Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı – Ersin Çamoğlu

Bu makale Yaklaşım Dergisi’nin Mayıs 2012 sayısında yayınlanmıştır. Makalenin ticaretkanunu.net sitesinde yayınlanmasını mümkün kılan Prof. Dr. Ersin ÇAMOĞLU’na ve Yaklaşım Yayıncılık’a teşekkür ederiz.

Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı

Prof. Dr. Ersin ÇAMOĞLU
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ticaret Hukuku E. Öğretim Üyesi

I- GİRİŞ

Bilindiği gibi 13.01.2011 tarihinde kabul edilmiş olan 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecektir(1).

6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun(TKYUK)’un 2 ve 3. maddelerine göre eski ve yeni Yasa 01.07.2012 tarihinden sonra da bir süre daha birlikte uygulanacaklardır. Burada hemen belirtmek isteriz ki inceleme konumuz anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluğuna uygulanacak zamanaşımı bağlamında eski ve yeni Yasa arasında bir fark yoktur. Yeni Yasa’nın gerekçesinde, 560. maddenin TK 309 f.4’ün tekrarı olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle TK 309. maddenin 4. fıkrası ile ilgili bilimsel görüşler ve Yargıtay içtihatları, yeni Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra da geçerliliğini koruyacaktır.

II- YASA KOYUCUNUN KONUYA BAKIŞ AÇISI

Yasa koyucular zamanaşımı sürelerini konunun niteliğine ve ülke için taşıdığı öneme göre belirlerler. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davalarında genel eğilim kısa zamanaşımı süreleri koymak yönündedir(2). Amaç bir yandan alacaklılara dava açmak için yeterli süreyi sağlamak diğer yandan özgürce karar vermelerine engel olan baskıyı ortadan kaldırarak yönetim kurulu üyelerinin görevlerini huzur ve güven içinde yapmalarına olanak sağlamaktır(3).

Buna karşılık İsv. BK 760. maddesi 5 ve 10 yıllık süreleri benimsemiştir. Hiç kuşkusuz zamanaşımı süresinin belirlemesi hususundaki takdir yetkisi yasa koyucuya aittir. Buna karşılık yargı organlarına da zamanaşımı sürelerini hukukun temel ilkeleri ve yasa koyucunun izlediği politika doğrultusunda yorumlama ve uygulama görevi düşmektedir.

III- ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

TK 560. madde çeşitli ihtimallere göre üç tür zamanaşımı süresi belirlemiştir.

A- İKİ YILLIK SÜRE

Dava davacının (ortaklık, ortaklar veya -şirketin iflası halinde- iflas idaresi ve alacaklılar) sorumluları ve zararı öğrenmesinden itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar.

56 TK’nın “Ortakların ve Alacaklıların Tazminat Davasına Ait Diğer Hükümler” başlığını taşıyan 340. maddesi, zamanaşımını kuruluştan doğan sorumluluğa ilişkin 309. maddenin 4. fıkrasına atıf yoluyla düzenlemişti. Maddenin kenar başlığının sadece ortakların ve alacaklıların dava hakkından söz etmesi, öğretide ortaklık tarafından açılacak davaların zamanaşımı açısından farklı iki görüşün savunulmasına yol açmıştı(4).

Yeni Ticaret Kanunu, 56TK’nın tartışma yaratan 340 ve 341. maddelerine yer vermemiştir. Bu nedenle yukarıda özetlediğim bu tartışma, sadece 56TK’nın uygulama alanı bulacağı hallerde (TKYUK md. 2, 3 ) pratik önem taşımaktadır.

B- TK 560. MADDE İLE 26BK 126/4 (YENİ BK 147/4) HÜKÜMLERİNİN UYGULANMA ALANI

Her ne kadar yeni Ticaret Kanunu, dipnot 3’te açıklanan 2 yıllık zamanaşımı süresinin sorumluluk davasının tüm davacılarına uygulanıp uygulanmayacağı tartışmasını ortadan kaldırmış ise de, 26BK’nın 126. maddesinin 4. bendi (ve aynı hükmü tekrarlayan 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı yeni BK’nın 147. maddesinin 4. bendi) hükmü halen varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davaların zamanaşımı sürelerini düzenleyen bu iki hükmün uygulanma alanlarını belirlemek zorunluluğu vardır. Diğer bir anlatımla yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu bağlamında TK 560. madde ve 26BK 126/4’ün uygulama koşulları nelerdir?

Öncelikle vurgulamak isterim ki TK 560. madde, özel hükümdür. 26BK 126/4 ile aralarında konu yönünden örtüşme olan hallerde TK 560. madde uygulanır; 26BK 126/4 ancak TK 560. maddenin kapsamı dışında kalan hallerde uygulama alanı bulur.

TK 560. madde uyarınca “sorumlu olanlara” karşı açılacak tazminat davası, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki (ve her halde zararı doğuran eylemin meydana geldiği günden itibaren) beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Yasa koyucu bu maddedeki sorumlularla öncelikle 553. maddede sayılan “kurucular, yönetim kurulu üyeleri, diğer yöneticileri ve tasfiye memurları” ile “Hukuki Sorumluluk” başlığını taşıyan Onbirinci Bölümdeki 549, 550, 551 ve 552. maddelerde düzenlenen özel sorumluluk hallerinin sorumlularını kastetmektedir.

26BK 126. maddenin 4. bendine göre, “bir şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasında açılmış bulunan bütün davalar ile “bir şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıplarıyla şirket veya ortaklar arasındaki davalar…” beş yıllık zamanaşımına tâbidir. Yeni BK’nın 147. maddesinin 4. bendi de aynı hükmü içermektedir.

Görüldüğü gibi 26BK’nun 126 b.4 hükmü ile TK 560. madde sadece müdürler, temsilciler ve denetçiler açısından örtüşmektedir. Bu kişiler aleyhine TK 549 vd. hükümlerine göre açılacak sorumluluk davaları 560. maddedeki özel sürelere tâbidir. Buna karşılık ortakların birbirlerine karşı açacakları veya şirketle aralarındaki davalara 26BK 126/4’ün beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.

Buna karşılık yönetim kurulu üyelerinin (şirketin diğer yöneticilerinin ve denetçilerinin) şirkete karşı açacakları tazminat davaları ise 26BK 126/4 uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresine tâbidirler.

C- ZAMANAŞIMI BAŞLANGICINA DAVACILAR AÇISINDAN BAKIŞ

İki yıllık süre davacının sorumluluğu ve zararı öğrenmesinden başlayacağına göre, sürenin başlangıcını sorumluluk davasının davacıları açısından incelememiz gerekiyor:

1- Şirketin Dava Hakkı Açısından

Yönetim Kurulu üyelerine karşı aslî dava hakkı sahibi şirkettir. Şu halde iki yıllık sürenin şirketin dava açmaya yetkili organının sorumluyu ve zararı öğrenmesinden itibaren başlayacağı söylenebilir. 56TK’da 341. madde şirket adına sorumluluk davası açılmasına karar verme yetkisini genel kurula vermişti. 56TK döneminde Yargıtay önceleri genel kurul kararını “dava şartı” sayıyordu. Yargıtay 1980 sonrası bu görüşünü yumuşatmış ve mahkemenin davacıya bu eksikliği giderebilmesi için bir ek süre vermesi görüşünü benimsemiştir(5).

56TK’daki 341. madde Yeni Ticaret Kanunu’na alınmamıştır. Yasa koyucu böylece sorumluluk davasını şirketin yasal temsilcisine, diğer bir anlatımla yönetim kuruluna bırakmıştır(6). Bu yetki kural olarak görev başındaki yönetim kuruluna aittir. Bunun sonucu olarak, iki yıllık zamanaşımı yönetim kurulunun sorumluyu ve zararı öğrenmesinden başlar.

Çok üyeli yönetim kurullarında, halen üye sıfatını taşıyan bir (veya birkaç) üye hakkında sorumluluk davası açılması gereken hallerde, dava açılmasına karar verme yetkisi, kurulun diğer üyelerine aittir. Şirketi davada temsil yetkisine sahip üyeler temsil ederler. Şayet görevdeki üyeler veya tek üyeli yönetim kurulunun tek üyesi sorumlu tutuluyorsa bu takdirde başta ortaklar ve alacaklılar olmak üzere her ilgili şirketin bu konudaki menfaatlerini korumak üzere mahkemeden MK md. 426/3. uyarınca bir temsil kayyımıatanmasını isteyebilir. İşte bu gibi hallerde iki yıllık süre dava açmakla görevli yeni seçilen yönetim kurulunun veya atanan kayyımın göreve başladığı ve sorumlu ile zararı öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

2- Ortakların ve Alacaklıların Dava Hakkı Açısından

Ortakların yönetim kurulu üyelerine karşı (ister dolaylı zararları için şirkete ister doğrudan zararları için tazminat kendilerine verilmek üzere) açacakları sorumluluk davalarında iki yıllık zamanaşımı zararı ve sorumluları öğrendikleri tarihten başlar.

Alacaklıların yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açmaları ise 56TK’dan farklı olarak yeni Ticaret Kanunu’nda şirketin iflas etmesi ön koşuluna bağlanmıştır. TK 556. maddeye göre iflas halinde şirketin zararı kural olarak iflas idaresince talep olunur. Ancak iflas idaresi sorumluluk davası açmadığı takdirde bu davayı alacaklılar ve ortaklar da açabilirler. Bu varsayımda elde edilen hasıla önce dava açan alacaklının alacağının ödenmesine tahsis olunur; bakiye kalırsa şirkete verilir. İşte bu suretle dava açma hakkına sahip olan alacaklıların davalarına ilişkin zamanaşımı da onların sorumluyu ve zararı öğrendikleri tarihten başlar.

3- Ticaret Sicilinin Olumlu İşlevinin Davacının Öğrenme Olgusuna Etkisi

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi sorumluluk davasında iki yıllık zamanaşımı süresi davacının, sorumluları öğrenme tarihinden başlar. Bu tarih fiili öğrenme tarihidir. Bu bağlamda TK’nın 36 (56TK 38.) maddede düzenlenen sicilin olumlu işlevinin zamanaşımının başlangıcı açısından uygulama alanı bulup bulunmayacağı sorulabilir. Gerçekten TK 36. maddenin 1. fıkrasına göre;

“Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilân edildiği… günü izleyen iş gününden itibaren hukukî sonuçlarını doğurur. Bu günler, tescilin ilan tarihinden itibaren işlemeye başlayacak sürelere de başlangıç olur.”

Görüldüğü gibi, maddenin 1. fıkrasının son cümlesi “ilân tarihinden itibaren işlemeye başlayacak müddetlerin” hükümlerini tescil işleminin ilânını izleyen gün doğuracağını hükme bağlamaktadır. Hemen belirtmek isteriz ki bu hükmün TK 560 (56TK 309 f.4) zamanaşımı süresinin başlangıç tarihine uygulanma olanağı yoktur. Çünkü maddenin açık ifadesinden bu hükmün sadece “kaydın ilânı tarihinden itibaren işleyecek müddetlere” uygulanacağı anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla 56TK 36. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi sadece Yasa’nın açıkça ilân tarihinden itibaren başlayacağını öngördüğü hallerde uygulanabilir. 56TK 36 f.1 son cümlenin yollama yaptığı bu hallerin örnekleri TK 128(8), 248(1) ve 559 (56TK 140/5, 190, 310, 438, 555/2 ) maddelerde yer almaktadır.

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin zamanaşımı sürelerini düzenleyen TK 560. maddede ise sürenin tescilin ilânı tarihini izleyen gün başlayacağına ilişkin hüküm yoktur. Bu nedenle TK 36 (56TK 38.) maddede düzenlenen ticaret sicilinin olumlu işlevi burada işlemez; zamanaşımı süresini başlatan olgu, davacının zararı ve sorumluları fiilen öğrendiği tarihtir.

Davalının zamanaşımını başlatan olguları (zararı ve sorumluları) öğrenme tarihini, diğer bir anlatımla zamanaşımının başlama tarihini kanıtlama yükü davacıya aittir.

D- BEŞ YILLIK SÜRE

Sorumluların veya zararın öğrenilmemesi ve bu sebeple iki yıllık zamanaşımının söz konusu olmaması halinde yönetim kurulu üyelerinin daha uzun bir süre sorumluluk tehdidi altında kalmalarını uygun bulmayan kanun koyucu beş yıllık azamî bir süre koymuştur. Bu müddet zarar verici fiilin meydana geldiği tarihten itibaren yürür. Dava her halde bu beş yıllık sınır içinde açılmalıdır. Fiilin vukuundan dört yıl geçtikten sonra durum öğrenilmiş olsa dahi bu tarihten itibaren iki yıllık süre söz konusu olmaz; dava beşinci yılın sonuna kadar açılmış olmalıdır.

Beş yıllık zamanaşımı süresi kanun koyucunun yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması için öngördüğü tavandır; bu sürenin yorum yolu ile uzatılması olanağı yoktur. Bu nedenle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Kararı’nda(7) benimsediği, bir hatalı krediden kaynaklanan hukukî sorumlulukta, bu hatayı gizleyen bilançonun onaylanması yönetim kurulu üyelerinin aklanması anlamına gelmeyeceğinden görevleri devam eden yönetim kurulu üyelerinin her hatalı bilançoda kusuru bulunduğu için eylemin üzerinden 5 yıl geçse de bu sürenin son bilançonun onaylanmasından başlayacağı yolundaki görüşe katılma olanağı yoktur. Kanımızca bu görüş zamanaşımının işlevine ve yasa koyucunun amacına aykırı düşmektedir(8).

E- CEZA ZAMANAŞIMI

TK 560 son cümle gereğince, şayet sorumluluğu gerektiren fiil aynı zamanda “…cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun dava zamanaşımına tâbi bulunmuyorsa, tazminat davasına bu zamanaşımı uygulanır.”

Bu hüküm pek çok açıdan yoruma muhtaçtır. Eğer TK 560. maddesinin son cümlesindeki bu hüküm doğru yorumlanamazsa bizi yasa koyucunun gerçek amacını aşan gayrı adil sonuçlara götürebilir.

Davacının ceza zamanaşımı süresinden yararlanabilmesi, kanımca sanık hakkında ceza yargılamasında verilen hüküm kesinleşmesi ön koşuluna bağlıdır. Şayet ceza soruşturması (kovuşturması ya da davası) açılmamışsa hukuk yargıcı görmekte olduğu davayı bekletici mesele yapmalıdır.

Mamafih belirtmek isteriz ki öğreti ve uygulama aynı ilkeyi dile getiren 26BK 60. maddenin 1. fıkrasına ilişkin değerlendirmelerinde, aynı zamanda suç teşkil eden haksız eylemlere daha uzun ceza zamanaşımının uygulanması için fail hakkında soruşturma açılmasına dahi gerek görmemektedir(9).

Diğer bir anlatımla bu varsayımda bir eylemin suç teşkil edip etmediğinin takdiri ve buna bağlı olarak ceza zamanaşımının uygulanması hukuk yargıcının takdirine bırakılmaktadır. Bu görüşün hukuk güvenliği açısından sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Zira böylece davayı gören hukuk yargıcının uzmanlığı dışında (olağanüstü) bir takdir yetkisi tanınmaktadır. Kanımızca 26BK 60 f.1 ve TK 309 f.4 hükmü kural olarak kesinleşen ceza kararlarında uygulama alanı bulmalı; eylem hakkında soruşturma, kovuşturmaya veya dava açılmışsa hukuk yargıcı davayı bekletici mesele yapmalıdır. Aksi davranış hukuk yargıcının verdiği hükmün icra olunduğu ve fail hakkında dava açılmadığı ya da sanığın beraat ettiği hallerde davalının zamanaşımına uğramış bir fiili nedeniyle açılacak davada kendisini savunmak zorunda kalması sonucunu doğuracaktır.

Yargıtay’ın 26BK’nın 53. maddesi bağlamında, ceza mahkemesi kararlarının hukuk yargılamasına etkisi konusunda verdiği çeşitli kararlar da, kanımızca hukuk yargıcının ceza sürecini bekletici mesele yapması gerektiğini gösterir niteliktedir(10). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Kararı’na göre(11) ceza davasında verilen suçun oluşmadığı temeline dayalı beraat kararı, yönetim kurulu üyeleri hakkında ayni maddî olgulara dayalı sorumluluk davası açılmasına engel oluşturur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yönetim kurulu üyelerinin şirket adına tahsil ettikleri parayı şirkete intikal ettirmedikleri savı ile açılan sorumluluk davasında, aynı konuda haklarında yürüyen ceza davasında yapılan savunmaların da değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir(12).

Ayrıca vurgulamak isteriz ki TK 560. maddenin son cümlesinin yollamasıyla uygulama alanı bulacak olan ceza zamanaşımı süresi ana süredir. Bu bağlamda, zamanaşımının kesilmesi halinde sürenin 1/2anında uzayacağını öngören Türk Ceza Kanunu’nun 67/4. maddesi hükmü uygulanamaz.

IV- ÖZEL ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

A- BANKACILIK KANUNU’NDAKİ ÖZEL HÜKÜM

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesi, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresini 20 yıl olarak belirlemiştir. Maddenin açık hükmüne göre, bu süre Fon’un Bankacılık Kanunu’ndan doğan alacaklarına uygulanabilir; bu Yasa’dan doğmayan alacaklar ise genel hükümlere tâbidir.

Türk sorumluluk hukukunda en çok 10 yıl olan zamanaşımı süreleri bankacılık mevzuatında ilk olarak 26.12.2003 tarihinde 4389 sayılı Kanun’a 5020 sayılı Kanunla eklenen Ek 3. madde ile 20 yıla çıkarılmıştır.

Yürürlükteki 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesi, “Bu Kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şâmildir.” hükmünü öngörmektedir. Bu hükmün Anayasa’nın ve hukukun temel ilkelerine uygunluğu tartışılabilir. Bu bağlamda 141. maddenin uygulanma şekli ve kapsamı konusunda şu tespitleri yapabiliriz:

Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesi müktesep hakları ihlâl edecek biçimde uygulanamaz. Sorumluluğa neden olan işlem ve eylemin meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan kanuna göre zamanaşımı dolmuş ise Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesine göre bu hükmün makable şâmil olduğu ileri sürülemez(13) .

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Kararı’nda, hukuk devleti kavramının temelini oluşturan, toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi sağlayan kazınılmış hakları ortadan kaldırıcı yorumların kabûl edilemeyeceğini içtihat etmiştir(14).

20 yıllık zamanaşımı süresi 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.11.2005 tarihinden önceki olaylara da uygulanabilir mi? Yasaların geriye yürümemesi hukukun evrensel ilkelerinden birisidir(15). Hukuk öğretisinde sadece usul hükümlerinin geriye yürüyebileceği savunulmaktadır. Buna karşılık hakkın özünü ilgilendiren yasalar geriye yürümez. Bu bakış açısına göre değerlendirildiğinde, klasik anlamda usul hükmü olduğu düşünülse de zamanaşımı hükümlerinin hakkın özünü etkileyen niteliği ile geriye yürümesinin mümkün olmadığı inancındayız(16). Bankacılık Kanunu’nun geçici 16. maddesindeki gerek zamanaşımının gerekse “…diğer konularda Fon lehine getirilen hükümlerin makable şâmil” olduğu yolundaki hükmün, belirsiz, soyut ve bu nedenle hukuk güvenliğini zedeleyici kapsamı yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu görüşündeyiz(17).

Bankacılık Kanunu’nun 141. maddesindeki özel zamanaşımı sadece Fon’un bu kanun uyarınca açacağı davalarda uygulanacağı, buna karşılık aynı kapsamda Fon’a karşı açılacak davaların genel hükümlere tâbi olacağı düşünülürse, hükmün bu açıdan da Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gözlemlenmektedir(18).

B- REKABET YASAĞININ İHLÂLİNDEN DOĞAN SORUMLULUKTA ZAMANAŞIMI

Yeni TK’nın 396. maddesi, 56TK’nın 335. maddesinden alınmıştır. Maddenin genel yapısı ve zamanaşımı süreleri açısından iki hüküm arasında fark yoktur.

TK 396. maddenin 2. fıkrasına göre, rekabet yasağını ihlâl eden yönetim kurulu üyelerine karşı maddenin öngördüğü seçimlik talep haklarını kullanma yetkisi, diğer üyelere aittir. 3. fıkraya göre ise, “Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini; diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her halde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.”

Görüldüğü gibi TK 396. madde rekabet yasağının ihlâli halinde, ihlâlden doğan hakları kullanmakla yetkili diğer üyelerin sorumluluk nedenini öğrenmesinden itibaren üç ay ve her halde sorumluluk yaratan olgunun gerçekleşmesinden itibaren bir yılık zamanaşımı sürelerini öngörmüştür(19). Bu hükmün uygulamasında aşağıdaki sorulara cevap bulunması gerekiyor:

Yasa üç aylık sürenin diğer yönetim kurulu üyelerinin öğrenmesinden itibaren yürümeye başlamasını öngörüyor. Eğer 396. maddede düzenlenen hakları kullanacak birden çok yönetim kurulu üyesi varsa, üç aylık sürenin başlaması için sorumluyu ve sorumluluk doğuran olguyu bunların tamamının öğrenmesi mi gerekir, yoksa birisinin öğrenmesi yeterli midir? Kanımızca 3 aylık sürenin başlaması için 396. maddeden doğan hakların kullanılması sorumluluk doğuran olguyu ve zararı diğer üyelerin tümünün öğrenmesi gerekir. Üyelerden birinin veya bazılarının öğrenmesi halinde bunların konuyu en kısa sürede yönetim kuruluna getirmek yükümü varsa da sorumluluğa tüm üyelerin vâkıf olması ancak kurul toplantısında mümkün olacaktır. Öğrendiği halde konuyu yönetim kuruluna getirmeyen üyelerin sorumluluğa ilişkin hükümler saklıdır.

Bu bağlamda ayrıca TK 396. maddenin tek kişilik yönetim kurulunda nasıl uygulanacağını incelememiz gerekiyor; tek üyeli yönetim kurulunda seçimlik hakları kullanacakdiğer üyeler mevcut olmadığı için bu boşluğun nasıl doldurulacağı sorulabilir. Kuşkusuz konunun genel kurul gündemine getirilmesi ve orada değerlendirilmesi mümkündür. Genel kurul rekabet yasağının ihlâli savını ciddi bulduğu takdirde, tek yönetim kurulu üyesini görevden alabilir ve yerine atama yapabilir. Bu takdirde 3 aylık zamanaşımı süresi atanan üyenin (sorumluyu ve eylemi aynı tarihte öğrendiği kabûl edilerek) göreve başladığı tarihten itibaren yürür.

Bu bağlamda ikinci bir yol da MK’nın 426. maddesinin 3. bendi uyarınca şirkete bir temsil kayyımı tayin ettirmektir. Tüm ortaklar ve şirketin alacaklıları “ilgili” sıfatıyla mahkemeden TK 396. maddenin ihlalinden doğan hakları kullanmakla görevli bir kayyım atanmasını talep edebilirler. Bu varsayımda üç aylık süre, kayyımın görevi almasından itibaren yürümeye başlar.

……………………………………………………………………………………………

(1)         14.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(2)         Alman (Alm PŞK § 93-6), İtalyan hukukunda (ItalMK 2049) 5 yıl; Fransız hukukunda (Fr OK 210-7) ise üç yıllık zamanaşımı süreleri kabûl edilmiştir.

(3)         Hikmet Sami TÜRK, “Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerine Karşı Açılacak Sorumluluk Davalarında Zamanaşımı ve Başlangıcı”, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, VI. (Nisan 1989), Ankara 1989, s. 40

(4)         Öğretide çoğunluk ve Yargıtay bu sürenin TK 340. maddenin yollamasıyla uygulama alanı bulan 309. madde uyarınca anonim ortaklığın davası açısında dahi 2 yıl olduğu görüşünde idi. Bkz. Yrg. 11. HD.’nin, 30.12.1972 tarih ve E. 72/3561, K. 72/5858 sayılı Kararı (Batider 1973. C.VII, S. 184-188); 04.12.1974 tarih ve E. 74/3448, K. 74/3423 sayılı Kararı (Yrg. Kar. Dergisi, 1975. C. I, s. 134-138); 10.05.1983 tarih ve E. 2413, K. 2645 sayılı Kararı; Gönen ERİŞ, Türk Ticaret Kanunu, C. I, Ticari İşletme ve Ticaret Şirketleri, 1. Baskı, Ankara 1987, s. 979 N.1261). Buna karşılık doktrinde yönetim kurulu üyelerine karşı ortaklık tarafından açılacak davanın zamanaşımı yönünden BK 126. maddenin 4. fıkrası hükmüne yani 5 yılık zamanaşımına tâbi olacağı görüşü de savunulmuştu (Bkz. Tuğrul ANSAY, Çağdaş Anonim Şirketlerin Sorunları ve Türk Anonim Şirketleri, Ankara 1970, s. 131; TÜRK, agm, s. 22, 26; Reha POROY –  Ünal TEKİNALP – G. TEKİNALP, Ortaklıklar Hukukunda Organların Sorumluluğu İÜHFM, C. XLV-XLVII, İstanbul 1982, s.366). Bu görüşün temelinde 309. maddeye yapılan atfın 340. maddede yer aldığı, anonim şirketin dava hakkını düzenleyen 341. maddenin ise 309. maddeye atıf yapmadığı, bu sebeple zamanaşımı için genel hükmün (BK 126/4’ün) devreye gireceği düşüncesi vardır. Bu görüşün yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davasında asıl hak sahibinin anonim şirket olduğu, pay sahipleri ile alacaklıların dava hakkının ise ikinci derecede olup anonim şirketin dava hakkından kaynaklandığı esasını gözden kaçırdığı; sorumluluk davalarının bir bütün olduğu; atfın TK 340. maddede olup 341. maddede yer almamasının sonucu değiştirmeyeceği ve bu görüşün aynı hukuki sebebe davayı davalar arasında zamanaşımı farklılıklarına yol açtığı ve nihayet yasa koyucunun yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davalarında özel ve kısa süreler koyma politikasına da aykırı düştüğünü vurgulayarak çoğunluk görüşünü savunmuştum (Bkz. Ersin ÇAMOĞLU, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukukî Sorumluluğu, 3. Baskı, İstanbul 2010, s. 259).

(5)         Ersin ÇAMOĞLU – Reha POROY – Ünal TEKİNALP, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 12. Baskı, İstanbul 2010, s. 307

(6)         56TK 341. madde, sorumluluk davasında şirketi denetçilerin temsil etmesini öngörmekte idi. Bilindiği gibi yeni TK, denetçilerin organ sıfatını, dolayısıyla şirketi temsil yetkilerini de kaldırmıştır.

(7)         Yrg. 11. HD’nin, 30.12.1972 tarih ve E. 72/3561, K.72/5858 sayılı Kararı (Batider VII Sayı: 1, s. 184).

(8)         Ayrıntılı bilgi için Bkz. TÜRK, agm, s. 36; Yrg. 11. HD.’nin, 23.05.1979 tarih ve E. 77/4690, K.2626 sayılı Kararı da aynı yöndedir.

(9)         Bkz. Fikret EREN, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C. II, 4. Baskı, Ankara 1991, s. 436; TEKİNAY – AKMAN – BURCUOĞLU – ALTOP – TEKİNAY, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 7. Baskı, İstanbul 1993, s. 723

(10)       Bkz. Yrg. 11. HD.’nin, 19.11.2007 tarih ve E. 11854, K. 14423 sayılı Kararı; ERİŞ, TTK md. 336 s. 2423

(11)       Yrg. 11. HD.’nin, 20.06.2005 tarih ve E. 9077 K. 6843 sayılı Kararı; ERİŞ, TTK md. 336, s.2392

(12)       Bkz. Yrg. 11. HD.’nin, 30.10.2008 tarih ve K. 5079 sayılı Kararı; ERİŞ, TTK md. 336, s. 2411

(13)       Seza REİSOĞLU, Bankacılık Kanunu Şerhi, Ankara 2007, s. 141, 1576; Ersin ÇAMOĞLU, Banka Yönetim Kurulu Üyelerinin İflasının Koşulları, Batider C. XXVII, Sayı: 1, s.16

(14)       Yrg. HGK’nın, 05.02.2003 tarih ve 21-30/57 sayılı Kararı (YKD, Haziran 2003, s. 851).

(15)       Anayasa’nın 138. maddesinin 1. fıkrasına göre “Hakimler … Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak…hüküm verirler.” Her ne kadar yasaların geriye yürümemesi ilkesi Anayasa’nın 38. maddesinde açık olarak sadece ceza yasaları ile ilgili olarak yer almışsa da 4722 sayılı TMK’nın Yürürlülüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (08.12.2001 tarih ve 24607 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.) 1 ve TTK’nın TatK’nın 1. maddesi bu ilkeyi açıkça ifade etmektedir. Bu konuda ayrıca Bkz: Ünal TEKİNALP, Ünal Tekinalp’in Banka Hukukunun Esasları, İstanbul 2009, N.32-04; Bkz. Ersin ÇAMOĞLU, Sorumluluk Hukukunun Evrensel İlkeleri Işığında Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu, İstanbul 2011, s. 407 vd.

(16)       Aynı yönde, Ünal TEKİNALP, Banka Hukuku; Karş. REİSOĞLU, (Şerh 2007) md. 141 s.1576; Hanife DOĞRUSÖZ, Banka Yöneticilerinin ve Hakim Ortaklarının Şahsî Sorumluluğu, İstanbul 2010, s. 295

(17)       TEKİNALP, bu hükmün Anayasa’nın adil yargılama ilkesine (AY. 36 ) aykırı olduğunu belirtmektedir (TEKİNALP, Banka Hukuku, N. 32-04).

(18)       Karş: Ahmet BATTAL, Bankacılık Kanunu Şerhi, Ankara 2006,s.401

(19)       Ayrıntılı bilgi için Bkz. ÇAMOĞLU, Sorumluluk, s. 106 vd; Erol ULUSOY, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara 2005, s. 3 vd.



Yorum Yapın

İsim *

E-posta *

Site