Yeni Kanuni Düzenlemelerde Ticari Defterlerin Delil Olması – Sami Karahan

Bu makale Yaklaşım Dergisi’nin Ekim 2012 sayısında yayınlanmıştır. Makalenin ticaretkanunu.net sitesinde yayınlanmasını mümkün kılan Prof. Dr. Sami KARAHAN’a ve Yaklaşım Yayıncılık’a teşekkür ederiz.

YENİ KANUNİ DÜZENLEMELERDE TİCARİ DEFTERLERİN DELİL OLMASI
Prof. Dr. Sami KARAHAN,  Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

I- GİRİŞ

Ticari defterlerin delil olması, eski TK’nın aksine, Ticaret Kanunu’nda de­ğil, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenmiştir (HMK md. 222). Bu hükme göre, ticari defterler, belirtilen şartların varlığı halinde, ticari uyuş­mazlıklarda, ispat aracı (delil) olarak kullanılabilir. Bu, defter sahibinin le­hine olabileceği gibi aleyhine de olabilir.

Defterler delil olarak kullanılırken, bunların dayanağı olan belgelerin ib­razının gerekip gerekmediği hususu tartışmalıdır. Yargıtay’a göre, defter kayıtlarının dayanağı olan belgelerin mevcut olmaması halinde defterler de­lil olarak kullanılamazlar(1). Aksi görüşe göre ise, defterlerin delil kuvvetini böyle bir şarta bağlamaya Kanun’un lafzı ve ruhu uygun değildir. Böyle bir şartın öngörülmesi halinde defterlerin delil olmasından değil, dayanağı olan belgelerin delil kuvvetinden söz etmek mümkün olabilir ki, bu yorum, def­terlerle ispat usulünü anlamsızlaştırmaktadır(2).

II- TİCARİ DEFTERLERİN TACİRİN LEHİNE DELİL OLMASI

Ticari defterler, bazı şartların varlığı halinde, sahibi veya halefleri lehine delil olarak kullanılabilir (HMK md. 222)(3). Bunun için aranan şartlar şunlardır:

● Uyuşmazlığın kaynağı ticari bir iş olmalıdır. Bu iş, her iki tarafın ticari işletmesini de ilgilendirmelidir. Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğini haiz olan uyuşmazlıklarda, arada sözleşme bile olsa, defterler lehe delil olarak kullanılamaz. Yani, TK md. 19/II’deki karine hükümleri burada uygulanmaz.

● Uyuşmazlığın her iki tarafı da tacir olmalıdır(4). Taraflardan birinin veya her ikisinin tacir olmaması halinde defterler lehe delil olarak kullanılamaz(5). Davaya kadar bu sıfatın korunmuş olması gerekmez. İhtilafın konusu işlemin yapıldığı sırada bu sıfata sahip olmak yeterlidir(6).

● Ticari defterlerin tümü tacirin lehine delil olarak kullanılabilir. Ticari defterlerin kapsamı oldukça geniş belirlenmiştir. Ticaret Ka­nunu’na göre; yevmiye defteri, envanter defteri, defteri kebir gibi mu­hasebe ile ilgili defterlerin yanısıra, muhasebe ile ilgisi bulunmayan, pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri de ticari defter niteliğini haizdir (TK md. 64/IV).

● Tacirin tuttuğu tüm ticari defterler birbirini doğrulamalıdır. Birbi­rini doğrulamayan defter kayıtları tacirin lehine değil aleyhine delil olabilir.

● Ticari defterler kanuna uygun şekilde tutulmuş olmalıdır. Kanun’a uygun tutulmanın varlığından söz edebilmek için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gereklidir:

– Tutulması zorunlu olan tüm ticari defterler eksiksiz olarak tutulmuş olmalıdır. Ticari defterlerin bir kısmının tutul­mamış olması halinde, tutulan ticari defterler tacirin lehine değil, sadece aleyhine delil olarak kullanılabilir.

–  Tutulması gerekli ticari defterler usulüne uygun olarak tu­tulmuş olmalıdır (TK md. 64/I).

– Açılış ve/veya kapanış onayı aranan ticari defterlerde, bu onaylar yapılmış olmalıdır (TK md. 64/III)(7).

● Hasım taraf, defter tutma yükümünü hiç veya gereği gibi yerine ge­tirmemiş olmalıdır. Aksi halde; yani hasım tarafın ticari defterleri de yukarıda lehe delil olma için zikredilen ilk beş şartı yerine geti­riyorsa ve bu defterler, kendi defterlerine lehine delil olarak da­ya­nan tarafın defterleri ile farklılıklar gösteriyorsa veya iddianın dayandığı defter kayıtlarının aksi, senet veya diğer kesin delillerle(8) ispat edilebiliyorsa, ticari defterler artık sahibi lehine delil ol­ma kuvvetini kaybeder. Yani bu durumlarda iki taraf ticari def­ter­leri de artık tarafların kendi lehlerine delil olarak kullanılamaz.

Öte yandan, her iki tarafın ticari defterlerinin ilk beş şartı yerine getirmiş olması ihtimalinde; taraflardan birinin ticari defterlerinde uyuşmazlık konusu hususa ilişkin kayıt varken, diğer tarafın defterlerinde hiçbir kayıt bulunmaması halinde, ne şekilde hareket edilmesi gerektiği hususu çelişkili ve anlamsız bir şekilde düzenlenmiştir. Yani, var olan kayıtlar sahibi lehine delil olarak kullanılabilecek midir? Kanaatimizce bu durum, HMK md. 222/III. hükmünün eski TK md. 85 hükmünden hatalı bir şekilde aktarılmasından kaynaklanmaktadır. Gerçekten, eski TK md. 85 hükmünde “… bu hususta hiçbir kaydı havi bulunmazsa ….sözü geçen kaydın ispat kuvveti kalmaz” denilerek, böyle bir durumda, kayıt olan ticari defterlerin ispat gücünün kalmadığı, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı, açık bir şekilde vurgulan­mıştır(9).  Oysa, HMK md. 222/III. hükmünde “İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, … diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerin(in)… ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi …gerekir.”denilerek tamamıyla eski metin ile zıt, hukuka ve hakkaniyete aykırı bir düzenlemeye yer verilmiştir. Örneğin, eski hükme göre davacı (A)’nın ticari defterlerinde, (A), (B)’den 100.000 TL alacaklı olduğu görünürken, (B)’nin defterlerinde bu miktar 1 TL yazıyorsa, (A)’nın ticari defterleri (A) lehine delil olarak kullanılamayacaktır. Zira, HMK md. 222/III uyarınca, defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılabilmesi için “…diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması… gerekir”. Buna karşılık, (A)’nın alacağı ile ilgili olarak (B)’nin ticari defterlerinde hiçbir kayıt bulunmaması halinde, (A)’nın ticari defterlerindeki kayıtlar (A) lehine delil olarak kullanılabilecektir. Hükmün bu şekliyle kabul edilmesi mümkün değildir. Kanun koyucunun böyle bir iradeyi taşıdığı da esasen düşünülemez. Netice itibariyle,  çelişkili, hukukun ilkelerine zıt ve ciddi suiistimallere yol açabilecek bu hükmün acilen değiştirilmesi ve her iki tarafın ticari defterlerinin ilk beş şartı yerine getirmesi halinde, taraflardan birinin ticari defterlerinde, dava konusu uyuşmazlığa ilişkin hiçbir kayıt yokken; diğer tarafın defterlerindeki kayda onun lehine ispat gücü tanınmamalıdır.

● Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aley­hine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

III- TİCARİ DEFTERLERİN TACİRİN ALEYHİNE DELİL OLMASI

Ticari defterler sahibi aleyhine delil olabilir (HUMK md. 222). Bu ihtimal şu durumlarda gerçekleşebilir:

● Davacı kendi iddiasını ispatlamak için kendi ticari defterlerine da­yanmış olmasına rağmen, ticari defterlerdeki kayıtlar kendisi aley­hine delil oluşturacak nitelikte olabilir. Bu ihtimalin gerçekleşme ihtimali azdır. Zira, hiç kimse kendisi aleyhine delil oluşturabilecek kayıtlar içeren ticari defterlerine dayanmaz.

● Taraflardan biri iddiasını ispatlamak için, karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmesini isteyebilir. Bu iki şekilde gerçekleşebilir:

– Karşı tarafa ait ticari defterlerin sadece delil olarak ibrazı istenebilir. Bu durumda, karşı taraf defterlerini ibraz etse bile diğer deliller de kullanılabilir.

– Karşı tarafa ait ticari defterlerin ibrazını isteyen taraf, bu defterlerdeki kayıtları kabul edeceğini belirtebilir(10). Bu du­rumda, karşı taraf ticari defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispatlamış sayılır (HMK md. 222/V). İbraz etmesi halinde ise, Mahkeme bu defterlerdeki kayıtlara göre hüküm tesis edecektir. İddia sahibi, artık diğer delillere dayanamaz ve ticari defterlerdeki kayıtların aksini ispatlamaya girişemez(11).

Yukarıda söz konusu edilen ihtimaller dahilinde, uyuşmazlığın tarafla­rından birine ait defterlerin sahibi aleyhine delil olmasının şartları şunlardır:

● İşin taraflardan sadece biri için ticari iş niteliğinde olması, sadece birinin ticari işletmesini ilgilendirmesi yeterlidir.

● Tarafların her ikisinin tacir olmasına gerek yoktur. Sadece ticari defterlerinin ibrazı istenen tarafın tacir olması yeterlidir. Hasmının defterlerine dayanan tarafın tacir olması gerekmez(12).

● Defterler Kanun’a uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olabilir. Kanun’a uygun olarak tutulmuş defterlerdeki sahibi lehine olan ka­yıtlar dahi aleyhindeki kayıtlar gibi geçerli olup bunlar birbirinden ayrılamaz. Defterler Kanun’a uygun tutulmuşlarsa hem lehe hem aleyhe kayıtlar delil niteliğini haizken, Kanun’a uygun tutulmamış­larsa sadece aleyhe olan kayıtlar delil niteliğini haizdir(13).

● Açılış ve/veya kapanış onayı gerekli iken bulunmayan ticari defterler sahibi aley­hine delil olur.

● Tacirin tuttuğu ticari defterlerin içerdiği birbirini doğrulamayan kayıtlar sahibi aleyhine delil olur.

Tacir kendi defterlerindeki aleyhine delil oluşturan kayıtların aksini kesin delillerle ispatlarsa, bu kayıtlar aleyhe delil olma niteliğini yitirir(14).

IV- SONUÇ

Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin hükümler yeni Ticaret Kanunu’na değil, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na aktarılmıştır. Ancak aktarılma esnasında özenli davranılmamış ve yanlış anlaşılmalara ve suiistimallere sebebiyet verebilecek şekilde aktarım gerçekleşmiştir. Bu durum özellikle, iki taraf defterlerinin kanuni şartlara tümüyle uygun olması halinde, taraflardan birinin ticari defterlerinde uyuşmazlıkla ilgili kayıt varken, diğerinde hiçbir kayıt bulunmaması halinde ortaya çıkmaktadır. Eski TK döneminde böyle bir durumda kayıt olan defterler de delil olarak kullanılamaz iken yeni düzenleme buna imkan tanır görünmektedir. Bu düzenlemenin eski TK hükmündeki şekline dönüştürülmesi hem hakkaniyetin gereğidir hem de suiistimallerin önlenmesi acısından zaruridir.

…………………………………………………

(1)         “Defterlerdeki borç kayıtlarının dayanağı olan tediye ve tahsil fişlerinin mevcut olmaması kar­şısında bu kaydın hukuken bağlayıcı olup olmayacağı irdelenmek ve incelenmek ve sonucuna gö­re karar verilmek gerekir.” Yrg. 11. HD.’nin, 11.05.1993 tarih ve E. 92/3112, K.93/3405 sayılı Kararı (YKD.1993, C. XIX, S.11, s.1667); Yrg. 11. HD.’nin, 09.07.1986 tarih ve E.3492, K.4315 (Yasa HD.1986, C.IX, S.12, s.1720); Oysa Yargıtay ön­ce­le­ri “Tacirin ticari defterlerinin dayanakları olmasa bile, defterler yasaya uygun ol­duğu taktirde ta­ci­rin lehine delil olabilir” demekteydi. Bu yönde bkz. TD.03.04.1972 tarih ve E.316, K.1687 sayılı Karar (BATİDER, 1972, S.4, s. 724).

(2)         R. POROY – H. YASAMAN, Ticari İşletme Hukuku, Genişletilmiş ve Güncel­leş­tirilmiş 13. Baskı, İstanbul 2010, s. 153; G. ERİŞ, Açıklamalı – İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu, Ticari İşletme ve Şirketler, C.I, Ankara 1987, s. 463.

(3)         TK, eski TK.82-86 arasında düzenlenen ticari defterlerin ispat kuvvetine ilişkin hükümlere yer vermeyerek bunları takdiri delile dönüştürmek istemişse de (Kanun’un Genel Gerekçesine göre bunun sebebi; artık hiçbir ülkenin kanununda yer almayan ve ispat hukukunun ilkeleriyle de pek bağdaşmayan ticari defterlerle ispat usulüne son verilmiş olmasıdır) daha sonra, eski TK’dan alınan hükümler, geniş tek bir hüküm haline getirilerek ve yemin ile ilgili düzenlemeler ayıklanarak, HMK’ya aktarılmış ve ticari defterlerle ispat müessesesi korunmuştur.

(4)         “Ticari defterlerin kesin delil niteliğini haiz olabilmesi için uyuşmazlığın tacir sıfatını haiz kimseler arasında çıkmış olması gerekir.” Yrg. 11. HD.’nin, 22.10.1985 tarih ve E. 5510, K.5498 sayılı Kararı. (ERİŞ, age, s. 480); “Taraflar tacir olup ticari defterler kesin delil niteliğini taşır.” Yrg.  11. HD.’nin, 03.10.1986 tarih ve E.4602, K.4958 sayılı Kararı (ERİŞ, age, s. 482).

(5)         “Davalı tacir olmadığından, davacının kendi ticari defterleri lehine delil olarak kabul edi­le­mez.” Yrg. 13. HD.’nin, 12.03.1987 tarih ve E.1304, K.1451 sayılı Kararı. (YKD.1988, C.XIV, S.7, s.953).

(6)         İMREGÜN,  s. 145; H. ARSLANLI, Kara Ticaret Hukuku, Umumi Prensipler, 3. Baskı, İstanbul 1960, s. 140; S. K. MİMAROĞLU, Ticaret Hukuku, C. I, İşletme Hukuku, Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara 1978, s. 447; TD.’nin, 12.06.1970 tarih ve E.891, K.2543 sayılı Kararı (MİMAROĞLU, age, s. 447).

(7)         Yrg. 19. HD.’nin, 25.12.1992 tarih ve E.11448, K.6920 (YKD.1993, C.XIX, S.5, s.749-750); Yrg. 11. HD.’nin, 17.06.1991 tarih ve E.90/2463, K.91/4190 (BATİDER, C.XVI, S.1, s.92); Yrg. 11. HD.’nin, 26.11.1985 tarih veE.5203, K.6445 sayılı (Yasa HD.1985, C.VIII, s.12, s.1773); 25.03.1986 tarih ve E.561, K.1693 sayılı Kararı (ERİŞ, age, s. 448); Yrg. 11. HD.’nin, 20.06.1978 tarih ve E.2664, K.3323 sayılı; Yrg. 11. HD.’nin, 04.05.1982tarih ve E.1507, K.2127 sayılı; Yrg. 11. HD.’nin, 14.03.1986 tarih ve E.860, K.1430 sayılı Kararları (T. BAŞBUĞOĞLU, Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, C.I, Ankara 1988, s. 183).

(8)         ARSLANLI, age, s.144 ve Hayri DOMANİÇ, Ticaret Hukukunun Genel Esasları, Genişletilmiş. 4. Baskı, İstanbul 1988, s. 284) diğer muteber deliller ibaresi içerisinde şahitlerin de gireceğini ileri sürerken, Y. KARAYALÇIN, Ticaret Hukuku, I Giriş – Ticari İşletme, 3. Baskı, Ankara 1968, s. 366) ve ERİŞ, age, s. 494 burada şahit dinlenemeyeceği görüşünü sa­vunmaktadır.

(9)         “Davalı irsaliyelerdeki imzaların kendisine veya adamlarına ait olmadığını ve iddia edildiği kadar mal almadığını, kaldı ki faturaların kendisine gönderilmediğini ileri sürmüş ve defter tetkikatı sonucunda uyuşmazlık konusu mallara ait kayıtların davalının defterlerinde mevcut olmadığı tespit edilmiş bulunmasına göre davacı defter kayıtlarının kendisi lehine delil olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır.” Yrg. 11. HD.’nin, 01.04.1987 tarih ve E. 36, K.1914 sayılı Kararı (Yasa HD.1987, C.X, S.6, s.892).

(10)       “TTK’nın 83/II. maddesine göre davacının ticari defterlerini kabul ettiği imzası ile tasdik eden davalı (HUMK md. 151) bu beyanından dönemez.” Yrg. 15. HD.’nin, 29.03.1984 tarih ve E. 310, K.1083 sayılı Kararı (Yasa HD.1984, C.VII, S.4, s.549); “Davacı, hasmın defterlerine dayandığını açıkça beyan etmiş olmasına göre mahkemece tacir olan davalının (defterde bu hususta kayıt yoktur) şeklindeki beyanına itibar edilmeden bilirkişi marifetiyle defter kayıtlarında inceleme yaptırılması gerekirken…” HGK’nın, 08.05.1987 tarih ve E.86/11-170, K.87/354 sayılı Kararı (İKİD.1988, C.XXIX, S.332, s.5876-77).

(11)       “davacı vekili yukarıda vurgulanan kurala uygun olarak diğer delillerinden vazgeçmek sure­tiyle iddiası hakkında Türk Ticaret Kanunu’nun 83. maddesi gereğince hasmın ticari def­terlerine dayandığını, ticari defterlerin münderecatını kabul edeceğini mahkemeye bildirmiş, bu bildirimden sonra HUMK’un 326 ve Türk Ticaret Kanunu’nun 79-81. maddelerine dayanılarak hasım taraftan incelenmek üzere ticari defterlerin ibrazı emredil­miştir. Mahke­me­ce, az yukarıda sözü edilen yasa hükümleri çerçevesinde yapılan işlemler sonucuna uygun bir hüküm kurulması gerekirken…” Yrg. 14. HD.’nin, 06.02.2008 tarih ve 31/1168 sayılı Kararı.(Bkz. KAZANCI).

(12)       KARAYALÇIN age, 362; DOMANİÇ, age, 289: İ. DOĞANAY, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. I, 3. Baskı, Ankara 1990, s.  429.

(13)       HGK.22.11.1974, E. 73/T-309, k.74/1249 (YKD.1975, C.I, s.7, s.6).

(14)       “Davacı defterindeki kayıtlar ve burada gösterilen borç miktarı davacı aleyhine delil oluş­tu­rursa da defterde gösterilmemiş olan bir ödemenin geçerli bir ödeme belgesiyle her za­man ka­nıt­lanması gerekir.” Yrg. 11. HD.’nin, 03.03.1989 tarih ve E.1491, K.1272 sayılı Kararı (Yasa HD.1990, C.XIII, Sayı: 3, s.424).



Yorum Yapın

İsim *

E-posta *

Site