Anonim Şirket Esas Sermayesinin Artırılması – Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu – Doğrudan Zarar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararı
Esas No:2015/14405, Karar No:2016/6410, T:09.06.2016

  • Anonim Şirket
  • Sermaye Artırımı
  • Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu
  • Sorumluluk Davası
  • Doğrudan Zarar – Dolaylı Zarar

Özet:

  • Esas sermayenin artırılması sonrasında nakdi sermayenin 1/4 ünün ödenmek durumunda kalınması ve bakiye kısmın ödenmesi için de yönetim kurulu üyeleri tarafından onbeş gün gibi kısa bir süre tanınması nedeniyle, davacıların zararının doğrudan zarar niteliğinde olduğu ve yönetim kurulu üyelerine açılacak dava ile belirlenen zararın tazmininin doğrudan kendilerine ödenmek üzere davacılar tarafından talep edilebileceğinin kabulü gerekir.

İlgili Maddeler: TTK 555, TTK 553, TTK 462

DAVA: Taraflar arasında görülen davada … .. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/03/2015 tarih ve 2014/…296-2015/203 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 07.06.2016 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. … … ile davalılar vekili Av. … … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü.

Davacılar vekili, davacıların davalıların yönetim kurulu üyeleri bulundukları … Holding A.Ş.’nin ortakları olduklarını, … Holding A.Ş.’nin 13.097.521,12 TL olan esas sermayesinin 31.10.2013 tarihli olağanüstü genel kurulunda 613.097.531,12 TL’ye yükseltildiğini, yükseltilen sermaye tutarının 300 milyon TL’sinin enflasyon düzeltmesi farklarından karşılandığını, 300 milyon TL’sinin ise yeni nakdi sermaye taahhüdü olarak pay sahiplerinden talep edildiğini, 881.962.147,97 TL tutarındaki iç kaynakların tamamının sermayeye eklenmeden dış kaynaklardan artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, nakdi sermayenin 1/4 ünün iştirak taahhütnamelerinin imzalanması sırasında nakden ödendiğini, bakiye kısmın ödenmesi için davalı yönetim kurulu üyelerinin 15 günlük süre tanımalarının da hukuka aykrı bulunduğunu, davalılara … Holding A.Ş. ve bağlı iştirakleri bünyesinde ek menfaatler sağlandığını, 31.08.2013 tarihli bilançonun gerçeği yansıtmadığı gibi genel kurula da ibraz edilmediğini, bağlı iştiraklerin olağan genel kurul toplantılarının zamanında yapılmadığını, … Holding A.Ş. ve bağlı iştiraklerin 2014 yılında yapılan 2013 yılına ait genel kurullarında davacıların temsil edilme haklarının kısıtlandığını, yine bu genel kurullarda davacıların temsilcilerinin konuşma sürelerinin sınrlandırılarak müzakere hakkı tanınmadığını ileri sürerek; geçici talep sonucu olarak ve belirsiz alacak kuralları çerçevesinde talep edilen zarar miktarının davacı pay sahipleri yönünden 100.000,00 TL alınmak suretiyle tazmini gereken zarar miktarının tespitiyle, zarar miktarının tespitinden sonra taraflarınca bildirilecek kesin talep sonucuna göre talep edilen miktarın payları oranında ayrı ayrı davacı pay sahiplerine ödenmek üzere avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, davacıların sermaye artırım kararına katılmak gibi bir hukuki zorunluklarının olmadığını, genel kurul toplantısında alınan hukuka uygun sermaye artırımına istinaden davacıların hiç bir baskı altında olmaksızın tamamen kendi hür iradeleri ile bu sermaye artırım kararına katılıp taahhütte bulunduklarını ve paylarına düşen nakdi sermaye kısmını hiç bir ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin ödediklerini, iddiaların yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacılar vekilinin yönetim kurulunun sermaye artırım talebiyle yapılan olağanüstü genel kurulda sermaye artırımının pay sahiplerini doğrudan zararlandırıcı işlem niteliğinde olduğunu iddia ederek uğramış olduğu zararın tazminini talep ettiği, davacıların pay sahibi olarak hem doğrudan hem de dolayısıyla zararın varlığı halinde bunun tazminini isteyebilecekleri, pay sahiplerinin zarara uğraması halinde 6102 sayılı TTK.nın 555/1 maddesi gereğince tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri, davacıların ise tazminatın doğrudan kendilerine ödenmesini talep ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

KARAR: 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davacıların ortağı bulunduğu dava dışı anonim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı açılmış sorumluluk davasıdır. Dava dilekçesiyle davacıların ortağı bulunduğu … Holding A.Ş.’nin esas sermayesinin 31.10.2013 tarihli olağanüstü genel kurulunda yükseltildiği, yükseltilen sermaye tutarının 300 milyon TL’sinin enflasyon düzeltmesi farklarından karşılandığı, 300 milyon TL’sinin ise yeni nakdi sermaye taahhüdü olarak pay sahiplerinden talep edildiği, iç kaynakların tamamı sermayeye eklenmeden dış kaynaklardan artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğu, nakdi sermayenin 1/4 ünün iştirak taahhütnamelerinin imzalanması sırasında nakden ödendiği, bakiye kısmın ödenmesi için davalı yönetim kurulu üyelerinin 15 günlük süre tanımalarının hukuka aykırı bulunduğu iddiasıyla tazminat talebinde bulunulmuş; işbu iddia dışında ileri sürülen davacıların zarara uğradığı bildirilen hususlar dolaylı zarar olduğundan pay sahiplerinin zarara uğraması halinde 6102 sayılı TTK.’nın 555/1 maddesi gereğince tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri, davacıların ise tazminatın doğrudan kendilerine ödenmesini talep ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerinde ise de açıklanan esas sermayenin arttırılması sonrasında nakdi sermayenin 1/4 ünün nakden ödenmek durumunda kalınması, bakiye kısmın ödenmesi için de davalı yönetim kurulu üyelerinin 15 günlük gibi kısa bir süre tanımaları sebebiyle davacıların zarar gördüğü iddiası, doğrudan zarar niteliğinde bulunup, davacılar tarafından varsa belirlenen zararın tazminini talep edilebilecektir. Bu suretle, ileri sürülen işbu iddia hakkında gösterilen delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davacıların tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri, doğrudan kendilerine ödenmesini isteyemeyecekleri gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 09/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

SPK Turkcell Yönetim Kurulundaki 3 Üyeyi Görevden Alıp Yerlerine 3 Bağımsız Üye Atadı

Sermaye Piyasası Kurulu Turkcell yönetim kurulundaki 3 üyeyi görevden alıp yerine 3 bağımsız üye atadı. Öte yandan, esas sözleşmesini Kurumsal Yönetim İlkelerinin Belirlenmesine ve Uygulanmasına İlişkin Tebliğ ilkelerine uygun hale getirmesi için Turkcell uyarıldı.

 

Turkcell’in değişiklik öncesi yönetim kurulu üyeleri şu şekildeydi;

  • Colin J. Williams, Yönetim Kurulu Başkanı
  • Alexey Khudyakov,Üye
  • Gülsün Nazlı Karamehmet Williams, Üye
  • Karin Eliasson, Üye
  • Mehmet Bülent Ergin,Üye
  • Oleg Malis, Üye
  • Tero Erkki Kivisaari,Üye

Turkcell’in değişiklik sonrası yönetim kurulu üyeleri şu şekilde;

  • Colin J. Williams, Yönetim Kurulu Başkanı
  • Alexey Khudyakov,Üye
  • Gülsün Nazlı Karamehmet Williams, Üye
  • Karin Eliasson, Üye
  • Ahmet Akça, Bağımsız Üye
  • Atilla Koç, Bağımsız Üye
  • Mehmet Hilmi Güler, Bağımsız Üye
Turkcell hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Turkcell 2012 Yıllık Faaliyet Raporu

İlgili Haberler: 

Sermaye Piyasası Kurulu’nun 11.03.2013 tarih ve 2013/8 Bülteni’nden

Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.’nin (Şirket), Kurulumuzun Seri: IV, No: 56 sayılı “Kurumsal Yönetim İlkelerinin Belirlenmesine ve Uygulanmasına İlişkin Tebliğ”i ile belirlenen Kurumsal Yönetim İlkelerine uyum amacıyla, bağımsız yönetim kurulu üye atanması ile esas sözleşme değişikliklerini yapmamış olması, söz konusu gerekliliklerin yerine getirilebilmesi için Şirket’e gerekli sürenin verilmiş, bilgilendirme ve uyarı yazılarının gönderilmiş olmasına karşın Şirket tarafından gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması nedeniyle, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca, Kurumsal Yönetim İlkelerinden bağımsız yönetim kurulu üyesi seçimine ilişkin uyum zorunluluğunun yerine getirilmesini teminen;

  1. Şirket’in yönetim kurulu üyelerinden Mehmet Bülent ERGİN, Tero Erkki KIVISAARI ve Oleg Adolfoviç MALIS’in 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yönetim kurulu üyeliği görevinden alınarak yerlerine Ahmet AKÇA, Atilla KOÇ ve Mehmet Hilmi GÜLER’in atanmasına
  2.  Yönetim kurulu üyeliğine atanan kişilerin, yerlerine usulüne uygun olarak yeni bağımsız üyeler seçilip göreve başlayana ya da Kurulumuzca bu konuda yeni bir karar alınıncaya kadar görev yapmalarına,
  3. Esas sözleşmesini Kurulumuzun Seri:IV, No:56 sayılı Tebliğ’i hükümlerine uygun olarak değiştirmesi için Şirket’in uyarılmasına,

karar verilmiştir.

10 Soruda Yıllık Faaliyet Raporu – Levent Yaralı

Dünya Gazetesi’nin 14.01.2013 tarihli sayısının 4. sayfasında yayınlanan ‘‘10 Soruda Yıllık Faaliyet Raporu’’ başlıklı yazı aşağıda yer almaktadır.

10 SORUDA YILLIK FAALİYET RAPORU
Av. Levent Yaralı

1. Yıllık faaliyet raporunun işlevi nedir?
Yıllık faaliyet raporunda şirketin ilgili hesap dönemine ait iş ve işlemlerinin akışı, her yönüyle finansal durumu doğru, eksiksiz, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtılmak zorunda.  Gereği gibi hazırlanan yıllık faaliyet raporu, şirket faaliyetlerinin izlenebildiği ve şirketin kurumsal yönetilip yönetilmediğini görmemizi sağlayan temel belge olacak. Yıllık faaliyet raporu ile yöneticiler deyim yerindeyse şirket faaliyetleri ile ilgili olarak ortaklara hesap verecek. Rapor, şirketlerin şeffaflaşması ve kurumsal yönetilmesine katkı sağlayacak.

2. Yıllık faaliyet raporunu hangi şirketler hazırlayacak?
Yıllık faaliyet raporu tüm sermaye şirketlerinde düzenlenmek zorunda. Bu çerçevede, anonim şirketler, limited şirketler ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bu raporu düzenleyecek. 700.000’in üzerinde sermaye şirketinin bu raporu düzenlemesi gerekiyor.

3. Raporu hangi yöneticiler hazırlayacak?
Anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulu bu raporu hazırlayacak. Şirket ne kadar büyük olursa olsun, söz konusu rapor aynı zamanda yönetim kurulunun şirketin faaliyetleri ile ilgili olarak ”hesap verdiği” bir belge olması nedeniyle, raporu fiiliyatta başka yöneticiler hazırlasa da raporun hazırlanmasından ve içeriğinden yönetim kurulu üyeleri sorumlu.

4. Rapor hangi faaliyet dönemine ilişkin olarak hazırlanmalı?     
Yıllık faaliyet raporu, geçmiş faaliyet yılına ilişkin olarak hazırlanacak. Sermaye şirketlerinde 2012 faaliyet yılı için bu raporun hazırlanması gerekiyor.

5. Ne zamana kadar hazırlanmalı?
Yıllık faaliyet raporu ilgili olduğu hesap döneminin bitimini izleyen iki ay içinde hazırlanmalı. 1 Ocak-31 Aralık hesap dönemine sahip şirketlerde bu rapor, 28 Şubat 2013’e kadar hazırlanmalı. Bu tarihten sonra hazırlanan raporlar da geçerli olacaktır ancak, raporun geç hazırlanmasından kaynaklanan bir zarar olursa, raporu hazırlayacakların sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu rapor olmadan genel kurulun yapılamayacağına da dikkat etmek gerek.

6. Raporun içeriği ile ilgili bir düzenleme var mı?
Eskiden yıllık faaliyet raporları bir ya da iki sayfa hazırlanıyordu. İçeriği zengin olmayan yıllık faaliyet raporları, ilgililerin ve özellikle pay sahiplerinin şirket faaliyetlerini anlayacağı ve sorgulayabileceği verileri taşımıyordu. Bundan dolayı da pay sahipleri haklarını kullanamıyordu. Yeni dönemde, yıllık faaliyet raporları bazı zorunlu bilgileri taşımak zorunda. ”Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik” de konu ile ilgili ayrıntılı düzenlemeler yer alıyor.

7. Hangi bilgilerin raporda yer alması zorunlu?
Raporda; genel bilgiler, yönetim organı üyeleri ile üst düzey yöneticilere sağlanan mali haklar, şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları, şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler, finansal durum, riskler ve yönetim organının değerlendirmesi ve diğer hususlar başlıkları altında detaylı bilgilerin verilmesi zorunlu. Bu çerçevede, şirketin finansal durumu ve faaliyetleri ile ilgili ayrıntılı bilgilerin, şirket ve yöneticiler hakkında uygulanan idari veya adli yaptırımların, şirket aleyhine açılan ve şirketin mali durumunu ve faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikteki davalar ve olası sonuçlarının, şirketin kar dağıtım politikasının ya da hesap dönemi içerisinde yapılan özel denetime ve kamu denetimine ilişkin açıklamalar gibi konularda ayrıntılı bilgilerin raporda yer alması zorunlu. İlgili Yönetmeliğin rapor hazırlanmadan önce ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekli.

8. Yıllık faaliyet raporu denetime tabi mi?   
Bağımsız denetime tabi olan şirketlerde yıllık faaliyet raporu, hazırlanmasını müteakip gecikmeksizin denetçiye verilmeli. Denetçi, denetleme sırasında elde ettiği bilgilerle yıllık faaliyet raporunun uyum içinde olup olmadığını karşılaştıracak. Yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da denetlenecek. Denetime tabi olduğu hâlde denetlettirilmeyen yıllık faaliyet raporu, düzenlenmemiş sayılacak.

9. Tüm üyeler imzalamalı mı? İmzalamazsa ne olacak?     
Yıllık faaliyet raporu, şirketin faaliyetleri ile ilgili olarak ”hesap verme” niteliğinde bir belge. Yönetim kurulu başkanı dahil, tüm üyelerin imzalarının raporda olması gerektiği özel olarak düzenlenmiş durumda. Dolayısıyla anonim şirketlerde tüm yönetim kurulu üyelerinin raporu imzalaması gerekli. Limited şirketlerde de müdür ya da birden fazla müdür varsa tüm müdürlerin raporu imzalaması şart. Yıllık faaliyet raporunda yer alan bilgilerle ilgili farklı görüşte olanların da, itiraz ettiği hususlar gerekçeleri ile birlikte raporda yer almalı.

Gerekli imzaların atılmaması durumunda, ortada düzenlenmiş bir yıllık faaliyet raporundan söz edilemeyecek. Bildiğiniz üzere yıllık faaliyet raporu, genel kurul toplantısından en az 15 gün önce şirket merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine sunulmalı, genel kurulda da okunmalı ve müzakere edilmeli.  Yeterli imzayı taşımayan bir rapor, yıllık faaliyet raporu sayılamayacağı için, genel kurul kararının dahi geçersizliği söz konusu olabilecek.

10. Yıllık faaliyet raporunun yönetici sorumluluğuna etkisi ne olacak?     
Yönetim kurulu üyelerinin şirketi ‘’tedbirli bir yöneticinin özeni’’ ile yönetip yönetmediklerini tespit ederken, şirketin yıllık faaliyet raporları önemli bir belge ve delil olacak. Şirket faaliyetlerinin pay sahipleri tarafından daha ayrıntılı görülebilmesi ile birlikte, yöneticilerin sorumluluğu daha çok gündeme gelebilecek. Gerekli bilgilerin raporda hiç yer almaması ya da eksik veya gerçeğe aykırı şekilde yer almasından raporu hazırlayanlar sorumlu olacak. Örneğin; şirketin sermayesini kaybettiği ya da borca batık durumda olduğu yıllık faaliyet raporunda bildirilmemişse, şirketin bu durumundan haberdar olmadan borca batık bir şirkete mal satıp parasını alamayan alacaklılar, raporu gereği gibi düzenlemeyen yönetim kurulu üyelerinden zararlarını isteyebilecekler.

Yeni Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Yönetim Kurulu Üyeliğine Seçilme Koşulları – Özlem Karaege

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İİBF, Ticaret Hukuku ABD öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Özge KARAEGE’nin Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVI, Y. 2012, S. 3, s. 67-94′de yayınlanan ”Yeni Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Yönetim Kurulu Üyeliğine Seçilme Koşulları” adlı makalesine buradan ulaşabilirsiniz.

YENİ TÜRK TİCARET KANUNU ÇERÇEVESİNDE YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE SEÇİLME KOŞULLARI

ÖZET
Yeni Türk Ticaret Kanunu ile yönetim kurulu yapısal ve işlevsel açıdan yeni düzenlemelere kavuşmuştur. Bu yapılırken de kurumsal yönetim ilkeleri göz önünde tutulmuş profesyonel, uzman yönetim kurullarının oluşmasının önü açılmıştır. Yönetim kurulu anonim şirkette bulunması gereken zorunlu ve kanuni bir organdır. Bünyesinde sorumluluk barındıran bir mevkiidir. Bu yüzden yönetim kurulu üyelerinin hangi koşulları taşıması gerektiği kanunda özel olarak düzenlenmiştir. Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda bu koşulların bazıları aynen muhafaza ediliyorken bazıları doktrindeki görüşler ve mahkeme kararları dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Böylelikle Avrupa Birliği Hukuku ile uyum sağlanması amaçlanmaktadır. 6103 sayılı Kanun’daki düzenlemeye göre, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesi, mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin derhal sona ermesini gerektirmeyecektir.

Anonim Şirket Yönetim Kurulu ve Sorumluluğu – Ender Dedeağaç/Oğuzhan Sapan

Ankara Barosu avukatlarından Av.Ender DEDEAĞAÇ ve Stj.Av.Oğuzhan SAPAN tarafından hazırlanan ”Anonim Şirket Yönetim Kurulu ve Sorumluluğu” adlı çalışmaya buradan ulaşabilirsiniz.

Çalışmanın İçindekiler kısmı şu şekildedir;

I.          İÇİNDEKİLER

II.         KISALTMALAR

III.         YÖNETİM KURULU

A.        YÖNETİM KURULUNUN OLUŞUMU

1.     Seçilme

2.     Azil

B.        BELİRLİ GRUPLARIN YÖNETİM KURULUNDA TEMSİL EDİLMESİ

C.        YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİNE ENGEL HALLER

1.     Kanundan Kaynaklanan

2.     Esas Sözleşmeden Kaynaklanan

D.        YÖNETİM KURULUNUN TOPLANMASI VE KARAR ALMASI

E.        YÖNETİM KURULU KARARLARIN GEÇERLİLİK KOŞULU

F.        YÖNETİM KURULU KARARLARININ SAKATLIĞI

G.        YÖNETİMİN DEVRİ

H.        TESCİL VE İLAN ŞARTI

IV.       YÖNETİM KURULUNUN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

A.        YÖNETİM KURULUNUN HAKLARI

1.     Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı

2.     Yönetim Kurulu Üyelerinin Mali Hakları

B.        YÖNETİM KURULUNUN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

1.     Özen Borcu

2.     Sır Saklama Yükümlülüğü ve Rekabet Yasağı

3.     Şirketle İşlem Yapma ve Şirkete Borçlanma Yasağı

4.     Müzakereye (Toplantıya) Katılma Yasağı

V.        YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN SORUMLULUĞU

A.        HUKUKİ SORUMLULUK

1.     Genel Olarak

2.     Sorumluluk Halleri

3.     Birlikte Sorumluluk (Farklılaştırılmış Teselsül) ve Sorumluluktan Kurtulma

4.     İspat Yükü

5.     İbra ve Sulh

6.     Yönetim Kurulu Toplantısına Katılmayan Üyenin Alınan Karardan Ötürü Sorumluluğu

7.     Yeni Yönetim Kurulu’nun Eski Yönetim Kurulu’nun Karar ve Eylemlerinden Sorumluluğu

8.     Yönetim Kurulunun Sorumluluğu Açısından Ultra Vires Kuralı

9.     Zamanaşımı

10.    Ceza Davasının Tazminat Davasına Etkisi

11.    Yetkili Mahkeme

B.        CEZAİ SORUMLULUK

C.        VERGİ HUKUKUNDAN VE KAMU ALACAKLARINDAN DOĞAN SORUMLULUK

VI.       TİCARİ MÜMESSİL VE VEKİLLER

VII.       KAYNAKÇA

Yönetim Kurulu Karar Defteri

Yönetim kurulu karar defteri, anonim şirketlerde yönetim kurulunun şirket yönetimi ile ilgili olarak aldığı kararların yazılacağı ciltli ve sayfa numaraları teselsül eden defterdir.

Yönetim kurulu karar defterindeki kayıtların en az aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır:

  • Karar tarihi,
  • Karar sayısı,
  • Toplantıda hazır bulunanlar,
  • Kararın içeriği,
  • Üyelerin imzaları.

Bir üyenin önerisine diğer üyelerin yazılı onayı veya elektronik ortamda katılım. Yönetim kurulu kararı, üyelerden birinin yaptığı öneri üzerine diğerlerinin yazılı onayı ile veya bazı üyelerin elektronik ortamda katılması suretiyle alındığı durumlarda bu husus ayrıca belirtilir. Kararın, üyelerden birinin yaptığı öneri üzerine diğerlerinin yazılı onayı ile alınması halinde imzaların bulunduğu kâğıt veya kâğıtlar karar defterine yapıştırılır.

Tüm üyelerin elektronik ortamda katılımı ile kararın alınması. Kararların bütün üyelerin toplantıya elektronik ortamda katılması ve güvenli elektronik imza ile alınmasıhalinde kararın güvenli elektronik imza ile imzalandığını belirten ifadenin karar metninde yer alması ve alınacak fiziki kararın deftere yapıştırılması şarttır.

Bazı üyelerin elektronik ortamda katılımı ile kararın alınması.  Kararın bazı üyelerin fiziki ortamda bazı üyelerin ise elektronik ortamda toplantıya katılması suretiyle alınması halinde ise karar metninde fiziki ortamda katılanların imzaları ile elektronik ortamda katılanların güvenli elektronik imza ile kararı imzaladıkları belirtilir ve fiziki karar metni karar defterine yapıştırılır.

Yönetim kurulu toplantılarına elektronik ortamda katılım sağlanması halinde elektronik kayıtlar TTK 65 inci madde uyarınca güvenli bir şekilde saklanır.

Bir önerinin veya önerilerin ıslak imza ile imzalanması şeklinde alınan kararlar TTK 390/4 uyarınca karar defterine yapıştırılır; aksi halde karar geçersizdir.

Muhalefet şerhi. Her yönetim kurulu üyesi alınan karara ilişkin muhalefetinin bir şerh ile karar metnine geçirilmesini isteyebilir. Üyelerin şerh yazma talebi hiçbir sebeple reddedilemez; şerh yazılmasına engel olunamaz. Şerh, sahibi dışında hiç kimse tarafından değiştirilemez.

Yönetim Kurulu Karar Defterinin Açılış Onayı

  • Fiziki ortamda tutulan yönetim kurulu karar defterinin açılış onayı kuruluş sırasında ve kullanmaya başlamadan önce yaptırılır.
  • Yönetim kurulu karar defterinin açılış onayının her hesap dönemi için yapılması zorunludur. Defterin izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayı, defterin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar yaptırılır.
  • Yönetim kurulu karar defterinin açılış onayı noter tarafından yapılır. Ticaret şirketlerinin ticaret siciline tescili esnasında yönetim kurulu karar defterinin açılış onayı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da yapılabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hallerde ticaret sicili tasdiknamesinin noterce aranması zorunludur.
  • Yönetim kurulu karar defterinin hesap dönemi içinde dolması dolayısıyla veya başka sebeplerle yıl içinde yeni defter kullanmaya mecbur olunması durumunda, yeni defter kullanılmaya başlanmadan önce açılış onayı yaptırılmalıdır.
Noterler ile ticaret sicil müdürlüklerinin yapacağı açılış onayı defterin ilk sayfasına yazılır ve aşağıdaki bilgileri içerir:
  • Defter sahibinin; gerçek kişilerde adı soyadı, tüzel kişilerde unvanı,
  • Defter sahibinin iletişim bilgileri (adres, telefon, e-posta adresi),
  • İşletmenin merkezi,
  • MERSİS numarası,
  • Şirketin faaliyet konusu,
  • Tacir sermaye şirketi ise taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı,
  • Defterin türü,
  • Defterin kaç sayfadan ibaret olduğu,
  • Defterin kullanılacağı hesap dönemi,
  • Onay tarihi,
  • Onayı yapan makamın resmi mühür ve imzası.
Yönetim Kurulu Karar Defteri Onay Yenileme

  • Yeterli yaprakları bulunan yönetim kurulu karar defteri, yeni hesap döneminin ilk ayı içerisinde onay yenilemek suretiyle kullanılmaya devam edilebilir.
  • Onay yenilemede defterlerin türü değiştirilemez.
  • Yönetim kurulu karar  defterinde son kaydın altına yazılacak “Görülmüştür” ibaresinin yanında onay yenileme kısmında aşağıdaki bilgilerin yer alması zorunludur
    – açılış onayında bulunması gerektiği hüküm altına alınan hususlarda bir değişiklik olmuşsa bu değişiklikler,
    – Defterin kalan sayfa adedi,
    – Kullanılmaya devam edileceği hesap dönemi,
    – Onay tarihi,
    – Onay makamının resmi mühür ve imzası.
  • Onay yenileme işleminde defterlerin kalan sayfalarının tekrar mühürlenmesine ve sıra numarası verilmesine gerek yoktur.
Yönetim Kurulu Karar Defteri Kapanış Onayı
  • Yönetim kurulu karar defteri kapanış onayı, izleyen hesap döneminin birinci ayının sonuna kadar yaptırılmalıdır.
  • Yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı noter tarafından yapılır.
  • Kapanış onayı, son kaydın altına noterce ”Görülmüştür” ibaresi yazılarak mühür ve imza ile onay suretiyle gerçekleştirilir.

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı – Ersin Çamoğlu

Bu makale Yaklaşım Dergisi’nin Mayıs 2012 sayısında yayınlanmıştır. Makalenin ticaretkanunu.net sitesinde yayınlanmasını mümkün kılan Prof. Dr. Ersin ÇAMOĞLU’na ve Yaklaşım Yayıncılık’a teşekkür ederiz.

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı

Prof. Dr. Ersin ÇAMOĞLU
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ticaret Hukuku E. Öğretim Üyesi

I- GİRİŞ

Bilindiği gibi 13.01.2011 tarihinde kabul edilmiş olan 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecektir(1).

6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun(TKYUK)’un 2 ve 3. maddelerine göre eski ve yeni Yasa 01.07.2012 tarihinden sonra da bir süre daha birlikte uygulanacaklardır. Burada hemen belirtmek isteriz ki inceleme konumuz anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluğuna uygulanacak zamanaşımı bağlamında eski ve yeni Yasa arasında bir fark yoktur. Yeni Yasa’nın gerekçesinde, 560. maddenin TK 309 f.4’ün tekrarı olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle TK 309. maddenin 4. fıkrası ile ilgili bilimsel görüşler ve Yargıtay içtihatları, yeni Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra da geçerliliğini koruyacaktır.

II- YASA KOYUCUNUN KONUYA BAKIŞ AÇISI

Yasa koyucular zamanaşımı sürelerini konunun niteliğine ve ülke için taşıdığı öneme göre belirlerler. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davalarında genel eğilim kısa zamanaşımı süreleri koymak yönündedir(2). Amaç bir yandan alacaklılara dava açmak için yeterli süreyi sağlamak diğer yandan özgürce karar vermelerine engel olan baskıyı ortadan kaldırarak yönetim kurulu üyelerinin görevlerini huzur ve güven içinde yapmalarına olanak sağlamaktır(3).

Buna karşılık İsv. BK 760. maddesi 5 ve 10 yıllık süreleri benimsemiştir. Hiç kuşkusuz zamanaşımı süresinin belirlemesi hususundaki takdir yetkisi yasa koyucuya aittir. Buna karşılık yargı organlarına da zamanaşımı sürelerini hukukun temel ilkeleri ve yasa koyucunun izlediği politika doğrultusunda yorumlama ve uygulama görevi düşmektedir.

III- ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

TK 560. madde çeşitli ihtimallere göre üç tür zamanaşımı süresi belirlemiştir.

A- İKİ YILLIK SÜRE

Dava davacının (ortaklık, ortaklar veya -şirketin iflası halinde- iflas idaresi ve alacaklılar) sorumluları ve zararı öğrenmesinden itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar.

56 TK’nın “Ortakların ve Alacaklıların Tazminat Davasına Ait Diğer Hükümler” başlığını taşıyan 340. maddesi, zamanaşımını kuruluştan doğan sorumluluğa ilişkin 309. maddenin 4. fıkrasına atıf yoluyla düzenlemişti. Maddenin kenar başlığının sadece ortakların ve alacaklıların dava hakkından söz etmesi, öğretide ortaklık tarafından açılacak davaların zamanaşımı açısından farklı iki görüşün savunulmasına yol açmıştı(4).

Yeni Ticaret Kanunu, 56TK’nın tartışma yaratan 340 ve 341. maddelerine yer vermemiştir. Bu nedenle yukarıda özetlediğim bu tartışma, sadece 56TK’nın uygulama alanı bulacağı hallerde (TKYUK md. 2, 3 ) pratik önem taşımaktadır.

B- TK 560. MADDE İLE 26BK 126/4 (YENİ BK 147/4) HÜKÜMLERİNİN UYGULANMA ALANI

Her ne kadar yeni Ticaret Kanunu, dipnot 3’te açıklanan 2 yıllık zamanaşımı süresinin sorumluluk davasının tüm davacılarına uygulanıp uygulanmayacağı tartışmasını ortadan kaldırmış ise de, 26BK’nın 126. maddesinin 4. bendi (ve aynı hükmü tekrarlayan 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı yeni BK’nın 147. maddesinin 4. bendi) hükmü halen varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davaların zamanaşımı sürelerini düzenleyen bu iki hükmün uygulanma alanlarını belirlemek zorunluluğu vardır. Diğer bir anlatımla yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu bağlamında TK 560. madde ve 26BK 126/4’ün uygulama koşulları nelerdir?

Öncelikle vurgulamak isterim ki TK 560. madde, özel hükümdür. 26BK 126/4 ile aralarında konu yönünden örtüşme olan hallerde TK 560. madde uygulanır; 26BK 126/4 ancak TK 560. maddenin kapsamı dışında kalan hallerde uygulama alanı bulur.

TK 560. madde uyarınca “sorumlu olanlara” karşı açılacak tazminat davası, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki (ve her halde zararı doğuran eylemin meydana geldiği günden itibaren) beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Yasa koyucu bu maddedeki sorumlularla öncelikle 553. maddede sayılan “kurucular, yönetim kurulu üyeleri, diğer yöneticileri ve tasfiye memurları” ile “Hukuki Sorumluluk” başlığını taşıyan Onbirinci Bölümdeki 549, 550, 551 ve 552. maddelerde düzenlenen özel sorumluluk hallerinin sorumlularını kastetmektedir.

26BK 126. maddenin 4. bendine göre, “bir şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasında açılmış bulunan bütün davalar ile “bir şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıplarıyla şirket veya ortaklar arasındaki davalar…” beş yıllık zamanaşımına tâbidir. Yeni BK’nın 147. maddesinin 4. bendi de aynı hükmü içermektedir.

Görüldüğü gibi 26BK’nun 126 b.4 hükmü ile TK 560. madde sadece müdürler, temsilciler ve denetçiler açısından örtüşmektedir. Bu kişiler aleyhine TK 549 vd. hükümlerine göre açılacak sorumluluk davaları 560. maddedeki özel sürelere tâbidir. Buna karşılık ortakların birbirlerine karşı açacakları veya şirketle aralarındaki davalara 26BK 126/4’ün beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.

Buna karşılık yönetim kurulu üyelerinin (şirketin diğer yöneticilerinin ve denetçilerinin) şirkete karşı açacakları tazminat davaları ise 26BK 126/4 uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresine tâbidirler.

C- ZAMANAŞIMI BAŞLANGICINA DAVACILAR AÇISINDAN BAKIŞ

İki yıllık süre davacının sorumluluğu ve zararı öğrenmesinden başlayacağına göre, sürenin başlangıcını sorumluluk davasının davacıları açısından incelememiz gerekiyor:

1- Şirketin Dava Hakkı Açısından

Yönetim Kurulu üyelerine karşı aslî dava hakkı sahibi şirkettir. Şu halde iki yıllık sürenin şirketin dava açmaya yetkili organının sorumluyu ve zararı öğrenmesinden itibaren başlayacağı söylenebilir. 56TK’da 341. madde şirket adına sorumluluk davası açılmasına karar verme yetkisini genel kurula vermişti. 56TK döneminde Yargıtay önceleri genel kurul kararını “dava şartı” sayıyordu. Yargıtay 1980 sonrası bu görüşünü yumuşatmış ve mahkemenin davacıya bu eksikliği giderebilmesi için bir ek süre vermesi görüşünü benimsemiştir(5).

56TK’daki 341. madde Yeni Ticaret Kanunu’na alınmamıştır. Yasa koyucu böylece sorumluluk davasını şirketin yasal temsilcisine, diğer bir anlatımla yönetim kuruluna bırakmıştır(6). Bu yetki kural olarak görev başındaki yönetim kuruluna aittir. Bunun sonucu olarak, iki yıllık zamanaşımı yönetim kurulunun sorumluyu ve zararı öğrenmesinden başlar.

Çok üyeli yönetim kurullarında, halen üye sıfatını taşıyan bir (veya birkaç) üye hakkında sorumluluk davası açılması gereken hallerde, dava açılmasına karar verme yetkisi, kurulun diğer üyelerine aittir. Şirketi davada temsil yetkisine sahip üyeler temsil ederler. Şayet görevdeki üyeler veya tek üyeli yönetim kurulunun tek üyesi sorumlu tutuluyorsa bu takdirde başta ortaklar ve alacaklılar olmak üzere her ilgili şirketin bu konudaki menfaatlerini korumak üzere mahkemeden MK md. 426/3. uyarınca bir temsil kayyımıatanmasını isteyebilir. İşte bu gibi hallerde iki yıllık süre dava açmakla görevli yeni seçilen yönetim kurulunun veya atanan kayyımın göreve başladığı ve sorumlu ile zararı öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

2- Ortakların ve Alacaklıların Dava Hakkı Açısından

Ortakların yönetim kurulu üyelerine karşı (ister dolaylı zararları için şirkete ister doğrudan zararları için tazminat kendilerine verilmek üzere) açacakları sorumluluk davalarında iki yıllık zamanaşımı zararı ve sorumluları öğrendikleri tarihten başlar.

Alacaklıların yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açmaları ise 56TK’dan farklı olarak yeni Ticaret Kanunu’nda şirketin iflas etmesi ön koşuluna bağlanmıştır. TK 556. maddeye göre iflas halinde şirketin zararı kural olarak iflas idaresince talep olunur. Ancak iflas idaresi sorumluluk davası açmadığı takdirde bu davayı alacaklılar ve ortaklar da açabilirler. Bu varsayımda elde edilen hasıla önce dava açan alacaklının alacağının ödenmesine tahsis olunur; bakiye kalırsa şirkete verilir. İşte bu suretle dava açma hakkına sahip olan alacaklıların davalarına ilişkin zamanaşımı da onların sorumluyu ve zararı öğrendikleri tarihten başlar.

3- Ticaret Sicilinin Olumlu İşlevinin Davacının Öğrenme Olgusuna Etkisi

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi sorumluluk davasında iki yıllık zamanaşımı süresi davacının, sorumluları öğrenme tarihinden başlar. Bu tarih fiili öğrenme tarihidir. Bu bağlamda TK’nın 36 (56TK 38.) maddede düzenlenen sicilin olumlu işlevinin zamanaşımının başlangıcı açısından uygulama alanı bulup bulunmayacağı sorulabilir. Gerçekten TK 36. maddenin 1. fıkrasına göre;

“Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilân edildiği… günü izleyen iş gününden itibaren hukukî sonuçlarını doğurur. Bu günler, tescilin ilan tarihinden itibaren işlemeye başlayacak sürelere de başlangıç olur.”

Görüldüğü gibi, maddenin 1. fıkrasının son cümlesi “ilân tarihinden itibaren işlemeye başlayacak müddetlerin” hükümlerini tescil işleminin ilânını izleyen gün doğuracağını hükme bağlamaktadır. Hemen belirtmek isteriz ki bu hükmün TK 560 (56TK 309 f.4) zamanaşımı süresinin başlangıç tarihine uygulanma olanağı yoktur. Çünkü maddenin açık ifadesinden bu hükmün sadece “kaydın ilânı tarihinden itibaren işleyecek müddetlere” uygulanacağı anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla 56TK 36. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi sadece Yasa’nın açıkça ilân tarihinden itibaren başlayacağını öngördüğü hallerde uygulanabilir. 56TK 36 f.1 son cümlenin yollama yaptığı bu hallerin örnekleri TK 128(8), 248(1) ve 559 (56TK 140/5, 190, 310, 438, 555/2 ) maddelerde yer almaktadır.

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin zamanaşımı sürelerini düzenleyen TK 560. maddede ise sürenin tescilin ilânı tarihini izleyen gün başlayacağına ilişkin hüküm yoktur. Bu nedenle TK 36 (56TK 38.) maddede düzenlenen ticaret sicilinin olumlu işlevi burada işlemez; zamanaşımı süresini başlatan olgu, davacının zararı ve sorumluları fiilen öğrendiği tarihtir.

Davalının zamanaşımını başlatan olguları (zararı ve sorumluları) öğrenme tarihini, diğer bir anlatımla zamanaşımının başlama tarihini kanıtlama yükü davacıya aittir.

D- BEŞ YILLIK SÜRE

Sorumluların veya zararın öğrenilmemesi ve bu sebeple iki yıllık zamanaşımının söz konusu olmaması halinde yönetim kurulu üyelerinin daha uzun bir süre sorumluluk tehdidi altında kalmalarını uygun bulmayan kanun koyucu beş yıllık azamî bir süre koymuştur. Bu müddet zarar verici fiilin meydana geldiği tarihten itibaren yürür. Dava her halde bu beş yıllık sınır içinde açılmalıdır. Fiilin vukuundan dört yıl geçtikten sonra durum öğrenilmiş olsa dahi bu tarihten itibaren iki yıllık süre söz konusu olmaz; dava beşinci yılın sonuna kadar açılmış olmalıdır.

Beş yıllık zamanaşımı süresi kanun koyucunun yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması için öngördüğü tavandır; bu sürenin yorum yolu ile uzatılması olanağı yoktur. Bu nedenle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Kararı’nda(7) benimsediği, bir hatalı krediden kaynaklanan hukukî sorumlulukta, bu hatayı gizleyen bilançonun onaylanması yönetim kurulu üyelerinin aklanması anlamına gelmeyeceğinden görevleri devam eden yönetim kurulu üyelerinin her hatalı bilançoda kusuru bulunduğu için eylemin üzerinden 5 yıl geçse de bu sürenin son bilançonun onaylanmasından başlayacağı yolundaki görüşe katılma olanağı yoktur. Kanımızca bu görüş zamanaşımının işlevine ve yasa koyucunun amacına aykırı düşmektedir(8).

E- CEZA ZAMANAŞIMI

TK 560 son cümle gereğince, şayet sorumluluğu gerektiren fiil aynı zamanda “…cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun dava zamanaşımına tâbi bulunmuyorsa, tazminat davasına bu zamanaşımı uygulanır.”

Bu hüküm pek çok açıdan yoruma muhtaçtır. Eğer TK 560. maddesinin son cümlesindeki bu hüküm doğru yorumlanamazsa bizi yasa koyucunun gerçek amacını aşan gayrı adil sonuçlara götürebilir.

Davacının ceza zamanaşımı süresinden yararlanabilmesi, kanımca sanık hakkında ceza yargılamasında verilen hüküm kesinleşmesi ön koşuluna bağlıdır. Şayet ceza soruşturması (kovuşturması ya da davası) açılmamışsa hukuk yargıcı görmekte olduğu davayı bekletici mesele yapmalıdır.

Mamafih belirtmek isteriz ki öğreti ve uygulama aynı ilkeyi dile getiren 26BK 60. maddenin 1. fıkrasına ilişkin değerlendirmelerinde, aynı zamanda suç teşkil eden haksız eylemlere daha uzun ceza zamanaşımının uygulanması için fail hakkında soruşturma açılmasına dahi gerek görmemektedir(9).

Diğer bir anlatımla bu varsayımda bir eylemin suç teşkil edip etmediğinin takdiri ve buna bağlı olarak ceza zamanaşımının uygulanması hukuk yargıcının takdirine bırakılmaktadır. Bu görüşün hukuk güvenliği açısından sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Zira böylece davayı gören hukuk yargıcının uzmanlığı dışında (olağanüstü) bir takdir yetkisi tanınmaktadır. Kanımızca 26BK 60 f.1 ve TK 309 f.4 hükmü kural olarak kesinleşen ceza kararlarında uygulama alanı bulmalı; eylem hakkında soruşturma, kovuşturmaya veya dava açılmışsa hukuk yargıcı davayı bekletici mesele yapmalıdır. Aksi davranış hukuk yargıcının verdiği hükmün icra olunduğu ve fail hakkında dava açılmadığı ya da sanığın beraat ettiği hallerde davalının zamanaşımına uğramış bir fiili nedeniyle açılacak davada kendisini savunmak zorunda kalması sonucunu doğuracaktır.

Yargıtay’ın 26BK’nın 53. maddesi bağlamında, ceza mahkemesi kararlarının hukuk yargılamasına etkisi konusunda verdiği çeşitli kararlar da, kanımızca hukuk yargıcının ceza sürecini bekletici mesele yapması gerektiğini gösterir niteliktedir(10). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Kararı’na göre(11) ceza davasında verilen suçun oluşmadığı temeline dayalı beraat kararı, yönetim kurulu üyeleri hakkında ayni maddî olgulara dayalı sorumluluk davası açılmasına engel oluşturur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yönetim kurulu üyelerinin şirket adına tahsil ettikleri parayı şirkete intikal ettirmedikleri savı ile açılan sorumluluk davasında, aynı konuda haklarında yürüyen ceza davasında yapılan savunmaların da değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir(12).

Ayrıca vurgulamak isteriz ki TK 560. maddenin son cümlesinin yollamasıyla uygulama alanı bulacak olan ceza zamanaşımı süresi ana süredir. Bu bağlamda, zamanaşımının kesilmesi halinde sürenin 1/2anında uzayacağını öngören Türk Ceza Kanunu’nun 67/4. maddesi hükmü uygulanamaz.

IV- ÖZEL ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

A- BANKACILIK KANUNU’NDAKİ ÖZEL HÜKÜM

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesi, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresini 20 yıl olarak belirlemiştir. Maddenin açık hükmüne göre, bu süre Fon’un Bankacılık Kanunu’ndan doğan alacaklarına uygulanabilir; bu Yasa’dan doğmayan alacaklar ise genel hükümlere tâbidir.

Türk sorumluluk hukukunda en çok 10 yıl olan zamanaşımı süreleri bankacılık mevzuatında ilk olarak 26.12.2003 tarihinde 4389 sayılı Kanun’a 5020 sayılı Kanunla eklenen Ek 3. madde ile 20 yıla çıkarılmıştır.

Yürürlükteki 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesi, “Bu Kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şâmildir.” hükmünü öngörmektedir. Bu hükmün Anayasa’nın ve hukukun temel ilkelerine uygunluğu tartışılabilir. Bu bağlamda 141. maddenin uygulanma şekli ve kapsamı konusunda şu tespitleri yapabiliriz:

Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesi müktesep hakları ihlâl edecek biçimde uygulanamaz. Sorumluluğa neden olan işlem ve eylemin meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan kanuna göre zamanaşımı dolmuş ise Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesine göre bu hükmün makable şâmil olduğu ileri sürülemez(13) .

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Kararı’nda, hukuk devleti kavramının temelini oluşturan, toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi sağlayan kazınılmış hakları ortadan kaldırıcı yorumların kabûl edilemeyeceğini içtihat etmiştir(14).

20 yıllık zamanaşımı süresi 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.11.2005 tarihinden önceki olaylara da uygulanabilir mi? Yasaların geriye yürümemesi hukukun evrensel ilkelerinden birisidir(15). Hukuk öğretisinde sadece usul hükümlerinin geriye yürüyebileceği savunulmaktadır. Buna karşılık hakkın özünü ilgilendiren yasalar geriye yürümez. Bu bakış açısına göre değerlendirildiğinde, klasik anlamda usul hükmü olduğu düşünülse de zamanaşımı hükümlerinin hakkın özünü etkileyen niteliği ile geriye yürümesinin mümkün olmadığı inancındayız(16). Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesindeki gerek zamanaşımının gerekse “…diğer konularda Fon lehine getirilen hükümlerin makable şâmil” olduğu yolundaki hükmün, belirsiz, soyut ve bu nedenle hukuk güvenliğini zedeleyici kapsamı yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu görüşündeyiz(17).

Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesindeki özel zamanaşımı sadece Fon’un bu kanun uyarınca açacağı davalarda uygulanacağı, buna karşılık aynı kapsamda Fon’a karşı açılacak davaların genel hükümlere tâbi olacağı düşünülürse, hükmün bu açıdan da Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gözlemlenmektedir(18).

B- REKABET YASAĞININ İHLÂLİNDEN DOĞAN SORUMLULUKTA ZAMANAŞIMI

Yeni TK’nın 396. maddesi, 56TK’nın 335. maddesinden alınmıştır. Maddenin genel yapısı ve zamanaşımı süreleri açısından iki hüküm arasında fark yoktur.

TK 396. maddenin 2. fıkrasına göre, rekabet yasağını ihlâl eden yönetim kurulu üyelerine karşı maddenin öngördüğü seçimlik talep haklarını kullanma yetkisi, diğer üyelere aittir. 3. fıkraya göre ise, “Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini; diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her halde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.”

Görüldüğü gibi TK 396. madde rekabet yasağının ihlâli halinde, ihlâlden doğan hakları kullanmakla yetkili diğer üyelerin sorumluluk nedenini öğrenmesinden itibaren üç ay ve her halde sorumluluk yaratan olgunun gerçekleşmesinden itibaren bir yılık zamanaşımı sürelerini öngörmüştür(19). Bu hükmün uygulamasında aşağıdaki sorulara cevap bulunması gerekiyor:

Yasa üç aylık sürenin diğer yönetim kurulu üyelerinin öğrenmesinden itibaren yürümeye başlamasını öngörüyor. Eğer 396. maddede düzenlenen hakları kullanacak birden çok yönetim kurulu üyesi varsa, üç aylık sürenin başlaması için sorumluyu ve sorumluluk doğuran olguyu bunların tamamının öğrenmesi mi gerekir, yoksa birisinin öğrenmesi yeterli midir? Kanımızca 3 aylık sürenin başlaması için 396. maddeden doğan hakların kullanılması sorumluluk doğuran olguyu ve zararı diğer üyelerin tümünün öğrenmesi gerekir. Üyelerden birinin veya bazılarının öğrenmesi halinde bunların konuyu en kısa sürede yönetim kuruluna getirmek yükümü varsa da sorumluluğa tüm üyelerin vâkıf olması ancak kurul toplantısında mümkün olacaktır. Öğrendiği halde konuyu yönetim kuruluna getirmeyen üyelerin sorumluluğa ilişkin hükümler saklıdır.

Bu bağlamda ayrıca TK 396. maddenin tek kişilik yönetim kurulunda nasıl uygulanacağını incelememiz gerekiyor; tek üyeli yönetim kurulunda seçimlik hakları kullanacakdiğer üyeler mevcut olmadığı için bu boşluğun nasıl doldurulacağı sorulabilir. Kuşkusuz konunun genel kurul gündemine getirilmesi ve orada değerlendirilmesi mümkündür. Genel kurul rekabet yasağının ihlâli savını ciddi bulduğu takdirde, tek yönetim kurulu üyesini görevden alabilir ve yerine atama yapabilir. Bu takdirde 3 aylık zamanaşımı süresi atanan üyenin (sorumluyu ve eylemi aynı tarihte öğrendiği kabûl edilerek) göreve başladığı tarihten itibaren yürür.

Bu bağlamda ikinci bir yol da MK’nın 426. maddesinin 3. bendi uyarınca şirkete bir temsil kayyımı tayin ettirmektir. Tüm ortaklar ve şirketin alacaklıları “ilgili” sıfatıyla mahkemeden TK 396. maddenin ihlalinden doğan hakları kullanmakla görevli bir kayyım atanmasını talep edebilirler. Bu varsayımda üç aylık süre, kayyımın görevi almasından itibaren yürümeye başlar.

……………………………………………………………………………………………

(1)         14.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(2)         Alman (Alm PŞK § 93-6), İtalyan hukukunda (ItalMK 2049) 5 yıl; Fransız hukukunda (Fr OK 210-7) ise üç yıllık zamanaşımı süreleri kabûl edilmiştir.

(3)         Hikmet Sami TÜRK, “Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı ve Başlangıcı”, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, VI. (Nisan 1989), Ankara 1989, s. 40

(4)         Öğretide çoğunluk ve Yargıtay bu sürenin TK 340. maddenin yollamasıyla uygulama alanı bulan 309. madde uyarınca anonim ortaklığın davası açısında dahi 2 yıl olduğu görüşünde idi. Bkz. Yrg. 11. HD.’nin, 30.12.1972 tarih ve E. 72/3561, K. 72/5858 sayılı Kararı (Batider 1973. C.VII, S. 184-188); 04.12.1974 tarih ve E. 74/3448, K. 74/3423 sayılı Kararı (Yrg. Kar. Dergisi, 1975. C. I, s. 134-138); 10.05.1983 tarih ve E. 2413, K. 2645 sayılı Kararı; Gönen ERİŞ, Türk Ticaret Kanunu, C. I, Ticari İşletme ve Ticaret Şirketleri, 1. Baskı, Ankara 1987, s. 979 N.1261). Buna karşılık doktrinde yönetim kurulu üyelerine karşı ortaklık tarafından açılacak davanın zamanaşımı yönünden BK 126. maddenin 4. fıkrası hükmüne yani 5 yılık zamanaşımına tâbi olacağı görüşü de savunulmuştu (Bkz. Tuğrul ANSAY, Çağdaş Anonim Şirketlerin Sorunları ve Türk Anonim Şirketleri, Ankara 1970, s. 131; TÜRK, agm, s. 22, 26; Reha POROY –  Ünal TEKİNALP – G. TEKİNALP, Ortaklıklar Hukukunda Organların Sorumluluğu İÜHFM, C. XLV-XLVII, İstanbul 1982, s.366). Bu görüşün temelinde 309. maddeye yapılan atfın 340. maddede yer aldığı, anonim şirketin dava hakkını düzenleyen 341. maddenin ise 309. maddeye atıf yapmadığı, bu sebeple zamanaşımı için genel hükmün (BK 126/4’ün) devreye gireceği düşüncesi vardır. Bu görüşün yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davasında asıl hak sahibinin anonim şirket olduğu, pay sahipleri ile alacaklıların dava hakkının ise ikinci derecede olup anonim şirketin dava hakkından kaynaklandığı esasını gözden kaçırdığı; sorumluluk davalarının bir bütün olduğu; atfın TK 340. maddede olup 341. maddede yer almamasının sonucu değiştirmeyeceği ve bu görüşün aynı hukuki sebebe davayı davalar arasında zamanaşımı farklılıklarına yol açtığı ve nihayet yasa koyucunun yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davalarında özel ve kısa süreler koyma politikasına da aykırı düştüğünü vurgulayarak çoğunluk görüşünü savunmuştum (Bkz. Ersin ÇAMOĞLU, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukukî Sorumluluğu, 3. Baskı, İstanbul 2010, s. 259).

(5)         Ersin ÇAMOĞLU – Reha POROY – Ünal TEKİNALP, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 12. Baskı, İstanbul 2010, s. 307

(6)         56TK 341. madde, sorumluluk davasında şirketi denetçilerin temsil etmesini öngörmekte idi. Bilindiği gibi yeni TK, denetçilerin organ sıfatını, dolayısıyla şirketi temsil yetkilerini de kaldırmıştır.

(7)         Yrg. 11. HD’nin, 30.12.1972 tarih ve E. 72/3561, K.72/5858 sayılı Kararı (Batider VII Sayı: 1, s. 184).

(8)         Ayrıntılı bilgi için Bkz. TÜRK, agm, s. 36; Yrg. 11. HD.’nin, 23.05.1979 tarih ve E. 77/4690, K.2626 sayılı Kararı da aynı yöndedir.

(9)         Bkz. Fikret EREN, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C. II, 4. Baskı, Ankara 1991, s. 436; TEKİNAY – AKMAN – BURCUOĞLU – ALTOP – TEKİNAY, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993, s. 723

(10)       Bkz. Yrg. 11. HD.’nin, 19.11.2007 tarih ve E. 11854, K. 14423 sayılı Kararı; ERİŞ, TTK md. 336 s. 2423

(11)       Yrg. 11. HD.’nin, 20.06.2005 tarih ve E. 9077 K. 6843 sayılı Kararı; ERİŞ, TTK md. 336, s.2392

(12)       Bkz. Yrg. 11. HD.’nin, 30.10.2008 tarih ve K. 5079 sayılı Kararı; ERİŞ, TTK md. 336, s. 2411

(13)       Seza REİSOĞLU, Bankacılık Kanunu Şerhi, Ankara 2007, s. 141, 1576; Ersin ÇAMOĞLU, Banka Yönetim Kurulu Üyelerinin İflasının Koşulları, Batider C. XXVII, Sayı: 1, s.16

(14)       Yrg. HGK’nın, 05.02.2003 tarih ve 21-30/57 sayılı Kararı (YKD, Haziran 2003, s. 851).

(15)       Anayasa’nın 138. maddesinin 1. fıkrasına göre “Hakimler … Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak…hüküm verirler.” Her ne kadar yasaların geriye yürümemesi ilkesi Anayasa’nın 38. maddesinde açık olarak sadece ceza yasaları ile ilgili olarak yer almışsa da 4722 sayılı TMK’nın Yürürlülüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (08.12.2001 tarih ve 24607 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.) 1 ve TTK’nın TatK’nın 1. maddesi bu ilkeyi açıkça ifade etmektedir. Bu konuda ayrıca Bkz: Ünal TEKİNALP, Ünal Tekinalp’in Banka Hukukunun Esasları, İstanbul 2009, N.32-04; Bkz. Ersin ÇAMOĞLU, Sorumluluk Hukukunun Evrensel İlkeleri Işığında Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu, İstanbul 2011, s. 407 vd.

(16)       Aynı yönde, Ünal TEKİNALP, Banka Hukuku; Karş. REİSOĞLU, (Şerh 2007) md. 141 s.1576; Hanife DOĞRUSÖZ, Banka Yöneticilerinin ve Hakim Ortaklarının Şahsî Sorumluluğu, İstanbul 2010, s. 295

(17)       TEKİNALP, bu hükmün Anayasa’nın adil yargılama ilkesine (AY. 36 ) aykırı olduğunu belirtmektedir (TEKİNALP, Banka Hukuku, N. 32-04).

(18)       Karş: Ahmet BATTAL, Bankacılık Kanunu Şerhi, Ankara 2006,s.401

(19)       Ayrıntılı bilgi için Bkz. ÇAMOĞLU, Sorumluluk, s. 106 vd; Erol ULUSOY, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara 2005, s. 3 vd.

Tek Üyeli Yönetim Kurulu – Levent Yaralı

I – Yasal Düzenleme

Anonim şirket yönetim kurulu üye sayısını düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (YTK) m. 359/1, c.1 düzenlemesi şu şekildedir;

‘‘Anonim şirketin, esas sözleşmeyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, bir veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.’’

Anonim şirket yönetim kurulunun asgari üç üyeden oluşması zorunluluğu([1]) YTK’ya alınmayarak, tek pay sahipli anonim şirket gibi tek üyeli yönetim kuruluna da izin verilmiştir.

Tek kişilik yönetim kurulu, anonim şirketler hukukumuzun kaynağı sayılabilecek İsviçre Borçlar Kanunu’nun 707. maddesinin birinci fıkrasında([2]) ve Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu’nun 76. paragrafının  ikinci fıkrasında([3]) da tanınmıştır. Amerika’da sermaye ve yatırım çekmede %50’yi aşan şirket oranı ile birinci sırayı alan ve ‘şirket cenneti’ olarak nitelendirilen Delaware eyaletinin şirketler hukukunda da, yönetim kurulunun bir veya daha fazla gerçek kişiden oluşabileceği düzenlenmiştir([4]). İngiliz Şirketler Kanunu da, halka açık anonim şirketler dışındaki anonim şirketlerin yönetim kurulunun tek üyeli olabileceğini düzenlemektedir([5]).

a. Kavram

YTK 359/1, c.1 düzenlemesinde yönetim kurulu kavramı, bir üyeyi kapsayacak şekilde de kullanılmıştır.

Tek üyeden oluşan yönetim kurulu kavram düzeyinde çelişkili ve eleştiriye açıktır([6]).

359. maddenin gerekçesinde; tek kişi ile kurul ifadesinin çelişki yaratabileceğinin düşünülmemesi, 359. maddede geçen “kurul” kelimesinin birden ziyade kişiden çok, “organ”a işaret ettiği, modern şirketler hukuku anlayışında kurulun birden çok kişi anlamının gün geçtikçe vurgusunu yitirdiği ve tek üyeli yönetim kurulunun bir çok komite ve komisyonla birlikte çalışıp bir yönetim örgütü oluşturabileceği vurgulanmıştır([7]).

Tekinalp, tek kişilik ‘kurul’ olamayacağı, yeniliğin kurul kavramı ile çeliştiği şeklindeki genel kanının Türkiye’ye özgü olduğunu ve hukuki açıdan da doğru olmadığını, tek üyeli yönetim kurulunun da ‘kurul’ olarak çalıştığını; yönetim kurulu kararının gerekli olduğu hallerde karar alındığını, karar yazıldığını, imzalandığını, karar defterine geçirildiğini ve gereğinde tarihin üçüncü kişiye ispat edildiğini, tek kişilik yönetim kurulunu  yıllardan beri uygulayan ülkelerde öğretide ‘kurul’ bulunmadığı itirazının ileri sürülmediğini, ‘kurul’ kelimesinin üye sayısına değil, organ kavramına, yazılı karara, kararın karar defterinde sabitlenip, somutlaşmasına, kanıtlanmasına, tarihinin üçüncü kişilere ileri sürülmesine göndermede bulunduğunu ifade etmektedir([8]).

Pulaşlı, yönetim kurulunun bir veya birden fazla üyeden oluşan devamlı faaliyette bulunan bir kurul-organ olduğunu, yönetim kurulunun tek üyeden oluşmasının onun ‘kurul-organ’ niteliğini etkilemeyeceğini, çünkü ‘kurul’un hukuki bir kavram olup, üye sayısının önemli bir unsur olmadığını ifade etmektedir ([9]).

Moroğlu ise aksi görüşte olup, 359. maddenin 1 inci fıkrasında, yönetimin bir üyeden oluşması halinde de kurul’dan söz edilmesini eleştirmiş([10]) ve şu düzenlemeyi önermiştir([11]).

‘‘Anonim şirketin anasözleşmesiyle atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş, gerçek veya tüzel kişi bir yöneticisi veya daha fazla kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur.’’

Arkan, ‘‘yönetim kurulu’’ ifadesinin dahi yönetim kurulu üye sayısının birden fazla olmasını gerektireceğini belirtmektedir([12]).

Yavuz da, 359 ve devamı bölümünün başlığının “yönetim organı” olması gerektiğini, tek kişi kurul olmayacağını, tek kişi olunca “yönetim kurulu”  değil “yönetici” denileceğini, nasıl ki denetim kurulu ya da denetçi deniyorsa, burada da yönetici ya da yönetim kurulu denilmesi gerektiğini belirtmiştir([13]).

Bahtiyar ise, maddede tek kişilik kuruldan söz eden düzenlemenin anlamsız olduğunu bu durumda yöneticiden veya yönetim organından söz etmenin daha doğru olduğunu ifade ederek düzenlemeyi eleştirmiştir([14]).

Kanaatimce, yönetim kurulunun kavram düzeyinde geçmişten bugüne ilgili kesimlerde yarattığı algı ve öğretideki eleştiriler dikkate alınarak tek kişi için ‘yönetici’ ve birden fazla kişi için ‘yönetim kurulu’ ifadelerinin madde metninde kullanılması daha isabetli olurdu. Bununla beraber, tek kişi ortaklığı, tek kişilik şirket/ortaklık gibi kavramların haiz olduğu kavramsal çelişkiye rağmen diğer ülke  uygulama ve literatürlerinde yerleştiğinin ve birden fazla kişinin bir araya gelerek kurduğu ortaklık için kullanılan şirket kelimesinin tek kişi için de kullanıldığını belirtmek isteriz.

b – Tek Üyeli Yönetim Kuruluna İzin Verilme Nedenleri

Tek üyeli yönetim kuruluna izin verilmesinin sebebi, 359. madde gerekçesinde; AB hukuku ile uyum sağlanması ve küçük anonim şirketler ile ana şirketlerde, daha kolay yönetme yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanınması şeklinde belirtilmiş, bu kuralın esneklik ve kolaylık sağlayacağı ve özellikle topluluk oluşturulmasında, kurumsallaşmada ve hatta profesyonelleşme ile bölünmelerde yararlı olacağının düşünüldüğü ifade edilmiştir([15]).

Tekinalp, tek kişilik yönetim kurulunun Avrupa’da yoğun uygulamasının bulunma nedeni olarak, tek kişilik yönetim kurulunun; pratik, kolay karar alıp uygulayan, ucuz, görüş ayrılıklarına yer vermeyen, kilitlenmeyen, kolay talimat alıp veren nitelikte olmasını göstermektedir([16]).

Tek kişilik yönetim kurulu ile; tek kişilik anonim şirketini([17]) etkin ve tek elden yönetmek isteyen pay sahibi, deyim yerindeyse ‘saman üyeler’e([18]) muhtaç kalmaksızın, kendisi ya da seçeceği yönetim kurulu üyesi vasıtasıyla şirketinin yönetim ve temsilini sağlayabilecektir.



Yazar: Levent YARALI, LL.M.

[1]      6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu (ETK) m. 312/1 ‘‘Anonim şirketlerin esas mukavelesiyle tayin veya umumi heyetçe intihap edilmiş en az üç kişiden ibaret bir idare meclisi bulunur.’’

[2]      İsviçre Borçlar Kanunu m. 707/1 şu şekildedir; ‘‘Der Verwaltungsrat der Gesellschaft besteht aus einem oder mehreren Mitgliedern’’.

[3]      Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu m. 76/2, c.1 şu şekildedir; ‘‘Der Vorstand kann aus einer oder mehreren Personen bestehen.’’.

[4]      Delaware Code, Title 8, Chapter 1, General Corporation Law, § 141; ‘‘(b) The board of directors of a corporation shall consist of 1 or more members, each of whom shall be a natural person.’’.

[5]      Companies Act 2006, 154; ‘‘(1) A private company must have at least one director. (2) A public company must have at least two directors.’’.

[6]      Tek kişi ortaklığı, tek kişilik anonim şirket/ortaklık, tek kişilik limited şirket/ortaklık gibi kavramlar da kendi içinde çelişkilidir. Tek kişi ortaklığının kavramsal çelişkisi, eleştiriler ve tercih edilme sebepleri hakkında ayrıntılı açıklamalar için şu monografik esere bakılabilir; Fatih AYDOĞAN, Tek Kişi Ortaklığı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2012, s. 5-13.

[7]      Bkz. YTTK 359. madde gerekçesi www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-359 .

[8]      Ünal TEKİNALP, Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku İle Tek Kişi Ortaklığının Esasları, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 2. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, N.12-12.

[9]      Hasan PULAŞLI, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt I, Adalet Yayınları, Ankara 2011,  § 30, 65.

[10]     Erdoğan MOROĞLU, Türk Ticaret Kanunu İle Yürürlük ve Uygulama Kanunu Tasarıları, Değerlendirme ve Öneriler, Genişletilmiş 6. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, s. 159-160.

[11]     MOROĞLU, a.g.e., s. 160.

[12]     Sabih ARKAN, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, Konferans, Bildiriler-Tartışmalar, 13-14 Mayıs 2005, BTHAE, s. 52.

[13]     Cevdet YAVUZ, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı Toplantıları I-II-III, Türkiye Barolar Birliği, Yayın No:138, Ankara 2008, s. 631.  Aynı yayında toplantılar sonucu ulaşılan genel görüş olarak da şu ifadeler kullanılmaktadır; ‘‘Tasarının 359. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulunun tek kişiden oluşabileceği öngörülmüştür. Tek kişiden oluşan yönetim kurulu, her şeyden önce “kurul” kelimesinin anlamına aykırıdır. Kurul, “bir işi yapmak veya yönetmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk” anlamındadır. Yönetim tek kişiden oluşuyorsa, bu bir kurul değildir.’’ (a.g.e.,  s. 70).

[14]     Mehmet BAHTİYAR, Türk Ticaret Kanunu Tasarısının Dili İle Bazı Hükümlerinin Değerlendirilmesi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:61, Ankara 2005, s. 73.

[15]     Bkz. TTK 359. madde gerekçesi: www.ticaretkanunu.net/ttk-madde-359

[16]     TEKİNALP, a.g.e., N.12-12.

[17]     Anonim şirketin kuruluşu için, şirkette pay sahibi en az beş kurucunun bulunması şartını öngören 6762 sayılı TTK’nın 277. madde düzenlemesi TTK’ya alınmamış, TTK’nın 338. madde düzenlemesi ile tek kişilik anonim şirketin kurulmasına ve devamına izin verilmiştir.

[18]     ‘Saman adam’ terimi, gerçekte ortak olmayıp asgari sayı şartını gerçekleştirmek amacıyla kendilerine pay verilen görünüşte ortaklar için kullanılmaktadır (Bkz. Reha POROY(Ünal Tekinalp/Ersin Çamoğlu), Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 11. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2009, N. 45). Yönetim ve temsil konusunda gerçekte söz sahibi olmayan ancak asgari sayı şartını gerçekleştirmek amacıyla yönetim kurulu üyesi yapılan üyeler için ‘saman üyeler’ terimini kullandık.

Bu çalışmaya yapılacak atıfların aşağıdaki şekilde yapılması önerilir;
Levent YARALI, ”Tek Üyeli Yönetim Kurulu”, www.ticaretkanunu.net/tek-uyeli-yonetim-kurulu (Erişim Tarihi).

TÜSİAD Yayını: Yönetim Kurulları’nda İç Denetim Hakkında Sorulması Gereken 12 Soru

Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin Mayıs 2008’de yayınladığı ”Yönetim Kurulları’nda İç Denetim Hakkında Sorulması Gereken 12 Soru” adlı yayına buradan ulaşabilirsiniz.

Yönetim Kurulları’nda İç Denetim Hakkında Sorulması Gereken 12 Soru Yayın İçeriği
1. İç Denetim Faaliyetine Neden İhtiyaç Duyuyoruz
2. İç Denetim, Kuruma Nasıl Ekonomik Fayda Sağlar?
3. İç Denetimin Amaç, Yetki ve Sorumlulukları Nelerdir?
4. İç Denetim Kime Bağlı Olmalıdır?
5. İç Denetim ve Denetim Komitesi Arasındaki İlişki Nedir?
6. İç Denetim Faaliyeti İçin Gerekli Kadro Nasıl Oluşturulur?
7. İç Denetim Planı Nasıl Oluşturulur, Neleri Kapsar?
8. İç Denetim Faaliyetinin Sonuçları Nasıl Raporlanır, Yöneticilerin Nasıl Karşılık Vermesi Beklenir?
9. İç Denetim ve Diğer Denetim Faaliyetleri Nasıl Koordine Edilebilir?
10. Suiistimallerde, İç Denetim Faaliyetinin Sorumluluğu Nedir?
11. İç Denetim Faaliyetinin Performansını Nasıl Değerlendirebiliriz?
12. İç Denetim Faaliyetinin Etkinliğini Sağlamak ve Desteklemek İçin Neler Yapmalıyız?