TTK Madde 103

II – Uygulama alanı

MADDE 103 (1) Özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere, bu Kısım hükümleri şunlar hakkında da uygulanır:

a) Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar.

b) Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar.

Sayfa istatistigi: 7.320 okunma
  1. GEREKÇE/Madde 103 – 6762 sayılı Kanunun 117 nci maddesinin (2) numaralı bendi Tasarıya alınmamıştır. Çünkü, ne sigorta şirketiyle ne de sigorta ettirenle sürekli bir ilişki içinde bulunmayan aracılara, sürekli ilişkinin varlığının bir tanım unsuru olduğu acente hakkındaki hükümlerin uygulanması uygun değildir. “Sürekli olarak” ibaresi eklenerek hükmün korunması ise, 21/12/1959 tarihli ve 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası sebebiyle gereksiz görülmüştür.

  2. Prof. Dr. Arslan Kaya’nın Madde Açıklaması

    ‘‘TTK m. 103 (Uygulama Alanı)
    (1) Acentelik hükümlerinin uygulanma alanını süje bakımından genişleten hükümdür. Ayrıca maddede, ilgili özel kanunlardaki hükümler saklı tutulmuştur, örneğin, maddenin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü, esasen süreklilik arz eden bir komisyonculuk ilişkisi (tacir hesabına ve kendi adına) tesis etmektedir. Dolayısıyla, komisyonculuk ilişkisine özgü hususi hükümler mahfuz olmak üzere, acentelik ilişkisi, sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar hakkında da uygulanacak, örneğin, asile izafeten bu kişiye karşı TTK m.105 uyarınca dava açılabilecektir (aktif ve pasif taraf sıfatı ve yer itibariyle yetki tesisi).

    (2) TTK m.103, f.1’in (a) ve (b) bentlerinde sayılan kişiler, esasen “acente”nin unsurlarının tamamını taşımamakla birlikte (doğrudan temsil yetkisine sahip olmamaları vs.), ülke içinde bu kişiler marifetiyle işlem yapıldığında, üçüncü kişilerin (müşteriler), başta dava açılması halinde yer itibariyle yetki ve davada taraf teşkilinde kolaylık sağlanması gibi menfaatlerinin korunması amacıyla acentelik hükümlerinin bunlar hakkında da uygulanması imkanı getirilmiştir.

    (3) TTK m. 103 hükmünün gerekçesinde, değişiklik olarak sadece eTTK’nın 117 nci maddesinin 2 nci bendinin Tasarı’ya alınmadığı belirtilmiş ve buna gerekçe olarak, sigorta sözleşmesinin akdi hususunda aracılık edenlerle ne sigorta şirketi ne de sigorta ettiren arasında ilişki bulunduğu gösterilmiştir. TTK m. 103, f.l, b.(b)’de de süreklilik unsurunun aranmadığı dikkate alındığında, bunun tek başına bir gerekçe olarak gösterilmesi isabetli olmamıştır. TTK m. 102 altında da ifade edildiği üzere, esasen sigorta acenteleri özel bir kanunda ve farklı unsurlara da yer verir şekilde ayrıca düzenlenmiştir.

    (4) Eski TTK m. 117 hükmünde hakkında acentelik hükümleri uygulanacak kişilerin aracılık işlemlerini bir işletme hesabına yapması esası yer almasına rağmen, TTK m. 103 hükmü, bu işlemlerin tacir/tacirler adına ve hesabına [f.l,b.(b)] ya da tacir hesabına kendi adına [f.l, b.(a)] yapılmasını düzenlemektedir. Yaratılan farklılığın gerekçesi açıklanmamıştır. Eski TTK’nın ticari işletme kavramını esas aldığı dikkate alındığında, pratik farklılıklar yaratabilecek sonuçların doğabileceği söylenebilir.

    (5) Maddenin birinci cümlesi ”…bu Kısım hükümleri şunlar hakkında da uygulanır;” şeklindedir. Uygulanacak hükümler, uygun düştüğü ölçüde acentelik ile ilgili “Yedinci Kısım” hükümleridir. Bu bağlamda, belirtilen süjeler bakımından, sadece husumet yöneltmeye imkan veren TTK m. 105 hükmünün uygulanabileceği söylenemez. Acentelik ile ilgili diğer hükümler de, uygun düştükleri ölçüde ve istisnai nitelik taşıyan TTK m. 103 hükmünün tesis amacı esas alınarak uygulanabilir. Belirtmek gerekir ki, istisnai hüküm tesisi ile korunan Türk vatandaşı süje sadece üçüncü kişi (müşteri) değildir. TTK, çoğu emredici hükümle acenteyi de korumaktadır; dolayısıyla, istisnai hükmün uygulama alanım sadece müşterinin açacağı davada taraf teşkiline indirgememek icap eder. Bu noktada, öğretide Kayıhan, aracılık faaliyetini sürekli olarak ve meslek şeklinde icra eden acentelere kıyasla bu kişilerin, arızi olarak yaptıkları işlemler karşılığında ücret ve hapis haklarının söz konusu olacağım, buna karşılık acenteye tanınan örneğin, tekel hakkı, tazminat hakkı gibi imkanlardan yararlandırılmamaları gerektiğini ifade etmektedir(dipnot 2). (buraya kadar sayfa 55)

    (6) Acenteliğe ilişkin hükümlerin uygulanma alanını süje bakımından genişleten bu hükmün kapsamında çoğu halde yabancı bir tacir söz konusu olur ve yetkili kılınan kişi ile aktedilen sözleşmelerde sıklıkla yabancı ülke hukukunun uygulanacağı yönünde hükümlere yer verilir. TTK’da acenteliğe ilişkin hükümlerin acenteyi koruyucu ve çoğu halde emredici nitelikte düzenlendikleri dikkate alındığında, yapılan sözleşmede yer alan, bu hükümleri bertaraf eden düzenlemeler geçersiz olacaktır. TTK m. 105’teki açık yasak veya rekabet yasağı anlaşmasındaki emredici düzenleme ya da denkleştirme isteminden önceden vazgeçilmesi, buna örnek olarak verilebilir.

    (7) Özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere, haklarında acentelik hükümleri uygulanacak olan kişiler şunlardır:
    a) “Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar”
    Bu kişiler, işlemleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve fakat kendi adlarına yapmaktadırlar. Kendi adına müvekkili hesabına işlem yapan kişi, esasen komisyoncudur. Komisyoncu, dolaylı temsil yetkisini haiz (kendi adına müvekkili hesabına) olup, sadece muayyen işlemlerin yapılmasını (kıymetli evrakın ve menkul eşyanın alım ve satımını) sürekli olmayan bir şekilde üstlenen bağımsız tacir yardımcısıdır. Oysa, burada, ayrıca “süreklilik” esası aranmıştır. Süreklilik gerçekte, komisyonculuk ilişkisinin değil, acentelik sıfatının bir unsurudur; bu unsur bakımından TTK m.103, f.l, b.(b) hükmüne kıyasla bir uyumluluk söz konusudur. Netice itibariyle, bu kişiler bakımından acentelik hükümlerinin uygulanabilmesi için, işlemin (i) tacir (müvekkil) hesabına ve kendi adına (ii) ve sürekli olarak yapılması konusunda yetkili olunması gerekir. Düzenlemeden, müvekkil ile yetkili kılınan kişi arasında bu yönde bir sözleşmenin bulunması gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. Yetkili kılınan kişi, acentelik hükümleri esas olmak üzere aracılık veya sözleşme yapabilir. Türk öğretisinde bunlara komisyoncu-acente denilmektedir(dipnot 3). Tesis amacı, başta davada taraf teşkili olmak üzere Türk vatandaşlarını korumaktır. Eski TTK’nın TTK bakımından da -maddede (bentte) esasa yönelik aynca bir değişiklik yapılmadığı dikkate alındığında- geçerliliğini sürdüren gerekçesi şöyledir:
    “Bu maddenin 1’inci bendindeki hüküm 116’ncı maddenin 1’inci fıkrasındaki tarife alınmış olduğundan hükümet tasarısındaki 1. bend hükmü kaldırılmıştır. Yalnız bunun yerine yerli veya yabancı bir işletme hesabına ve fakat kendi adına mukaveleler yapmaya daimi olarak selahiyetli kılınmış bulunan kimselerin bilhassa müvekkillerine karşı olan hukuki durumlarını vekalet akdinin umumi hükümlerine bırakmak iktisadi ihtiyaçlara kafi gelmediğinden bunların da acentelik hakkındaki hükümlere tabi tutulmaları uygun görülmüş ve böylece yerli veya yabancı bir işletme hesabına ve fakat kendi adına akitler yapmaya daimi olarak selahiyetli kılınmış kimseler hakkında da acentelik hükümlerinin tatbikini sağlamak üzere birinci bende yeni bir şekil verilmiştir.” (TBMM Adalet Encümeni Mazbatası, Gerekçe, s.369).

    b) “Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar”

    Türkiye’de merkezi veya şubesi bulunmayan yabancı bir tacir adına ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunan kişiler hakkında da acentelik hükümleri uygulanacaktır. Hükümde (a) bendinden farklı olarak “süreklilik” kıstasına yer verilmemiştir.(buraya kadar sayfa 56)

    Dolayısıyla Türkiye’de merkezi veya şubesi bulunmayan yabancı bir tacir adına ve hesabına ülke içinde sürekli şekilde veya arizi olarak (örneğin tek bir işlem de olabilir) işlem yapan kişi hakkında da acentelik hükümleri uygulanacaktır.

    Hüküm, öğretide eTTK m. 117, f.l, b.(b) (“Sigorta mukavelelerinin akdi hususundu aracılık edenler”) hükmü dolayısıyla, yani süreklilik unsuruna yer verilmemesi sebebiyle eleştirilmekteydi. Bu hüküm TTK’ya alınmamış, ancak eTTK’ nın(c)bendi hükmü (b) bendi olarak muhafaza edilmiştir. Süreklilik acentelik ilişkisinin zorunlu unsuru olarak muhafaza edildiği için, bu eleştiriler geçerliliğini sürdürmektedir(dipnot 4).

    Ancak, belirtmek gerekir ki, hukuken eleştirilebilir olduğu şüphesiz ise de, hüküm faydacı ve pratik bir ihtiyacı karşılama amacına yöneliktir. Ülkemizde özellikle denizcilik sektöründe bu tür işlemlere sıklıkla rastlanmakta ve dava açacak olan bir Türk vatandaşı çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadır. Hüküm uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına tek bir işlem yapan kişi taraf gösterilmek suretiyle, yabancı müvekkiline izafeten dava açılabilecek, ancak alınan karar acenteye uygulanamayacak, örneğin, tazminatı konu edinen bir ilam acente aleyhine icraya konulamayacaktır; açıktır ki amaç, Türk vatandaşlarını korumak, özellikle dava ve takipte karşılaşacakları zorlukların önüne geçmektir(dipnot 5).”

    ………………………….
    Dipnot 2: Şaban Kayıhan, Acentelik Sözleşmesi, 3. Baskı, Ankara 2008, s.77.
    Dipnot 3: Kayıhan. s. 68 ve orada dipn. 214’te anılan yazarlar.
    Dipnot 4: Öğretide Kalpsüz, hükmün uygulanması için, yetkilendirilen kişinin faaliyeti meslek edinmiş olması ve işlemi de sürekli olarak yapması gerektiğini savunmaktadır (Turgut Kalpsüz, Müvekkillerine İzafeten Acentalara Karşı Dava Açılması ve Takip Yapılması, BATİDER, 1983, C,XIII, S.1. s.7). Maddenin açık lafzı karşısında bu görüşe iştirak imkanı yoktur; arızi yapılan işlemler bakımından da acentelik hükümleri uygulanmalıdır.
    Dipnot: 5: Kayıhan, s 76/77.

    Arslan KAYA, ‘‘Acentelik İle İlgili Yenilikler’’, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Ticari İşletme Hukuku Alanında Getirdiği Yenilikler Sempozyumu, 25-26 Kasım 2011, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, s. 55-57

  3. KARAR
    1.TTK.nun 117/3. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez ya da şubesi bulunmayan yabancı ticari işletmeleri nam ve hesabına ülke içinde işlemde bulunanlar hakkında da, anılan Yasanın 8. faslında 116 ve ardından gelen hükümlerle düzene konan “Acente” hükümleri uygulanır. Ayrıca dairemizin bu konuda kökleşmiş nitelik kazanan içtihatlarıyla da kabul edildiği gibi (örneğin 20.12.1982 gün ve1982/5727-5528 sayılı, 23.12.1982 gün ve1982/5178-5596 sayılı kararları) TTK.nun 117/3 ve 119/2. maddeleri hükümlerine göre; ülkemiz içinde merkez ya da şubesi olmayan yabancı ticari işletmeler nam ve hesabına ülke içinde arızi de olsa işlemde bulunanlar hakkında dahi, vekil edeni adına dava açılabilmesi olanaklıdır. Bu nedenlerle, dava ehliyeti açısından sözü edilen acentelerin arızi olarak işlem yapması olgusu sonuca etkili değildir. Sözü edilen yasal düzenlemedeki amaç; ülkemiz içinde merkez ya da şubesi olmayan yabancı ticari işletmelerin takip ve dava edilmesi zorunluğunu ortadan kaldırmak ve hak sahibinin yabancı ticari işletmenin nam ve hesabına Türkiye’de geçici de olsa işlem yapan acenteden hakkını elde etmesine olanak tanımaktır. Tersinin kabulü, TTK.nun 119. maddesi hükmünün uygulama olanağının ortadan kalkmasına yol açacaktır. Tüm bu nedenlerle ve uyuşmazlık konusu işin, niteliği yukarıda belirlenen acente tarafından bağıtlanan taşıma sözleşmesinden kaynaklanmasına göre; vekil edeni adına dava açıp davacı acentenin husumet ehliyetinin bulunduğunun kabulü ile işin esasının çözümlenmesi gerekirken…” Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E:1982/5392, K:1983/103, T:20.01.1983.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir