TTK 55: Tescilli Marka Haklarının Korunmasında Haksız Rekabet Hükümleri ve Kümülatif Koruma Yasağı
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonraki olaylarda, tescilli sınai haklar (marka) bakımından kümülatif koruma ilkesi uygulanamayacağından, haksız rekabet hükümlerinin özel sınai mülkiyet mevzuatı ile eş zamanlı olarak uygulanması mümkün değildir.
Davacı, aralarındaki franchise sözleşmesi feshedilmesine rağmen tescilli markalarını izinsiz ve iltibas oluşturacak şekilde kullanmaya devam eden davalıya karşı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesi ile tazminat talepli dava açmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, marka tecavüzünün yanı sıra kümülatif koruma ilkesi gereğince haksız rekabetin de oluştuğunu kabul ederek davayı kısmen kabul etmiştir. Temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 6102 sayılı TTK'nın sistemi ve m. 55 gerekçesi uyarınca tescilli sınai haklarda haksız rekabet tabanlı kümülatif korumanın kalktığını belirterek kararı haksız rekabet yönünden düzelterek onamıştır.
11. Hukuk Dairesi 2025/5184 E. , 2026/516 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025114 Esas, 2025/986 Karar HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; Çiğ köfte sektöründe lider şirketlerden olan müvekkilinin "..." markası ile tanındığını, müvekkilinin, 2005/104 96... /45823 tescil nolu "..." ve 2009/45823 tescil nolu "..." markalarının sahibi olduğunu, müvekkilinin eski bir çalışanı olan davalı ile müvekkili arasında 16.12.2009 tarihinde imzalanan franchise sözleşmesi uyarınca davalının ... İli sınırları içerisinde üretici bayi olarak faaliyette bulunduğunu, mesnetsiz sebepler ileri sürerek 11.05.2015 tarihli bir ihtarnameyle sözleşmeyi feshettiğini, davalının ihtarnameden sonra da müvekkilinin "..." ve "..." markalarını kullanmaya bir süre devam ettiğini, daha sonra müvekkilinin 21.05.2015 tarihine kadar devam ettiğini, bu duruma müvekkilinin "..." ve "..." markalarına tecavüz teşkil edecek şekilde aynı kompozisyon ve renkte olan “...” ve “...” markalarını kullanmaya başladığını ki buna müvekkilinin izni ve muvafakatinin olmadığını ileri sürerek haksız rekabetin ve marka hakkına tecavüzün önlenmesine, davalının "..." ve "..." ibareli her türlü kullanımının engellenmesine, tecavüzün ref ve men’ine, davalıya ait her türlü eşya ve emtiadan, davalının tabelasından, reklamlarından “...” ve “...” ibarelerinin çıkartılmasına, bu mümkün değilse emtiaların imhasına, masrafı davalıdan alınarak hükmün ilanına, belirsiz alacak davası hükümlerine göre açılan davada şimdilik 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 66. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca marka hakkına tecavüz edenin, markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline göre hesaplanacak 1.000,00 TL maddi ve aynı KHK’nın 68. maddesi gereği 10.000,00 TL itibar tazminatı ile 20.000,00 TL manevi tazminatın avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bilahare sunmuş olduğu dilekçesi ile maddi tazminatın 556 sayılı KHK'nın 66. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca marka hakkına tecavüz edenin, markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazanca göre aynı KHK’nın 67. maddesine göre de artırılmak üzere 3.609,85 TL olarak tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ... ibaresinin jenerik bir isim olduğunu ve herkesçe kullanılabileceğini, bu ibarenin davacının tekelinde olmadığını, bu nedenle marka olarak tescil edilemeyeceğini, bu hususu davacının da kabul ettiğini, ... kelimesini içeren çok sayıda tescilli markanın bulunduğunu, davacının markasında ayırt edici niteliğin kuyruğu oldukça uzun tasarlanmış "M" harfi olduğunu, müvekkili markasında ise ayırt ediciliğin "..." ön ekinde olduğunu, "..." eki sayesinde müvekkili markasının ayırt edicilik kazandığını, "..." ibaresinin de iltibasa sebep olmadığını, çiğköftenin acı bir yemek olup, acı ibaresi sebebiyle benzerlik aramanın beyhude bir çaba olduğunu, davacının markasındaki "..." ve müvekkili markasındaki "..." kelimelerinin çiğköftenin acılığını nitelediğini, bu kelimelerin gerek yazım gerekse anlam paralelliğinin olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, taraflar arasında 16.12.2009 tarihinde Franchising Sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmenin davacı tarafından 11.05.2015 tarihinde feshedildiği, Franchising Satış Sözleşmesi'nin davacı ...-... Gıda tarafından tek taraflı olarak fesih edildiği 11.05.2015 tarihinden itibaren (26.06.2015) dava tarihine kadarki dönem içerisinde davalı ...'in incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre 10.013,88 TL ciro elde ettiği, taraflar arasındaki sözleşme sona ermesine rağmen davalının "... ..." şeklinde markasal kullanım ile ticari faaliyette bulunduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davacı ... markasındaki M harfinin güçlü ayırt edicilik kazandırdığı, davalının ayırt edici olan M harfini benzer şekilde ... ibaresi önünde ... ibaresi ile birlikte benzer yazı karakteri, renkleri ve çizgi grafik ibare ile kullanması, ... ve ... ibarelerinin anlamsal olarak aynı olması, davacı markası olan "..." yerine "..." ibaresinin yine benzer yazı biçiminde kullanılmasının davalı kullanımının davacı markası ile iltibas oluşturacak nitelikte olduğu, nitekim davalının kardeşi adına anılan ibare için yapılan marka başvurusunun da reddedildiği ve YİDK kararının iptali istemi ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2016/154 E., 2017/257 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, davacı markası ile iltibas oluşturacak şekildeki kullanımın marka hakkına tecavüz ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiği, marka hakkı tecavüze uğrayan marka sahibinin manevi tazminat talep edebileceği, itibar tazminatının oluşabilmesi için tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi şartını arandığı, Yargıtay bozma ilamında da işaret edildiği üzere; davacı tarafça dava dilekçesinde yoksun kalınan kara dayalı tazminatın, 556 sayılı KHK'nın 66/2-(c) bendine göre, " Marka hakkına tecavüz edenin, markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödenen lisans bedeline göre" hesaplanmasını talep ettiği, seçimlik haklar yenilik doğurucu haklardan olup, karşı tarafa ulaştıktan sonra değiştirilemeyeceği, bu nedenle 556 sayılı KHK'nın 66/2-(c) bendine göre tazminata hükmedilmesi gerektiği, davacı vekilinin Yargıtay bozma ilamına uyulmasına ilişkin Daire kararından sonra ibraz ettiği, 14.04.2025 tarihli dilekçesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun TBK 122. maddesi gereğince munzam zarar talebinde bulunmuşsa da; munzam zarar talebi dava tarihinden sonra gelişen koşullara dayandırıldığından yeni bir talep ve yeni bir davanın konusu olması nedeniyle, bu yönde inceleme yaptırılarak munzam zarara hükmedilmesi talebinin usul ve yasaya uygun görülmediği, mali müşavir bilirkişi raporuna göre taraflar arasında imzalanan ve 11.05.2015 tarihinde feshedilen Franchise Sözleşmesinde düzenlenen franchise bedeli esas alınarak yapılan hesaplamada; sözleşmenin 24.1 maddesi gereğince yıllık reklam katılım bedeli 400,00 USD ve yıllık 500,00 TL Lisans bedeli üzerinden 43 günlük hesaplama yapılarak davalının davacıya ödemesi gereken lisans bedeli 186,30 TL olarak bulunduğu, davalı tarafça yapılan hesaplamada 400,00 USD reklam katılım bedelinin hesaba dahil edilmemesi gerektiği ileri sürülmüşse de; her yıl ödenecek bedel olarak kararlaştırıldığından bilirkişi tarafından hesaplamaya dahil edilmesinin usul ve yasaya uygun görüldüğü, davalı vekilinin 05.05.2025 tarihli dilekçesinde, davacı tarafın tescilli markalarının, mahkeme karar tarihinden sonra dava dışı ... Group Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'ye devredildiğini ileri sürdüğü, Türk Patent ve Marka Kurumu sorgu ekranından alınan kayıtlarda, davacı vekilinin dava dilekçesinde dayandığı 2005/10496, 2007/061 83... /45823 sayılı markaların davacı tarafça davadan sonra 29.09.2016 tarihinde dava dışı Globlend Gıda San. Dış Tic. Ltd. Şti.'ne, bu şirket tarafından da daha sonra 01.11.2019 tarihinde dava dışı ... Group Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'ne devredildiğinin anlaşıldığı, davacı vekilinin 28.05.2025 tarihli dilekçesinde de dava konusu markaların ... Group Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'ne geçtiğini doğruladığı ve davaya devralan şirket adına devam ettiklerini beyanla vekaletname ibraz ettiği, dayanak markalar, dava açıldıktan sonra devredildiğinden, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin meni ve refi talebi yönünden markaları devralan ... Group Şirketinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 125. maddesi gereğince davayı takip yetkisi ve davacı sıfatının bulunduğu, tazminat talepleri yönünden ise davacı ...'in davacı sıfatının devam ettiği anlaşılmakla, markaya tecavüz ve haksız rekabetin men ve ref talebi hakkında davacı ... Group yönünden talebin kabulüne, davacı ...'in tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının davacı ... Group adına tescilli "..." esas unsurlu markalardan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetinin durdurulmasına, menine ve kaldırılmasına, davalının "..." ibareli sözcükleri her türlü tanıtım evrakından, eşyasından, tabelasından, reklam araçlarından çıkarılmasına, eşyaya zarar verilmeden çıkarılması mümkün değil ise eşyaların toplatılarak imhasına, 186,30 TL maddi tazminatın 23.06.2015 dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine, 1.000,00 TL manevi tazminatın 23.06.2015 dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine, davacı ...'in fazlaya dair maddi, manevi tazminat talebi ile itibar tazminatı taleplerinin reddine, hüküm özetinin karar kesinleştiğinde masrafı davalıdan alınarak ülke çapında yayınlanan tirajı en yüksek bir gazetede ilanına karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. IV. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava,marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin durdurulması, men'i, kaldırılması ile maddi-manevi ve itibar tazminatı istemlerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Bölge Adliye Mahkemesince HMK'nın 373/4 hükmü uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Mahkemece davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (..., .../ ..., .../..., ...; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (... , .../..., .../..., .../..., ...; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ..., ...; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. V. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan “ ...tecavüz ve haksız rekabetinin...” ibaresinin çıkartılarak yerine “...tecavüzünün” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacılara yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 27.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. ... “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ...'da, ...'da, ...'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ... – Prof. ... , Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur. (Prof. ... - Prof. ... , Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent Kanunu Anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama yönündeki görüşüne katılmamaktayız.
- bamİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi2025/114 E.2025/986 K.Davanın kısmen kabulü
- m. 55/ (1)· 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır.
- m. 57/ (5)· Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti.
- m. 50· tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi
- m. 53· tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi
- marka hakkına tecavüz
- haksız rekabet
- kumulatif koruma
- franchise sozlesmesi
- iltibas
- lisans bedeli
- sinai mulkiyet