TTK 18/2, TMK 2: Yabancı Tanınmış Markanın Kötüniyetle Tescilinde Basiretli Tacir Yükümlülüğü
Aynı sektörde faaliyet gösteren basiretli bir tacirin, yurt dışında tescilli ve tanınmış bir markayı bilmemesi veya duymamış olması düşünülemeyeceğinden, bu markayı Türkiye'de kendi adına tescil ettirmesi engelleme amaçlı ve kötüniyetli tescil kabul edilerek Paris Sözleşmesi ve dürüstlük kuralı uyarınca hükümsüz kılınmalıdır.
Davacı, yurt dışında tanınmış ve tescilli olan markasının asıl unsurunu oluşturan ibarenin, aynı sektörde faaliyet gösteren davalı tarafından Türkiye'de kötüniyetle tescil ettirildiğini belirterek markanın hükümsüzlüğü, tecavüzün önlenmesi ve tazminat davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi, ülkesellik prensibini gerekçe göstererek ve kötüniyetin ispatlanamadığını belirterek davayı reddetmiştir. Yargıtay ise davalının aynı sektörde basiretli bir tacir olarak bu markayı bilmemesinin mümkün olmadığını, tescilin piyasaya girişi engelleme maksatlı (kötüniyetli) olduğunu vurgulayarak ret kararını bozmuştur.
11. Hukuk Dairesi 2025/2115 E. , 2025/7094 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1423 Esas, 2025/470 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2020/306 E., 2022/157 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının insan emeğine duyarlı saygın bir iş adamı olduğunu, ipten el emeği sandalet yapılması fikrine dayanan bir projeye dair ilk adımların 1990'lı yılların sonuna doğru atıldığını, ileriki zamanlarda ürünlerin şehrin etrafında yer alan outdoor sandalet mağazalarında satılmaya başlandığını ve köklendiğini, sandaletlerin %100 el yapımı olduğunu, Normadic state of Mind markasının tescilinin ilk başvurusunun 02.09.2003 tarihinde ... nezdinde yapıldığını, davacıya ait ... markasının uluslararası tescile haiz olduğunu, ... ve ... nezdinde tasarım olarak tescillendiğini, ....com websitesini 2002 yılı, nomadicstateofmind.com websitesini de 2005 yılından beri kullandığını, davacının markasının dünya çapında tanınmış olduğunu, bu konuda pek çok distribütörlük sözleşmesi imzaladığını, davacı markasının ürünlerinin satışının uluslararası alanda dağıtım kanallarına sahip web siteleri üzerinden de yapıldığını, Türkiye nazarında da 2008 yılında ... ile bir distribütörlük anlaşması imzalandığını ve ürünlerin ... gibi tanınmış markaların Türkiye'deki mağazalar zincirlerinde satılmasıyla Türkiye pazarına giriş yaptığını, davalı ise davacının markasının itibarından ve tanınmışlığından faydalanmak amacıyla ... markasını Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde 25. ve 35. sınıflarda tescil ettirdiğini, ismen kopyalamanın yanında davacının marka ve yaşam tarzı felsefesini de kopyalayarak namadicrepublic.com websitesi üzerinden yayınladığını, davacının tasarımını aynen taklit etmek suretiyle üretip, satıp, dağıtıp ve elinde bulundurduğunu, konu yayınlarda da ürünlerin Amerika'dan getirildiğini belirtmesinin davalının tüketici nezdinde Amerika'da tasarım sandaletler üreten bir firmanın Türkiye'deki distribütörüymüş izlenimi yaratmaya çalıştığını, davalının kalitesiz ve sağlıksız ürünler satmasıyla davacının Türkiye piyasasında edinmiş olduğu itibarı zedelediğini, davalının sandaletleri piyasa fiyatının altında sattığını, aynı görünüş nedeniyle de tüketicileri düşük fiyatlı ürünü almaya yönlendirdiğini, haksız kazanç sağladığını, davalı eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini, davacının ... markasının, davalı ... marka tahtında üretilen sandaletlerden çok daha önce Türkiye pazarında satışa sunulduğunu, bu konuda satışın olduğunu gösteren ... faturasının bulunduğunu, 2016 yılında ... numaralı dosyayla ... markasının tescili için başvurulduğunu, ancak başvurunun davalı taraf itiraz ettiği için reddedildiğini, markayı ihdas ve istimal eden kimsenin gerçek hak sahibi olduğunu ve tescile karşı üstün ve öncelikli hak sağladığını, davacının markasının tanınmışlığı nedeniyle Paris Sözleşmesi, TRIPS ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu(SMK) uyarınca korunduğunu, davacının ... markasında yer alan '...' ibaresinin markanın asli unsuru olduğunu, davalının marka başvurusuna itiraz dilekçesinde bu durumu ikrar ettiğini, bu nedenle de davacının '...” ibaresini içeren ... markasını kullanmakta ve tescil ettirmekte kazanılmış hakkının bulunduğunu, ... ile markanın toplumun ilgili kesimi tarafından bilinmesinin yeterli olduğunu, tescilsiz markanın ilgili üye ülkelerde kullanım şartına bağlı olmadığını, davalı markasının engelleme amaçlı marka olarak nitelendiğini, davalı şirketin marka başvurusunda bulunurken marka hakkında araştırma yapması gerektiğini ileri sürerek davacının marka haklarına tecavüz eden 25. sınıfta tescilli 2015/679 32... . sınıfta tescilli ... numaralı ... Republic ibareli markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesine, davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin durdurulması ve önlenmesine, şimdilik 5.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi ve 5.000,00 TL itibar tazminatının davalıdan tahsiline, ayrıca ilgili ürüne olan talebin oluşmasında marka belirleyici etken olduğu için SMK'nın 151. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince yoksun kalınan kazanç hesabına makul bir payın eklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ülkesellik prensibinin istisnası olan tanınmış marka unsurunun gerçekleşmediğini, Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/250 E. sayılı dosyasındaki bilirkişi raporunda davacı markasının tanınmış olmadığının tespit edildiğini, ülkesellik prensibi gereği tescilinin Türkiye'de geçerli olmadığı, bu nedenle de Türkiye'de korunma ve talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, markanın tanınmış bir marka olmadığı ve kullandığı markanın Türkiye'de tescilsiz olması nedeniyle davacının davalının hakkını ihlal eder durumda olduğunu, tanınmış marka statüsünün nasıl kazanılacağı açık olmadığı için WIPO kriterleri, Yargıtay kararları ve TÜRKPATENT kriterlerine göre bakılması gerektiğini, bu kriterlerce yapılan ankette anket sonucunun “halk tarafından bilinme derecesini” karşılamadığını, davacının, markasını 2008 yılından beri kullandığını ve markanın 2003 yılından itibaren tescilli olduğunu ifade etmesine karşın markanın iptal edildiği bilgisinin mevcut olduğunu, sorgulama sonucu ortaya çıkan 2. logonun da başvurusunun 2015 tarihinde yapıldığı ve tescilin 2016 yılında gerçekleştiğinin davalının şirketinin Türkiye'de 2013 yılında davacıdan önce kurulduğunu, 2003 yılından 2017 yılına kadar aralıksız bir kullanım süresinin olmaması sonucu “markanın kullanımında geçen süre” unsurunun gerçekleşmediğini, davacı markanın sadece belirli sitelerde satış yaptığını, bu hususun tanınırlık için yeterli delil olmadığını, resmi instagram hesabının takipçi rakamları da dikkate alındığında “coğrafi alan genişliği” unsurunun oluşmadığını, söz konusu tasarımların davacıya ait olmadığını, genel itibariyle herkes tarafından farklı markalar adı altında satılmasının mümkün olduğunu, bu nedenlerle de ülkesellik prensibi gereği davanın reddinin gerektiğini, davacı tarafın distribütörü olduğunu iddia ettiği ... ile 2008 yılından beri faaliyette olduğunun belirtildiğini, ...'ın vergi açılış kaydının 2014 yılında olduğunu ve 20 14... tarihli davalının şirketinde sipariş oluşturarak ürün satın almak istediğini, 2016 yılında ve 3. bir kişiye ait başka bir mailde de Türkiye pazarına girmek için görüşmelerin devam ettiğini beyan ettiğini, davacı distribütörü ...'ın 2016 tarihinde distribütörü olduğuna dair internet sitesinde ikrarının olduğunu, davacı dilekçesinde iddia edilen şikayetlerin belgelerinin kanıtlanabilir olmadığını, ...'ın kendi hesabından davacı markanın ürünlerine ait olan bir şikayeti davalının markası gibi kötülediği haksız rekabet amacıyla hareket ettiğini, davacı vekilinin sunmuş olduğu ... mağazasından satış yapıldığına dair 2013 tarihli ürün faturasının firma merkezi Amerika değil ... tarafından kesilmesi gerektiğini, ithal edildiğini, Türkiye'deki faaliyeti sonucunda düzenlenmediğini, davacı markasının tanınmış olmaması ülkesellik prensibi gereği ve ... markasını davacının kendi adına tescil etmemiş olması nedeniyle davalı markasının kötüniyetle tescil edilmediğini, davalının ... ibaresine profesyonel destek alarak karar verdiğini, davacı markası ... markasının “göçebe zihin ülkesi" gibi bir anlama geldiğini, davalının ... markasının "göçebe cumhuriyeti” anlamıyla ilişkilendirmeye çalışıldığını, bu ibarenin de salt davacıya ait olabilecek ve tekelleştirilebilecek bir kelime olmadığını, davalı markasını yazlık sandalet sınıfında 2013/101767, 2015/... marka numaralı ... marka ismiyle 25. ve 35. Nice sınıflarında, 2016/03356 sayılı 2. ve 4. .... sınıflarında tasarım tecil haklarına sahip olduğunu, Türkiye'de marka tecavüzü gerçekleştirenin davacı olduğunu, davalı şirketinin davalı vekilin iddia ettiği gibi kalitesiz değil ürünlerinin kanserojen ve allerjen madde içermeyen anti bakteriyel ürünler olduğunu, davalı markasının tanınmış ve büyük markaların firmalarında satılmış olduğunu savunarak davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının Türkiye’de tescilli bir markası bulunmadığı, davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye’de bilinirliğinin davacı yanca ispatlanamadığı, davalının kötüniyetli olarak Türkiye’de markalarını tescil ettirdiğine dair herhangi bir kanıt sunmadığı, markaların ülkeselliği prensibi uyarınca davacının markalarının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeterli olmadığı gerekçesile davasının reddine karar verilmiş, hüküm; davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile deliller incelendiğinde ülkesellik prensibi gereğince Türkiye'de tescilli olmayan davacı markasının davalının tescilli markalarından daha önce Türkiye'de fiilen kullanımı iddiasını ispatlar nitelikte kesin deliller olmadığı, dolayısıyla davacının gerçek hak sahipliği iddialarını ispatlayamadığı, davacının tanınmış marka iddiasını sunmuş olduğu deliller ile ispatlayamadığı, taraf markalarının, markaları oluşturan ibarelerin karıştırılma tehlikesi oluşturacak ölçüde benzer olduğu, davalının marka tescilinde kötü niyetli olup olmadığı yönünde takdirin mahkemeye ait olduğu yönünde rapor tanzim edildiği, işbu raporun hükme esas alınmak suretiyle İlk Derece Mahkemesince, davacının Türkiye'de tescilli markası bulunmadığı, yurt dışında tescilli markalarının Türkiye'de bilinirliğinin davacı yanca ispatlanamadığı, davalının ise kötüniyetli olarak Türkiye'de markaları tescil ettirdiğine dair kanıt sunulmadığı, tescilli markanın sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeterli olmadığı yönündeki kabulünde herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, maddi ve manevi zararın tazmini ile davalıya ait markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava konusu uyuşmazlık, davalıya ait "..." ibareli markanın davacının "..." ibareli markasına yönelik iltibas, gerçek hak sahipliği, tanınmışlık ve kötüniyet hukuki sebep ve vakıaları bakımından davacının marka hakkını ihlal edip etmediği ve davalı eyleminin haksız rekabete sebep olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Amerikan Patent ve Marka Ofisi ve Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi ile birlikte Paris Sözleşmesi'ne taraf ülkelerde tescilli bulunan davacıya ait "..." ibareli markanın asıl unsuru ... ibaresidir. Davalı ise benzer olan "..." ibareli markayı aynı ürün sınıfı için Türkiye'de tescil ettirmiştir. Tarafların markalarını oluşturan ibarelerin asli unsurunun "..."(göçmen) ibaresi olması nedeniyle, taraf markaları karıştırılma tehlikesi oluşturacak ölçüde benzerdir. (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 20.12.2022 tarih ve 2021/5255 E., 2022/9218 K. sayılı ilamı) Davacı markasının Paris Sözleşmesi kapsamında tanınmışlığı bulunduğu, ülkemizde de bilinirliğe sahip olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, Türkiye'nin de katıldığı Paris Sözleşmesi'nin 6. Mükerrer maddesine göre; üye ülkeler kötüniyetle tescil edilmiş olan markanın terkinini talep etmek için süre koyamazlar. "Birlik ülkeleri, tescilin talep edildiği ülkenin yetkili makamları tarafından söz konusu ülkede bu Antlaşma'dan yararlanacağı kabul olunan bir şahsa ait olduğu aynı veya benzeri ürünlerde kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir fabrika veya ticaret markasının tescilini gerek Ülke mevzuatı müsait olduğu taktirde doğrudan doğruya, gerekse ilgilinin isteği üzerine red ve hükümsüz kılmayı taahhüt ederler." Bu hüküm uyarınca, birçok ülkede tescili bulunan davacı markasının korunması gerekir. Öte yandan, davalı da davacı ile aynı alanda faaliyette bulunan bir kuruluş olması nedeniyle, dünyada bu konudaki gelişmeleri ve bununla ilgili marka tescillerini takip etmek zorundadır. Bu zorunluluk basiretli tacir olmanın doğal bir sonucudur. Dolayısıyla aynı alanda çalışan davalının uluslararası tescilli bir markayı bilmediğini ve o nedenle Türkiye'de tescil ettirdiğini ileri sürmesi, TTK'nın 18/2 hükmüne aykırı olduğu gibi, TMK'nın 2. maddesi uyarınca da uygun görülemez. Bu durumda, Paris Sözleşmesi'nin 6. Mükerrer maddesi anlamında kötüniyetli tescil söz konusudur ve kötüniyetli tescilin terkini gerçek marka sahibince talep edilebilir. Davacı, Amerika menşeli olup "..." markasını, sandalet ürünlerinde kullanılmak üzere Paris Sözleşmesi'ne taraf ülkelerde tescil ettirmiştir. Davalının ise, benzer markayı aynı ürün sınıfı için Türkiye'de tescil ettirdiği ve diğer birçok dünya markaları gibi davacının ürünü ile aynı şekilde ipten üretilen sandalet ürününün satışını yaptığı anlaşılmaktadır. Meslekten olan ve basiretli bir iş adamı özeni göstermekle yükümlü olan davalının kendisine ait markayı ihdas ve tescil ettirirken, aynı iş kolunda çalışan maruf ve meşhur olan davacıya ait markayı bilmesi gerekmesi nedeniyle iyiniyetli olmayacağı sonucuna varılmalıdır. Kaldı ki meslekten bir kişinin davacı markasını duymadığını beyan etmesi yeterli görülemez. Kötüniyetli tescilin türlerinden birisi de engelleme amaçlı yapılan tescil başvurularıdır. Bir kimse, başkası tarafından kullanılmakta olan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın, sırf rakibini engellemek maksadıyla tescil ettirmek isterse, bu başvuru ‘engelleme markası’ olarak nitelendirilir. Marka başvurusunda bulunan kişi, başkası tarafından kullanılan bir markayı kendi adına tescil ettirerek, markanın mevcut sahibinin markasını ileride tescilli veya tescilsiz olarak kullanılmasına engel olmaktadır. Engelleme amaçlı bir markanın en önemli ayırt edici unsuru, başvuru sahibinin, tescilini talep ettiği markanın bir başkası tarafından haklı olarak kullanıldığı yahut kullanılacağını bilmesi yahut bilecek durumda olmasıdır. Markanın tesadüfi olarak seçilemeyecek özgün ve ayırt ediciliği yüksek bir ibareden veya işaretten oluşması, bilme olgusunun varlığına kanıt oluşturur (..., .... (....): Spekülasyon ve Engelleme Markaları – ....). Somut olayda olduğu gibi tarafların aynı sektörde faaliyet göstermeleri, davalının markasının asli unsurunu birebir aynı olacak şekilde kopyalaması, aynı türde ürünler ve/veya ayırt edilemeyecek derecede benzer ürünler üretmesi bilme yahut bilecek durumda olma olgusuna (kötüniyetli tescile) işaret eder. Diğer yandan, yurt dışında tescilli olan veya kullanılan bir markanın Türkiye’de üçüncü bir kişi tarafından tescil edilmesi tek başına kötüniyetin göstergesi sayılmamaktadır. Ancak söz konusu tescilin amacı, yurt dışındaki markayı taşıyan mal veya hizmetlerin Türk piyasasına girişini engellemeye yönelik ise marka hakkının kötüye kullanılması söz konusu olacaktır. Bu durumda, yurt dışındaki marka sahibi tarafından yapılacak olan itiraz sonucunda, ülke sınırları içerisinde tescil edilmemiş yahut kullanılmamış bir markaya dayanılarak yurt içindeki bir başvurunun tescili engellenmekte ve böylece ülkesellik prensibi aşılmış olmaktadır. Nitekim davalı, yalnız ipten yapılan sandalet ürünü değil dünyaca ünlü başkaca ayakkabı markalarına ait ürünlerin ... isimli internet sitesi üzerinden satışını yapmakta olup, davacı ürünlerine çok benzer sandalet ürünleri de satan davalının aynı sektörde faaliyette bulunan davacıyı bilmemesi mümkün değildir. Bu durumda yukarıda belirtilen gerekçelerle, davanın kabulü gerekirken, yerel mahkemece davacı adına yurt dışında tescilli markaların Türkiye'de bilinirliğinin ispatlanamadığı ve markanın ülkeselliği prensibi uyarınca davacı markasının sırf yurt dışında tescilli olmasının davalının kötüniyetini ispata yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 27.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
- bamİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi2022/1423 E.2025/470 K.İstinaf başvurusunun esastan reddi
- ilk dereceMarmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla)2020/306 E.2022/157 K.Davanın reddi
- kötüniyetli tescil
- tanınmış marka
- basiretli tacir
- markanın hükümsüzlüğü
- ülkesellik ilkesi
- Paris Sözleşmesi
- engelleme amaçlı marka