TTK 677, 687/1: Bonoda Lehtar Cirosunun Sahteliği ve Hamil ile Lehtar Arasındaki Akrabalık İlişkisinin İyiniyete Etkisi
Bono lehtarı ile senedi ciro silsilesi dışında takibe koyan hamilin baba-oğul olması durumunda, hamilin lehtar imzasının sahteliğini bilebilecek durumda olduğu kabul edileceğinden, dürüstlük kuralı ve TTK m. 687/1 uyarınca iyiniyetli yetkili hamil vasfını kazanamaz ve keşideciye karşı kişisel def'ileri bertaraf edemez.
Davacı borçlu, davalı tarafından aleyhine başlatılan bonoya dayalı icra takibinde lehtar imzasının sahte olduğunu belirterek menfi tespit davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, adli tıp raporuyla lehtar cirosunun sahte olduğunu saptamış, davalı hamilin ise müteveffa lehtarın oğlu olması sebebiyle bu sahteliği bilebilecek durumda olduğunu, dolayısıyla TMK m. 2 ve TTK m. 687/1 kapsamında iyiniyetli hamil sayılamayacağını gerekçe göstererek davanın kabulüne dair direnme kararı vermiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle hamilin kötüniyetli olduğuna ilişkin yerel mahkeme tespitini yerinde bularak direnme kararını onamıştır.
11. Hukuk Dairesi 2025/5797 E. , 2025/6885 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2025/249 Esas, 2025/477 Karar HÜKÜM : Direnme İlk Derece Mahkemesinin direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından müvekkili aleyhine 50.000,00 euro miktarlı bonoya dayalı olarak icra takibine girişildiğini, müvekkilin takip alacaklısına böyle bir borcu bulunmadığını, müvekkilinin davalı ve senedin lehtarı olan davalının babası müteveffa ... ... ile birlikte Hollanda ülkesinde bir takım gayri resmi işler yaptıklarını, müvekkilinin davalının babası ... ... ile birlikte bir bono arkasına akit yaptıklarını, bu akitten açıkça görüldüğü üzere icra takibine konu senedin şarta bağlı olarak tanzim edildiğini ve özellikle de bir zaman belirlendiğini, davalının babası ... ... tarafından söz konusu senedin uzun yıllar işleme alınmadığını ancak ... ...’nin (24.11.2020) vefatından 3 ay sonra takibe konu senedin davalı tarafından babasının cirosunu taklit edilmek suretiyle ve senedin vade kısmı sonradan 30.10.2018 tarihi olarak doldurularak işleme konulduğunu, senedin zamanaşımına uğradığını, söz konusu para borcu bir an kabul edilse dahi, o dönemde müvekkilinin üzerinde yakalanan ve yargılaması yapılan suç niteliğinde devlet tarafından müsaderesi gereken paranın eksik borç niteliği taşıdığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya borcu olmadığının tespitine, haksız ve kötüniyetli takibin iptaline, takip nedeniyle davalının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; takip konusu evrakın kambiyo senedi niteliği taşıdığını, kambiyo vasfını kaldırıp teminat senedi olduğunun kabul edilmesi için senet üzerinde buna ilişkin ibareye yer verilmesi gerektiğini, davacının sunmuş olduğu evrakın hiçbir hukuki vasfı bulunmadığını, ayrıca yazı altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin ülke dışında elde ettiği gelirlerle çevresindekilere zaman zaman yabancı para birimleri üzerinden borç verip senet aldığını, dava konusu senedin de bunlardan biri olduğunu, müvekkilinin davacıya borç verdiğini ancak uzun süre alacağını alamayan müvekkilinin ortaya çıkan kur farkı dolayısıyla da alacağına kavuşmak için senedi takibe koyduğunu savunarak davanın reddi ile alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere lehlerine tazminata hükmedilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davalı ... tarafından 05.02.2021 tarihinde, 05.08.2010 tanzim, 30.10.2018 vadeli, düzenleyeni ..., lehtarı ... ... olan 50.000,00 euro bedelli bonoya istinaden kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı, davacı vekilinin 05.08.2010 tarihli adi yazılı belge ibraz ederek, bu belgeye istinaden söz konusu bononun teminat bonosu olduğunu, bonodaki lehtar imzasının da sahte olduğunu ileri sürerek menfi tespit talep ettiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığının raporu ile dava konusu bonodaki lehtar ... ...'e ait ciro imzasının, davalının babası olan lehtar ... ...'e ait olmadığı ancak 05.08.2010 başlıklı adi yazılı belgedeki ... ... ismi altındaki imzanın ... ...'e ait olduğunun belirlendiği, bononun teminat bonosu olması için ya bonoda açıkça hangi işlemin teminatı olduğunun açıkça yazılması ya da ayrı bir belgede bonoya tanzim tarihi, bedel vs. gibi somut unsurlar ile atıf yapılarak hangi işlemin teminatı olduğunun belirtilmesi gerektiği, davacı tarafın sunduğu 05.08.2010 tarihli belgenin bir an için bonoyu teminat bonosu haline getirdiği kabul edilse dahi, davacı ...’ın sanık olarak yargılandığı davada davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği, kararın kesinleştiği, davacı tarafın bu suçtan dolayı devlete herhangi bir para cezası ödemediği, bu nedenle 05.08.2010 tarihli belgeye rağmen bononun teminat fonksiyonunun sona ererek sözleşmedeki tarafların beyanına göre geçerli bir bono haline geldiği, her ne kadar dava ve takip konusu bonodaki lehtar cirosunun ... ...'e ait olmadığı anlaşılmış ise de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 677. maddesindeki imzaların istiklali olarak ifade edilen düzenlemede, imzalar yönünden herhangi bir sınırlama bulunmayıp, her imza sahibinin kendi imzasından sorumlu olacağının kabul edildiği, sahte imzanın (cironun), ciro zincirinde kopukluğa sebep olacağının kabul edilmesi, kıymetli evrakı iktisap edecek kişilere her türlü ciro yönünden şekli incelemenin yanında esaslı inceleme yapma, diğer bir ifade ile her bir cironun sahibi yönünden bağlayıcı olup olmadığı yönünde inceleme yapma külfeti yükleyeceği, bu kabulün kıymetli evrakın tedavül kabiliyetini ortadan kaldıracak olması nedeniyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2021 tarihli 2017/(19)11-2738 E., 2021/1513 K. sayılı içtihadının işbu davada uygulanmadığı, önceki karar Yargıtayca, keşidecinin ancak kendi imzasının sahteliği iddiasında bulunabileceği, lehtarın imzasının sahteliği iddiasında bulunarak menfi tespit talep edemeyeceği gerekçesiyle bozulmuş ise de önceki kararın gerekçesinde davalı hamil ...'in, dava dışı vefat eden lehtar ... ...'in oğlu olması nedeniyle dava konusu bonodaki lehtar imzasının babasına ait olmadığını bilebilecek veya bilmesi kendisinden beklenecek bir kişi olması nedeniyle davalı ...'in dava konusu bonodaki lehtar imzasının sahte olduğunu bilerek bu bonoyu davacı aleyhine icra takibine koymak suretiyle kötüniyetle hareket ettiğinin açıklandığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmünün düzenlendiği, TTK'nın 687/1 hükmü ve TMK'nın 2. maddesi uyarınca, davalının iyiniyetli yetkili hamil olarak kabul edilemeyecek olması nedeniyle davacının dava ve takip konusu bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığı sonucuna varıldığından bozma ilamına uyulmadığı, önceki kararda direnilmesi gerektiği kanısına varıldığı gerekçesiyle eski hükümde direnilmesine, buna göre davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. IV. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/5 hükmü gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede; yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararında bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve dava dışı lehdar ... ... ile davalı hamil ...'in baba oğul olmalarına, davalı ...'in senetteki lehdar imzasının, babası ... ...'e ait olmadığını bilebilecek olmasına göre davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. V. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 ve 373/5 hükümleri uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 20.11.2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
- ilk dereceTicaret Mahkemesi2025/249 E.2025/477 K.Direnme - Davanın kabulü
- m. 677· İlk derece: İmza bağımsızlığı (imzaların istiklali) ilkesi uyarınca her imza sahibinin kendi imzasından sorumlu olacağı kuralı tartışılmıştır.
- m. 687/ (1)· İlk derece ve Yargıtay: Davalı hamilin, lehtarın imzasının sahte olduğunu bilebilecek durumda olması nedeniyle iyiniyetli yetkili hamil sayılamayacağı yönündeki değerlendirme.
- menfi tespit davası
- kambiyo senedi
- sahte ciro
- imzaların istiklali
- iyiniyetli hamil
- dürüstlük kuralı
- direnme kararı