TTK 371, 623, 629: Limited Şirket Adına Yapılan İşlemlerde Aktif Husumet Ehliyeti ve Temsil
Ticari işletme devrine ilişkin sözleşmede doğrudan şirket kaşesi bulunmasa da, sonradan şirket yetkilisi tarafından imzalanan ve önceki sözleşmeye atıf yapan bağlantılı sözleşmelerin varlığı hâlinde, sözleşmenin şirket ad ve hesabına yapıldığı kabul edilerek davacı gerçek kişilerin aktif husumet ehliyeti bulunmadığı sonucuna varılır.
Davacılar, ticari işletme devrine ilişkin peştemaliye sözleşmesi uyarınca ödenmeyen bakiye bedelin tahsili amacıyla icra takibine itirazın iptalini talep etmiştir. İlk derece ve istinaf mahkemelerince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ancak Yargıtay Özel Dairesi sözleşmenin esasen şirket adına imzalandığı gerekçesiyle aktif husumet ehliyeti yokluğundan kararı bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu, ilk sözleşmede şirket kaşesi olmasa dahi bağlantılı ve atıf yapan sonraki sözleşmeler dikkate alındığında işlemin şirket ad ve hesabına yapıldığının kabulü gerektiğine hükmederek direnme kararını bozmuştur.
Hukuk Genel Kurulu 2025/39 E. , 2025/682 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2456 E., 2024/585 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.09.2023 tarihli ve 2022/3029 Esas, 2023/5371 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne ve davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilleri ile dava dışı ortak ...'ın 1921 yılından itibaren işlettikleri ... Restoranını davalının devralmak istemesi üzerine tarafların 19.09.2012 tarihli peştamaliye sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşmeye göre davalının müvekkillerine 3.200.000 USD ödemeyi taahhüt ettiğini, davalının 2.850.000 USD ödeyip bakiye kısmı ise ödemediğini, bunun üzerine davalıya karşı icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun haksız olarak icra takibine itiraz ederek icra takibini durdurduğunu, peştemaliye sözleşmesinde alacaklı olan dava dışı ...’ın taraflarına verilen vekâleti bulunmadığından onun payı mahsup edilerek takip bedelinin belirlendiğini, ... Restoranın meşhur bir restoran olup lokasyon olarak da çok işlek bir yerde bulunduğunu, müşteri portföyünün oldukça geniş olduğunu, bu kapsamda müvekkillerinin peştemaliye bedelini isteme haklarının bulunduğunu ileri sürerek davalının icra takibine yönelik haksız itirazının iptaline ve davalı aleyhine asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacıların taraf ve dava ehliyetinin bulunmadığını, müvekkiline de husumet yöneltilemeyeceğini, davacıların iddia ettiği gibi bir peştemaliye sözleşmesi bulunmadığını, kira bedeli dışında hava parası istenmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin restoranın işletmesini, ünvanını veya başka bir maddi ve manevi değerini devir veya satın almadığını, ... Restoranının kiracı olarak faaliyette bulunduğu taşınmazın ... Hastanesi Vakfına ait olup, taşınmazın müvekkilinin ortağı olduğu şirket tarafından boş olarak kiralandığını, restoranın farklı bir isimle ve bir tarzda açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.04.2019 tarihli ve 2018/843 Esas, 2019/380 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında düzenlenmiş bulunan 19.09.2012 ve sonraki tarihli belgelerdeki imzanın davalı tarafça inkâr edilmediği, ... Restaurant isimli iş yerinin davalıya 3.200.000 USD bedel karşılığı devrinin kararlaştırıldığı, bunun ticari bir işletmeyi devralanın bu işletme hakkının maddi değeri yanında işletmenin ünü ve manevi değerleri için ödemesi lazım gelen bedel olduğu, bu hâliyle yasaya ve ahlâka aykırı bir edim olmadığı, davacı tarafın ibraz edilen ödeme belgeleri dışında ödeme yaptığına yönelik bir belge ibraz etmediği, bakiye asıl alacak miktarının 296.000 USD olduğu, 76.295,01 USD tutarındaki faizin de doğru hesaplandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıların yapmış olduğu itirazın 296.000 USD asıl alacak ve 76.295,01 USD işlemiş faiz bakımından iptaline, davacının icra inkâr tazminatı talebinin kabulü ile (296.000 USD’nin takip tarihindeki TL karşılığının) alacağın %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.03.2022 tarihli ve 2019/2086 Esas, 2022/422 Karar sayılı kararı ile; sözleşme ve ödeme belgelerinin tarafı davacılar ile davalı gerçek kişiler olup, davacıların taraf ve dava ehliyeti bulunduğu gibi sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince sözleşme ile belirlenen bedelden sözleşmede imzası bulunan davalı sorumlu olduğundan davalı vekilinin husumete yönelik istinaf sebebinin yerinde görülmediği, sözleşmede açıkça davacıların işlettiği restoranın davalıya devri kararlaştırılmış olup, işletme değerinin de ticari işletmenin bir unsuru olduğu, davalı tarafından da dayanak sözleşme benimsenerek bir kısım ödemeler yapıldığı, davalının bakiye bedelden sorumlu tutulması gerektiği, davacının asıl alacağa işlemiş faiz bakımından ise 145,98 TL dışında itirazın iptaline karar verildiği, bu cüzi miktar bakımından alacaklıların icra takibinde kötüniyetli olduğu kabul edilemez ise de bu hususta olumlu olumsuz bir karar verilmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının HMK’nın 353(1)b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının 296.000 USD asıl alacak ve 76.295,01 USD takip tarihine kadar işlemiş faize yönelik itirazın iptaline, 296.000 USD’nin takip tarihindeki TCMB efektif döviz satış kuru üzerinden %20 oranında hesaplanan icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline, koşulları oluşmadığından davalının kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1.Dava, taraflarca imzalanan 19.09.2012 tarihli ticari işletmenin devrine ilişkin sözleşme ile belirlenen bakiye bedelin tahsiline yönelik takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, alacağa dayanak belge davalı tarafından ve dava dışı ... tarafından şirket kaşesi ile imzalanmıştır. Davalı tarafça işbu sözleşme kapsamında kısmi ödeme yapılmış ancak bakiye kalan miktar ödenmemiştir. Davacılar vekili, ... Restoran adıyla uzun yıllar aynı adreste faaliyet gösteren işletmenin davalıya devri nedeniyle peştemaliye sözleşmesi kapsamında alacaklı olduğunu iddia etmekte iken, davalı, peştemaliye sözleşmesinin söz konu olmadığını, talep edilen tutarın hukuka ve ahlaka aykırı olduğunu savunmaktadır. 2. Dava konusu ticari işletme davacıların ve dava dışı ...'ın ortağı ve yetkilisi olduğu ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti. tarafından "..." ismiyle faaliyet göstermekte iken, davalının aynı adreste faaliyet göstermek için taşınmazı dava dışı malikinden kiraladığı, aynı zamanda dava dışı şirket ile de 19.09.2012 tarihli sözleşmeyi imzaladığı anlaşılmaktadır. İşbu sözleşme altında ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti.'nin yetkilisi ...'ın imzası ile şirket kaşesi de bulunduğu dikkate alındığında, sözleşmeyi esasen şirket adına imzaladığı, bu nedenle husumetin şirkete düştüğü, davacı gerçek kişilerin davada aktif husumetinin bulunmadığı,..” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilâveten, Özel Dairenin bozma kararında davaya dayanak 19.09.2012 tarihli sözleşme altında ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti. yetkilisi ...'ın imzası ile şirket kaşesinin bulunduğu, bu nedenle sözleşmenin dava dışı şirket adına imzalandığı ve davacı gerçek kişilerin eldeki davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesine dayanılmış ise de, bahsi geçen sözleşme altında davalı ile dava dışı ... ...'ın isim ve imzalarının yer aldığı, dava dışı şirket kaşesinin bulunmadığı, Yargıtay bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davacıların ortağı olduğu şirketin kiracı olarak bulunduğu taşınmazın maliki olan ... Hastanesi Vakfına başvurarak kira akdini sonlandırdığını, müvekkilinin ortağı olduğu ...Sofrası Ltd. Şti'nin taşınmazı 01.10.2012 tarihli sözleşmeyle kiraladığını, davacılara yapılan ödemenin kira akdinin feshini sağlamak üzere hava parası olarak ödendiğini, bu nedenle peştemaliye sözleşmesinin oluşmadığını, hukuki ilişkinin taraflarını şirketler oluşturduğundan davacıların taraf ve dava ehliyeti bulunmadığı gibi müvekkiline de husumet yöneltilemeyeceğini, olayda ticari işletme devrinin söz konusu olmadığını, müvekkilinin restoranın işletmesini, ünvanını veya başka bir maddi veya manevi değerini devir veya satın almadığını, taşınmazın müvekkilinin ortağı olduğu şirket tarafından boş olarak kiralandığını, restoranın farklı bir konseptle açıldığını ve hâlen faal olduğunu, davacılara peştemaliye adı altında borçları bulunmadığı gibi taahhüde dayalı temerrüdün de söz konusu olmadığını, faiz talebinin haksız olduğunu ve icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada davacı gerçek kişilerin aktif husumet ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 50... . maddeleri 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 47. maddesi 3. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 371, 6 23... . maddeleri 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca taraf ehliyeti dava (itiraz ve şikâyet) şartlarından olup aynı Kanun’un 50. maddesinde taraf ehliyeti; “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir” şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddede geçen taraf ehliyeti kavramı, bir davada, davacı veya davalı olarak bulunabilme yeteneğini ifade etmekte olup "hak ehliyeti" kavramının yargılama usul hukukundaki karşılığını oluşturmaktadır. Buna göre de TMK'nın 47. maddesi gereği tüzel kişilerde hak ehliyeti bir diğer ifadeyle taraf ehliyeti, tüzel kişiliğin usulüne uygun olarak kurulmasıyla birlikte kazanılmaktadır. Tüzel kişiliğin sona ermesi hâlinde ise o tüzel kişinin taraf ehliyeti sona ermektedir. 3. Yine dava şartları arasında sayılan dava ehliyeti ise tarafın bir davayı ister kendisi, isterse bir vekil ile yürütüp geçerli taraf usul işlemleri yapabilme ehliyetidir ve bu kavram HMK'nın 51. maddesinde yer alan “Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir” hükmüyle açıklanmıştır. 4. Bir kimsenin taraf ehliyetinin bulunması, tarafı bulunduğu davayı yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir. Taraf ehliyeti ile beraber dava ehliyetine de sahip olması gerekmektedir. Davanın açılmasıyla başlayan usul hukuku ilişkisinin yürütülebilmesi için dava ehliyetinin bulunması şarttır. 5. Taraf sıfatına bir başka deyişle husumet ehliyetine gelince, kelime anlamı “bir şahıs veya şeyin hâli” olan sıfat (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 977), dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. 1, s. 1157). Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, "aktif husumeti", davalı sıfatı ise "pasif husumeti" karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsa bile mahkemece resen nazara alınmasıdır. 6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere dava ve taraf ehliyeti dava şartlarındandır. Husumet ya da bir başka deyişle taraf sıfatı dava şartlarından değildir. Dava şartının özelliği tıpkı taraf sıfatı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır. 7. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. 8. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 10.09.2025 tarihli ve 2024/10-344 Esas, 2025/504 Karar sayılı ve 09.04.2025 tarihli ve 2024/3-145 Esas, 2025/223 Karar sayılı kararları da benzer mahiyettedir. 9. Gelinen aşamada limited şirketlerde “yönetim” ve “temsil” kavramlarının da açıklanması gerekmektedir. 10. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK ile mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu döneminde benimsenen limited şirketlerde özden organ ilkesi terk edilerek, şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçim yoluyla belirlenmesi sistemi öngörülmüştür. Başka bir anlatımla her şirket ortağının doğrudan doğruya şirket müdürü olduğu sistemden vazgeçilmiş, onun yerine şirketi yönetme ve temsil edecek kişi veya kişilerin seçimi sistemi benimsenmiştir. 6102 sayılı TTK ile limited şirket hukukuna getirilen bu yeni sistem, anonim şirket yönetim kuruluna özgü işleyişin uygun olduğu ölçüde müdürler kuruluna da uygulanabilmesi imkânını vermektedir. 11. Limited şirketlerde zorunlu organ olarak kabul edilen müdürler, limited şirketi yönetme ve temsil etme yetkisine sahip olan kişilerdir. Başka bir ifadeyle müdürler limited şirketin yönetim ve temsil organıdır. 6102 sayılı TTK’nın 623/3. maddesine göre, “Müdürler, kanunla veya esas sözleşme ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler”. Dolayısıyla müdür veya birden fazla kişiden oluşması hâlinde müdürler kurulu, kanun ve şirket sözleşmesi gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. 12. Yönetim, bir iç ilişki kavramı olup şirketin faaliyet göstermesi için yapılması gereken iş ve işlemlerin tümünü ifade eder. Temsil ise dış ilişkide şirket adına bağlayıcı irade açıklama yetkisidir. Limited şirketlerde yönetim gibi temsil yetkisi de müdürlere aittir (6102 sayılı TTK, md. 623/1). 13. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 629/1. maddesine göre; “Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır”. Yapılan bu atıftan dolayı, anonim şirketlerde yönetim kurulunun temsil yetkisinin kapsamı ve sınırları, imza şekli, tescil ve ilana ilişkin öngörülen düzenlemeler limited şirketlerde müdürlere de uygulanacaktır. 14. Yine 6102 sayılı TTK’nın 629/1. maddesinin atfıyla uygulanması gereken aynı Kanun'un 371. maddesinde temsil yetkisinin kapsam ve sınırları belirlenmiştir. Buna göre, temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket ünvanını kullanabilirler. Bilindiği gibi şirketlerin ehliyetinin işletme konusu ile sınırlı olması ve konu dışı işlemlerin şirketi bağlamaması kuralı (ultra vires) 6102 sayılı TTK ile terk edilmiştir. Bu nedenle temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir (6102 sayılı TTK, md. 371/2). Başka bir anlatımla bu konuda ticaret sicilinin olumlu işlevi geçerli olmaz. Sadece şirket bu savunmayı üçüncü kişiye karşı onun bu olguyu fiilen bildiğini (müspet vukuf) kanıtlamak suretiyle ileri sürebilir. 15. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 2024/11-177 Esas, 2025/257 Karar sayılı kararı da aynı mahiyettedir. 16. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava, taraflarca imzalanan 19.09.2012 tarihli ticari işletmenin devrine ilişkin sözleşme ile belirlenen bakiye bedelin tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın davalı vekilince istinafı üzerine İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak sretiyle davanın kısmen kabulü ile davalı vekilinin kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Bu kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine, Özel Dairece 19.09.2012 tarihli sözleşme altında dava dışı ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti'nin yetkilisi ...'ın imzası ile şirket kaşesinin bulunduğu dikkate alındığında, sözleşmenin esasen şirket adına imzalandığı, bu nedenle husumetin şirkete düştüğü, davacı gerçek kişilerin davada aktif husumetinin bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuş, bunun üzerine Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiştir. 17. Söz konusu ticari işletme davacılardan ...ve ... ile dava dışı ... ...ın ortakları, davacı ...'ın da ortağı ve yetkilisi olduğu dava dışı ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti. tarafından "..." ismiyle faaliyet göstermekteyken, davalının aynı adreste faaliyet göstermek için taşınmazı dava dışı malikinden kiraladığı, aynı zamanda şirket ortakları ... ve ...' ile davalı arasında 19.09.2012 tarihli dava konusu sözleşmenin imzalandığı anlaşılmaktadır. 18. Her ne kadar taraflar arasındaki 19.09.2012 tarihli sözleşmede dava dışı ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti'nin kaşesi bulunmasa da, bu sözleşmenin ardından ve bu sözleşme ile bağlantılı olarak imzalanan 26.09.20 12... .09.2012 tarihli sözleşmelerde bahsi geçen dava dışı şirket kaşesinin bulunduğu ve bu sözleşmelerin şirket yetkilisi ... tarafından imzalandığı, sözleşmelerde önceki sözleşmelere atıf yapıldığı gibi sözleşmelerin birbirleriyle bağlantılı olduğu ve sonraki sözleşmelerin 19.09.2012 tarihli sözleşmenin ifasına yönelik olduğu dikkate alındığında; dava dışı şirketin 19.09.2012 tarihli sözleşmeye icazetinin bulunduğu ve bu sözleşmenin şirket ad ve hesabına yapıldığı kabul edilmelidir. 19. O hâlde eldeki davada davacıların aktif husumet ehliyeti bulunmamakta olup, aktif husumet ehliyeti dava dışı ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti'ye aittir. 20. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; bozma kararında davaya dayanak 19.09.2012 tarihli sözleşme altında ... Restaurant Turizm İşletmeleri Tic. Ltd. Şti. yetkilisi ...'ın imzası ile şirket kaşesinin bulunduğu, bu nedenle sözleşmenin dava dışı şirket adına imzalandığı ve davacı gerçek kişilerin eldeki davada aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesine dayanılmış ise de, adı geçen 19.09.2012 tarihli sözleşmenin altında davalı ile dava dışı ... ...'ın isim ve imzalarının yer aldığı, dava dışı şirket kaşesinin bulunmadığı, böyle olunca Özel Daire bozma kararının maddi hataya dayalı olduğu, bu hususlara değinen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 21. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı HMK'nın 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
- yargitay bozmaYargıtay 11. Hukuk Dairesi2022/3029 E.2023/5371 K.27.09.2023Bozma
- bamİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi2023/2456 E.2024/585 K.Direnme kararı
- bamİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi2019/2086 E.2022/422 K.17.03.2022İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü
- ilk dereceİlk Derece Mahkemesi2018/843 E.2019/380 K.18.04.2019Davanın kısmen kabulüne
- m. 371/ (1)· HGK: Anonim şirketlerdeki temsil yetkisinin kapsamını ve ultra vires ilkesinin terk edildiğini açıklamak için atıf yaptı
- m. 623/ (1)· HGK: Limited şirketlerde temsil yetkisinin müdürlere ait olduğunu açıklamak için uyguladı
- m. 623/ (3)· HGK: Müdürlerin yönetime ilişkin konularda karar alma ve yürütme yetkisini tanımlamak için uyguladı
- m. 629/ (1)· HGK: Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamı konusunda anonim şirket hükümlerinin kıyasen uygulanacağını belirtmek için kullandı
- itirazın iptali
- aktif husumet
- taraf sıfatı
- ticari işletme devri
- temsil yetkisi
- limited şirket