TTK 446, 493, 494: Mirasla İntikal Eden Nama Yazılı Paylarda Şirket Onayı Eksikliğinin Genel Kurul Kararlarına Karşı Dava Açma Ehliyetine Etkisi
Miras yoluyla devralınan kote edilmemiş nama yazılı paylar için şirket onayı verilip pay defterine kayıt yapılmadığı sürece, mirasçının şirketin yönetsel kararlarına karşı genel kurul kararlarının iptali, yokluğu veya butlanı davası açma ehliyeti (aktif husumeti) bulunmamaktadır.
Davacı mirasçı, murisinden intikal eden nama yazılı payların şirket tarafından devralınmak istenmesi ve pay defterine kaydedilmemesi üzerine, genel kurulda alınan yönetim kurulunun ibrası ve kârın dağıtılmaması gibi kararların iptali ile butlanının tespiti talebiyle dava açmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, şirket onayı olmaksızın mirasçının genel kurula katılma ve oy hakkı gibi yönetsel hakları bulunmadığını, dava konusu kararların da mali haklara değil yönetsel faaliyetlere ilişkin olduğunu belirterek davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar vermiştir. Yargıtay çoğunluğu, Bölge Adliye Mahkemesinin bu kararını usul ve yasaya uygun bularak onamıştır.
11. Hukuk Dairesi 2024/5836 E. , 2025/5782 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/478 Esas, 2024/1228 Karar HÜKÜM : Aktif husumet yokluğundan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/170 E., 2020/840 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.07.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ve davalı vekilleri Avukat ... ve Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin muris ...'ın vefatıyla davalı şirkette hissedar haline gelip 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 494/2 hükmü uyarınca murise ait payların mülkiyeti ve paya bağlı malvarlığı hakların derhal müvekkiline geçtiğini, muris ...'ın davalı şirkette %25,149 oranında 98.359.920 adet nama yazılı payı bulunduğunu, mirasçı olarak müvekkili ve kardeşinin kaldığını, 25.12.2017 tarihli ihtarname ile murisin pay sahibi olduğu hisselerin mirasçılar adına devrinin yapılması hususunun ihtar edildiğini, davalının 16.03.2018 tarihli cevabi ihtarnamesi ile mirasçıların paylarının 6102 sayılı TTK'nın 493. maddesi kapsamında gerçek değerinden satın alınacağını ve mirasçıların pay defterine hissedar olarak yazılmayacaklarının bildirildiğini, mirasçılar tarafından 26.03.2018 tarihli ihtarname ile "ihtarnamede yer alan şirket gerçek değeri olduğu iddia edilen bedelin, gerçek değerin çok altında olması sebebiyle bu bedele açıkça itiraz ettiklerini ve şirketlerdeki paylar için 6102 sayılı TTK'nın 493/4 maddesi kapsamında yapılan fiyat teklifinin reddedildiğini" bildirdiklerini, gerçek değerin tespiti için Bursa 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/499 E. sayılı dosyasında dava açtıklarını, 6102 sayılı TTK'nın 494/2 hükmü uyarınca murise ait payların mülkiyeti ile her türlü malvarlığı hakları, kâr payı, tasfiye payı, hazırlık dönemi faizi, tesislerden yararlanma ve sair hakların, murisin ölümü ile birlikte derhal yasal mirasçı olan müvekkiline ve dava dışı kardeşine geçtiğini, Mahkemece tespit edilecek gerçek değer, davalı tarafından mirasçılara ödenmediği sürece, müvekkili ve kardeşinin davalı nezdindeki pay sahipliğinin devam edeceğini fakat 6102 sayılı TTK'nın 494/2 hükmü uyarınca müvekkili ve kardeşinin, kâr payı başta gelmek üzere mali haklardan yararlanabileceğini fakat genel kurula katılma ve oy haklarını, şirketin onay vermesine kadar kullanamayacaklarını, mali haklarını kullanabileceklerine göre bu hakların korunabilmesi ve kullanılabilmesinin zorunlu bir gereği olarak, bu haklar konusunda şirket genel kurulunda alınan kararlara karşı da yokluğun/butlanın tespiti amaçlı hükümsüzlük davaları ile kararların iptali için dava açabileceklerini, müvekkilininin genel kurula katılma veya oy hakkına sahip olmamasının da bunu değiştirmeyeceğini, davalı şirketin 26.12.2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluk veya butlan ile malul olduğunun tespitine, genel kurul toplantısının 6 numaralı "yönetim kurulu üyelerinin ibrası" kararının, usul ve yasaya aykırı olduğunu, yönetim kurulu üyesinin, gerek kendi gerekse diğer yönetim kurulu üyesinin ibrasıyla ilgili oylamada oy hakkı bulunmadığını, 8 numaralı "2018 yılı net dönem kârının dağıtılmayarak öz kaynaklarda bekletilmesi" kararının anonim şirketin temel yapısına, şirketin kuruluş ve varoluş sebebine, dürüstlük ve objektif iyiniyet kurallarına, müvekkilinin vazgeçilemez ve kendisine kanun ile tanınmış olan kâr payı talep etme hakkına aykırı olduğunu, yine genel kurul toplantısının 10 numaralı "yönetim kurulu üyelerinin 6102 sayılı TTK'nın 3 95... . maddelerinde işlemleri yapabilmeleri için gerekli iznin verilmesi" kararının usul ve yasaya aykırı olup, pay sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin bu karara katıldığını ve olumlu oy verdiğini, davalı şirketin müvekkili ve dava dışı kardeşi dışındaki hisse sahibi olan ... ve ...'ın yurtdışı merkezli bir şirket kurarak kanunu dolanmak sureti ile usul ve yasaya aykırı bir karar aldığını, davalı şirketin müvekkillerinin babası dışında pay sahibi olarak halihazırda yalnızca "... ..." şirketi gözüktüğünü, bu işlemin muris vefat ettikten sonra yapıldığını, önceden ..., ... ve ...'ın şirkette pay sahibi iken, murisin vefatından sonra müvekkilinin amcalarının kötüniyetle yurtdışında "... ..." isimli şirket kurduğunu ve bu şirketin 2 ortağının yine müvekkillerinin amcaları ... ve ... olduğunu, dolayısıyla genel kurulda 10 numara ile alınan kararın 6102 sayılı TTK'nın 436. maddesine aykırı olduğunu, ... ve ...'ın işbu karara dolaylı olarak katıldığından ve oy kullandığından anılan Kanun'un 433/1 hükmü gereği kararın iptali gerektiğini ileri sürerek 26.12.2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurulunda alınan tüm kararların yokluk veya butlan ile malul (yok veya batıl) olduğunun tespitine, bu mümkün olmadığı takdirde ise 6102 sayılı TTK'nın 445. maddesi uyarınca iptaline, 6 numaralı "yönetim kurulu üyelerinin ibrası" kararının, 8 numaralı "2018 yılı kârının dağıtılmaması" kararının ve 10 numaralı "yönetim kurulu üyelerinin 6102 sayılı TTK'nın 3 95... . maddelerinde işlemleri yapabilmeleri için gerekli iznin verilmesi" kararının butlan ile sakat (kesin geçersiz) olduğunun tespitine, mümkün olmadığı takdirde iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacının müvekkili şirkette pay sahibi olmadığını, aktif dava ehliyeti bulunmadığını, genel kurul toplantısında alınan kararların hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmadığını, müvekkilinin “pay devrini red hakkını” kullanmasıyla birlikte, miras bırakanın payları üzerindeki mülkiyet ve pay sahipliği haklarının doğrudan satın alma teklifinde bulunan müvekkiline geçtiğini, pay sahibi olmayan davacının davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, elbirliği mülkiyet hükümleri gereği davanın diğer mirasçı ile birlikte açılması gerektiğini, yönetim kurulu üyesinin kendi veya bir başka yönetim kurulu üyesinin ibrasında oy kullanmadığını, müvekkil şirketin 4 ortağı bulunduğunu, ..., ..., ... Holding A.Ş. ve ... olup ...'ın mirasçılarının pay iktisabının müvekkilince kabul edilmediği ve hisse değerini tespiti davaları derdest olduğu için, murise ait paylardan doğan oy haklarının genel kurul toplantı nisabı ve karar nisabına dâhil edilmediğini, hazirun cetvelinden de anlaşıldığı üzere genel kurul toplantısına ..., ... ve ... Holding A.Ş.'yi temsilen ...'ın katıldığını, yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda pay sahibi olan ... ve ...'ın, ibra oylamasında oydan yoksun olduğunu, ibra oylamasında belirleyici olanın ... Holding A.Ş.'nin iradesi olacağını, anılan iki gerçek kişinin pay sahibi ibra oylamasına katılmış ve olumlu yönde oy kullanmış olsa dahi, bu kişilerin oylarının sonuca etkili olmayacağını, ibra kararının, oydan yoksun olmayan tek pay sahibi olan ... Holding A.Ş.'nin olumlu oyu ile alındığını, söz konusu kararın iptali veya butlanını gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmadığını, 8 numaralı kararın hukuka uygun olduğunu, kâr payı dağıtımının genel kurulun yetkisinde olduğunu, Kanun'un açık hükmü gereği şirketin kârını öz kaynaklarda bekletebileceğini, genel kurulun 10 numaralı kararının hukuka uygun olduğunu, nisaplara uyulduğunu, oydan yoksun olan pay sahipleri ... ve ...'ın 10 numaralı kararın alınmasında oy kullandığı kabul edilse dahi, bu kişilerin oylarının sonuca etkili olmadığını, bu karar bakımından da belirleyici olanın ... Holding A.Ş.'nin iradesi olup, söz konusu kararın da oydan yoksun olmayan pay sahibi ... Holding A.Ş.'nin olumlu oyu ile alındığını, yokluk veya butlan koşulları bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirket 3 ortaklı olup, ortaklarının ...,... ve ... olduğu, ...'ın vefatı ile mirasçısı olarak davacı ... ile dava dışı ...'ın kaldığı, muris ...'ın vefatı üzerine davacı ve dava dışı mirasçı ... tarafından ihtarname ile davalı şirkete başvurularak miras paylarının kendi adlarına tescili ve pay defterine kaydı talebinde bulunulduğu, davalının 16.03.2018 tarihli ihtarnameyle davacı ve kardeşinin paylarını gerçek değeriyle devralma teklifinde bulunmak suretiyle talebi reddettiği, davacının genel kurul toplantısına çağrılmadığı, 6102 sayılı TTK'nın 494/2 hükmü uyarınca muris ...'ın vefatı ile onun mirasına dahil malvarlığı hakları, buna "davalı şirket payları da dahil" derhal mirasçılarına geçeceği; ancak maddede belirtildiği üzere mirasçının genel kurula katılma ve oy hakkının şirketin onayıyla mirasçıya geçeceği, şirket, mirasçının payını pay defterine kaydetmedikçe mirasçının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkının bulunmadığı, davacı mirasçının ancak payının gerçek değerinin belirlenmesini mahkemeden isteyebileceği, bu konuda da dava açılmış olup derdest bulunduğu, davalının ise ancak davacının payının gerçek değerini ödeyerek davacının şirkete ortak olma isteğini kabul etmeyebileceği, taraflar arasındaki pay değerinin tespiti davası devam etmekte olup davacının payı henüz pay defterine kaydedilmediğinden davacının genel kurul toplantısına katılma ve oy kullanma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı şirketteki hissedarlığının payların gerçek değeri tespit edilip bedeli ödenene kadar oydan ve genel kurula katılma hakkından yoksun olarak mali haklar yönünden devam ettiği, miras yoluyla intikal eden hisselerin mülkiyetinin davacıda olduğu ve hisse devrinin gerçekleşmediği kabul edilmekle bu durumda davacı mirasçının sadece payların mülkiyetine sahip olduğu ve bunlardan kaynaklanan mal varlığına ilişkin hakları kullanabileceği, bu paylara ilişkin olarak, yönetsel haklarını kullanamayacağı, yasanın açık hükmünde de belirtildiği üzere genel kurula katılma hakları ile oy haklarının ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceği, dolayısıyla davacı mirasçının genel kurula katılma ve oy kullanma hakkı bulunmadığından ve onay verilmediği için şirket ile mirasçılar arasında pay satım sözleşmesinin de kurulmadığı, yani davacının pay defterine kaydı yapılmış pay sahibi sıfatı da bulunmadığından 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesinde sayılan "iptal davası" açabilecek kişilerden de olmadığı, bununla birlikte mirasçının oydan yoksun olarak hissenin mülkiyet hakkı ve bu hissenin sağladığı kanuni mali haklara yönelik olarak ve bunlarla ilgili müktesep kararlara karşı mutlak butlan veya yoklukla hükümsüzlüğün tespiti yönünden dava açma hakkı bulunduğu; ancak somut olayda genel kurulda alınan kararların, davacının sahip olduğu bu hissenin verdiği mali haklara yönelik kararlardan olmadığı, alınan kararların şirketin yönetsel faaliyetlerine yönelik kararlar olduğu, davacının oydan yoksun olduğu hissesinin, yönetsel kararlara karşı dava açma hakkı vermediğinden davacının davasının aktif husumet yokluğunda reddine karar verilmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesince her ne kadar red kararı verilmiş ise de açıklanan nedenlerle kararın kaldırılmasına ve gerekçesi değiştirmek suretiyle yeniden hüküm kurularak davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, genel kurul kararlarının mutlak butlanla batıl olduğu veya hükümsüz olduğunun tespiti, mümkün olmadığı taktirde iptali, özellikle 6, 8, 10 numaralı maddelerin butlan ile sakat olduğunun tespiti olmadığı taktirde iptali istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan ayrı ayrı alınarak yekdiğerine verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara ayrı ayrı yükletilmesine, 29.09.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, Borsaya kote edilmemiş olan nama yazılı payların kanun gereği iktisap edilmesi halinde, anonim şirket (AŞ) tarafından payların gerçek değeriyle devralınması devralan kişiye önerilip onay vermenin reddedilmesi halinde, devralanın genel kurul kararlarının yokluğunun ve butlanının tespiti ile iptalini dava etme ehliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı çözüme kavuşturulması için öncelikle hukuki dayanakların açıklanması gerekmektedir. Bu bağlamda TTK’nın ilgili hükümlerinin belirtilmesi önem arz etmektedir. Borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların kanunen iktisap edilmesi durumunda red sebebi TTK m. 493/3-6 hükümleri ile düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre, paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebri icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir. Bu durumda devralan önerilen bedeli bir ay içinde reddederek, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi'nden (ATM) isteyebilir. Bu halde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderini ise şirket öder. Şayet, devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır ve dolayısıyla sözleşme kurulmuş olur. Böylece devralanın şirketle ilişkisi sona erer ve payların mülkiyeti şirkete geçer. TTK m. 494/2 hükmüne göre ise, kanun gereği iktisap halinde, payların mülkiyeti ve paylardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhal, GK katılma hakları ile oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer. Bu hükümde belirtildiği üzere, şirketin onayına bağlı olmadan payların mülkiyeti iktisap edene otomatik olarak geçmektedir. Payların mülkiyeti devralana derhal geçtiğinden, davacı devralan payların sahibi durumundadır. Sadece GK’ katılma ve oy hakkını şirkete karşı kullanamamaktadır. Mülkiyetten ve dolayısıyla pay sahipliğinden doğan tüm hakları ve bu arada dava hakkını da kullanabilir. Zira dava hakkını yasaklayan bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu hükümler ile şirkete bir kaçış klozu ve buna bağlı olarak ön alım hakkı tanınmıştır. Şirket kanunen pay iktisap eden kişinin paylarını gerçek değeri ile satın alma hakkını kullanarak, devralanın şirkette pay sahibi olmasına engel olabilir. Bu halde devralan şirketin önerdiği bedeli kabul ederse sözleşme kurulacağı gibi bir ay içinde önerilen bedele itiraz etmezse, yani bu süre içinde mahkemede pay bedellerinin tespiti davası açmazsa, sözleşme kurulmuş olur ve payların mülkiyeti şirkete geçer. Şayet devralan, önerilen bedeli kabul etmeyerek bir ay içinde payların gerçek değerinin tespiti için mahkemede dava açarsa, m. 494/2 hükmü uyarınca payların mülkiyeti ve paylardan doğan malvarlığı hakları devralanda olacaktır. Devralan sadece GK’ya katılma ve oydan yoksun olacaktır. Pay sahipliğinden doğan diğer tüm hakları ve bu arada dava hakkını kullanabilir. Belirtmek gerekir ki, devralanın önerilen bedele itiraz edip gerçek değerin tespitini mahkemeden istemesi halinde, ortada şirketin bir ön alıp hakkını kullanma yönünde önerisi olup henüz sözleşme kurulmamıştır. Zira, mahkemece tespit edilecek olan ve kesinleşen gerçek değeri şirket kabul etmeyebilir. Yani bedeli fazla bularak ön alım hakkını kullanmaktan vazgeçebilir ve dolayısıyla sözleşme kurulmuş olmaz. Bu durumda, yani şirket tespit edilen gerçek değeri ödemeyi kabul etmez ise devralana onay vermek durumunda olacaktır. Zira şirket ancak payların gerçek değerini ödemek şartıyla devralana onay vermeyebilir. GK kararlarının iptali davasını açabilecek kişiler TTK m. 446’da düzenlenmiştir. Bu hükme göre, maddede belirtilen şartların bulunması halinde, iptal davasını pay sahipleri, yönetim kurulu ve yönetim kurulu üyelerinden her biri açabilir. Kanunda iptal davasını açabilecek kişiler özel olarak düzenlenmesine rağmen, GK kararlarının yokluğunun ve butlanının tespiti davasını açabilecekler özel olarak düzenlenmemiştir. Ancak doktrin ve uygulamada ittifakla kabul edildiği üzere, yokluk ve butlanın tespitini hukuki yararı bulunanlar her zaman ileri sürüp, bunların tespitini mahkemeden isteyebilir. Ayrıca görülmekte olan bir davada anlaşılması halinde mahkemece de resen gözetilmek durumundadır. Yokluktan farklı olarak, meğerki butlanın ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasını oluştursun. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, davacı davalı şirkette miras nedeniyle pay sahibi olduğuna onay verilmesini istemiş, davalı şirket ise miras nedeniyle davacıya intikal eden payları satın alacağını önererek, devralan davacıya onay vermeyi reddetmiştir. Davacı ise önerilen bedeli kabul etmeyip payların gerçek değerinin tespiti için dava açmıştır. Bu dava halen derdesttir. Şirket onay vermeyi reddettikten sonra, 2018 yılı olağan GK toplantısını 23.12.2019 tarihinde yapmış, işbu GK'da alınan kararların öncelikle yokluğunun veya butlanının tespiti olmazsa iptali istemli eldeki davayı açmıştır. İlk Derece Mahkemesince murisinin paylarını iktisap eden davacıya, şirketin onay vermemesi nedeniyle TTK m. 446 uyarınca iptal davası açacak kişilerden olmadığı gerekçesiyle davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairesi ise devralan davacıya şirketin onay vermemesi nedeniyle davacının iptal davası açmada aktif dava ehliyeti bulunmadığı, ancak hukuki yararı bulunduğundan GK kararının yokluğu ile butlanının tespiti davası açma hakkının bulunduğu, bu hakkının bulunmasına rağmen somut olayda yokluk ve butlanı gerektiren haller bulunmadığı gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Kararı taraflar temyiz etmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere TTK m. 494/2 ye göre, kanunen iktisap halinde payların mülkiyeti ve paylardan doğan mali haklar şirketin onayına bağlı olmaksızın derhal devralana geçmektedir. Bu hüküm uyarınca payların mülkiyeti devralanındır. O nedenle devralanın pay sahibi olduğunun kabulü gerekmektedir. Devralan davacının sadece GK'ya katılma ve oy hakkı dondurulmuş olur. Mülkiyetten doğan tüm haklarını ve bu arada dava hakkını da kullanabilir. Zira dava hakkını kullanmayı yasaklayan bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Hakkı yasaklayan özel bir kanun hükmü bulunmadığından, asıl olan hakkın kullanılmasının önünü açmaktır. Çünkü, devralan payların gerçek bedellerinin tespiti için açtığı dava sonunda şirketin tespit edilen bedeli kabul etmeme ve dolayısıyla ön alım hakkını kullanmaktan vazgeçme ihtimali vardır. Şirket onay vermemiş olduğundan, devralan sadece GK katılma ve oy kullanma hakkından mahrum kalmıştır. Payların mülkiyeti devralan davacıda olduğundan, davacı halen pay sahibidir ve dolayısıyla m. 446 kapsamında iptal davası açabilecek kişilerden olduğunun kabulü gerekmektedir. Yani bu durum da iptal davası açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Zira, GK katılma ve oydan yoksun olmak iptal davası açmaya engel olmamalıdır. Mülkiyet ve dolayısıyla pay sahibi konumunda olan davacıya dava hakkının verilmemesi Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlalini oluşturacaktır. Bu yönüyle de hak ihlaline sebebiyet verilmesi mümkün olmaktadır. Bir an için iptal davasında aktif dava ehliyetinin bulunmadığı düşünülse bile, Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairesinin kabulünde olduğu gibi, hukuki yararı bulunan davacının GK kararının yokluğu ile butlanının tespitini dava etme hakkı bulunmaktadır. Bu durumda da somut olayda yokluk ve butlan hallerinin bulunup bulunmadığı araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu kapsamda hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan bu talepler yönünden de usulden ret kararı verilmesi doğru olmamıştır. Bilindiği üzere, GK kararlarının iptali davası Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 108’de düzenlenen inşa-i dava niteliğinde olmasına rağmen, yoluk ve butlan davaları birer tespit davasıdır. O nedenle mahkemece yokluk ve butlanın tespitine karar verilmekle yetinilir. Bu bağlamda kabule göre de, davacının yokluk ve butlanın tespiti davası açmakta hakkı bulunduğu benimsendiğine göre, yokluğun ve butlanın tespiti davalarının esastan reddine karar verilmesi gerekirken, bu davalarında davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi doğru olmayıp hükümle gerekçe arasında çelişki oluşturmuştur. Hal böyle olunca davacının aktif dava ehliyetinin bulunduğunun kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi hukuk dairesi kararının BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun ONAMA yönündeki görüşüne katılmamaktayız.
- bamBursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi2021/478 E.2024/1228 K.İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, gerekçesi değiştirilmek suretiyle davanın aktif husumet yokluğundan reddine
- ilk dereceBursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi2020/170 E.2020/840 K.Davanın reddi
- m. 494/ (2)· İlk Derece ve BAM: Kanun gereği nama yazılı pay iktisabında mülkiyet ve mali haklar derhal geçse de genel kurula katılma ve oy haklarının şirketin onayına tabi olduğu tespiti.
- m. 446· BAM: Şirket onayı ve pay defteri kaydı bulunmayan mirasçının genel kurul kararlarına karşı iptal davası açabilecek kişilerden olmadığı yönündeki değerlendirme.
- m. 493· İlk Derece ve BAM: Şirketin miras yoluyla intikal eden nama yazılı payları gerçek değeriyle devralmayı teklif ederek onay vermeyi reddetme hakkı.
- anonim şirket
- nama yazılı pay
- miras yoluyla iktisap
- pay defterine kayıt
- aktif husumet
- genel kurul kararlarının iptali
- yönetsel haklar
- butlan