TTK 337, eTTK 278: Anonim Şirket Kurucu Ortaklığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği Sıfatlarının Mirasçılara Geçmeyeceği ve 1479 Sayılı Kanun Kapsamında Sigortalılık Koşulları
Anonim şirket kurucu ortağının vefatı halinde ortaklık payları mirasçılara geçmekle birlikte, kuruculuk veya yönetim kurulu üyeliği gibi sıfatlar miras yoluyla intikal etmeyeceğinden, mirasçının 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılabilmesi için kendisinin kurucu ortak veya yönetim kurulu üyesi olma şartlarını şahsen taşıması gerekir.
Davacı, anonim şirket kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan babasının vefatı üzerine miras yoluyla şirket ortağı olduğunu ve şirkette fiilen çalıştığını ileri sürerek 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının tespitini talep etmiştir. Hukuk Genel Kurulu, anonim şirketin kuruluşuyla kuruculuk işlemlerinin nihayete erdiğini, kuruculuk ve yönetim kurulu üyeliği sıfatlarının mirasçılara geçmeyeceğini belirterek, davacının bu sıfatları taşımadığı dönem yönünden zorunlu sigortalı sayılamayacağına hükmetmiş ve yerel mahkemenin davanın kabulüne ilişkin direnme kararını bozmuştur.
Hukuk Genel Kurulu 2024/328 E. , 2025/358 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/322 E., 2022/713 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.06.2022 tarihli ve 2022/6198 Esas, 2022/9348 Karar sayılı BOZMA Kararı Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin bozmaya uyarak verdiği karar davalı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu tekrar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin Bağ-Kur sigortalılığının 10.05.1989 tarihinde tescil edildiğini öğrenmesi üzerine sigortalılık başlangıç tarihinin 25.01.1986 olması gerektiği yönünde Kuruma yaptığı başvurunun müvekkilinin dava dışı... Soğuk Hava Tesisleri Tic. A.Ş'de (... A.Ş.) kurucu ortak olmadığı, yönetim kurulu üyesi olan muris babasının 25.01.1986 tarihinde vefat etmesi üzerine şirket ortağı olduğu, yönetim kurulu üyeliğine ise 10.05.1989 tarihinde seçildiğinden bahisle reddedildiğini, müvekkilinin 15.02.1982 tarihinde anonim şirkete ortak olduğunu ve aynı tarihte vergi dairesine kaydolduğunu, ancak sigortalılığının 18 yaşını doldurduğu 07.12.1985 tarihinde başlatıldığını, ayrıca Kurumun 31.12.2015 tarihli yazısında tescil tarihinin 25.01.1986 olarak belirtildiğini, Kurum bildirimlerinin çelişkili olduğunu, müvekkilinin babasının vefatı üzerine 25.01.1986 tarihinde pay defterine kaydolduğunu belirterek Bağ-Kur sigorta başlangıç tarihinin 25.01.1986 olduğunun tespiti ve sigorta hizmetlerinden bu tarihten itibaren faydalandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... (SGK/Kurum) vekili; davacının dava dışı... A.Ş’de yönetim kurulu üyeliğine 10.05.1989 (10.06.1989) tarihli Genel Kurul toplantısında seçildiğini ve ilk Bağ-Kur prim ödemesinin de bu tarihten sonra gerçekleştiğinin tespit edildiğini, bu nedenle davacının Bağ-Kur tescil tarihinin 10.05.1989 olarak belirlenmesine ilişkin Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN BİRİNCİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 15.09.2020 tarihli ve 2017/760 Esas, 2020/233 Karar sayılı kararı ile; dava dışı... A.Ş’nin yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı olan davacının babasının 15.01.1986 tarihinde vefatı üzerine şirketteki paylarının pay defterine işlenmesi ile birlikte davacının şirket ortağı olduğu, ancak 10.06.1989 tarihinde yapılan olağan genel kurulda yönetim kurulu asıl üyeliğine seçildiği tarihe kadar davacının şirketin kurucu ortağı veya yönetim kurulu üyesi olduğuna dair herhangi bir kararın olmadığı ve 31.07.1989 tarihinden önce sigortalılık iradesini ortaya koyacak şekilde prim ödemesi de bulunmadığından yönetim kurulu üyeliğine seçildiği 10.06.1989 tarihinden önce Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul edilmesinin 1479 sayılı Kanun’un 3165 sayılı Kanun ile değişik 24. maddesi gereğince mümkün olmadığı, ayrıca Kurumca yapılan hatanın her zaman düzeltilebileceği dikkate alındığında davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 10.05.1989 olarak düzeltilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 25.12.2020 tarihli ve 2020/2752 Esas, 2020/2701 Karar sayılı kararı ile; 1479 sayılı Kanun kapsamında geçen çalışmalar yönünden salt sigorta başlangıç tarihinin tespitinde hukuki yarar bulunmadığı ancak İlk Derece Mahkemesi kararının sonucu itibariyle doğru olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 03.11.2021 tarihli ve 2021/2284 Esas, 2021/13444 Karar sayılı kararı ile; "…Eldeki dava bakımından ise, davacının 7.12.1985 veya 25.1.1986 tarihinin 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılık başlangıç tarihi olduğunun tespiti istemi bakımından, hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle Mahkemece öncelikle, HMK’nın 31. maddesi gereğince davacı tarafın talebi açıklattırılarak, 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığının tespitini istediği sürenin hangi tarihler arasını kapsadığı belirlenmelidir. …bununla birlikte kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın gerçekleşip gerçekleşmediği açıklıkla ortaya konulmalı tüm kanıtlar değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre, zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönem belirlenmelidir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Birinci Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 22.02.2022 tarihli ve 2021/554 Esas, 2022/121 Karar sayılı kararı ile; bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonucu davacının 07.12.1985-31.07.1989 tarihleri arasında sigortalı olduğunun tespitini talep ettiği, davacının babasının 15.01.1986 tarihinde vefatı üzerine murisin anonim şirketteki paylarının pay defterine işlenmesi ile birlikte davacının şirket ortağı olduğu ve talebe konu dönemde fiilen çalışmanın da bulunduğu, yasal düzenlemeler çerçevesinde sigortalı niteliğini taşıdığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının 07.12.1985-31.07.1989 tarihleri arasında Bağ-Kur kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..Eldeki davada davacı 7.12.1985-31.7.1989 tarihleri arasında 1479 sayılı yasaya tabi sigortalı olduğunun tespitini istemiş olduğundan, Mahkemece 1479 sayılı kanunun 24. maddesinin “g” bendi kapsamında bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.." gerekçesiyle karar bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının anonim şirket ortağı olarak 07.12.1985-31.07.1989 tarihleri arasında fiilen çalıştığı ve sigortalı olduğu tespit ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesine göre anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının kanun kapsamında sigortalı sayılacaklarını, davacının yönetim kurulu üyeliğine 10.05.1989 tarihli genel kurul toplantısında seçildiğini, bu nedenle Kurum işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda dava dışı anonim şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan babasının 25.01.1986 tarihinde vefatı üzerine 10.06.1989 tarihinde yapılan olağan genel kurulda yönetim kurulu üyeliğine seçilen davacının 07.12.1985-31.07.1989 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespitini talep ettiği eldeki davada; 1479 sayılı kanunun 24. maddesinin “g” bendi kapsamında bir değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 4 ve geçici 7 ile Mülga 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun (1479 sayılı Kanun) 24 ve 25. maddeleri 2. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ilgili maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 2. Bilindiği üzere sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından olup uluslararası hukuk normları ve Anayasalarda güvence altına alınmıştır. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi sosyal güvenlik haklarına olumlu yansımakla birlikte kimi zaman bu hakları sınırlayıcı düzenlemelere gidildiği de görülmektedir. 3. Öncelikle belirtilmelidir ki dava, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 4/1-b maddesi kapsamındaki sigortalılığa ilişkindir. Ancak 5510 sayılı Kanun'un geçiş hükümlerini düzenleyen geçici 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir." hükmü uyarınca davanın yasal dayanağını mülga 1479 sayılı Kanun oluşturmaktadır. 4. Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına en son alınan “esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlara” Kanun'da yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup Kanun'un 26. maddesinde sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, bu Kanun'a göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmalarının zorunlu olduğu, aksi durumda Kurum tarafından resen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır. 5. Bu kapsamda 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun'un 24. ve 25. maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı gerçek kişiler ve tüzel kişilerden limited şirketlerin ortakları zorunlu sigortalı sayılmış iken 04.05.1979 tarihli ve 16627 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2229 sayılı Kanun'un 7. ve 8. maddeleri ile 1479 sayılı Kanun'un 24. ve 25. maddelerinde değişiklik yapılarak meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılmış, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma sigortalılık için yeterli görülmüştür. Ayrıca limited şirket ortaklarının yanı sıra anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları da kapsama alınmıştır. 6. Daha sonra 20.04.1982 tarihli ve 17670 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak 12. maddesi hariç yayımı tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile 24. maddenin (a) ve (h) bentleri tekrar değişikliğe uğramış ve diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için esnaf ve sanatkârlar gibi ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı, gelir vergisinden muaf olanlar yönünden ise kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olma koşulu getirilmiştir. 7. Ancak 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinde yapılan değişiklikle; “...gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlar"ın sigortalı sayılacağı belirtilmiş yine 3165 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değiştirilen 25. maddesinde ise gelir vergisi mükellefi olanların mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanların Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılacakları hükme bağlanmış ve bu düzenleme 4956 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar geçerliliğini korumuştur. 8. 4956 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinin (I) numaralı bendinin (a) alt bendi; "Esnaf ve sanatkârlar ile diğer bağımsız çalışanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar ile gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar" sigortalı kabul edilmiştir. 9. Son olarak 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde düzenleme yapılmış olup buna göre; "b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise; 1) Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, 2) Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar, 3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, 4) Tarımsal faaliyette bulunanlar,... " sigortalı kabul edilmiş,1479 sayılı Kanun'un 24. maddesi uyarınca sigortalı sayılan anonim şirketlerin kurucu ortakları 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinde sigortalı sayılanlar arasında yer almamıştır. 10. Yeri gelmişken uyuşmazlıkla ilgisi nedeniyle kurucu ortağa ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 11. Bir kurumun, kuruluşun, oluşumun, bir işin gerçekleşmesine öncülük eden, yaşama geçmesini sağlayan, onu kuran kimse kurucudur (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s.725). 12. Anonim şirketin kuruluş aşamasında yer alan, emek harcayan, organizasyonu harekete geçiren, gerekli izinleri alan kişiler kurucu sıfatına sahip olup uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan eTTK'nın 277. maddesine göre bir anonim şirketin kurulabilmesi için en az beş kurucunun varlığı şart olup aynı Kanun'un 278. maddesinde "Esas mukaveleyi tanzim ve imza eden ve sermaye olarak esas mukavelede muayyen parayı veyahut paradan başka bir şeyi koymayı taahhüt eden pay sahipleri kurucu sayılırlar." düzenlemesine yer verilmiştir. 13. Görüldüğü üzere kurucu sıfatının kazanılması için kurulacak anonim şirkete para veya paradan başka bir şeyi sermaye olarak koymak ve şirket esas sözleşmesini tanzim ve imza etmek şartlarının mutlaka birlikte gerçekleşmesi gerekir. Ancak bir kısım payların kurucular tarafından taahhüt olunması ve geri kalan kısmı için halka müracaat edilmesi olarak ifade edilen tedrici kuruluşta esas mukaveleyi tanzim ve imza etmeksizin paradan başka bir şeyi sermaye olarak koyan pay sahipleri de kurucu sayılır (eTTK md. 278/2). Kurucular, bu işlemleri üçüncü bir kişinin hesabına yaptıkları takdirde bu kişi de kuruluştan doğan sorumluluk bakımından kurucu sayılır (eTTK md. 278/3). 14. Kimlerin kurucu sayılacağı TTK'nın 337. maddesinde de tanımlanmıştır. Pay taahhüdünde bulunan ve esas sözleşmeyi imzalayan gerçek ve tüzel kişiler kurucudur. Pay taahhüdü ve esas sözleşmenin imzalanması işlemini üçüncü bir kişinin hesabına yapan kişiler kuruluştan doğan sorumluluk açısından kurucu sayılır (Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Genel Esaslar, 8. Baskı, Ankara, 2022, s.273). 15. Öte yandan anonim şirketlerde ortaklığın göstergesi olan payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmeleri hâlinde bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhal ilgili kişiye ya da kişilere geçer (TTK md. 494). 16. Yeniden 1479 sayılı Kanuna dönecek olursak; 01.10.2008 tarihi öncesi dönemde anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinin 2. fıkrasının (g) bendi kapsamında sigortalı sayıldığından, bu sıfatları taşımayan başka bir deyişle kapsam dışı kalan ortaklar istedikleri statüde sigortalı olabilir ve bunların hangi statüde sigortalı oldukları çalışmalarının niteliğine ve koşullarına göre belirlenir. 17. Son olarak kurucu ortağın veya yönetim kurulu üyesi olan ortağın vefatı hâlinde ortaklık payları mirasçılarına geçecek olup kurucu sıfatı veya yönetim kurulu üyesi sıfatı gibi sıfatların mirasçılara geçmeyeceği, bu sıfatların kanunen belli koşulların sağlanması ile kazanılacağı açıktır. Ayrıca anonim şirketin kuruluşunun tamamlanmasıyla kuruluş işlemleri sona ermekte olup kurucu sıfatı kuruluş işlemlerinin sona ermesinden sonra kazanılamaz. 18. Somut olayda; 15.02.1982 tarihli ticaret sicil gazetesi ile kuruluşu ilan edilen dava dışı... A.Ş'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan babası ...'un 25.01.1986 tarihinde vefatı üzerine davacının 10.06.1989 tarihinde yapılan olağan genel kurulda yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, seçim sonrası 14.09.1989 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden giriş bildirgesi verildiği, bildirgede davacının ortak olarak şirkete girdiği tarihin 15.02.1982 ve 18 yaşını ikmal ettiği 07.12.1985 olmak üzere iki ayrı tarih bildirildiği, Kurum tarafından 18 yaşını doldurduğu tarih esas alınmak suretiyle 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı başlatılan davacının tescil tarihinin daha sonra Kurumca baba ...'un vefat ettiği 25.01.1986 tarihi olarak düzeltildiği, davacının hizmet birleştirme talebine istinaden yapılan incelemede ise tescil tarihinin 10.05.1989 tarihine çekilmesi üzerine davacının tescil tarihinin babasının vefat tarihi olarak düzeltilmesine ilişkin Kuruma yaptığı başvurunun anonim şirkette kurucu ortak ve yönetim kurulu üyesi olan baba ...'un 25.01.1986 tarihinde vefat etmesi nedeniyle mirasçı olarak şirket ortağı olduğu, yönetim kurulu üyeliğine ise 10.05.1989 (10.06.1989) tarihli genel kurul toplantısında seçildiği ve ilk prim ödemesini 31.07.1989 tarihinde yaptığı ancak yönetim kurulu üyeliğine TTK'nın 363. maddesi uyarınca daha önce seçildiğine ilişkin bilgi belge olmadığından bahisle reddedilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı, Özel Dairenin ilk bozma kararı sonrası davacının talebini 07.12.1985-31.07.1989 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespiti yönünde açıkladığı, Mahkemece istemin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır. 19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının dava dışı anonim şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan babasının 25.01.1986 tarihinde vefatı üzerine dava dışı anonim şirkette muris babasının hisselerinden kaynaklı ortak olduğu ve 10.06.1989 tarihinde yapılan olağan genel kurulda yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinde yer alan anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı sayılacağına ilişkin düzenlemenin yanı sıra kurucu ortağın veya yönetim kurulu üyesi olan ortağın vefatı hâlinde ortaklık paylarının mirasçılara geçeceği ancak kuruculuk veya yönetim kurulu üyeliği gibi sıfatların mirasçılara geçmeyeceği, anonim şirketin kuruluşunun tamamlanmasıyla kuruluş işlemlerinin sona erdiği, bu hâli ile kurucu sıfatının kuruluş işlemlerinin sona ermesinden sonra kazanılamayacağı da gözetilmek suretiyle 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinin “g” bendi kapsamında sigortalılığın varlığı için zorunlu ve aslî unsur olan anonim şirket kurucu ortaklığı veya yönetim kurulu üyesi olma şartlarının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 20. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; dava dışı anonim şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davacının babasının 25.01.1986 tarihinde vefatı üzerine davacının mirasçı olarak muris babasının kurucu ortak olmasından kaynaklanan haklardan yararlanacağı, bu nedenle 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinde yer alan anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı sayılacağına ilişkin düzenleme gereği davacının babasının ölüm tarihi itibariyle kuruculuk vasfının ve hakların kanuni halefiyet esası ile geçmesi karşısında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olma koşullarını sağladığı ancak Mahkemece babasının ölüm tarihi olan 25.01.1986 yerine 18 yaşını tamamlandığı ve henüz kurucu ortaklıktan gelen hakları devralmadığı 07.12.1985 tarihinden itibaren sigortalı sayılmasının hatalı olduğu, direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 21. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 22. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. ''K A R Ş I O Y'' I. TEMEL UYUŞMAZLIK 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, "somut olayda dava dışı anonim şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davacının babasının 25.01.1986 tarihinde vefatı üzerine 10.06.1989 tarihinde yapılan olağan genel kurulda yönetim kurulu üyeliğine seçilen davacının 07.12.1985-31.07.1989 tarihleri arasında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığı talep ettiği eldeki davada; 1479 sayılı kanunun 24. maddesinin “g” bendi kapsamında sigortalı sayılıp sayılmayacağı, özellikle şirkette yönetim kurulu üyesi olmadan karar defterine ortak olarak işlenmesi nedeni ile kendi nam ve hesabına fiilen çalıştığı da özel dairenin bozma kararı sonrası sabit olan davacı sigortalıya babasının kuruculuk vasfının miras yolu ile geçip geçmeyeceği, bu durumun sigortalılığını etkileyip etkilemeyeceği" noktasında toplanmaktadır. 2. İlk derece mahkemesince, verdiği ilk kararın özel dairenin 1479 sayılı kanun kapsamında ayrıntılı olarak bozmasından sonra, anonim şirkette kendi nam ve hesabına fiilen çalıştığı da kabul edilerek 18 yaşını doldurduğu 07.12.1985 tarihinden yönetim kurulu üyesi olduğu ve bu tarihten sonra davalı kurumca sigortalılığı kabul edilen 31.07.1989 tarihine kadar 1479 sayılı kanun kapsamında sigortalı sayılma kararı, Özel Dairenin ikinci kez ancak kuruculuk vasfının miras yolu ile geçip geçmeyeceği konusunda hukuki bir değerlendirme yapmadan "davacının sigortalılığının 1479 sayılı Kanunu'nun 24/g maddesi (Anonim şirket kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyelerinin sigortalı sayılacağına ilişkin hüküm) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi bozması üzerine direnme kararı verilmiştir. 3. Çoğunluk görüşü ile özel dairenin bozma görüşü benimsenerek ve kurucu ortağın ölümü sonrası karar defterine payları geçirilen davacıya yönetim kurulu üyesi olmadan önce kuruculuk vasfının geçmeyeceği, bu nedenle salt mirasçı sıfatıyla ortak olmasının ve fiilen çalışmasının sigortalılık hakkı vermeyeceği" gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin direnme kararı bozulmuştur. II. YASAL MEVZUAT VE DEĞERLENDİRME 4. Anonim şirket organizasyonunu harekete geçiren, konuyu bulan, parayı toplayan, örgütü kuran, gerekli izni alan kişilere kurucu denilir. Kurucu ortaklık payı, bir işletmenin ya da girişimin kurucu ortakları arasında paylaştırılan hisse oranlarını ifade eder. Bu pay, işletmenin sahipliğini ve kâr payını belirler. Kurucu ortak ve sayısı sınırlıdır. 5. Somut uyuşmazlıkta sigortalılık istenen tarihlerde yürürlükte olan 6762 sayılı Ticaret Kanunu'nun 278. maddesine göre kuruluşta kurucu olmak için iki şart aranmaktadır. Bunlar: (1)- Kurulacak anonim şirkete para veya paradan gayri bir şeyi sermaye olarak koymak (2)- Şirket esas sözleşmesini düzenlemek ve imza etmektir. 6. Bir anonim şirket kurucu ortağının ölmesi hâlinde, kendisine ait hisseler ve kuruculuktan doğan imtiyazlı haklar mirası reddetmemiş mirasçılarına geçer. Mirasın kanunla intikal etmesi sebebiyle mirasçılar kendiliğinden şirkete ortak olurlar. Kurucular ve bunların halefleriyle ortaklık arasındaki ilişki ortaklık bağı içermeyen bir sözleşme ilişkisi olduğundan genel kurul kararı veya tek taraflı ana sözleşme değişikliğiyle kurucu veya haleflerinin haklarının ortadan kaldırılması mümkün değildir (Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 04.05.2010 tarihli ve 2008/9248 Esas, 2010/4881 Karar sayılı kararı). 7. Anonim şirketlerde kurucuların intifa senedi hakkı vardır. Anonim şirketlerde intifa senedi, payı temsil etmeyen ve sahibine sınırlı sayıda haklar tanıyan menkul kıymet niteliğinde senetlerdir. Diğer bir deyişle, anonim ortaklıkta kurucu intifa senedi sahipliği ile pay sahipliği sıfatları tamamen farklı iki kurumdur. Bu hak da kurucu ortağın halefi konumunda olan mirasçılarına geçmektedir. Kurucu intifa senedi sahipleri ile anonim ortaklık arasındaki ilişki ortaksal değil, sözleşmesel nitelikte bir ilişkidir. 8. Yasal düzenlemeler gereği Anonim şirketlerin kurucu ortaklarına bir takım imtiyazlar tanındığı ve bu imtiyazların halefleri olan mirasçıları hak sahiplerine de geçeceği, dolaysısı ile kuruculuk vasfından mirasçılarının da yararlandığı açıktır. 9. Sigortalılık süresi istenilen dönemde yürürlükte olan 1479 sayılı Kanunu'nun 24/g maddesi uyarınca, "anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları" bu kanun uyarınca sigortalı sayılırlar. Kanun koyucunun kurucu ortak ve kuruculuk vasfına ayrı bir önem verdiği ve sosyal güvenlik hakkı kapsamında kurucu ortaklara sigortalılık hakkı ve yükümlülüğü tanıdığı açıktır. 10. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin istikrar kazanan kararlarına göre "Sözü edilen alt bendin açıklığı gereği, anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi niteliğini taşımayan diğer ortaklar ( =hissedarlar ) Bağ-Kur Kanunun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinin kapsamı dışındadırlar. Başka bir değişle, kapsam dışı kalan hissedarlar diledikleri sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına girebilirler. Bunların hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi oldukları, çalışmalarının niteliklerine ve çalışma koşullarına göre belirlenir (Resul Aslanköylü, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Şerhi , SSK ve Bağ-Kur Kanunu ile Karşılaştırmalı, 1.Cilt, s.359 ). (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 09.03.2023 tarihli ve 2023/2466 Esas, 2023/2259 Karar sayılı kararı). III. SONUÇ 11. Kurucu ortaklı vasfının ve sağladığı hakların, kurucu ortağın ölmesi hâlinde mirası reddetmeyen mirasçılarına geçtiği açıktır. 1479 sayılı Kanun sigortalılık hakkını anonim şirket kurucu ortaklarına tanıdığına göre ölüm ile sigortalılığı sona eren kurucu ortağın mirası reddetmeyen hak sahibi mirasçısına kuruculuk vasfının ve hakların kanuni halefiyet esası ile geçmesi karşısında, çoğunluğun aksi yöndeki gerekçesi isabetli olmadığından katılınmamıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı mirasçı sıfatı ile kurucu ortaklığın getirdiği haklardan yaralanmaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin sigortalılık hakkı vermesi yerindedir. 12. Ancak kurucu ortak 25.01.1986 tarihinde ölmüştür. Davacı bu tarihte miras yolu ile hak kazanmıştır. Mahkemece davacının kurucu ortaklıktan gelen hakları devralmadığı tarih olan 18 yaşını doldurduğu 15.01.1985 tarihinden itibaren sigortalılık süresi vermesi doğru değildir. Kurucu ortağın ölüm tarihi olan 15.01.1986 tarihinden itibaren sigortalılık süresi verilmesi gerektiğinden bu yönden değişik bozma düşüncesindeyiz.
- istinafBölge Adliye Mahkemesi2020/2752 E.2020/2701 K.25.12.2020Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi
- ilk dereceİş Mahkemesi2022/322 E.2022/713 K.Direnme kararı
- m. 278· HGK ve Karşı Oy: Eski TTK kapsamında anonim şirket kurucu ortağı tanımı ve kuruculuk sıfatı ile bundan doğan hakların miras yoluyla intikal edip etmeyeceğinin değerlendirilmesi.
- m. 277· HGK: Eski TTK uyarınca bir anonim şirketin kurulabilmesi için aranan asgari kurucu sayısı tespiti.
- m. 337· HGK: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında kimlerin kurucu ortak sayılacağına ilişkin yasal tanım.
- m. 494· HGK ve Karşı Oy: Anonim şirketlerde payların miras yoluyla iktisap edilmesi halinde mülkiyetin ve hakların mirasçılara geçiş usulü.
- m. 363· Kurum/HGK: Davacının anonim şirkette yönetim kurulu üyeliğine yasal olarak seçildiği tarihin tespiti.
- anonim şirket
- kurucu ortak
- yönetim kurulu üyeliği
- bağ kur sigortalılığı
- miras yoluyla intikal
- zorunlu sigortalılık
- kanuni halefiyet