HUMK 429/4: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Görevi ve Kesin Bozma Şartı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, bir davada verilen kararı temyizen inceleme görevi bulunabilmesi için; ilk derece mahkemesinin davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bir bozmaya uyması, sonrasında mevzuatta veya dosya kapsamında değişiklik olmadan önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin mahiyette bir bozma kararı verilmesi gerekir. İki bozma kararının da araştırmaya yönelik veya kesin bozma niteliğinde olmaması durumunda temyiz incelemesi Özel Daire tarafından yapılmalıdır.
Menfi tespit davasında ilk derece mahkemesi, ilk bozmaya uyarak birleşen davayı reddetmiş; ikinci bozmaya uyarak ise birleşen davayı kabul etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, her iki bozma kararının da davanın esastan kesin kabulüne veya reddine ilişkin nitelikte (kesin bozma) olmadığını belirterek, HUMK'nın 429/4. maddesindeki şartlar oluşmadığından son kararın temyiz incelemesini yapma görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye ait olduğuna karar vermiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2024/469 E. , 2025/676 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/778 E., 2023/507 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.05.2022 tarihli ve 2020/7162 Esas, 2022/4081 Karar sayılı BOZMA kararı 1.Taraflar arasında birleştirilerek görülen menfi tespit davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen asıl dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kabulüne dair 15.06.2023 tarihli ve 2022/778 Esas, 2023/507 Karar sayılı kararın birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ ASIL DAVA 2. Davacı vekili; davalı şirket ile müvekkili arasındaki ticari ilişki sebebiyle sipariş verilen mallara avans olmak üzere ... Bankası Yeşilyurt Şubesine ait hesaptan 31.05.2013 tarihli, ... numaralı ve 200.000,00 TL bedelli, bir adet avans çekinin düzenlenerek davalıya teslim edildiğini, siparişler teslim edilmediği gibi davalı şirketin müvekkilini cari hesapta borçlandırdığını ileri sürerek çekin iptali ile müvekkilinin davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. 3. Davalı vekili; müvekkili şirkete herhangi bir mal siparişi verilmediğini, çek keşide edilmesinin keşidecinin borcu bulunduğunun karinesi olduğunu, çekin arkasının ciro edilerek ...den kredi alınırken teminat olarak verildiğini, ödeme zamanı yaklaşınca dava açılmasının kötüniyeti gösterdiğini, çekin ödeme vasıtası olması nedeniyle borcun tasfiyesine yönelik olarak verildiğinin kabulü gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. BİRLEŞEN DAVA 4. Davacı vekili; asıl dava ile davaya konu çek üzerine ödeme yasağı kararı konduğunu ve ... Türk Katılım Bankasının davaya dahil edilmesinin istenildiğini ileri sürerek müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. 5. Davalı vekili; davaya konu çekin İzmir 13. İcra Müdürlüğünün 2013/15156 Esas sayılı dosyası üzerinden takibe konulduğunu, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiğini, borçlunun yetkiye ve borca itirazda bulunduğunu, çekin verilmesine neden olan siparişin gerçekleşmemesi nedeniyle iptali ve borçlu olmadığının tespiti istemi ile menfi tespit davası açılmış ise de bu iddianın davalı bankaya yöneltilmesinin mümkün olmadığını, lehtar ile keşideci arasındaki iç ilişkinin bankaya yöneltilemeyeceğini, çekin hamilinin iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki davalı banka olduğunu, ... ... Halat Hırd. İnş. San. A.Ş. tarafından dava tarihinden önce çekin ciro edilerek verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 6. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.05.2016 tarihli ve 2013/156 Esas, 2016/442 Karar sayılı kararı ile; dava konusu çekin birleşen davada davalı ...ye bir borcun ödenmesi karşılığı olarak ciro edilip verilmediği, asıl davada davalı şirketin kullandığı kredinin teminatı olarak teslim edildiğinden davacının çekin karşılıksız kaldığı iddiasını çeki rehin cirosu ile devralan davalı bankaya karşı da ileri sürebileceği, tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacı şirketin davalı şirketten cari hesap alacağı bulunduğu tespit edildiğinden davacının verdiği çekin bedelsiz kaldığı, mal tesliminin yapılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davaya konu çek nedeniyle davacının her iki davalıya karşı borçlu olmadığının tespitine, karar kesinleştiğinde takibin ve çekin iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Birinci Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.03.2018 tarihli ve 2016/15252 Esas, 2018/1063 Karar sayılı kararı ile; “…Asıl ve birleşen dava icra takibine konu çekten dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine yöneliktir. Temyiz eden davalı ...Ş.’nin temyiz istemi birleşen davaya yöneliktir. Davaya konu çekin incelenmesinde keşidecinin davacı, lehtarın asıl dava davalısı ... ... A.Ş., hamilin ise birleşen dosya davalısı ... Türk Katılım Bankası A.Ş. olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı ...Ş. iyiniyetli 3. kişi konumundadır. Keşideci lehtara karşı ileri sürebileceği şahsi defileri iyiniyetli hamile karşı ileri süremez (T.T.K. m. 687). Bunun tek istisnası hamilin poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına iktisap etmiş olması halidir. Mahkemece bu hüküm gözönüne alınmaksızın yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 9. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.12.2019 tarihli ve 2019/159 Esas, 2019/1437 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; davalı ...Ş. iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olup keşidecinin lehtara karşı ileri sürebileceği şahsi def'ileri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesi uyarınca iyiniyetli hamile karşı ileri süremeyeceği, bunun tek istisnasının hamilin poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına iktisap etmiş olması hâli olduğu gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 11. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.05.2022 tarihli ve 2020/7162 Esas, 2022/4081 Karar sayılı kararı ile; “…Dava konusu çek incelendiğinde, keşidecisinin davacı şirket, lehtarının asıl dava davalısı ... ... Halat… Ltd. Şti. olduğu, çekin arka yüzünde ilk olarak lehtar, asıl dava davalısı ... ... Halat … Ltd. Şti.’nin cirosunun bulunduğu, bu cirodan sonra çekin ... Bankası’na vekaleten ... Türk Katılım Bankası A.Ş. Gıda Çarşısı Şube Müdürlüğü’ne ibraz edildiği, ödeme yasağı konulduğundan iade edildiği, bu ibrazın üzerinin iptal ibaresi ile çizildiği, iptal edilen bu ibrazın altında iki adet imza olduğu, bu imzaların birleşen dava davalısı ... Türk Katılım Bankası A.Ş. adına atıldığının anlaşıldığı, bundan sonra çekin tekrar ... Bankası’na vekaleten ... Türk Katılım Bankası A.Ş. Gıda Çarşısı Şube Müdürlüğü’ne ibraz edildiği, ödeme yasağı konulduğundan iade edildiği anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK’nın “Protestodan ve ibraz süresinin geçmesinden sonraki ciro” başlıklı 793. maddesi hükmünün, “(1) Protestonun düzenlenmesinden veya aynı nitelikte bir belirlemeden veya ibraz süresinin geçmesinden sonra yapılan ciro, ancak alacağın temlikinin sonuçlarını doğurur. (2) Tarihsiz bir cironun, protesto veya aynı nitelikte bir belirlemeden veya ibraz süresinin geçmesinden önce yapıldığı, aksi sabit oluncaya kadar karinedir.” düzenlemesini içerdiği anlaşılmaktadır. Yukarıda özetlenen çek suretine ve çekte yer alan işlemlere göre dava konusu çekin, asıl dava davalısı ... ... Halat … Ltd. Şti. adına süresi içinde bankaya ibraz edildiği, bu ibrazdan sonra yetkili hamil olan söz konusu şirketin cirosu olmaksızın birleşen davada davalı ...Ş. tarafından imzalandığı, bu durumda çek ibrazdan sonra birleşen davada davalı ...Ş.’ye geçtiğinden, birleşen davada davalı ...Ş.’nin TTK’nın yukarıda anılan 793. maddesi uyarınca yetkili hamil olması söz konusu değildir. Zira ilk ibraz işleminden sonra birleşen davada davalı ...Ş.’nin çekte hak sahibi olabilmesi için, adına alacağın temliki sonucunu doğuran çekin lehtarı asıl davada davalı ... ... Halat … Ltd. Şti.’nden sadır bir cironun bulunması gerekmektedir. Bu durumda birleşen davada davalı ...Ş. yetkili hamil değildir. Dairemizce bu yön üzerinde durulması gereğine işaret edilerek bir bozma yapılması gerekirken çekteki ciro silsilesi gözetilmeden maddi hata ile farklı bir gerekçe ile bozma yapılmış olduğu anlaşıldığından, mahkemenin birleşen davada maddi hata ile yapılan bozma ilamına uyarak vermiş olduğu redde dair hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Üçüncü Kararı 12. İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.06.2023 tarihli ve 2022/778 Esas, 2023/507 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda asıl dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. II. ÖZÜ 13. Birleşen davada davalı ...nin iyiniyetli üçüncü kişi konumunda ve yetkili hamil olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre birleşen davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce İlk Derece Mahkemesinin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. 15. Öncelikle belirtilmelidir ki; 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle, 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 439/5. maddesinde ve HUMK'nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 16. maddesi ile değiştirilmeden önceki 429/3. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen fıkra: “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” hükmünü haizdir. 16. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtay’ın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir. “Kesin Bozma”, denetim mahkemelerinin yargılama hukukuna kazandırdığı bir kavramdır. Bu kavram, ilk derece mahkemelerinin davanın kabulüne ilişkin hükmünün reddedilmesini yahut davanın reddine ilişkin hükmünün kabul edilmesini öngören bozmaları içermektedir. Denetim mahkemesinin, aynı dava hakkında, verilerde değişme olmadan, birden fazla ve birbirine zıt kesin bozma kararı vermesi, başlı başına hukuk güvenliği sorununa işaret eder. İkinci kesin bozma kararı üzerine verilen ilk derece mahkemesi kararlarının temyiz incelemesinin, veriler değişmediği hâlde, birbirleriyle çelişen bozma kararlarını veren dairece değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması, hem sorunun doğasının, hem de adil yargılama hakkının bir gereğidir…” denilmektedir. 17. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş; davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde ve yine kesin mahiyette yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılması öngörülmüştür. 18. Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere kesin bozma içeren kararlar, denetimle görevli Yargıtay ilgili özel dairesinin denetlediği davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının reddedilmek üzere veyahut davanın reddine ilişkin kararın kabuledilmek üzere açıkça bozularak ortadan kaldırılmasını sağlayan kararlarıdır. 19. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddini veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı olmakla birlikte bu görev dahi her iki bozma kararının da verildiği sırada aynı mevzuat hükümlerinin uygulanıyor olması, diğer anlatımla mevzuatta değişiklik bulunmaması ve inceleme kapsamındaki verilerde herhangi bir değişiklik bulunmaması ön koşullarına bağlıdır. 20. Bu noktada “nihaî karar” kavramı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. 21. Hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihaî kararlar denilmektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise nihaî karar (son karar); bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662). 22. Nihaî kararlar, usule ilişkin nihaî kararlar veya esasa ilişkin nihaî kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihaî karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihaî kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). 23. Esasa ilişkin nihaî kararlar (hüküm) ise hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HUMK md. 381/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihaî karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa kesin hükümden dolayı reddedilir. 24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen birinci karar, birleşen davada davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairenin 01.03.2018 tarihli kararıyla; davalı bankanın iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğu, keşidecinin lehdara karşı ileri sürebileceği şahsi def'ileri iyiniyetli hamile karşı ileri süremeyeceği, bunun tek istisnasının hamilin poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına iktisap etmiş olması hâli olduğu, Mahkemece bu hüküm göz önüne alınarak karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde birleşen davanın reddine karar verilmiştir. 25. Bu karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz talebinde bulunulması üzerine; Özel Dairenin 26.05.2022 tarihli kararı ile birleşen davada davalı ...nin yetkili hamil olmadığı, Dairece bu yön üzerinde durulması gereğine işaret edilerek bir bozma yapılması gerekirken çekteki ciro silsilesi gözetilmeden maddi hata ile farklı bir gerekçe ile bozma yapıldığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. 26. Yukarıda da belirtildiği üzere 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle usul yasalarına eklenen fıkra uyarınca mevzuatta veya dosya kapsamında bir değişiklik olmadan davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin mahiyette bozulması üzerine mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulunca yapılacaktır. Değişiklik gerekçesinden de anlaşılacağı üzere Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için mevzuatta ya da dosya kapsamında bir değişiklik olmaksızın davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların, önceki bozma kararını ortadan kaldıracak şekilde yeniden kesin bozulması durumunun söz konusu olması gereklidir. 27. Maddenin farklı şekilde yorumlanması, Yargıtay dairelerinin İlk Derece Mahkemesini araştırmaya yönelten birden fazla bozma kararı verdiği tüm durumlarda temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca yapılacağı sonucunu doğurur ki, bu da HUMK'nın 429/4. maddesinin ruhuna aykırıdır. 28. Netice itibariyle eldeki davada, Özel Dairece verilen ilk bozma kararı "...Temyiz eden davalı ...nin temyiz istemi birleşen davaya yöneliktir. Davaya konu çekin incelenmesinde keşidecinin davacı, lehtarın asıl dava davalısı ... ... A.Ş., hamilin ise birleşen dosya davalısı ... Türk Katılım Bankası A.Ş. olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı ...Ş. iyiniyetli 3. kişi konumundadır. Keşideci lehtara karşı ileri sürebileceği şahsi defileri iyiniyetli hamile karşı ileri süremez (T.T.K. m. 687). Bunun tek istisnası hamilin poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına iktisap etmiş olması halidir. Mahkemece bu hüküm gözönüne alınmaksızın yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…” şeklinde olup kesin bozma mahiyetinde değildir. Keza ikinci bozma kararındaki “…Bu durumda birleşen davada davalı ...Ş. yetkili hamil değildir. Dairemizce bu yön üzerinde durulması gereğine işaret edilerek bir bozma yapılması gerekirken çekteki ciro silsilesi gözetilmeden maddi hata ile farklı bir gerekçe ile bozma yapılmış olduğu anlaşıldığından, mahkemenin birleşen davada maddi hata ile yapılan bozma ilamına uyarak vermiş olduğu redde dair hükmün bozulması gerekmiştir…” şeklindeki ifade de kesin bozma niteliği taşımamaktadır. 29. Hâl böyle olunca, HUMK'nın 429/4. maddesinde düzenlenen koşullar gerçekleşmediğinden, Mahkemece Özel Dairenin ikinci bozma kararına uyularak verilen son kararın temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye ait olup mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gereklidir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.10.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
- yargitay bozmaYargıtay 11. Hukuk Dairesi2020/7162 E.2022/4081 K.26.05.2022Bozma
- ilk dereceİzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi2019/159 E.2019/1437 K.19.12.2019Birleşen davanın reddine (Bozmaya uyarak)
- yargitay bozmaYargıtay 19. Hukuk Dairesi2016/15252 E.2018/1063 K.01.03.2018Bozma
- ilk dereceİzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi2013/156 E.2016/442 K.12.05.2016Davanın kabulü
- m. 687· Yargıtay 19. HD: Keşidecinin lehtara karşı ileri sürebileceği şahsi def'ilerin iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemeyeceğine ilişkin hüküm bağlamında uygulandı.
- m. 793· Yargıtay 11. HD: İbrazdan ve ödeme yasağı sonrasında yapılan cironun alacağın temliki sonuçlarını doğuracağı kuralı çerçevesinde, hamil bankanın yetkili hamil olup olmadığının değerlendirilmesinde kullanıldı.
- görev
- kesin bozma
- temyiz incelemesi
- yetkili hamil
- ciro silsilesi
- şahsi def'i