TTK Madde 113

1. Ücrete hak kazandıran işlemler

MADDE 113 (1) Acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince kendi çabasıyla veya aynı nitelikteki işlemler için kazandırdığı üçüncü kişilerle kurulan işlemler için ücret isteyebilir. Bu ücret hakkı, üçüncü fıkra uyarınca önceki acenteye ait olduğu hâlde ve ölçüde doğmaz.

(2) Acenteye belli bir bölge veya müşteri çevresi bırakılmışsa, acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince bu bölgedeki veya çevredeki müşterilerle kendi katkısı olmadan kurulan işlemler için de ücret isteyebilir. Birinci fıkranın ikinci cümlesi burada da uygulanır.

(3) Acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan işlemler için acente;

a) İşleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem de acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa,

b) Birinci veya ikinci fıkraların birinci cümleleri uyarınca ücret istenebilecek bir işleme ilişkin  olarak üçüncü kişinin icabı,  acentelik ilişkisinin  sona ermesinden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa,

ücret isteyebilir. Bu ücretin, hâl ve şartlara göre paylaşılması hakkaniyet gereği ise, sonraki acente de uygun bir pay alır.

(4) Acente, ayrıca, müvekkilinin talimatına uygun olarak tahsil ettiği paralar için de tahsil komisyonu isteyebilir.

Sayfa istatistigi: 6.159 okunma
  1. GEREKÇE/Madde 113 – Acentenin en önemli ve bir anlamda tek hakkı olan ücret hakkını düzenleyen 6762 sayılı Kanunun 128 inci maddesi bir çok yönden yetersizdir. Kanunun içerdiği boşluklar hem uygulamada güçlükler yaratmıştır, hem de yargı kararları her zaman bu boşlukları dolduramamıştır. Almanya, bir acenteler ülkesi olmamasına ve acenteyi özel bir şekilde korumak için ulusal bir sebebi bulunmamasına rağmen, bu ülke 1989 yılında ticaret hukuku reformu bağlamında acenteyi ücret hakkı yönünden güçlü bir duruma getirmiştir. Tasarının 113 üncü maddesi de bir çok yönden Alm TK 87 nci paragrafından esinlenilerek düzenlenmiştir.
    Birinci fıkra: Birinci fıkra acentenin ücrete hak kazanmasına ilişkin ilkeyi koymaktadır. Acente, sözleşme ilişkisinin devamı süresince iki tür işlem dolayısıyla ücrete hak kazanır. Bunlardan birincisi, kendi çabası sonucu ortaya çıkan yani faaliyetinin ürünü olan işlemlerdir. İkincisi ise, aynı nitelikte işlemler için müvekkilinin işletmesine herhangi bir şekilde müşteri olarak kazandırdığı üçüncü kişilerle müvekkilinin yaptığı işlemlerdir. Birincisinde acente aracılık yapmış ve sözleşme bağıtlamıştır. İkincisinde ise, acente işlemin yapılmasına aracılık yapmamış, sözleşmeyi kurmamış, söz konusu işlem ya doğrudan veya başkasının aracılığıyla yapılmış, fakat aracı işlemin yapıldığı kişinin müvekkilince müşteri olarak kazanılmasında acente rol oynamıştır. Meselâ, acente kendi bölgesinde bulunsun bulunmasın bir grubu veya kişiyi müvekkili ile (belli bir sözleşme temelinde değil, genel olarak) iş yapmaya ikna edebilir veya onun bu konudaki olumsuz kanaatini değiştirmesinde, direncinin kırılmasında rol oynayabilir. Birinci varsayım, klasik denilebilecek bir ücret doğuran haldir. İkincisi ise acenteyi korumak amacıyla öngörülmüştür. Diğer yandan ücretin haklılık temeli hem aracılık hem de sözleşme yapan acente bakımından sadece çaba değil aynı zamanda başarıdır. Ücrete hak kazanmak bakımından aracı ve sözleşme yapan acente arasında fark yoktur. Acentenin türüne göre, esas olan aracılık ve sözleşme yapma faaliyetidir. Ücreti doğuran, sözleşmenin “kurulması”dır. Kural, sözleşmenin kesin (nihaî) ve hukuken geçerli bir şekilde kurulmadır. Önsözleşme ve sözleşme vaadi ücreti doğurmaz. Geciktirici şarta bağlı olan ve kısım kısım icra edilen sözleşmelerde ücret sorunu 114 üncü maddenin birinci fıkrası çerçevesinde çözülür. Acentenin çabası, çalışma ve çabalarının yoğunluğu ve düzeyi ne olursa olsun, işletme (müvekkil) sözleşmeyi kurup kurmamakta serbesttir. Acente, müvekkili sözleşmeyi kurmaya zorlayamaz, ancak, şartları varsa tazminat isteyebilir. Her iki hâl de başarı ilkesine uymaktadır. Birinci fıkranın ikinci cümlesi ise ayrılmış acente ile halen görevdeki mevcut acente arasındaki ücret ilişkisi hakkındadır. İki veya daha çok acentenin birbirlerini izleyerek faaliyette bulunmuş olmaları halinde halef acentenin ücret hakkı, maddenin üçüncü fıkrasına göre selefi bir hakka sahip değilse veya sahip olduğu ölçüde (oranda) mevcuttur.
    İkinci fıkra: İkinci fıkra 6762 sayılı Kanunun 128 inci maddesine benzer bir hükme yer vermiştir. İkinci fıkra tekel kavramının sonucudur. Bu hükmün öngörülmesinin temelindeki düşünce tekel bölgesi içinde yapılan işlemlerin tümünde acentenin etkisi ve başarısının bulunduğu varsayımı değil, o işlemi zaten aracı veya sözleşme olarak acentenin gerçekleştireceği şeklindeki nesnel adalet kavramından kaynaklanan kabuldür. Meselâ, tekel bölgesi İstanbul olan bir otomobil acentesinin müvekkili bir yabancı konsoloslukla doğrudan yaptığı sözleşme uyarınca üç otomobil satsa, acente yine de ücrete hak kazanır. Çünkü bu sözleşmeler acentenin başarısızlığı dolayısıyla doğrudan müvekkil tarafından yapılmamış, konsolosluk doğrudan müvekkile başvurduğu ve isteklerini onunla konuştuğu için müvekkile bağıtlanmıştır. Acente kendi eylemi sebebiyle değil, işin doğası gereği devre dışı kalmıştır.
    Üçüncü fıkra: Üçüncü fıkra, acentelik sözleşmesi sona ermiş olmasına rağmen acentenin, ilişkisi devam ederken gerçekleşmesine katkıda bulunduğu işlemlerden bazı şartlara bağlı olarak, ücret alabileceği halleri düzenlemektedir.
    (a) bendi: Bu bent acentenin sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen bir işlem sebebiyle ücret istenebilmesini iki seçenekten birinin varlığına bağlamıştır. Birinci varsayım ücret istemine konu olan bu işlem ile ilgili olarak acentenin, işlevinin türüne göre sonuca etkili bir katkısının bulunması, ikincisi ise, söz konusu işlemin, acentelik ilişkisinin sona ermesinden itibaren makûl bir süre içinde yapılmış yani hukuken gerçekleşmiş olmasıdır. Katkı, işleme aracılık, işlemi başlatma, yapılması için gerekli şartları hazırlama şeklinde olabilir. “Aracılık” aracı acenteye özgü gibi görünmesine rağmen, sözleşme yapan acentenin faaliyetinin ilk aşamasını oluşturur. Bu sebeple aracılık her iki tür için de geçerli bir etkinliktir. İşi başlatma, amaca ve amacın gereklerine uygun olmalıdır. Meselâ, işlemin diğer tarafına modellerini, resimlerini, broşürlerini, şartlarını, taksit olanaklarını yollama, sonuca götürücü yazışmalar yapma, görüşme, tartışma gibi. İlk mutabakatların sağlanması, işin başlatılması özel önem taşır.
    (b) bendi: Müşterinin icabının müvekkile ulaşması ücrete hak kazanmak yönünden belirleyicidir.
    Kanun acente sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen bir iş dolayısıyla, halef acentenin de katkısının bulunabileceği hallerde halefe oransallık ilkesine göre pay verilmesini de hükme bağlamıştır.
    Dördüncü fıkra: Kanunî tahsil komisyonu Türk hukukunda yenidir. İşlemin yapılmış olması ile acente ücrete hak kazanır. Tahsil komisyonu acentenin tahsile ilişkin talimat alması halinde söz konusu olur. Sözleşmede öngörülen bedelin tahsili acentenin görevi değildir. Acente görevlendirilmiş olup, bu hizmet acentelik sözleşmesinin bir parçası değilse tahsilden bir komisyon alır. Tahsilin konusu çoğu kez ya mal bedeli (semen) ya da hizmet karşılığıdır.

  2. Prof. Dr. Arslan KAYA’nın Madde Açıklaması

    ‘‘TTK m. 113 (Acentenin hakları/Ücret/Ücrete hak kazandıran işlemler)
    (1) Eski TTK’nın ücrete ilişkin hükümleri tamamen değiştirilmiş, Alm. TK § 87’den alınmıştır. Bu değişikliğin nedeni, maddenin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, acentenin ücrete hak kazandığı haller ve ücrete hak kazanma zamanı ile ilgili eTTK hükümlerinin muğlaklığı ve yetersizliğidir. Bu durum, gerekçede, “Kanunun içerdiği boşluklar hem uygulamada güçlükler yaratmıştır, hem de yargı kararları her zaman bu boşlukları dolduramamıştır.” şeklinde ifade edilmiştir.

    (2) Hüküm, ücret hakkını tüm yönleriyle düzenlememektedir. Hükümde düzenlenen, acentenin hangi işlemler için ücrete hak kazandığıdır, bir başka ifade ile hükmün konusu ücrete hak kazandıran işlemlerdir. Dolayısıyla, ücret hakkı konusunda hüküm tesis ederken ve yorum yaparken, mesele, tamamlayıcı TTK m. 114 (ücrete hak kazanma zamanı = ücret hakkının ne zaman doğduğu), 115 (ücretin miktarı) ve 116(ücretin ödenme zamanı) hükümleri ile irtibatlandırılmalı ve değerlendirilmelidir.

    (3) Hüküm, emredici değildir. Hükmün emredici olmaması, acentenin ücret hakkının önceden, ileriye dönük olarak tümüyle kaldırılacağı anlamına gelmemektedir. Hükmün emredici olmaması, başta ücrete hak kazandıran işlemler olmak üzere, hak kazanma zamanı, miktar ve ödeme zamanını düzenleyen hükümlerde; ilgili emredici hükümler, genel işlem koşulları ile ilgili sınırlamalar, çalışma hayatı ve ekonomik özgürlüğün esaslarını belirleyen ilke ve hükümler mahfuz olmak üzere tarafların lehine veya aleyhine değişiklik yapılacağı anlamına gelmektedir.

    (4) TTK m. 113, f.2 hükmünde inhisarilik ibaresine yer verilmesi gerekir; bu, ancak yorum yoluyla çıkartılmaktadır. Nitekim İsv. BK m.418g (2)’de, “Kendisine belirli bir alan (bölge) ya da müşteri çevresi münhasır olarak bırakılan acente”den sözedilmektedir.

    (5) Ücret hakkının biri objektif diğeri sübjektif olmak üzere iki unsuru/dayanağı vardır. Objektif unsur, acentelik ilişkisinin devamı sürecinde veya belirli şartlarda bu ilişkinin bitiminden sonra müşteri ile sözleşmenin kurulması, sübjektif unsur ise, ücret hakkının acenteye bağlılığıdır. Bu bağlamda acentelik ilişkisinin devam ettiği süreçte acente; (buraya kadar sayfa 60)
    (i) çabası veya katkısı neticesinde gerçekleşen işlemler,
    (ii) tekel hakkı,
    sebebiyle ücrete hak kazanır. Ücret hakkının acenteyi takip etmesi, acenteye bağlılığı ilkesinin tabii sonucu olarak, her iki halde de ücret hakkı, halef-selef ilişkisinde önceki acenteye ait olduğu ölçüde doğmaz. Dolayısıyla, acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan sözleşmeler bakımından ise acente;
    (i) işleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem de acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa,
    (ii) çabası veya katkısı sebebiyle ya da tekel hakkı dolayısıyla ücret isleyebileceği bir işleme ilişkin olarak üçüncü kişinin icabının, acentelik ilişkisinin sona ermesinden önce kendisine veya müvekkile ulaşması durumunda, ücret isteyebilir.

    (6) TTK m. 113, f.l ve 2 hükümlerinde acentenin ücret hakkı belirlenirken, bu hakkın aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca (yani sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra gerçekleşen işler bakımından acentenin ücrete hak kazanması) önceki acenteye ait olduğu halde ve ölçüde doğmayacağı belirtilerek, ücret hakkının paylaşılması esası/ilkesi ifade edilmiştir. TTK m. 113, f .3 hükmünde, bu defa, hal ve şartlara göre bu ücretin paylaştırılması hakkaniyet gereği ise, sonraki acentenin de uygun pay alacağı öngörülerek ilke teyit edilmiştir. Buradaki hakkaniyet ölçüsü düzeltici bir işleve sahiptir.’’

    Arslan KAYA, ‘‘Acentelik İle İlgili Yenilikler’’, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Ticari İşletme Hukuku Alanında Getirdiği Yenilikler Sempozyumu, 25-26 Kasım 2011, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını, s. 60-61

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir