TTK 636, 614: Limited Şirketin Haklı Nedenle Feshi İstemi ve Feshin Son Çare (Ultimo Ratio) Olma İlkesi
Limited şirketin haklı sebeple feshi davası son çare (ultimo ratio) niteliğinde bir hukuki çare olup, ortaklar arasındaki uyuşmazlıkların bilgi alma, özel denetçi tayini veya yöneticinin sorumluluğu davası gibi alternatif yollarla çözülmesi mümkün olduğu müddetçe şirketin feshine karar verilemez.
Davacı ortak, diğer ortağın şirketi muvazaalı icra takipleriyle borçlandırarak zarara uğrattığı ve bilgi almasını engellediği iddiasıyla limited şirketin haklı nedenle feshini ve tasfiyesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davacının iddialarını ispatlayamadığını, ayrıca feshin son çare (ultimo ratio) olduğunu ve kanuni diğer ortaklık hakları tüketilmeden fesih istenemeyeceğini belirterek davayı reddetmiş, BAM ise istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay, alt mahkemelerin kararını usul ve yasaya uygun bularak onamıştır.
11. Hukuk Dairesi 2024/5174 E. , 2025/3285 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/86 Esas, 2024/792 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/514 E., 2021/91 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketin %50 oranında pay sahibi olduğunu, diğer ortağın ... olduğunu ve her iki ortağın müştereken imza yetkisinin bulunduğunu, ortaklar arasında 2018 yılında anlaşmazlıkların başladığını, ...’in babası ...’in şirketle herhangi bir ortaklığı ve başkaca yetkisi bulunmamasına rağmen, işyerinde çalışmakta olan ... ile hareket ederek müvekkilinin şirketin işleyişinden uzaklaştırmaya dönük olarak eylemlerde bulunduğunu, şirketin müşterek imza ile temsil zorunluluğu bulunmasına rağmen, şirketin banka hesapları ve internet bankacılığı şifre bilgilerini ellerinde tutarak müvekkilinin bilgisi olmadan müşterek gerçekleştirilecek para transfer işlemlerini internet bankacılığı yolu ile gerçekleştirerek nakit akışını şirket çıkarları aleyhine kullandıklarını, müvekkilinin banka hesap hareketleri ile ilgili dökümleri müşterek imza yetkisi gerektiğinden alamadığını, şirketin mali tabloları, banka ve nakit hareketlerinin müvekkilinden gizlenmeye, müvekkili işyerine gittiğinde müdahalede bulunmaya ve müvekkiline hissesinin devretmesi için baskı oluşturmaya başladıklarını, müvekkilinin uzun süredir işyerine giremediğini, şirketle ilgili hiçbir bilgi alamadığını, müvekkilinin davalı şirketteki hissesini eşi ...’dan 14.08.2012 tarihinde devir aldığını, ...’un daha önce hissedarı olduğu dava dışı Set Plastik ... Ayakkabı Kalıp İth. San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.’den satın aldığı bir kısım ayakkabı ökçe imalatında kullanılan makine ve ekipmanı, şirket hissesini devrettiği eşi ...’un hissedar olduğu davalı şirketin ayakkabı ökçe imalatında kullanmasına izin verdiğini, davalı şirketin kullandığı bu makine ve ekipmanın mülkiyetinin müvekkilinin eşine ait olduğunu ve tarafına iadesi için davalıya ihtarname gönderdiğini, müvekkilinin işyerine gittiğinde şirket hissedarı ...’in babası ... tarafından başlatılan ve müvekkiline haber verilmeden itiraz edilmeksizin kesinleştirilen takiplerde haciz tatbik edildiğini öğrendiğini, şirket çalışanı dava dışı Yeşim ...’in “STP firmasından haczedilen mallar firmaya aittir. Şirket yetkilisi burada olmadığından sorumluluğu kabul ediyorum” beyanında bulunduğunu, yine müvekkilinin davalı şirkete haciz uygulanırken hacze müdahale ile mallar üzerine aynı alacaklı tarafından daha önce de haciz tatbik edilmiş olduğunu ve malların eşi ...’a ait olduğuna ilişkin istihkak beyanının haciz zaptına geçirilmesini sağladığı esnada diğer ortak ...’in yine haczedilen malların davalı şirketin malları olduğunu beyan ederek borcu kabul ettiğini, davalı şirketin bilançolarında iddia edilen tarihlerde ve tutarlarda herhangi bir borç bulunmadığını, arada herhangi bir ticari ilişki olmaksızın şirket ortağının babasına borçlu olunmasının ticari hayatın olağan akışına aykırılık taşıdığını, şirketi borçlandırmak adına şirketin diğer ortağı ... tarafından yapılan tüm işlemlerin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca ... tarafından münferit imza yetkisi olmamasına rağmen şirket avukatına gönderdiği ihtarnamede icra takiplerine itiraz edilmemesini bu konularda vekil olarak yetkili bulunmadığını ihtar ettiğini, şirket ortakları arasındaki ... olgusunun tümüyle ortadan kalktığını, müvekkilinin icra takipleri ve borca itiraz için davalar açtığını, tahrifat yapılmış şirket kayıtlarının icra ihtilafı bulunan 3. şahsa verilmiş olmasının dahi şirketin kuruluş amacına aykırılık oluşturduğunu, davalı şirketin diğer ortağı ... tarafından müvekkili aleyhinde şirket ortaklığından çıkarılma davası açıldığını ancak aktif husumetten reddedildiğini, yine diğer ortağın yönlendirmesiyle davalı şirket adına aynı taleple açılan davanın da genel kurul kararı olmaksızın davanın açılmış olması gerekçesi ile reddine karar verildiğini ileri sürerek şirkete kayyım atanmasını, davalı şirketin tasfiyesine karar verilmesini, müvekkilinin davalı şirketteki sermaye, tasfiye payı ve şirketten olan tüm alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP ve MÜDAHALE 1.Davalı Şirket temsil kayyımı cevap dilekçesinde; gelinen aşamada şirketin iki ortaklı yapısında ortak çalışma iradesinin sona erdiğinin görüldüğünü, davalı şirketin son bir yılı bulan iş ve işlemlerinde ticari hükümlere uygun bir işleyiş olmadığını, ortak temsil ve ilzam yetkisinin göz ardı edildiğini, şirkete karşı girişilen Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2018/20182 E. sayılı takibinde alacaklının şirket ortaklarından ...’in babası olması, yapılan hacze kayıtsız şartsız muvafakat edilmesi, takiplerin kesinleşmesine ve haciz sürecine göz yumulmasının da davalı şirkette tarafların ortaklık iradesinin kalmadığını gösterdiğini, bu takipte 300.000,00 USD borçlu gösterilen şirketin ...’e neden bu kadar borcu olduğu sebepleri ile ortaya konulmadan haczin kabul edilmesinin davalı şirketin içinin kötüniyetle boşaltıldığı izlenimi verdiğini, 2012 yılına ait alacak için 2018 yılında icra-haciz süreci işletilmesinin manidar olup ticari defterlerden teyidinin gerektiğini, Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2018/20005 E. sayılı dosyasından da yine aynı şekilde ... alacaklı gösterilerek 500.000,00 TL tutarında alacak için takibe girişildiğini, takip usulsüz bir şekilde kesinleştirilerek alacaklısının haciz tatbik süreci işletmesinin de kötüniyet ve haksızlık içinde bir uygulamaya işaret ettiğini, Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2018/20329 E. sayılı dosyasından 12.625,00 Euro, 2018/20328 E. sayılı dosyasından 160.000,00 USD miktarlı takiplerin de davalı şirketin muvazaalı, haksız ve gerek şirket gerekse 3. kişi alacaklıların aleyhine zararlandırıcı işlemler olarak görülmesi gerektiğini ileri sürerek kayyım kanaati olarak şirketin feshine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. 2.Fer'i Müdahil vekili müdahale dilekçesinde; müvekkilinin taraf olarak davaya kabul edilmesi sonrasında şirketin kayyım tarafından temsilinin usulen bir zorunluluk olmadığını, şirkete 11.07.2019 tarihinde atanan kayyımın şirket kayıtlarını incelemeden davacı tarafın iddialarını temel alarak cevap dilekçesi sunduğunu, söz konusu alacakların şirket bilançolarında borç olarak yer aldığını, bu hususun ...’un hazır bulunduğu genel kurulda kabul ve ikrar edildiğini, bu alacağın kaynağının oğlunun şirketini kurtarmak amacıyla sürekli borç veren ...’in borcunun ödenmemesinden dolayı icra takiplerine konu edildiğini, yasa gereği dayanağı bir genel kurul kararı olan borca itiraz edilmesinin yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin anılan takibe itiraz etmeyerek genel kurul kararının yerine getirilmesi bağlamında görevinin icabını yerine getirdiğini, müvekkili şirkette müşterek imza yetkili müdürlerden olduğundan icra takiplerine tek başına itiraz etmesinin mümkün olmadığını, takiplere ilişkin tebligatların şirket tüzel kişiliğine yönelik yapıldığını ve usulüne uygun olarak kesinleştiğini, ...’a ait olduğu iddia edilen teçhizatların şirket tarafından kullanıldığı ve şirket alacakları için haksız şekilde haczedildiği iddiasının dava sebebi olarak öne sürüldüğünü, ancak bu taşınırların eski ortak olan ... tarafından şirket sermayesi olarak zilyetliğinde devri ile mülkiyeti şirkete devredilen menkuller olduğunu, anılan menkullerin 5 yıllık kazandırıcı zamanaşımından çok daha uzun süredir şirketin zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek temsil kayyımının görevine son verilmesine, dava dışı ... ve ... ile şirket arasındaki yargılamaların bekletici mesele yapılmasına, şirketin feshi yerine, davacı ortağa payının değerinin ödenerek davacı ortağın şirketten çıkarılmasına kararı verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi söz konusu takiplerin davalı şirketin diğer ortağının babasının şirkete ödünç olarak gönderdiği paraların ödenmemesi üzerine başlatıldığı, şirket kayıtlarında yer alan havalelerin dayanaklarının bulunduğu, icra takiplerinin haksız başlatılmadığı, her ne kadar bilirkişi raporunda 160.000,00 USD olarak başlatılan icra takibinde 22.02.2012 tarihinin dayanak gösterildiği ve bu tarihin şirketin kuruluş tarihi olan 28.02.2012 tarihinden önceki bir tarih olduğu, keza tarihte sehven yanlışlık olsa dahi 300.000,00 USD fazla takip başlatıldığı, yine 500.000,00 TL’nin de fazla başlatılan bir takip olduğu tespit edilmiş ise de, şirkete karşı başlatılan icra takibinde alacağın fazla gösterilmesi veya kesinleşen icra takiplerinin usulsüz olması halinin menfi tespit davasının konusunu oluşturup bu durumun tek başına şirketin haklı nedenle feshi ya da ortağın haklı nedenle şirketten çıkması/çıkarılması için bir gerekçe oluşturamayacağı, bilgi alma ve inceleme hakkına ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 614. maddesine göre bilgi alma hakkının kullanılabileceği, yine davacının, genel kurulu toplantıya davet etme, gündeme madde ekleme, bilgi talep etme gibi bir çok hakkının bulunduğu, davacının bu gibi taleplerinin karşılanmaması halinde ise bu taleplerini mahkeme yoluyla yerine getirme hakkının da 6102 sayılı TTK’da düzenlendiği, dolayısıyla bu haklar kapsamında davacının genel kurulun toplanması için talepte bulunma ve kâr dağıtılması yönünde gündeme madde ekleme ayrıca da bilgi talep etme yetkisi bulunduğu, bu taleplerinin reddedilmesi halinde de mahkeme yoluyla bu taleplerin yerine getirilmesini sağlama ve genel kurul kararlarına karşı iptal davası açma hakkı bulunduğu, bu gibi haklar kullanılmadan kâr payının dağıtılmadığı veya bilgi alma hakkının engellendiği ya da şirket organlarının toplanamadığı yönündeki iddialarla şirketin haklı nedenle feshinin talep edilemeyeceği, yine davacının yöneticinin sorumluluğuna ilişkin dava açma hakkının da bulunduğu, davacının haklı sebep olarak ileri sürdüğü iddialarını ispat edemediği, ayrıca bir hukuki ilişkinin haklı sebeple sona erdirilmesinin son çare olarak uygulanması gereken ve eğer taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümü başka bir yolla sağlanabiliyor ise ancak ondan sonra başvurulması gereken tali bir çözüm tarzı olduğu, kanun lafzı öncelikle fesih yöntemini dile getiriyor ise de feshin, tali ve son çare "ultimo ratio" bir çözüm tarzı olduğu, somut olayda davacının ileri sürdüğü hiç bir iddiasını ispat edememesinin yanında haklı sebep olarak ileri sürdüğü hususların çözümünü genel kurulu toplayıp bilgi alma ve inceleme hakkını kullanarak veya özel denetçi atanmasını şirketten talep edip, kabul edilmemesi halinde mahkemeden karar alarak özel denetim yaptırabileceği gibi diğer ortağın yönetim yetkisinin sınırlandırılmasını veya kaldırılmasını da mahkemeden isteyebileceği, sorumluluk davası da açabileceği, davacının anılan çözüm yollarına başvurmadan faal olan davalı şirketin feshini talep etmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile fesih davasının açılabilmesi için haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmamasının, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanmasının gerektiği, hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı, somut uyuşmazlıkta ticaret sicil kayıtlarından davacının şirkete ortak olduğu tarihten itibaren davalı şirketin müşterek yetkili müdürü olduğu ve şirket işleyişiyle ilgili bilgi alma ve inceleme taleplerinin kötüniyetle engellendiğini ileri sürmüş ise de bunlara dair somut bir delilin olmadığı, yine davacı, davalı şirketin diğer ortak tarafından zarara uğratıldığı ileri sürülmüş ise de bu iddiaların ve olaylar davacının müşterek yetkili müdür olduğu döneme ait bulunduğu, şirketin zarara uğraması halinde şirket yöneticisinin sorumluluğuna gidilebileceği açık olup bu konuda dava açıldığına ilişkin iddia ve delil olmadığı, ayrıca Mahkemece alınan bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre davalı şirketin mali durumunun kötü olmadığı ve davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, haklı sebebe dayalı limited şirket ortağının şirketin feshi istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve ...'in müdahale talebinin fer'i müdahale mahiyetinde olmasına rağmen karar başlığında asli müdahil olarak gösterilmiş olmasının karar yerinde düzeltilebilecek maddi hata mahiyetinde olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 12.05.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
- bamİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi2022/86 E.2024/792 K.Başvurunun esastan reddi
- ilk dereceBakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi2019/514 E.2021/91 K.Davanın reddine
- m. 636/ (3)· İlk Derece / BAM / Yargıtay: Karar metninde açıkça madde numarası geçmese de, limited şirketin haklı nedenle feshi talebinin esası ve feshin son çare (ultimo ratio) olması ilkesi doğrudan bu madde kapsamında değerlendirilmiştir.
- m. 614· İlk Derece: Davacının bilgi alma ve inceleme hakkını bu madde kapsamında kullanabileceği, genel kurul mekanizmaları ile alternatif hukuki yolları tüketmeden doğrudan fesih yoluna gidemeyeceği gerekçesiyle uygulanmıştır.
- limited şirket
- haklı nedenle fesih
- tasfiye
- ultimo ratio
- bilgi alma hakkı
- ortaklık uyuşmazlığı
- şirket müdürü