilen belgeler ile genelge ekinde yer alan formlardan Ek-1, Ek-2’nin valilikler, belediyeler ve ruhsat vermeye yetkili diğer kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine, Ek-2’nin ticaret sicil müdürlüklerine verilerek Kurumca ayrıca söz konusu belgelerin istenmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

     Bu doğrultuda, işyerinin otomatik tescil işlemi sırasında yapılacak işlemler aşağıda açıklanmıştır.

     2- TİCARET SİCİLİ MÜDÜRLÜKLERİNCE TESCİL EDİLEN ŞİRKET KURULUŞLARINA İSTİNADEN OTOMATİK İŞYERİ TESCİLİ

     2-1- Genel Açıklamalar

     Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ile sigortalı çalıştırılmasa dahi ticaret sicil müdürlüklerince tescil edilen şirket kuruluşlarına istinaden işyeri tescilinin otomatik yapılmasına karar verilmiştir. Ticaret sicil müdürlüklerince tescil edilen şirketlerin otomatik olarak işyeri tescilinin yapılabilmesi için ticaret sicil müdürlüklerine yapılan şirket kuruluşu başvurularında şirket kuruluş dilekçesi ve bildirim formu ile birlikte;

     – Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği 29 uncu maddesine göre işyeri bildirgesi eki belgelerin,

     – Islak imzalı e-Sigorta sözleşmesinin,

     – İşveren haricindeki kişilerce e-Sigorta hizmetleri internet kullanıcı kodu ve kullanıcı şifresi başvurusunun yapılması durumunda, işveren vekili veya işvereni temsil ve ilzama yetkili olunması ya da işveren adına; Sosyal Güvenlik Kurumuna her türlü başvuruyu yapmaya, Kurumla her türlü sözleşmeyi imzalamaya, Kurumdan her türlü belgeyi teslim almaya ve Kuruma her türlü belgeyi vermeye yetkili olunduğuna veya e-Sigorta hizmetleri internet kullanıcı kodu ve kullanıcı şifresi başvurusu yapmaya, e-Sigorta sözleşmesi imzalamaya, kullanıcı kodu ve kullanıcı şifresi teslim almaya, Kuruma e-Sigorta kanalıyla aylık prim ve hizmet belgesi göndermeye yetkili olunduğuna dair özel vekaletnamenin aslının veya noter onaylı suretinin ya da ilgili idarelerce onaylı suretinin,

     verilmesi gerekmektedir.

     Ticaret sicil müdürlükleri tarafından bu bilgiler Kuruma on-line olarak aktarılacaktır. Bu aktarma sonucunda ticaret sicil müdürlüklerince tescil edilen şirket bakımından işyerinin otomatik tescil işlemi ve e-Sigorta aktivasyon işlemi yapılacak ve işveren Kuruma müracaat etmeden e-Sigorta işlemlerini yapabilecektir.

     Ancak, belgelerin ticaret sicil müdürlüklerine verilmemesi halinde ticaret sicil müdürlüklerince yapılan tescile istinaden işyerinin otomatik tescil işlemi yine yapılacak olup e-Sigorta aktivasyon işlemi gerçekleştirilmeyecektir. Bu durumda, işverenin e-Sigorta işlemlerini yapabilmesi için belirtilen belgelerle bizzat Kuruma başvurması gerekmektedir.

     Ayrıca, ticaret sicil müdürlükleri şirket kuruluş dilekçesi ve bildirim formu ekinde kendisine verilen belgeleri Kurumca istenilmesi durumunda ibraz etmek üzere muhafaza edecektir.

     Yukarıda anlatılan süreç ticaret sicil müdürlüklerince tescil edilen şirketlerin otomatik işyeri tescili ile alakalı olup; otomatik tescil işlemi yapıldıktan sonra işverenin işyerini devretmesi, kapatması, yeni bir e-Sigorta kullanıcısı belirlenmesi gibi diğer bütün işlemlerde Kuruma verilmesi gereken belgelerin (örneğin imza sirküsü vb.) ilgili Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü/Sosyal Güvenlik Merkezine verilmesi gerekmektedir.

     Ticaret sicil müdürlükleri şirket kuruluş dilekçesi ve bildirim formu ile birlikte sunulması gerekli olan belgelerin verilmesi konusunda şirket kuruluşu başvurusunda bulunanları uyaracaktır.

     2-2- Ticaret Sicili Müdürlüklerince Tescil Edilen Şirket Kuruluşlarına İstinaden Otomatik İşyeri Tescili

     Ticaret sicili müdürlüklerince tescil edilen şirket kuruluşuna istinaden Kurum tarafından işyeri tescilinin otomatik olarak oluşturulması aşağıda belirtilen aşamalar göz önünde bulundurularak yapılacaktır.

     -Ticaret sicili müdürlüklerince tescil edilen şirket kuruluşuna istinaden yapılacak otomatik tescillerde sigortalı çalıştırılıp çalıştırılmadığı önem arz etmediğinden, sigortalı çalıştırılmaya ilişkin şirket kuruluş dilekçesi ve bildirim formunda bir bilgi bulunmasa dahi işyeri dosyası otomatik olarak tescil edilecektir. Bu durumda ayrıca işyeri bildirgesi verilmeyecektir.

     -Şirket kuruluş dilekçesi ve bildirim formunda sigortalının çalıştırılmaya başlanacağına dair tarih bulunması halinde dosyanın kapsama alınma tarihi olarak bu tarih, müracaat tarihi olarak şirketin kuruluş tarihi; sigortalı çalıştırılmaya başlanacağına dair tarihin bulunmaması halinde ise dosyanın kapsama alınma tarihi ve müracaat tarihi olarak şirketin kuruluş tarihi esas alınacaktır.

     -Ticaret sicili müdürlüklerince tescil edilen şirket kuruluşuna istinaden işyeri dosyası otomatik oluşturulacak ve işyeri tescil ekranında listeleme menüsünde yer alan işyerine ilişkin bilgileri içeren Ek-3 formunun dökümü alınarak işverene tebliğ edilecektir.

     -Sigortalı çalıştırılmasa dahi otomatik tescil yapılan işyerinde daha sonra işveren tarafından sigortalı çalıştırılmaya başlanılması halinde, işyerinin kanun kapsamına alınış tarihi sigortalı çalıştırılmaya başlanılan tarih esas alınarak güncellenecektir. Ancak bu durumda işyeri bildirgesi istenilmeyecek ve işyeri bildirgesinin verilmemesinden dolayı 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca idari para cezası uygulanmayacaktır.

     -Ticaret sicili müdürlüklerince tescil edilen şirket kuruluşuna istinaden otomatik işyeri tescili yapıldıktan sonra otomatik tescil edilen şirket adına aynı adres için işyeri bildirgesi verilmesi halinde işyeri tescil edilmeyecek ve işlemler otomatik tescil edilen dosya üzerinden yürütülecektir.

     -Otomatik işyeri tescili şirketlerin ilk kuruluşu için söz konusu olduğundan, işyeri bildirgesi verilmesini gerektiren işlemler (şube açılışı, devir, nev’i değişikliği, işyerinin nakli gibi) için işyeri bildirgesi verme yükümlülüğü bulunmaktadır.

     -Otomatik tescil edilen şirketin ihale konusu iş alması, bina inşaatı, şirket kuruluş adresinden faklı bir adreste yeni bir işyeri açması gibi nedenlerle sigortalı çalıştırmaya başlanması halinde işyeri bildirgesi verilecek, verilmemesi halinde 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca idari para cezası uygulanacaktır.

     -Sigortalı çalıştırılmasa dahi otomatik tescil yapılan işyerinde tescil tarihinden itibaren 2 yıl içinde sigortalı çalıştırılmaması halinde oluşturulan dosya sistem tarafından kapsamdan çıkarılacaktır. Ancak 2 yıllık süreden sonra sigortalı çalıştırılması halinde dosya yeniden aktif hale getirilebilecek ve işlemler bu dosya üzerinden yürütülecektir.

     -Ticaret sicili müdürlüklerince tescil edilen şirket kuruluşuna istinaden otomatik tescil edilen işyerlerinden, e-sigorta başvuru sözleşmesi ticaret sicil müdürlüklerine verildiğinden, ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuruya gerek kalmadan e-Sigorta kullanıcı adı ve şifresi üretilerek e-Devlet üzerinden ilgiliye gönderilecektir.

     3- VALİLİKLER, BELEDİYELER VE RUHSAT VERMEYE YETKİLİ DİĞER KAMU VE ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİLERİNCE VERİLEN YAPI RUHSATLARINA İSTİNADEN OTOMATİK İŞYERİ TESCİLİ

     3-1- Genel Açıklamalar

     Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik ile Kuruma verilen yetki doğrultusunda Kurum; valilikler, belediyeler ve ruhsat vermeye yetkili diğer kamu ve özel hukuk tüzel kişilerince verilen yapı ruhsatlarına istinaden otomatik işyeri tescili yapılmasına karar vermiştir. Yapı ruhsatlarına istinaden otomatik işyeri tescili yapılabilmesi için yapı ruhsatına başvuranlar tarafından ruhsat vermeye yetkili mercilere yapılan yapı ruhsatı başvurularında;

     – Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği 29 uncu maddesine göre işyeri bildirgesi eki belgelerin,

     – Yapı ruhsatına ilişkin bildirim formunun

     – Islak imzalı e-Sigorta sözleşmesinin,

     – İşveren haricindeki kişilerce e-Sigorta hizmetleri internet kullanıcı kodu ve kullanıcı şifresi başvurusunun yapılması durumunda, işveren vekili veya işvereni temsil ve ilzama yetkili olunması ya da işveren adına; Sosyal Güvenlik Kurumuna her türlü başvuruyu yapmaya, Kurumla her türlü sözleşmeyi imzalamaya, Kurumdan her türlü belgeyi teslim almaya ve Kuruma her türlü belgeyi vermeye yetkili olunduğuna veya e-Sigorta hizmetleri internet kullanıcı kodu ve kullanıcı şifresi başvurusu yapmaya, e-Sigorta sözleşmesi imzalamaya, kullanıcı kodu ve kullanıcı şifresi teslim almaya, Kuruma e-Sigorta kanalıyla aylık prim ve hizmet belgesi göndermeye yetkili olunduğuna dair özel vekaletnamenin aslının veya noter onaylı suretinin ya da ilgili idarelerce onaylı suretinin,

     verilmesi gerekmektedir.

     Ruhsat vermeye yetkili merci tarafından bu bilgiler Kuruma on-line olarak aktarılacak tır. Bu aktarma sonucunda yapı ruhsatına istinaden işyerinin otomatik tescil işlemi ve e-Sigorta aktivasyon işlemi yapılacak ve işveren Kuruma müracaat etmeden e-Sigorta işlemlerini yapabilecektir.

     Ancak, bu belgelerden yapı ruhsatına ilişkin bildirim formu hariç diğer belgelerin yapı ruhsatı vermeye yetkili mercilere verilmemesi halinde yapı ruhsatına istinaden işyerinin otomatik tescil işlemi yine yapılacak olup, e-Sigorta aktivasyon işlemi gerçekleştirilmeyecektir. Bu durumda, işverenin e-Sigorta işlemlerini yapabilmesi için belirtilen belgelerle bizzat Kuruma başvurması gerekmektedir.

     Ayrıca, ruhsat vermeye yetkili merci yapı ruhsatı ekinde kendisine verilen belgeleri Kurumca istenilmesi durumunda ibraz etmek üzere muhafaza edecektir.

     Yukarıda anlatılan süreç yapı ruhsatlarının verilmesinde otomatik işyeri tescili ile alakalı olup tescil işlemi yapıldıktan sonra işverenin işyerini devretmesi, kapatması, yeni bir e-Sigorta kullanıcısı belirlenmesi gibi diğer bütün işlemlerde Kuruma verilmesi gereken belgelerin (örneğin imza sirküsü vb.) ilgili Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü/Sosyal Güvenlik Merkezine verilmesi gerekmektedir.

     Ruhsat vermeye yetkili merciler yukarıda belirtilen belgelerin verilmesi konusunda yapı ruhsatı başvurusunda bulunanları uyaracaktır. Buna rağmen, özellikle yapı ruhsatına ilişkin bildirim formunun ruhsat vermeye yetkili mercie verilmemesi otomatik işyeri tescili için zorunlu olan verilerin Kuruma aktarılmaması sonucunu doğuracaktır. Bu durumda, yapı ruhsatının verilme aşamasında otomatik işyeri tescili yapılamayacak olup; işverenin sigortalı çalıştırmaya başladığının kendisi tarafından işyeri bildirgesi verilerek bildirilmesi veya Kurumca tespit edilmesi halinde işyeri tescil edilecek, işyeri bildirgesinin yasal süresinde verilmemesi halinde 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca idari para cezası uygulanacaktır.

     3-2- Yapı Ruhsatına İstinaden İşyeri Tescili 

İşyeri tescilinin otomatik olarak oluşturulması aşağıda belirtilen aşamalar göz önünde bulundurularak yapılacaktır.

     -Yapı ruhsatına istinaden yapılacak otomatik tescillerde sigortalı çalıştırılıp çalıştırılmadığı önem arz etmediğinden sigortalı çalıştırılmaya ilişkin yapı ruhsatında bir bilgi bulunmasa dahi işyeri dosyası tescil edilecektir. Bu durumda ayrıca işyeri bildirgesi verilmeyecektir.

     -Yapı ruhsatında sigortalının çalıştırılmaya başlanacağına dair tarih bulunması halinde dosyanın kapsama alınma tarihi olarak bu tarih, müracaat tarihi olarak ruhsatın onay tarihi, sigortalı çalıştırılmaya başlanacağına dair tarihin bulunmaması halinde ise dosyanın kapsama alınma tarihi ve müracaat tarihi olarak ruhsatın onay tarihi esas alınacaktır.

     -Yapı ruhsatında yapı sahibi ve yapı müteahhidi bölümlerinde belirtilen kişilerin aynı olması halinde yapı sahibi adına, farklı olması halinde ise yapı müteahhidi adına dosya tescili yapılacaktır.

     -Yapı ruhsatına istinaden işyeri dosyası otomatik oluşturulacak ve işyeri tescil ekranında listeleme menüsünde yer alan işyerine ilişkin bilgileri içeren Ek-3 formunun dökümü alınarak işverene tebliğ edilecektir.

     -Sigortalı çalıştırılmasa dahi otomatik tescil yapılan işyerinde daha sonra işveren tarafından sigortalı çalıştırılmaya başlanılması halinde işyerinin kanun kapsamına alınış tarihi sigortalı çalıştırılmaya başlanılan tarih esas alınarak güncellenecektir. Ancak bu durumda işyeri bildirgesi istenilmeyecek ve işyeri bildirgesinin verilmemesinden dolayı 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca idari para cezası uygulanmayacaktır.

     -Yapı ruhsat onay tarihinden önceki bir tarihte sigortalı çalıştırıldığının tespit edilmesi durumunda işyeri bildirgesi verme yükümlülüğünün bulunması nedeniyle, sigortalı çalıştırılmaya başlanılan tarih esas alınarak işyeri tescili güncellenerek 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca idari para cezası uygulanacaktır.

     -Sigortalı çalıştırılmasa dahi otomatik tescil yapılan işyerinde tescil tarihinden itibaren 2 yıl içinde sigortalı çalıştırılmazsa oluşturulan dosya sistem tarafından kapsamdan çıkarılacaktır. Ancak 2 yıllık sürenin sonunda kapsamdan çıkarılan işyeri dosyasının oluşturulmasına esas olan yapı ruhsatının geçerli olduğuna dair veya söz konusu yapı ruhsatına ilişkin yenileme ruhsatı ile başvurulması halinde dosya yeniden aktif hale getirilebilecek ve asgari işçilik tespitine ilişkin 5510 sayılı Kanunun 85 inci maddesi uyarınca ünitece yapılacak araştırma işlemi bu dosya üzerinden yürütülecektir.

     -Yapı ruhsatına istinaden otomatik işyeri tescili yapıldıktan sonra yapı sahibi/yapı müteahhiti adına ilçe bazında aynı TC/Vergi Kimlik, ada ve parsel numarasıyla işveren tarafından işyeri bildirgesi verilmesi halinde işyeri tescil edilmeyecek ve işlemler otomatik tescil edilen dosya üzerinden yürütülecektir.

     -Yapı ruhsatına istinaden otomatik tescili yapılan kişi tarafından herhangi bir sigortalı çalıştırılmaksızın anahtar teslimi suretiyle işin yaptırılması ve işi alan müteahhit tarafından işyeri dosyası açılmak üzere başvuru yapılması durumunda, otomatik tescil edilen işyeri dosyası üzerinden işlemler yürütülecektir. Ancak bu durumda, dosyanın tescil edildiği Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü/Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğü tarafından dosyada müteahhit adına güncelleme işlemleri gerçekleştirilecektir.

     -Kurum tarafından otomatik tescil edilen işyeri dosyasından hiç bildirimde bulunulmamasına karşın asgari işçilik miktarının tespiti için başvuru yapılması halinde ünitece yapılacak araştırma işlemi, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 112 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca otomatik tescil edilen dosyadan yapılacaktır.

     – Yapı ruhsatına istinaden otomatik tescil edilen işyerlerinden, e-sigorta başvuru sözleşmesi ruhsat vermeye yetkili mercie verildiğinden ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuruya gerek kalmadan e-Sigorta kullanıcı adı ve şifresi üretilerek e-Devlet üzerinden ilgiliye gönderilecektir.

     – Yapı ruhsatı dışında kalan diğer tüm ruhsatlar bakımından sigortalı çalıştırılması halinde işyeri dosyası tescil edilebilmesi için işyeri bildirgesi verme yükümlülüğü bulunmaktadır.

     4. DİĞER HUSUSLAR

     Bu genelgede belirtilen hükümler 7099 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18 inci ve 19 uncu maddesinin yürürlüğe girdiği 10/03/2018 tarihinde uygulanmaya başlanır.

 

Ekler: 
Ek-1: Yapı Ruhsatına İlişkin Bildirim Formu 
Ek-2: e-Sigorta Sözleşmesi
Ek-3: Tescil Tebligat Dökümü

 

Not: Genelgenin orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Değişen 16 Maddesi

ttk-maddeler

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 16 maddesi, 2018 yılı Mart ayı içerisinde yürürlüğe giren 7069, 7078, 7079, 7099 ve 7101 sayılı Kanunlar ile değiştirilmiştir.

Değişikliğe uğrayan kanun maddeleri aşağıda yer alan ilgili madde başlıkları altına işlenmiştir:

Kitap: Yürürlüğünün 5. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu Sempozyumu (Tebliğler ve Tartışmalar)

148489-9786051526577_tn_lrgYürürlüğünün 5. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında TÜRK TİCARET KANUNU SEMPOZYUMU adlı eser İstanbul Üniversitesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı tarafından, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin işbirliği ile 20 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirilen “Yürürlüğünün 5. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında Türk Ticaret Kanunu” isimli sempozyumda sunulan tebliğlerin metinleri ile tartışmaların bir araya getirilmesi sonucu gün ışığına çıkmıştır. Böylece özellikle sempozyumu izleyemeyen meslektaşlarımızın eserin yayımlanması yönündeki ısrarlı taleplerine kısa bir süre sonra karşılık verilerek, onların da tespit, değerlendirme ve tartışmalardan yararlanmalarına imkan sağlanmıştır. (ÖNSÖZDEN)

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

……..

Yürürlüğünün 5. Yılında ve Yargıtay Kararları Işığında

TÜRK TİCARET KANUNU SEMPOZYUMU

(TEBLİĞLER ve TARTIŞMALAR)
20 Ekim 2017

………

İÇİNDEKİLER

Önsöz

İçindekiler

Kısaltmalar

Açılış Konuşmaları

BİRİNCİ OTURUM

Yard. Doç. Dr. M. Fatih ARICI
Haksız Rekabet ve Yargıtay Kararları

Yard. Doç. Dr. İlhan YİĞİT
Anonim Şirket Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü

Doç. Dr. Ali PASLI
Yargıtay Kararları Işığında Anonim Şirket Sermaye Artırımı

Tartışmalar

İKİNCİ OTURUM

Prof. Dr. Füsun NOMER ERTAN
Yargıtay Kararları Işığında Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi

Yard. Doç. Dr. Fatih AYDOĞAN
Anonim Şirketlerde Kar Payının Ödenmesine Mahkemece Karar Verilip Verilemeyeceği Meselesi

Tartışmalar

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Prof. Dr. Mehmet HELVACI
Anonim Ortaklık Tarafından Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Genel Kurul Kararının Gerekli Olup Olmadığı Sorunu

Prof. Dr. Abuzer KENDİGELEN
Çatışan ve Yarışan Kararlar

Tartışmalar

Afiş ve Sempozyumdan Fotoğraflar

III. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu – Banka ve Sermaye Piyasası Hukuku – 26 Mayıs 2017

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen III. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu bu yıl 26 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenecektir. Bu yılın konusu “Banka ve Sermaye Piyasası Hukuku” olarak belirlenmiştir. Çeşitli ülkelerden alanında yetkin akademisyen ve diğer araştırmacıların katılacağı program herkese açık olup ücretsizdir.

Yer / Venue / Ort: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Milli İrade Binası Konferans Salonu, Ayvalı Mah. Gazze Cad. No. 7 Keçiören / ANKARA

Programa kayıt yaptırmak için: http://commerciallaw.ybu.edu.tr

Sempozyum Websitesi: http://www.ybu.edu.tr/hukuk/tfmsempozyum

III. TİCARET HUKUKU ULUSLARARASI SEMPOZYUMU- BANKA VE SERMAYE PİYASASI HUKUKU

08:45 – 16:00 Kayıt/Registration/Registrierung

08:50 – 09:00 Açılış Konuşmaları/Opening Speeches/Begrüßung

09:00 – 10:45 BİRİNCİ OTURUM/FIRST SESSION/ERSTE SITZUNG

Oturum Başkanı/Chair/Sitzungsleiter: Prof. Dr. Zühtü AYTAÇ, İ.D. Bilkent Üniversitesi/İ.D. Bilkent University/İ.D. Bilkent Universität

Neuregelung des deutschen Rechts zum Delisting/Alman Hukukunda Borsa Kotundan Çıkmaya (Delisting) İlişkin Yeni Düzenlemeler/New Regulations on Delisting in German Law, Prof. Dr. Barbara GRUNEWALD, Universität zu Köln/ Köln Üniversitesi/University of Köln

Sermaye Piyasası Kanununda Sermaye Piyasası Aracı Kavramı/Capital Market Instruments in Capital Market Law/Instrumente des Kapitalmarkts im Kapitalmarktgesetz/Doç. Dr./Assoc. Prof. Dr. Burak ADIGÜZEL, Erciyes Üniversitesi/Erciyes University/Erciyes Universität

Halka Açık Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Kâr Payı Alma Hakkı/The Right of Shareholders to Receive Dividends in Publicly Held Companies/Das Recht auf Dividende des Aktionärs in Publikumsgesellschaften, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Aslı Elif USLUEL, İ.D. Bilkent Üniversitesi/İ.D. Bilkent University/İ.D. Bilkent Universität

Halka Açık Ortaklıklarda Yönetim Kontrolü Kavramı–Yönetim Kontrolünde Değişiklik Olması ve Buna Bağlanan Sonuçlar/Corporate Control in Publicly Held Companies–Changes in Corporate Control and Its Consequences/Kontrollbegriff, Kontrollwechsel und ihre Folgen in Publikumsgesellschaften, Dr. Yusuf Z. SÖNMEZ, SPK/Capital Markets Board of Turkey/Der türkische Kapitalmarktrat

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS/DISKUSSIONEN

10:45 – 11:00: KAHVE ARASI/COFFEE BREAK/KAFFEEPAUSE

11:00 – 12:45 : İKİNCİ OTURUM/SECOND SESSION/ZWEITE SITZUNG

Oturum Başkanı/Chair/Sitzungsleiter: Prof. Dr. Korkut ÖZKORKUT, Ankara Üniversitesi/Ankara University/Universität Ankara

Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu’nun Kurumsal Yönetim Kavramına Yaklaşımlar–Yaklaşım Farklarının Sonuçları/The Approaches of Turkish Commercial Code and Capital Market Code to Corporate Governance Concept- Results of Different Approaches/Herangehensweise an den Begriff Corporate Governance im türkischen Handels-und Kapitalmarktgesetz–Die aus der Herangehensweise-Unterschiede resultierenden Ergebnisse, Prof. Dr. Çağlar MANAVGAT, İ.D. Bilkent Üniversitesi/İ.D. Bilkent University/İ.D. Bilkent Universität

Özel Sektör Tahvillerinin İhracından Kaynaklı Yatırımcılara Karşı Sorumluluk Esasları/Principles of Liability to Investors for Issuing Private Sector Bonds/ Die Haftungsgrundsätze gegenüber den Anlegern wegen Emission von Unternehmensanleihen, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Muzaffer EROĞLU; Arş. Gör./Research Asst. Nihan DEĞİRMENCİOĞLU AYDIN; Arş. Gör./Research Asst. Sevda BORA, Kocaeli Üniversitesi/Kocaeli University/Universität Kocaeli

Serbian Capital Market: quo vadis?/Sırbistan Sermaye Piyasası: quo vadis?/ Serbischer Kapitalmarkt: quo vadis?, Assoc. Prof. Dr./Doç. Dr. Predrag DEDEİĆ, Belgrade Banking Academy/Belgrad Banka Akademisi/Belgrader Bankakademie

Sermaye Piyasası Kanunu‘nun İlişkili Taraf İşlemi Düzenlemelerinin Şirketler Topluluğu Açısından Değerlendirilmesi/Evaluating Capital Market Law Provisions for Related Party Transactions with regard to Corporate Group/Beurteilung von Vorschriften des Kapitalmarktgesetzes betreffend “Geschäfte mit nahestehenden Unternehmen und Personen” hinsichtlich der Gesellschaftengruppe, Dr. Mehmet Ali AKSOY, Gazi Üniversitesi/Gazi University/Gazi Universität

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS/DISKUSSIONEN

12:45 – 14:00 ÖĞLE ARASI/LUNCH BREAK/MITTAGESSEN

14:00 – 15:45 ÜÇÜNCÜ OTURUM/THIRD SESSION/DRITTE SITZUNG

Oturum Başkanı/Chair/Sitzungsleiter: Prof. Dr. İsmail KAYAR, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi/İstanbul Kemerburgaz University/İstanbul Kemerburgaz Universität

Die Übertragung von Bankdarlehen/Banka Kredilerinin Devri/Transfer of Bank Loans, Prof. Dr. Jan LIEDER, Albert-Ludwigs-Universität Freiburg/Freiburg Üniversitesi/University of Freiburg

Fonksiyonları Açısından TMSF ve YTM‘nin Karşılaştırılması/Comparison for Functions Between Saving Deposit Insurance Fund (SDIF) and Investor Compensation Center (ICC)/Vergleichung der Funktionen des Einlagesicherungsfonds (TMSF) mit dem Anlegerentschädigungszentrum (YTM) Doç. Dr./Assoc. Prof. Dr. M. Fahrettin ÖNDER, Süleyman Demirel Üniversitesi/Süleyman Demirel University/Süleyman Demirel Universität

Bankacılık Kanunu’nun 62. Maddesinin Hukukî Niteliği, Uygulama Alanı ve Mülkiyet ve Miras Hakkı Yönünden Anayasa’ya Aykırılığı Sorunu/Legal Nature, Scope of Application and Unconstitutionality with Regard to Property and Inheritance Rights of Art. 62 of Banking Law/Rechtliche Natur und Anwendungsbereich des Art. 62 des Bankengesetzes sowie Verfassungswidrigkeitsproblem des Art. 62 hinsichtlich des Eigentums- und Erbrecht, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Tamer BOZKURT, Hasan Kalyoncu Üniversitesi/Hasan Kalyoncu University/Hasan Kalyoncu Universität

Bankaların Borçlanma Araçlarını Hisse Senedine Dönüştürme Yetkisi/Authorisation of Banks to Convert Debt Instruments into Shares/Befugnis der Banken auf Umtausch der Schuldinstrumente in Aktien, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Hülya ÇOŞTAN, Ankara Üniversitesi/Ankara University/Universität Ankara

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS/DISKUSSIONEN

15:45 – 16:00 KAHVE ARASI/COFFEE BREAK/KAFFEEPAUSE

16:00 – 18:00 DÖRDÜNCÜ OTURUM/FORTH SESSION/VIERTE SITZUNG

Oturum Başkanı/Chair/Sitzungsleiter: Prof. Dr. Rıza AYHAN/Başkent Üniversitesi/ Başkent University/Başkent Universität

If You Don’t Trust Judges, Let the Scholars Decide: The Primacy of the Malaysian Shariah Advisory Council in Islamic Finance/Hakimlere Güvenmiyorsanız Akademisyenler Karar Versin: Malezya İslam Hukuku Danışma Konseyinin İslam Finansındaki Üstünlüğü/ Wenn Sie den Richtern nicht vertrauen, lassen Sie die Wissenschaftler entscheiden: Vorrang des malaysischen Scharia Beirat in islamischer Finanz, Prof. Dr. Farid Sufian Bin Shuaib/ International Islamic University Malaysia/Uluslararası Malezya İslam Üniversitesi/ Internationale Islamische Universität Malaysia

İnternet Bankacılığı, Ortaya Çıkan Sorunlar ve Çözüm Önerileri/Internet Banking, Emerging Issues and Proposed Solutions/Elektronisches Bankgeschäft, Probleme und Lösungsvorschläge, Doç. Dr./Assoc. Prof. Dr. Süleyman YILMAZ, Ankara Üniversitesi/Ankara University/Universität Ankara

Ekonomik Yaptırımlar ve Akreditif/Economic Sanctions and Letter of Credit/ Wirtschaftssanktionen und Akkreditiv, Doç. Dr./Assoc. Prof. Dr. Musa AYGÜL; Arş. Gör./Research Asst. Belkıs Vural ÇELENK, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi/Ankara Yıldırım Beyazıt University/Ankara Yıldırım Beyazıt Universität

Bankacılık Uygulamaları Bakımından Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Hükümlerinin Değerlendirilmesi/Evaluation of the Provisions of Law on Consumer Protection With Regard to Banking Practice/Beurteilung von Vorschriften des Verbraucherschutzgesetzes hinsichtlich der Bankpraxis, Doç. Dr. Dr./Assoc. Prof. Dr. Dr. Mehmet KILIÇ, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi/Ankara Yıldırım Beyazıt University/Ankara Yıldırım Beyazıt Universität

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS/DISKUSSIONEN

 

III. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu – Patent Hukuku – 25 Mayıs 2017

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen III. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumu 25 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenecektir. Bu yılın konusu “Patent Hukuku” olarak belirlenmiştir. Çeşitli ülkelerden alanında yetkin akademisyen ve diğer araştırmacıların katılacağı program herkese açık olup ücretsizdir.

Yer / Venue / Ort: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Milli İrade Binası Konferans Salonu, Ayvalı Mah. Gazze Cad. No. 7 Keçiören / ANKARA

Programa kayıt yaptırmak için: http://commerciallaw.ybu.edu.tr

Sempozyum Websitesi: http://www.ybu.edu.tr/hukuk/tfmsempozyum

III. FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU ULUSLARARASI SEMPOZYUMU- PATENT HUKUKU

08:45–17:00 Kayıt/Registration

09:00–09:30 Açılış Konuşmaları/Opening Speeches

09:30–10:15 Türkiye’de Patent Koruması-Genel Çerçeve/Patent Protection in Turkey-General Framework, Av. Dr. Cahit SULUK, İstanbul Barosu/İstanbul Bar Association

10:15 –11:30 BİRİNCİ OTURUM/FIRST SESSION

Oturum Başkanı/Chair: Prof. Dr. Mustafa ATEŞ, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı/İstanbul Sabahattin Zaim University Dean of Faculty of Law

Patents on Computer-Implemented Inventions and the Internet of Things in Europe, the United States and India/Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’da Bilgisayar Uygulamalı Buluşların ve Nesnelerin İnterneti Patentleri, Dr. Guido Noto La DIEGA, Northumbria University/ Northumbria Üniversitesi, Newcastle upon Tyne

Avrupa ve Türk Hukuku Perspektifinden Bilgisayar Programlarının Patentlenebilirliği/Patentability of Computer Programs from the European and Turkish Law Perspective, Barış ATALAY, Stan Advoka Patent, İstanbul

What the Future of Bitcoin Holds: The Looming Patent Battles over Blockchain Technology/Bitcoin’in Geleceği Neler Getiriyor: Blockchain Teknolojisinde Ortaya Çıkacak Patent Savaşları, Arş. Gör./Res. Ass. Yıldız SEKBAN, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi/İstanbul Sabahattin Zaim University

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS

11:30–11:45 KAHVE ARASI/COFFEE BREAK

11:45–13:00 İKİNCİ OTURUM/SECOND SESSION

Oturum Başkanı/Chair: Dr. İbrahim YAŞAR, Türk Patent ve Marka Kurumu Başkan Yardımcısı/Vice President of Turkish Patent and Trademark Office Türkiye’de ve Avrupa’da İkinci Tıbbi Kullanım Patentleri/Second Medical Use Patents in Turkey and in Europe, Aydın MUTLU, Invokat Fikri Mülkiyet Hizmetleri/Invokat Intellectual Property Services

Farmasötik Buluşlarda Zorunlu Lisans/Compulsory Licensing of Pharmaceutical Inventions, Dr. Onur Ömer SÖĞÜT, İstanbul Patent Patent Hukukunda Tecavüz Analizi/Infringement Analysis in Patent Law, Erkan SEVİNÇ, İstanbul Patent

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS

13:00–14:15 ÖĞLE ARASI/LUNCH BREAK

14:15 –15.30 ÜÇÜNCÜ OTURUM/THIRD SESSION

Oturum Başkanı/Chair: Dr. Adem ASLAN, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Üyesi/ Member of Court of Cassation 11th Civil Chamber Disrupting the Traditional Patent System: The Emergence of New Models/Geleneksel Patent Sisteminin Bozulması: Yeni Modellerin Ortaya Çıkışı, Natacha ESTÈVES, Sciences Po Law School/Sciences Po Hukuk Fakültesi, Paris

Patent Verilebilirlik Değerlendirmesinde “Önceki Tarihli Başvurular”/“Early Applications” in the Assessment of Patentability, Prof. Dr. Feyzan Hayal ŞEHİRALİ ÇELİK, Ankara Üniversitesi/Ankara University

Patentin Verilmesi Kararlarına İtiraz/Post-Grant Opposition Proceedings, Av. Türkay ALICA (LL.M.), Ankara Barosu/Ankara Bar Association

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS

15:30–15:45 KAHVE ARASI/COFFEE BREAK

15:45 –17:00 DÖRDÜNCÜ OTURUM/FOURTH SESSION

Oturum Başkanı/Chair: Levent YAVUZ, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Üyesi/ Member of Court of Cassation 11th Civil Chamber Patentin Sağladığı Koruma Kapsamının Belirlenmesinde Eşdeğer Unsurların Rolü/The Role of Equivalent Elements in Defining the Scope of Patent Protection, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Özgür ÖZTÜRK, İstanbul Teknik Üniversitesi/Istanbul Technical University

Patentli ve Patent Süresi Bitmiş Olan İlaçların Paralel Ticareti (İthalat ve İhracatı) ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar/Parallel Import and Export of Patent Protected and Generic Pharmaceuticals and Emerging Issues in Practice, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Hamdi PINAR, İ.D. Bilkent Üniversitesi/İ.D. Bilkent University

Sınai Mülkiyet Kanunu Kapsamında Çalışan Buluşları/Employee Inventions within the Scope of the Law on Industrial Property, Doç. Dr./Assoc. Prof. Dr. Ali Cengiz KÖSEOĞLU, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi/Ankara Yıldırım Beyazıt University

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS

17:00–17:15 KAHVE ARASI/COFFEE BREAK

17:15 – 18:30 BEŞİNCİ OTURUM/FIFTH SESSION

Oturum Başkanı/Chair: Prof. Dr. Hayri BOZGEYİK, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi/Ankara Yıldırım Beyazıt University

Sınai Mülkiyet Kanununa Göre Patent Hakkının İhlali Halinde Tazminat Yükümlülüğü ve Özellikle İtibar Kaybı Tazminatı/Obligation of Compensation and Especially Compensation for Reputation Loss in Case of Patent Infringement According to the Law on Industrial Property, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Vehbi Umut ERKAN, Ankara Üniversitesi/ Ankara University

The Purpose and Role of Monetary Compensation within the Framework of Relief Measures in Patent Law/Patent Hukukunda Tazmin Tedbirleri Çerçevesinde Maddi Tazminatın Rolü ve Amacı, Peter R. SLOWINSKI, Max Planck Institute for Innovation and Competition/Max Planck Enstitüsü, Münih

Patent Hukukunda Geçici Koruma Tedbirleri/Interim Injunctions in Patent Law, Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Ersin ERDOĞAN, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi/Ankara Yıldırım Beyazıt University

TARTIŞMALAR/DISCUSSIONS

TTK Ekseninde Sermaye Piyasası Hukuku Toplantı Serisi – 6. (Son) Toplantı: 3 Mayıs 2017 Çarşamba

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı tarafından düzenlenen ”Türk Ticaret Kanunu Ekseninde Sermaye Piyasası Hukuku Toplantı Serisi”nin 6.  (Son) toplantısı 03 Mayıs 2017 Çarşamba günü İstanbul Üniversitesi Merkez Bina (Rektörlük) Doktora Salonu, Beyazıt/İstanbul’da gerçekleştirilecektir. Aşağıda detaylı bilgi yer almaktadır.

T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
HUKUK FAKÜLTESİ
TİCARET HUKUKU ANABİLİM DALI

TÜRK TİCARET KANUNU EKSENİNDE 
SERMAYE PİYASASI HUKUKU 
TOPLANTI SERİSİ

ALTINCI (SON) TOPLANTI
3 MAYIS 2017

1. OTURUM
10:30-13:00
OTURUM BAŞKANI:

Prof. Dr. Abuzer KENDİGELEN

Tebliğler

Dr. Yusuf Z. Sönmez
Sermaye Piyasası Kurulu – Hukuk İşleri Dairesi Başkan Yardımcısı
TTK ve SPK Çerçevesinde İlişkili Taraf İşlemleri
HAAO’da Malvarlığının Korunması Sorunu

Dr. Gökçen TURAN
Sermaye Piyasası Kurulu – Hukuk İşleri Dairesi Baş Uzman Hukukçu 
TTK’da Yer Alan Finansal Destek Yasağına İlişkin Hükmün HAAO’da Uygulanması Sorunu

Doç. Dr. Ali PASLI
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi – Ticaret Hukuku Anabilim Dalı
Pay Alım Teklifi Zorunluluğu

2. OTURUM

14:00-15:30
OTURUM BAŞKANI:
Prof. Dr. Mehmet HELVACI

Tebliğler

Dr. Ercan URKAN
Sermaye Piyasası Kurulu – Hukuk İşleri Dairesi Baş Uzman Hukukçu

TTK ve SPK’da Bağımsız Denetim Sözleşmesi

Yard. Doç. Dr. Selman DURSUN
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi – Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı

6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda Suç ve Kabahat Düzenlemelerindeki Yenilikler

KAPANIŞ KONUŞMALARI
15.30-16:00

Katılım için “spktoplantilari@istanbul.edu.tr” adresine e-posta gönderilerek kayıt yapılması rica olunur.

Yer: İstanbul Üniversitesi Merkez Bina (Rektörlük) Doktora Salonu, Beyazıt/İstanbul

Toplantı afişine buradan ulaşabilirsiniz.

Başar Özbilen: Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde güncel gelişmeler ışığında akıl okuyuculuğu: İdare mükelleflerin bölünmesini değil birleşmesini mi istiyor?

basar-ozbilenKurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde güncel gelişmeler ışığında akıl okuyuculuğu: İdare mükelleflerin bölünmesini değil birleşmesini mi istiyor?
Av. Zekeriya Başar Özbilen

İbn-i Sina, devleti insan vücuduna benzetir. Vücudumuzdaki organların birbirinden bağımsız ancak insan sağlığı için bir düzen içerisinde çalışması gibi devlette de birbirlerinden bağımsız ancak toplumun bekası için birbirlerini dengelemesi gereken kurumlara ihtiyaç vardır. Zira gerçek büyüklük hacim değil büyük parçayı oluşturan küçük parçaların bir düzen içerisinde işleyebilme yetisidir. Küçük parçalar bir düzen/denge içerisinde işleyemez ise işlevsel bir büyüklükten de bahsedilemez. Şirketler de bu yönüyle devletlere benzerler, büyük ve güçlü olmak için rakamsal büyüklüğe değil işlevsel bir büyüklüğe yani diğer bir ifadeyle işlevsel bir bütünlüğe ihtiyaçları vardır.

İşte şirketler bu işlevsel bütünlüğe ulaşabilmek adına ticaret hukuku öğretisinde birleşme, bölünme, hisse değişimi, tür değişikliği gibi yöntemlerle yapısal değişikliğe gitmekte diğer bir ifadeyle kendilerini yeniden yapılandırmaktadırlar. Bu yöntemler aracılığıyla işletmelerin mevcut faaliyetlerine odaklanarak daha etkin çalışabilmeleri ve bu sayede daha yalın, daha şeffaf ve kontrol edilebilir bir yapıya bürünmeleri sağlanmakta, bir nevi fiili durum hukuki duruma dönüştürülmektedir.

Her ne kadar şirket yapılandırmaları, işletmelerin hâlihazırda süregelen ticari operasyonları açısından kolayca hayata geçirilebilirse de, bir şirketin bölünerek başka bir şirketi doğurması, şirketlerin birleşmesi veya bir şirketin tür değiştirmesi, hukuki ve vergisel sonuçları barındırmaları açısından dikkat gerektiren başlıklar olarak ortaya çıkmaktadırlar.

Ticaret hukuku açısından şirket yapılandırmalarının hukuki usul ve esasları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, özel kanunlar ve ikincil mevzuat ile belirlenmeye çalışılırken, vergisel usul ve esasları Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu, Harçlar Kanunu ve ilgili ikincil mevzuat ile belirlenmiştir.

Vergi mevzuatı, özellikle işletmelerin etkin çalışma ve uzun vadede kuvvetli mali yapıya kavuşmalarını sağlayacak bu gibi yapılandırma işlemlerinin tanımlanmasında öncülük etmiş, yol gösterici olmuştur. Bu kapsamda İdare’nin mükellefleri söz konusu işlemleri uygulamaya yöneltmeye çalıştığı görülmektedir. Özellikle Maliye Bakanlığı, mükelleflere vermiş olduğu özelgeler ile vergi kanunlarında öngörülen uygulama esaslarını nasıl yorumladıklarını ortaya koymaya çalışmış, çıkardığı tebliğlerde ise uygulamaya yön verici açıklamalarda bulunmuştur. Bu görüş ve açıklamalar belli bir kronolojik sırada yorumlandığında vergi idaresinin şirket yapılandırmalarının uygulanma esasları hakkındaki görüşlerinin mali politikalara bağlı olarak değişiklik gösterdiği söylenebilir.

1. Mevzuat uyarınca birleşme ve bölünme işlemleri

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanunî veya iş merkezlerinin Türkiye’de bulunması durumunda ve devralan kurumun, münfesih kurumun devir tarihindeki bilânço değerlerini, bir bütün halinde devralması ve aynen bilânçosuna geçirmesi şartıyla birleşme işlemleri devir hükmünde sayılır.

Birleşmeden doğan kârlar hesaplanmaz ve vergilendirilmez. Bununla birlikte bu işlemler KDV’den ve harçtan istisna olup bu kapsamda düzenlenen kâğıtlardan damga vergisi aranmaz.

Öte yandan münfesih kurumun devir tarihine kadar olan kazancının vergilendirilebilmesi için devir tarihi itibarıyla hesaplanan kazancın bu beyannameye dâhil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir. Bu tarihten sonraki işlemlerden doğan kazanç, devralan kuruma ait olacaktır. Devir işleminin hesap döneminin kapandığı aydan kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği ayın sonuna kadar geçen süre içerisinde yapılması halinde, münfesih kurumun önceki hesap dönemine ilişkin olarak hazırlanacak kurumlar vergisi beyannamesi de devre ilişkin kurumlar beyannamesi ile birlikte verilecektir.

Görüldüğü üzere İdare, Kanun’un tanımı itibarıyla devir niteliğinde olan birleşme dolayısıyla herhangi bir vergileme yapmamakta sadece birleşme tarihine kadar doğmuş olan vergilerin tahakkuk ettirilerek ödenmesini aramaktadır.

Bunun yanında vergisel anlamda kolaylıklar sağlanan bir başka yapılandırma yöntemi ise Kanun’un aynı maddesinde tanımlanmış olan “Bölünme” işlemleridir. Bölünme gerek vergi kanunları gerekse Ticaret Kanunu uyarınca tam ve kısmi bölünme olarak iki başlığa ayrılmıştır. Tam bölünme işlemi bir başka yazımızın konusu olduğundan bu yazımızda kısmi bölünmeye ilişkin açıklamalarımıza yer verilmiştir.

Kısmi bölünme ile tam mükellef bir sermaye şirketi veya sermaye şirketi niteliğindeki yabancı bir kurumun Türkiye’deki işyeri ya da daimi temsilcisinin bilançosunda yer alan taşınmazlar ile bilançoda yer alan ve en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ya da sahip oldukları üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçı, mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine kayıtlı değerleri üzerinden ayni sermaye olarak konulmaktadır. Bu işlem kurumlar vergisinden istisna olduğu gibi damga vergisi, KDV ve harçlardan da istisna tutulmuştur.

Tebliğ’in ilgili bölümünde yapılan açıklamalar uyarınca üretim veya hizmet işletmelerinin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli aktif ve pasif kalemlerin tümünün devredilmesi zorunludur. Kısmi bölünme sonucu hem bölünen işletmenin hem de bölünme sonucunda varlıkları devralan işletmenin faaliyetine devam etmesi esastır. Bu kapsamda, söz konusu işletmelerin devrinde, işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli taşınmaz, her türlü tesis, makine ve teçhizat, alet, edevat, taşıtlar, gayrimaddi haklar ile hammadde, mamul, yarı mamul mallar gibi aktif kıymetler ile ilgili pasif kıymetlerin tümünün devredilmesi zorunludur.

2. KOBİ’ler birleşin!

17.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6770 Sayılı Kanun’un 29. maddesi ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde değişiklik yapılmış ve Kanun’un 19. maddesi kapsamında birleşen sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (“KOBİ”), birleşme tarihinde sona eren hesap döneminde münhasıran üretim faaliyetinden elde ettiği kazançları ile bu kapsamda birleşilen kurumun birleşme işleminin gerçekleştiği hesap dönemi dahil olmak üzere üç hesap döneminde münhasıran üretim faaliyetinden elde ettiği kazançlarına uygulanmak üzere kurumlar vergisi oranını %75’e kadar indirimli uygulanmasına karar verilmiştir. Bu oranın değiştirilmesinde ve bu indirim oranını, sektörler, iş kolları, üretim alanları, bölgeler, hesap dönemleri itibarıyla ya da orta ve yüksek teknolojili ürün üreten veya imalatçı ihracatçı kurumlar için ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.

Bunun üzerinde 11.02.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (“Tebliğ”)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (“Değişik Tebliğ”) ile ilgili indirim oranına ilişkin usul ve esaslar açıklanmıştır.

Kanun’un 32. maddesinin beşinci fıkrasının uygulanması bakımından KOBİ; birleşmenin gerçekleştiği tarihten önceki hesap döneminde 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve aynı hesap dönemine ilişkin gelir tablosunda yer alan yıllık net satış hasılatı veya bu dönemin sonunda çıkarılan bilançonun aktif toplamından herhangi biri 40 milyon Türk Lirasını aşmayan işletmeleri ifade etmektedir. Birleşmenin gerçekleştiği tarihten önceki hesap döneminde 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam etme kriterinin tespitinde, sigorta bildirgeleri esas alınmak suretiyle hesaplanan yıllık ortalama çalışan sayısı dikkate alınacaktır.

Ancak KOBİ’lerin münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranının indirimli olarak uygulanabilmesi için; birleşmenin, Kanun’un 19. maddesinin birinci fıkrasında yer alan devir şartlarını taşıması, birleşen kurumların KOBİ niteliğinde olması, birleşen kurumların devir tarihi itibarıyla sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumlardan olması gerekmektedir.

Bu şartları yerine getiren kurumların, birleşme tarihinde sona eren hesap döneminde münhasıran üretim faaliyetinden elde ettiği kazançları ile birleşilen kurumun birleşme işleminin gerçekleştiği hesap dönemi dâhil olmak üzere üç hesap döneminde münhasıran üretim faaliyetinden elde ettiği kazançlarına, Bakanlar Kurulunca belirlenecek indirimli oranda kurumlar vergisi uygulanacaktır.

Görüldüğü üzere İdare KOBİ’lerin birleşmesi hususunda bir kısım teşvik edici düzenlemeler getirerek mükelleflerin mali yapılarını kuvvetlendirerek daha konsantre çalışmalarını sağlamayı amaçlamaktadır.

3. İşletmeler bölünmeyin!

Öte yandan kısmi bölünme işlemleri sıklıkla tercih edilen ve İdare’ce teşvik edilen bir başka yapılandırma yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu işlemler mevcut durumda birçok ihtilafa sebebiyet verse de mükelleflerin sıklıkla uyguladıkları ve önemli vergi istisnaları sayesinde ekonomik dayanağı bulunan bir yöntem olarak kabul etmek gerekir. Ancak çok yeni bir tarihte Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sayfasında Tebliğ’de bazı ilave açıklamalar kapsamında değişiklik getiren taslak bir tebliğ metni (“Taslak”) yayımlandı. Taslak’ın geneli itibarıyla hizmet ve üretim işletmesi bölünmelerine ilişkin ilave açıklamalar getirdiği düşünülse de tüm kısmi bölünme işlemleri konusunda akıllarda soru işareti doğuracak açıklamalar içerdiği söylenebilecektir.

Zira Taslak ile Tebliğ’e yargı kararları ve bugüne kadar İdare’ce verilen özelgeler aracılığıyla yön verilen uygulamanın tersine bir dizi açıklamaların ilave edilmesinin planlandığı görülmektedir.

Şöyle ki; Taslak ile özet olarak;

–       Üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki ve teknik bütünlük arz eden taşınmazların bu işletmelerden ayrı olarak kısmi bölünmeye konu edilmesinin mümkün bulunmadığı,

–       Devralan şirket hisselerinin devreden şirket ortaklarına verilmesi halinde, devreden şirket nezdinde sermaye azaltımına gidilmesi gerekeceğinden, devreden şirketin sermayesini oluşturan unsurlara göre sermaye azaltımı dolayısıyla vergilendirme yapılabileceği,

hususlarında ilave açıklamalara yer verilerek önemli değişiklikler getirildiği söylenebilecektir.

Tebliğ açıklamaları uyarınca bir üretim veya hizmet işletmesinin kısmi bölünmeye konu edilmesi durumunda bölünme sonrasında bölünen şirkette kalan işletmenin faaliyetlerine devam edebilmesi yani bir anlamda bölünmeyle birlikte iktisadi bütünlüğün bozulmaması gerekmektir. Tebliğ’de, üretim ve hizmet işletmeleri ile fiziki veya teknik bütünlük arz eden ve bu işletmelerden ayrılması mümkün olmayan binalar, arsa ve araziler de bu işletmelere dâhil taşınmazlar olarak kabul edilmektedir. Ancak, bir fabrika binasının içinde iki ayrı üretim işletmesi bulunması halinde üretim işletmelerinden birinin devri fabrika binasının da bölünüp devredilmesini gerektirmeyecektir.

Taslak ise işletme ile fiziki ve iktisadi bir bütünlük taşıyan bir taşınmazın işletmeden ayrı bölünmeye konu edilemeyeceğine ilişkin açıklamalar yaparak sanki bir işletmenin kurulabilmesi için mutlaka bir taşınmazın o işletmeye ait olması gerektiği kanaatine varılmasına sebebiyet vermektedir. Oysaki bir işletmenin fiziki ve iktisadi bütünlüğü için taşınmazın varlığı gerekiyor olsa bile bu taşınmazın işletmenin mülkiyetinde olmasının gerektiğine ilişkin Kanun’da herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Hal böyle iken, Taslak ile Kanun’da öngörülmeyen bir kısıtlamaya yer verilerek kısmi bölünme işleminin bir anlamda uygulamasının zorlaştırıldığı söylenebilecektir. Zira ilgili taşınmazın işletmeden ayrılmaz bir bütün olarak kabul edilmesi ve ayrı bir şekilde gayrimenkul bölünmesine konu edilememesi özellikle aktiflerinde bina ve arsa bulunan işletmelerin yeniden yapılandırılarak ilgili işletmede maddi duran varlık kalemi bulunmasını istemeyen yatırımcı ile müzakere etmelerini güçleştirebilecektir.

Bununla birlikte Taslak’ta yer verilen başka bir açıklamada, bir taşınmazın belirli bir payının kısmi bölünmeye konu edilemeyeceği ifade edilmiştir. Örnek mucibince yapılan bu açıklamada pay sahipliği konusunda yeterince açık bilgi verilmese de payın tek başına taşınmaz niteliğini haiz olmadığı bu sebeple bölünmeye konu edilemeyeceği anlamı çıktığı söylenebilir. Oysaki Türk Medeni Kanunu taşınmaz olarak arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümleri saymıştır. Görüleceği üzere Kanun koyucu sadece arazi veya binayı bir taşınmaz olarak değil, belli nitelikleri haiz hakları da taşınmaz olarak nitelendirmektedir. Kaldı ki; bir taşınmaz üzerinde kurulu olan paylı mülkiyet halinde birden fazla malikten söz edilebilecek olup, maliklerin ellerindeki payları bakımından birbirilerinden ayrı olarak belli hak ve yükümlülüklere sahip olduklarını unutmamak gerekir. Bu yönüyle de, paylı mülkiyet halinde her bir malikin elinde bulundurduğu paylar üzerinde dilediği tasarrufu yapabileceğini kabul ettiğimizde, paylı mülkiyet halindeki payların da bölünmeye konu edilebileceği sonucuna varılabilecektir.

Taslak’ta tereddüt yaratan başka bir açıklama ise sermaye azaltımlarına ilişkin İdare tarafından tesis edilen genel görüşün kısmi bölünmeye özgülenmeden metne yansıtılmış olmasıdır. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Vergi İdaresi, şirket sermayesinin içerisinde vergilendirilmemiş kaynakların bulunması halinde, sermaye azaltımıyla birlikte ilk önce bu kaynakların işletmeden çekilmiş sayılması gerektiğini ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bu tip sermaye yapısına sahip şirketler için sermaye azaltımının vergi doğuran bir olay olarak kabul edildiği söylenebilecektir.

Kısmi bölünme işleminde ise devralan şirketin devraldığı net mal varlığı karşılığında çıkardığı hisseler, ya devreden şirkete ya da devreden şirketin ortaklarına verilebilmektedir. Devralan şirket tarafından çıkarılan hisselerin, devreden şirketin ortaklarına verilmesi halinde (eş zamanlı sermaye artırımı yapılmadığı durumda) devreden şirket mal varlığında bir eksilme söz konusu olacağından devreden (bölünen) şirkette sermaye azaltımı yapılması gerekecektir.

İşte Vergi İdaresi Taslak öncesi vermiş olduğu çeşitli özelgelerde, sermaye azaltımına ilişkin genel yaklaşımının aksine, kısmi bölünme işlemlerinde devreden şirketin sermayesinin içerisinde vergilendirilmemiş bir kaynak olması durumunda, bu kaynağın kısmi bölünme ile birlikte devralan şirkete aynen devredilmiş kabul edileceği dolayısıyla sermaye azaltımı neticesinde bir vergileme yapılamayacağı görüşündeydi.

Ancak Taslak aşağıdaki 4. madde açıklaması ile kısmi bölünme işlemlerinde de sermaye azaltımına ilişkin genel görüşün uygulanmasını öngörmektedir:

“Kısmi bölünme işlemlerinde devralan şirket hisselerinin devreden şirket ortaklarına verilmesi halinde, devreden şirket nezdinde sermaye azaltımına gidilmesi gerekeceğinden, devreden şirketin sermayesini oluşturan unsurlara göre sermaye azaltımı dolayısıyla vergilendirme yapılması söz konusu olabilecektir. Yapılacak sermaye azaltımında;

  • Öncelikle, işletmeden çekilmesi halinde kurumlar vergisine ve kar dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların (pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, yeniden değerleme değer artış fonu, iştirakler yeniden değerleme değer artış fonu, maliyet artış fonu vb.),
  • Sonra, sadece kar dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların (geçmiş yıl karları, olağanüstü yedekler vb.),
  • Son olarak ise işletmeden çekilmesi vergilendirilmeyecek olan ayni ve nakdi sermayenin,

işletmeden çekildiği kabul edilecektir.”

Görüldüğü üzere İdare, kısmi bölünmeyle birlikte, devralan şirkette ilgili sermaye kalemlerinin takip edilecek olmasına ve bu şirket hisselerinin ortaklara verilmiş olmasına rağmen, söz konusu sermaye azaltımını işletmeden çekiş olarak adlandırmayı amaçlamaktadır.

Oysaki Türk Ticaret Kanunu, bölünme ile ilgili genel gerekçede, bölünmenin sermaye şirketlerinin kooperatiflerin malvarlıklarını tamamen veya kısmen kendilerinden ayırarak tasfiyesiz olarak ve kısmî küllî halefiyet yoluyla başka sermaye şirketlerine devretmeleri ve bunun karşılığında bölünen şirketin ortaklarının devralan şirketlerde ortak konumunu ipso iure[1] elde etmeleri olarak açıklamıştır. Bu elde etmenin dayanağı ise bir şirketin mal varlığı bölünmüş ve mal varlığının bir bölümü başka bir şirkete kanunen intikal etmişse, bölünen şirket ortaklarının payları, devredilen mal varlığının değeri kadar değer yitirmiş olduğu anlayışıdır. Yitirilen değerin karşılanması için, devralan şirketin/şirketin paylarını, bölünen şirketin ortakları ipso iure kazandırılması gerekmektedir.

Zira bölünen şirket ile şirket dışına çıkan değer dolayısıyla servet yitiren, esasında bölünen şirket değil, ortakların kendisidir. Bölünme işlemi sadece ortakların mal varlığı durumunda değişikliğe sebebiyet vermiştir. Yani bir başka deyişle, kısmi bölünme suretiyle sermaye azaltımı işletmeden çekiş olarak adlandırılamaz zira, asıl servet sahibi bölünen şirket ortakları yeni kurulan/devralan şirket hisseleri ile mal varlığı değerlerini korumuştur. Dolayısıyla külli halefiyet ilkesi kısmi bölünmeye konu değerleri devralan şirket, sermayeyi oluşturan nakit dışı unsurları aynı şekilde takip ettiği müddetçe vergilemeye konu edilmemelidir.

4. Sonuç

Görüleceği üzere Vergi İdaresi’nin yürürlüğe giren bir değişiklik (KOBİ birleşmeleri) ve yayımlanan bir taslak metinle şirketlere bir nev’i mesaj vermek istediği sonucuna varılabilecektir. Söz konusu düzenlemelerle, hali hazırda uygulamadaki farklılıklar ve vergi hukuku ilkeleri açısından ihtilaflara konu kısmi bölünme işleminin uygulanmasını daha zor ve tereddütlü hale getirilirken, özellikle KOBİ’lerin güçlerini konsolide ederek mali yapısı kuvvetli işletmeler kurulmasının teşvik edilmek istendiği anlaşılmaktadır.

Bu anlayışa bir yönüyle hak verilmesi mümkündür; zira işletmelerin farklı sinerjilerinin bir araya getirilerek daha kuvvetli bir işletme yapısına kavuşturulması söz konusu olabilecektir. Ancak unutulmaması gereken bir husus, genellikle bu tip yapılandırmaların mükelleflerce vergisel avantajları göz önünde bulundurularak değil altı dolu bir ekonomik gerekçeyle yapıldığıdır. Özellikle salt üretim işletmelerinin bir araya getirilmesi öngörülerek yapılacak bir yapılanmanın işletmelerin farklı iş kolundaki eksikliklerine bir çözüm olamayacağı, bu haliyle de KOBİ’ler açısından operasyonel olarak ilgi çekici olamayacağı düşünülmelidir. Kaldı ki; işletmelerin bölünerek de ekonomik bir güç olabileceklerini, bu gibi düzenlemelerle bireysel yatırımcı niteliğindeki şirket ortaklarının rekabetçi ortamda daha zor durumlara düşebileceğini göz ardı etmemek gerekmektedir

Öte yandan işletmelerin yerli yersiz bölünerek hacimsel olarak küçüleceği kaygısıyla vergi avantajlarını ortadan kaldırarak ya da en azından uygulamayı değiştirerek yapılandırmalara yön verilmesi özellikle yabancı yatırımcı ile müzakere aşamasında birçok işletme sahibi açısından dezavantaj getirebilecektir.



[1]Kendiliğinden

Kaynak: EY Vergide Gündem

Prof. Dr. Mustafa Dural’ı Anma Sempozyumu – 22-23 Şubat 2017

Mustafa DuralKadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen “Prof. Dr. Mustafa Dural’ı Anma Sempozyumu – Türk Özel Hukukunda Güncel Gelişmeler” başlıklı etkinlik, 22-23 Şubat 2017 tarihinde gerçekleştirilecektir.

Yer: Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi, D-Blok Büyük Salon.

Kayıt: Katılım ücretsizdir. Katılım formu için buraya tıklayınız.

 

22 ŞUBAT 2017 BİRİNCİ GÜN
08:30-09:00 KAYIT ve İKRAM
09:00-10:00 AÇILIŞ KONUŞMALARI
Prof. Dr. Ali Güzel
Prof. Dr. Hasan Erman
Prof. Dr. İlhan Ulusan
10:00-11:15 BİRİNCİ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlhan Ulusan
Prof. Dr.Tufan Öğüz
“Türk Borçlar Kanunu’nun Sözleşmenin Geçersizliğine İlişkin Hükümlerinin Değerlendirilmesi”
Prof. Dr. Gökhan Antalya
“İşlem Temelinin Çökmesi Teorisi Yönünden Aşırı İfa Güçlüğü”
Prof. Dr. Emre Gökyayla
“Bedensel Zararların Hesaplanmasında Güncel Bazı Meseleler”
11:15-11:30 KAHVE ARASI
11:30-12:45 İKİNCİ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Serap Helvacı
Yrd. Doç. Dr. Özge Uzun Kazmacı
“Velayetin Birlikte Kullanılması”
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Ayar
“Yargıtay Kararları Işığında Boşanmanın Özel Sebepleri”
Dr. Özkan Cavit Hoşlan
“Sınırlı Ehliyetsizin İade Yükümlülüğü”
12:45-14:00 ÖĞLE ARASI
14:00-15:15 ÜÇÜNCÜ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hasan Erman
Prof. Dr. Turgut Öz
“Banka Hesaplarında Sebepsiz Zenginleşme”
Prof. Dr. Şükran Şıpka
“Boşanma Davası Devam Ederken Taraflardan Birinin Ölmesinin Maddi Hukuk Bakımından Sonuçları”
Prof. Dr. Saibe Oktay Özdemir
“Ölüm ve Ölüme Bağlı Bazı Sonuçlara İlişkin Değerlendirmeler”
15:15-15:30 KAHVE ARASI
15:30-17:00 DÖRDÜNCÜ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Mehmet Helvacı
Prof. Dr. Mehmet Helvacı
“Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu Sistemindeki Değişiklikler”
Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar
“Anonim Ortaklıkta İbraya İlişkin Sorunlar”
Yrd. Doç. Dr. Ali Dural
“Limited Ortalıklarda Esas Sermaye Payının Miras, Cebri İcra ve Mal Rejimleri Yoluyla Edinilmesi”
Yrd. Doç. Dr. Argun Karamanlıoğlu
“Avale İlişkin Güncel Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi”
23 ŞUBAT 2017 İKİNCİ GÜN
09:00-09:30 KAYIT
09:30-10:45 BİRİNCİ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Atilla Altop
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi
“Miras Sebebiyle İstihkak Davası”
Prof. Dr. Alper Gümüş
“Belirli Bir Taşınmaz Üzerindeki Miras Payına İlişkin Olarak Üçüncü Kişi ile Akdedilen Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesine Dair Yargıtay Uygulamasının Kısa Değerlendirmesi”
Doç. Dr. Emrehan İnal
“Muris Muvazaası”
10:45-11:00 KAHVE ARASI
11:00-12:15 İKİNCİ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Cevdet Yavuz
Doç. Dr. Cem Akbıyık
“Tüzel Kişi Organının Ölüme Bağlı Tasarrufun Düzenlenmesine Katılması”
Doç. Dr. Murat Topuz
“Uyumlu Eylem Yolu ile Kartel Oluşturan Bankaların Tüketiciye Karşı Sorumluluklarının Hukuki Dayanağı”
Yrd. Doç. Dr. Ekrem Kurt
“6098 Sayılı TBK’ya Göre Ölüm ve Bedensel Zararların Tazmini”
12:15-13:30 ÖĞLE ARASI
13:30-14:45 ÜÇÜNCÜ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Abdülkadir Arpacı
Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal
“Taşınır Rehni Sözleşmesi ve Sözleşmenin Şekli”
Prof. Dr. Faruk Acar
“Ticari İşlemlerde Taşınır Rehninin Sona Ermesi”
Yrd. Doç. Dr. Sabah Altay
“Taşınır Rehni Sicilinin Özellikleri”
14:45-15:00 KAHVE ARASI
15:00-16:15 DÖRDÜNCÜ OTURUM
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Veliye Yanlı
Doç. Dr. Tolga Ayoğlu
“Önemli Miktarda Şirket Malvarlığının Satışında Genel Kurul Kararının Hukuki Niteliği”
Doç. Dr. Anlam Altay- Yrd. Doç. Dr. Esra Hamamcıoğlu
“Anonim Ortaklıklarda Tek Borç İlkesi”

TTK Ekseninde Sermaye Piyasası Hukuku Toplantı Serisi – 5. Toplantı: 8 Şubat 2017 Çarşamba

afisİstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı tarafından düzenlenen ”Türk Ticaret Kanunu Ekseninde Sermaye Piyasası Hukuku Toplantı Serisi”nin 5. toplantısı 08 Şubat 2017 Çarşamba günü İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezi Büyük Salon, Beyazıt/İstanbul’da gerçekleştirilecektir. Aşağıda detaylı bilgi yer almaktadır.

T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
HUKUK FAKÜLTESİ
TİCARET HUKUKU ANABİLİM DALI

TÜRK TİCARET KANUNU EKSENİNDE 
SERMAYE PİYASASI HUKUKU 
TOPLANTI SERİSİ

BEŞİNCİ TOPLANTI
08 ŞUBAT 2017

OTURUM BAŞKANI:
Prof. Dr. Füsun NOMER ERTAN

10:30-11:00
Kurumsal Yönetim
Doç. Dr. Ali PASLI

11:00-11:30
Önemli Nitelikte İşlemler
Yard. Doç. Dr. Fatih AYDOĞAN

11.30-12:15
Tartışmalar

İletişim: spktoplantilari@istanbul.edu.tr

Yer: İstanbul Üniversitesi Kongre Merkezi Büyük Salon, Beyazıt/İstanbul

Katılım herkese açık ve ücretsizdir.

Ali Paslı: Anayasa Mahkemesi’nin MarkKHK m.14’ü İptal Kararı’nın Etkisi: Kullanmama Gerekçesine Dayalı Hükümsüzlük/İptal Davaları Düşecek Mi?

ali-pasliAnayasa Mahkemesi’nin MarkKHK m.14’ü İptal Kararı’nın Etkisi: Kullanmama Gerekçesine Dayalı Hükümsüzlük/İptal Davaları Düşecek Mi?

Doç. Dr. Ali Paslı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ticaret Hukuku Anabilim Dalı

Anayasa Mahkemesi’nin (= AYM) 06.01.2017 tarih ve 29940 sayılı Resmi Gazete’de (= RG) yayımlanan 148/189 sayılı marka hukukuna ilişkin son kararı, sessiz sedasız bir şekilde Türk marka hukuku uygulamasına pimi çekilmiş bir el bombası gibi düşmüştür. Mahkeme, Türk marka hukukunun temel metni olan 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname (= MarkKHK/KHK) ile ilgili son dönemde verdiği önceki kararlarında olduğu gibi, marka üzerindeki sahiplik hakkının anayasal anlamda mülkiyet hakkı ve takiben temel hak olmasından hareketle, bu tür bir hakkın kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyeceği gerekçesi ile KHK’nın Türk Patent Enstitüsü nezdindeki tescilin idamesi için markanın -belli bir süre içerisinde- kullanılması zorunluluğunu düzenleyen 14. maddesi ile ilgili yapılan başvuruyu, gene esasa girmeksizin kabul etmiş ve anılan maddeyi iptal etmiştir.

Önceki kararlarında KHK’nın 42/1-c, 7/1-ı ve 16/5. maddelerini aynı sebeple iptal eden AYM, bu sefer de 14. maddeyi iptal etmiştir. Daha önce hem yazılı hem de sözlü ortamda ifade ettiğimiz üzere Mahkeme’nin iptal gerekçesi karşısında, KHK’ya kanunla eklenen birkaç istisnai hüküm dışında, tüm maddeler iptal tehlikesi altında idi[1]. 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu’nun (= SMK) yürürlüğe girmesi ile birlikte marka hukuku -hatta tasarım, coğrafi işaret, faydalı model ve patent de dâhil tüm sınaî mülkiyet hukuku- dünyamızın kanun hükmünde kararnameler ile düzenlenmesinin yarattığı iptal ve takiben büyük bir boşluğun doğması tehdidi -ileriye yönelik olarak- ortadan kalkmıştır. Ancak SMK’nın geçmişe uygulanması mümkün olmayacağı için bu kanunun, Ocak 2017’den önce açılmış ve devam etmekte olan binlerce davada ortaya çıkacak problemleri çözme imkânı yoktur. Bu durumda AYM’nin MarkKHK. m. 14’ü iptal etmesinin hukuki sonuçları irdelenmelidir.

Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararının Sonuçları

Yukarıda anılan diğer üç maddenin iptal edilmesinin sonucunu “Anayasa Mahkemesi’nin Son Dönemdeki İptal Kararlarının Marka Hukukumuza Etkisi: Boşluk Var Mı?” isimli makalemizde tartışmıştık. 14. maddenin iptalinin ortaya çıkardığı tehlike, -diğer üç maddenin iptaline nazaran- daha da büyüktür. Zira 2017 öncesi açılan ve devam etmekte olan –hakkında henüz kesin hüküm ihdas edilmemiş- derdest davalarda uygulanacak olan MarkKHK’da -Mahkeme’nin iptal kararının yürürlüğe girmesi ile birlikte artık- tescilli markanın kullanım zorunluluğunu düzenleyen bir madde kalmamıştır.

Gerçekten de markaların tescilinde temelde iki sistem bulunmaktadır: Biri markanın kullanımının tescilden önce aranması, böylelikle kullanımın bir tescil şartı olduğu Amerikan sistemi; diğeri ise özellikle Kıta Avrupa’sında şekillenen ve Avrupa Birliği hukuku haline gelen, tescilden önce kullanımın gerekli olmadığı, bir işaretin sadece yaratılıp/seçilmesi ile marka olarak tescil edilebildiği Klasik Avrupa sistemidir. Ancak her iki sistemde de bir orta yol bulunmuş ve kuralların açıkları zamanla kapatılmıştır. Amerikan sistemi, tescil başvurusundaki “kullanım niyeti (intent of use)” doktrinini geliştirirken; bizim de dâhil olduğumuz klasik Avrupa sistemi tescilden itibaren belli bir süre içerisinde müseccel marka sahibinin tescil edilen markasını kullanım zorunluluğu/külfeti getirmiş ve bunun yaptırımı olarak tescilli markanın iptalini öngörmüştür[2]. Böylelikle esasında markanın klasik kökeninde kullanımın şart olduğu, tescil sisteminin kullanımsız sahipliğe ancak belli bir dönem için göz yumduğu tespiti yanlış olmayacaktır[3]. Zaten kullanımın tescil şartı olmadığı, tescilin idamesi için tescilden sonra belli bir süre içerisinde kullanımın aranmadığı bir ülke de yoktur[4]. İşte AYM’nin MarkKHK m. 14’ü iptalinin sonucu, halen devam eden davalar itibarıyla etkisi devam eden 2017 öncesi dönem açısından Türkiye’de türünün tek örneği olması ihtimalidir. Zira hem 42/1-c’nin hem de 14’ün iptali ile birlikte artık MarkKHK’da tescil edilen markanın kullanımını şart koşan, kullanım külfeti öngören bir hüküm kalmamıştır. O zaman Türkiye gibi çok büyük bir kitlenin sırf marka ticareti yapabilmek için birçok işareti marka olarak tescil ettirdiği, marka sicilimizin marka çöplüğüne yaklaştığı bir ortamda, bu garabetin düzeltilmesinin öncelikli yolu olan kullanmamaya dayalı hükümsüzlük/iptal/terkin davasının bundan böyle KHK sisteminde dayanağı yoktur.

Duruma MarkKHK açısından bakıldığında müseccel marka sahibi, tescilli markasını kullanmasa bile -gerçek/önceki hak sahipliğine dayalı davalar saklı kalmak üzere-; gerekli yenilemeleri de yaptırarak, marka sahipliğini ilelebet sürdürebilecektir. Bunun bir taraftan marka olabilecek işaretlerin alanını olabildiğince daraltacağı, bir taraftan kötü niyetli marka simsarlarının tecavüz davaları yolu ile piyasalara yönelik potansiyel baskısını artırabileceği, bir taraftan da tüm dünyada kabul görmüş bir marka hukuku ilkesinin ülkemizde bulunmaması sonucunu yaratabileceği unutulmamalıdır. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemeleri’ndeki marka hükümsüzlük/terkin davalarının önemli bir kısmında gerekçe, davalı marka sahibinin tescile konu markasını kullanmamış olmasıdır.

İptal Kararıyla Ortaya Çıkan Yürürlük Sorunları

Markanın hükümsüzlük sebeplerinin sayıldığı MarkKHK m. 42/1-c’de “markanın kullanılması” kenar başlığını taşıyan 14. maddeye atıf yapılmakta ve söz konusu 14. maddeye aykırılığın bir terkin sebebi olduğu öngörülmekteydi. AYM’nin ilk iptal ettiği KHK hükmü bu oldu. Bu iptalin etkisi sınırlı kaldı, zira kullanma zorunluluğunu düzenleyen MarkKHK m. 14 halen yürürlükte idi ve bu maddenin lafzı, açıkça terkin yaptırımını da içine alacak bir şekilde, “(m)arkanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde, marka iptal edilir.” biçiminde idi. Bu hüküm -eksiklikleri ile birlikte[5]– iş görüyordu. Ancak AYM’nin işbu makaleye konu son kararı, 14. maddeyi de bütünüyle ortadan kaldırdı. O zaman tespit edilmesi gereken iki ayrı yürürlük sorunu ortaya çıktı: KHK’da -yukarıda da belirtildiği üzere- tescil sahibine kullanma külfeti öngören bir düzenleme kalmaması sonucunu doğuran AYM kararının etki zamanı ile hukukumuzda yeniden tescilli markanın kullanılması gerekliliğini getiren SMK m. 9’un yürürlük tarihi.

İkinci sorudan başlarsak anılan yeni Kanun’un 192. maddesi uyarınca söz konusu 9. madde, ancak SMK’nın RG’de yayımlandığı 10.01.2017’den itibaren uygulama alanı bulabilecektir. Zira kanunlar kural olarak ileriye etkili olup, geçmişe etkili olmamaları esastır. Kanunun geçmişe etkili olması için buna ilişkin kanuni bir hüküm bulunmalıdır[6]. Oysaki SMK’da kanunun geriye etkili olacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. AYM’nin iptal kararları da, Anayasa’nın (= AY) 153/5. maddesi uyarınca ileriye etkili olduğuna ve ilgili KHK hükmü ancak Karar’ın RG’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalktığına[7] (AY. m. 153/3) göre sorunun bulunmadığı düşünülebilir. Zira tescilli markanın kullanım zorunluluğunu ortadan kaldıran AYM kararı ileriye etkili şekilde 06.01.2017 tarihinde yayımlanırken; anılan zorunluluğu yeniden düzenleyen SMK, 10.01.2017’de yayımı ile ileriye etkili biçimde yürürlüğe girmiştir. O zaman aradaki muhtemel boşluk sadece 4 gündür. Yani bu dört günlük süre içerisinde açılan davalar açısından marka kullanım zorunluluğu yoktur ve bu gerekçeye dayalı marka iptal davaları reddedilecektir. İşte bu yorum, kanaatimce iki açıdan doğru değildir.

Birincisi; zamansal tehlike, çok daha büyüktür. Zira 10.01.2017’den önce açılmış olan ve henüz kesinleşmemiş, derdest hiçbir davada artık dava konusu markanın MarkKHK. m. 14’e -veya 42/1-c’ye- dayalı olarak iptaline/hükümsüzlüğüne ve takiben terkinine karar verilemez. Gerçekten de AYM’nin iptal kararlarının ileriye etkili olmasının anlamı, ancak bir yasal düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih ile iptal edildiği tarih arasındaki şahsi kazanılmış hakların iptal kararından etkilenmemesidir. Yoksa ileriye etki anayasaya aykırılığına karar verilen yasal düzenlemenin, kararın iptalinden önceki ilgili dönemde kapsamına giren olaylara -iptal kararından sonra da- uygulamaya devam edeceği düşünülmemelidir[8]. Aksi takdirde somut norm denetimi için bekletici mesele yapıp AYM’ye başvurulan davada bile iptal edilen hükmün uygulanması gerekirdi. Usul hukukumuza egemen olan, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki duruma göre hüküm vermesi anlayışı, dava sürerken davaya dayanak kanun ya da KHK hükmünün, AYM tarafından iptal edilmesine rağmen, halen uygulanması ve sonuca müessir olması anlamına gelmez. AY. m. 152/3’deki “Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.” düzenlemesinin sadece somut norm denetimi yoluyla AYM’ye başvuran yerel mahkemedeki somut dava açısından geçerli olduğu, aynı temelli diğer mahkemelerde derdest olan davalarda uygulanmayacağı söylenemez. Bu durumda MarkKHK. m. 14’ün iptal edildiği ve bu kararın yayımlandığı 06.01.2017’de devam eden hiçbir davada artık yerel mahkemelerin -ve hatta Bölge Adliye Mahkemeleri ile Yargıtay’ın-, MarkKHK’ya göre bir kullanma zorunluluğundan bahisle terkin kararı vermeleri mümkün değildir. Dolayısıyla tehlike, dört günlük değildir.

İkincisi; zamansal tehlike büyük olsa ve KHK’da hüküm olmasa da, hâkimler terkin kararı verebilme noktasında çaresiz değildirler. Yani KHK’da artık kullanma gerekliliğini öngören bir hüküm olmaması ve bunun zamansal uygulama açısından derdest davalara uygulanabilecek olması, işbu davaların otomatikman reddi sonucunu doğurmaz. Şöyle ki, ilk önce hukukumuzda tescilli markayı kullanma zorunluluğunu düzenleyen MarkKHK dışında herhangi bir yasal dayanak var mıdır sorusu ile başlamak gerekir. Unutulmamalıdır ki, AY. m. 90/5 uyarınca “(u)sulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.”. Sınaî mülkiyet hukuku ve bu arada marka hukuku, belki de üzerinde en fazla uluslararası antlaşma akdedilen hukuk dalıdır. Türkiye de marka hukukunun esasına ilişkin, maddi boyutunu düzenleyen Paris Konvansiyonu (= PK) ile Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması’na (=TRIPs) taraftır. Söz konusu uluslararası antlaşmalar, usulüne uygun şekilde onaylanıp RG’de yayımlandıklarına göre, hukukumuz açısından kanun hükmündedir ve bunların -varsa- tescilli markanın kullanılmasına ilişkin hükümleri -ilgili dönem itibarıyla da yürürlükte olan kanun hükmü olarak- devam eden davalarda doğrudan uygulanabilir.

Çözüm Uluslararası Anlaşmalarda Mı?

Müseccel markanın kullanılması gerekliliği, PK m. 5/C’de ve takiben “Paris artı” hükmü olarak, Konvansiyon hükümlerinin açıklarını kapatır biçimde TRIPs m. 19’da düzenlenmektedir. Ancak mesele şu ki, Konvansiyon hükmünün başlangıcında “(t)escil edilen markanın kullanılması bir memlekette mecburî ise” hükmü yer almakta, keza TRIPs’deki madde de “(t)escilin idame ettirilmesi için markanın kullanılması gerekli ise” şeklinde başlamaktadır. Buradan hareketle doçentlik tezimizde aynen şunları söylemiştik: “…tescil öncesinde bu yönde bir gereklilik öngörülmüş değildir. Kaldı ki, söz konusu tescil sonrasındaki döneme yönelik olarak da, kesin bir kullanım zorunluluğundan bahsedilmemekte, markanın tescil sonrasında kullanılması yönünde ilgili ülkede bir şart/zorunluluk varsa, bu şartın uygulanmasına yönelik sınırlayıcı kurallar belirlenmektedir. Yani Konvansiyon’un yöneldiği amaç, kullanım zorunluluğu tanımak değil, markanın tescil sonrasındaki dönemde kullanılması düzenini kurallara bağlamaktır. Birlik üyesi bir ülkenin, tescilin iptal edilmemesi için kullanım zorunluluğu öngörmemesine, takiben kullanım külfetinin hiç bulunmamasına Konvansiyon –ve onu takip eden TRIPs- açısından bir engel yoktur.[9].

Ancak burada yorum yaparken, markanın orijininde kullanım gerekliliğinin var olduğu, Türkiye’deki yasa koyucunun esasında kullanım zorunluluğunu öngörmüş olduğu, ancak şekli bir eksiklik/yanlışlık sebebiyle söz konusu düzenleme boşluğunun ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Uluslararası antlaşmaların yorumlayıcı veya tamamlayıcı şekilde doğrudan etkilerinin olabilmesi için yasal mevzuatta mevcut bir hüküm olmalıdır[10]. Burada ise artık böyle bir hüküm bulunmadığı için uluslararası antlaşma düzeninin ancak “düzenleyici” doğrudan etkisi olabilir. Bu etkinin olabilmesi için inceleme konusu alanda PK’nın veya TRIPs’in, kullanımı bir zorunluluk olarak öngörmesi gerekmekte idi. Ancak bu, yoktur. Buna karşın antlaşma düzeninde esasında kullanımın tescilden sonra açıkça bir şart olarak öngörülmemesinin altında, kullanma kavramına Amerikan sistemini de içine alacak şekilde tescilden önce veya sonra ikili bir ayrım ile yaklaşılmış olması yatmaktadır. Yoksa antlaşma koyucular tarafından, esasında tescil şartı olarak kullanmayı aramayan bir ülkede tescilin idamesi için dahi olsa belli bir süre içinde kullanmanın aranmayacağı düşünülmemiş, hatta buna yönelik her iki temel antlaşmada da görece ayrıntılı kurallar öngörülmüştür. Zaten hemen yukarıda anılan eserde de aynen şöyle denilmektedir: “…bu şekilde tescil öncesinde veya sonrasında tescilli markanın kullanılmasını, bir gereklilik olarak düzenlemeyen, marka kullanılmasa da ilelebet tescilinin muhafazasının mümkün olduğu bir münferit ülke hukuku da tarafımızca tespit edilememiştir.”[11]. TRIPs m. 19’un bizatihi kenar başlığında “Markayı Kullanma Koşulu” ifadesi geçmektedir. Burada esasında amaçlanan, kullanma gerekliliğinin tescilden önce değil, tescilden sonra öngörülmüş olması halidir; yoksa böyle bir şartın hiç aranmaması, marka hukukunun temelleri ile örtüşmez[12]. İşte bu sebeple artık burada uluslararası antlaşmaların doğrudan düzenleyici etkisi olamasa da, MK. m. 1’in yardımı ile hâkimin bir boşluğun varlığını kabul etmesi ve bu boşluğu yukarıda açıklanan PK ve TRIPs’in kullanma zorunluluğunu opsiyonel şekilde düzenleyen hükümleri ile doldurması kaçınılmazdır.

TRIPs m. 19’un -dolaylı yoldan da olsa- uygulama alanı bulması, otomatikman kullanma süresini de -iptal edilen 14. maddedeki beş yıldan- üç yıla indirecektir. Her iki uluslararası antlaşmanın da lafızlarının bir kanun hükmü gibi doğrudan uygulamaya/etkiye uygun olması da bu yorumu desteklemektedir. Türk marka hukukunun mehazı olan ilgili Avrupa Birliği düzenlemelerinin -gerek Topluluk Markası Tüzüğü gerek de Markalar Hukuku Yönergesi- kullanma külfetini düzenlemiş ve iptal sonucuna bağlamış olmaları da, mehaza uygun yorum ilkesi çerçevesinde, bizi AYM’nin iptal kararını takiben yasal bir boşluğun ortaya çıktığını kabule götürmektedir. Türk marka hukuku düzeni, uluslararası antlaşmaların kullanmama serbestîsi tanıma imkânını kullanmış değildir.

Bu durumda AYM’nin iptal kararının sonucu, ne PK’da ne de TRIPs’de açık bir külfet/zorunluluk da bulunmadığı için “boşluk”tur[13]. Ancak söz konusu boşluğun sonucu, kullanma külfetinin hukuk yaratarak olsa da öngörülmesi olup; bu görev uluslararası antlaşma düzenini esas almak suretiyle Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk hâkimlerine düşmektedir[14]. Tıpkı kötü niyetli tescilin, açıkça öngörülmese de, genel hükümlerin yardımı ile müstakil bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmesinde olduğu gibi; burada da marka hukuk düzenine ilişkin temel prensipler, açık yasal düzenleme bulunmamasını kullanma külfetinin yokluğu şeklinde değil, bir boşluğun var olduğu biçiminde anlamlandırılmasını gerektirir. Bu boşluğun doldurulmasında kullanılacak teknik, -kullanma zorunluluğu varmışçasına- PK. m. 5/C ve TRIPs m. 19’un düzenleyici şekilde doğrudan uygulanmasıdır.

…………………………………………….

[1]        Ali PASLI, Anayasa Mahkemesinin Son Dönemdeki İptal Kararlarının Marka Hukukumuza Etkisi: Boşluk Var Mı?, Legal Fikri Ve Sınai Haklar Dergisi, C. 12, S. 46, 2016 s. 492-493.

[2]        Ali PASLI, Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunun Esasına Etkileri, İstanbul 2014, s. 538.

[3]        İşte bu sebeple kanaatimizce kullanmamaya dayalı bir iptal/hükümsüzlük kararı sonucunda dava konusu marka sicilden terkin edildiği vakit, bunun etkisi iptal gibi değil, hükümsüzlük gibi olmalı ve en başa kadar geriye götürülmelidir. Marka olarak tescil ettirdiği işareti hiç kullanmayan bir kişiye, şekli tescil sahipliğine dayalı bir hakkın ilelebet sağlanması doğru değildir. PASLI, Boşluk Var Mı?, s. 514-dpn. 34.

[4]        PASLI, Uluslararası Antlaşmalar, s. 542.

[5]        Bkz. PASLI, Boşluk Var Mı?, s. 512 vd.

[6]        Mustafa DURAL/Suat SARI, Türk Özel Hukuku Cilt 1 (Temel Kavramlar ve Medenî Kanunun Başlangıç Hükümleri), İstanbul 2004, s. 93-94; Hüseyin HATEMİ, Medeni Hukuk’a Giriş, İstanbul 2010, s. 64; M. Kemal OĞUZMAN/Nami BARLAS, Medenî Hukuk, Giriş, Kaynaklar, Temel Kavramlar, İstanbul 2015, s. 79.

[7]        Ülkü AZRAK, “Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Geriye Yürümezliği”, Anayasa Yargısı Dergisi, C. 1, 1984, s. 153; Erol CANSEL, “Anayasa Mahkemesinin Verdiği İptal Kararından Doğan Kimi Sorunlar”, Anayasa Yargısı Dergisi, C. 9, 1992, s. 91.

[8]        AZRAK, s. 163-164; CANSEL, s. 101-102.

[9]        PASLI, Uluslararası Antlaşmalar, s. 542.

[10]       PASLI, Uluslararası Antlaşmalar, s. 154 vd.

[11]       PASLI, Uluslararası Antlaşmalar, s. 542.

[12]       Tüm bunların yanında, bir işaretin -çok düşük düzeydeki bir fikri çaba ile- sadece seçilerek marka olarak tescil ettirilmesinin ilgili işaretin piyasada kullanımı noktasında tescil sahibine -SMK’nın en dikkat çeken hükümlerinden m. 155 saklı olmakla birlikte hukuki anlamda korunan- kullanım inhisarı sağlayacağı, başkasının ilgili işareti kullanmasını engellemenin marka tekeli anlamına geleceği; bu şekilde bir tekel yaratılmasının da kullanılabilecek markaları oldukça kısıtlayacağı, giderek serbest piyasa ekonomisi ile rekabet düzenine zarar verebileceği unutulmamalıdır. Fikri mülkiyet hukuku ile rekabet hukuku arasındaki söz konusu çatışma, gayri maddi hakların verdiği yetkilerin -en azından- bugün için sadece sorgulanmasını getirmektedir. Tüm dünyada var olan bu savaş karşısında, marka hakkının kapsamı daraltılamasa da, hiç kullanım dahi olmadan bir kişiye sürekli ve sonsuz bir tekel hakkı tanınmasının Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un amacına aykırı olacağı da unutulmamalıdır. Dolayısıyla kullanım zorunluluğunun/külfetinin kabulünde, rekabet hukukunun ve ilgili hukukun normatif düzeninin varlığı da -dolaylı da olsa- bir dayanak noktasıdır.

[13]       Kanun boşluğu, kanun hükümlerinin yorumuyla hukuki sorunu çözmeye elverişli ve uygulanabilir bir hükmün bulunmaması halidir. Bkz. OĞUZMAN/BARLAS, s. 96.

[14]       Kanun boşluğunun bulunması halinde MK m. 1 uyarınca hâkim önce örf adet hukukunda bir kuralın bulunup bulunmadığını araştıracak, bir kural bulamaz ise kendisinin bir hukuk kuralı yaratmak suretiyle boşluğu dolduracak ve koyduğu hüküm çerçevesinde bir karar verecektir. OĞUZMAN/BARLAS, s. 106.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Rüçhan Hakkının Kısıtlanması

onur-gormezKadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Onur Görmez tarafından hazırlanan ”6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Rüçhan Hakkının Kısıtlanması” başlıklı eser Beta Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır.

ÖNSÖZ

Errare humanum est

Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde, 18.8.2015 tarihinde Prof. Dr. Arslan KAYA (Başkan-Danışman), Yrd. Doç. Dr. Esra HAMAMCIOĞLU ve Yrd. Doç. Dr. Fatih AYDOĞAN‘dan oluşan jüri önünde savunularak oybirliği ile başarılı bulunan ”6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Rüçhan Hakkının Kısıtlanması” başlıklı yüksek lisans tezinin, teşekkürü bir borç bildiğim saygıdeğer jüri üyelerinin öneri ve eleştirileri doğrultusunda, tezlerin savunuldukları şekliyle basılması teamülüne elden geldiğince dikkat edilerek, baskıya hazırlanma aşamasındaki çıkan literatür de eklenerek gözden geçirilmiş halidir.

Çalışmada, mevzuatımızda anonim ortaklıklar bakımından ilk defa bu derece ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olan rüçhan hakkının kısıtlanması müessesesinin incelenmesi hedef tutulmuştur. Bu kapsamda genel olarak rüçhan hakkının yeni mevzuat ile getirilen değişikliklerle uyumunun ve devamında kısıtlama müessesesinin şartlarının açıklanmasına çabalanmıştır.

Bu konuda çalışma yapmam konusunda beni yönlendiren ve Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı bünyesinde asistanı olma şerefine ve şansına sahip olduğum saygıdeğer Hocam Prof. Dr. Ömer TEOMAN‘a teşekkürü bir borç bilirim.

Tez danışmanlığımı yürütmeyi kabul ederek bu süreçte her daim çok değerli desteğini ve yönelendirmelerini sunan, incelikli katkılarını esirgemeyen ve çok değerli zamanını ayıran sayın Hocam Prof. Dr. Arslan KAYA‘ya müteşekkirim.

Bu çalışmanın ortaya çıkması sürecinde sorularımı sabırla yanıtlayan ve akademik tartışma olanağına sahip olmamı sağlayan sayın Hocam Prof. Dr. Mehmet BAHTİYAR‘a da çok değerli desteği için teşekkür ederim. Aynı zamanda, tez konumu belirledikten sonra çalışma planımı oluşturmamda önerileriyle bana yol gösteren sayın Hocam Doç. Dr. Sıtkı Anlam ALTAY‘a da şükranlarımı sunmak isterim. Aynı kürsüde çalışma olanağına ve şansına sahip olduğum, sonsuz destekleri ve yönlendirmeleriyle bu çalışmaya ve daha genelinde akademik gelişmeme yön veren sayın Hocam Yrd. Doç. Dr. Esra HAMACIOĞLU‘na ve sayın Yrd. Doç. Dr. Argun KARAMANLIOĞLU‘na da yürekten minnettarım. Tezin baskıya hazırlanması aşamasında yaptığım değişiklikleri büyük bir dikkatle inceleyip fikirlerini sunan, aramıza görece yeni katılmış olan sevgili çalışma arkadaşım Ar. Gör. Ahmet ABUT‘a da teşekkür ederim.

Tez çalışmam esnasında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün sağladığı olanakla Erasmus Değişim Programı kapsamında çalışmamın bir kısmını Paris Ouest Nanterrer La Défense Üniversitesi’nde gerçekleştirdim. Yurtdışında çalışma yürütebilmem konusunda sağladığı destek ve gösterdiği kolaylık için söz konu dönemde Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı olan sayın Hocam Prof. Dr. Ali GÜZEL‘e de şükranlarımı sunarım.

Kitabın basımını üstlenen Beta Yayıncılık’ın Yönetim Kurulu Başkanı sayın Seyhan SATAR‘a ve dizgi işlemini büyük bir ilgi ve titizlikle gerçekleştiren sayın Yağmur IŞIK‘a da içten teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

Son olarak, bu çalışmanın uzun ortaya çıkış sürecinde büyük bir sabırla bana maddi ve manevi destek olan sevgili annem, babam ve değerli dostlarım olmadan bu çalışmayı gerçekleştiremeyeceğimi ve kendilerine duyduğum minneti bir kez de buradan belirtmek isterim.

Onur GÖRMEZ
İstanbul – Kasım 2016

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 14. Maddesinin Anayasaya Aykırılığı ve İptali

İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, 24.06.1995 tarih ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 14. maddesinin Anayasa’nın 2., 35. ve 91. maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Anayasa Mahkemesi 2016/148 Esas, 2016/189 Karar ve 14.12.2016 tarihli kararı ile ”Mülkiyet hakkının konusunu, maddi ve gayrimaddi mallar oluşturmaktadır. Taşınır ve taşınmaz mallar, maddi mallar kapsamında iken, fikri ve sınai mülkiyet hakları gayrimaddi mallar kapsamında bulunmaktadır. Bir markanın sahibine sağladığı haklar ise ”marka hakkı” olarak adlandırılmakta ve marka hakkı, fikri ve sınai mülkiyet hakları kapsamında yer almaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural, mülkiyet hakkının konusunu oluşturan marka hakkıyla ilgili olduğundan KHK ile düzenlenemez.’‘ gerekçesiyle 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 14. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE OYBİRLİĞİYLE karar vermiştir.

Karar, 6 Ocak 2017 tarih ve 29940 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

556 SAYILI KHK’NIN İPTAL EDİLEN HÜKMÜ

Markanın kullanılması
Madde 14 – Markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde, marka iptal edilir.

Aşağıda belirtilen durumlar markayı kullanma kabul edilir:
a) Tescilli markanın ayırt edici karakterini değiştirmeden markanın farklı unsurlarla kullanılması,
b) Markanın yalnız ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılması,
c) Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması,
d) Markayı taşıyan malın ithalatı.

Şirket Kuruluş Sözleşmesinin Ticaret Sicili Müdürlüklerinde İmzalanması Hakkında Tebliğ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığından:

RG: 6 Aralık 2016 – 29910

ŞİRKET KURULUŞ SÖZLEŞMESİNİN TİCARET SİCİLİ MÜDÜRLÜKLERİNDE

İMZALANMASI HAKKINDA TEBLİĞ

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı; kuruluş aşamasında sözleşmenin ticaret sicili müdürü huzurunda imzalanmasına ve imza beyannamesinin ticaret sicili müdürlüklerinde düzenlenmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ; 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 210 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu Tebliğin uygulanmasında;

a) Ayırt etme gücü: Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı,  akıl zayıflığı,  sarhoşluk ya da benzer sebepler nedeniyle akla uygun davranma yeteneğinden yoksun bulunmama halini,

b) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını,

c) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu,

ç) Kayyım: Belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanan kişiyi,

d) Kısıtlı: 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda tanımlanan kısıtlılık hâlleri kapsamındaki kişileri,

e) Kimlik kartı: Gerçek kişinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu ve aile kütüğüne kayıtlı bulunduğunu gösteren Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartını,

f) Kişi: Gerçek veya tüzel kişiyi,

g) Kurucu: Şirket kurmaya teşebbüs eden kişi veya kişileri,

ğ) Mavi kart: Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve bunların 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesinde belirtilen altsoylarına verilen ve söz konusu maddede belirtilen haklardan faydalanabileceklerini gösteren resmi belgeyi,

h) Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS): Ticaret sicili işlemlerinin elektronik ortamda yürütüldüğü, ticaret sicili kayıtları ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı ve elektronik ortamda sunulduğu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile TOBB nezdinde oluşturulan ve işletilen merkezi ortak veri tabanını da içeren bilgi sistemini,

ı) MERNİS: İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen Merkezi Nüfus İdaresi Sistemini,

i) Müdür: Ticaret sicili müdürünü,

j) Müdürlük: Ticaret sicili müdürlüğünü,

k) Müdür Yardımcısı: Ticaret sicili müdür yardımcısını,

l) Sözleşme: Kollektif, komandit, sermayesi paylara bölünmüş komandit ve limited şirkette şirket sözleşmesini, anonim şirkette esas sözleşmeyi,

m) Sürücü belgesi: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda belirtilen motorlu araçların sürülmesine yetki veren belgeyi,

n) Şirket: Kollektif, komandit, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketi,

o) Temsilci: Kurucu adına imza yetkisine sahip vekil, veli, vasi, kayyım ile tüzel kişilerde temsil ve ilzama yetkili kişiyi,

ö) Ticari işletme:  Esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin, devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmeyi,

p) TOBB: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini,

r) Vasi: Vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlü kişiyi,

s) Vekil: Vekâlet verenin işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlenen kişiyi,

ş) Veli: Velayet altındaki küçüğü temsil eden velayet sahibi kişi veya kişileri,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Sözleşmenin İmzalanması

Sözleşmenin hazırlanması

MADDE 4 – (1) Şirket sözleşmesi MERSİS’te hazırlanır.

Müdürlüğe başvuru

MADDE 5 – (1)  Kurucular, sözleşmenin imzalanması için şirketin kurulacağı yer müdürlüğünde hazır bulunur.

 (2) Kurucusu gerçek kişi veya tüzel kişi olan şirketlerin sözleşmesi müdürlükte bizzat kendileri veya temsilcileri tarafından imzalanır.

 (3) Kurucu veya temsilcinin, okur-yazar olmaması, Türkçe bilmemesi, işitme, konuşma veya görme engelli olması halinde sözleşmeler noter huzurunda imzalanır.

(4) On sekiz yaşından küçük kişilerin şirkette kurucu ortak olabilmesi için şirket sözleşmesinin velileri tarafından imzalanması gerekir. Velinin tek kişi olması halinde, nüfus kayıt örneğinin ibraz edilmesi zorunludur.

(5) On sekiz yaşından küçük kişinin velisiyle birlikte şirket kurucusu olması halinde, vasi veya kayyım kararı müdürlüğe ibraz edilir.

(6) Kurucu Türk vatandaşı ise geçerli kimlik kartı, pasaport veya sürücü belgesi ibraz edilir.

(7) Kurucunun doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişi olması durumunda mavi kart ibraz edilir.

(8) Kurucu yabancı uyruklu ise başvuruda geçerli pasaport ibraz edilir.

(9) Kurucu adına imza atacak temsilciler, sıfat ve yetkileri ile işlemi yapmaya izinli olduklarını gösterir belge ibraz etmekle yükümlüdür. Ayrıca bu kişiler, geçerli kimlik belgelerini ibraz eder.

(10) Kurucu adına imza atacak kişinin vekil olması halinde vekâletname düzenlemeye yetkili makam veya noterlerce onanmış vekâletnamenin aslı ibraz edilir.

(11) Kurucu adına imza atacak kişinin vasi veya kayyım olması halinde konuya ilişkin mahkeme kararının aslı veya onaylı sureti ibraz edilir.

(12) İbraz edilen belgelerin birer örneği tarih kaşesi ile mühürlenerek dosyasında saklanır.

Belgelerin doğrulanması

MADDE 6 – (1) Müdür, şirket kuruluş işlemi için başvuruda bulunan kişinin kimliğini gösterir belgeyi inceler, belgedeki fotoğraf ile gelen kişiyi karşılaştırır, fotoğrafta soğuk mühür izinin olduğunu kontrol eder.  İbraz edilen belgeden şüpheye düşülmesi halinde ikinci bir kimlik belgesi istenir. MERNİS’ten kimlik kartı ve mavi kart bilgilerinin doğruluğu sorgulanır.

(2) İbraz edilen pasaport ise; pasaport sahibinin imzası, pasaportun sayısı, fotoğraf, kişinin adı, soyadı, doğum yeri ve doğum tarihi ve belgenin verildiği makam kontrol edilir. Pasaportta, belgeyi veren makamın mühür, kaşe ve imzası olmalıdır.

(3) İbraz edilen sürücü belgesi ise; kişi bilgileri ile soğuk mühür izi kontrol edilir.

(4) İbraz edilen kimlik belgesinin yırtık veya yıpranmış olması, belgedeki resmin eski olması veya benzeri durumlar nedeniyle kimlik doğrulanmasında tereddüt yaşanması durumunda, kimlik belgesinin değiştirilmesi veya yenilenmesi istenir.

Diğer doğrulama işlemleri

MADDE 7 – (1) Sözleşmenin imzalanmasından önce kurucu veya temsilciler, iradesini serbestçe ve kendi isteğine uygun olarak beyan eder.

(2) Müdür, kurucunun ayırt etme gücüne ilişkin yaşlılık, hastalık veya dış görünüş nedeniyle şüpheye düşerse veya ihbar ve şikâyet varsa başvuru reddedilir.

Sözleşmenin imzalanması

MADDE 8 – (1) Bu Tebliğin 6 ncı ve 7 nci maddelerinde yer alan doğrulama işlemlerinin ardından, sözleşmenin müdürlük tarafından MERSİS’ten alınacak nüshası kurucular veya temsilciler tarafından müdür huzurunda imzalanır.

(2) Birinci fıkra çerçevesinde imzalanan sözleşme nüshalarının her sayfası, müdür tarafından imzalanarak mühürlenir. Ayrıca nüshaların son sayfasına işlem tarihi de yazılır veya tarih kaşesi basılır.

(3) İmza onay belgesi hazırlanarak müdür tarafından imzalanır. Söz konusu belge mühürlenir ve sözleşmenin arkasına eklenir.

(4) Müdür tarafından yapılan bu onay, imzaların kuruculara veya temsilcilere ait olduğunun tasdikidir ve Kanunun 32 nci maddesinde yer alan inceleme görevinin yerine getirilmesi sonucunu doğurmaz.

Düzeltme beyanı

MADDE 9 – (1) Sözleşmenin imzalanması ve mühürlenmesinden sonra sözleşmede herhangi bir değişiklik olması halinde, ilgililerden sözleşme nüshası adedince düzeltme beyanı alınır. Düzeltme beyanı oluşturulurken bu Tebliğin 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddesi hükümleri uygulanır. Bu şekilde oluşturulan düzeltme beyanı, sözleşme nüshalarının arkasına eklenir.

Sözleşmenin saklanması ve teslimi

MADDE 10 – (1) İmzalanan ve mühürlenen sözleşmenin bir nüshası müdürlükçe alınır ve şirketin tescil başvurusu ile birleştirilerek dosyasında saklanır.

(2) Kalan sözleşme nüshaları ilgililere teslim edilir.

Sözleşmenin süresi

MADDE 11 – (1) Müdürlükte imzalanan sözleşmenin bu Tebliğin 8 inci maddesi çerçevesinde gerçekleştirilen onay tarihinden itibaren üç ay içinde tescili için başvuruda bulunulmaması halinde, sözleşmede imzası bulunanların şirket kurma iradelerinin devam ettiğine dair beyanda bulunmaları gerekir. İrade beyanı oluşturulurken, bu Tebliğin 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddesi hükümleri uygulanır. Kurucuların bu beyanı, sözleşme nüshalarının arkasına eklenir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İmza Beyannamesi

Genel olarak

MADDE 12 – (1) Şirket kuruluş ve ticari işletme açılışı işlemlerinde müdürlüklere ibrazı zorunlu olan imza beyannameleri, müdürlükler tarafından düzenlenebilir. İmza beyannameleri, gerçek kişi tacir ile tüzel kişi tacir adına imza atmaya yetkili kişinin, ticaret unvanı ve bunun altına atacağı imzayı içeren belgedir.

Hazırlanması

MADDE 13 – (1) İmza beyannamesi düzenlenen kişilerin kimlik bilgileri bu Tebliğin 6 ncı ve 7 ncimaddeleri çerçevesinde doğrulandıktan sonra imza beyannamesi hazırlanır ve müdür huzurunda imzalatılır.

(2) İmza onayı belgesi hazırlanarak müdür tarafından imzalanır. Söz konusu onay belgesi beyanname ile birlikte mühürlenir ve beyannamenin arkasına eklenir.

(3) Beyanname müdürlükçe saklanmak üzere teslim alınır ve tescil başvuru belgeleriyle birleştirilerek dosyasında saklanır.

(4) Tebliğin 5 inci maddesinin ilgili hükümleri imza beyannamesinin düzenlenmesinde de kıyasen uygulanır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Görevlendirme

MADDE 14 – (1) Sicil müdürü, bu Tebliğde düzenlenen işlemlerin yerine getirilmesi için sicil müdür yardımcılarını görevlendirebilir. Bu takdirde, bu Tebliğde müdür tarafından yapılacak işlemler görevlendirilen müdür yardımcısı tarafından yerine getirilir. Müdür tarafından gerekli görülmesi halinde birden fazla müdür yardımcısı da görevlendirilebilir.

(2) Müdür, sözleşmelerin imzalanması ve imza beyannamelerinin oluşturulması işlemlerinin müdürlükte hızlı, eksiksiz ve doğru bir biçimde yerine getirilmesi için gerekli tedbirleri alır. Bu Tebliğ kapsamındaki işlemlerin yerine getirilmesi için gerekli fiziki koşullar ile donanım, müdürlüğün kurulu bulunduğu Oda tarafından temin edilir. Gerekli görülmesi halinde müdür tarafından, bu Tebliğ kapsamındaki işlerin yürütülmesi için müdürlük içinde ayrı bir yer oluşturulur.

Dosya numarası

MADDE 15 – (1) Müdürlüklerde imzalanan sözleşmeler ile düzenlenen imza beyannamelerinin her birine dosya numarası verilir. Dosya numarası, sözleşmeler ile imza beyannameleri üzerine kaşe ile basılır.

Ticaret sicili hizmet bedeli

MADDE 16 – (1) Bu Tebliğin,

a) 8 inci maddesi ile düzenlenen sözleşmenin imzalanması,

b) 9 uncu maddesi ile düzenlenen düzeltme beyanı,

c) 11 inci maddesi ile düzenlenen irade beyanı,

ç) 13 üncü maddesi ile düzenlenen imza beyannamesi,

d) Sözleşmenin tescili,

işlemlerinden alınacak hizmet bedeli asgari ücretin yüzde onundan fazla olamaz. Bu maddenin (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde yer alan işlemlerin birlikte veya ayrı ayrı yapılmasına bakılmaksızın bu hizmetler için tek hizmet bedeli tahsil edilir.

Yürürlük

MADDE 17 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 18 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Gümrük ve Ticaret Bakanı yürütür.

Limited şirket müdürlüğü avukatlıkla bağdaşmaz

Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Kararı
E:2015/188, K:2015/367, T:09.05.2015
Avukatlık Kanunu  m. 11, 12f, 34, 134 – TBB Meslek Kuralları m.3, 4

LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRLÜĞÜ AVUKATLIKLA BAĞDAŞMAZ

İtirazın süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü;

Şikâyetli avukat hakkında “M.Ş’nin 06.03.2012 günlü Ortaklar Kurulu Kararı ile şirket müdürlüğüne A. isimli şahsın atanmasına karar verilmiş ise de, bu tarihe kadar şirket müdürlüğü görevini şikâyetli avukatın üstlenmiş olduğu hususu ikrarı ile de sabit olmakla; 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 11, 12/f, 34 ve 134 maddeleri ile TBB Meslek Kuralları 3, 4. maddelere aykırı davrandığı iddiası ile açılan disiplin kovuşturması sonucu eylem sabit görülerek disiplin cezası tayin edilmiştir.

Şikâyetli avukatın önceki savunmaları ve 09.02.2015 kayıt tarihli itirazında özetle; Şirket kuruluşunda müdür olarak gösterildiğini, bundan haberi olmadığını, Şikâyet üzerine öğrendiğini ve derhal şirket müdürlüğünden ayrıldığını, şirketi ilzam edecek hiçbir faaliyetinin olmadığını, bilgisi dışında gerçekleşen durum gereği disiplin cezası tayinini yasa ve hakkaniyete aykırı olduğunu bildirerek cezanın itirazen kaldırılmasını talep ettiği görülmektedir.

İncelenen dosya kapsamından; Şikâyetli avukatın 29.11.2011 tarihli … Ticaret Odası bilgi bankası verilerine göre M.Ş. münferiden temsile yetkili müdür olduğu,

Şirketin 06.03.2012 günlü Ortaklar Kurulu Kararı ile şirket müdürlüğüne A. isimli şahsın atanmasına karar verildiği,

Şikâyetli avukatın 11.06.2013 tarihli … Ticaret Odası bilgi bankası verilerine göre M.Ş. münferiden temsile yetkili müdür olduğu,

Şikâyetli avukatın disiplin sicil özetinde 27.04.2009 gün ve 2008/D.418 Esas, 2009/178 Karar sayılı kararla uyarma cezası ile cezalandırıldığı, kararın 02.07.2009 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.

Avukatlık Yasası’nın 11. maddesi, “Aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.” düzenlemesini taşımaktadır.

Aynı yasanın 12/f maddesi, “anonim, limited, kooperatif şirketlerin ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği, denetçiliği ve komandit şirketlerde komanditer ortaklık 11. maddenin hükmü dışında tutulmuştur.

Bu şirketlerdeki ortaklığın ortak özelliği, “sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu ve ortakların sorumluluğunun sadece taahhüt ettikleri esas sermaye payları ile sınırlı” olmalarıdır ( Eski T.T.Y. m. 269, 503/ TTY m. 329, 573). Komandit şirketlerde komandite ortağın ve kolektif şirketlerde ortakların mesuliyeti, alacaklılarına karşı tahdit edilmemiş ortaklıklardır. ( Eski T.T.Y. 153, 243/TTY m. 211, 304 ) Görüldüğü üzere yasa koyucu, ortak yönleri taahhüt edilmiş sermaye ile sınırlı olan sermaye ortaklıklarını avukatlıkla birleşebilen işlerden kabul etmiş, her türlü borçlarından dolayı alacaklılarına karşı sınırsız sorumlu, iflasa tabi olan kolektif ve komandit şirketlerdeki komandite ortaklığı yasaklamıştır.

Bu iki hüküm karşısında, avukatların limited şirket ortağı olmasında yasak bulunmadığı açıktır.

Ancak; Limited şirketlerle ilgili olarak, (Eski TTY m.540) TTY’nın 540. maddesine göre, “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.”

Türk Ticaret Yasası’nın 623. maddesine göre (Eski TTY m.541), ortak olmayan kişilerin de limited şirket müdürü olmaları mümkün bulunmaktadır. Avukatların ortak olmaksızın limited şirket müdürü olarak görevlendirilmeleri halinde Avukatlık Yasası’nın 11. maddesindeki avukatlık mesleği dışında ücretli bir iş yapma yasağına gireceği için bunun mümkün olmayacağı açıktır.

Limited şirket ortağı ve müdürü olan avukatlar açısından konunun değerlendirilmesi halinde;

Yerleşik Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi, limited şirket, müdürleri aracılığı ile temsil edilirler ve müdürler anonim şirketteki “idare meclisi” niteliğindedir. (Yargıtay TD, 12.03.1971 T.2366/1932). Zaten Türk Ticaret Kanunu’nun 629. maddesi (Eski TTY m. 542), “Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır”. hükmü ile limited şirket müdürleri ile anonim şirket idare meclisinin hukuki nitelik olarak eşdeğer olduğunu kabul etmektedir.

Türk Ticaret Yasası’nın 644. maddesinin (Eski TTY m.556) yollaması ile TTY’nın 451, 549, 550, 551, 553 (Eski TTY m. 309, 336, 341) maddeleri gereği ortaklığı zarara sokan ortak müdürlerinin sorumluluğu payı ile sınırlı olmayıp, bu nedenle oluşan zararlardan şirkete ve şirket alacaklılarına karşı şahsen de sorumludurlar. ( Yargıtay, T.D. 19.01.1970 T. E.5348 K. 208, T.D. 16.11.1970 T. E.2235, K.4464, 11. H.D. 25.11.1980 T. E. 4746, K.5479 kararları)

Şirket Müdürünün; 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunun mükerrer 35. maddesi uyarınca, şirket vergi borçlarından şahsi mal varlıkları ile sorumluluğu,

3167 Sayılı Çekle Ödemenin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Yasa’nın 16/2. maddesinin, “bu suçun, organ veya temsilcisi tarafından tüzelkişi yararına işlenmesi halinde özel hukuk tüzel kişisi hakkında da birinci fıkra uyarınca para cezasına hükmolunur.” hükmü uyarınca da karşılıksız çek keşide eden hesap sahipleri yanında yetkili temsilci sıfatıyla hapis cezası ile cezalandırılması,

İcra İflas Yasası 333/a maddesindeki, “…ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip olanlar.” tanımından dolayı alacaklıların uğradıkları zarardan her an ceza tehdidi altında bulunduğu kuşku götürmez bir gerçektir.”

Bir avukatın, mesleğini icra ederken kendi adına ve bizzat göstereceği bir faaliyet olarak ticaret yapması mümkün bulunmadığı açık iken, bu yasağı delmek için örneğin eşi, kardeşi veya yakınları ile görünürde hakim paylı bir limited şirket kurup, onun müdürü olarak şirketin bütün ticari işlemlerini yürütür biçimde, ticaretin içinde yer almasına onay vermek, yasanın koyduğu yasağın amacının değerlendirme dışında tutulmasına sebep olacaktır.

Avukatlık Yasası’nda baskın hüküm ticaret yapılmasının mümkün olmadığı, istisna olarak da 12. maddede yazılı hallerde bu kısıtlı yasağın uygulanmamasıdır.

Medeni Yasa’nın 2. maddesi, “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü taşımaktadır. Bir genel hukuk prensibi olan “hakkın suiistimalinin önlenmesi” kuralı karşısında, Avukatlık Yasası’nın 11. maddesindeki ticaret yapma kuralının, “kanuna karşı hile” yoluyla bertaraf edilmesine yol açacak girişimlere sebep olmamak gerekmektedir.

Bu durumda, yukarıda belirtildiği gibi, yasanın istisna hükmünde benzeri diğer şirketlerin nitelikleri de gözetilerek avukatların sembolik ve temsili biçimde limited şirket müdürlüklerini Avukatlık Yasası’nın 12/f maddesi kapsamı içinde saymak, ancak avukatın, Yasanın 11. maddesindeki genel ticaret yapma yasağını ortadan kaldırmak amacı ile Medeni Kanun’un 2. maddesine aykırı olarak, hem avukatlık hem ticaret yapabilmeyi sağlamak şeklindeki az sayıda ortak ile kurulmuş ve avukatın müdür sıfatıyla şirketin tüm ticari işlemlerin içinde ve başında yer aldığı durumları 11. maddedeki yasak kapsamında kabul etmek gerekmektedir.

Dosya kapsamına göre Şikâyetli avukatın şikâyetten sonra dahi şirket müdürlüğünün devam ettiği tartışmasızdır.

Bu nedenlerle Baro Disiplin Kurulu’nca şikâyetli avukatın eyleminin disiplin suçu olduğuna ve Avukatlık Yasası’nın 11, 12/f, 34, 134 maddelerine ve TBB Meslek Kurallarının 3, 4. maddelerine aykırı olduğuna ilişkin hukuksal değerlendirme yerinde ise de; Sicil durumu da gözetilerek Avukatlık Yasası 136/1. maddesine aykırı olarak uyarma cezası tayini yerinde görülmemiş ve aleyhe itiraz olmadığından itirazın reddi ile kararın onanması gerekmiştir.

Sonuç olarak Şikâyetli avukat B.’nun itirazının reddi ile;

1-… Barosu Disiplin Kurulu’nun “Uyarma Cezası Verilmesine” ilişkin 13.10.2014 gün ve 2013/D.225 Esas, 2014/790 Karar sayılı kararının aleyhe itiraz olmadığından ONANMASINA,

2-Kurulumuz kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemesi’nde dava yolu açık olmak üzere,

Sultanahmet Köftecisi: Köfte savaşı kızıştı… Yedi gün süre verildi…

Sultanahmet Köftecisi isminin sahibi olan Tezçakın ailesi davayı kazandı. 200’e yakın ‘Sultanahmet Köftecisi’ ismini kullanan işletmenin 7 gün içinde tabelalarını indirmeleri için ihtar çekildi.sultanahmet-koftecisi

Köftede 100 milyon liralık bir pazarı oluşturan, çoğunluğu AVM’lerde “Sultanahmet Köftecisi” adıyla hizmet veren 200’e yakın işletmeye tabela indirmeleri için Tezçakın ailesi tarafından ihtar çekildi. Tarihi Sultanahmet Köftecisi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Tezçakın, İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde “marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetinin tespiti ile tecavüzün durdurulması, önlenmesi ve giderilmesine” ilişkin açtıkları davada, davalı Sultanahmet Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nn 631.993 lira maddi, 5.000 lira da manevi tazminata mahkum edildiğini, www.sultanahmetkofteci.com alan adının da iptal edildiğini bildirdi.

COĞRAFİ ÜRÜN DEĞİL
Sultanahmet Köftesi’nin, “Akçaabat köftesi”, “İnegöl köftesi” gibi coğrafi bir ürün olmadığının altını çizen Mehmet Tezçakın, şunları söyledi: “Sultanahmet Köftecisi markası ailemize ait Elit Gıda Şirketi adına tescillidir. 1920 yılında kurulan, dört nesildir aralıksız olarak hizmet veren Sultanahmet Köftecisi, maalesef yeme içme sektöründe Türkiye’nin en çok taklit edilen markası olmuştur. Öyleki 200’e yakın işletmenin oluşturduğu taklit Sultanahmet Köftecisi pazarının boyutu 100 milyon lirayı aşmıştır.

Hem lezzet hem de sunum ve hizmet olarak standartlarımızın çok gerisinde kalan bu taklit işletmeler birçok müşteriyi mağdur etmiştir. Bir asra yalklaşan tarihimiz boyunca alın teriyle, büyük özverilerle elde edilen kazanımlar, semt isminden esinlendim diyerek markamızı haksız yere kullanan kişilerce yok edilmek istenmiştir. Mahkeme geç de olsa, haksızlığı ortadan kaldıracak bir karara imza atmıştır.”

TABELA İNDİRMEYENE AYRICA DAVA
Davalı şirket tarafından çoğunluğu AVM’lerde olmak üzere franchise yoluyla açılan 200’e yakın işletmeye ihtar göndererek, bir hafta içerisinde tabelalarını indirmelerini, işyerlerinde bulunan “Sultanahmet Köftecisi” ibarelerinin silinmesini istediklerini kaydeden Tezçakın, şöyle devam etti: “Yargıtay’ca henüz onanmadığı için karar kesinleşmemiş olsa da ayrı birer tüzel kişi olan bu işletmelerin eylemleri de marka hakkına tecavüz ve haksız eylem teşkil etmektedir. Bu işletmeleri önce iyiniyetle ihtarname göndererek uyarıyoruz. Tabelalarını indirmezlerse hepsine ayrı ayrı dava da açacağız. Ayrıca, savcılığa suç duyurusunda da bulunulacak.

SULTANAHMET’DE DE SORUN VARDI
Öte yandan, Sultanahmet Meydanı’nda yıllardan beri izinsiz olarak Sultanahmet Köftecisi markasını kullanan iki işletme hakkında açılan davalar da Tezçakın ailesi lehine sonuçlandı. Tezçakın ailesine tarihi davaları kazandıran Avrupa Patent Bürosu’nun kurucu ortağı Av. Yağmur Kutlucan, “Bu işletmelerden biri, kararın Yargıtay’ca da onanması üzerine tabelasını indirmek zorunda kalırken, diğeri hakkında da Yargıtay’ın kararı bekleniyor” diye konuştu.Kutlucan, kararın onanmasının ardından o işletmenin de tabelasını indireceğini belirterek, “İstanbullu çok iyi biliyor ama bazen İstanbul’u tanımayanlar hangisi gerçek Sultanahmet Köftecisi karıştırabiliyordu. Sultanahmet’teki bu kargaşa da artık bitiyor” dedi.

İLK İSMİ TURAN KEBAPÇISI
Sultanahmet Köftecisi’ni 1920 yılında Mehmet Seracettin Efendi’nin, Divanyolu Caddesi’nde “Turan Kebapçısı” adıyla kuruldu. Müşteri sayısı yıllar geçtikçe artan Hacı Mehmet Seracettin Tezçakın, üç oğlu Mustafa, Selim ve İsmail ile çalışmaya devam etti. 1944 yılında işletmenin adı “Halk Kebapçısı” olarak değiştirdi. İsmail Usta’nın oğlu Mehmet Seracettin Tezçakın, 1982 yılında işletmenin adına dünya mirası listesinde yer bulan “Sultanahmet” i ekledi. Sultanahmet Köftecisi’nin Azerbaycan’ın dışında İngiltere, Almanya’da da şubeleri var.

Kaynak: Hürriyet

TTK Karşılaştırma Tablosu

1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun (=TTK) 1533. maddesi ile 29.06.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu(=eTTK) yürürlükten kaldırılmıştır. eTTK’nın birçok hükmü dili güncelleştirilerek TTK’ya alınmıştır. Öte yandan, yürürlükte kaldığı 56 sene içerisinde, birçok eser, yargı kararı ve mevzuatta eTTK hükümlerine atıf yapılmıştır. TTK’nın daha iyi ve doğru anlaşılmasında söz konusu birikimden istifade edilmesi elzemdir. İstanbul Barosu tarafından ücretsiz olarak baro mensubu avukatlara gönderilen Türk Ticaret Kanunu‘nda yer alan “ESKİ TTK – YENİ TTK MADDE KARŞILAŞTIRMA TABLOSU’nu ilgililerin yararlanması amacıyla burada yayınlamıştım. Yayınlandığı günden bugüne, ilgili sayfa 109.000’in üzerinde sayfa gösterimine ulaştı. TTK’nın ve söz konusu tablonun hazırlanmasında emeği geçenlere kendi adıma teşekkür ederim.

eTTK hükümlerinin TTK’daki karşılıklarının tek bir sayfada (yeni maddelerin linklerini içerir şekilde) belirtilmesinin faydalı olacağı düşünülerek hazırlanan aşağıdaki karşılaştırma tablosu istifadenize sunulmaktadır. 11.10.2016

Saygılarımla.

Av. Levent Yaralı

eTTK – TTK

KARŞILAŞTIRMA TABLOSU

Eski TTK Yeni TTK Eski TTK Yeni TTK Eski TTK Yeni TTK
eTTK 1 1 eTTK 501 eTTK 1001 1117
eTTK 2 2 eTTK 502 eTTK 1002 1118
eTTK 3 3 eTTK 503 573 eTTK 1003 1110
eTTK 4 4 eTTK 504 574 eTTK 1004 1111
eTTK 5 5 eTTK 505 575 eTTK 1005
eTTK 6 6 eTTK 506 576 eTTK 1006
eTTK 7 7 eTTK 507 580, 583 eTTK 1007
eTTK 8 89 eTTK 508 581 eTTK 1008
eTTK 9 89 eTTK 509 eTTK 1009
eTTK 10 10 eTTK 510 586 eTTK 1010
eTTK 11 11 eTTK 511 587 eTTK 1011
eTTK 12 eTTK 512 588 eTTK 1012 1079
eTTK 13 eTTK 513 589 eTTK 1013
eTTK 14 12 eTTK 514 eTTK 1014
eTTK 15 13 eTTK 515 eTTK 1015 1102
eTTK 16 14 eTTK 516 590, 591 eTTK 1016 1138
eTTK 17 15 eTTK 517 592 eTTK 1017 1139
eTTK 18 16 eTTK 518 593 eTTK 1018 1140
eTTK 19 17 eTTK 519 594 eTTK 1019 932, 1141
eTTK 20 18 eTTK 520 595 eTTK 1020 1142, 1152
eTTK 21 19 eTTK 521 596 eTTK 1021 1143
eTTK 22 20 eTTK 522 eTTK 1022 1144
eTTK 23 21 eTTK 523 eTTK 1023 1145
eTTK 24 22 eTTK 524 eTTK 1024 1145, 1146
eTTK 25 23 eTTK 525 eTTK 1025 1147
eTTK 26 24, 1532 eTTK 526 612 eTTK 1026 1148
eTTK 27 25 eTTK 527 599 eTTK 1027 1149
eTTK 28 26 eTTK 528 601 eTTK 1028 1150
eTTK 29 27 eTTK 529 eTTK 1029 1151
eTTK 30 28 eTTK 530 eTTK 1030 1152, 1153, 1154, 1155
eTTK 31 29 eTTK 531 eTTK 1031 1153, 1154
eTTK 32 39 eTTK 532 eTTK 1032 1154
eTTK 33 31 eTTK 533 608, 609 eTTK 1033
eTTK 34 32 eTTK 534 610 eTTK 1034
eTTK 35 33 eTTK 535 611 eTTK 1035 1155
eTTK 36 34 eTTK 536 622 eTTK 1036 1156
eTTK 37 35 eTTK 537 618, 619 eTTK 1037
eTTK 38 36 eTTK 538 617 eTTK 1038
eTTK 39 36, 37 eTTK 539 616 eTTK 1039 1160
eTTK 40 38 eTTK 540 623 eTTK 1040 1158
eTTK 41 39 eTTK 541 eTTK 1041
eTTK 42 40 eTTK 542 629, 632 eTTK 1042
eTTK 43 41 eTTK 543 630 eTTK 1043 1159
eTTK 44 42 eTTK 544 eTTK 1044
eTTK 45 43 eTTK 545 631 eTTK 1045 1162
eTTK 46 44 eTTK 546 633, 634 eTTK 1046 1163
eTTK 47 45 eTTK 547 626 eTTK 1047 1164
eTTK 48 46 eTTK 548 eTTK 1048
eTTK 49 47 eTTK 549 636 eTTK 1049 1165
eTTK 50 48 eTTK 550 637 eTTK 1050 1166, 1168
eTTK 51 49 eTTK 551 638, 640 eTTK 1051 1167
eTTK 52 50 eTTK 552 643 eTTK 1052 1168, 1169, 1170, 1171
eTTK 53 51 eTTK 553 eTTK 1053 1169, 1170
eTTK 54 52 eTTK 554 eTTK 1054 1170
eTTK 55 53 eTTK 555 eTTK 1055 1172
eTTK 56 54 eTTK 556 644 eTTK 1056
eTTK 57 55 eTTK 557 645 eTTK 1057 1174
eTTK 58 56 eTTK 558 646 eTTK 1058 1175
eTTK 59 57 eTTK 559 647 eTTK 1059 1176
eTTK 60 58 eTTK 560 648 eTTK 1060 1177
eTTK 61 59 eTTK 561 649 eTTK 1061 1178, 1179
eTTK 62 60 eTTK 562 650 eTTK 1062 1179, 1180
eTTK 63 61 eTTK 563 651 eTTK 1063 1181, 1182
eTTK 64 62 eTTK 564 652 eTTK 1064
eTTK 65 63 eTTK 565 653 eTTK 1065 1184
eTTK 66 64, 65 eTTK 566 654 eTTK 1066 1185
eTTK 67 64 eTTK 567 655 eTTK 1067 1188
eTTK 68 82 eTTK 568 656 eTTK 1068 1184
eTTK 69 64 eTTK 569 657 eTTK 1069 1197, 1201, 1203
eTTK 70 eTTK 570 658 eTTK 1070 1201
eTTK 71 eTTK 571 659 eTTK 1071 1198
eTTK 72 66 eTTK 572 660 eTTK 1072 1199
eTTK 73 eTTK 573 661 eTTK 1073 1195
eTTK 74 73 eTTK 574 662 eTTK 1074 1193
eTTK 75 69, 72 eTTK 575 663 eTTK 1075 1196
eTTK 76 eTTK 576 664 eTTK 1076 1194
eTTK 77 eTTK 577 665 eTTK 1077 1201, 1204
eTTK 78 eTTK 578 666 eTTK 1078 1202
eTTK 79 83, 84, 85 eTTK 579 667 eTTK 1079 1205
eTTK 80 83, 84, 85, 86 eTTK 580 668 eTTK 1080 1206
eTTK 81 eTTK 581 669 eTTK 1081 1207
eTTK 82 eTTK 582 670 eTTK 1082 1209, 1214, 1215
eTTK 83 eTTK 583 671 eTTK 1083 1218, 1225, 1226
eTTK 84 eTTK 584 672 eTTK 1084 1210
eTTK 85 eTTK 585 673 eTTK 1085 1210
eTTK 86 eTTK 586 674 eTTK 1086 1211
eTTK 87 89 eTTK 587 675 eTTK 1087 1216
eTTK 88 90 eTTK 588 676 eTTK 1088 1218, 1226
eTTK 89 91 eTTK 589 677 eTTK 1089
eTTK 90 92 eTTK 590 678 eTTK 1090 1214, 1215, 1217, 1219
eTTK 91 93 eTTK 591 679 eTTK 1091 1220
eTTK 92 94 eTTK 592 680 eTTK 1092 1222
eTTK 93 95 eTTK 593 681 eTTK 1093 1221
eTTK 94 96 eTTK 594 682 eTTK 1094
eTTK 95 97 eTTK 595 683 eTTK 1095 1227
eTTK 96 98 eTTK 596 684 eTTK 1096 1218, 1219, 1221, 1222, 1226
eTTK 97 99 eTTK 597 685 eTTK 1097 1228
eTTK 98 100 eTTK 598 686 eTTK 1098 1229
eTTK 99 101 eTTK 599 687 eTTK 1099 1238
eTTK 100 eTTK 600 688 eTTK 1100 1239
eTTK 101 eTTK 601 689 eTTK 1101 1228
eTTK 102 eTTK 602 690 eTTK 1102 1230
eTTK 103 eTTK 603 691 eTTK 1103 1231
eTTK 104 eTTK 604 692 eTTK 1104 1234
eTTK 105 eTTK 605 693 eTTK 1105 1235
eTTK 106 eTTK 606 694 eTTK 1106 1235
eTTK 107 eTTK 607 695 eTTK 1107 1236
eTTK 108 eTTK 608 696 eTTK 1108 1232
eTTK 109 eTTK 609 697 eTTK 1109 1233
eTTK 110 eTTK 610 698 eTTK 1110 1237, 1239
eTTK 111 eTTK 611 699 eTTK 1111 1240
eTTK 112 eTTK 612 700 eTTK 1112 1186
eTTK 113 eTTK 613 701 eTTK 1113 1186
eTTK 114 eTTK 614 702 eTTK 1114 1186
eTTK 115 eTTK 615 703 eTTK 1115 1186
eTTK 116 102 eTTK 616 704 eTTK 1116 1186, 1243
eTTK 117 103 eTTK 617 705 eTTK 1117 1244
eTTK 118 104 eTTK 618 706 eTTK 1118 1245
eTTK 119 105 eTTK 619 707 eTTK 1119 1249
eTTK 120 106 eTTK 620 708 eTTK 1120 1251
eTTK 121 107 eTTK 621 709 eTTK 1121 1253
eTTK 122 108 eTTK 622 710 eTTK 1122
eTTK 123 109 eTTK 623 711 eTTK 1123
eTTK 124 110 eTTK 624 712 eTTK 1124
eTTK 125 111 eTTK 625 713 eTTK 1125
eTTK 126 112 eTTK 626 714 eTTK 1126
eTTK 127 117, 118 eTTK 627 715 eTTK 1127 1250
eTTK 128 113 eTTK 628 716 eTTK 1128 1252
eTTK 129 114 eTTK 629 717 eTTK 1129 1254
eTTK 130 115 eTTK 630 718 eTTK 1130 1255, 1256, 1271
eTTK 131 116 eTTK 631 719 eTTK 1131
eTTK 132 119 eTTK 632 720 eTTK 1132
eTTK 133 121 eTTK 633 721 eTTK 1133
eTTK 134 121 eTTK 634 722 eTTK 1134
eTTK 135 eTTK 635 723 eTTK 1135
eTTK 136 124 eTTK 636 724 eTTK 1136
eTTK 137 125 eTTK 637 725 eTTK 1137
eTTK 138 126 eTTK 638 726 eTTK 1138
eTTK 139 127 eTTK 639 727 eTTK 1139
eTTK 140 128 eTTK 640 728 eTTK 1140
eTTK 141 129 eTTK 641 729 eTTK 1141
eTTK 142 130 eTTK 642 730 eTTK 1142
eTTK 143 131 eTTK 643 731 eTTK 1143
eTTK 144 132 eTTK 644 732 eTTK 1144
eTTK 145 133 eTTK 645 733 eTTK 1145
eTTK 146 134, 135, 136 eTTK 646 734 eTTK 1146
eTTK 147 137, 138, 139, 140, 141 eTTK 647 735 eTTK 1147
eTTK 148 eTTK 648 736 eTTK 1148
eTTK 149 eTTK 649 737 eTTK 1149
eTTK 150 157 eTTK 650 738 eTTK 1150
eTTK 151 eTTK 651 739 eTTK 1151
eTTK 152 180, 184 eTTK 652 740 eTTK 1152
eTTK 153 211 eTTK 653 741 eTTK 1153
eTTK 154 212 eTTK 654 742 eTTK 1154
eTTK 155 213 eTTK 655 743 eTTK 1155
eTTK 156 214 eTTK 656 744 eTTK 1156
eTTK 157 215 eTTK 657 745 eTTK 1157
eTTK 158 216 eTTK 658 746 eTTK 1158
eTTK 159 217 eTTK 659 747 eTTK 1159
eTTK 160 218 eTTK 660 748 eTTK 1160
eTTK 161 219 eTTK 661 749 eTTK 1161
eTTK 162 220 eTTK 662 750 eTTK 1162
eTTK 163 221 eTTK 663 751 eTTK 1163
eTTK 164 222 eTTK 664 752 eTTK 1164
eTTK 165 223 eTTK 665 753 eTTK 1165
eTTK 166 224 eTTK 666 754 eTTK 1166
eTTK 167 225 eTTK 667 755 eTTK 1167
eTTK 168 226 eTTK 668 756 eTTK 1168
eTTK 169 227 eTTK 669 757 eTTK 1169
eTTK 170 228 eTTK 670 758 eTTK 1170
eTTK 171 229 eTTK 671 759 eTTK 1171
eTTK 172 230 eTTK 672 760 eTTK 1172
eTTK 173 231 eTTK 673 761 eTTK 1173
eTTK 174 232 eTTK 674 762 eTTK 1174
eTTK 175 eTTK 675 763 eTTK 1175
eTTK 176 233 eTTK 676 764 eTTK 1176
eTTK 177 234 eTTK 677 765 eTTK 1177
eTTK 178 236 eTTK 678 766 eTTK 1178
eTTK 179 237 eTTK 679 767 eTTK 1179 1272
eTTK 180 238 eTTK 680 768 eTTK 1180
eTTK 181 239 eTTK 681 769 eTTK 1181
eTTK 182 240 eTTK 682 770 eTTK 1182
eTTK 183 241 eTTK 683 771 eTTK 1183
eTTK 184 242 eTTK 684 772 eTTK 1184
eTTK 185 243 eTTK 685 773 eTTK 1185
eTTK 186 244 eTTK 686 774 eTTK 1186
eTTK 187 245 eTTK 687 775 eTTK 1187
eTTK 188 246 eTTK 688 776 eTTK 1188
eTTK 189 247 eTTK 689 777 eTTK 1189
eTTK 190 248 eTTK 690 778 eTTK 1190
eTTK 191 249 eTTK 691 779 eTTK 1191
eTTK 192 250 eTTK 692 780 eTTK 1192
eTTK 193 251 eTTK 693 781 eTTK 1193
eTTK 194 252 eTTK 694 782 eTTK 1194
eTTK 195 253 eTTK 695 783 eTTK 1195
eTTK 196 254 eTTK 696 784 eTTK 1196
eTTK 197 255 eTTK 697 785 eTTK 1197
eTTK 198 256 eTTK 698 786 eTTK 1198
eTTK 199 257 eTTK 699 787 eTTK 1199
eTTK 200 258 eTTK 700 788 eTTK 1200
eTTK 201 259 eTTK 701 789 eTTK 1201
eTTK 202 260 eTTK 702 790 eTTK 1202
eTTK 203 261 eTTK 703 791 eTTK 1203
eTTK 204 262 eTTK 704 792 eTTK 1204 1274, 1275
eTTK 205 263 eTTK 705 793 eTTK 1205 1276
eTTK 206 267 eTTK 706 794 eTTK 1206 1277
eTTK 207 268 eTTK 707 795 eTTK 1207 1279
eTTK 208 269 eTTK 708 796 eTTK 1208 1280
eTTK 209 270 eTTK 709 797 eTTK 1209 1278
eTTK 210 271 eTTK 710 798 eTTK 1210 1281
eTTK 211 272 eTTK 711 799 eTTK 1211 1282
eTTK 212 273 eTTK 712 800 eTTK 1212 1283
eTTK 213 274 eTTK 713 801 eTTK 1213 1284
eTTK 214 275 eTTK 714 802 eTTK 1214
eTTK 215 276 eTTK 715 803 eTTK 1215
eTTK 216 277 eTTK 716 804 eTTK 1216 1287
eTTK 217 278 eTTK 717 805 eTTK 1217 1288
eTTK 218 279 eTTK 718 806 eTTK 1218 1289, 1290
eTTK 219 280 eTTK 719 807 eTTK 1219 1291
eTTK 220 281 eTTK 720 808 eTTK 1220 1286
eTTK 221 282 eTTK 721 809 eTTK 1221 1296
eTTK 222 283 eTTK 722 810 eTTK 1222 1299, 1304
eTTK 223 284 eTTK 723 811 eTTK 1223 1304
eTTK 224 285 eTTK 724 812 eTTK 1224 1298
eTTK 225 286 eTTK 725 813 eTTK 1225 1305, 1309
eTTK 226 287 eTTK 726 814 eTTK 1226 1305, 1309
eTTK 227 288 eTTK 727 815 eTTK 1227 1305
eTTK 228 289 eTTK 728 816 eTTK 1228 1301
eTTK 229 290 eTTK 729 817 eTTK 1229 1311
eTTK 230 291 eTTK 730 818 eTTK 1230 1310
eTTK 231 292 eTTK 731 819 eTTK 1231 1318
eTTK 232 293 eTTK 732 820 eTTK 1232 1315
eTTK 233 294 eTTK 733 821 eTTK 1233
eTTK 234 295 eTTK 734 822 eTTK 1234 1307
eTTK 235 296 eTTK 735 823 eTTK 1235 1320
eTTK 236 297 eTTK 736 824 eTTK 1236 1321
eTTK 237 298 eTTK 737 825 eTTK 1237
eTTK 238 299 eTTK 738 826 eTTK 1238
eTTK 239 300 eTTK 739 827 eTTK 1239
eTTK 240 301 eTTK 740 828 eTTK 1240
eTTK 241 302 eTTK 741 829 eTTK 1241 1322
eTTK 242 303 eTTK 742 830 eTTK 1242 1353, 1378
eTTK 243 304 eTTK 743 831 eTTK 1243
eTTK 244 305 eTTK 744 832 eTTK 1244 1322
eTTK 245 306 eTTK 745 833 eTTK 1245 1350
eTTK 246 307 eTTK 746 834 eTTK 1246
eTTK 247 308 eTTK 747 835 eTTK 1247 1324
eTTK 248 309 eTTK 748 836 eTTK 1248 1324
eTTK 249 310 eTTK 749 837 eTTK 1249 1324
eTTK 250 311 eTTK 750 838 eTTK 1250 1324
eTTK 251 312 eTTK 751 839 eTTK 1251
eTTK 252 313 eTTK 752 840 eTTK 1252
eTTK 253 314 eTTK 753 841 eTTK 1253
eTTK 254 315 eTTK 754 842 eTTK 1254
eTTK 255 316 eTTK 755 843 eTTK 1255
eTTK 256 317 eTTK 756 844 eTTK 1256 1321
eTTK 257 318 eTTK 757 845 eTTK 1257 1323
eTTK 258 319 eTTK 758 846 eTTK 1258
eTTK 259 320 eTTK 759 847 eTTK 1259 1246, 1270, 1297, 1319, 1326
eTTK 260 321 eTTK 760 848 eTTK 1260 1246, 1270, 1285, 1297, 1319, 1327
eTTK 261 322 eTTK 761 849 eTTK 1261 1297, 1319
eTTK 262 323 eTTK 762 850 eTTK 1262 1246, 1270, 1297
eTTK 263 324 eTTK 763 851 eTTK 1263 1401, 1402
eTTK 264 325 eTTK 764 852 eTTK 1264 1408, 1451, 1452, 1486, 1520
eTTK 265 326 eTTK 765 853 eTTK 1265 1424, 1425
eTTK 266 327 eTTK 766 853, 854 eTTK 1266 1425
eTTK 267 328 eTTK 767 855 eTTK 1267 1424
eTTK 268 eTTK 768 856 eTTK 1268 1420
eTTK 269 329 eTTK 769 857, 861 eTTK 1269 1453
eTTK 270 330 eTTK 770 859 eTTK 1270 1406, 1454
eTTK 271 331 eTTK 771 eTTK 1271 1407
eTTK 272 332 eTTK 772 858 eTTK 1272 1453
eTTK 273 333 eTTK 773 eTTK 1273
eTTK 274 210 eTTK 774 eTTK 1274 1453
eTTK 275 334 eTTK 775 eTTK 1275 1455
eTTK 276 335 eTTK 776 eTTK 1276 1403
eTTK 277 eTTK 777 856 eTTK 1277 1404
eTTK 278 337 eTTK 778 eTTK 1278 1429, 1453
eTTK 279 339 eTTK 779 873 eTTK 1279 1458
eTTK 280 eTTK 780 875 eTTK 1280 1422
eTTK 281 eTTK 781 875, 876, 878 eTTK 1281 1409
eTTK 282 eTTK 782 879 eTTK 1282 1410, 1421
eTTK 283 343 eTTK 783 eTTK 1283 1427, 1459, 1463, 1464
eTTK 284 eTTK 784 eTTK 1284
eTTK 285 341, 342 eTTK 785 880 eTTK 1285 1465, 1466
eTTK 286 347 eTTK 786 880 eTTK 1286 1465, 1467
eTTK 287 344 eTTK 787 eTTK 1287 1468
eTTK 288 345 eTTK 788 889 eTTK 1288 1419, 1462
eTTK 289 eTTK 789 eTTK 1289 1469
eTTK 290 eTTK 790 869 eTTK 1290 1435, 1436, 1439, 1440, 1441
eTTK 291 eTTK 791 869 eTTK 1291 1444, 1445
eTTK 292 eTTK 792 870, 871 eTTK 1292 1446, 1465
eTTK 293 eTTK 793 eTTK 1293 1448
eTTK 294 eTTK 794 891, 892 eTTK 1294 1430
eTTK 295 eTTK 795 eTTK 1295 1430, 1431
eTTK 296 eTTK 796 888 eTTK 1296 1432
eTTK 297 eTTK 797 eTTK 1297 1434
eTTK 298 348 eTTK 798 906 eTTK 1298
eTTK 299 353 eTTK 799 907 eTTK 1299 1427, 1461
eTTK 300 354 eTTK 800 911 eTTK 1300
eTTK 301 355 eTTK 801 908 eTTK 1301 1472
eTTK 302 352 eTTK 802 909 eTTK 1302 1413, 1417, 1418
eTTK 303 343 eTTK 803 910 eTTK 1303 1470
eTTK 304 eTTK 804 912 eTTK 1304
eTTK 305 549 eTTK 805 913 eTTK 1305
eTTK 306 550 eTTK 806 914 eTTK 1306 1424, 1425
eTTK 307 551 eTTK 807 915 eTTK 1307 1427, 1461
eTTK 308 eTTK 808 917 eTTK 1308
eTTK 309 553, 555, 556, 560, 561 eTTK 809 918 eTTK 1309
eTTK 310 559 eTTK 810 920 eTTK 1310 1478
eTTK 311 356 eTTK 811 923 eTTK 1311
eTTK 312 359 eTTK 812 924, 925 eTTK 1312 1421
eTTK 313 eTTK 813 925 eTTK 1313
eTTK 314 362 eTTK 814 921, 926 eTTK 1314 1424, 1425
eTTK 315 363 eTTK 815 930 eTTK 1315
eTTK 316 364 eTTK 816 931 eTTK 1316
eTTK 317 365 eTTK 817 932 eTTK 1317
eTTK 318 366 eTTK 818 933 eTTK 1318
eTTK 319 367, 370 eTTK 819 946 eTTK 1319
eTTK 320 369 eTTK 820 eTTK 1320
eTTK 321 371 eTTK 821 934 eTTK 1321 1487, 1490
eTTK 322 372 eTTK 822 935 eTTK 1322 1487, 1490
eTTK 323 373 eTTK 823 940 eTTK 1323 1491
eTTK 324 376, 377 eTTK 824 941 eTTK 1324 1424, 1425
eTTK 325 eTTK 825 942 eTTK 1325 1434, 1502
eTTK 326 eTTK 826 942 eTTK 1326 1502
eTTK 327 eTTK 827 943 eTTK 1327 1500, 1501
eTTK 328 eTTK 828 944 eTTK 1328 1503, 1504
eTTK 329 379, 382, 383, 384, 385, 389 eTTK 829 945 eTTK 1329 1493
eTTK 330 390 eTTK 830 938 eTTK 1330 1493
eTTK 331 392 eTTK 831 939 eTTK 1331 1506
eTTK 332 393 eTTK 832 947 eTTK 1332
eTTK 333 394 eTTK 833 948 eTTK 1333 1488
eTTK 334 395 eTTK 834 948, 950 eTTK 1334 1507, 1509
eTTK 335 396 eTTK 835 949 eTTK 1335 1509
eTTK 336 eTTK 836 951 eTTK 1336 1507
eTTK 337 eTTK 837 952 eTTK 1337 1508
eTTK 338 eTTK 838 953 eTTK 1338
eTTK 339 eTTK 839 954 eTTK 1339 1453
eTTK 340 eTTK 840 956 eTTK 1340 1453
eTTK 341 eTTK 841 955 eTTK 1341
eTTK 342 eTTK 842 973 eTTK 1342 1454
eTTK 343 eTTK 843 959 eTTK 1343 1407
eTTK 344 eTTK 844 957 eTTK 1344 1422, 1458
eTTK 345 eTTK 845 960 eTTK 1345 1460, 1461
eTTK 346 eTTK 846 961 eTTK 1346 1463, 1465
eTTK 347 399 eTTK 847 958, 962 eTTK 1347
eTTK 348 438 eTTK 848 963 eTTK 1348
eTTK 349 eTTK 849 964 eTTK 1349
eTTK 350 eTTK 850 972 eTTK 1350 1464
eTTK 351 eTTK 851 965 eTTK 1351
eTTK 352 eTTK 852 966 eTTK 1352
eTTK 353 eTTK 853 967 eTTK 1353
eTTK 354 eTTK 854 968 eTTK 1354
eTTK 355 eTTK 855 970 eTTK 1355
eTTK 356 eTTK 856 971 eTTK 1356
eTTK 357 eTTK 857 969 eTTK 1357
eTTK 358 404 eTTK 858 986, 991 eTTK 1358
eTTK 359 eTTK 859 987 eTTK 1359
eTTK 360 407, 415, 425, 426, 427 eTTK 860 988 eTTK 1360
eTTK 361 433 eTTK 861 989 eTTK 1361 1472
eTTK 362 437 eTTK 862 990 eTTK 1362
eTTK 363 437 eTTK 863 992 eTTK 1363 1412, 1435
eTTK 364 409 eTTK 864 993 eTTK 1364 1412, 1435
eTTK 365 410 eTTK 865 994 eTTK 1365 1438, 1439, 1440, 1441
eTTK 366 411 eTTK 866 996 eTTK 1366 1439, 1440, 1441
eTTK 367 412 eTTK 867 997 eTTK 1367 143914401441
eTTK 368 414 eTTK 868 1001, 1007 eTTK 1368 143914401441
eTTK 369 413 eTTK 869 1002 eTTK 1369 1439, 1440, 1441
eTTK 370 416 eTTK 870 1002, 1007 eTTK 1370
eTTK 371 eTTK 871 eTTK 1371 1430, 1431
eTTK 372 418 eTTK 872 999 eTTK 1372 1444, 1445
eTTK 373 432, 434 eTTK 873 1000 eTTK 1373 14441445
eTTK 374 436 eTTK 874 998, 1004 eTTK 1374 14441445
eTTK 375 eTTK 875 1014 eTTK 1375 14441445
eTTK 376 417 eTTK 876 1015 eTTK 1376 14441445
eTTK 377 420 eTTK 877 1013 eTTK 1377 1446
eTTK 378 418, 422 eTTK 878 1059 eTTK 1378 1448
eTTK 379 423 eTTK 879 977 eTTK 1379
eTTK 380 424, 558 eTTK 880 978 eTTK 1380
eTTK 381 445, 446, 448 eTTK 881 981 eTTK 1381
eTTK 382 449 eTTK 882 980 eTTK 1382
eTTK 383 450 eTTK 883 979 eTTK 1383
eTTK 384 451 eTTK 884 974 eTTK 1384
eTTK 385 452 eTTK 885 983 eTTK 1385
eTTK 386 453 eTTK 886 975 eTTK 1386
eTTK 387 eTTK 887 976 eTTK 1387
eTTK 388 421 eTTK 888 984 eTTK 1388
eTTK 389 454 eTTK 889 985 eTTK 1389
eTTK 390 455 eTTK 890 1130 eTTK 1390
eTTK 391 456 eTTK 891 937 eTTK 1391
eTTK 392 eTTK 892 eTTK 1392
eTTK 393 eTTK 893 1016 eTTK 1393
eTTK 394 461 eTTK 894 1017 eTTK 1394
eTTK 395 eTTK 895 1042 eTTK 1395
eTTK 396 473 eTTK 896 1042 eTTK 1396
eTTK 397 474 eTTK 897 1021 eTTK 1397
eTTK 398 475 eTTK 898 1018 eTTK 1398
eTTK 399 476 eTTK 899 1019 eTTK 1399
eTTK 400 432, 477 eTTK 900 1020 eTTK 1400
eTTK 401 478 eTTK 901 1022 eTTK 1401
eTTK 402 502 eTTK 902 1023 eTTK 1402
eTTK 403 503 eTTK 903 1024 eTTK 1403
eTTK 404 eTTK 904 1025 eTTK 1404
eTTK 405 480 eTTK 905 1026 eTTK 1405
eTTK 406 481 eTTK 906 1027 eTTK 1406
eTTK 407 482 eTTK 907 1028 eTTK 1407
eTTK 408 483 eTTK 908 1022, 1029 eTTK 1408
eTTK 409 484 eTTK 909 1030 eTTK 1409
eTTK 410 485 eTTK 910 1031 eTTK 1410
eTTK 411 eTTK 911 1032 eTTK 1411
eTTK 412 486 eTTK 912 1033 eTTK 1412
eTTK 413 487 eTTK 913 1034 eTTK 1413
eTTK 414 488 eTTK 914 1035 eTTK 1414
eTTK 415 489 eTTK 915 1036 eTTK 1415
eTTK 416 490 eTTK 916 1037 eTTK 1416
eTTK 417 499 eTTK 917 eTTK 1417
eTTK 418 491 eTTK 918 eTTK 1418
eTTK 419 501 eTTK 919 eTTK 1419
eTTK 420 eTTK 920 eTTK 1420
eTTK 421 eTTK 921 1038 eTTK 1421
eTTK 422 eTTK 922 1039 eTTK 1422
eTTK 423 eTTK 923 1040 eTTK 1423
eTTK 424 eTTK 924 1041 eTTK 1424
eTTK 425 eTTK 925 1043 eTTK 1425
eTTK 426 eTTK 926 1044 eTTK 1426
eTTK 427 eTTK 927 1050 eTTK 1427
eTTK 428 eTTK 928 1045 eTTK 1428
eTTK 429 eTTK 929 1048 eTTK 1429
eTTK 430 eTTK 930 1052 eTTK 1430
eTTK 431 eTTK 931 1053 eTTK 1431
eTTK 432 eTTK 932 1044 eTTK 1432
eTTK 433 eTTK 933 1038, 1044 eTTK 1433
eTTK 434 529 eTTK 934 1050 eTTK 1434
eTTK 435 530 eTTK 935 1055 eTTK 1435
eTTK 436 eTTK 936 1046 eTTK 1436
eTTK 437 534 eTTK 937 1047 eTTK 1437
eTTK 438 532 eTTK 938 1015, 1016, 1038 eTTK 1438
eTTK 439 533 eTTK 939 1016 eTTK 1439
eTTK 440 535 eTTK 940 1016 eTTK 1440
eTTK 441 536 eTTK 941 1054 eTTK 1441
eTTK 442 537 eTTK 942 991, 1055, 1058 eTTK 1442
eTTK 443 538 eTTK 943 1056 eTTK 1443
eTTK 444 540 eTTK 944 1057 eTTK 1444
eTTK 445 541 eTTK 945 1060 eTTK 1445 1454
eTTK 446 542 eTTK 946 1061 eTTK 1446
eTTK 447 543 eTTK 947 1062 eTTK 1447
eTTK 448 544 eTTK 948 eTTK 1448
eTTK 449 545 eTTK 949 eTTK 1449
eTTK 450 546 eTTK 950 1063 eTTK 1450
eTTK 451 eTTK 951 1064, 1065 eTTK 1451
eTTK 452 eTTK 952 1066 eTTK 1452
eTTK 453 eTTK 953 1067 eTTK 1453
eTTK 454 eTTK 954 1068 eTTK 1454
eTTK 455 507 eTTK 955 1070 eTTK 1455
eTTK 456 508 eTTK 956 1071 eTTK 1456
eTTK 457 508 eTTK 957 1072 eTTK 1457 1413, 1417, 1418
eTTK 458 eTTK 958 1069 eTTK 1458 1470
eTTK 459 eTTK 959 1073 eTTK 1459
eTTK 460 eTTK 960 1074, 1075 eTTK 1460 1521
eTTK 461 eTTK 961 1075 eTTK 1461
eTTK 462 eTTK 962 1077 eTTK 1462
eTTK 463 eTTK 963 1008 eTTK 1463
eTTK 464 eTTK 964 1076 eTTK 1464
eTTK 465 eTTK 965 1007 eTTK 1465
eTTK 466 519 eTTK 966 1012, 1081 eTTK 1466 1530
eTTK 467 521 eTTK 967 1078, 1085 eTTK 1467
eTTK 468 522 eTTK 968 1082, 1086, 1083, 1084 eTTK 1468
eTTK 469 523 eTTK 969 1080 eTTK 1469
eTTK 470 509 eTTK 970 1087 eTTK 1470
eTTK 471 510 eTTK 971 1011 eTTK 1471
eTTK 472 511 eTTK 972 1088, 1099 eTTK 1472
eTTK 473 512 eTTK 973 1089 eTTK 1473
eTTK 474 513 eTTK 974 1090 eTTK 1474
eTTK 475 564 eTTK 975 1091 eTTK 1475
eTTK 476 565 eTTK 976 1092
eTTK 477 566 eTTK 977 1093
eTTK 478 567 eTTK 978 1094
eTTK 479 568 eTTK 979 1095
eTTK 480 eTTK 980 1096
eTTK 481 570 eTTK 981 1097
eTTK 482 571 eTTK 982 1098
eTTK 483 572 eTTK 983 1099
eTTK 484 eTTK 984 1100
eTTK 485 eTTK 985 1101
eTTK 486 eTTK 986 1103
eTTK 487 eTTK 987 1104
eTTK 488 eTTK 988 1105
eTTK 489 eTTK 989
eTTK 490 eTTK 990
eTTK 491 eTTK 991 1106
eTTK 492 eTTK 992 1108
eTTK 493 eTTK 993 1109
eTTK 494 eTTK 994 1110
eTTK 495 eTTK 995 1112
eTTK 496 eTTK 996 1113
eTTK 497 eTTK 997
eTTK 498 eTTK 998 1114
eTTK 499 eTTK 999 1115
eTTK 500 eTTK 1000 1116

 

Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Kar Payı Alma Hakkı – Aslı Elif Gürbüz Usluel

Yrd. Doç.Dr. Aslı Elif GÜRBÜZ USLUEL tarafından hazırlanan “Anonim Şirketlerde  Pay Sahibinin Kâr Payı Alma Hakkı” adlı eser, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanmıştır.

GİRİŞ
Pay sahibinin, anonim şirkete (AŞ) ödediği sermaye karşılığında şirketten beklentilerinden biri de kâr elde etmektir. Gerçekten de, birikimini ya da herhangi bir malvarlığı değerini AŞ’ye yatıran pay sahibinin en önemli hakkı, şirket tasfiye sürecine girmediği sürece, yıllık kazanca katılmak ve kâr payını almaktır. Dolayısıyla, AŞ’lerde kâr payı alma hakkı pay sahiplerinin en önemli mali hakları arasında yer alır.

Şirket bakımından ise, ticaret hayatında kredibilitesinin yüksek olması ve şirketin piyasada güvenilirlik sağlaması oldukça önemlidir. AŞ’nin piyasada bu güveni sağlamasının bir yolu, iyi girişimlerde bulunup, bunun sonuçlarını alması ve pay sahiplerine bunu kâr olarak da- ğıtmasıdır. Şirketin uzun süreler kâr dağıtmaması, bu şirkete yatırım yapmak isteyecek yatırımcıların sayısını azaltır. Bu nedenle, özellikle şirket yöneticilerinin kâr payı dağıtımına ilişkin olarak, gerekli kârı da- ğıtmak suretiyle mevcut yatırımcılarını koruma ile şirket için gerekli yedek akçeleri ayırma konusunda dengeyi iyi sağlamaları gerekmektedir (Steiger K.: Der Anspruch des Aktionärs auf die Dividende, Bern 1947, s. 4.). Zira pay sahiplerine şirket kaynaklarını aşan kâr payı dağıtımı yapılması sermayenin iadesi yasağını ihlal ederken, şirketin kazancının tümünün sürekli olarak yatırımlara ayırması ise pay sahibinin kâr payı alma hakkını ihlal edecektir.

Türk Ticaret Kanunu (TTK), kâr dağıtımında ve kâr payı alma hakkında önceliği genel kanuni ve esas sözleşmesel yedek akçelere vermekte, pay sahibine kâr payı dağıtılmasını ikinci plana atmakta ve söz konusu yedek akçelerle pay sahibinin kâr payı alma hakkını sınırlandırılmaktadır. Esasen özellikle finans öğretisinde (Bu konuya ilişkin bkz. aşa. Dördüncü Bölüm/§6/VII/A/1.a.) ileri sürülen görüşlerden bazılarına göre, şirketin kâr dağıtımının sınırlandırması ve kazancını yatırımlarına yöneltmesi, şirket değerini arttıracağından, pay sahiplerine kâr dağıtılmasından çok daha büyük bir getiri sağlamaktadır. Dolayısıyla, özellikle büyümekte olan şirketler açısından kâr dağıtımı yapmak yerine yıllık kârın yatırımlara odaklanması ve şirket değerinin arttırılması önerilmektedir. Ancak ortaklık kontrolünün, ortaklardan birisi veya birkaçının elinde olması halinde ya da Türkiye’deki gibi halka açıklık oranının düşük olduğu HAAŞ’de, kârın yedek akçeye ayrılması, hakim ortağın suistimallerine açık bir yapıyı da oluşturabilir. Öte yandan, vergi, muhasebe, finans alanlarının da kapsamına giren kâr payı ve dağıtımında, pay sahibinin anılan hakkının ihlal edilmesi halinde yasal düzenlemelerle gündeme gelecek yaptırımlar, konunun önemini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, pay sahibinin kâr payı alma hakkının TTK ve özel düzenlemeler kapsamında hukuki açıdan ayrıntılı olarak değerlendirilmesi önemlidir.

I. KÂR PAYI KAVRAMI
Kâr payı esas olarak, kârın, pay sahibine şirket tarafından ödenebilen ve miktarı belli edilmiş, dağıtılmasına genel kurul tarafından karar verilen kısmını oluşturur (Birsel, M.: Yargıtay Kararlarının Işığı Altında Şirket Kârı Konusunda Anonim Şirket ile Pay Sahibi Arasındaki Menfaat Çatışması, Ankara 1971, s. 10.). Başka bir ifadeyle kâr payı, payın hukuki semeresi ve belli dönemlerde ona bağlı olarak ortaya çıkan mali nitelikteki geliridirArslanlı, H.: Anonim Şirketler, C. IV-V, İstanbul 1960, s. 212.). Diğer bir tanıma göre ise kâr payı, paydan doğan ve şarta bağlı bir taleptir. Zira bir faaliyet dönemi sonunda şirketin kâr elde edip etmeyeceği belirsizdir. Dolayısıyla kâr payı alma hakkı açısından şart, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 170/1’e göre geciktirici niteliktedir (Pulaşlı, H.: Şirketler Hukuku Şerhi, C.II, Ankara 2015, § 37 N. 10.).

Kâr payı, faiz, kira gibi bir yatırım geliri olmakla birlikte, özellikle faiz ve kâr payının birbirinden çok farklı kavramlar olduğu belirtilmelidir (Bu konuya ilişkin bkz. Birsel, M.T.: Ekonomik Yönden İşletme Kârı ve Önemi, İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Dergisi 1966, S. 3, s. 47.). Zira bir AŞ faaliyet dönemi sonunda kâr elde etmediyse, serbest yedek akçesinde kâr payı dağıtmak için yeterli miktar bulunmuyorsa ya da şirket genel kurulunda o sene için kâr dağıtmama kararı alınmışsa, kâr dağıtılmaz (Bu konuya ilişkin aksi görüşler için bkz. aşa. İkinci Bölüm/§ 2./II.). Buna karşın, faaliyet döneminde kâr elde edilmemiş olsa dahi AŞ şartların gerçekleşmiş olması halinde faiz ödeyecektir (Ateşağaoğlu, E.: Vergi Hukuku Bakımından Anonim Şirketlerde Kâr Payı Dağıtımı, İstanbul 2012 s. 21.). Ayrıca, belirlenen kâr payı miktarı her sene için değişmekle birlikte, faiz belirli bir oranda ödenir (Ateşağaoğlu, s. 21 dn. 46’da anılan yazar.).

Pay sahiplerinin kâr payı, ancak ayrılması gerekli yedek akçeler ayrıldıktan sonra, esas sözleşmede belirlenen ya da genel kurulda kararlaştırılan oran üzerinden dağıtılır. Kâr payının dağıtılmasında, esas sözleşmede aksi öngörülmediği sürece, payın itibari değeri değil, pay sahibinin şirkete payıyla ilgili yaptığı ödemeler dikkate alınır.

Kâr payı kavramı ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, bunun özellikle pay sahipleri, alacaklılar ve şirket açısından farklı anlamlar ifade ettiği görülür. Gerçekten de özellikle küçük pay sahipleri açısından şirketin yönetim faaliyetine katılmak çok önemli olmayabilir. Genellikle bu pay sahipleri için sene sonunda, yatırımları karşılığında alacakları kâr payı önem taşır. Dolayısıyla bu pay sahipleri, yatırım yapacakları şirketleri seçerken özellikle hangi şirketin, hangi oranda kâr dağıttığını göz önünde bulundururlar (Steiger, s. 2).

Bunun yanında, şirketin faaliyetlerinin olumlu yönde devamı, alacaklılar açısından da güvence oluşturur. Alacaklı bakımından elde edilen net dönem kârının pay sahiplerine kâr payı olarak dağıtılması yerine, bu kârın yedek akçelere ayrılması, tercih edilen bir durumdur (Steiger, s. 6).

Pay sahiplerine kâr payı dağıtımı yaklaşık üç yüz yıl önce başlamış ve o günden bugüne kabul edilen bir uygulama haline gelmiştir. İlk önceleri sermaye ve kârdan yapılan kâr dağıtımları daha sonraları hukuk sistemlerinin büyük bir bölümünde net dönem kârı ile sınırlandırılmıştır (Frankfurter, G.M./ Wood, B.G.: Dividend Policy, Theory and Practice, San Diego 2003, s. 11.).

II. SORUNLAR
Kâr dağıtımı ve pay sahibinin kâr payı alma hakkı ile ilgili gündeme gelebilecek hukuki sorunlar şunlardır:

1. 6102 sayılı TTK ile kâr dağıtımı ve pay sahibinin kâr payı alma hakkına ilişkin hükümlerde esaslı değişiklikler yapılmamış, hü- kümlerde bazı ifadeler değiştirilmiştir. Ancak özellikle TTK m. 519/2- c’de yapılan “ayrıldıktan sonra” yerine “ödendikten sonra” ifadesinin kullanılması, artık her AŞ’nin, kâr dağıtma zorunluluğunun olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir. Dolayısıyla ilk sorun bir AŞ’nin her faaliyet dönemi sonunda kâr dağıtmak zorunda olup olmadığını tespit etmektedir.

2. Dağıtılacak kâr oranın belirlenmesinde, şirketin finansal tablolarının işlevi büyüktür. 6102 sayılı TTK yürürlüğe girmeden önce, TTK’da 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası, AŞ’lerin finansal tablolarının hangi mevzuat hükümlerine göre tutulacağı belirsiz hale gelmiştir. Bunun yanında, özellikle Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun (KamuGK) bu konuya ilişkin verdiği kararlar Sermaye Piyasası Kanunu (RG, 30.12.2012, S. 28513.) (SerPK) ve ikincil düzenlemeleri ile çelişir niteliktedir. Dolayısıyla, kâr dağıtımında esas alınması gereken finansal tabloların hangi mevzuat hükümlerine göre hazırlanması ve kâr dağıtım oranının hangi mevzuat hükümlerine tabi tablolara göre yapılması gerektiği cevaplanması gereken sorulardan biridir.

3. Pay sahibinin kâr payı alma hakkının hukuki niteliği, eski TTK (eTTK) m. 385 hükmü kapsamında nisbi bir müktesep hak olarak nitelendirilmiştir. Bununla birlikte, 6102 sayılı TTK’da, eTTK m. 385’in karşılığı olan m. 452’de, eTTK m. 385’in aksine müktesep haklar tanımlanmamış, yalnızca müktesep ve vazgeçilmez haklar saklı tutulmuştur. Yapılan bu değişiklik, 6102 sayılı TTK hükümleri çerçevesinde kâr payı alma hakkının hukuki niteliğinin belirlenmesi gereğini doğurmaktadır.

4. 6102 sayılı TTK ile kâr payı avansı, ilk kez TTK’ya tabi AŞ’ler açısından düzenlenmiştir. TTK hükümleri bu konuyu ayrıntılı olarak düzenlememiş, bunun yerine Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Tebliğ ile anılan konuya ilişkin usul ve esaslar hükme bağ- lamıştır. Bu Tebliğ kapsamındaki, kâr payı avansının dağıtılma koşullarının ayrıntılı olarak incelenmesi, ödemenin ne şekilde yapılması gerektiği, genel kurul ve yönetim kurulu üyelerinin kâr payı avansındaki yetki ve görevlerinin irdelenmesi gereklidir. Bunun yanında, SerPK m. 20 ve ikincil düzenlemelerdeki kâr payı avansına ilişkin hükümlerle karşılaştırma yapılması yoluyla, düzenlemeler arasındaki farklılıkların saptanması önemlidir.

5. Kârdan yalnızca pay sahiplerinin pay almaması, bunun yanında, AŞ’lerde kâra katılacak diğer kişilerin de bulunması, özellikle TTK m. 348 hükmü çerçevesinde kurucu intifa senedi sahiplerine dağıtılacak kâr bakımından ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasını, diğer menfaat sahiplerinin kârdan pay almasının, pay sahibinin kâr payı alma hakkı karşındaki durumunun belirlenmesini ve sınırların çizilmesini gerektirmektedir.

6. TTK’da şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemenin yer alması, özellikle karşılıklı iştirakte hakların donması halinde, pay sahibinin kâr payı alma hakkının bu durumdan nasıl etkileneceği cevaplanması gereken sorunlardan biridir.

7. Halka açık anonim şirketler (HAAŞ) açısından, SerPK ve ikincil düzenlemelerin öngördüğü sistem, bu şirketlerde birinci kâr payının dağıtılmasının zorunlu olup olmadığı, örtülü kazanç aktarım yasağı gibi konuların açıklığa kavuşturulmasını ve kâr payı alma hakkı karşısındaki durumunu değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

III. YÖNTEM
Kâr payı kavramı ve kâr dağıtımı vergi, muhasebe, finans alanlarının da kapsamına girmektedir. Bununla birlikte bu çalışmanın içeri- ği özellikle TTK hükümleri ve AŞ’lere ilişkin özel düzenlemelerle ile sınırlı tutulmuştur. AŞ şeklinde kurulan bankalar ve sigorta şirketlerine ilişkin düzenlemeler konunun sınırlandırılması açısından dar kapsamda incelenmiştir. Bununla birlikte, kâr dağıtımına ilişkin SerPK ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) yayınladığı ikincil düzenlemeler, TTK’ya tabi AŞ’lerle olan bağlantısı nedeniyle gerek metin içinde yeri geldikçe, ayrıca bağımsız bir bölüm halinde de ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir.

TTK’da yer alan kâr payı ve dağıtımına ilişkin hükümlerin kaynağını İsviçre Borçlar Kanunu (İBK) hükümleri oluşturmaktadır. Dolayısıyla, çalışmanın genelinde bu hukuk sisteminde yer alan düzenleme ve görüşlere yer verilmiş, ancak konuyla bağlantılı olan diğer hukuk sistemlerinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) düzenlemelerine de yeri geldikçe değinilmiştir.

Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümünde, kâr payı alma hakkının omurgasını oluşturan kâr kavramına ve bunun dağıtımına yer verilmiş, TTK hükümleri açısından bu kavram ve dağıtımı irdelenmiş, kâr dağı- tımının kaynakları olan net dönem kârı ve yedek akçe kavramları ortaya konulmaya çalışılmış, dağıtılacak kârın ne şekilde belirleneceği, kâr dağıtımının AŞ’nin çeşitli ilkeleriyle ilişkisi ve çeşitli hukuk sistemlerinde kâr dağıtımına ilişkin düzenlemeler ele alınmıştır. Böylece kâr ve kâr dağıtımı ana hatlarıyla tanıtılarak, ileri bölümlerde ayrıntılarıyla işlenecek olan pay sahibinin kâr payı alma hakkına ilişkin temelin oluş- turulması amaçlanmıştır.

Çalışmanın ikinci bölümünde, kâr payı alma hakkının, diğer pay sahipliği hakları arasındaki yeri incelenmiş, eTTK m. 385’te yapılan değişiklik sonrası kâr payı alma hakkının hukuki niteliğinin belirlenebilmesi için vazgeçilmez ve müktesep haklar irdelenmiş ve daha sonra bu kapsamda kâr payı alma hakkının hukuki niteliği tespit edilmiştir. Bu bölüm de ayrıca, TTK m. 509/3 ile TTK’da ilk defa düzenlenen kâr payı avansı ile pay sahipleri dışında kârdan pay alabilecek diğer kişiler ve bunlara ilişkin düzenlemeler değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, temel olarak kâr payı alma hakkının kullanılması incelenmiş, bu kapsamda, kârdan yararlanma ölçüsü ve sınırı, kâr payına imtiyaz tanınması, imtiyazın tanınma koşulları ve yöntemi irdelenmiştir. 6102 sayılı TTK’da ilk defa düzenlenen şirketler topluluğuyla ilgili hükümler arasında yer alan karşılıklı iştirak, özellikle de karşılıklı iştirakte hakların donması bakımından kâr payına bağlanan sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu bölümde ayrıca, kâr payının muacceliyeti ve kâr payı alma hakkının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ile TTK m. 512 ve 513 kapsamında kâr ve kazanç payının iadesi hükümleri incelenmiştir.

Çalışmanın dördüncü bölümünde, özel düzenlemeler de yer alan kâr payı ve kâr dağıtımına ilişkin hükümler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde özellikle, diğer mevzuat hükümleri tanıtılmaya çalışılırken, SerPK ve ikincil düzenleme hükümleri ayrıntılarıyla incelenmiş, birinci kâr payı dağıtımı, kârın taksitle dağıtılması, nakit ve hisse kâr dağıtımı, örtülü kazanç aktarım yasağı, bağışlar ve halka açık bankalar üzerinde durulmuştur. Bölümde son olarak, SerPK ve ikincil düzenlemeler kapsamında kâr payı avansı irdelenmiş ve TTK ve Kâr Payı Avansı Tebliğ hükümleri ile farklılıkları ortaya konulma çalışılmıştır. Diğer mevzuat hükümleri, SerPK ve ikincil düzenlemelerinde yer alan kâr payı ve kâr dağıtımına ilişkin hükümlerle karşılaştırıldığında daha dar kapsamlı olduğu için, bunlar açısından yapılan değerlendirmeler de daha sınırlı tutulmuştur.

Çalışmanın son bölümü ise kâr dağıtımında sorumluluğa ayrılmıştır. Kâr dağıtımının hukuka aykırı yapılması halinde sorumlulukları gündeme gelecek olanlar, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerdir. Öte yandan, bu konuya ilişkin özel bir sorumluluk hükmü öngörülmemiştir. Bu nedenle, genel hükümler çerçevesinde yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin sorumluluğuna yol açabilecek görev ve yetkileri değerlendirilmiş, genel hatlarıyla sorumluluk şartları ve sorumluluk davasında taraflar incelenmiştir. Bu inceleme kapsamına TTK hükümlerinin yanı sıra, SerPK ve Bankacılık Kanunu (BanK) hükümleri de kısaca ele alınmıştır. Bu bölümün en son kısmı ise kâr dağıtımından doğan cezai sorumluluğa ayrılmıştır.

Rasim Can Çakır: Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Doğan Sorumlulukları

Av. Rasim Can Çakır tarafından hazırlanan “Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Doğan Sorumlulukları” başlıklı eser Vedat Kitapçılık tarafından yayımlanmıştır.

Yayımcının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNSÖZ
“Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Doğan Sorumlulukları” adlı bu tez çalışması 2014 yılında başlayıp 2016 yılında biten ve yaklaşık iki yıla yakın süren bir uğraşın ürünüdür. Güveni kötüye kullanma suçunun anonim şirket yönetim kurulu üyeleri tarafından işlenmesi hali, ticari hayatta sıkça karşılaşılabilecek bir durum olsa da, konu, öğretide daha önce bu çalışma kadar kapsamlı ve geniş bir bakış açısıyla hiç incelenmemiştir. Bu bakımdan çalışma, alanında bir ilk olma özelliği taşımaktadır.

Her bilimsel çalışma, doğrudan veya dolaylı pek çok insanın katkısı ile uzun bir süreç içerisinde oluşmaktadır. Bu noktada teşekkür borcum olan ilk kişiler, gerek bu çalışma ve gerekse eğitim hayatım boyunca maddi-manevi yardımlarını esirgemeyen, hakları ödenmez sevgili anne ve babamdır.

Çalışmanın tamamlanmasında bilimsel anlamda en büyük pay sahibi olan, kıymetli zamanlarını bana ayıran ve çalışmayı üst seviyelere taşımamı sağlayan saygıdeğer hocalarım Yrd. Doç. Dr. Selman DURSUN ve Doç. Dr. Ali PASLI’ya teşekkürlerimi sunarım.

Bilgi birikimi ve hukuki meselelere getirdiği yaklaşımlarla akademik ilgi ve alakamı artıran ve beni akademik çalışma hususunda daim destekleyen, avukatlık mesleğimin başlangıç döneminde tanımaktan ve birlikte çalışmaktan onur duyduğum, sadece bir üstat olarak değil, aynı zamanda bir ağabey olarak da bana her daim yol gösteren Sayın Av. Levent YARALI’ya teşekkürlerimi sunarım.

Meslek hayatımın ilk dönemlerinde bana her zaman yardımcı olan ve birlikte çalıştığım için çok şanslı olduğumu düşündüğüm Sayın Av. Zekeriya Başar ÖZBİLEN’e; iki yıllık çalışma süremiz boyunca sabırlı ve bilgili bir meslektaş, bir arkadaş olarak tezime vakit ayırmam için her zaman yardımcı olan Sayın Av. Özlem KARCI BÜYÜKSEKBAN’a teşekkürlerimi sunarım.

Lisansüstü eğitimimi tamamlayabilmem için bana her türlü imkanı sağlayan, sadece mesleki anlamda değil, hayatımda da kıymetli bir yol gösterici konumunda bulunan üstadım Sayın Av. Hüseyin ARABACI’ya; tezimi tamamlayabilmem adına iş yükümü benimle paylaşan dostlarım Av. Serdar BULUT, Av. Ömer Sevban CEYLAN, Av. Abdülkerim Buğra ŞİMŞEK, Av. Muhammet Taha ÖZDEMİR ve (şimdilik) Stj. Av. Nezih ECERTAŞ’a teşekkürü bir borç bilirim.

Küçük yaşlarımdan beri beni okumaya teşvik eden sevgili halama teşekkürlerimi sunarım. Her daim yanımda olan, hayatımın her alanında benden desteğini esirgemeyen biricik yol arkadaşım Hacer, varlığın için müteşekkirim. Sevgili babaannem ve dedem, hayatım boyunca bana kattıklarınız için sizlere teşekkür ederim.

Çalışmamı hayatımda ayrı bir yeri olan dedem Rasim ÇAKIR’a ithaf ederim.

Son olarak, okulumuzun rahmetli hocalarından Ord. Prof. Dr. Halil ARSLANLI’nın Ticari Bey isimli eserinin önsözünde de dediği gibi, hiçbir eser tamamiyet iddiasında bulunamaz. Tamamlanması yaklaşık iki yıl süren bu çalışmanın da elbette eksikleri, konu hakkında değinmediği noktaları bulunmaktadır. Çalışma hakkındaki her türlü görüş ve eleştiri bu çalışmayı bir adım daha ileriye taşıyacaktır. Zira müşterisi olmayan meta, zayidir.

Saygılarımla.

Rasim Can ÇAKIR

Mayıs 2016
İstanbul/Fatih
rasimcancakir@gmail.com

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ V

ÖZ – ABSTRACT VII

KISALTMALAR XV

GİRİŞ 1

Birinci Bölüm

ANONİM ŞİRKET YÖNETİM KURULUNUN NİTELİĞİ, ŞİRKET İLE YÖNETİM KURULU ARASINDAKİ GÜVEN İLİŞKİSİ VE GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER

I. YÖNETİM KURULUNUN HUKUKİ NİTELİĞİ 3

A. Genel Olarak Organ Kavramı 3

B. Yönetim Kurulunun Niteliği 6

C. Yönetim Kurulunun Genel Kurulla İlişkisi 7

II. ŞİRKET İLE YÖNETİM KURULU ÜYELERİ ARASINDAKİ GÜVEN İLİŞKİSİ 8

A. Genel Olarak 8

B. Güven Kavramı 9

C. Sözleşmeye Dayalı Güven İlişkisi 9

1. Vekalet Sözleşmesi Görüşü 10

2. Hizmet Sözleşmesi Görüşü 10

3. Diğer Görüşler 11

D. Kanun Kaynaklı 12

1. Yönetim Kurulu Üyesinin Sadakat Yükümlülüğü 12

2. Devredilemez Bir Görev ve Yetki Olarak Üst Gözetim Yükümlülüğü 13

a. Genel Olarak 13

b. Üst Gözetim Yükümlülüğü ile Yönetim ve

Temsil Yetkisinin Devri Arasındaki İlişki 13

E. Değerlendirme 15

III. GÜVEN UNSURU BAKIMINDAN YÖNETİM KURULU ÜYELİKLERİ 17

A. Sözleşmeye Dayalı Yönetim Kurulu Üyelikleri 17

B. Kanuna Dayalı Yönetim Kurulu Üyelikleri 18

C. İnançlı Üyeler ve Fiili Organların Durumu 19

1. İnançlı Üyeler Bakımından 19

2. Fiili Organlar Bakımından 21

IV. GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER 22

A. Genel Olarak 22

B. Güveni Kötüye Kullanma Suçu 23

C. Malvarlığına Karşı Suç Kavramı ve Güveni Kötüye Kullanma Suçu İlişkisi 25

D. Korunan Hukuki Değer 28

E. Güveni Kötüye Kullanma Suçuna Kara Avrupası Hukuku Düzenlemelerinden Bir Örnek Olarak Almanya 32


İkinci Bölüm

ANONİM ŞİRKET YÖNETİM KURULU ÜYELERİ TARAFINDAN İŞLENEN GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN UNSURLARI

I. MADDİ UNSURLAR 35

A. Konu 35

1. Genel Olarak 35

2. Mal ve Eşya Kavramları 36

a. Taşınır-Taşınmaz Mallar 37

b. Misli Mal 39

c. Haklar ve Sair Şeyler 41

3. Zilyetliğin Devri 45

a. Zilyetlik Kavramı 47

b. Asli Zilyet – Fer’i Zilyet 48

c. Doğrudan Zilyet – Dolaylı Zilyet 49

d. Başkası İçin Zilyet – Zilyet Yardımcısı 50

e. Yönetim Kurulu Üyelerinin Şirket Malları Üzerindeki Zilyetliği 51

i. Genel Olarak 51

ii. Yönetim Kurulu Üyelerinin Şirket Malları Üzerindeki Zilyetliğinin Niteliği 52

iii. Zilyetliğin Kazanılması, Kaybedilmesi ve Yönetim Kurulu Üyeleri Dışındaki Üçüncü Kişilerin Durumu 54

4. Nitelikli Unsurlar 58

a. Genel Olarak 58

b. Meslek ve Sanat İlişkisi 59

c. Ticaret İlişkisi 60

d. Hizmet İlişkisi 61

e. Başkasının Mallarını İdare Etme Yetkisi 62

B. Hareketler 63

1. Zilyetliğin Devri Amacı Dışında Tasarrufta Bulunmak 64

a. Genel Olarak 64

b. Zilyetliğin Devri Amacı Dışında Tasarrufta Bulunma Fiilinin TTK Kapsamında Özel Görünüm Biçimleri 65

i. Şirkete Borçlanma Yasağı 66

ii. Yedek Akçelerin Ayrılması ve Kar Payı Dağıtımı 68

iii. Önemli Miktarda Malvarlığının Toptan Satışı 71

iv. Sermayenin Kaybı ve Borca Batıklık 75

2. Devir Olgusunu İnkar Etmek 77

C. Fail 79

1. Gerçek Kişi Yönetim Kurulu Üyeleri 79

2. Tüzel Kişi Yönetim Kurulu Üyeleri 82

3. Kamu Tüzel Kişileri ve Temsilcileri 85

4. Murahhas Üyeler 85

5. Yedek Yönetim Kurulu Üyeleri 86

6. Fiili Organlar 87

7. İnançlı Yönetim Kurulu Üyeleri 88

8. Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeleri 89

9. Faal Olmayan Yönetim Kurulu Üyeleri 90

10. Kendisine Yetki Devri Yapılmış Üçüncü Kişiler 91

11. Pay Sahibi Yönetim Kurulu Üyeleri 91

D. Mağdur 98

II. MANEVİ UNSURLAR 102

A. Kast 102

B. Olası Kast Bakımından Bir Değerlendirme: Özen Borcu – İşadamı Kararı İlkesi 103

1. Yönetim Kurulu Üyesinin Özen Borcu 103

2. İşadamı Kararı İlkesi 104

3. Değerlendirme 106

C. Amaç 109

III. HUKUKA AYKIRILIK UNSURU 110

A. Hakkın Kullanılması 110

B. İlgilinin Rızası 113

Üçüncü Bölüm

SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ, KUSURLULUK, YAPTIRIM İÇİN ARANAN DİĞER ŞARTLAR VE YAPTIRIM

I. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ 117

A. Teşebbüs 117

B. İştirak 120

C. İçtima 124

II. KUSURLULUK VE YAPTIRIM UYGULANMASI

İÇİN ARANAN DİĞER ŞARTLAR 131

A. Kusurluluk 131

B. Şahsi Cezasızlık Sebepleri 132

C. Cezada İndirim Yapılması Gerektiren Şahsi Sebepler 134

1. Akrabalık İlişkileri 134

2. Etkin Pişmanlık 134

D. Muhakeme Hükümleri 137

III. YAPTIRIM 138

A. Cezalar 138

B. Güvenlik Tedbirleri 139

SONUÇ 141

KAYNAKÇA 147

İflas erteleme yasaklandı şirketler konkordatoya geri döndü

OHAL boyunca iflas erteleme yasaklanınca mali durumu sıkıntıya düşen şirketler borç yönetimi için 12 yıldır kullanılmayan konkordatoya başvuruyor. Aralarında Park Bravo’nun da olduğu 15 firma son 1 ayda konkordato için başvurdu.

 İFLAS erteleme başvuruları olağanüstü hal (OHAL) süresince yasaklanınca, firmalar,son 12 yıldır kullanılmayan konkordatoya yeniden dönüş yaptı. Son

bir ayda Türkiye genelinde 15 firma konkordato davası açtı. Ünlü tekstilci Kamil Özçoban’ın yarım asır kadar önce temelini attığı Park Bravo ile tesettür giyim markası 2 Yaka Mağazacılık konkordato başvurusu yapan şirketler arasında yer aldı.

Konkordato, iflas ertelemeye göre uygulaması daha zor ve iflas riski daha yüksek bir yöntem. Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) iflas erteleme taleplerinin 1 Ağustos itibari ile yasaklanması, Fetullahçı Terör Örgütü’ne yakın şirketlere yönelik bir ‘tedbir’ olarak açıklandı. Mali darboğaza giren şirketlere bir tür koruma sağlayan iflas ertelemeler yasaklanınca, son 12 yıldır tercih edilmeyen konkordato yeniden gündeme geldi.

SON BİR AYDA 15 BAŞVURU

Hükümleri, İcra İflas Kanunu’nda yer alan konkordatoya son bir ayda 10’u İstanbul’da toplam 15 şirket başvurdu. Hürriyet’in edindiği bilgilere göre, İstanbul Çağlayan, Bakırköy ve Anadolu Adliyesi’ndeki icra hukuk mahkemelerine yapılan başvurular çeşitli sektörlerden firmalara ait. Konkordato davası açan markalardan biri, tekstil sektörünün duayen isimlerinden Kamil Özçoban’ın 46 yıl önce temelini attığı Park Bravo. Bakırköy İcra Hukuk Mahkemesi’nde 15 Ağustos günü açılan davada, Park Bravo Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. ile Park Bravo Paten Tekstil San. Ve tic. AŞ. davacı olarak yer aldı

39 MİLYON LİRALIK BORÇ

Yapılan başvuruda, şirkete, ‘konkordato mühleti’ olarak da anılan üç ay süre  verilmesi istendi. Başvuruda, şirketin hacizlere karşı korunmaya alınması için de tedbir kararının verilmesi talep edildi. Dava dosyasına göre, konkordato kapsamında ödenecek borç miktarı 39 milyon lira. Mahkeme, başvurudan 10 gün kadar sonra, tedbir kararını verdi kayyum olarak ise Atalay Birinci’yi atadı.  İki şirket için açılan davaya, alacaklı şirketlerin ise müdahillik başvuruları yaptığı görüldü. Söz konusu şirketler arasında yer alan İtalyan Maglificio Pa-ten s.r.l şirketi ise, mahkemeye yaptığı başvuruda, Park Bravo için verilen tedbir kararının kaldırılmasını, konkordato mühleti talebinin ise reddini istedi. Mahkeme, davanın ilk duruşma için 29 Eylül’e gün verdi.

KONKORDATO davası açan firmalardan bir diğeri ise, tesettür giyim üreticisi 2 Yaka Mağazacılık Tekstil Tic. AŞ. Üçü şirkete ait toplam 10 büyük mağazada ürünleri satılan 2 Yaka Mağazacılık’ın Türkiye genelinde de 400 kadar da toptan alım yapan müşterisi bulunuyor. Mali darboğaza giren 2 Yaka Mağazacılık şirketi de, 2 Ağustos günü konkordato başvurusu yaptı. Başvuruda, şirketin yaşadığı sıkıntıların nedenlerine de değinildi.

Ekonomik ve siyasi bir takım sıkıntıların yanı sıra, bankaların kredi kullandırmada çıkardığı zorluklar, bu sıkıntıların başında yer aldı. Başvurunun yanı sıra, mahkemeye kapsamlı bir de konkordato projesi sunuldu. Anılan projede sıkıntının nasıl aşılacağı, 13.5 milyon liralık borcun nasıl ve ne zaman ödenebileceği de anlatıldı. Mahkemenin talebi sonrası hazırlanan bilirkişi raporu dosyaya girdi. İstanbul Anadolu İcra Hukuk Mahkemesi, tedbir kararı için 26 Ağustos’a gün verdi. Öte yandan mahkeme, başvuru yapılan 2 Yaka Mağazacılık’ın, FETÖ soruşturmasına konu olup olmadığı ile ilgili de başsavcılıklara yazı yazdı. Başsavcılıklardan mahkemeye giden yazılarda, şirket ile ilgili olumsuz bir durumun olmadığı bildirildi.

Haciz baskısı yoğunlaştı

PARK Bravo’nun avukatı Necdet Budak, son zamanlarda şirkete yönelik artan hacizler nedeni ile konkordato başvurusunda bulunma kararı alındığına işaret ederek Hürriyet’e şu açıklamayı yaptı: “İflas ertelemede uygulamada daha kolay. Ancak kabul etmek gerekir ki, bazı yerlerde kötüye de kullanıldı. Konkordatoda ise uygulama çok daha zor. Düşünün, yarım asırlık bir firma bir anda iflas durumu ile karşı karşıya kalabilir. Şirketin yaşadığı sıkıntı esasında sektörel sorunların bir sonucu. Bu firmalar bu noktalara kolay gelmedi. Bir marka oluşturmak hiç de kolay değil. Bir firmayı kısa sürede batırabiliriz ancak önemli olan yaşatmak. Ve bu firmalar, doğrudan ve dolaylı binlerce kişiye istihdam sağlıyor aynı zamanda.”

Firmalar için harakiri
2 Yaka Mağazacılık AŞ için konkordato davası açan Av. Şevket Çelik ise “İflas erteleme de yasak olunca, firmalar son çare konkordatoya başvuruyor. Aslında firmalar için bir tür harakiri… Konkordatoda süre sınırlı. Biri 3 diğeri 2 en fazla 5 aylık bir süreniz var. Ve bu başvurunun sonucunda iflas kararı da çıkabiliyor. Ancak başka çare olmadığı için firmalar son 1 ayda bu yola başvuruyor. İflas erteleme yolu da kapalı olduğu için son 1 ayda 10’a yakın firma doğrudan iflasını istedi. İflas ertelemenin yeniden devreye alınması gerekir. Zaten mahkemeler, savcılıklara yazı yazıp, başvuruyu yapan firma ile ilgili bilgi alabiliyor. Böylece, kötü niyetli firmaların da önüne geçilmiş olur” şeklinde konuştu.

Konkordato nedir?
KONKORDATO başvurusu Türkiye’de, iflas ertelemenin kullanılmaya başlandığı son 12 yıldan bu yana yok denecek kadar az. Bu, konkordatonun uygulaması zor ve riskli bir yöntem olmasından kaynaklanıyor. Konkordatoda, mali sıkıntıya giren şirket icra hukuk mahkemesine başvuruyor. İflas ertelemede süre 1 yıl olmasına karşın konkordatoda 3 aylık süre tanınıyor. Mahkemenin verdiği bu süre içinde atanan konkordato komiseri, alacaklılar ile masaya oturuyor. Alacaklılara yapılan teklifte, borcun bir miktarından feragat etmeleri talep ediliyor. Alacak miktarının üçte ikisini temsil eden kişi ve kurumların sunulan teklifi kabul etmesi ile birlikte mahkeme konkordato kararı veriyor. Bu kararın tasdikini ise ticaret mahkemesi yapıyor. Ticaret mahkemesi alınan kararı tasdik ederse, borçlar belirlenen süre içinde ödeniyor. Ancak, mahkemenin, kararı tasdik etmemesi halinde şirket hakkında direk iflas kararı veriliyor.

Kaynak: Hürriyet – Dinçer Gökçe – 19.09.2016

4046 Sayılı “Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun”un 20 A Maddesinin Türk Ticaret Kanunu’nun İlgili Hükümleri Karşısında “Özel Kural” Sayılıp Sayılmayacağı Sorunu

Yrd. Doç. Dr. Nejat Aday‘ın (Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı) “4046 Sayılı “Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun”un 20 A Maddesinin Türk Ticaret Kanunu’nun İlgili Hükümleri Karşısında “Özel Kural” Sayılıp Sayılmayacağı Sorunu” başlıklı makalesi, FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 6(2015) Güz, s.1-12’de yayınlanmıştır.

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Özet

Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 20 A maddesi, özelleştirme kapsamında, sermayesinin tamamı Devlet’e ait bazı şirketlerin çeşitli şekillerde bölünmeleri veya birleşmeleri hakkında hükümler sevk etmiştir. Bu hükümlerin Ticaret Kanunu’nun ticari şirketlerin bölünme ve birleşmelerine ilişkin hükümleri karşısında bir yönüyle “özel kanun”, bir başka yönüyle “genel kanun” olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle birleşen şirketlerin alacaklılarının korunması bağlamında Ticaret Kanunu daha ayrıntılı ve özel hükümler içerdiğinden, özelleştirme kapsamındaki olgulara da uygulanması gerekir. Buna karşılık, birleşme veya bölünme konusunda ilgili şirketlerin karar alma süreçlerinin yerine 4046 sayılı Kanun’la öngörülen idari kararların alınması yeterli sayılmalıdır. Makalede bu sorun, yoruma ilişkin genel kural ve ilkeler ışığında değerlendirilmiştir.

Grup İmtiyazının Kabul Edildiği Bankalarda Grup İçindeki Bütün Paylar Nitelikli Pay Sayılır Mı?

Prof. Dr. Tekin Memiş‘in “Grup İmtiyazının Kabul Edildiği Bankalarda Grup İçindeki Bütün Paylar Nitelikli Pay Sayılır Mı?” başlıklı makalesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Özel Sayı, 2014, Prof. Dr. PEKCANITEZ’e Armağan, C:III, s. 3105-3121’de yayınlanmıştır.

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Getirdiği Değişiklik ve Yeniliklerle Anonim Ortaklıkta Sermaye Kaybı ve Hukuki Sonuçları

Doç. Dr. Ahmet Türk‘ün “Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Getirdiği Değişiklik ve Yeniliklerle Anonim Ortaklıkta Sermaye Kaybı ve Hukuki Sonuçları” başlıklı makalesi Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2015, C:17, S:2, s. 63-112’de yayınlanmıştır.

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

ÖZ
Yeni Türk Ticaret Kanunu anonim ortaklıkta sermaye kaybı ve hukuki sonuçları konusunda önemli değişiklikler getirmiştir. Özellikle sermaye kaybının tespitinde esas sermayenin yanı sıra yasal yedek akçelerin de hesaba katılması, 1/2 oranında sermaye kaybı halinde yönetim kurulunun genel kurula uygun gördüğü iyileştirme tedbirlerini sunması gerektiğinin açıkça öngörülmesi yapılan değişiklikler arasındadır. Bunun yanı sıra 2/3 oranında sermaye kaybının tespitinde yıllık bilançonun esas alınması Eski Ticaret Kanunu zamanında ortaya çıkan sorunları gidermiştir. Yeni düzenlemede 2/3 oranında sermaye kaybı halinde alacaklılara fesih hakkı tanınmaması da önemli bir değişikliktir. Çalışmada 2/3 oranında sermaye kaybına ilişkin yasal düzenlemenin gerekli bir düzenleme olup olmadığı da tartışılmıştır.

Limited Şirketlerde Online Müdürler Kurulu Toplantısı Yapabilmek İçin Uyulması Gereken Esaslar

Soner Altaş‘ın (Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Başmüfettişi) “Limited Şirketlerde Online Müdürler Kurulu Toplantısı Yapabilmek İçin Uyulması Gereken Esaslar” başlıklı çalışması İstanbul Barosu Dergisi’nin  Cilt: 89,  Yıl: 2015, Sayı: 3, s. 280-285′de yayımlanmıştır.

Çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Türk Ticaret Kanunu’nda Hakim Şirketin Kayba Sebebiyet Verici Talimatı/ Yöneltmesi Ve Bağlı Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu

Av. Selim Yalçın’ın “Türk Ticaret Kanunu’nda Hakim Şirketin Kayba Sebebiyet Verici Talimatı/ Yöneltmesi Ve Bağlı Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu” başlıklı çalışması İstanbul Barosu Dergisi’nin  Cilt: 89,  Yıl: 2015, Sayı: 5, s. 163-176′da yayımlanmıştır.

Çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Anonim ve Limited Şirketlerde; “Şirket”ten ve/veya “Şirket Ortağı”ndan Alacaklı Olan Üçüncü Kişilerin “Şirket”i ve/veya “Şirket Ortağı”nı Takip Hakkının Kapsamı

Av. Talih Uyar‘ın “Anonim ve Limited Şirketlerde; “Şirket”ten ve/veya “Şirket Ortağı”ndan Alacaklı Olan Üçüncü Kişilerin “Şirket”i ve/veya “Şirket Ortağı”nı Takip Hakkının Kapsamı” başlıklı çalışması İstanbul Barosu Dergisi’nin  Cilt: 89,  Yıl: 2015, Sayı: 6, s. 66-83′de yayımlanmıştır.

Çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz.

 

Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı ve Gerekçesi


Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan “Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu Tasarısı” ile Gerekçesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na 9 Ağustos 2016 itibarıyla sunulmuştur.

Söz konusu Tasarı ve Gerekçe’ye buradan ulaşabilirsiniz.

GENEL GEREKÇE

Ulusal ekonomilerin gelişmesi ve korunması bakımından önemli işlevler üstlenen küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) Dünya ekonomisindeki rolü küreselleşme süreci ile birlikte her geçen gün artmaktadır. KOBİ’ler, ekonomik ve sosyal kalkınmanın ön
emli birer unsuru olarak önemli işlevleri yerine getirmektedir. Bu işlevleri ile sosyal sistemin denge ve istikrar unsuru olan KOBİ’lerin doğması, gelişmesi ve korunması için tüm ülkeler, uygun ekonomik ortamı hazırlayacak politikalar geliştirmekte ve uygulamaktadır.

Ülkemizin 2002 yılından bu yana yaşadığı istikrarlı ekonomik büyümesinde, özellikle Anadolu’da faaliyet göstermeye başlayan KOBİ’lerin önemli katkısı olmuştur. KOBİ’lerin gelişimlerini olumsuz etkileyen ve faaliyetlerini istikrarsızlaştıran çeşitli sorunlar bulunmakta olup, bunların başında finansmana erişim güçlüğü gelmektedir.

KOBİ’ler ticari faaliyetleri için gerekli finansman kaynaklarını, bankalar aracılığıyla temin edilen kredilerden sağlamaktadır. Özellikle kredi karşılığı talep edilen teminatlar, KOBİ’lerin finansmana erişiminde önemli zorluklar oluşturmaktadır. Bu durum KOBİ’ler için büyük işletmeler karşısında rekabet dezavantajına neden olmaktadır.

Bu itibarla, KOBİ’lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması, rekabet güçlerinin arttırılması ve dolayısıyla ülkemiz ekonomisinin dengeli ve istikrarlı büyümesine katkı sağlanması amacıyla bu Kanun Tasarısı hazırlanmıştır.

Tasarı ile; işletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan düzenlemeler hayata geçirilecektir. Bu işletmelerin finansmana erişiminde güvence olarak kullanabilecekleri alternatif unsurlar getirilmektedir. İşletmeler tarafından temin edilmesi planlanan müstakbel varlıklar ile taşınır varlıkların getirileri de rehin edilebilecek unsurlar arasına alınmıştır. Oluşturulan Rehinli Taşınır Sicili ile taşınır rehinlerinin aleniyeti ve takibi sağlanmıştır. Yine, rehin alacaklılarının rehin haklarını güvence altına almak amacıyla rehnin paraya çevrilmesinde etkin bir mekanizma öngörülmüştür.

Taşınır rehninde, mevcut düzenlemelerden farklı olarak rehne konu taşınırların ticaret unvanı ve işletme adından bağımsız olarak rehnedilmesine imkan sağlanmıştır.

6728 sayılı Kanunla Türk Ticaret Kanununda Yapılan Değişiklikler

6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 9 Ağustos 2016 tarih ve 29796 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış, mezkur Kanunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda değişiklik yapan 66 ila 73. maddeleri yayımı tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir.

6728 sayılı Kanun metnine buradan ulaşabilirsiniz.

6728 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda yapılan değişiklikler madde metinlerine işlenmiştir.

Av. Levent Yaralı

.

EKLENEN MADDE

DEĞİŞEN MADDELER

İTO: Müdürlüğümüze Yapılan Tescil Başvurularındaki İade Nedenlerinin Asgari Düzeye İndirilmesi İçin Bazı Hatırlatmalar

Şirketlerin tescil başvurularının aksamaması ve eksiklikler nedeni ile iade edilmemesi amacıyla İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından yayınlanan yazı aşağıda yer almaktadır. Tescil başvurularında söz konusu hususlara uyulması, başvuruların iadesi nedeni ile yaşanılan olumsuzlukları önemli ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Av. Levent Yaralı

.

İSTANBUL TİCARET SİCİL MÜDÜRLÜĞÜ
MÜDÜRLÜĞÜMÜZE YAPILAN TESCİL BAŞVURULARINDAKİ İADE NEDENLERİNİN ASGARİ DÜZEYE İNDİRİLMESİ İÇİN BAZI HATIRLATMALAR

Müdürlüğümüze yaptığınız tescil başvurularınızdaki taleplerinizin aksamaması veya eksiklikler nedeni ile iade edilmemesi için “www.ito.org.tr” portalında yer alan “tescil–ilan-kuruluş” bölümündeki açıklamaların mutlaka incelenmesi ve ayrıca, tescil başvurularında çokça yapılan hatalardan hareketle oluşturduğumuz aşağıdaki uyarıların dikkate alınması çok önemlidir.

Müdürlüğümüze yapılan başvurularda, genellikle eksiklik bulunan noktalardan ve tescil başvurularının iadesine neden olan hatalardan hareketle oluşturduğumuz uyarılar, aşağıda bilginize sunulur:

  1. Müdürlüğümüze ibraz edilen dilekçelerin altına, Ticaret Sicili Yönetmeliği m.22 gereğince, şirket kaşesi üzerinde şirket yetkilisi /yetkililerinin ad ve soyadları yazılarak, şirketi temsil şekline uygun şekilde imzalanmalıdır.
  2. Şahıs firmalarında, tescil talep dilekçesi ve şirket kapanış dilekçesinin ekinde verilecek mal beyanı, şahıs şirketinin sahibi tarafından imzalanmalıdır.
  3. Şahıs firmalarında, unvan değişiklikleri, ancak firma sahibi gerçek kişinin ad ve soyadından sonraki bölümlere yazılacak eklerde yapılabilir. Buna göre; bu firmalarda unvan değişiklikleri, ad ve soyadları ile ilgili olarak yapılamaz.
  4. Tüzel kişi şirketlerde sermaye maddesi tadil edilirken, her bir payın değeri yazılmış olmalıdır. (Anonim şirketlerde her bir payın değeri bir kuruş ve katları, limited şirketlerde ise, her bir payın değeri 25 TL ve katları olacak şekilde belirlenmelidir.)
  5. Limited ve anonim şirketlerde sınırlı yetkililer (mali veyahut da herhangi bir başka konuda yetki verilmek ya da bu konularda yetkileri sınırlanmak istenen kişiler), ancak iç yönerge ile belirlenebilir. Başka bir deyişle, anonim ve limited şirketlerde, sınırlı yetkililer, mutlaka iç yönerge ile yetkilendirilmelidir. Sınırlı yetkililerin belirlendiği iç yönergenin, karar altına alınarak tescil ve ilan ettirilmesi gerekmektedir.
  6. Anonim şirketlerde hisse devri tescile tabi değildir. Ancak, anonim şirketlerin tek pay sahipliği, tek pay sahibinin değişmesi ve tek pay sahipli anonim şirketin çok ortaklı hale geçişi tescil edilmelidir.
  7. Limited şirketlerde ortaklıktan ayrılan kişi müdür ise, mutlaka, müdürlüğünün devam edip etmeyeceği hususu da karara bağlanmalıdır. Başka bir deyişle, limited şirketlerde hisse devri ile şirket müdürlüğü, kendiliğinden sonlanmaz, ayrıca müdürlüğün bitmesi isteniyor ise, bu hususta açık bir karar alınmalıdır.
  8. Bağımsız denetime tâbi şirketlerin, geçmiş yıla ait denetçi seçimini, mahkeme yolu ile yapması kanuni bir zorunluluktur.
  9. Bağımsız denetçinin seçimine ilişkin genel kurul kararında, bağımsız denetçi olarak seçilen şirketin veya kişinin açıkça ticaret sicil numarası ve unvanının belirtilmesi gerekmektedir. (Ör: Bağımsız denetçi olarak ………Sicil Müdürlüğünde …. ticaret sicil no ile kayıtlı ……. AŞ seçilmiştir.)
  10. Bağımsız denetçi seçilmesi halinde, bağımsız denetçinin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 400’e göre beyanı, başvuru evrakı ile birlikte verilmelidir. Bu beyanda, şirketin ticaret sicil numarası, vergi numarası, şirketin adresi ve şirketin kayıtlı olduğu ticaret sicili bilgisi yer almalıdır.
  11. Tasfiye sonu genel kurulunun tescil talebi yapılmadan önce, ticaret sicil kayıtlarında herhangi bir takyidat bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir.
  12. Anonim şirketlerin kanuni organlarından olan yönetim kurulunun süresinin dolması halinde, genel kurul tarafından, yeniden yönetim kurulunun seçiminin yapılması gerekmektedir. Yönetim kurulu üyelerinin görev süresi dolmuş şirketlerin hiçbir başvurusu tescil edilmemektedir.
  13. Limited şirketlerde, ortaklardan en az birinin müdür seçilmesi ve her konuda temsil yetkisi verilmesi ile anonim şirketlerde, en az bir yönetim kurulu üyesinin her konuda temsil ve ilzama yetkili olması kanuni bir zorunluluktur.
  14. Anonim şirketlerde, yönetim kuruluna seçilen kişilerin hazirûn cetvelinde imzaları yok ise, mutlaka noterden imzaları tasdikli görev kabul beyanları, genel kurulun tescili için yapılan başvuruda ibraz edilmelidir. Bütün yönetim kurulu üyelerinin katılımı ile imzalanmış, yönetim kurulu görev dağılım veya yetkilendirme kararı, genel kurul kararı ile birlikte, tescil başvurusunda sunulmuş ise, görev kabul beyanı aranmamaktadır.
  15. SMMM veya YMM raporlarında, şirketlerin özvarlıklarının tablo şeklinde hesaplanarak gösterilmesi veya 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.376’ya göre tescilli şirket sermayesinin korunduğunun ifade edilmesi gerekmektedir. Raporla birlikte müşavir faaliyet belgesi aslı veya noter onaylı sureti de sunulmalıdır.
  16. Temsil ilzam yetkisi verilen kişilerin, şirket unvanı altında imza beyanlarının sicil dosyasında bulunmaması (daha önceden verilmemiş olması) halinde, mutlaka tescil talebi ile birlikte verilmesi gerekmektedir.
  17. Mevzuat gereğince, tescile tabi olmayan konulara ilişkin alınmış kararlar için tescil talebinde bulunulmamalıdır. Ticaret Sicil Müdürlüklerinin tescile tâbi olmayan hususları tescil etmesi, mevzuat gereğince mümkün değildir.
  18. Tescil işlemlerine taraf olan yabancı uyruklu kişilerle ilgili işlemlerde, tercümesi noter onaylı pasaport sureti, Vergi Dairesinden alınmış vergi kimlik numarası ve yabancı uyruklu kişinin Türkiye’de ikamet ediyor olması halinde, noter onaylı ikametgâh tezkeresi verilmesi gerekmektedir.
  19. Tescil işlemlerine taraf yabancı tüzel kişiler için, apostil onaylı ve tercümesi noter tasdikli sicil özeti ve tüzel kişi temsilcisine ilişkin belge, tescil talebi ile birlikte sunulmalıdır. Yabancı tüzel kişiler için ibraz edilen sicil özetlerinin güncel olması gerekmektedir (Uyarı: İbraz edilen sicil özetleri, bir yıldan eski olmamalıdır. Ayrıca, ilgili tarafından daha önceden verilmiş kayıtlarımızda bulunan sicil özetlerinin de, yapılan yeni bir tescil başvurusunda güncellenmesi gerekmektedir. Buna göre; sicil kayıtlarına yabancı tüzel kişiler ile ilgili olarak daha önceden verilen belgelerin de, bir yıldan eski olması halinde, yeni tescil başvurusu sırasında güncellenmesi gerekmektedir.)
  20. Ticari işletme rehni kurulan şirketlerin adres değişikliği tescili taleplerinde, borçlu şirket üzerinde tescil edilmiş ticari işletme rehini var ise, mutlaka Rehin alacaklısı firmadan adres değişikliği için muvafakatname alınarak, başvuruya eklenmelidir.
  21. Tescil ettirilmek istenen veya tescil işlemine dayanak olarak sunulan mahkeme kararlarının, kural olarak kesinleşmiş olması gerekmektedir. Buna göre de; Müdürlüğümüze tescil için ibraz edilecek mahkeme kararları, kesinleşme şerhini içermelidir.
  22. Ticari işletme rehninin tescil başvurusunda, noter onaylı düzenleme şeklinde ticari işletme rehni sözleşmesi ile birlikte, uygunluk onayı için, Müdürlüğümüze (İstanbul Ticaret Odası Merkez Binada bulunan İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne) başvuru yapılması zorunludur.
  23. Unvan tadiline ilişkin genel kurul kararı alınmadan önce, unvan ile ilgili Tebliğe uygun unvan belirlenmelidir. Tebliğ uyarınca ve Tebliğde yer alan kriterler gereğince, daha önceden tescil edilmiş unvanlarla benzerlik taşıyan unvanların tescili mümkün olmadığından, “www.tobb.org.tr” portalındaki “Ticaret Sicili Gazetesi” başlığı altından ulaşılan unvan sorgulaması bölümünden, kullanılmak istenen unvanla benzer unvanlı şirketlerin bulunup bulunmadığının sorgulaması yapılmalıdır. Bu bölüme, http://www.ticaretsicilgazetesi.gov.tr/sorgu_acik.php linkinden ulaşılabilir. Bu sorgulama, belirlenen unvanın ilk iki kelimesi girilerek yapılmalıdır. (Detaylı bilgi için, bkz. 14 Şubat 2014 tarih ve 28913 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ticaret Unvanları Hakkında Tebliği”)
  24. Benzer unvan sorgulamasından sistem üzerinde olumlu sonuç almak, yani sistem üzerinde şeklen geçiş için, “ kelimelerin birleşik yazılması”, tescil işlemini olanaklı hale getirmemektedir. Bu durum, Müdürlüğümüze yapılan başvurularda fark edilmekte ve başvuru iade edilmektedir.
  25. “MERSİS” sisteminden kaynaklanan sorunlar yaşanılabildiğinden; “MERSİS” üzerinde unvanın rezerv edilmiş olması, rezerv edilmiş unvanın mutlaka tescil edilebileceği anlamına gelmemektedir.
  26. Hacizler ile ilgili harç ödemelerinde (haczin konulması ya da fek’ki işlemlerinde), harç ödenmeden önce, Müdürlüğümüz (İstanbul Ticaret Odası Merkez Binada bulunan İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne) Merkeze müracaat edilerek onay alınmalıdır.
  27. Tescil edilmek üzere ibraz edilen genel kurul tutanaklarının, divan heyeti tarafından imzalanması ve bunun yanı sıra, genel kurul müzakere defterinden noter onaylı suretinin, Müdürlüğümüze sunulması gerekmektedir.
  28. Anonim şirketlerde yönetim kurulu seçiminde, seçilen üye sayısı ana sözleşmeye uygun olmalıdır.
  29. Şirketlerin sermaye artırım kararlarının tescili için gereken, ortakların rüçhan haklarının kullanımına ilişkin yönetim kurulu kararı, genel kuruldan sonra alınmalı ve tescil edilmek üzere müdürlüğümüze sunulmalıdır. Tüm ortakların katılımı halinde, bu karar aranmamaktadır.
  30. Anonim şirketlerde hamiline yazılı hisse senedi çıkarılması için, şirket ana sözleşmesinde bunun düzenlenmiş olması ve yönetim kurulu kararı alınarak, tescil ve ilan ettirilmesi gerekmektedir. Şirket ana sözleşmesinde hamiline yazılı hisse senedi çıkartılmasına ilişkin bir hüküm bulunmamakta ise, öncelikle, şirket ana sözleşmesinde gerekli değişikliklerin yapılması ve bundan sonra tescil ve ilan ettirilmek üzere, bir yönetim kurulu kararı alınması gerekmektedir.
  31. Tek paylı anonim şirketlerde genel kurul tutanağını, pay sahibi veya temsilcisinin imzalamış olması gerekmektedir.
  32. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.419/f.2 ve 28481 sayılı Resmi Gazete’ de 28 Kasım 2012’de yayınlanan “Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük Ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik” geçici m.2 gereğince, anonim şirket bir defaya mahsus olarak, genel kurullarının yapılması esaslarına ilişkin iç yönergelerini, genel kurulda kabul ederek, tescil ve ilan etmek zorundadır. İç yönerge bir kez tescil edildikten sonra, her sene yeniden bir genel kurul kararı alınarak tescil ettirilmesi gerekmez.
  33. Anonim şirket ve kooperatiflerin genel kurul tutanaklarında ve hazirun cetvelinde, yönetim kurulu başkanının veya görevlendireceği yönetim kurulu üyesinin imzası bulunmalıdır.
  34. Kooperatifler Kanunu ve ana sözleşmeye aykırı olarak, kooperatiflerin genel kurullarında karar alındığı hallerde veya kooperatif genel kurullarında toplantı ve/veya karar nisabının bulunmadığının sayısal olarak tespit edildiği durumlarda, alınan kararlar geçerli değildir ve bu şekilde geçersizlikle malûl kararların tescilinin yapılması da hukuken mümkün değildir. Kooperatiflerin genel kurullarında, toplantı süresince, toplantı nisabının devam etmesi gerekmekte olup; toplantı nisabı ortadan kalktığı anda, toplantı bitirilmelidir. Bu şekilde; genel kurul süresince, toplantı nisabının korunmadığı genel kurulların (genel kurullarda alınan kararların) tescil edilmesi hukuken mümkün değildir.
  35. Kooperatiflerin genel kurullarında, yönetim kurulu ve denetim kurulu seçimi yapıldığı takdirde, seçilen asil üye sayısı kadar yedek üyenin de seçilmesi gerekmektedir.

 

Müdürlüğümüze yapılan başvurularda, genellikle eksiklik bulunan noktalardan ve tescil başvurularının iadesine neden olan hatalardan hareketle oluşturduğumuz genel uyarılara müteakip, aşağıda şirket kuruluş işlemlerinde rastladığımız belli başlı hatalar için uyarılarımız bilginize sunulur.

ŞİRKET KURULUŞ İŞLEMLERİNDE YAPILAN BAZI HATALARIN DÜZELTİLMESİ İÇİN UYARILAR

  1. Şahıs firmalarında, “MERSİS”teki bilgiler ile tescil talepnamesindeki bilgiler aynı olmalıdır.
  2. Şahıs firmalarında, firma açılış tarihi ile firma vergi levhasındaki işe başlama tarihi aynı olmalıdır.
  3. “MERSİS” sisteminden çıktısı alınarak noterden tasdik edilmiş şirket ana sözleşmesinde düzeltme yapılması halinde, bu düzeltmenin, mutlaka “MERSİS”e kaydedilmiş ana sözleşmenin ilgili bölümlerinde de düzeltilmiş olması lazımdır.
  4. Şube açılış kararı ile “MERSİS” sistemindeki bilgilerin aynı olması gerekmektedir.
  5. Bilanço esasına göre defter tutmayan esnaf işletmeleri (berber, kahvehane, terzi, kuaför vb.) Müdürlüğümüz tarafından tescil edilmemektedir.
  6. “MERSİS”ten unvan rezerv edilmeden önce, ”www.tobb.org.tr” portalından, “Ticaret Sicili Gazetesi” başlığı bulunmalı ve bu başlık altındaki, unvan sorgulama bölümünde (Bu bölüme, http://www.ticaretsicilgazetesi.gov.tr/sorgu_acik.php linkinden ulaşılabilir.), rezerv edilmek istenen unvanın, daha önce kurulmuş bir şirketle benzer olup olmadığı araştırılmalıdır. (Benzer unvanlı olduğu için tescil edilemeyecek unvanlar hakkında detaylı bilgi için, bkz. 14 Şubat 2014 tarih ve 28913 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ticaret Unvanları Hakkında Tebliği”) Bu sorgulama, belirlenen unvanın ilk iki kelimesi girilerek yapılmalıdır.
  7. Benzer unvan sorgulamasından sistem üzerinde olumlu sonuç almak, yani sistem üzerinde şeklen geçiş için, “ kelimelerin birleşik yazılması”, tescil işlemini olanaklı hale getirmemektedir. Bu durum, Müdürlüğümüze yapılan başvurularda fark edilmekte ve başvuru iade edilmektedir.
  8. Nace kodu firmanın faaliyetine uygun olarak belirlenmelidir.
  9. Şirket kuruluş işlemlerinde kurucular beyanı, vekâleten imzalanmaz; kurucular tarafından imzalanmalıdır.
  10. Müdürlüğümüzde firma kuruluşu, merkez nakli ve şube açılış işlemleri “MERSİS” üzerinden yapılmaktadır. Bunlar dışındaki başvurular, eskiden olduğu gibi, manuel ortamda kabul edilmeye ve işlem yapılmaya devam edilmektedir.
  11. Merkez nakli işlemlerinde, “MERSİS”te, sadece ana sözleşmenin adres maddesinin tadil edilen yeni şekli ile ilgili bölüm girilmelidir.
  12. “MERSİS” üzerinden sermaye şirketlerinde işletme adı, denetçi girişi yapılmamalıdır.
  13. “MERSİS”te anonim ve limited şirketlerin ana sözleşmesinin kâr dağıtım maddesi ve içeriğinde yer alan % ile ifade edilen kısımların doldurulması zorunludur.
  14. “MERSİS” üzerinde, limited şirket ana sözleşmesinin hesap dönemi maddesi, Mevzuata uygun olarak belirlenmelidir.
  15. Şahıs firmalarının kuruluş başvurularında, firmanın iştigal alanı açık şekilde yazılmalıdır. Nace kodu iştigal konusu (meşgale) olarak yazılamaz.
  16. Şube açılışlarında, şube müdürüne şube işlerine münhasıran sınırsız yetki verilmelidir.

Olağanüstü halin devamı süresince iflas erteleme talebinde bulunulamayacak

31 Temmuz 2016 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanan 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin konu ile ilgili 4. maddesi şu şekildedir: ”Olağanüstü halin devamı süresince, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 179 uncu maddesi uyarınca sermaye şirketleri ile kooperatifler tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunulamaz; bu yönde yapılan talepler mahkemelerce reddedilir.”

Konu ile ilgili 31.07.2016 tarihli ve “İflas Erteleme Yasaklandı” başlıklı  Hürriyet Gazetesi haberine buradan ulaşabilirsiniz.

Anonim Şirketlerde Bireysel ve Azınlık Pay Sahibi Hakları Sempozyumu – 8 Mayıs 2015

ALMAN TÜRK HUKUK AKADEMİSİ

ANONİM ŞİRKETLERDE BİREYSEL VE AZINLIK PAY SAHİBİ HAKLARI SEMPOZYUMU

8 MAYIS 2015, İSTANBUL (ÇAĞLAYAN) ADALET SARAYI KONFERANS SALONU

Sempozyum afişinin orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

09.30-09.40: Açılış Konuşması, Prof.Dr. Erol ULUSOY, Trakya Üniversitesi İİBF, Alman Türk Hukuk Akademisi Başkanı

9.40-10.00: TTK’nın Bireysel ve Azınlık Pay Sahipliği Hakları Sisteminin Genel Değerlendirilmesi, Prof.Dr. ÜNAL TEKİNALP, TTK Tasarısı Komisyon Başkanı

10.00-12.00: Oturum Başkanı Prof.Dr. ÜNAL TEKİNALP

  • Anonim Şirketlerde Haksız ve Kötüniyetle Alınan Kâr Payının İadesi, Prof. Dr. Rıza AYHAN, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
  • Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Kardan Pay Alma Hakkı, Doç.Dr. Mustafa Erdem CAN, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi
  • Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Şirketle Borçlanma İlişkisi, Doç. Dr. Hayrettin ÇAĞLAR, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

11.45-12.00: Sorular ve Tartışma

13.00-15.00, Oturum Başkanı Prof.Dr. Hamdi YASAMAN

  • Sermaye Piyasası Kanununda Azınlığın Korunması, Doç.Dr.Özge AYAN, Celal Bayar Üniversitesi UBYO
  • Anonim Şirketlerde Pay Sahiplerinin Hâkimiyetin Hukuka Aykırı Kullanılması Nedeniyle Ortaklıktan Ayrılma Hakkı (TTK m. 202)Yrd. Doç. Dr. Kağan SUSUZ, Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi
  • Hâkim Pay Sahibinin Azınlığı Şirketten Çıkarma Hakkı Bağlamında Temel Sorunlar, Arş.Gör. Harun KESKİN, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

14.45-15.00: Sorular ve Tartışma

15.15-17.15: Oturum Başkanı Prof.Dr. Ersin ÇAMOĞLU

  • Pay Sahibinin Bilgi Edinme ve İnceleme Hakkı, Prof.Dr. Erol ULUSOY, Trakya Üniversitesi İİBF, ADETÜR Başkanı
  • Anonim Şirketlerde Pay Sahibi ve Azınlığın Genel Kurulu Toplantıya Çağırma Hakkı, Yrd.Doç.Dr. Selen Serder YILMAZ, Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi
  • Anonim Şirket Pay Sahibinin Özel Denetim İsteme Hakkı, Yrd.Doç.Dr. Fevzi TOPSOY, Zirve Üniversitesi
  • Pay Sahiplerinin Özel Denetim Hakkı, Arş.Gör.Tuba ÇİFTÇİ, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
  • Anonim Ortaklığın Haklı Nedenle Feshi Davasının Medenî Usûl Hukuku Perspektifinden Değerlendirilmesi, Yard. Doç. Dr. Emel HANAĞASI, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

17.00-17.15: Sorular ve Tartışma

SEMPOZYUM DUZENLEME KURULU:

Ali Haydar YILDIRIM, Yrd.Doc.Dr., Dokuz Eylül Universitesi

Aliye KAYA, Istanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi Baskani

Ekrem YILDIZ, Bakirköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi Baskani

Erol ULUSOY, Prof.Dr., Alman Türk Hukuk Akademisi Baskani, Trakya Üniversitesi

Ersin CAMOGLU, Prof.Dr., Fatih Sultan Mehmet Vakfi Universitesi

Ertan DEMIRKAPI, Yrd.Doc.Dr. Balikesir Universitesi

Haydar AYDIN, Istanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi Baskani

Hayrettin CAGLAR, Doc.Dr., Gazi Universitesi

İ. Yılmaz ASLAN, Prof.Dr., İstanbul Aydın Üniversitesi

Ilker KOCYIGIT, Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Baskani

Ismail KIRCA Prof.Dr., Ankara Universitesi

Kemal SENOCAK Prof.Dr., Ankara Universitesi

Mehmet OZDAMAR, Doc.Dr., Gazi Universitesi

Mustafa Erdem CAN, Doc.Dr., Akdeniz Universitesi

Ozge AYAN, Doc.Dr., Celal Bayar Universitesi

Riza AYHAN, Prof.Dr., Başkent Universitesi

Yadigar IZMIRLI, Prof.Dr., Istanbul Aydın Universitesi

Elektronik Ticaret ve Elektronik Para Hukuku Paneli – 2 Mart 2015

İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu ile Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi işbirliği ile 2 Mart 2015 tarihinde organize edilecek olan Elektronik Ticaret ve Elektronik Para Hukuku Paneli‘nin afiş ve programı ektedir.
Afiş ektedir.
Panelin ve toplantının ana konusu Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun, Sanal Para, Bitcoin, Ödeme ve Mutabakat Sistemleri, Elektronik Para Hakkındaki Mevzuat şeklindedir.

Panel herkesin katılımına açık ve ücretsizdir.

PANEL: ELEKTRONİK TİCARET VE ELEKTRONİK PARA HUKUKU
2 Mart 2015, Pazartesi, 13:00 – 16:00
Yer: Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 3. Amfi, Marmara Eğitim Köyü, 34857, Maltepe-İstanbul

Panel Başkanı: Av. Taner Sevim
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Üyesi

Açılış
13:00 – 13:15

1. Oturum 
13:15 – 14:15

E-Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
Av. Emre Berk
N11.com Güven Yönetim Merkezi Direktörü

Hukukçular için Bitcoin
Emre Kenci
btctrader.com Kurucu Ortak & CTO

2. Oturum
14:15 – 16:00

E-para ve Ödeme Sistemleri Hakkında Kanun
Yrd. Doç. Dr. Mete Tevetoğlu
MÜHF Ticaret Hukuku ABD Öğretim Üyesi

E-para ve Ödeme Sistemlerinin Güvenliği ve Sorumluluk
Av. Sertel Şıracı
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Başkan Yrd.

I. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu – 27 Kasım 2014

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen ve aşağıda içeriği yer alan ”I. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumu” 27 Kasım Perşembe günü Ankara Plaza Hotel, Bestekar Sokak, No:5, Kavaklıdere-Ankara adresinde gerçekleştirilecektir.

Sempozyumun orijinal afişine buradan ulaşabilirsiniz. 

ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ –  HUKUK FAKÜLTESİ

ANKARA YILDIRIM BEYAZIT UNIVERSITÄT – RECHTSWISSENSCHAFTLICHE FAKULTÄT

 I. TİCARET HUKUKU

ULUSLARARASI SEMPOZYUMU

27 Kasım 2014 Perşembe

I. INTERNATIONALES SYMPOSIUM

ZUM HANDELSRECHT

Donnerstag, 27 November 2014

08:30 – 15:30 – KAYIT (REGISTRIERUNG)

09:00 – 09:15 – AÇILIŞ KONUŞMALARI (BEGRÜßUNG)

Not: Tebliğ başına konuşma süresi 15 dakikadır.

(Anmerkung: Für jeden Vortrag sind insgesamt 15 Minuten vorgesehen)

 

BİRİNCİ OTURUM/ERSTE SITZUNG

 (09:15 – 10:45)

Oturum Başkanı (Sitzungsleiter): Prof. Dr. Kemal ŞENOCAK

 

Prof. Dr. Wolfgang SERVATIUS – 5 Jahre Gesetz zur Modernisierung des deutschen GmbH-Rechts – kritische Analyse und Ausblick (Alman Limited Şirketler Hukukunun Modernizasyonu Hakkında Kanun’un 5. Yılında Eleştirel bir Analizi ve Değerlendirilmesi)

Prof. Dr. Mustafa ÇEKER – Limited Şirketlerde Ortak Sayısının Sınırlandırılması (Begrenzung der Gesellschafterzahl in der GmbH)

Doç. Dr. Şafak NARBAY & Arş. Gör. Buğra KESİCİ – Ticaret Ortaklıklarında Yapısal Değişiklik Kararına Karşı Öngörülen İptal Davası Üzerine “Karşılaştırmalı Bir İnceleme” (“Eine vergleichende Untersuchung” der Anfechtungsklage gegen Umwandlungsbeschlüssen der Handelsgesellschaften)

Yrd. Doç. Dr. Hülya ÇOŞTAN – Limited Şirkette Genel Kurul Karar Nisapları (Beschlussquorum in der GmbH-Gesellschafterversammlung)

Soru – Cevap (Fragen und Diskussion)

10:45 – 11:00 – Kahve Arası (Kaffeepause)

 

İKİNCİ OTURUM/ZWEITE SITZUNG

(11:00 – 12:30)

Oturum Başkanı (Sitzungsleiter): Prof. Dr. Wolfgang SERVATIUS

Prof. Dr. Barbara GRUNEWALD – Insiderrecht und Ad-Hoc-Publizität (İçeriden Öğrenenlerin Hukuku ve Ad Hoc – Açıklama)

Doç. Dr. Çağlar MANAVGAT – Halka Açık Anonim Ortaklıklarda Çıkarma ve Satma Hakkı – Türk Ticaret Kanunu ve AB Düzenlemeleriyle Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme (Squeeze out und Sell out Rechte bei Publikumsgesellschaften – Eine vergleichende Untersuchung nach dem Türkischen Handelsgesetzbuch und Regelungen der EU)

Dr. Tizian TROXLER – Regulierung übermässiger Vergütungen bei börsenkotierten Aktiengesellschaften  (Corporate Governance) [Borsaya Kayıtlı Anonim Şirketlerde Ölçüsüz Ücretlendirmelerin Düzenlenmesi (Corporate Governance)]

Yrd. Doç. Dr. Muzaffer EROĞLU – Anonim Şirket Yönetim Kurulunda Belirli Niteliklerde Üye Bulundurma Zorunluluğu (Die Pflicht, im Vorstand der Aktiengesellschaft Mitglieder mit bestimmten Qualifikationen zu haben)

 

Soru Cevap (Fragen und Diskussion)

Öğle Yemeği (Mittagessen)

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM/DRITTE SITZUNG

(13:30 – 15:15)

Oturum Başkanı (Sitzungsleiter): Prof. Dr. Barbara GRUNEWALD

Prof. Dr. Erol ULUSOY – Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması İlkesinin Uygulanmasında Son Gelişmeler (Neuere Entwicklungen in der Praxis der Durchgriffshaftung)

Doç. Dr. Rauf KARASU – Emredici Hükümler İlkesinin Kapalı Tip Anonim Şirketler ve Limited Şirketler Açısından Doğurduğu Sorunlar ve Çözüm Önerileri (Probleme des Grundsatzes der Satzungsstrenge in der nicht
börsennotierten Aktiengesellschaften und GmbH-Gesellschaften
und Lösungsvorschläge)

Doç. Dr. Mehmet ÖZDAMAR – 6102 Sayılı TTK Hükümleri Çerçevesinde Anonim Şirketlere Ayni Sermaye Konulmasına İlişkin Çeşitli Sorunlar (Rechtsfragen der Einbringung von Sacheinlagen in die Aktiengesellschaften nach dem Türkischen Handelsgesetzbuch mit der Nr. 6102)

Yrd. Doç. Dr. Cafer EMİNOĞLU – Pay Sahipleri Açısından “Eşit Şartlarda Eşit İşlem” İlkesi (Grundsatz der Gleichbehandlung der Aktionäre im gleichen Umstand )

Soru – Cevap (Fragen und Diskussion)

15:15 – 15:30 – Kahve Arası (Kaffeepause)

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM/VIERTE SITZUNG

(15:30 – 17:00)

Oturum Başkanı (Sitzungsleiter): Prof. Dr. İsmail KIRCA

Prof. Dr. Jan LIEDER – Rechtsstreitigkeiten über vinkulierte Namensaktien (Bağlı Nama Yazılı Pay Senetlerine İlişkin Hukuki Uyuşmazlıklar)

Dr. Rafael HARNOS – Vertretung der Aktiengesellschaft durch den Aufsichtsrat (Anonim Şirketin Gözetim Kurulu Tarafından Temsili)

Yrd. Doç. Dr. Neslihan KARATAŞ DURMUŞ – Ticaret Kanunu Kapsamındaki Şirket Toplulukları ve Bunların Vergi Hukuku Karşısındaki Durumları (Gesellschaftengruppe (Konzern) nach dem Türkischen Handelsgesetzbuch und ihre steuerliche Rechtstellung)

Arş. Gör. A. Oğuzhan HACIÖMEROĞLU – Bağımsız Denetçinin Haklı Sebeple Görevden Alınması Ve Uygulamada Yaratabileceği Usuli Problemler (Berechtigte Abberufung des unabhängigen Prüfers und ihre prozessuale Probleme in der Praxis)

Soru – Cevap (Fragen und Diskussion)

 

Kapanış (Ende): 17:00

Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunun Esasına İlişkin Etkileri – Ali Paslı

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali PASLI tarafından hazırlanan ”Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunun Esasına İlişkin Etkileri” adlı eser, Vedat Kitapçılık tarafından yayınlanmıştır.

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNSÖZ 
Uluslararası antlaşmalara Türk hukuk uygulamasında ve doktrinindeki bakış açısı ile bunlara anayasanın verdiği hukuki güç arasındaki uyumsuzluk, bizi işbu çalışmayı yapmaya yönlendiren öncelikli etkendir. Fikrî mülkiyet hukuku, uluslararası antlaşmaların hukuk kaynağı olarak en yaygın kullanıldığı hukuk dallarının başında gelmektedir. Anılan hukuk dalı, daha 19. yüzyıldan itibaren çeşitli sosyolojik, siyasi ve hukuki sebepler karşısında uluslararası antlaşmalar bağlamında gelişmiş, 20. yüzyılda aynı eksende ancak farklı konu başlıkları itibarıyla gelişimini sürdürmüş ve 21. yüzyılın ilk çeyreği içinde de gene uluslararası antlaşma(lar) aracılığıyla yeni hukuki araçlar ortaya çıkarmaya ve bu yolla ilerlemeye devam etmektedir.

Fikrî mülkiyet ve özellikle de marka hukuku alanında uluslararası antlaşmaların söz konusu baskın karakteri, ulusal düzenlemeler ekseninde Türk hukukuna etki etmiş, ancak özellikle doğrudan hukuk kaynağı olma özelliği ciddi düzeyde ihmal edilmiştir. İşte marka hukuku alanında, özellikle de marka hakkının esasına yani maddi yönüne ilişkin olarak yazılmadık ne kaldı sorusuna cevap, istisnalar saklı olmakla birlikte, “uluslararası antlaşmalar”dır. Hemen her marka hukuku eserinde ayrı bir başlık altında ve daha çok tarihî gelişimi göstermek adına irdelenen bu konu, çalışmamızda markanın tanımı ve hakkın varlığı üzerindeki etkisinden başlayarak, hakkın icrası kısmı ayrıntılı incelemenin kapsamı dışında bırakılarak ele alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna denk gelen fikrî mülkiyet hukuku alanındaki uluslararası antlaşmalara katılım serüveni içerisinde, iç hukuk kuralları çerçevesinde yürürlüğe giren ve “kanun” hükmünde olan antlaşmaların genel tanıtımı ve marka hukukumuzun esasına yönelik genel ve spesifik etki şekillerini belirlemek, çalışmada güdülen amaçtır. Konu ile ilgili araştırmalara başladığım 2011 yılı ve ilk satırları yazdığım 2012 yılının başlarından itibaren geçen süre içerisinde çalışmanın ulaştığı hacim, beni şaşırtmış ve konunun nokta konulması pek mümkün olmayan yönü ile tanışılmıştır.

Hemen tüm çalışmalarda olduğu gibi bu zorluğun aşılmasında önemli desteklerim vardı. Bunların başında, içinde bulunmaktan onur duyduğum “kürsü”m gelmektedir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı’nın bir mensubu olabilmek, ticaret hukuku doktrininin en önde gelen iki ismi olan Hocalarım Prof. Dr. Ünal Tekinalp ile Prof. Dr. Ömer Teoman’ın danışmanlıklarında yüksek lisans ve doktora tezlerini yazabilmek, Hocam Prof. Dr. Hüseyin Ülgen’in asistanı ve yakını olabilmek bir akademisyen olarak ne kadar şanslı olduğumu ve her gün şükretmem gerektiğini bana göstermektedir. Sayın Hocalarım Prof. Dr. Mehmet Helvacı’nın –kendi deyimi ile- sağladığı sarı-kırmızı, huzurlu çalışma ortamı, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen’in yol göstericiliği ve sahip çıkıcılığı, Prof. Dr. Arslan Kaya’nın güven ve sevgi dolu yakınlığı. Bunlar olmasaydı işbu çalışmanın ortaya çıkmayacağına şüphe yok.

2012 yılı içerisinde, Tübitak’ın sağladığı burs ve Çağa Hukuk Vakfı’nın desteği ile Almanya’nın Münih şehrinde bulunan –değişen ismi ile- Max-Planck-Institut für Innovation und Wettbewerb’de yaptığım uzun süreli çalışma özellikle kaynak tedariki bakımından hayati önem taşımaktadır. Anılan Enstitü’ye davet edilmemi sağlayan ve orada da yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. Dr. h.c. Annette Kur, Dr. Eva-Marina Bastian ve Dr. Kaya Köklü’ye özellikli şükranlarımı sunmak isterim. Enstitü’nün kendisine hayran bırakan hemen her dilden eseri içeren kütüphanesindeki araştırmalarım sırasındaki yardımlarını ve daha önemlisi dostluklarını unutmayacağım doktora öğrencileri Salih Polater, Ali Seyhan Uğurlu ve Ali Demirbaş’ı da özel olarak anmak isterim. Ancak şüphesiz ki, Almanya’daki çalışmalarımın verimli olmasını sağlayan, maddi ve manevi destekleri ve daha önemlisi “kardeşlikleri” ile gurbet günlerimi kolaylaştıran, abilerim Harun Akça ve Süleyman Baylan ile değerli ailelerine de ne kadar teşekkür etsem azdır.

Bu arada birçok Yargıtay kararına ulaşmamdaki yardımları, lojistik destekleri ve sağladıkları hukuki tartışma olanağından ötürü değerli meslektaşlarım Av. Levent Yaralı ve Av. Görkem Gökçe’ye de teşekkürlerimi sunarım. Kitabın son tashihindeki katımlarından ötürü çok başarılı öğrencilerim İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencileri Mehmet Hamza Arslan ve Azad Ekici’ye de teşekkürlerimi iletmek isterim.

Tabii ki, yaklaşık üç yıllık bir çalışmanın aile üyelerinin desteği ve sabrı olmaksızın nihayete ulaşması beklenemez. Sevgili eşim ve yüksek lisans tezimden başlayarak bu zorlu süreçteki yol arkadaşım Av. Ö. Hande Paslı ve canım kızım Gülse Paslı, yaptıkları fedakârlığın karşılığı olmasa da, umarım bu kitabı bir hediye olarak kabul ederler. Çünkü sevgisiz bilim olmaz ve benim çalışmalarımdaki sevgi onlardan geliyor.

Kitap, annem Keriman Paslı’ya ithaf edilmiştir. Onun nefes aldığını bilmek ve gözlerine bakmak bile bana güç veriyor. Bir evladın anneye olan borcunu ne yapsa ödemesinin imkânsız olduğunu biliyorum. Ama bildiğim bir başka şey de, annenin bu borcun ödenmesini beklemediği.

Ali Paslı

Bakırköy/İstanbul

İÇİNDEKİLER 

Önsöz        V
Kısaltmalar    XV
Giriş    1
BİRİNCİ BÖLÜM
Uluslararası Antlaşmalar Bağlamında Marka Hukuku

I.    Marka Hukukunun Doğumu: Uluslararası Antlaşmalar İle İlişkisi    5
A.    Fikrî Mülkiyet Kavramı    6
B.    Markanın Fikrî Mülkiyet Kavramı/Hukuku İçindeki
Ayırt Edici Özellikleri ve Anlamı    20
C.    Markanın Tarihî Gelişimi ve Bu Bağlamda Fonksiyonları    27
D.    Marka Hakkının Oluşum ve Ulusal/Uluslararası
Koruma Düzeni    35
II.     Marka Hukukuna İlişkin Uluslararası Antlaşmaların Tanıtımı    48
A. Genel Olarak        48
B. Genel Kronoloji    51
C. Sınıflandırma        55
1. Marka Hukukunun Esasına Yönelik Uluslararası Antlaşmalar    57
a.    Sınaî Mülkiyetin Himayesine İlişkin Paris İttihadı
Mukavelenamesi (Paris Convention for the Protection
of Industrial Property)    58
(1)    Genel Olarak/Tarihçe    58
(2)    Hükümler    64
aa.    Ulusal İşlem İlkesi     64
bb.    Rüçhan Hakkı    69
cc.    Ortak Kurallar/Asgari Haklar    71
b.    Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması
(The Agreement on Trade-Related Aspects of
Intellectual Property Rights)    73
(1)    Genel Olarak/Tarihçe    73
(2)    Hükümler    79
2.    Marka Hukukunun İcrai Kısmına Yönelik
Uluslararası Antlaşmalar    85
a.    Mevcut Antlaşmalar    87
(1)    Paris Konvansiyonu    87
(2)    TRIPs    92
aa.    Genel Olarak     92
bb.    Deliller     95
cc.    Esas Talepler    97
dd.    İhtiyati Tedbirler    100
ee.    Sınır Önlemleri    101
ff.    Cezai Sorumluluk    106
b.    Sahteciliğe Karşı Ticaret Anlaşması
(Anti-Counterfeiting Trade Agreement)    106
3.    Tescile Yönelik Uluslararası Antlaşmalar    112
a.    Tescil Sistemi Kurmaya Yönelik Olanlar    114
(1)    Fabrika ve Ticaret Markalarının Beynelmilel Tescili
Hakkında İtilafname (Madrid Agreement
Concerning the International Registration of Marks)    117
(2)    Markaların Uluslararası Tescili Konusundaki Madrid
Sözleşmesi ile İlgili Protokol (Protocol Relating
to the Madrid Agreement Concerning the
International Registration of Marks)    118

b.     Ulusal Tescil Başvurularında İzlenecek Usule İlişkin
Kural Koyanlar    122
(1)    Sınıflandırmaya İlişkin Olanlar    122
aa.    Markaların Tescili Amacıyla Mal ve Hizmetlerin
Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin Nis Anlaşması
(Nice Agreement Concerning the International
Classification of Goods and Services for the Purposes
of the Registration of Marks)    123
bb.    Markaların Şekilli Elemanlarının Uluslararası
Sınıflandırmasını Tesis Eden Viyana Anlaşması
(Vienna Agreement Establishing an International
Classification of the Figurative Elements of Marks)    129
(2)    Prosedüre İlişkin Olanlar    130
aa.    Marka Kanunu Andlaşması
(Trademark Law Treaty)    131
bb. Markalar Hukuku Hakkında Singapur
Anlaşması (Singapore Treaty on the Law
of Trademarks)    134
4. Uluslararası Örgüt/Organizasyon Kurmaya
Yönelik Antlaşmalar    136
a.    Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatını Kuran Sözleşme
(Convention Establishing the World Intellectual
Property Organization)    137
b.    Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması (Agreement
Establishing the World Trade Organization)    141

İKİNCİ BÖLÜM
Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunda Uygulanması

I.     Uluslararası Antlaşmalara İlişkin Genel Özellikler     143
A.    Devletler Genel Hukukunda Uluslararası Antlaşmalar    144
B.    Anayasa Hukukunda Uluslararası Antlaşmalar    151
II.     Uluslararası Antlaşmaların Genel Anlamda Türk Marka Hukukunu
Etkileme Şekilleri    163
A.    Atıf    165
B.    İktibas: Ulusal Mevzuattaki Maddi Hukuk Normu    168

C.     Doğrudan Uygulama: Ulusal Mevzuata Alınmamasına
Rağmen Uygulama    173
III. Ülkesellik İlkesi: Devletler Özel Hukukunda Marka Hakkı     177
A.    Uygulanacak Hukuk    183
B.    Hakkın Varlığı    185
C.    Hakkın Etki Alanı    190
IV.    MarkKHK Korumasından Yararlanacak Kişiler (MarkKHK. m. 3)    194
A.    Hükmün Anlamı    194
B.    Kişi Grupları        199
1.    Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları    200
2.    Türkiye ile Bağlantılı Yabancılar    205
3.    Uluslararası Antlaşmalara Dayalı Hak Sahipleri    208
4.    Karşılıklılık İlkesine Dayalı Hak Sahipleri    210
V.     Marka Hukukumuzda Uluslararası Antlaşmaların
Öncelikle Uygulanması (MarkKHK. m. 4)    212
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Uluslararası Antlaşmaların Türk Marka Hukukunun Esasına
İlişkin Etkilerinin Spesifik Görünüm Şekilleri

I.     Genel Olarak    223
II.     Marka Kavramı    225
A.    Düzenlenme Usulü    225
B.    Tanım    230
III.    Markanın Tescili – Hakkın Oluşumu    252
A.    Genel Olarak        252
B.    Hakkın Esasına İlişkin Tescil Kuralları    261
1.    Tescil Engeline Engel    262
2.    Tescili Kolaylaştıran Özel Kurumlar    264
a.    Rüçhan Hakkı     265
(1)    Anlamı        265
(2)    Düzenlenme Şekli    267
(3)    Hak Sahipleri    270
(4)    Hakkın Kullanım Şartları    277
(5)    Hakkın Kullanımının Sonucu    286
(6)    Sergi Rüçhanı    293
b.    Markanın Olduğu Gibi Korunması (Telle Quelle İlkesi)    295
(1)    Anlamı ve Genel Özellikleri    295
(2)    Amacı ve Düzenlenme Şekli    298
(3)    Uygulanma/Başvuru Şartları    303
(4)    Ret Sebepleri    311
aa.    Önceki Hak Sahipliği    314
bb.    Marka Vasfındaki Eksiklik    318
cc.    Ahlâka veya Kamu Düzenine Aykırılık
ya da Aldatıcılık    328
(5)    Özel Durumlar    332
aa.    Haksız Rekabet ile İlişki    332
bb.    Kullanımın Etkisi    335
3.    Tescil Engelleri    341
a.    Amblem ve Damgalar    343
(1)    Devletler ile İlişkili Olanlar    343
(2)    Uluslararası Örgütler ile İlişkili Olanlar    349
(3)    Uygulanma Şekli    352
b.    Temsilci Markası    357
(1)    Düzenlenme Şekli    357
(2)    Talepler        360
aa.    Nispi Ret/Hükümsüzlük Sebebi    360
bb.    Markanın Devri    378
cc.    Kullanmaya İtiraz    381
(3)    Süre    386
c.    Tanınmış Marka    387
d.    Coğrafi İşaret    388
IV.     Marka Çeşitleri    402
A.    İşaret Açısından    403
B.    Ürün Çeşidi Açısından: Ticaret Markası – Hizmet Markası    405
C.    Sahibi Açısından: Ferdi Marka – Kollektif Marka    408
D.    Tescilli/Kayıtlı Olup Olmaması Açısından    424
E.    Bilinirlik Açısından: Alelade Marka – Tanınmış Marka    428
1.    Ayrımın Tanıtımı        428
2.    Tanınmışlığın Tespiti    431
a.    Kural    431
b.    WIPO Kriterleri        443
(1)    Markanın Toplumun İlgili Sektöründeki Bilinirlik
(Knowledge) veya Tanınırlık (Recognition) Derecesi    445
(2)    Markanın Kullanıldığı Süre, Kapsam ve Coğrafi Alan    446
(3)    Markanın Promosyonlarının Süresi,
Kapsamı ve Coğrafi Alanı    448
(4)    Marka Tescillerinin ve/veya Başvurularının
Süresi ve Coğrafi Alanı    448
(5)    Markanın Tanınmışlığına İlişkin Yetkili
Makam Kabulleri    450
(6)    Markanın Değeri    450
c.    Tanınmışlığın Yeri    453
3.    Tanınmışlığın Sonucu: Özel Koruma Şekli    460
a.    Tescile ve/veya Kullanıma Engel Olma    460
b.    TRIPs’in Genişletici Etkisi    464
c.    Zaman Sınırlaması    482
V.     Marka Hakkının Kapsamı: Yetkiler    486
A.    Genel Olarak: Hakkın Anlamı/Niteliği    486
B.    Ana Kural: Hakkın İçeriğinin Düzenlenme Şekli    489
C.    İstisna: Hakkın Kapsamını Genişleten veya Daraltan
Özel Durumlar    517
1.    Genişleme    517
2.    Daralma    518
a.    Önceki Mevcut Haklar    519
b.    Tükenme İlkesi        525
c.    Dürüst Kullanım    529
VI.    Marka Sahibinin Yükümleri: Kullanma Zorunluluğu    537
A.    Genel Olarak        537
B.    Düzenlenme Şekli    540
C.    Kullanım Sınırlamaları    556
VII.Markanın Hukuki İşlemlere Konu Olması    563
Sonuç        579
Bibliyografya    601
Ek-1 (Paris Konvansiyonu Resmî İngilizce Metni)    625
Ek-2 (Paris Konvansiyonu Resmî Gazete Metni)    650
Ek-3 (TRIPs Orijinal İngilizce Metni)    672
Ek-4 (TRIPs Resmî Gazete Metni)    705

Sempozyum: Fikri ve Sınai Haklarda Problemler ve Çözüm Yolları 13-14 Ekim 2014

İstanbul Barosu ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından ortaklaşa düzenlenen ”FİKRİ VE SINAİ HAKLARDA PROBLEMLER VE ÇÖZÜM YOLLARI” başlıklı sempozyum 13.10.2014-14.10 2014 tarihlerinde gerçekleştirilecektir. 

Sempozyum tarihi: 13 Ekim 2014 Pazartesi – 14 Ekim 2014 Salı

Sempozyum yeri: İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi

Sempozyum afişiAfiş

.

FİKRİ VE SINAİ HAKLARDA PROBLEMLER VE ÇÖZÜM YOLLARI

09.30 AÇILIŞ KONUŞMALARI – 13.10.2014 Pazartesi

1- Av. Vehbi Kahveci (İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu Başkanı)
Sempozyuma İlişkin Açıklayıcı Sunum

2- Prof. Dr. Adem Sözüer (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı)

3- Prof. Dr. Habib Asan (Türk Patent Enstitüsü Başkanı)

4- Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal (İstanbul Barosu Başkanı)

 I. OTURUM – 10.00 – 10.45 arası – 13.10.2014 Pazartesi

MARKA HAKLARINDA CEZA HUKUKU ALANINDAKİ GELİŞMELER

Oturum Başkanı Av. Vehbi Kahveci

Sunum ve Tartışmacılar

1- Prof. Dr. A. Caner Yenidünya (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Marka Haklarına Tecavüz Suçlarında Uygulamaya Bakış”

2- Yard. Doç. Dr. Selman Dursun (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Markaların Korunması Hakkında KHK’daki Suçların Tasnifi ve Değerlendirilmesi”

3- Memiş Selçuk Güney (Yargıtay 7. Ceza Dairesi) – ”Marka İhlaliyle İlgili Yargıtay 7. Ceza Dairesi Uygulamaları”

15 dakika sorular ve tartışma

20 dakika çay-kahve molası

 II. OTURUM – 11.20 – 12.05 arası – 13.10.2014 Pazartesi

HAKSIZ REKABET HUKUKUNDA GÜNCEL GELİŞMELER

Oturum Başkanı Levent Yavuz (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Üyesi)

Sunum ve Tartışmacılar

1- Doç. Dr. Füsun Nomer Ertan (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Haksız Rekabet Halleri”

2- Yard. Doç. Dr. Tamer Pekdinçer (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Haksız Rekabet Hukuku’nda Emek İlkesi ve Etkileri

3- Ejder Altıparmak (Sektör Temsilcisi) – ”Sektörel Olarak Haksız Rekabet Problemi”

15 dakika sorular ve tartışma

12.20-14.00 yemek arası

III. OTURUM – 14.00 – 14.45 arası- 13.10.2014 Pazartesi

FİKRİ VE SINAİ MALVARLIKLARININ MADDİ DEĞERLEMESİ

Oturum Başkanı Prof. Dr. Tufan Öğüz (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)

Sunum ve Tartışmacılar

1- Prof. Dr. Münir Şakrak (Beykent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi) – ”Marka Değerlemesi-İşletme Ekonomisi Boyutları

2- Uğur Çolak (İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Hakimi) – ”Marka İhlali Yargılamasında Yoksun Kalınan Karın Tespiti”

3- Zeynep Talu (MSG Yönetim Kurulu Üyesi) – ”Meslek Birliklerinin Değerleme Uygulamaları ve Karşılaştıkları Problemler”

15 dakika tartışma ve sorular

20 dakika çay-kahve arası

IV. OTURUM – 15.20 – 16.05 arası – 13.10.2014 Pazartesi

MARKA HAKLARINDA ÖZEL HUKUK ALANINDAKİ YENİ GELİŞMELER

Oturum Başkanı Prof. Dr. İlhan Ulusan (Kültür Üniversitesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)

Sunum ve Tartışmacılar

1- Prof. Dr. Hamdi Yasaman (İstanbul/Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi) – ”Markanın Kullanılmaması Sebebiyle Hükümsüzlüğü İLe İlgili Anayasa Mahkemesi Kararı”

2- Yard. Doç. Dr. H. Ali Dural (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Tanınmış Markaların Üçüncü Kişilerce Farklı Mal ve Hizmetler İçin Tescili Engelleri”

3- Levent Yavuz (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi üyesi) – ”Marka Hukuku’na İlişkin Yargıtay Uygulamasında Örnekler”

15 dakika sorular ve tartışma

V. OTURUM – 10.00 – 10.45 arası – 14.10.2014 Salı

FİKRİ HAKLARDA ÖZEL HUKUK ALANINDAKİ YENİ GELİŞMELER

Oturum Başkanı Av. Hasan Kılıç (İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi)

Sunum ve Tartışmacılar

1- Doç. Dr. Azra Arkan Serim (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Meslek Birlikleri İle İlgili Güncel Hukuki Gelişmeler”

2- Yard. Doç. Dr. Ali Paslı (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Fikri Hukukta İspat”

3- Habibe Aslan (İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Hakimesi) – ”FSEK m. 76/son Üzerinde Değerlendirmeler

15 dakika sorular ve tartışma

20 dakika çay-kahve arası

VI. OTURUM – 11.20 – 12.05 arası – 14.10.2014 Salı

FİKRİ HAKLARDA CEZA HUKUKU ALANINDAKİ YENİ GELİŞMELER

Oturum Başkanı Prof. Dr. Adem Sözüer (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı)

Sunum ve Tartışmacılar

1- İsmail Onaran (İstanbul Adliyesi Fikri ve Sınai Haklar Savcısı) – ”Fikri ve Sınai Hak İhlallerinde Soruşturma Usulleri ve Soruşturmalarda Dikkat Edilecek Hususlar”

2- Yard. Doç. Dr. Serdar Talas (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda Düzenlenen Suçlar”

3- Saruhan Kızılay (3. Sınıf Emniyet Müdürüü – Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcısı V.) – ”Fikri Mülkiyet Suçlarında Kolluk Uygulamaları, Sorunlar ve Çözüm Önerileri”

15 dakika sorular ve tartışma

12.05-14.00 yemek arası

VII. OTURUM – 14.00 – 14.45 arası – 14.10.2014 Salı

İNTERNET UYGULAMALARI

Oturum Başkanı Prof. Dr. Haluk Burcuoğlu (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi)

Sunum ve Tartışmacılar

1- Doç. Dr. Mustafa Aksu (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi) – ”İnternetten İndirilerek Edinilen Bilgisayar Programları Açısından Yayma Hakkının Tükenmesi ve Avrupa Adalet Divanının UsedSoft/Oracle Kararı”

2- Şule Binnaz Aydın Yunus (İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi Hakimesi) – ”İnternet Konusunda Yargı Uygulamaları”

3- Av. Dr. Sefer Oğuz (Şekerbank Baş Hukuk Müşaviri) – ”Eserlerin Teknolojik Korunmasını Güçlendiren Hukuki Düzenlemelerin Değerlendirilmesi”

15 dakika soru ve tartışma

20 dakika çay-kahve arası

VIII. OTURUM – 15.20 – 16-05 arası – 14.10.2014 Salı

TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ UYGULAMALARI

Oturum Başkanı Doç. Dr. Azra Arkan Serim

Sunum ve Tartışmacılar

1- Uğur Yalçıner (TPE Kurucu Başkanı – PEM Başkanı) – ”TPE’nin Marka Tescilinde Mutlak Red Nedenleri Uygulamalarının Geçmişi, Bugünü ve Yarını”

2- Dr. İsmail Fidan (TPE Marka Uzmanı – Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Üyesi) – ”TPE MArka İnceleme Klavuzu (Mutlak Red Nedenleri Kapsamında)

3- Av. Mehmet Gün (Gün Hukuk Bürosu) – ”Avrupa Patent Sözleşmesinin Uygulaması”

15 dakika soru ve tartışma

Sempozyum Raportörü – Özetleme

Av. Burcu Aslan (İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu Genel Sekreteri

Av. Pınar Sür (İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu Yürütme Kurulu Üyesi)

Anonim Şirketlerde Azınlık Hakları – Editör:Erol Ulusoy

Prof. Dr. Erol ULUSOY editörlüğünde yayınlanan ”Anonim Şirketlerde Azınlık Hakları” adlı çalışma yayınlanmıştır. Çalışmada yer alan eserler aşağıdadır;

  • Prof.Dr. Erol ULUSOY, ANONİM ŞİRKETLERDE AZINLIK PAY SAHİPLERİNİN ŞİRKETTEN ÇIKARILMASI – s.15
  • Doç. Dr. Mehmet ÖZDAMAR, ANONİM ŞİRKETLERDE ÖZEL DENETİM GİRİŞ – s. 45
  • Doç. Dr. Mustafa Erdem CAN, AZLIĞIN GENEL KURULUN TOPLANTIYA ÇAĞIRILMASI VE GÜNDEMİN BELİRLENMESİ KONUSUNDAKİ YETKİLERİ – s. 75
  • Yrd. Doç. Dr. Ertan DEMİRKAPI, ANONİM ŞİRKETİN DENETİMİNE İLİŞKİN ESASLAR IŞIĞINDA AZINLIĞIN (AZLIĞIN) DENETÇİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNİ DAVA HAKKI – s. 97
  • Dr. M. Özgür FALCIOĞLU, AZINLIĞIN YÖNETİM KURULUNDA TEMSİLİ – s. 139
  • Yrd. Doç. Dr. Nuri ERDEM, AZINLIĞIN ANONİM ORTAKLIĞIN HAKLI SEBEPLE FESHİNİ MAHKEMEDEN TALEP ETME HAKKI – s. 175

İç Yönerge İle Yetkilendirme Yapılması ve 6552 Sayılı Torba Yasanın Türk Ticaret Kanunu’na Etkileri – Nazım Can Işıktaç

İç Yönerge İle Yetkilendirme Yapılması ve
6552 Sayılı Torba Yasanın Türk Ticaret Kanunu’na Etkileri[1]

İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun (“Yasa”), 6552 Kanun Numarası ile 10.09.2014 tarihinde yasalaşarak yürürlüğe girmiştir.

Yasa ve bu güne kadar çıkan diğer torba kanunlar yeterince müzakere edilmemeleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve dahil olduğu Kıta Avrupası hukuk sistemlerinin yasama kültürleri ile bağdaşmadığı ve aynı anda birçok yasada değişiklik yapması ve bunun hukuk uygulayıcıları tarafından mevzuatı takip etme konusunda zorluk yarattığı yönleri ile eleştirilebilir.

Yasa ile Türk Ticaret Kanunu’nun üç maddesinde değişiklik yapılmış ve kanuna bir madde eklenmiştir. Söz konusu değişiklikler ve bu değişikliklere ilişkin yorumlarımız şu şekildedir;

İç Yönerge ile Yetkilendirme Yapılması

Türk Ticaret Kanunu’nun anonim şirketlerin yönetim ve temsilinin kapsam ve sınırları ile ilgili 371.maddesine eklenen düzenleme ile[2] temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerinin ve şirket çalışanlarının sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanabileceği düzenlenmiştir.[3]

Ticari vekil, taciri temsile yetkili olan kişiler anlamına gelmektedir. Tacir yardımcıları ise tacire faaliyetini yürütmede yardımcı olan kişilerdir. Tacir yardımcılarının, taciri temsil yetkisi olabileceği gibi böyle bir yetkilerinin olmaması da mümkündür. Bunun tespiti her bir özel durum için ayrı ayrı yapılmalıdır.

Tacir Yardımcıları, bağımlı ve bağımsız tacir yardımcıları olarak ikiye ayrılmaktadır. Bağımlı tacir yardımcıları, tacirin emir ve talimatı altında çalışan ve bağımsız bir işletmesi olmayan kişilerdir. Bu kişilere ilişkin düzenlemeler özellikle Borçlar Kanunu’nda bulunmaktadır. Bağımsız tacir yardımcıları ise acente[4], komisyoncu, taşıma işleri komisyoncusu ve tellal gibi bağımsız işletmesi olan kişilerdir. Bunlara ilişkin düzenlemeler hem Türk Ticaret Kanunu hem de Borçlar Kanunu’nda yer almaktadır.

Kanaatimize göre, Yasada “şirkete hizmet akdi ile bağlı olanlar” denilmek ile düzenleme bağımlı tacir yardımcıları ile sınırlı tutulmuştur. Yasa metninde, “İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz” denilmesi de bu doğrultudadır. Bağımlı tacir yardımcılarının yanı sıra Yasada, iç yönerge ile temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerine de sınırlı temsil yetkisi verilebileceği belirtilmektedir. Bu kişiler haricindekilere bahsedilen yol ile yetkilendirme yapılamayacaktır.

Yasanın söz konusu yetkilendirme ile ilgili bir diğer unsuru, yetkilendirmenin “sınırlı” olarak yapılmasıdır. Kanaatimizce burada “sınırlı” ifadesi ile kastedilen sınırları belirtilmiş bir yetkilendirme yapılmasıdır.

Yetkilendirmenin usulü şu şekilde işleyecektir;

Öncelikle söz konusu yetki gruplarını (imza grubu, temsil grubu ya da her ne şekilde isimlendirilecekse) ve grupların yetkilerinin sınırlarını gösteren bir iç yönerge hazırlanacak, bu iç yönerge noterlikçe tasdik edilip daha sonra tescil ve ilan edilecektir.

Daha sonra bağımlı tacir yardımcıları ve/veya temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyeleri arasından belirlenen kişiler, şirketin yönetim kurulunca alınacak karar(lar) doğrultusunda iç yönergede belirtilen gruplar uyarınca yetkilendirilecektir.

Yasada belirtilen kişiler dışındakilere yetki verecek şekilde ve/veya sınırlı olma kuralına uyulmaksızın alınacak yönetim kurulu kararları kanunun emredici hükmüne aykırı olması bakımından batıl addedilebilecektir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 629.maddesine yapılan ekleme ile yukarıda anonim şirketler için kabul edilen düzenleme limited şirketler için de kabul edilmiştir.[5]

Diğer Değişiklikler

Türk Ticaret Kanunu’nun Geçici 7.Maddesi’nde belirtilen halleri haiz şirketlerin sicilden silinmelerine ilişkin süre[6] 01.07.2015 tarihine kadar uzatılmıştır.

Bunun yanı sıra Torba Yasa ile eklenen Geçici 10. Madde[7] ile gerekli sermaye artırımını yapmayan şirketlere, sermaye artırımı için 10.12.2014 tarihine kadar süre verilmiştir.



[1] Nazım Can IŞIKTAÇ, LL.M, Işıktaç & Atabay Hukuk Bürosu’nda Avukat, İstanbul Üniversitesi Doktora Adayı

[2] Yönetim Kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir.

Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir.

Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur.

[3] Şirket anasözleşmesinin, böyle bir yetkilendirmeye için izin veren bir ifadeyi haiz olması İTO ve TOBB duyurularında bir ön şart olarak belirtilmiştir. Bizim kanaatimiz anasözleşmede yetkilendirilmeye ilişkin bir yasak olmadıkça, şirket yönetiminin bu yönde karar alabileceği; keza yönetim kurulu üyelerinin yetkilendirilen kişiler ile birlikte teselsül halinde sorumlu olacaklarının düzenlendiğini ve bu hususun tek başına yönetim kurulu üyelerinin özenli atama yapmaya teşvik edecek bir yapı olduğu yönündedir.

[4] Acentenin bağlı mı yoksa bağımsız bir tacir yardımcısı olduğu hususu doktrinde tartışmalıdır. Ancak bizim görüşümüz yukarıda incelenen kanun maddesi kapsamında acentenin bağımsız olarak değerlendirilmesinin daha uygun olacağı yönündedir.

[5] Müdürler tarafından şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanması hususunda 367 nci madde ile 371 inci maddenin yedinci fıkrası kıyasen limited şirketlere de uygulanır.

[6] 1/07/2015 tarihine kadar aşağıdaki hâlleri tespit edilen ya da bildirilen anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu madde uyarınca yapılır.

a) 24/06/1995 tarihli ve 559 sayılı Türk Ticaret Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname gereğince, sermayelerini anılan Kanun Hükmünde Kararname ile öngörülen tutarlara çıkarmamış anonim şirketler ile limited şirketler.

b) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce veya 1/07/2005 tarihine kadar münfesih olan anonim ve limited şirketler.

[7] GEÇİCİ MADDE 10- 14/02/2014 tarihine kadar Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yapılması gereken sermaye arttırımlarını herhangi bir nedenle yapmamış olan şirketler hakkında asgari sermaye şartını bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yapmaları halinde fesih işlemi uygulanmaz. Sermaye artırımında bulunmaması nedeniyle ticaret sicili kaydı silinenlerin de bu süre içinde sermaye artırımı için başvurmaları halinde kayıtları resen yeniden oluşturulur.

Tebliğ Çağrısı

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 27 ve 28 Kasım 2014 tarihlerinde düzenlenecek sempozyumlara ilişkin tebliğ çağrısı aşağıdadır.

TEBLİĞ ÇAĞRISI


 “I. TİCARET HUKUKU ULUSLARARASI SEMPOZYUMU”

(2014 – ŞİRKETLER HUKUKU)


ANKARA, 27 KASIM 2014

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 27 Kasım 2014 tarihinde düzenlenecek olan I. Ticaret Hukuku Uluslararası Sempozyumunda şirketler hukukuna (özellikle anonim ve limited şirketler hukuku ile sermaye piyasası hukuku) ilişkin konularda tebliğ sunmak isteyenlerin hazırladıkları tebliğ özetlerini pdf formatında 30 Eylül 2014 tarihine kadar commerciallaw@ybu.edu.tr adresine göndermeleri gerekmektedir. 15 Ekim 2014 tarihine kadar seçilen tebliğler bildirilecektir. Sempozyumun kesinleşmiş programının 30 Ekim 2014 tarihinde duyurulması planlanmaktadır. Sempozyumda sunulacak tebliğ metinlerinin 10 Kasım 2014 tarihine kadar iletilmesi gerekmektedir.

Tebliğlerin Türkçe ve Almanca dillerinde sunulacağı ve katılımcılar için Türkçe’den Almanca’ya ve Almanca’dan Türkçe’ye simultane çevirinin de yapılacağı Sempozyum, konuyla ilgilenen akademisyen ve araştırmacıların katılımına açıktır. Konuşmacıların konaklama (en fazla 2 gece) ve ulaşım masrafları Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tarafından karşılanacaktır. Sunulacak tebliğlerin 2015 yılı içerisinde kitap halinde yayımlanması planlanmaktadır.

Tebliğ çağrı afişi

.

 “I. FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU ULUSLARARASI SEMPOZYUMU”

(2014 – FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU)


ANKARA, 28 KASIM 2014

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 28 Kasım 2014 tarihinde düzenlenecek olan I. Fikri Mülkiyet Hukuku Uluslararası Sempozyumunda marka, patent, tasarım ve telif hakkına ilişkin konularda tebliğ sunmak isteyenlerin hazırladıkları tebliğ özetlerini pdf formatında 30 Eylül 2014 tarihine kadar commerciallaw@ybu.edu.tr adresine göndermeleri gerekmektedir. 15 Ekim 2014 tarihine kadar seçilen tebliğler bildirilecektir. Sempozyumun kesinleşmiş programının 30 Ekim 2014 tarihinde duyurulması planlanmaktadır. 28 Kasım 2014 tarihinde Ankara’da yapılacak Sempozyumda sunulacak tebliğ metinlerinin 10 Kasım 2014 tarihine kadar iletilmesi gerekmektedir.

Tebliğlerin Türkçe ve Almanca dillerinde sunulacağı ve katılımcılar için Türkçe’den Almanca’ya ve Almanca’dan Türkçe’ye simultane çevirinin de yapılacağı Sempozyum, konuyla ilgilenen akademisyen ve araştırmacıların katılımına açıktır. Konuşmacıların konaklama (en fazla 2 gece) ve ulaşım masrafları Yıldırım Beyazıt Üniversitesi tarafından karşılanacaktır. Sunulacak tebliğlerin 2015 yılı içerisinde kitap halinde yayımlanması planlanmaktadır.

Tebliğ çağrı afişi

.

Ayrıntılı bilgi için: commerciallaw@ybu.edu.tr

Anonim Şirketin Kendi Paylarının İktisabı Amacıyla Finansal Destek Verme Yasağı (6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 380.1)

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Murat GÜREL tarafından hazırlanan ”Anonim Şirketin Kendi Paylarının İktisabı Amacıyla Finansal Destek Verme Yasağı (6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Madde 380.1)” başlıklı eser, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü tarafından yayınlanmıştır.

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Türk Ticaret Kanununda Kurumsal Yönetim (Corporate Governance) – Cafer Eminoğlu

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Cafer EMİNOĞLU tarafından hazırlanan “Türk Ticaret Kanununda Kurumsal Yönetim (Corporate Governance)” adlı eser XII Levha Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNSÖZ

Uluslararası alanda “corporate governance” olarak bilinen kurumsal yönetim, ortaklıklara ilişkin bütün menfaat sahiplerinin çıkarlarını ideal bir düzeyde ve dengede korumaya yönelmiş bir ortaklık yönetim yaklaşımıdır. Bu yönetim anlayışının temel ilkeleri şeffaflık, hesap verebilirlik, sorum­luluk ve adilliktir. Bu ilkeler temelinde etkili bir iç-dış denetim, topluma ve içinde bulunulan piyasalara karşı sorumlu bir yönetim anlayışı, zayıf durumda bulunan menfaat sahiplerinin çıkarlarının korunması, böylelikle ortaklık faaliyetleri çerçevesinde ortaya çıkan değerlerin arttırılması ve bu değerlerin hakkaniyete uygun olarak paylaşılması amaçlanmaktadır.

Kurumsal yönetim, kötü ortaklık yönetimi neticesinde derin eko­nomik krizlere yol açan şirket skandallarının doğurduğu iyi ve hesabı ve­rilebilir bir yönetim ihtiyacına cevap olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıçta hisse senetleri borsada işlem gören anonim ortaklıklar için öngörülen ancak zaman içinde diğer ortaklık türleri için de kabul görmeye başlayan kurumsal yönetim ilkeleri, çeyrek asra yakın bir süreden bu yana dünya­nın çeşitli ülkelerinde ortaklıklara ilişkin düzenlemelere etki etmektedir. Türkiye de bu gelişmelerden etkilenmiş ve 2003 yılında halka açık ortaklıklar için “SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri” yayımlanmıştır. Bunun­la birlikte kurumsal yönetim yaklaşımı 2011 yılında kabul edilen ve 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TK) da yapım aşamasına hâkim olan felsefeler arasında yer almıştır.

Elinizdeki çalışma kurumsal yönetim ilkelerinin TK’daki yansımala­rını tespit etmeyi ve incelemeyi amaçlamaktadır. Şüphesiz TK’nın şirketler hukukuna ilişkin hükümlerinin önemli bir kısmı kurumsal yönetim bakış açısı ile incelemeye tabi tutulabilir. Ancak bu denli kapsamlı bir incelemenin konunun soyutlaşmasına yol açacağı ve çalışmamızın ama­cını tehlikeye sokacağı düşüncesiyle, inceleme ve değerlendirmelerimizi kurumsal yönetimin somut olarak değerlendirilebilecek yansımalarına ilişkin hükümlerle sınırlı tutmayı gerekli gördük. Ele aldığımız düzenle­melerin önemli bir kısmının, esasen her biri tek başına birer monografik çalışmaya konu olabilecek özellikte olduklarını belirtmek gerekir. Bizim çalışmamızı spesifik yapan hususun ise bütün bu düzenlemelerin kurum­sal yönetim bakış açısıyla ele alınmasında yattığı kanaatindeyiz. Çalışmamıza esasen, ‘bütün ortaklıklar açısından kurumsal yönetim yaklaşımının TK’daki yansımalarının incelenmesi’ şeklinde bir genel çer­çeve çizmiş olmamıza rağmen, ilgili konu genel itibari ile anonim ortaklık yapısı üzerinden ele alınmıştır. Ancak, gerek anonim ortaklıklara ilişkin hükümlerin diğer ortaklık türleri açısından da uygulanmasını öngören TK’daki atıflar, gerekse de diğer ortaklık türlerine özgü bazı durumlara dikkat çekme gerekliliği sebebiyle, çalışmamız kapsamında yer yer ano­nim ortaklık dışındaki şirket türleri ile ilgili belirleme ve değerlendirme­lere de yer verilmiştir.

Bu çalışmanın hazırlanmasında birçok değerli insanın katkı ve des­teği olmuştur. Öncelikle çalışmalarımı kendilerine atfettiğim ve bana özveriyle destek olan sevgili eşime; benimle geçirmek istedikleri zaman­dan ve oynamak istedikleri oyunlardan sıklıkla fedakârlık yapan sevgili kızlarıma teşekkür ediyorum. İyi ki varlar!

Yine özellikle kıymetli eser ve görüşleriyle bu çalışmaya destek ve katkı sunan saygıdeğer hocalarıma ve meslektaşlarıma teşekkür etmek isterim. Ayrıca Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsü’nün değerli akademisyenlerine; özverili desteklerinden ötürü özellikle de Araştırma Görevlileri Nevin Meral, Tuğçe Nimet Yaşar ve Süleyman Kıran’a da teşekkür ediyorum.

Çalışmamızın, konuya ilgi duyan herkese yararlı olması temennisi ile …

Ağustos 2014, Batıkent/Ankara Yrd. Doç. Dr. Cafer Eminoğlu

İÇİNDEKİLER
Birinci Bölüm :Genel Olarak Kurumsal Yönetim

I. Giriş 

II. Kurumsal Yönetimin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi 

III. Kurumsal Yönetim Felsefesi ve İlkelerine Genel Bakış

A. Kurumsal Yönetim Kavramı ve Felsefesi 

B. Kurumsal Yönetimin İlkeleri

IV. Kurumsal Yönetimin Sağlaması Beklenen Faydalar 

V. “Compliance” ve Kurumsal Yönetim

İkinci Bölüm: Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Kurumsal Yönetim İlkeleri

A. Genel Olarak 

B. SPK’nın Kurumsal Yönetime İlişkin Kanuni Yetkileri 

C. TK Kurumsal Yönetim İlkelerinin Halka Açık Ortaklıklara Uygulanması 

D. SPK Kurumsal Yönetim İlkelerinin Bağlayıcılığı 

E. SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri

Üçüncü Bölüm: Türk Ticaret Kanunu’nda Kurumsal Yönetim İlkelerinin Yansımaları

I. Giriş

A. Türkiye’de 6102 Sayılı TK Öncesi Kurumsal Yönetim Yaklaşımı 

B. TK’nın Yapım Felsefesi ve Kurumsal Yönetim Yaklaşımı 

C. Kurumsal Yönetim Düzenlemelerinde Dikkate Alınan Kaynaklar 

D. TK’da Yapılan Değişikliklerin Kurumsal Yönetim Yaklaşımına Etkisi 

E. Türkiye’de Ortaklık Yapıları ve Kurumsal Yönetim

II. Çeşitli Unsurlar Açısından Kurumsal Yönetim İlkelerinin Türk Ticaret Kanunu’ndaki Yansımaları

A. Genel Olarak 

B. Pay Sahipleri Açısından 

C. Yönetim Organı Açısından 

D. Ortaklık Açısından 

E. Diğer Menfaat Sahipleri Açısından 

F. Denetim Açısından 

G. Bilgi Toplumu Hizmetleri

Dördüncü Bölüm: Sonuç

KGK Kararı: Münferit ve Konsolide Finansal Tabloların Hazırlanmasında TMS Uygulayacaklar

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan:

Karar No: 75935942-050.01.04 – [01/26]

Toplantı Tarihi: 21/8/2014

R.G. Tarih ve No: 26/8/2014 – 29100

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 88 inci ve Geçici 1 inci maddeleri ile 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı KHK’nın 9 uncu, 26 ncı ve Geçici 1 inci maddeleri uyarınca;

1- Ekli listedeki kurum, kuruluş ve işletmelerin 1/1/2014 tarihi ve sonrasında başlayan hesap dönemlerine ilişkin münferit ve konsolide finansal tablolarının hazırlanmasında Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasına,

2- Ekli listede yer almayan kurum, kuruluş ve işletmelerin de münferit veya konsolide finansal tablolarının hazırlanmasında isteğe bağlı olarak Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulayabileceğine,

3- Yukarıdaki kapsama dâhil olmayanlar için Kurumca bir belirleme yapılıncaya kadar yürürlükteki mevzuatın uygulanmasının devamına,

karar verilmiştir.

EKLİ LİSTE

1) 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun düzenleme ve denetimine tabi işletmelerden;

a) Sermaye piyasası araçları bir borsada ve/veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören anonim şirketler,

b) Yatırım kuruluşları,

c) Kolektif yatırım kuruluşları,

d) Portföy yönetim şirketleri,

e) İpotek finansmanı kuruluşları,

f) Konut finansmanı ve varlık finansmanı fonları,

g) Varlık kiralama şirketleri,

h) Merkezî takas kuruluşları,

i) Merkezî saklama kuruluşları,

j) Veri depolama kuruluşları,

k) Sermaye piyasası araçları bir borsada ve/veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmeyen ancak Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında halka açık sayılan şirketlerden aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar:

– Aktif toplamı onbeş milyon ve üstü Türk Lirası.

– Yıllık net satış hasılatı yirmi milyon ve üstü Türk Lirası.

– Çalışan sayısı elli ve üstü.

2) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun düzenleme ve denetimine tabi işletmelerden;

a) Bankalar,

b) Finansal kiralama şirketleri,

c) Faktöring şirketleri,

d) Finansman şirketleri,

e) Varlık yönetim şirketleri,

f) Derecelendirme kuruluşları,

g) Finansal holding şirketleri,

h) Finansal holding şirketleri üzerinde 5411 sayılı Kanunda tanımlandığı şekliyle nitelikli paya sahip olan şirketler,

i) Ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları.

3) 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında faaliyet göstermekte olan sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri.

4) Borsa İstanbul Piyasalarında faaliyet göstermesine izin verilen; yetkili müesseseler, kıymetli madenler aracı kurumları, kıymetli maden üretimi veya ticareti ile iştigal eden anonim şirketler.

İTO: Şirketlerde Sınırlı Yetki Verilmesine İlişkin İç Yönerge Uygulaması

6552 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’nun 371 ve 629. maddelerinde yapılan değişiklik ile ilgili İstanbul Ticaret Odası’nın uygulamaya yönelik açıklaması aşağıdadır.

Şirketlerde Sınırlı Yetkiye İlişkin İç Yönerge Uygulaması (TTK madde 367-371- 629 )

Şirketleri, her hususta münferiden veya müştereken temsil edeceklerin yetkileri Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Kararı ya da Genel Kurul ile Limited Şirketlerde ise Genel Kurul Kararı ile alınabilecektir.

Ancak temsile ilişkin konular veya para yönünden yapılacak sınırlama ile atanacak yetkililer, Kanunun deyimiyle “temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları, sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları, mutlaka TTK 367’de bahsi geçen ve yetki sınırının belirlenmiş olduğu bir iç yönergenin noter onaylı suretinin tescil ve ilan edilmesi sonrasında atanabilecektir.

İzlenecek yol aşağıda anlatıldığı gibidir;

1-) Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Kararı veya Genel kurul kararı ile Limited Şirketlerde Genel Kurul Kararı ile tarih ve sayısı olan noter onaylı, sınırlı yetki çerçevesini belirleyen bir iç yönerge (karar ekinde) kabul edilerek tescil ve ilan edilecektir.

2-) İç yönergede, sadece imza grupları ve yetki çerçevesi gibi hususlar yer alacak, Belirlenen yetkilere atanan kişilerin isimleri kesinlikle yer almayacaktır.

3-) İç yönergeyle belirlenen yetkilere atanacak kişilerin Ad-Soyad ve T.C.Kimlik Numaraları, iç yönergenin tarih ve sayısına atıf yapılmak suretiyle alınacak Yönetim Kurulu Kararı veya Genel Kurul Kararı ile belirtilecektir.

Önemli not: İç yönerge ile TTK m. 367 çerçevesinde yetki devri yapılabilmesi için, yönetimin devrine izin veren bir ifadenin şirket ana sözleşmesinde yer alması gerektiğine dikkat edilmelidir (İTO yazısında vurgulanmayan bu noktaya dikkat çektiği için (23.09.2014) Gökhan Mirahmetoğlu’na teşekkür ederiz. Bu yönde ayrıca bakınız TOBB Duyurusu).

Not: Yukarıdaki bilgiler 22.09.2014 tarihi itibariyle geçerlidir ve İTO sayfasından alınmıştır.

6552 sayılı Kanun’un TTK İle İlgili Maddeleri

10 Eylül 2014 tarihinde TBMM’de kabul edilen 6552 sayılı Torba Yasa’nın 131, 132, 133 ve 134. maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nda değişiklikler yapıldı.

1. TTK m. 371’e aşağıdaki fıkra eklendi

  • “(7) Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur.”

2. TTK m. 629’a aşağıdaki fıkra eklendi

  • “(3) Müdürler tarafından şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanması hususunda 367 nci madde ile 371 inci maddenin yedinci fıkrası kıyasen limited şirketlere de uygulanır.”

3. Geçici 7. maddede yapılan değişiklik

  • 6102 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde” ibaresi ile birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “yürürlük tarihinden itibaren iki yıl içinde” ibaresi “1/7/2015 tarihine kadar” olarak değiştirilmiştir.

4. Geçici 10. madde eklendi

  • “GEÇİCİ MADDE 10- 14/2/2014 tarihine kadar Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yapılması gereken sermaye artırımlarını herhangi bir nedenle yapmamış olan şirketler hakkında asgari sermaye şartını bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yapmaları hâlinde fesih işlemi uygulanmaz. Sermaye artırımında bulunmaması nedeniyle ticaret sicili kaydı silinenlerin de bu süre içinde sermaye artırımı için başvurmaları hâlinde kayıtları resen yeniden oluşturulur.”

Asliye Ticaret Mahkemelerinin Bir Kısmının Faaliyetlerinin Durdurulmasına İlişkin HSYK Kararı

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 2 Eylül 2014 tarih ve 29107 sayılı Resmi Gazete’te yayımlanan ve aşağıda yer alan kararı çerçevesinde asliye ticaret mahkemelerinin bir kısmının faaliyetleri durdurulacaktır.

…………………………………………………………

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığından:

HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU BİRİNCİ DAİRESİ KARARI

Karar Tarihi : 26/8/2014

Karar No      : 1876

1- İş, kadro ve ihtiyaç durumu gözetilerek bir başkan ile yeteri kadar üye görevlendirilmek üzere Adana’da 1-2, Ankara’da 1-12, Ankara Batı’da 1, Antalya’da 1-3, Bakırköy’de 1-7, Bursa’da 1-2, Denizli’de 1, Eskişehir’de 1, Gaziantep’te 1, İstanbul’da 1-18, İstanbul Anadolu’da 1-7, İzmir’de 1-5, Karşıyaka’da 1, Kayseri’de 1, Kocaeli’de 1, Konya’da 1-2, Mersin’de 1-2, Samsun’da 1 ve Trabzon’da 1 inci asliye ticaret mahkemesinin faaliyetlerine devam etmesine, bu mahallerde bulunan diğer asliye ticaret mahkemelerinin faaliyetlerinin durdurulmasına,

2- Birinci bentte belirtilen asliye ticaret mahkemelerinin 15/9/2014 tarihinde faaliyete geçirilmelerine, bu mahallerde faaliyette bulunan diğer asliye ticaret mahkemelerinin 15/9/2014 tarihinde faaliyetlerinin durdurulmasına,

3- Bir başkan ile yeteri kadar üye görevlendirilmek üzere faaliyetlerine devam etmesine karar verilen asliye ticaret mahkemelerinin 15/9/2014 tarihinde faaliyete geçirilmesine

26/8/2014 tarihinde karar verilmiştir.

Anonim Şirketlerde Tasfiye – Metin Aytulun / M. Vefa Toroslu

Metin AYTULUN ve M. Vefa TOROSLU tarafından hazırlanan ”İçtihatlı ve Uygulamalı Anonim Şirketlerde Tasfiye” adlı eser Vedat Kitapçılık tarafından yayınlandı.

Yayıncının eser ile ilgili sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

ÖNSÖZ

Ticari faaliyette bulunan bazı şirketler, birtakım sebeplerden dolayı faaliyetlerini sonlandırıp ticari hayattan çekilebilmektedirler. Bu durum; şirketin iflasına karar verilmesi veya işletme konusunun gerçekleşmesi gibi genel sona erme sebepleri ile gerçekleşebileceği gibi, şirket organlarının eksikliği veya fesih gibi özel hallerde de gerçekleşebilmektedir. Ancak bu gibi durumlar şirketlerin hukuki varlıklarını ortadan kaldırmaz. Bunlar yalnızca tüzel kişiliğin hukuken sona erdirilebilmesi için gerekli olan şartların varlığını belli eder. Ancak, bu şartlar sağlandıktan sonra tasfiye süreci başlar. Şirketlerin tüzel kişiliği tasfiye süresince devam etmektedir. Şirketler tasfiyenin tamamlanıp ticaret sicilindeki kayıtlarının silinmesinden sonra tüzel kişiliklerini, yani hukuki varlıklarını kaybederler.

Bu çalışmamızda anonim şirketlerin sona erme ve tasfiye süreçleri incelenmiştir. Ülkemiz mevzuatında sona erme ve tasfiye temel olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bazı özel kanunlarda da tasfiyeye ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır.

Kitabımız toplam altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde anonim şirketler hakkında genel bilgi verilmiştir. İkinci bölümde TTK açısından tasfiye işlemleri, üçüncü bölümde KVK açısından tasfiye işlemleri detaylı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde tasfiye memurları ile ilgili düzenlemeler incelenmiştir. Beşinci bölümde tasfiye işlemlerinin diğer kanunlarla olan ilişkisi anlatılmıştır. Altıncı ve son bölümde ise tasfiye işlemlerinin Tekdüzen Hesap Planı açısından muhasebeleştirilmesi anlatılmıştır.

Kitabın basımını gerçekleştiren Vedat Kitapçılık yöneticisi Vedat Canbaş ve çalışanlarına teşekkür ederiz. Çalışmanın okuyuculara faydalı olmasını dileriz.

Metin AYTULUN – M. Vefa TOROSLU

İstanbul, Ağustos 2014

iÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ……………………………………………………………………………………. III

KISALTMALAR…………………………………………………………………….. XXI

Birinci Bölüm

ANONİM ŞİRKETLER  HAKKINDA

GENEL BİLGİLER

 

1.1.   ANONİM ŞİRKETİN TANIMI…………………………………………….. 1

1.2.   ANONİM ŞİRKETLERİN TÜRLERİ……………………………………. 1

1.2.1.   Özel Kanunlara Bağlı Olma Bakımından……………………… 2

1.2.1.1. Özel Kanunlarla Kurulmuş Olan

Anonim Şirketler…………………………………………. 2

1.2.1.2. Özel Kanunlara veya Hükümlere Tabi

Anonim Şirketler…………………………………………. 2

1.2.1.3. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT)…………………… 2

1.2.2.   Ortak Sayısı Bakımından…………………………………………… 3

1.2.2.1. Tek Ortaklı Anonim Şirketler…………………………. 3

1.2.2.2. Çok Ortaklı Anonim Şirketler………………………… 3

1.2.3.   Halka Açıklık Bakımından Anonim Şirketler………………… 3

1.2.3.1. Halka Açık Olmayan Anonim Şirketler…………… 4

1.2.3.2. Halka Açık Anonim Şirketler…………………………. 4

1.2.4.   Ölçeklerine Göre Anonim Şirketler……………………………… 4

1.2.4.1. Küçük ve Orta Ölçekli Anonim Şirketler…………. 5

1.2.4.2. Büyük Ölçekli Anonim Şirketler…………………….. 5

1.2.5.   Sermaye Sistemi Bakımından Anonim Şirketler…………….. 5

1.2.5.1. Esas Sermayeli Anonim Şirket……………………….. 5

1.2.5.2. Kayıtlı Sermayeli Anonim Şirket……………………. 5

1.3.   ANONİM ŞİRKETLERİN KURULUŞU……………………………….. 6

1.3.1.   Kuruluş Türleri………………………………………………………… 6

1.3.2.   Kurucular………………………………………………………………… 7

1.3.3.   Kuruluş Süreci…………………………………………………………. 7

1.3.3.1. Esas Sözleşmenin Hazırlanması……………………… 8

1.3.3.2. Noter Onayı………………………………………………… 9

1.3.3.3. Ayni Sermayeye Değer Biçilmesi…………………. 10

1.3.3.4. Gümrük ve Ticaret Bakanlığının İzni…………….. 10

1.3.3.5. Pay Bedellerinin Ödenmesi………………………….. 10

1.3.3.6. Kurucular Beyanı………………………………………. 11

1.3.3.7. Ticaret Siciline Tescil ve İlan……………………….. 13

1.3.4.   Kuruluş İşlemlerindeki Eksiklikler…………………………….. 13

1.3.4.1. Fesih Davası……………………………………………… 14

1.3.4.2. Kanuna Karşı Hile……………………………………… 14

1.3.5.   Kuruluş Sırasında Yapılan İşlemlerden

Şirketin Sorumluluğu………………………………………………. 14

1.3.6.   Kurucuların Sorumluluğu…………………………………………. 14

1.3.7.   Kuruluştan Sonra Devralma (Kanuna Karşı Hile)………… 15

1.4.   ANONİM ŞİRKETLERİN ORGANLARI……………………………. 16

1.4.1.   Genel Kurul…………………………………………………………… 16

1.4.1.1. Genel Kurulun Niteliği………………………………… 16

1.4.1.2. Genel Kurulun Görev ve Yetkileri………………… 17

1.4.1.3. Genel Kurulun Yetkilerinin Sınırları……………… 19

1.4.1.4. Toplantı Türleri………………………………………….. 21

1.4.1.5. Genel Kurulu Toplantıya Çağırmaya

Yetkili Olanlar…………………………………………… 24

1.4.1.6. Toplantıya Çağrının Şekli ve Zamanı…………….. 25

1.4.1.7. Genel Kurul Toplantı Gündemi……………………. 26

1.4.1.8. Genel Kurulun Toplanması………………………….. 26

1.4.1.9. Pay Sahiplerinin Genel Kurulda Temsili………… 30

1.4.1.10.  Genel Kurulda Karar Alınması 32

1.4.1.11.  Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü 33

1.4.2.   Yönetim Kurulu……………………………………………………… 35

1.4.2.1.  Yönetim Kurulunun Oluşumu……………………… 35

1.4.2.2. Yönetim Kurulu Üyeliğinin Şartları………………. 35

1.4.2.3. Yönetim Kurulu Üyeliğin Kazanılması………….. 37

1.4.2.4. Yönetim Kurulunun Görev ve Yetkileri…………. 38

1.4.2.5. Yönetim Kurulunda Kararların Alınması……….. 43

1.4.2.6. Yönetim Kurulu Üyelerinin Görev Süresi………. 44

1.4.2.7. Yönetim Kurulu Üyeliğinin Sona Ermesi……….. 44

1.4.2.8. Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu………. 44

 

İkinci Bölüm

TÜRK TİCARET KANUNU  AÇISINDAN

TASFİYE İŞLEMLERİ

2.1.   GENEL AÇIKLAMA………………………………………………………… 47

2.2.   SONA ERME VE TASFİYE KAVRAMLARI……………………… 47

2.3.   ANONİM ŞİRKETLERİN SONA ERME SEBEPLERİ………… 48

2.3.1.   Genel Sona Erme Sebepleri………………………………………. 49

2.3.1.1.  Esas Sözleşmede Öngörülen Sürenin

Sona Ermesi………………………………………………. 49

2.3.1.2.  İşletme Konusunun Gerçekleşmesi veya

Gerçekleşmesinin İmkansız Hale Gelmesi……… 50

2.3.1.3. Esas Sözleşmede Öngörülmüş Herhangi

Bir Sona Erme Sebebinin Gerçekleşmesi……….. 52

2.3.1.4. Genel Kurulun Karar Alması……………………….. 52

2.3.1.5. İflas Kararı Verilmesi…………………………………. 53

2.3.1.6. Kanunlarda Öngörülen Diğer Haller……………… 53

2.3.2.   Özel Sona Erme Sebepleri………………………………………… 58

2.3.2.1. Organların Eksikliği veya Organların

Toplanamaması…………………………………………. 58

2.3.2.2. Haklı Sebeplerle Fesih………………………………… 59

2.4.   SONA ERMENİN TESCİL VE İLANI………………………………… 61

2.5.   SONA ERMENİN SONUCU (TASFİYE)…………………………… 62

2.6.   TASFİYENİN HUKUKİ SONUÇLARI……………………………….. 62

2.6.1.   Anonim Şirketin Tüzel Kişiliği ve Unvanı…………………… 62

2.6.2.   Anonim Şirketin Amacı Değişir………………………………… 63

2.6.3.   Anonim Şirketin Organları Varlığını Devam Ettirir……….. 63

2.6.3.1. Yönetim Kurulu…………………………………………. 63

2.6.3.2. Genel Kurul………………………………………………. 65

2.6.4.   Pay Sahiplerinin Hakları Daralır………………………………… 66

2.6.5.   Tasfiyeye Tasfiye Memurları Yetkili Olur………………….. 66

2.6.6.   Anonim Şirketin Kâr Elde Etmek Amacı Pasifleşir………. 66

2.7.   TASFİYE İŞLERİ…………………………………………………………….. 66

2.7.1.   İlk Envanter ve Bilançonun Çıkartılması…………………….. 66

2.7.2.   Alacaklıların Çağrılması ve Korunması………………………. 67

2.7.3.   Diğer Tasfiye İşleri…………………………………………………. 68

2.8.   TASFİYE BAKİYESİNİN DAĞITILMASI…………………………… 70

2.9.   DEFTERLERİN SAKLANMASI……………………………………….. 71

2.10. ŞİRKETİN TİCARET SİCİLİNDEN SİLİNMESİ…………………. 73

2.11. TASFİYEYE İLİŞKİN GENEL KURUL TOPLANTISI…………. 73

2.12. TASFİYESİZ İNFİSAH DURUMU…………………………………….. 73

2.13.             EK TASFİYE……………………………………………………………. 74

2.13.1. Genel Açıklama……………………………………………………… 74

2.13.2. Ek Tasfiye Talebinde Bulunulması……………………………. 75

2.13.3. Ek Tasfiye Talebinin Kabul veya Ret Edilmesi…………… 77

2.13.4. Ek Tasfiye İşlemleri………………………………………………… 77

2.14. TASFİYEDEN DÖNME (İHYA)………………………………………… 78

2.14.1. Genel Açıklama……………………………………………………… 78

2.14.2. Tasfiyeden Dönme Kararı Alınması………………………….. 78

2.12.3. Tasfiyeden Dönme Genel Kurulu……………………………… 79

2.12.4. İflas Durumunda Tasfiyeden Dönme…………………………. 79

2.15. EK TASFİYE İLE TASFİYEDEN DÖNME (İHYA)

         ARASINDAKİ FARKLAR………………………………………………… 80

2.16. HIZLI TASFİYE……………………………………………………………….. 81

2.16.1. Genel Açıklama……………………………………………………… 81

2.16.2. Hızlı Tasfiyeden Faydalanacak Ticaret Şirketleri…………. 82

2.16.3. Hızlı Tasfiye Uygulaması Kapsamına Girmeyen

Ticaret Şirketleri……………………………………………………… 83

2.16.4. Hızlı Tasfiye Kapsamındaki Ticaret Şirketlerinin

Tespiti    ……………………………………………………………….. 83

2.16.5. Hızlı Tasfiye Yönteminde Tasfiye Memuru

Olabilecekler………………………………………………………….. 83

2.16.6. Hızlı Tasfiye Süreci………………………………………………… 84

2.16.7. Tasfiyesiz Silinme (Terkin)……………………………………… 86

2.16.8. Hızlı Tasfiye ile İlgili Diğer Konular………………………….. 87

Üçüncü Bölüm

KURUMLAR VERGİSİ KANUNU  AÇISINDAN

TASFİYE İŞLEMLERİ

3.1.   GENEL OLARAK KURUMLAR VERGİSİ………………………… 89

3.1.1.   Genel Açıklama……………………………………………………… 89

3.1.2.   Kurumlar Vergisinin Konusu……………………………………. 89

3.1.3.   Kurumlar Vergisinin Mükellefleri……………………………… 89

3.1.4.   Kurumlar Vergisinde Mükellefiyet Çeşitleri………………… 91

3.1.5.   Kurumlar Vergisinde Muafiyet ve İstisnalar………………… 91

3.1.6.   Kurumlar Vergisinde Matrahın Belirlenmesi……………….. 91

3.1.7.   Kurumlar Vergisinde Zarar Mahsubu…………………………. 92

3.1.8.   Kurumlar Vergisinde Beyan……………………………………… 94

3.1.9.   Kurumlar Vergisinin Ödenmesi…………………………………. 95

3.1.10. Kurumlar Vergisinin Oranı………………………………………. 95

3.1.11. Kurumlar Vergisinde Kâr Dağıtım Stopajı………………….. 95

3.1.12. Kurumlar Vergisi’nin Tasfiye ile İlgisi……………………….. 96

3.2.   TASFİYE DÖNEMİ………………………………………………………….. 96

3.2.1.   Tasfiyenin Başlangıç ve Bitiş Tarihleri……………………….. 96

3.2.2.   Tasfiyenin Aynı Yıl İçerisinde Sonuçlanması

Durumunda Tasfiye Dönemi……………………………………. 97

3.2.3.   Tasfiyenin Birden Fazla Yıl Sürmesi Durumunda

Tasfiye Dönemi……………………………………………………… 97

3.3.   TASFİYEDEN VAZGEÇİLMESİ……………………………………….. 98

3.4.   TASFİYE BEYANNAMELERİ………………………………………….. 99

3.4.1.   Genel Açıklama……………………………………………………… 99

3.4.2.   Tasfiye Dönemlerine Ait Beyannamelerin

Verilmesi…………………………………………………………….. 100

3.4.2.1.  Tasfiye Sürecinin Aynı Takvim Yılı İçinde

Tamamlanması Durumunda……………………….. 100

3.4.2.2.  Tasfiye Sürecinin Birden Fazla Dönemi

Kapsaması Durumunda…………………………….. 100

3.4.3.   Kıst Döneme Ait Beyannamelerin Verilmesi……………… 101

3.4.4.   Tasfiye İşlemlerinde Verginin Ödenmesi………………….. 102

3.4.5.   Tasfiye Dönemlerinde Geçici Vergi Beyannamesinin

Durumu ……………………………………………………………… 103

3.5.   TASFİYE KÂRININ HESAPLANMASI……………………………. 105

3.5.1.   Genel Açıklama……………………………………………………. 105

3.5.2.   Servet Değeri Kavramı…………………………………………… 106

3.5.3.   Tasfiye Dönemi Başındaki Servet Değeri………………….. 107

3.5.4.   Tasfiye Dönemi Sonundaki Servet Değeri………………… 108

3.5.5.   Tasfiye Kârının Hesaplanmasında Özellikli Konular….. 109

3.5.5.1.  Amortismanlar, Karşılıklar ve Sigorta

Şirketlerinin Teknik Karşılıkları………………….. 109

3.5.5.2. Maliyet Artış Fonu……………………………………. 111

3.5.5.3. Yenileme Fonu………………………………………… 111

3.5.5.4. Yeniden Değerleme Fonu………………………….. 112

3.5.5.5. Sermayeye Eklenmiş Bulunan Gayrimenkul

ve İştirak Hissesi Satış Kazançları……………….. 113

3.5.5.6. Hissedar veya Diğer Kişilere Dağıtılacak

Olan Kazanç Kısmı…………………………………… 115

3.5.5.7. Tasfiye Halinde Enflasyon Düzeltmesi………… 115

3.5.5.8. Ortaklar Tarafından Yapılan Ödemeler………… 117

3.5.5.9. Tasfiye Kârının Hesabında Giderler……………. 117

3.5.5.10.  Vergiden Müstesna Bulunan

Kazanç ve İratlar……………………………………… 117

3.5.5.11.                   Aktifleştirilmiş Kuruluş ve Örgütlenme

Giderleri ve Peştemallıklar…………………………. 117

3.5.6.   Tasfiye Kârı Üzerinden Ödenmesi Gereken Vergiler….. 118

3.5.7.   Tasfiye Döneminde Tevkif Yolu ile Ödenen

Vergilerin Mahsubu………………………………………………. 119

3.5.8.   Tasfiye Kârının Dağıtılmasında Tevkifat

Uygulaması………………………………………………………….. 119

3.5.9.   Tasfiye Sırasında Transfer Fiyatlandırması……………….. 121

3.6.   TASFİYE DÖNEMİNDE ZARAR MAHSUBU………………….. 121

3.7.   TASFİYENİN ZARARLA KAPANMASI DURUMUNDA

         DÜZELTME     ……………………………………………………………… 124

3.8.   TASFİYEDE ZAMANAŞIMI…………………………………………… 125

3.8.1.   Tarh Zamanaşımı………………………………………………….. 126

3.8.2.   Tahsilat Zamanaşımı……………………………………………… 127

3.8.3.   Düzeltme Zamanaşımı…………………………………………… 128

3.9.   TASFİYE İŞLEMLERİNİN İNCELENMESİ………………………. 128

3.9.1.   İnceleme Talepnamesinin Verilmesi………………………… 129

3.9.2.   İncelemeye Başlanması ve Sonuçlandırılması……………. 129

3.9.3.   İnceleme Sonuçlarının Tasfiye Memuruna

Bildirilmesi………………………………………………………….. 130

3.10. TASFİYE İŞLEMLERİ İLE İLGİLİ DİĞER KONULAR………. 131

3.10.1. Tasfiyesi Tamamlanmış Şirketlerin Vergi

Borçlarının Durumu………………………………………………. 131

3.10.2. Tasfiye Döneminde Ticari Faaliyette Bulunulması……… 133

3.10.3. Tasfiye Beyannamesinin Doldurulması ve Ekleri………. 136

3.10.4. Tasfiye Halinde Gelir Vergisi Tevkifatı Mükellefiyeti… 136

3.10.5. Tasfiye Halindeki Kurum ile Ortağı Arasındaki İlişkiler 137

3.10.6. Tasfiye Beyannamesinin Yeminli Mali Müşavirlere

Tasdik Ettirilmesi………………………………………………….. 138

3.10.7. Maliye Bakanlığı’na Tanınan Yetki………………………….. 138

3.10.8. Tasfiyesi Tamamlanmış Şirketlere Ait Defter ve

Belgelerin Saklanması……………………………………………. 139

 

Dördüncü Bölüm

TASFİYE MEMURLARI

4.1.   GENEL AÇIKLAMA………………………………………………………. 141

4.2.   TASFİYE MEMURLARININ ATANMASI………………………… 141

4.2.1.   Tasfiye Memurunun Esas Sözleşme veya

Genel Kurul Kararıyla Atanması……………………………… 141

4.2.2.   Tasfiye Memurunun Kanun Yoluyla Atanması………….. 142

4.2.3.   Tasfiye Memurunun Mahkeme Kararıyla Atanması……. 142

4.3.   TASFİYE MEMURLARININ TESCİL VE İLAN

         EDİLMESİ        ……………………………………………………………… 143

4.4.   TASFİYE MEMURLARININ UYRUĞU……………………………. 144

4.5.   TASFİYE MEMURLARININ AZLİ…………………………………… 144

4.5.1.   Genel Kurul Kararı ile Azil…………………………………….. 144

4.5.2.   Mahkeme Kararı ile Azil………………………………………… 145

4.6.   TASFİYE MEMURLARININ DEĞİŞMESİ……………………….. 145

4.7.   TASFİYE MEMURLARINA ÖDENEN ÜCRETLER…………. 146

4.8.   TASFİYE MEMURLARININ GÖREVLERİ………………………. 147

4.9.   TASFİYE MEMURLARININ YETKİLERİNİN

         DÜZENLENMESİ………………………………………………………….. 148

4.9.1.   Tasfiye Memurlarının Yetkilerini Devretmesi……………. 148

4.9.2.   Tasfiye Memurlarının Tasfiye Amacı Dışında

Yaptığı İşlerin Şirketi Bağlaması……………………………… 148

4.9.3.   Tasfiye Memurlarının Şirketi Temsil ve

İlzam Etmesi………………………………………………………… 149

4.9.4.   Tasfiye Memurlarının Haksız Fiillerinden

Şirketin Sorumluluğu…………………………………………….. 149

4.10. TASFİYE MEMURLARI İLE PAY SAHİPLERİ

         ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜMÜ……………………… 150

4.11. TASFİYE MEMURLARININ SORUMLULUĞU……………….. 150

4.11.1.Türk Ticaret Kanunu Açısından………………………………. 150

4.11.2. Kurumlar Vergisi Kanunu Açısından……………………….. 151

4.11.3. Vergi Usul Kanunu Açısından………………………………… 154

4.11.4. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında

Kanun Açısından………………………………………………….. 155

4.11.5. İcra ve İflas Kanunu Açısından………………………………. 156

4.11.6. Bankacılık Kanunu Açısından………………………………… 156

4.12. TASFİYE MEURLARININ RÜCU HAKKI………………………… 157

4.12.1. Genel Açıklama……………………………………………………. 157

4.12.2. Paylaştırma Uygulaması………………………………………… 158

4.12.3. Ortakların Sorumluluğu…………………………………………. 158

Beşinci Bölüm

DİĞER KANUNLAR AÇISINDAN TASFİYE

5.1.   BANKACILIK KANUNU………………………………………………… 161

5.1.1.   Genel Olarak Bankacılık Kanunu……………………………. 161

5.1.1.1. Genel Açıklama……………………………………….. 161

5.1.1.2. Bankacılık Kanunu’nun Kapsamı……………….. 162

5.1.1.3. Bankaların Faaliyet Konuları……………………… 162

5.1.1.4. Ana Sözleşmeye İlişkin Hükümler………………. 164

5.1.1.5. Bankaların Yönetimi…………………………………. 165

5.1.1.6. Koruyucu Önlemler………………………………….. 167

5.1.1.7. Bankaların Faaliyet İzinlerinin

Kaldırılması ve TMSF’ye Devri………………….. 167

5.1.2.   Bankacılık Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi………………….. 168

5.2.   SERMAYE PİYASASI KANUNU……………………………………. 172

5.2.1.   Genel Olarak Sermaye Piyasası Kanunu…………………… 172

5.2.1.1.  Genel Açıklama……………………………………….. 172

5.2.1.2.  Sermaye Piyasası Kanunu’nun Kapsamı………. 173

5.2.1.3.  Sermaye Piyasası Kurumları………………………. 174

5.2.1.4. Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş Şartları……….. 175

5.2.1.5.  Borsalar ve Piyasa İşleticileri……………………… 175

5.2.1.6. Tedrici Tasfiye………………………………………… 176

5.2.2.   Sermaye Piyasası Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi…………. 177

5.3.   İCRA VE İFLAS KANUNU…………………………………………….. 193

5.3.1.   Genel Olarak İcra ve İflas Kanunu………………………….. 193

5.3.1.1.  Genel Açıklama……………………………………….. 193

5.3.1.2. İflâsa Tabi Olan Kişiler……………………………… 194

5.3.1.3. İflas Organları………………………………………….. 195

5.3.1.4. İflas Yolları…………………………………………….. 198

5.3.1.5. İflasın Hukuki Sonuçları……………………………. 200

5.3.1.6. Sıra Cetveli……………………………………………… 205

5.3.1.7. İflasın Ertelenmesi……………………………………. 206

5.3.2.   İcra ve İflas Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi………………… 207

5.4.   GELİR VERGİSİ KANUNU…………………………………………….. 208

5.4.1.   Genel Olarak Gelir Vergisi Kanunu…………………………. 208

5.4.1.1.  Genel Açıklama……………………………………….. 208

5.4.1.2. Gelir Vergisinin Konusu……………………………. 209

5.4.1.3. Gelir Vergisinin Mükellefleri……………………… 209

5.4.1.4. Gelir Vergisinin Tarhı……………………………….. 210

5.4.1.5. Gelir Vergisinde Muaflık ve İstisnalar…………. 210

5.4.1.6. Gelirin Toplanması…………………………………… 210

5.4.1.7. Gelir Vergisinin Beyan ve

Ödeme Dönemleri……………………………………. 211

5.4.2.   Gelir Vergisi Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi……………….. 212

5.5.   KATMA DEĞER VERGİSİ…………………………………………….. 213

5.5.1.   Genel Olarak Katma Değer Vergisi………………………….. 213

5.5.1.1. Genel Açıklama……………………………………….. 213

5.5.1.2. Katma Değer Vergisinin Konusu………………… 214

5.5.1.3. Katma Değer Vergisinin Mükellefi ve

Sorumlusu………………………………………………. 215

5.5.1.4. Katma Değer Vergisinde Matrah…………………. 216

5.5.1.5. Katma Değer Vergisinin Oranı……………………. 216

5.5.1.6. Katma Değer Vergisinde İstisnalar………………. 217

5.5.2.   Katma Değer Vergisi Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi……. 217

5.6.   AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ

         HAKKINDA KANUN……………………………………………………… 218

5.6.1.   Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun….. 218

5.6.1.1.  Genel Açıklama……………………………………….. 218

5.6.1.2. Kamu Alacağının Kapsamı………………………… 219

5.6.1.3. Uygulamaya Yetkili Tahsil Dairesi……………… 220

5.6.1.4. Teminat İsteme………………………………………… 221

5.6.1.5. Teminatlar ve Değerlemesi………………………… 221

5.6.1.6. İhtiyati Haciz Uygulaması………………………….. 222

5.6.1.7. Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu……………… 222

5.6.1.8. Gecikme Zammı Uygulaması……………………… 223

5.6.2.   Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında

Kanun’un Tasfiye ile İlgisi……………………………………… 223

5.7.   BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİ…………… 225

5.7.1.   Genel Olarak Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi…… 225

5.7.1.1. Genel Açıklama……………………………………….. 225

5.7.1.2.  Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinin

Konusu…………………………………………………… 225

5.7.1.3. Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinin

Mükellefleri…………………………………………….. 226

5.7.1.4. Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinde

İstisnalar…………………………………………………. 226

5.7.1.5. Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinin

Matrahı…………………………………………………… 229

5.7.1.6. Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinin

Oranı……………………………………………………… 229

5.7.2.   Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinin

Tasfiye ile İlgisi……………………………………………………. 230

5.8.   ÖZEL TÜKETİM VERGİSİ…………………………………………….. 231

5.8.1.   Genel Olarak Özel Tüketim Vergisi…………………………. 231

5.8.1.1. Genel Açıklama……………………………………….. 231

5.8.1.2. Özel Tüketim Vergisinin Konusu………………… 232

5.8.1.3. Özel Tüketim Vergisi ile İlgili Kavramlar……… 232

5.8.1.4. Özel Tüketim Vergisinin Mükellefi ve

Vergi Sorumlusu………………………………………. 233

5.8.1.5. Özel Tüketim Vergisinde Vergiyi

Doğuran Olay………………………………………….. 233

5.8.1.6. Özel Tüketim Vergisinin Vergileme

Ölçüleri ve Matrahı…………………………………… 234

5.8.1.7. Özel Tüketim Vergisinin Oranı veya Tutarı….. 235

5.8.1.8. Özel Tüketim Vergisinde İstisnalar……………… 235

5.8.2.   Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi…… 235

5.9.   DAMGA VERGİSİ KANUNU………………………………………….. 236

5.9.1.   Genel Olarak Damga Vergisi Kanunu………………………. 236

5.9.1.1. Genel Açıklama……………………………………….. 236

5.9.1.2. Damga Vergisinin Konusu…………………………. 236

5.9.1.3. Damga Vergisinin Mükellefleri…………………… 237

5.9.1.4. Damga Vergisinde Matrah…………………………. 237

5.9.1.5. Damga Vergisinin Oranı……………………………. 238

5.9.1.6. Damga Vergisinde Ödeme Şekilleri…………….. 239

5.9.1.7. Damga Vergisinde İstisnalar………………………. 240

5.9.2.   Damga Vergisi Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi…………….. 240

5.10.             HARÇLAR KANUNU………………………………………….. 240

5.10.1. Genel Olarak Harçlar Kanunu…………………………………. 240

5.10.1.1. Genel Açıklama………………………………………. 240

5.10.1.2. Harçların Konusu…………………………………….. 240

5.10.1.3. Harçların Mükellefleri………………………………. 241

5.10.1.4. Harçlarda Matrah…………………………………….. 242

5.10.1.5. Harçlarda Ödeme Şekilleri………………………… 242

5.10.1.6. Harçlarda İstisnalar………………………………….. 242

5.10.2. Harçlar Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi………………………. 242

5.11. EMLAK VERGİSİ KANUNU…………………………………………… 242

5.11.1. Genel Olarak Emlak Vergisi Kanunu……………………….. 242

5.11.1.1. Genel Açıklama………………………………………. 242

5.11.1.2. Emlak Vergisinin Konusu…………………………. 243

5.11.1.3. Emlak Vergisinin Mükellefi………………………. 243

5.11.1.4. Emlak Vergisinde İstisnalar……………………….. 244

5.11.1.5. Emlak Vergisinin Matrahı…………………………. 244

5.11.1.6. Emlak Vergisinin Oranı…………………………….. 244

5.11.1.7. Emlak Vergisinin Tahakkuku ve Ödemesi…… 245

5.11.2. Emlak Vergisi Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi……………… 246

5.12. MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİ KANUNU……………………. 246

5.12.1. Genel Olarak Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu………….. 246

5.12.1.1.  Genel Açıklama ……………………………………. 246

5.12.1.2. Motorlu Taşıtlar Vergisinin Konusu……………. 246

5.12.1.3. Motorlu Taşıtlar Vergisinin Mükellefi…………. 247

5.12.1.4. Motorlu Taşıtlar Vergisinde İstisnalar………….. 247

5.12.1.5. Motorlu Taşıtlar Vergisinin Ölçü ve Oranları 248

5.12.1.6. Motorlu Taşıtlar Vergisinin Tahakkuku ve

Ödemesi…………………………………………………. 248

5.12.2. Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi… 248

5.13.             ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİ……………………………………. 249

5.13.1. Genel Olarak Özel İletişim Vergisi…………………………… 249

5.13.1.1. Genel Açıklama………………………………………. 249

5.13.1.2. Özel İletişim Vergisi…………………………………. 249

5.13.2. Özel İletişim Vergisinin Tasfiye ile İlgisi…………………… 250

5.14. ÇEVRE TEMİZLİK VERGİSİ………………………………………….. 251

5.14.1. Genel Olarak Çevre Temizlik Vergisi……………………….. 251

5.14.2. Çevre Temizlik Vergisinin Tasfiye ile İlgisi………………. 252

5.15. VERGİ USUL KANUNU………………………………………………… 252

5.15.1. Genel Olarak Vergi Usul Kanunu……………………………. 252

5.15.1.1.  Genel Açıklama ……………………………………….252

5.15.1.2. Mükellefin Ödevleri…………………………………. 253

5.15.2. Vergi Usul Kanunu’nun Tasfiye ile İlgisi………………….. 270

Altıncı Bölüm

TASFİYE İŞLEMLERİNİN

MUHASEBELEŞTİRİLMESİ

 

6.1.   TEKDÜZEN HESAP PLANINI……………………………………….. 271

6.1.1.   Genel Açıklama……………………………………………………. 271

6.1.2.   Düzenlemenin Amacı……………………………………………. 272

6.1.3.   Düzenlemenin Niteliği…………………………………………… 272

6.1.4.   Düzenlemenin Kapsamı…………………………………………. 273

6.1.5.   Muhasebenin Temel Kavramları……………………………… 273

6.1.5.1.  Sosyal Sorumluluk Kavramı………………………. 274

6.1.5.2. Kişilik Kavramı……………………………………….. 274

6.1.5.3. İşletmenin Sürekliliği Kavramı……………………. 274

6.1.5.4. Dönemsellik Kavramı……………………………….. 275

6.1.5.5. Parayla Ölçülme Kavramı………………………….. 275

6.1.5.6. Maliyet Esası Kavramı………………………………. 275

6.1.5.7. Tarafsızlık ve Belgelendirme Kavramı…………. 275

6.1.5.8. Tutarlılık Kavramı……………………………………. 275

6.1.5.9. Tam Açıklama Kavramı…………………………….. 276

6.1.5.10. İhtiyatlılık Kavramı …………………………………. 276

6.1.5.11. Önemlilik Kavramı …………………………………….. 276

6.1.5.12. Özün Önceliği Kavramı ……………………………… . 276

6.1.6.   Muhasebe Politikalarının Açıklanması……………………… 276

6.1.7.   Mali Tablolar……………………………………………………….. 277

6.1.7.1. Düzenlenmesi İstenen Mali Tablolar……………. 278

6.1.7.2. Mali Tabloların Amaçları…………………………… 278

6.1.7.3. Mali Tablolardaki Bilgilerin Özellikleri………… 278

6.1.7.4. Temel Mali Tabloların Düzenlenme İlkeleri….. 278

6.1.8.   Tekdüzen Hesap Çerçevesi…………………………………….. 283

6.2.   MUHASEBE İŞLEMLERİ………………………………………………. 288

 

TASFİYE SÜRECİ…………………………………………………………………. 301

ÖZELGE ÖRNEKLERİ………………………………………………………….. 327

YARGI KARARI ÖRNEKLERİ……………………………………………….. 365

 

KAYNAKÇA…………………………………………………………………………. 389