TTK 102, 122: Kesintisiz Devam Eden Acentelik İlişkisinde Sonlandırma Protokolü ile Denkleştirme Tazminatından Vazgeçmenin Geçersizliği ve Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
Acentelik sözleşmesi niteliğindeki bayilik ilişkilerinde, yeni bir sözleşme akdedilerek önceki ticari ilişkinin kesintisiz devam ettirilmesi halinde taraflar arasındaki milat korunmuş sayılacağından, bu süreçte imzalanan sonlandırma protokolü veya ibranameler ile denkleştirme tazminatından vazgeçilmesi TTK 122 uyarınca geçersizdir.
Davacı bayi (acentelik niteliğinde), davalı sağlayıcı firmaların sözleşmeleri haksız sonlandırdığını, ceza faturaları kestiğini ve kendi grup şirketlerine ayrıcalıklı fiyatlar uygulayarak haksız rekabet yarattığını ileri sürüp denkleştirme tazminatı, yoksun kalınan kâr ve rekabet hukuku tazminatları talep etmiştir. İlk derece ve bölge adliye mahkemeleri, taraflar arasında imzalanan sonlandırma protokolü ve ibranamenin geçerli olduğu ve haklardan vazgeçildiği gerekçesiyle davaları reddetmiştir. Yargıtay ise ardışık sözleşmelerle ticari ilişkinin kesintisiz sürdüğünü, sözleşme ilişkisi devam ederken denkleştirme tazminatından vazgeçilemeyeceğini, ayrıca davalının kendi grup şirketlerine yönelik ayrımcı fiyat politikalarının haksız rekabet ve hakim durumun kötüye kullanılması yönünden uzman bilirkişilerce etraflıca incelenmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.
11. Hukuk Dairesi 2024/193 E. , 2025/1715 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1706 Esas, 2023/1672 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/690 E., 2020/337 K. BİRLEŞEN DAVA : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2028/691 E. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılar arasında ''Saha Gücü Bayilik Sözleşmesi'' imzalandığını, davalı tarafından sözleşmenin haklı bir sebep olmaksızın sonlandırıldığını, sözleşme süresince davalıya binlerce abone kazandırdığını, sözleşmenin en az on yıl devam edeceği yönünde güvenin verildiğini ve buna istinaden yatırımlar yaptığını, davalılarca müvekkiline dayanağı bulunmayan ceza faturalarının kesildiğini ve hak ediş tutarlarının düşürüldüğünü, bununla ilgili müvekkiline yeterli bilginin verilmediğini belirterek 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'un 58. maddesi uyarınca müvekkilinin elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminat, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL yoksun kalınan kârın, 100 TL ceza faturalarına ilişkin bedelin ve 100 TL denkleştirme tazminatının sözleşmenin sona erme tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılar arasında "Kurumsal Bayilik Sözleşmesi" imzalandığını, davalıların aboneleri arasında abonelik sözleşmesi kurulmasına aracılık etme yükümlüğü altına girdiğini ve görevini ödül alacak kadar üst seviyede yerine getirdiğini, müvekkilinin davalıya binlerce müşteri kazandırdığını, ancak sözleşmenin davalılar tarafından haklı bir sebep olmaksızın feshedildiğini, davalının kendi grup şirketi olan ... unvanlı şirket vasıtası ile davacının müşterilerine hizmet verdiğini, davacının sunduğu fiyattan davacıya iktisadi anlamda yaşama imkanı vermeyecek ölçüde indirimli fiyat sunmak, ilave promosyon ürün vermek, vs gibi davranışlarla BTK hükümlerini hiçe sayarak müvekkilinin rekabet etme gücünü elinden aldığını belirterek haksız rekabet nedeniyle tazminat, denkleştirme tazminatı, ücret kaybına ilişkin alacak, yoksun kalınan kârın davalılardan tahsilini, teminat mektubunun hükümsüz olduğunun ve davacının bu teminat mektubu nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespiti ile teminat mektubunun iptalini ve davacıya iadesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl dava yönünden cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin davacının serbest iradesiyle imzalamış olduğu sonlandırma protokolü ve ibraname ile sona ermiş olduğunu, protokolün baskı altında imzalandığına yönelik iddialarının davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, protokolün 25.07.2017 tarihinde imzalanmış olduğunu, davanın açıldığı tarih itibariyle hak düşürücü sürenin dolmuş olduğunu, bu nedenle protokolün geçersizliğini ileri süremeyeceğini, genel işlem koşullarına ilişkin olarak her iki tarafında tacir olması nedeniyle sözleşmenin genel işlem koşullarına tabi olmadığını, sözleşmenin imzalanmasından uzun süre geçtikten davacı kazanç sağladıktan sonra bunları ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, denkleştirme tazminatı ve yoksun kalınan kâra ilişkin koşulların oluşmadığını, uygulanan cezaların sözleşmeye ve mevzuata uygun olduğunu, sözleşmenin devamı sırasında ödenen cezalar yönünden itirazda bulunmayan davacının sözleşmenin feshi ile birlikte itiraz edemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen dava yönünden cevap dilekçesinde; taraflar arasında 29.04.2016 tarihli ''Kurumsal Bayilik Sözleşmesi'' nin imzalandığını, sözleşmenin 4.2. maddesi uyarınca sözleşmenin süresinin 1 yıl olduğu, sürenin sona ermesinden 1 ay önce yazılı bildirimde bulunulmadığı sürece 1 yıl uzamış sayılacağının kararlaştırıldığını, anılan hüküm gereğince 14.12.2017 tarihinde sözleşme uzama süresinin sonu olan 29.04.2018 tarihi itibariyle sona ereceğinin davalıya bildirildiğini, asıl davada yer alan sözleşmenin niteliği, genel işlem koşulları, denkleştirme tazminatı, ceza faturaları ve yoksun kalınan kâr talebine ilişkin taleplerin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (TTK) 102. maddesi uyarınca acentelik sözleşmesi olduğu, denkleştirme tazminatı şartlarının oluşmadığı, haksız rekabet iddiasının ispat edilemediği, RKHK 58. hükmü gereği 3 kat tazminat talebi bakımından davalıya ait doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan anlaşma, eylem veya kararın bulunmadığı ve bu yönde dosyaya herhangi bir delil sunulmadığından tazminat şartlarının gerçekleşmediği, Kurumsal Bayilik Sözleşmesini 22.2 maddesi uyarınca teminat mektuplarının iadesinin şirketlerin davacıdan herhangi bir alacağının kalmadığının sabit olması şartına bağlı kılındığı, dosya kapsamında alınan raporda davacı için 383.346,60 TL ceza kesintisi tahakkuku yapıldığının tespit edildiği, taraflar arasında düzenlenmiş herhangi bir hesap mutabakatı dosyaya sunulmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl ve birleşen dava dayanağı sözleşmelerin genel işlem koşulu içerip içermediği, genel işlem koşullarını düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20-25. hükümlerinin tacirlere uygulanıp uygulanamayacağı, asıl dava konusu sözleşmeyi sonlandıran ‘Sonlandırma Protokolü ve İbraname’ başlıklı belgenin geçerliliğini etkileyecek sakatlık hali bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre asıl davada denkleştirme tazminatından da vazgeçilip geçilmediği, denkleştirme tazminatının şartlarının bulunup bulunmadığı, davacının diğer tazminat ve ücret alacağının olup olmadığı, davalıların kendi grup şirketleri ile aynı konuda yapmış oldukları sözleşmenin haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı, ayrıca bu sözleşmenin 4054 sayılı Kanuna aykırılık oluşturup oluşturmadığı, buradan varılacak sonuca göre anılan Kanun kapsamında tazminat talep etme şartlarının bulunup bulunmadığı, dava tarihi itibariyle birleşen davada menfi tespit konusu edilen teminat mektubunun iade şartlarının oluşup oluşmadığı ile hem asıl hem de birleşen davada araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. 2. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Asıl davada davacı, davalılardan .......) ile imzalamış olduğu 17.11.2014 tarihli ve beş yıl süreli ‘Saha Gücü Bayilik Sözleşmesi’nin haklı neden olmaksızın davalılarca 31.07.2017 tarihi itibariyle sona erdirildiğini, davalıların dayandığı ‘Sonlandırma Protokolü ve İbraname’nin geçersiz olduğunu, bu durumun ihtarla davalılara da bildirildiğini, Sözleşmenin ise genel işlem şartları içerdiğini, Sözleşme adının bayilik sözleşmesi olarak adlandırılmasına rağmen ticari ilişkinin acente niteliğinde devam ettiğini, acente ilişkisinin Sözleşmeden de anlaşıldığını özetle ileri sürerek denkleştirme tazminatı, yoksun kalınan kâr ve davalı tarafça haksız olarak tanzim olunan ve davacı alacağından mahsup edilen ceza fatura bedellerinin tahsilini talep etmiştir. Birleşen davada ise, davacı taraf davalılarla yapmış oldukları 29.04.2016 tarihli ve bir yıl süreli ‘Kurumsal Bayilik Sözleşme’sinin davalıların yönetimindeki değişiklik üzerine davalı tarafça haklı bir neden olmaksızın sona erdirildiğini, bu Sözleşmenin de genel işlem koşulları içerdiğini, Sözleşmenin bayilik olarak adlandırılmasına rağmen, içeriğinden anlaşıldığı üzere acentelik sözleşmesi niteliğinde olduğunu, ayrıca davalıların kendi grup şirketleri olan ‘.... TT’ şirketi ile aynı konuda yapmış oldukları sözleşme kapsamında iktisadi açıdan davacıya yaşama imkânı vermeyecek ölçüde indirimli fiyat uyguladıklarını, bu uygulamaların davacının hareket etme gücünü temelinden sarstığını ve dolayısıyla bu hususun rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı nitelikte olduğunu, Sözleşme nedeniyle verilen teminat mektubundan dolayı da borcu olmadığı halde teminat mektubunun iade edilmediğini ileri sürerek haklı bir neden olmaksızın Sözleşmenin sona erdirilmesinden dolayı denkleştirme tazminatı, ücret kaybı ve yoksun kalınan kâr kaybı zararları, 4054 sayılı Kanun kapsamında tazminat, haksız rekabet tazminatı ve teminat mektubundan dolayı borçlu olmadığının tespiti ile iadesini talep etmiştir. Asıl davada davalılar, Sözleşmenin 25.07.2017 tarihli ‘Sonlandırma Protokolü ve İbraname’ ile 31.07.2017 tarihinde sonlandırıldığını, Protokolün 3.3. maddesi ile davacının taleplerinden vazgeçip davalıları ibra ettiğini, birleşen davada ise, Sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle feshedildiğini, davacının acente değil bayii olduğunu, Sözleşmelerin genel işlem şartı içermediğini ileri sürmüşlerdir. İlk Derece Mahkemesince, tacir olan davacının basiretli olması gerektiği, Saha Gücü Bayilik sözleşmesini sonlandıran "Sonlandırma Protokolü ve İbranamenin" geçerli olduğunu ve dolayısıyla davacının denkleştirme tazminatı dâhil tüm haklarından vazgeçerek davalıları ibra ettiği, genel işlem şartına ilişkin talebin somutlaştırılmadığı, davacının münhasır yetki sahibi olmadığı, davalının kusurunun da ispatlanamadığı, rekabeti bozan dürüstlük kuralına aykırılık bulunmadığı, bu nedenle Türk Ticaret Kanunun kapsamında haksız rekabet talebinin yerinde olmadığı, 4054 sayılı Kanunun da uygulama şartlarının oluşmadığı, teminat mektubunun iade şartlarının bulunmadığı gerekçeleri ile hem asıl hem de birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince de, her iki dava konusu sözleşmelerde münhasır yetki bulunmadığı, birleşen dava konusu teminat mektubunun ise dava sırasında iade edildiği, bilirkişi incelemesinin yeterli olduğu, davacının tacir olması nedeniyle genel işlem şartlarının uygulanamayacağı, teminat mektubu yönünden dava tarihi itibari ile iptal şartlarının oluştuğunun davacı tarafından ispat edilemediği, bu nedenle de dava sırasında teminat mektubunun iade edilmesi dikkate alındığında buna ilişkin istinaf sebebinin de yerinde olmadığı, asıl dava konusu sözleşmeyi sona erdiren "Sonlandırma Protokolü ve İbranamenin" geçerli olduğu, asıl dava yönünden denkleştirme tazminatından sözleşmenin kurulmasından önce, sözleşmenin kurulması sırasında ve devamı süresince vazgeçme geçersiz ise de sözleşmenin sona ermesi aşamasında veya sonrasında denkleştirme tazminatından vazgeçmenin geçerli olduğu, her iki dava konusu sözleşmelerin bayilik olarak adlandırılmasına rağmen içeriklerine göre her iki sözleşmenin de acente sözleşmesi niteliğinde olduğu ancak denkleştirme tazminatının kurumsal bayilik sözleşmesi yönünden ispat edilemediği gerekçesi ile hem asıl hem birleşen dava yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 2. Hem İlk Derece Mahkemesince hem de Bölge Adliye Mahkemesince asıl dava konusu sözleşmeyi sona erdiren Sonlandırma Protokolü ve İbraname başlıklı belgenin geçerli olduğu ve anılan Protokolün 3.3. maddesi ile de davacının denkleştirme ve diğer tüm tazminat haklarından vazgeçtiği belirtilip bu protokole hukuki değer verilmiş ise de, asıl dava konusu Saha Gücü Bayilik Sözleşmesi 17.11.2014 tarihinde beş yıl süreyle imzalanmış, Sonlandırma Protokolü ve İbraname ise 25.07.2017 tarihinde imzalanmış ve anılan Protokol ile, Sözleşme 31.07.2017 tarihi itibariyle sonlandırılmıştır. Ancak söz konusu Protokol imzalanmadan önce 29.04.2016 tarihinde davacı ile tüm davalılar arasında imzalanan ve birleşen davaya konu edilen Kurumsal Bayilik Sözleşmesi’nin 4.1. maddesi ile; anılan Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle (teminat kuralı hariç olmak üzere) bu Sözleşmeden daha önce imzalanmış olan bayilik sözleşmelerinin yerine geçeceği, bu Sözleşmenin taraflar arasında akdedilmiş olan bayilik sözleşmesinin yerine geçmesi, şirketlerin daha önce taraflar arasında akdedilmiş olan bayilik sözleşmesi ve eklerinden kaynaklanan başta alacak ve dava hakları olmak üzere hiçbir hak ve talebini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde kurumsal bayiinin söz konusu bayilik sözleşmelerinden kaynaklanan primlerinin ödenmemesine de sebep olamayacağı kararlaştırılmış, yine 31.1. maddesi ile de, Kurumsal Bayilik Sözleşmesinin yürürlüğe girmesi ile birlikte daha önce her bir şirket ile kurumsal bayii arasında imzalanan sözleşmelerin yürürlükten kalkacağı, önceki sözleşmeler ve/veya taraflar arasındaki işbu sözleşme konusu ile benzer mahiyetteki hukuki, ticari ilişkilerin işbu sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi milat olmak üzere, işbu sözleşme (kurumsal bayilik sözleşmesi) kapsamında devam edeceği hususunda mutabık kalındığı belirtilmiştir. Birleşen dava konusu "Sözleşmenin anılan 4.1. ve 31.1 hükümlerinden anlaşıldığı üzere, söz konusu Sonlandırma Protokolü ve İbranameden" önce birleşen dava konusu Sözleşme asıl dava konusu Sözleşmenin yerini almış ve dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi devam ettirilmiştir. Hal böyle olunca, Sonlandırma Protokolü ve İbraname ile sonlandırılması gereken bir sözleşme bulunduğundan söz edilemez. Zira asıl dava konusu sözleşmenin yerini birleşen dava konusu Sözleşme aldığından, Sözleşmenin devam ettiği bir sırada denkleştirme tazminatından vazgeçme 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesi uyarınca geçerli olmayacaktır. Birleşen dava konusu Sözleşmenin asıl dava konusu Sözleşmenin yerini aldığı, sözleşme ilişkisinin de devam ettiği gözetilerek birleşen dava konusu Sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle denkleştirme tazminatı talep hakkının doğduğunun gözetilmemesi ve sonucuna göre denkleştirme tazminatı yönünden değerlendirme yapılmaması doğru olmamıştır. İlk Derece Mahkemesince denkleştirme tazminatı talebi yönünden kendi lehine hak iddia eden davacının ispatla yükümlü olduğu, davalı şirkete yeni müşteriler ve bu sayede önemli menfaatler kazandırmış olup olmadığı ve elde edeceği ücretleri net olarak ortaya koymadığı gerekçesiyle bu talebin reddine karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf talepleri esastan reddedilmiş ise de, 06.11.2018 havale tarihli delil dilekçesi 5. 1. de kazandırılan müşteri tespiti için davalı kayıtlarının incelenmesi istenmiş, ekindeki delil listesi 3. 4. ve 7. numaralarda da davalı kayıtları delil gösterilmiş, bilirkişilerce yerinde inceleme talebi aşamalarda beyan edilmiş, 23.11.2018 tarihli dilekçe ve bu tarihli tutanakta da talep edilmiş, 23.11.2018 bilirkişi teslim tutanağında yerinde inceleme yetkisi verilmiş olup, talebin incelenmesi için gerekli belgelerin ve kayıtların davalı nezdinde bulunduğu nazara alınarak, bilirkişilerce davalının defter ve kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılarak davacının ne kadar abonelik sözleşmesi kurulmasına aracılık ettiği ne kadar müşteri kazandırdığı, abonelik süreleri ve davacının acentelik faaliyetleri nedeniyle davalıların ne gibi önemli menfaatler elde edeceği yerinde defter, kayıtlar ve belgeler üzerinde HMK'nın 218. 219. maddelerine göre incelenmeden taraflara yerinde inceleme gün ve saati bildirilmeden ve hakkaniyet ilkesi gereği denkleştirme tazminatı verilmesi gerekip gerekmediği incelenip tartışılmadan eksik inceleme ile, iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle karar verilmiştir. Yine, asıl davadaki diğer talepler yönünden de anılan Protokolün geçersiz olduğu gözetilerek değerlendirme yapılması gerekirken Protokole değer verilip sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. Zira birleşen dava konusu Sözleşmesinin anılan maddeleri nedeniyle Protokole konu olabilecek sözleşme de kalmadığından konu yönünden Sonlandırma Protokolü ve İbranamenin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (6098 sayılı Kanunun 27/1 inci maddesi). 3.Asıl davada kabule göre ise, asıl dava konusu Sözleşme sadece davalılardan .... ile imzalandığı halde diğer davalılara da husumet düştüğünün kabul edilerek sonuca gidilmesi doğru olmadığı gibi, hem İlk Derece hem de Bölge Adliye Mahkemesince değer verilen Sonlandırma Protokolü ve İbranamenin 3.3. maddesinde sözleşme kapsamındaki cari hesap alacakları saklı tutulmasına rağmen cari hesap kapsamında olduğu anlaşılan ceza faturalarının tahsiline yönelik talebin de vazgeçme kapsamında değerlendirilmesi doğru olmamıştır. 4.Birleşen davaya yönelik temyize gelince, bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca Hâkim Türk hukukunu resen uygular. 6098 sayılı Kanunun 19. maddesi hükmü ile de sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca sözleşmenin türünü ve içeriğini belirleyip yorumlamak hâkime aittir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, hem asıl hem de birleşen dava konusu sözleşmelerde davacı bayiinin edimini davalıların yapacağı sözleşmelere aracılık etmek ya da davalıların ad ve hesabına sözleşme yapmak ve yine davalıların ad ve hesaplarına sözleşmeleri sonlandırmak veya sonlandırmaya aracılık etmek olduğu belirtilmiştir. Böyle olduğu anlaşılan Sözleşme içeriğine göre Sözleşmelerin acente sözleşmesi niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Nitekim Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince de Sözleşmelerin acente sözleşmesi olduğu benimsenmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere, birleşen dava konusu Sözleşmenin 4.1 ve 31.1. maddeleri ile ikinci Sözleşmenin yani birleşen dava konusu Sözleşmenin ilk Sözleşmenin yerini aldığı ve sözleşme ilişkisinin birleşen dava konusu Sözleşme bağlamında devam ettiği ve Sözleşmenin sona erme tarihi itibariyle de denkleştirme tazminatına hak kazandığı da gözetilerek denkleştirme tazminatı, yoksun kalınan kâr ve ücret alacağının uzman kişilerden oluşacak bilirkişi kurulu marifetiyle davalıların ticari ilişki dönemine ait tüm defter ve belgeleri incelettirilip denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılıp anılan talepler yönünden karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı karar verilmesi doğru olmamıştır. 5.Birleşen davada davacı, dava konusu Sözleşme nedeniyle verdiği teminat mektubundan dolayı borcunun olmadığının tespiti ile teminat mektubunun iadesini talep etmiş, yargılama sırasında ise teminat mektubu davalılar tarafından bankaya iade edilmiştir. Hal böyle olunca birleşen davada tazminat talepleri ile birlikte açılan işbu menfi tespit davasının yargılama sırasında konusuz kaldığı kabul edilerek dava açıldığı tarih itibariyle tarafların haklılık durumunun belirlenip yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin hüküm altına alınması gerekirken bu hususun gözetilmemesi doğru olmamıştır. Mahkemece, dava tarihi itibariyle teminat mektubunun iade şartlarının oluşmadığı belirtilmiş ise de bu husus dosya kapsamına uygun bulunmamıştır. Zira buna ilişkin araştırma yapılmadığı anlaşılmakta olup, eksik araştırma nedeniyle, teminat mektubuna ilişkin kararın da bozulması gerekmiştir. 6.Mahkemece davacının 6102 ve 4054 sayılı Kanun kapsamındaki tazminat taleplerinin şartlarının oluşmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiş ise de, davacı, davalıların kendi grup şirketlerinden olan dava dışı .... TT şirketi ile aynı hedef kitleye yönelik aynı konuda sözleşme imzaladıklarını ve grup şirketlerine indirimli fiyat uygulayıp ilave promosyon ürün imkanı sağladıklarını ileri sürmüştür. Bu durum ticari uygulamalar yönünden dürüstlüğe aykırı olup 6102 sayılı Kanunun 454/2 ve 55/1-a-2 hükümleri kapsamında haksız rekabet oluşturur. Belirtmek gerekir ki, böyle uygulama davalıların kendi grup şirketleri olan dava dışı şirketi rekabette haksız olarak öne geçirmeyi amaçlamaktadır. Diğer taraftan davalıların kendi grup şirketleri ile aynı konuda aynı hedef kitleye yönelik yapmış olduğu sözleşme ile diğer rakiplerden farklı olarak avantajlı fiyat uygulayıp promosyon gibi ayrıcalık tanınmasına imkan verilmesi 4054 sayılı Kanunun madde 3/5.madde hükmü kapsamında teşebbüs olan davalıların bu uygulamaları anılan Kanunun 1, 2 ve 4/1. maddeleri kapsamında ilgili mal veya hizmet piyasalarında rekabeti bozma, engelleme ve kısıtlama amacı taşımakta olabileceği gibi, bu etkiyi doğurabilecek nitelikte olduğunda hukuka aykırı ve yasak olduğu gündeme gelecektir. Yine davalıların tek başına veya birlikte ilgili piyasada rakiplerinden ve müşterilerinden bağımsız hareket edecek durumda olup bu hareketle üretim arz ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleme güçleri bulunduğu gözetildiğinde anılan Kanunun 6/2-b hükmü uyarınca eşit durumdaki alıcılara aynı eşit hak ve edimler için farklı şartlar ileri sürmeleri hukuka aykırı ve yasak kapsamındadır. Farklı uygulama ve ayrımcılık yapılması hâkimiyetin kötüye kullanılması hallerinden olduğu anılan hükümle düzenlenmiştir. Rekabetin sınırlanmasının özel hukuk alanındaki sonuçlarını düzenleyen 4054 sayılı Kanun 57 ve devamı hükümleri ise rekabetin engellenmesi bozulması ve sınırlandırılması ile belirli bir mal veya hizmet piyasasında hakim durumun kötüye kullanılmasından zarar görenlerin tazminat talep haklarını düzenlemiştir. Zarar görenlerden kasıt, rekabetin bozulmasından, sınırlandırılmasından ve engellenmesinden veya hakim durumun kötüye kullanılmasından olumsuz etkilenen teşebbüsler rakipler ve tüketicilerdir. Bu durumda anılan hükümler uyarınca 6102 sayılı Kanun kapsamında haksız rekabetin olup olmadığı ile 4054 sayılı Kanun kapsamında rekabet üzerinde engelleme bozulma veya kısıtlama olup olmadığı, hakim durumun kötüye kullanılıp kullanılmadığı hususlarının belirlenmesi yönünden davalıların kendi grup şirketi ile yapmış oldukları sözleşmeler, defter ve belgeler buna ilişkin davalıların defter ve belgeleri uzman kişilerden oluşacak bilirkişi kuruluna inceletilerek haksız rekabet veya rekabeti bozan, sınırlayan, engelleyen sözleşme hükmü ve herhangi bir uygulamanın bulunup bulunmadığı, davalıların birlikte hakim durumlarının söz konusu olup olmadığı yönünde inceleme yaptırılıp denetime elverişli rapor aldıktan sonra bu talepler yönünden bir karar verilmesi gerekirken hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadan bu taleplerin reddine karar verilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
- bamİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi2020/1706 E.2023/1672 K.Esastan ret
- ilk dereceİstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi2018/690 E.2020/337 K.Davanın reddine
- m. 102· İlk derece ve BAM: Taraflar arasındaki sözleşmelerin niteliği itibariyle TTK 102 uyarınca acentelik sözleşmesi niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.
- m. 122· Yargıtay: Acentelik sözleşmelerinde denkleştirme tazminatından sözleşme ilişkisi devam ederken önceden vazgeçmenin TTK 122 uyarınca geçersiz olduğunu vurgulamıştır.
- bayilik sözleşmesi
- acentelik
- denkleştirme tazminatı
- ibraname
- haksız rekabet
- hakim durumun kötüye kullanılması
- menfi tespit davası